Haberler | Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

Çiğ Süt Fiyatı Artırılsın

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 21 Mayıs Dünya Süt Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Süt, sadece hayvancılık sektörü için değil tarım için de en önemli ürünlerinden biridir. Bilhassa büyükbaş hayvancılığın ayakta kalabilmesi, kırmızı et üretiminde sıkıntı yaşanmaması ancak sütün istikrarlı, yeterli ve güvenceli bir pazara sahip olmasıyla mümkündür. Söz konusu şartlara uygun bir pazarın oluşması ise ancak istikrarlı bir tüketim ve buna bağlı bir üretimle sağlanabilir.” dedi.
Süt hayvancılığının et hayvancılığının da temeli olduğuna dikkati çeken Bayraktar, “ana varsa dana vardır. Et hayvancılığının materyalini süt hayvancılığı sağlamaktadır. Üretici 1 litre süt sattığında en az 1,5 kilogram yem alabilmelidir. Buna göre üreticinin eline litrede 1 lira 89 kuruş geçmelidir. Üreticinin sattığı sütün ülke ortalaması litrede 1 lira 38 kuruştur. Litresi 1 lira 5 kuruştan süt satılan illerimiz bile vardır. Çiğ süt fiyatları artırılmalıdır” dedi.
Piyasa istikrarı açısından Et ve Süt Kurumu'nun müdahale kurumuna dönüştürülmesinin önemli bir gelişme olduğunu bildiren Bayraktar, “hayvancılığımızın gelişmesine ve sorunlarının çözümlenmesine önemli katkı sağlayacağına inandığımız ve her platformda dile getirdiğimiz ‘müdahale kurumunun' oluşturulmasıyla ilgili talebimizin dikkate alındı. Dönemin bakanı ve başbakanı ile görüşerek kurdurduğumuz Et ve Süt Kurumu'nun devrede olması, çiğ süt fiyatlarındaki daha fazla düşmeyi önlüyor. Eğer taleplerimiz yerine getirilmeseydi, böyle bir kurum oluşturulmamış olsaydı piyasaya nasıl müdahale edilecekti? Zaman zaman yaşanan sorunlara nasıl bir çözüm üretilecekti” ifadelerini kullandı.
Bayraktar, sektörün istikrara kavuşması, sürdürülebilir bir üretime ulaşması için yapılması gerekenleri de şöyle sıraladı: “Üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak için çiğ süt/yem paritesinin en az 1,5 olması için gereken tedbirler alınmalıdır. Hayvancılık destekleri artarak devam etmelidir. Son dönemde artan döviz kurları nedeniyle yem fiyatlarında önemli oranlarda artış olmuştur. Sürekli artan yem fiyatları için gereken tedbirler alınmalıdır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın kesif yemdeki fiyat artışını dikkate alarak çiğ süt prim desteklerini, yılın ilk 3 ayını kapsayacak şekilde sıcak süt için 3 kuruştan 5 kuruşa, soğuk süt için 6 kuruştan 10 kuruşa, örgütler aracılığıyla pazarlanan soğuk süt için 7 kuruştan 12 kuruşa çıkarma ve süt üreticilerine toplamda 270 milyon liralık prim desteği verme kararı yerinde bir uygulama olmuştur. Süt üreticileri başta olmak üzere herkesin “Dünya Süt Günü”nü kutlayan Bayraktar, üretenin hak ettiği kazancı elde ettiği, tüketenin ise rahatça süt içip süt ürünlerini tüketebildiği günler diledi.
 

