Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

Traktör Başına Düşen en az Tarım alanı Ardahan

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, traktör başına en az tarım alanının Ardahan'da olduğunu belirterek, "Türkiye'de traktör başına 130 dekar tarım alanı düşerken, bu rakam Ardahan'da 27, İstanbul'da 32, Yalova'da 37, Sakarya'da 44, Bursa'da 48, Kocaeli'de 49 dekara iniyor." İfadesine yer verdiBayraktar, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'de traktör başına düşen tarım alanlarını değerlendirdi.