Her Koşulda Çiftçi Üretmeye Devam Ediyor

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, "2017 yılı verileriyle, milli hasılaya 51,7 milyar dolarlık katma değer ekliyor, üretici fiyatlarıyla, 88 milyar dolarlık üretim yaptık. Çiftçimiz, zor tabiat koşullarında, yağmur, çamur demeden,  gecesini gündüzüne katarak üretiyor, tarlasından, bağından, bahçesinden, ahırından, ağılından kopmuyor, ormanda, denizde üretimini sürdürüyor, sofralardan üç öğün hiçbir şeyi eksik bırakmıyor. Bu ülkeye hizmeti de ibadet gibi görüyor. Buna karşın kıymetinin bilinmesini, yaptığı işin öneminin idrak edilmesini istiyor" dedi.
Şemsi Bayraktar, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu (IFAP) tarafından alınan kararla 1984 yılından buyana, her yıl tüm dünyada 14 Mayıs’ın 'Dünya Çiftçiler Günü' olarak çeşitli etkinliklerle kutlandığını belirtti.
“TARIM ÖNEMİ TARTIŞILMAZ BİR SEKTÖR”
Bu günün kutlanmasıyla değeri çok da iyi anlaşılmayan çiftçinin ve tarım sektörünün gündeme geldiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:
"Tarım, önemi tartışılmaz bir sektördür. Tarım modası geçmeyen tek sektördür. Elektronik aletler, makinalar, motorlu araçlar olmadan da yaşanabilir ama gıda olmadan yaşanamaz, gıda ihtiyacı ertelenemez. Bütün insanlık tarihi boyunca tarım, en stratejik sektör olmuştur. Önemi hiçbir zaman azalmamış, aksine her geçen gün artmıştır ve artmaya da devam edecektir.
Dünyada yoksulluk oldukça, kıtlık sürdükçe, 815 milyon insan açlık çektikçe tarımsal üretimi artırmak zorundayız. Uzay çağını yaşarken, dijital devrim ve otomasyon her alana girmişken hala dengesiz gelir dağılımı nedeniyle yüz milyonlarca insanın açlık çekmesini gelecek kuşaklara anlatamayız. Üstelik yüz milyonlarca insan açlık çekerken gıdanın üçte birini, 1,3 milyar ton gıdayı çöpe atarken bunu açıklayamayız."
‘TARIMSAL POTANSİYEL AÇISINDAN EN ŞANSLI ÜLKELER ARASINDAYIZ’
Türkiye’nin tarım potansiyeli açısından en şanslı ülkeler arasında bulunduğuna dikkati çeken Bayraktar, şu bilgileri verdi:
"Tarımsal potansiyel açıdan cennet gibi bir ülkede yaşıyoruz. Dünyanın en eski tarım merkezlerinden biri olan Anadolu ve Trakya’ya sahibiz. Ülkemizde tarımsal çeşitlilik kıtalarla karşılaştırılabilecek kadar zengin. 55 üründe dünyada ilk 10 sırada yer alıyoruz. Fındık, kayısı, incir, kiraz, ayva ve haşhaş üretiminde birinci, karpuz, kavun, pırasa, bal ve fiğ üretiminde ikinci, mercimek, elma, salatalık, yeşil biber, yeşil fasulye, kestane, Antep fıstığı, çilek ve koyun sütü üretiminde üçüncü sıradayız. Endemik bitki türü bizde 3 bin 500’ü aşarken, her gün bunlara yenileri eklenirken, kıta Avrupası’nda toplam endemik bitki türü sayısı 2 bin 500’de kalıyor. Bugün dünya tarımının en temel ürünlerinden çoğunun anavatanı bu topraklar. Buğday, arpa, mercimek, nohut, soğan, sarımsak, havuç, zeytin, üzüm, incir, fındık, Antep fıstığı, ceviz, badem, elma, armut, ayva, nar, erik, kiraz ve vişnenin anavatanının Anadolu’dur. Bunların dışında, çavdar, yulaf, bakla, bezelye, kestane, kuşburnu, kekik, ahududu, alıç, ahlat, karadut, keçiboynuzu, böğürtlen, kızılcık, muşmula, menengiç, üvez, anason, Bektaşi üzümü, çam fıstığı, kara yemiş, koca yemiş gibi önemli tarım ürünlerinin kaynağı da Anadolu Bunun yanı sıra ülke olarak çok stratejik bir konumdayız. İçinde bulunduğumuz bölgede, başta Ortadoğu olmak üzere, Balkanlar, Rusya, Kafkasya, Orta Asya ve Kuzey Afrika’da büyük bir gıda talebi bulunmaktadır. Bu coğrafyanın tam ortasında yer alan ülkemiz, tarım potansiyelini nüfusu 700-800 milyonu bulan bu bölgenin gıda açığını karşılamak üzere rahatlıkla kullanabiliriz. Bölgenin tarımsal üretim merkezi olabiliriz."
Bütün bu artılara rağmen, ülke olarak tarım sektöründe var olan potansiyeli tam olarak kullanabildiğinin söylenemeyeceğini belirten Bayraktar, "var olan potansiyeli kullanamıyoruz çünkü; tarımın, arazi parçalanması ve işletme ölçek sorunu, tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı, küresel ısınmadan kaynaklı iklim değişiklikleri, tarım sigortasının yeterince yaygınlaşamaması, sulama, girdi maliyetleri, kredi finansman, örgütlenme, üretim planlaması, fiyat istikrarı, eğitim, kırsalda nüfus kaybı gibi çeşitli sorunları bulunmaktadır. Bu sorunları çözmek zorundayız. Çözüm bekleyen sorunların en önemlileri yapısal sorunlar olan arazi parçalılığı, sulama altyapı eksikliği ve örgütlenmedir" dedi.
YAPISAL SORUNLAR”
Bayraktar, şunları kaydetti:
"Tarımsal işletmelerimiz küçük, arazilerimiz çok parçalıdır. Ortalama işletme büyüklüğümüz 61 dekardır. Üstelik bu alan yaklaşık 10 parselden oluşmaktadır. Parsel büyüklüğü ortalama 6 dekara inmektedir. Bu durum inanılmaz bir maliyet getirmektedir. Bu kadar parçalanmış arazi ve işletme yapısıyla verimli tarımsal üretim yapmak imkansızdır. Bu açıdan bizim de çıkarılması için sonuna kadar desteklediğimiz, Arazi Kullanımı ve Toprak Koruma Kanunu çok önemlidir. Kanunda iyi bir şekilde uygulanırsa, arazilerin daha da bölünmesi önlenecektir. Halen devam eden toplulaştırma çalışmalarıyla da parseller birleştirilip büyütülecektir. Sulama hepimizin bildiği gibi ülkemizin en önemli meselelerinden biridir. Hala ekonomik ve teknik olarak sulanabilir 8,5 milyon hektarlık arazinin 2,15 milyon hektarını gerekli altyapı çalışmaları tamamlanamadığı için sulayamıyoruz. Sulanan alanlarda da yüzde 60’a varan oranlarda tasarruf sağlayan basınçlı sulama sistemlerine yaygın olarak geçemedik. Hızla basınçlı sulama oranını artırmamız gerekiyor. Bunun çözümü, basınçlı sulama sistemlerinin kurulum maliyeti devletimiz tarafından hibe yoluyla karşılanmasıyla mümkün olacaktır. Bu açıdan GAP, KOP, DAP gibi büyük sulama projelerini içeren bölgesel kalkınma projelerin bir an önce tamamlanmalıdır. Üreticimizin ekonomik örgütlenmesinin yeterince sağlanamamış olması da önemli bir sorundur. Ekonomik örgütlerinin fonksiyonel olması, idari ve mali yönden güçlendirilmesi ve profesyonelce yönetilebilmesi için gerekli mevzuat değişiklikleri yapılmalıdır. Bu örgütler, gelişmiş ülkelerde örnekleri görüldüğü gibi üyelerine ucuz girdi temin edebilmeli, soğuk hava depoları, lisanslı depolar kurabilmeli, çiftçinin ürününü stoklayabilmeli, pazarlayabilmeli, ürünü işleyebilmeli, en iyi şekilde değerlendirebilmeli, piyasaya girip regülasyonu sağlayabilmelidir. Ekonomik örgütlenme etkin olarak sağlanmadan ne çiftçimiz ürününü değerinden satabilir ne de tüketicimiz makul fiyatlarla tüketim yapabilir. Piyasada da fiyat istikrarı sağlanamaz. Üretim planlaması da yapılamaz."
Ziraat Odalarının eğitime çok önem verdiğini, çiftçinin bilgiyle buluşturulması için çalıştığını bildiren Bayraktar, "Ne yaparsak yapalım, çiftçimizi bilgiyle buluşturamazsak 150 milyar dolarlık hasıla, 40-50 milyar dolarlık tarım gıda ihracatı hedeflerine ulaşamayız. Gerek Türkiye Ziraat Odaları Birliği gerekse de Ziraat Odaları olarak Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı başta olmak üzere bakanlıklar, kurum ve kuruluşlarla protokoller imzalayarak, işbirliği yaparak 427 bin çiftçimizin eğitim almasını sağladık. Üstelik bunların 174 bini de kadın çiftçilerimiz. Yine teknolojik gelişmeleri yakından görebilsin diye 670 bin çiftçimizi fuarlara taşıdık. Bu sayılar daha da artırılmalı, bütün çiftçilerimiz eğitimden geçirilmelidir" dedi.
“TALEPLERİMİZ”
Çiftçiyi rahatlatmak için mazot, gübre, yem, elektrik, tohum, ilaç gibi girdi maliyetleri makul düzeylere çekilmesi gerektiğini belirten Bayraktar, çiftçinin öncelikli taleplerini ise şöyle sıraladı:
"Hazineye ait arazilerde ecrimisil ödeyerek tarımsal üretim yapan çiftçilerimizin sorunların bir bölümü çözüldü. Bu şekilde üretim yapan bütün çiftçilerimizin çiftçi kayıt sistemi (ÇKS) konusundaki sorunlarının çözüm yolu bulunmalıdır. Bu sorunlar çözülmeli ki çiftçimiz tarımsal desteklerden yararlansın, Hazine destekli düşük faizli Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri kredisi kullanabilsin, tarım sigortası yaptırabilsin, Toprak Mahsulleri Ofisi’ne ürün satabilsin. İntikali yapılmamış arazilerde intikal işlemlerini hızlandırmak için, 15 Mayıs 2018 tarihine kadar uzatılan ‘miras kalan tarım arazilerinin intikal işlemleri esnasında alınan tapu harcı muafiyeti’ devam ettirilmelidir. 2 B arazilerinin, tarım arazisi olarak korunması kaydıyla çiftçimize satışında rayiç bedel, tarımsal arazi rayiç bedeli üzerinden belirlenmelidir.
Çiftçilerimize verilen doğrudan destekler, Tarım Kanununda öngörüldüğü gibi gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 1’ine çıkarılmalıdır. Tarımsal desteklerden alınan yüzde 2 ile yüzde 4 arasında değişen stopaj kesintisi kaldırılmalıdır. Çiftçilerimizin 2 bin liranın üzerinde vadesi geçmiş vergi, tarımsal amaçlı sulamada kullanılan elektrik, sulama işletme ve bakım ücreti, su kullanım hizmet bedeli borçlarının desteklerden kesilmesi uygulamasından vazgeçilmelidir. Tarımda kullanılan elektrik, tohum, fide ve ilaçtan alınan KDV sıfırlanmalı, elektrikteki enerji fonu ve TRT payı kaldırılmalıdır. Hayvancılık işletmelerinde kullanılan elektriğe tarımsal sulama abone grubu tarifesi uygulanmalıdır. Çiftçimizin düşük faizli kredi talebi karşılanmalı, tarımsal kredilerde kredi masrafları alınmamalı, sigorta mecburiyeti kaldırılmalıdır. Çiftçilerimize yeni finansman olanakları sağlanmalı, takibe düşmüş kredi borçları faizsiz ve uzun vadeli olarak yapılandırılmalıdır. Dekar başına 1 liradan 5 liraya yükseltilen yeraltı suyu kullanım ücreti yeniden 1 liraya düşürülmelidir. Üreticilerimize kullandıkları yem için fatura karşılığında belli bir miktar destek verilmeli veya yemi Tarım ve Kredi Kooperatifleri/üretici örgütleri kanalıyla uygun fiyattan temin edebilmelerine imkan sağlanmalıdır. 2017 yılında olduğu gibi, 2018 yılında da doğal afetlerden zarar gören çiftçilerimizin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları ertelenmelidir. Tarım sigortalarında primler çiftçimizin ödeyebileceği seviyelere çekilmeli, sigorta kapsamı genişletilmelidir. Tarım Bağ-Kurlularda aylık prim ödeme gün sayısı 25 günden, 2008 yılında olduğu gibi yeniden 15 güne indirilmelidir. Çiftçilerimize, prim ödedikleri her yıl için 90 gün, 4 yılda 1 yıl hesabıyla fiili hizmet payı, kamuoyunda bilenen ismiyle yıpranma hakkı verilmelidir. Kadın çiftçilerimizin, sigortalı olmadan önce gerçekleşen doğum nedeniyle hizmet borçlanması yapabilmesi sağlanmalıdır. Çiftçilerimize muafiyette geçen süreler için borçlanma imkanı verilmelidir.”
Bayraktar, bütün çiftçilerin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü kutladı, bütün çiftçilere bereketli hasatlar diledi.
 

Bakan Fakıbaba, Milas'ta Fuar Açılışına Katıldı

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar'ın da katılımıyla, Muğla'nın Milas ilçesinde bu yıl 9'uncusu düzenlenen Milas Güney Ege Uluslararası Gıda, Tarım ve Hayvancılık Fuarı'nın açılışını yaptı. Bakanlık tarafından hayata geçirilen küçükbaş hayvan desteği ve şeker fabrikalarının özelleştirmesi konularına değinen Bakan Fakıbaba, "Üreticimiz kazanacaksa bizler özelleştirmenin yanındayız" dedi.
Expolink Fuarcılık tarafından düzenlenen Milas Güney Ege Uluslararası Gıda, Tarım ve Hayvancılık Fuarı, bu yıl 9'uncu kez kapılarını ziyaretçilere açtı. TARİŞ 152 No'lu Pamuk Tarım Satış Kooperatifi'ne ait çırçır fabrikasındaki fuar alanında düzenlenen törene; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, AK Parti Muğla Milletvekili Nihat Öztürk, CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir, MHP Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan, Muğla Valisi Esengül Civelek, Milas Kaymakamı Eren Arslan, Milas Belediye Başkanı CHP'li Muhammet Tokat, siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri, kurum yöneticileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Açılış konuşmasını yapan Expolink Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Erdoğan, Fuarın tarım sektörüne, bölgeye ve üreticiye büyük katkılar sağladığını ifade etti. Erdoğan, "Bu yıl fuar alanında sergi alanları yüzde 20 artışla 7 bin 300 metrekareye çıkarılırken, katılacak firma sayısında da geçen yıllara göre yaklaşık yüzde 25 bir artış yaşandı" dedi.
KADIN ÇİFTÇİLERE SİGORTA PİRİMİ DESTEĞİ ÇAĞRISI
Erdoğan'ın ardından kürsüye davet edilen TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle tüm kadınların gününü kutladı. Bakan Fakıbaba ve milletvekillerine, tarım sektöründe çalışan kadınlar için daha önce gündeme getirdikleri sigorta pirim desteğini hatırlattı.
MHP Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ise, Türkiye'deki tarım alanında çalışan kadın sayısının en fazla olduğu ilin Muğla olduğuna dikkat çekti.
'ŞEKER FABRİKALARI VATANDIR, SATILAMAZ'
CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir ise Bakan Fakıbaba'nın çalışmalarını başarılı bulduğunu belirterek, fuar alanı eksikliğine dikkat çekti. Bakanlığın tarım alanındaki desteklemelerini artırması gerektiğini de dile getiren Demir, şeker fabrikalarının özelleştirmelerine de değinerek, "Şeker fabrikaları vatandır. Vatan satılamaz. Bu konuyu bir kez daha düşünün. Tarihe fabrika kapatan bir bakan olarak geçmeyin. Tarım stratejidir, millidir, vatandır. Şeker de bunların içerisinde yer alır. Biz cumhuriyet değerlerinin satılmasını değil, korunmasını istiyoruz" dedi.
EĞİTİMLER ÖNEMLİ
Üreten insanın, insanlığa faydalı olan insan olduğunu söyleyerek konuşmasına başlayan Bakan Fakıbaba ise "Üretim aşamasındaki en büyük eksikliklerimizden birisi eğitim. İlaçlama, sulama, tohum gibi konularda bilgi eksikliklerimiz var. Gerek Bakanlığımız gerek sivil toplum örgütlerimiz, kurum ve kuruluşlarımızca yapılan eğitim çalışmalarıyla şuanda tarımda iyi noktalara geldik" dedi.
Ege Bölgesi'nin güzelliğini "Allah bu coğrafyaya her şeyi vermiş. Dağlarından yağ, ovalarından bal akıyor" diyerek tanımlayan Bakan Fakıbaba, "Bizim çok güzel bir ülkemiz var. Kimsenin toprağında gözümüz yok. Ama şu da iyi bilinsin ki bizim tek bir çakıl taşımızda gözü olanın da gözünü çıkarırız. Afrin'de çok önemli bir operasyon yapılıyor. Şehit olan askerlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Bizim bir tek ülkemiz var. Başka da bir şeyimiz yok. Onun için birlik ve beraberlik içerisinde olmamız lazım. El ele verdiğimizde tüm sorunları çözeriz" diye konuştu.
'KADININ ELİNİN DEĞDİĞİ YERDE BEREKET VARDIR'
Konuşması sırasında kadınların 8 Mart'ını da kutlayan Bakan Fakıbaba, "Muğla'daki 60 bin çiftçinin 25 bini kadınlardan oluşuyormuş. Bu çok güzel bir rakam. Kadının elinin değdiği her yerde başarı vardır, bereket vardır. Kadına şiddet uygulayanın da her zaman karşısındayız" dedi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı görevinin kolay olmadığını belirten Bakan Fakıbaba, "İnanın ki hiç de kolay olmayan bir çalışma alanı. Benden önceki arkadaşlar da çok güzel çalışma yapmışlar. Bizler de şimdi arkadaşlarımızla daha fazla ne yapabiliriz diyerek projeler üretmeye çalışıyoruz. Ülkemizin et açığını kapatmak için 300 Koyun Projemizi hayata geçirdik. Proje ile şu anda 46 milyon olan küçükbaş hayvan sayımızı 80 milyona çıkarmayı hedefliyoruz. Bizler hayvan varlığımızın azlığından dolayı şuanda et ithal ediyoruz. İnşallah ülkemizin ihtiyacı olan eti kısa sürede kendimiz yetiştireceğiz" dedi.
ÖZELLEŞTİRMEYE KARŞI DEĞİLİM
Törene katılan CHP Muğla Milletvekili Nurettin Demir'in özelleştirilme çalışmaları devam eden şeker fabrikaları konusuna da değinen Bakan Fakıbaba, özelleştirmeye karşı olmadığını belirterek şunları söyledi:
"Ülke olarak bizlerin bazı stratejik ürünleri var. Daha önce benzer çalışmaları üzüm ve fındıkta yaptık. ve ürün fiyatlarının üretici açısından değiştiğini gördük. Biz hep üreticinin yanında olduk ve üreticimizi kara geçirdik. Devletimizi zarar ettirmedik. İnşallah şekerde de böyle olacak."
Ülkede devlete ait 25, özel sektöre ait ise 8 fabrika bulunduğunu da dile getiren Bakan Fakıbaba, "Bizim 25 fabrikamızda 10 özel sektör fabrikasına eş değer üretim yapılıyor. Ben de sizin gibi karşı çıkarım ancak eğer fabrika kapanıyor yeri imara açılıyorsa ve çalışanları mağdur ediliyorsa. Biz bunlara karşıyız. Bu özelleştirme ile ülkemiz Avrupa ile rekabet edebilecek. Üreticimiz kazanacaksa bizler özelleştirmenin yanındayız" dedi. Bakan Fakıbaba, 25 yıldır çayında şeker kullanmadığını da konuşması sırasında belirtti.
FUAR ALANI İÇİN SÖZ VERDİ
Milas'ın fuar alanı eksikliği ile ilgili de önemli açıklamalarda bulunan Bakan Fakıbaba, "Fuar alanı için Milas'ta 20 dönümlük bir arazi varmış. ve benim imzamı bekliyormuş. Bu kadar güzel bir bölgeye ve etkinliğe tabiki daha iyi şartlar sunulmalı. Ben de buradan bunun sözünü veriyorum. Gereken imzayı atacağım" dedi.
Yapılan konuşmaların ardından Bakan Fakıbaba ve protokolün katılımıyla fuarın açılış kurdelesi kesildi. Fuarda yer alan stantları tek tek ziyaret eden Bakan Fakıbaba hem üreticiler hem de firma temsilcileriyle kısa süreli sohbetlerde bulundu.
Fuar etkinlikleri kapsamında 10 Mart 2018 Cumartesi günü saat 11'de 'Muğlalı Kadın Çiftçiler Tiyatro Grubu' gösterisi ve aynı gün saat 11.30'da 'Dişi Buzağı Güzellik Yarışması düzenlenecek.
Bakan Fakıbaba, fuar alanından sonra sırasıyla Milas Ziraat Odası ile Milas Ticaret Odası'nı ziyaret etti, kentten ayrıldı. Bakan Fakıbaba, havayoluyla Ankara'ya gitti.
 
 

Bayraktar: Tarımın Yükünü de Kadınlar Çekiyor

TÜRKİYE Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımın yükünü de kadınların çektiğini bildirerek, "Tarımda çalışan 2,4 milyona yakın kadın, ev işlerinin yanı sıra tarımsal üretimin de merkezinde yer alıyor. Tarımda üretimin yarıdan fazlasını karşılayan, günde 16-17 saat çalışan kadın çiftçilerimiz, tarımımızın da belkemiğidir." dedi.
Şemsi Bayraktar, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, çalışma hayatının her alanında olduğu gibi kadınların tarıma da büyük katkıları olduğunu belirtti. Bayraktar, son rakamlara göre, tarımda çalışan 5 milyon 297 bin kişinin yüzde 45’ini kadınların oluşturduğunu, tarımda 2 milyon 382 bin kadının üretimde yer aldığını vurguladı. Buna rağmen, tarımda çalışan kadınların yüzde 93,7’sinin sigorta kaydı olmadan, yüzde 79,2’sinin ise herhangi bir ücret almadan çalıştığına dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti: "Tarımda çalışan 2 milyon 382 bin kadının 1 milyon 887 bini ücretsiz aile işçisi olarak çalışıyor. 260 bini kendi hesabına, 229 bini ücretli veya yevmiyeli olarak istihdam ediliyor. Tarımda işveren olarak bulunan kadın sayısı 6 binde kalıyor. Ücretsiz aile işçilerinin 1 milyon 780 bininin, kendi hesabına çalışanların 249 bininin, ücretli veya yevmiyelilerin 199 bininin, işverenlerin ise 4 bininin sigorta kaydı yok. Kadınlar, sigortalı olmak yerine, primleri ödemekte güçlük çektikleri için eşleri üzerinden sağlık hizmeti alıyorlar"
Kadın Çiftçilere  Pozitif Ayrımcılık
"Kadın çiftçilerimizin koşullarını iyileştirmek, pozitif ayrımcılık yapmak zorundayız. Tarımda çalışan kadınların sosyal güvenlik primlerinin yüzde 50’si devlet tarafından karşılanmalıdır. Çiftçilerimizin, 2018’de 25 olan prim ödeme gün sayısı, yeniden 2008’deki rakama 15 güne indirilmeli, çalıştıkları her yıl için 90 gün (4 yıla 1 yıl hesabıyla) yıpranma payı ilave edilmelidir"
Kadın Çiftçi Eğitimi
Erkeklerden çok daha fazla, hemen her gün 16-17 saat çalışan, evdeki işlerinin yanı sıra tarlada, bahçede, ahırda, ağıldaki işleri yüklenen kadınların, çoğu zaman geçmişten öğrendikleri geleneksel yöntemlerle üretime katkı sağladıklarını vurgulayan Bayraktar, şu bilgileri verdi: "Tarımda çiftçimiz, özellikle de üstlendikleri fonksiyonlar dolayısıyla kadın çiftçilerimiz eğitilmeden verimlilik sağlanamaz. Bu bilinçle ülke çapında ‘Kadın Çiftçi Eğitimi’ programını sürdürüyoruz. 2012 yılında Türkiye Ziraat Odaları Birliği ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında imzalanan ‘Kadın Çiftçi Eğitim İşbirliği’ protokolü çerçevesinde eğitimler gerçekleştiriliyor. Bu çerçevede kadın çiftçilere, sosyal güvenlik, kooperatifçilik, girişimcilik ve liderlik, kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, iklim değişikliği ana eğitim konuları yanında, her türlü tarımsal faaliyetlerle ilgili eğitim veriliyor. TZOB ve Ziraat Odaları son birkaç yılda 174 bin kadın çiftçimize eğitim verdi" Bayraktar, kadın çiftçilerin sorunlarını her platformda dile getirmeye devam 

'Şeker Fabrikalarının Özelleştirilmesi Üretimi Etkileyecek'

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, pancar üretiminin sürdürülebilmesinin, şeker fabrikalarının faaliyetilerine devam etmesine bağlı olduğunu belirterek, "Devlete ait şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ülkemizdeki şeker pancarı üretimini büyük oranda etkileyecektir." dedi.
Bayraktar, şubat ayına ilişkin tarımsal ürünlerin üretici ve market fiyatları ve şeker fabrikalarının özelleştirilmesine ilişkin basın toplantısı düzenledi.
Zeytin Dalı Operasyonu'nu başarıyla yürüten kahraman askerlerin, 5 milyon çiftçi adına yanında olduklarını belirten Bayraktar, şehitlere Allah'tan rahmet, yakınlarına ve millete başsağlığı, yaralılara da acil şifalar diledi.
Bayraktar, şubat ayında market fiyatlarında 41 ürünün 24'ünde artış, 10'unda azalış, üreticide ise 33 ürünün 12'sinde artış, 9'unda ise azalışı meydana geldiğini bildirerek, markette 7, üreticide ise 12 üründe fiyatların değişmediğini söyledi.
Şubatta fiyatı en fazla artan ürünün, marketlerde karnabahar, üreticilerde ise sivri biber olduğuna dikkati çeken Bayraktar, "Fiyatı en fazla düşen ürün yüzde 21,8 ile lahana oldu. Lahanadaki fiyat düşüşünü, yüzde 13,7 ile ıspanak, yüzde 12,1 ile patates, yüzde 3,2 ile domates izledi." ifadesini kullandı.
Bayraktar, üretici ve market arasındaki fiyat farkında da lahananın yüzde 384,7 ile ilk sırayı aldığının altını çizerek, bunu yüzde 353,3 ile portakal, yüzde 307 ile karnabahar, yüzde 288,5 ile kuru kayısının izlediğini dile getirdi.
Üretici fiyatlarında sivri biber, patlıcan, salatalık gibi ürünlerde yaşanan talep artışının fiyatlarda yükselişe yol açtığını belirten Bayraktar, "Antep fıstığında rekoltede yaşanan düşüş fiyatları etkiledi. Karnabaharda bazı yerlerde hasadın sonuna gelinmesiyle birlikte ürün fiyatı arttı. Patateste piyasalardaki durgunluk fiyatları etkiledi." değerlendirmesinde bulundu.
Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi
Bayraktar, şekerin stratejik bir ürün olduğunun altını çizerek, 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi kararına basit bir özelleştirme işlemi gibi bakılmaması gerektiğini söyledi.
Özelleştirilecek fabrikaların bin 575 köyden pancar alımı yaptığına dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:
"Bu fabrikalar 1,25 milyon dekar alanda üretim yapan 47 bin 758 çiftçimizden pancar alımı yapmaktadır. Bu rakamlar ihmal edilecek, vazgeçilecek rakamlar değildir. Sendikaların bu konudaki endişe ve sıkıntılarına katılıyoruz. Biz de çiftçimiz açısından endişeliyiz. Geçen hafta Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımızdan randevu talebimiz oldu. Hem Cumhurbaşkanımız hem de Başbakanımızla bu konuyu görüşmeyi arzu ediyoruz."
Bayraktar, ucuz bir kaynak olan şeker pancarı üretiminin aksatılmadan sürdürülebilmesinin, bu fabrikaların üretime devam etmesine bağlı olduğunu belirterek, "Devlete ait şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ülkemizdeki şeker pancarı üretimini büyük oranda etkileyecektir." değerlendirmesinde bulundu.
Şekerin dışa bağımlı olunacak bir ürün olmadığını vurgulayan Bayraktar, "Yerli üretimi korumaktan başka çare de yoktur. Yabancı şirketlerin inisiyatifine, tekeline bırakılacak bir ürün değildir. Özelleştirmenin çözüm olmadığı daha önce başka alanlarda yapılan uygulamalarda da görülmüştür." ifadesini kullandı.
Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Bayraktar, şeker fabrikaları özelleştirmelerinin hangi usul ve esaslara göre yapılacağını bilmediklerini anlatarak, "Hangi koşullarda yapılacak, kime, nasıl ve hangi koşullarda verilecek, bunları da görmemiz lazım. Çok kıymetli araziler de bu kapsamda özelleştiriliyor." dedi. Şeker arzının azalmasıyla nişasta bazlı şeker üretiminin artacağını dile getiren Bayraktar, yeni bir tekel yaratılmaması gerektiğini söyledi.
Bir gazetecinin, Maliye Bakanı Naci Ağbal'ın memleketi Bayburt'ta şekerin "kıtlama" olarak tüketildiğini anımsatması üzerine Bayraktar, "Bu kıtlama ne olacak, damak tadı olmuş artık. Kırtlama dışında başka bir şekerle çayı içmeleri mümkün değil, sıvı şekerle olmaz." şeklinde esprili bir yanıt verdi.
 
 

Traktör Başına Düşen en az Tarım alanı Ardahan

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, traktör başına en az tarım alanının Ardahan'da olduğunu belirterek, "Türkiye'de traktör başına 130 dekar tarım alanı düşerken, bu rakam Ardahan'da 27, İstanbul'da 32, Yalova'da 37, Sakarya'da 44, Bursa'da 48, Kocaeli'de 49 dekara iniyor." İfadesine yer verdiBayraktar, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'de traktör başına düşen tarım alanlarını değerlendirdi.Ülkede 237 milyon 108,7 bin dekar tarım alanı, Ekim 2017 itibarıyla 1 milyon 823 bin 850 traktör bulunduğunu ve traktör başına 130 dekar tarım alanı düştüğünü bildiren Bayraktar, bu rakamların gayet iyi olduğunu fakat tarım alanları dikkate alındığında iller arasında traktör sayısının dengeli dağılmadığını belirtti.Bayraktar, 6 ilde traktör başına düşen tarım alanının 50 dekardan az olduğuna işaret ederek, rakamın Ardahan'da 27, İstanbul'da 32, Yalova'da 37, Sakarya'da 44, Bursa'da 48, Kocaeli'de 49 dekara indiğini bildirdi.2050'ye kadar dünya nüfusuna 2 milyar kişi daha ekleneceğini ve nüfusun 9,6 milyara çıkacağını belirten Bayraktar, şunları söyledi
"Gıdaya olan talep yüzde 60-70 oranında artacak. Bu talebin karşılanması için yeni tarım alanları bulamayacağımıza göre, verimliliği artırmaktan başka çaremiz yok. Tarımda verimliliğin en önemli unsurlarından biri de mekanizasyon. Birim alanda en yüksek verimi tohum, gübre, iyi bakım, uygun iklim ve toprak şartlarının yanı sıra makineleşmeyle sağlarız. Rakamlara baktığımızda, çoğu ilimizde traktör açısından aşırı bir yoğunlaşma olduğunu görüyoruz. Traktörde sayıdan çok aracı verimli kullanmak önemlidir. Çiftçimiz, kaynakların büyük bölümünü traktör alımı için ayırmak zorunda kalıyor. Tarımımızın en önemli sorunlarından biri olan örgütlenme ve planlama burada da karşımıza çıkıyor. Örgütlenmeyle ekonomik ömrünü tamamlamamış tarım makineleri yenilenir, modern tarım makinelerinin ortak kullanımı sağlanabilir. Çiftçimiz, daha az bir maliyetle modern tarım makinelerini kullanır, tarımda verimliliği artırır, maliyetlerini aşağı çeker. Bundan da sadece çiftçimiz değil tüm ülke kazançlı çıkar."
 
 

Tarımdaki İstihdam Umut veriyor


Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarım sektörünün ağustosta sanayiden 516 bin kişi daha fazla istihdam sağladığını belirterek, "Tarım, mayıs, haziran, temmuz ayında olduğu gibi ağustosta da sanayiden çok daha fazla istihdam sağladı, sanayiye yarım milyondan fazla fark attı." değerlendirmesinde bulundu.
Bayraktar, yaptığı yazılı açıklamada, tarımda istihdamın bu yıl ağustosta bir önceki aya göre 68 bin kişi azalmasına rağmen geçen yılının ağustos ayına göre 193 bin kişi arttığını bildirdi.
Tarımın mayısta 5 milyon 577 bin, haziranda 5 milyon 757 bin, temmuzda ise 6 milyon 21 bin kişilik istihdam sağladığını belirten Bayraktar, "Geçen yıl ağustosta 5 milyon 760 bin olan tarımda istihdam, bu yıl ağustosta 5 milyon 953 bine yükseldi." ifadesini kullandı.
Bayraktar, temmuzda sanayiden 658 bin kişi daha fazla istihdam sağlayan tarım sektörünün, ağustosta da sanayiden 516 bin kişi istihdam fazlalığı bulunduğunu aktardı.
Ağustosta 28 milyon 828 bin olan toplam istihdamın yüzde 20,7’sini tarımın karşıladığını bildiren Bayraktar, bu rakamın geçen yılın ağustos ayında yüzde 21 olduğuna işaret etti. Bayraktar, tarımın istihdam içindeki payının geçen yılın aynı ayına göre gerilemesinde temel sebebin Ağustos 2016'da 27 milyon 473 bin olan toplam istihdamın bir yıllık sürede 1 milyon 355 bin artması olduğunu ifade etti.
İstihdamda tarımın payı yüzde 20,7 iken, sanayinin payının yüzde 18,9’da, inşaatın payının ise yüzde 7,9’da kaldığına dikkati çeken Bayraktar, istihdamda en büyük payın yüzde 52,6 ile hizmetler sektöründe olduğunu belirtti.
Tarımın işsizliği aşağıya çeken en önemli sektörlerden biri olduğunu vurgulayan Bayraktar, "Ağustosta tarım kadınlarda işsizliği 5,3 puan düşürerek yüzde 20,3'ten yüzde 15'e, erkeklerde 1,3 puan düşürerek yüzde 9,7'den yüzde 8,4'e indirdi. Tarım, ağustosta işsizliği 2,2 puan düşürerek yüzde 12,8'den yüzde 10,6'ya çekti.
 
 
 

"Anadolu, Tarımın Anavatanıdır"

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bu ülkenin insanlarının dünyanın en değerli topraklarında yaşadığını bilmesi ve bu bilinçle hareket etmesi gerektiğini bildirerek, “Tam bir bitki cenneti olan Anadolu ile Trakya, tarımın da en önemli ürünlerinin anavatanıdır" dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bu ülkenin insanlarının dünyanın en değerli topraklarında yaşadığını bilmesi ve bu bilinçle hareket etmesi gerektiğini bildirerek, “tam bir bitki cenneti olan Anadolu ile Trakya, tarımın da en önemli ürünlerinin anavatanıdır. Anadolu’dan çıkıp yayılmış tarımsal ürünlerin dünya çapındaki üretim değeri 544 milyar doları aşıyor” dedi. Bayraktar, yaptığı açıklamada, tarımın en değerli ürünleri arasında bulunan, buğday, arpa, mercimek, nohut, soğan, sarımsak, havuç, zeytin, üzüm, incir, fındık, Antep fıstığı, ceviz, badem, elma, armut, ayva, nar, erik, kiraz ve vişnenin anavatanının Anadolu olduğunu belirtti. Bunların dışında, çavdar, yulaf, bakla, bezelye, kestane, kuşburnu, kekik, ahududu, alıç, ahlat, karadut, keçiboynuzu, böğürtlen, kızılcık, muşmula, menengiç, üvez, anason, Bektaşi üzümü, çam fıstığı, kara yemiş, koca yemiş gibi önemli tarım ürünlerinin kaynağı da Anadolu olduğunu bildiren Bayraktar, bu ürünler olmadan dünyanın beslenmesinin, dünya tarımının var olmasının düşünülemeyeceğini vurguladı.  

Dünya tarım alanlarının yüzde 1,56’sı Türkiye’de

Türkiye’nin dünya karasal alanının sadece yüzde 0,52’sini oluşturmasına karşın, küresel tarım alanlarının yüzde 1,56’sının Türkiye’de bulunduğuna dikkati çeken Bayraktar, “Türkiye, dünya karasal alanında kapladığı alanın oransal olarak tam üç katı tarım arazisine sahip. Dünya topraklarının sadece yüzde 0,5’i olmasına rağmen, Anadolu, olağanüstü zengin bitkisel gen kaynağına sahip muhteşem bir kara parçası. Bu gen kaynaklarını korumak bizim boynumuzun borcudur. Bu büyük bir zenginliktir. Bu zenginliğin kıymetini bilelim” dedi. Tarım arazilerimizin her metrekaresi değerli olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti: “80 milyon ülke vatandaşı, 5 milyonu aşkın sığınmacı ve yabancı, 40 milyona yakın turist, bu toprakların ürünleriyle doyuyor. 16-17 milyar dolarlık tarım ve gıda ihracatı, bu topraklardan üretilen tarım ürünleriyle yapılıyor. Tarımın sorunları çözülürse, bu topraklar çok daha fazla insanı besler. Anadolu ve Trakya, tarım açısından sadece bu bölge için değil, dünya için de büyük önem taşıyor. Dünyada büyük bir açlık sorunu var. Aç insan sayısı 800 milyona yaklaşıyor. Türkiye, tarımsal potansiyelini tam kullanırsa, dünyada açlığı bitirecek tarımsal üretimi yapacak ender ülkelerden biridir.”   -Kaynağı Anadolu olan tarım ürünlerinin küresel üretim değeri-   Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun 2014 yılı verilerine göre, Anadolu’dan çıkıp yayılmış tarımsal ürünlerin dünya çapındaki üretim değerinin 544 milyar doları aştığını belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi: “Dünya çapında 192,7 milyar dolar buğday, 69,2 milyar dolar üzüm, 51,7 milyar dolarlık elma, 42,7 milyar dolarlık soğan, 30 milyar dolarlık arpa, 18,2 milyar dolarlık zeytin, 16,9 milyar dolarlık bezelye ve bakla, 16,4 milyar dolarlık armut, 15,1 milyar dolarlık sarımsak, 14 milyar dolarlık ceviz, 13,6 milyar dolarlık badem, 12,7 milyar dolarlık havuç ve turp üretiliyor. Yine dünya çapında, erikte 9,5, nohutta 8,3, Antep fıstığında 7,6, kestanede 4,8, kiraz 4,6, yulaf 4, çavdar 4, fındık 3, mercimek 2,8, vişne 1, incir 0,9, ayva 0,4 milyar dolarlık üretim değeri bulunuyor. Bu ürünlerde Türkiye’nin üretimi ise 22,1 milyar dolara ulaşıyor. Türkiye’nin bu ürünlerdeki üretim değeri, dünya üretiminin yüzde 4,1’ini oluşturuyor. Ülkemizde üretim değeri, sadece buğdayda 6,4 milyar dolara ulaşıyor. Üretim değeri zeytinde 2,4, üzümde 2,3, fındıkta 1,9, arpada 1,8, elmada 1,5, cevizde 0,9, kirazda 0,7, Antep fıstığında 0,7, nohutta 0,5, soğanda 0,4, armutta 0,4, incirde 0,35, mercimekte 0,3, bademde 0,3, erikte 0,2, kestanede 0,2, havuç ve turpta 0,2, vişnede 0,2 milyar doları buluyor. Çavdarda 85, ayvada 78, yulafta 71, bezelye ve baklada 63, sarımsakta 44, keçiboynuzunda 13 milyon dolarlık üretim değeri var.”
 

"TMO Buğday ve Arpa Fiyatlarını Açıklamalıdır"

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, buğday ve arpada piyasanın durduğunu bildirerek, “dışarıdan giren bir mal yok. Gümrükleri düşüreceğim demeniz, bu söylem dahi yetti. O kadar zamansız bir söylem oldu ki; şu an tüccar piyasaya girmiyor, üretici tedirgin ve bazı bölgelerde şu an alım satım durdu. Buğday ve arpada fiyatların düşmemesi için TMO, geç kalmadan acilen müdahale alım fiyatlarını açıklamalıdır” dedi.

Girdi fiyatları yüksek, verim düşükken gümrük vergilerinin de indirildiğini belirten Bayraktar, “çiftçimiz, bu şartlarda nasıl rekabet edecek?” Gümrük birliği kapsamına tarımın dahil edileceği söyleniyor. Etki analizleri yapılmadan, tarım nasıl gümrük birliğine dahil edilir, gümrükler sıfırlanır? Ülkemizde tarım biter, Fransız, Alman buğdayı ile ekmek yapmak zorunda kalırız” diye konuştu.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, düzenlediği basın toplantısında, Ramazan ayındaki hem de Haziran ayındaki fiyat değişimlerini, bayramın son günü Resmi Gazete’de yayınlanan, et, canlı hayvan, buğday, arpa ve mısırda gümrük vergilerini büyük oranlarda düşüren Bakanlar Kurulu kararını değerlendirdi.

Şemsi Bayraktar, 2007 yılından bu yana her Ramazan ayında, gıda talebinin ve tüketiminin artmasından dolayı fiyatların spekülatif yönde yükseltilmesini önlemek için yürüttüğü çalışmalara ve bu yöndeki uyarılara bu yıl da devam ettiklerini bildirdi. Bu açıklamaların amacının fiyat artışlarının üreticilerimizden mi yoksa aracı veya perakendecilerden mi kaynaklandığı konusunda kamuoyuna doğru bilgiler sunmak, tüketicinin ödediği fiyattan üreticilerin ne derece yararlanabildiğini ortaya koymak, suni fiyat artışlarını önlemek olduğunu belirten Bayraktar, Ramazan ayı boyunca fiyatları takip ettiklerini ve meydana gelen değişimleri tespit ettiklerini vurguladı.

Aylık değişimi takip ettikleri 31 Mayıs-28 Haziran döneminde, üretici ve marketlerde fiyatı en fazla artan ürünün kuru soğan, fiyatı en fazla düşen ürünün karpuz olduğunu belirten Bayraktar, şöyle devam etti:

“Bu dönemde aylık olarak market fiyatlarında, 8 üründe fiyat değişimi olmazken, 16 üründe azalma, 12 üründe ise fiyat artışı meydana geldi. Mısırözü yağı, yeşil soğan, pirinç, kuru kayısı, kuru üzüm, yumurta, zeytinyağı ve ayçiçeği yağı fiyatında değişim görülmedi. Markette en fazla fiyat düşüşü ise yüzde 33,12 ile karpuzda oldu. Karpuzdaki fiyat düşüşünü yüzde 30,75 ile kiraz, yüzde 28,33 ile salatalık, yüzde 22,47 ile çilek, yüzde 18,33 ile domates, yüzde 17,15 ile patlıcan, yüzde 15,06 ile nohut, yüzde 14,22 ile kabak izledi. Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 26,21 ile kuru soğanda görüldü. Kuru soğandaki fiyat artışını yüzde 12,15 ile tavuk eti, yüzde 9,50 ile limon, yüzde 5,97 ile sivri biber takip etti.

Üretici fiyatlarında; 31 Mayıs-28 Haziran döneminde, 11 üründe fiyat değişimi olmadı. 12 üründe azalma, 9 üründe ise fiyat artışı tespit edildi. Limon, elma, kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek, pirinç, kuru kayısı, kuru üzüm, kuru incir, süt ve yumurta fiyatları değişmeyen ürünler oldu. Üreticide fiyatı en fazla düşen ürün olan karpuzda düşüş oranı yüzde 59,70’i buldu. Karpuzdaki fiyat düşüşünü yüzde 52,19 ile patlıcan, yüzde 37,93 ile patates, yüzde 33,13 ile kabak, yüzde 27,31 ile salatalık, yüzde 24,91 ile kırmızı mercimek, yüzde 18 ile kiraz, yüzde 12,07 ile Antep fıstığı izledi. Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 45 ile kuru soğanda meydana geldi. Kuru soğandaki fiyat artışını yüzde 31,95 ile sivri biber, yüzde 29,87 ile havuç, yüzde 19,14 ile marul, yüzde 17,33 ile maydanoz takip etti.”
 

Basın toplantısında, Bayramın son günü Resmi Gazete’de yayınlanan, et, canlı hayvan, buğday, arpa ve mısırda gümrük vergilerini büyük oranlarda düşüren Bakanlar Kurulu kararını da değerlendiren Bayraktar, şunları söyledi:

“Enflasyonla mücadele gerekçesiyle, gümrük vergisinin, canlı hayvanlarda yüzde 135’den yüzde 26’ya, karkas ette yüzde 100’den yüzde 40’a, buğdayda yüzde 130’dan yüzde 45’e, arpada yüzde 130’dan yüzde 35’e, mısırda yüzde 130’dan yüzde 25’e indirilmesinin üreticimizi etkilememesi mümkün değildir.

Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum, üreticiyi ilgilendiren bir konuda, üreticinin temsilcisi TZOB’dan görüş alınmadan, istişare edilmeden karar verilmesi problemin esas kaynağıdır. Zannedilmesin ki biz, tüketici fiyatlarının düşmesini, tüketicimizin daha makul fiyatlarla tüketmesini istemiyoruz. Biz de bunu istiyoruz. Fakat, bunun yolu bu değildir. İthalat işin en kolay tarafıdır. Geçici bir çözümdür.

Bir taraftan makas orta yerde. Üreticiden tüketiciye 6,5 kata varan bir makas var. Bu makası daraltmak lazım. Bunun için bir gayret içinde olmak lazım. Bunun dışında sulamaya açamadığımız arazilerimiz var. Toplulaştırma yapamadığımız arazilerimiz var. Bir taraftan planlama yapamıyoruz. Planlama sorunlarıyla karşı karşıyayız. Bunun dışında verimlilik rakamlarımız da düşük.

İthalat kısa vadede belki bir miktar fiyatları düşürür ama tarımsal üretime de büyük darbe vurur. Fiyatlar daha sonra yeniden yükselir.”
 

Buğday ve arpada hasat devam ederken, mısırda iki ay sonra hasada girilecekken, gümrük vergilerinin düşürülmesinin üreticimize zarar vereceğini, üretim yapılamaz hale gelineceğini bildiren Bayraktar, şöyle konuştu:

“Birçok yöremizden buğday ve arpa alımlarında sıkıntı yaşandığı bilgisi geliyor. Hem Trakya bölgesinden hem de başka bölgelerdin aldığımız bilgilere göre; tüccar şu an bu açıklamadan sonra piyasaya girmiyor. Buğday ve arpada piyasa durdu. Bakın ithalat yok. Dışarıdan giren bir mal yok. Gümrükleri düşüreceğim demeniz, bu söylem dahi yetti. O kadar zamansız bir söylem oldu ki; şuan tüccar piyasaya girmiyor, üretici tedirgin ve bazı bölgelerde şu an alım satım durdu. Çiftçimizin en önemli ürünleri, ekili alanların yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan buğday ve arpada fiyatların düşmemesi için TMO, geç kalmadan acilen müdahale alım fiyatlarını açıklamalıdır.

Üstelik yemlik mısırda GDO’lu ürün ithal edilebiliyor. ABD’den, Arjantin’den çok daha düşük fiyatlarla GDO’lu mısır satın alınır ve hayvanlarımıza yedirilir. Hayvan etini biz yemiyor muyuz? Dolayısıyla bu GDO’lu ürünleri insanlarda yemiş olacak. Bu kararlar alınırken bunlar niçin hesaplanmıyor, düşünülmüyor? Hayret ediyorum doğrusu.

Diğer taraftan gümrük vergi indirimi konusunda karar verilirken, üreticimizin maliyetleri dikkate alınmamıştır. Et fiyatları yüksektir ama üreticimiz 26 lira 80 kuruşa mal ettiği karkası, ortalama 28 lira 23 kuruşa ancak satabilmektedir. Burada üreticimizin kilogram başına karı sadece 1 lira 43 kuruştur. 8 ay boyunca besi yapan bir üreticimiz, sattığı karkastan sadece yüzde 5,3 kar yapabilmektedir. Sektörde en az parayı üreticimiz kazanmaktadır. Yarın bu gümrüklerle ithalat yapılırsa, sektör batar, üreticimiz üretimi sürdüremez.

Geçmişte de bunu yaşadık. 2010 yılında başlayan ithalata bu ülke 5 milyar doların üzerinde döviz ödedi. Ülkemiz bu kadar zengin değil. Kaldı ki biz her zaman söylüyoruz. Bizim potansiyelimiz var. Üretim desteklendiğinde biz çok rahatlıkla halkın talebini karşılayacak arzı sağlayabiliriz. Gerekli tedbirleri almak varken ithalat işin kolay tarafı. Kaldı ki fiyatlarda ucuzlamıyor. 2010 yılında bunu gördük. İthalat yapıldı fakat fiyatlar ucuzlamadı.

Bugün 4 avrodan hatta 3 avrodan karkas et ithal edilebiliyor. İthalat özel sektöre açılırsa, özel sektör, kalitesiz, sağlıksız, ucuz etleri ülkemize getirebilir. Bunun kontrolünü eksiksiz yapamazsınız.

Üstelik Türkiye büyük bir ülkedir. 80 milyon nüfusu var. 5 milyon yabancı ve sığınmacı bu ülkede yaşıyor. 40 milyona yakın turist ülkemizi ziyaret ediyor. 200-300 bin ton et ithal etmeye kalkıldığında başta Avrupa olmak üzere fiyatlar yükselir.

Öyle bir zaman gelir ki siz bugünkü fiyatları ararsınız. Eyvah ne yaptım dersiniz. İçeriye bakarsınız üretim çökmüş. Ve daha yüksek fiyatlarla ithalat yapmaya devam edersiniz. Biz bu senaryoyu daha evvel gördük. Bunun için tekrar bu senaryoyu yaşamak istemiyoruz. Bu fiyatları düşürmez. Kısa vadede fiyatları düşürür gibi görünür, orta ve uzun vadede fiyatları yükseltir. Ve kendi çiftçinize vermediğiniz destekleri dünyada et üretimi yapan çiftçilere veririsiniz. Onların da bayram yapmasını sağlarsınız. Türkiye’den her ithalat yapıldığında onlar orada bayram yapacaktır. Davul zurnayla Türkiye ihracat yaparlar. Bu yanlışa düşmemek lazım… Bu bir hatadır. Ve bu yanlıştan da dönmek lazım…

Daha kalitesiz, sağlıksız etleri daha pahalı satın almak durumunda kalırız. Üretici ve ülke zararına gördüğümüz bu karardan, acilen vazgeçilmesi, kararın kaldırılması gerektiğine inanıyoruz.

Üreticinin bakanlığı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız, yetkisini kullanmalı, hem ette hem kasaplık hayvanda hem de buğday, arpa ve mısırda ithalat kontrol belgesi vermeyerek ithalatı önlemelidir.”

Dünya Bal Üretiminde Türkiye Kaçıncı Sırada?

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, arıcılığın Türkiye’de dev bir sektör haline geldiğini bildirerek, Türkiye’nin Çin’in ardından bal üretimde dünyada iki sırada olduğunu ifade etti.

Bayraktar, Dünya Arı Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, bal arılarının bitkiden bitkiye konarak yaptığı tozlaşma ile ekosistemin devamlılığını sağladığını, arılar olmadan ekosistemin olamayacağını belirtti. Ülkemizde arıcılığın, çok fazla sermayeye, tarım arazisine gerek duymadan yapılabilecek, genç çiftçilerle kadın çiftçilerimizin yanı sıra, köylerimizde kalan yaşlı nüfusun da uğraşı alanı olabilecek bir faaliyet alanı olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Son yıllarda önlenemeyen kırsaldan kente göçü önleyecek faaliyetler içinde arıcılık da bulunmaktadır. Arıcılığa yapılan yatırımların diğerlerinden farklı bir özelliği de yatırım tutarı düşük kalması ve yatırım için gerekli tüm ekipmanların yurt içinden karşılanabiliyor olmasıdır. Bundan dolayı, arıcılıkta dışa bağımlılık bulunmamaktadır. Arıcılık aynı zamanda insanımıza bal, polen gibi sağlıklı ürünler sağlayan bunun yanı sıra ihracatta da önemli getirisi olabilecek potansiyeli bulunan bir faaliyettir. Ülkemiz doğal yapı ve nektar kaynakları bakımından çok zengindir. Büyük bir arıcılık potansiyeline sahiptir. Ülkemizin topoğrafik yapısından kaynaklanan farklı yükseltilerin bulunması, değişik iklim bölgelerine sahip olması, sanayi ve yerleşim yerlerinde uzak, kimyasal ilaç ve gübre kullanımının olmadığı işlenmeyen tarım alanlarının, mera ve çayırlıkların fazlalığı Türkiye’ye arıcılık bakımından büyük avantajlar sağlamaktadır. Türkiye, bitki çeşitliği bakımından da çok geniş bir yelpazeye sahiptir. Çeşitlilik içinde arıcılık açısından önem arz eden bir diğer olay da ülkemiz bitki örtüsünde, yalnızca belirli bölgede yetişebilen, yöreye özgü, endemik bitkilerin oranının yüzde 30’un üzerinde olmasıdır.”

Dünya Bal Üretiminde İkinci Sıradayız

Bayraktar, 1,5 milyon tondan fazla dünya bal üretiminin yüzde 30,6’sını Çin’in ürettiğini, Türkiye’nin, Çin’in ardından yüzde 6,85’lik pay ile ikinci sırada bulunduğunu,ülkemizi yüzde 5,35 ile ABD, yüzde 5,03 ile İran, yüzde 4,96 ile de Rusya’nın izlediğini bildirdi.

Kovan Başı Verim Çok Düşük

2016 verilerine göre ülkemizde arıcılıkla uğraşan işletme sayısının 84 bin 47 olduğunu, 7 milyon 900 bin 364kovanda 105 bin 727ton bal üretildiğini belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Türkiye’nin arıcılığa her yönden uygun olması, arıcılığın gelişimini olumlu yönde etkilemiş, 2000-2016 döneminde kovan sayısı 4,3 milyondan 7,9 milyona, bal üretimi ise 61 bin tondan 106 bin tona yükselmiştir. Buna karşın, hala kovan başına bal verimi ortalama 13,4 kilogramla düşük kalmaktadır. Çin’de bu rakamın, 50,1 kilogram olduğu düşünüldüğünde ülkemiz verimindeki yetersizlik net olarak görülmektedir. Dünya bal ihraç pazarının 2,2 milyar dolar olduğunu belirten Bayraktar, dünya üretiminde ikinci sırada yer alan bir ülkenin bu pazardan yüzde 1,1 pay almasının kabul edilemez olduğunu ifade etti. Bayraktar, “ihracat bakıldığında yüzde 12,9 ile Çin ilk sırayı alıyor, bunu yüzde 8,95 ile Yeni Zelanda, yüzde 7,31 ile de Arjantin izliyor. Biz ürettiğimizin sadece yüzde 3,4’ünü ihraç ediyoruz. Bunu mutlaka artırmamız, ihracatta da ilk sıralarda yer almamız lazım.” 

Dünya’da 33 Ülkeye Bal İhraç Ediyoruz

Bu kadar büyük üretimimize rağmen bal ihracatımızın 3 bin 623 tonda (14,9 milyon dolar) kalmasının potansiyelimize göre çok az olduğunu ifade eden Bayraktar; açıklamasında, “dünyada 33 ülkeye bal ihraç ediyoruz ama bu ihracatın yüzde 81’ini ABD, Almanya ve Suudi Arabistan’a yapıyoruz. Diğer ülkelerdeki pazar paylarımızı artırmamız elzemdir. Bal ihracatımızda ilk sırayı yüzde 36,75 ile ABD almakta, bunu yüzde 36,5 ile Almanya, yüzde 7,73 ile de Suudi Arabistan izlemektedir” bilgisini verdi.

İller Arasında Ordu Birinci, Muğla İkinci, Adana Üçüncü Sırada

Hangi illerin bal üretiminde kaçıncı sırada olduğunu belirten Bayraktar şunları kaydetti:

“İller arasında bal üretiminde ilk sırayı 16 bin 278 tonla Ordu alırken, Muğla 15 bin 875 tonla ikinci, Adana 9 bin 477 tonla üçüncü, Aydın 3 bin 958 tonla dördüncü, Mersin 3 bin 252 tonla beşinci, Balıkesir 3 bin 105 tonla altıncı, Sivas 2 bin 861 yedinci, İzmir 2 bin 742 tonla sekizinci, Van 2 bin 408 tonla dokuzuncu, Antalya 2 bin 394 tonla onuncu sırada bulunuyor.Toplam bal üretiminin yüzde 39,7’si Ordu, Muğla ve Adana’da üretildi. Ülkemizde çoğunlukla gezginci olarak yapılan arıcılıkta, arıcılarımızın büyük bir kısmı arılarını Akdeniz ve Ege bölgelerinde kışlatmakta ardından Mayıs ayında İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya götürmektedirler. Arıcılarımızın bir kısım çiçek balı için Sivas, Erzurum, Muş, Bingöl ve Bitlis’e, ayçiçeği balı için Trakya ve Ege Bölgelerine gitmektedirler.”

Ülkemizde bakir denilebilecek uygun floraların bulunmasının organik bal üretimi için de büyük avantajlar sağladığını vurgulayan Bayraktar, “kimyasal katkı maddelerinden ve şeker katkısından uzak, tarımsal ilaçlama ve kimyasal gübrelemenin yapılmadığı ortam zorunluluğu şartı, ülkemizin pek çok yöresinde organik bal üretiminin yapılabileceğini göstermektedir” dedi.

Sorunlar Ve Yapılması Gerekenler

Bu olumlu göstergelere rağmen arıcılığın eğitim, pazarlama, örgütlenme, damızlık, kalite kontrol başta olmak üzere sorunları bulunduğuna dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Arı üreticilerinin birlikler yada kooperatifler şeklinde gelişmiş ülkeler seviyesinde örgütlenememesi ve mevcut örgütlerin de yeterince güçlü olmaması pazarlamada soruna neden olmaktadır. Hastalık ve zararlılara karşı bilinçsizce ilaç kullanımının balda kalıntıya neden olması, Merdivenaltı üretilen sahte balların denetimlerinin tam anlamıyla yapılamaması, Kaçak bal girişlerinin önlenememesi sorunlardan bazılarıdır. Arıcıların, ürettiği balın yanı sıra katma değer sağlayan polen, arı sütü, propolis gibi diğer ürünlerin de üretebilmesi için teşvik edilmesi, Arıcılar modern arıcılık konusunda eğitilmeli, yeni arıcılığa başlayanlar için kurslar açılması, genç çiftçilerin desteklenmeye devam edilmesi, Bal, polen, propolis, arı sütü, tüketiminin yaygınlaştırılması için tüketicilere yönelik çalışmaların yapılması, bölge şartlarına uygun ana arıların üretilerek arıcılara dağıtımının sağlanması, Organik bal üretiminin artırılması için üreticiye verilen desteklerin artarak devam etmesi gerekiyor."

Kaynak: hurriyet.com
 
 

Yağlı Tohum Desteklemeleri İçin Başvuru Süresi Sona Eriyor !

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, yağlı tohumlu bitkiler fark ödemesi desteği başvurularının 31 Mart tarihinde sona ereceği ve bu tarihe kadar başvurularını tamamlayan çiftçilerin destek alamayacağını açıkladı. Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Bayraktar, “31 Mart tarihine kadar başvurularını tamamlamayan çiftçilerimiz destek alamayacak” şeklinde açıklamada bulunarak, ödeme desteği başvurularının mesai saati bitiminde sona ereceğini hatırlattı.

Şemsi Bayraktar’ın yaptığı yazılı açıklamaya göre, 2016 yılı tarımsal destekleri kapsamındaki yağlı tohum bitkiler fark ödemesinin, yağlık ayçiçeğinde kilogram başına 40, kanolada 50, soyada 60, aspirde ise 55 kuruş olacağını bildirdi.

30 Eylül 2016 yılında yağlı tohumlu bitkiler için çiftçilere fark ödemesi desteği başvurularının başladığını hatırlatan Şemsi Bayraktar, söz konusu olan başvuruların 31 Mart 2017 tarihi ile mesai bitiminde sona ereceği açıklamasında bulundu. Destekten yararlanmak isteyen çiftçilerin, bu tarihe kadar Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı il ve ilçe müdürlüklerine başvurularını tamamlamaları gerekir, aksi halde destekten mahrum kalacaklar diye açıkladı.

Destekten Kimler Yararlanacak

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarım havzalarında yağlı tohumlu bitki yetiştiren ve çiftçi kayıt sistemine 2016 yılında kaydını hasat dönemi öncesinde yaptıranların destekten faydalanabileceğini, alım satım, ürün işleme, değerlendirme, depolama işlemlerinin belirlenen usul ve esaslara uygun olarak gerçekleşmesi koşulu ile 2016 yılında fark ödemesi desteğine esas ürünleri üreten çiftçilerin fark ödemesi desteğinden yararlanabildiğini söyledi. Ayrıca 2016 yılında üretilerek satışı yapılan fark ödemesi desteğine esas ürünlere, Bakanlığın uydu tabanlı parsel tanımlama modeline göre destekleme ödemesi verildiğine de vurguda bulundu. 

"Küçükbaş Hayvancılık Ülkeye Milyarlar Kazandırır"

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, toplam hayvancılık içindeki payı, sığır eti ve sütü üretimindeki hızlı artış nedeniyle sürekli gerileyen küçükbaş hayvancılığın Türkiye’ye milyarlar kazandırabileceğini bildirdi. 

Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, Türkiye’de tarımın lokomotif alanı hayvancılıkta, 2015 yılı itibariyle sütten ete, deriden bala, tiftikten kıla birçok üründen elde edilen değerin 55.7 milyar lirayı bulduğunu, ülkenin 2016 yılı itibarıyla 14.1 milyon sığır, 142 bin manda, 31 milyon koyun, 10.3 milyon keçi varlığına sahip olduğunu belirtti. Yıllık olarak 2016’da, 18.5 milyon ton süt, 1.17 milyon ton kırmızı et üretildiğini vurgulayan Bayraktar, son yıllarda tekrar artışa geçse de 2016 yılında hem koyun hem keçi sayısında azalma olduğunu, koyun ve keçi eti ile sütü üretiminde gerileme görüldüğü bilgisini verdi.
2016 yılında üretimin düştüğünü belirten Bayraktar, şunları açıklamasında şöyle dedi:

“Ülkemizin özellikle küçükbaşta çok büyük bir potansiyeli var. Anadolu’da çiftçimiz tarımı tanımlarken, ‘buğday ile koyun, gerisi oyun’ der. Bu topraklar tahıl ve küçükbaş hayvan yetiştirmeye çok uygun olan topraklardır. 

Nitekim, 1980 yılında bu ülke 48.64 milyon merinos koyunu dahil koyun, 19.04 milyon da tiftik keçisi dahil keçi, toplamda 67 – 68 milyon koyun, keçi olarak küçükbaş hayvan varlığına sahipti. Halen 41,3 milyon olan küçükbaş hayvan sayısı 67-68 milyona ulaşabilir”

Veriler, 67-68 milyon baş koyun ve keçinin bu topraklarda beslenebileceğini gösteriyor. Bu da küçükbaş hayvan sayısının en azından üçte iki oranında artırılabilmesi demektir. 67-68 milyon baş koyun ve keçi sayısı, 2015 rakamlarını baz alırsak 86 bin ton daha fazla kırmızı et, 1 milyon 64 bin ton daha fazla süt üretmek anlamına gelir. Bunun üretici fiyatı olarak karşılığı ette yaklaşık 2 milyar lira, sütte 2.3 milyar lirayı bulmaktadır. Toplam ek üretici geliri 4.3 milyar lira olur. Bunun tüketici karşılığı çok daha büyük rakamlara ulaşır.

Ülkemizde kırmızı et açığının kapatılmasında küçükbaş hayvancılık en önemli alternatiftir. 1980’li yıllardaki küçükbaş hayvan varlığına yeniden sahip olmalıyız. Halen dünyada keçi sayısında 19’ncu, koyun sayısında 8’nci, keçi eti üretiminde 13’ncü, koyun eti üretiminde 4’ncü, keçi sütü üretiminde 8’nci, koyun sütü üretiminde 2’nci sırada yer alan ülkemiz, bu alanda rahatlıkla başa güreşebilir. Et ve süt verimliliğini de artırırsak, bu alanda hem ülkemiz çiftçisi hem de ülke ekonomimiz büyük katkı sağlar.”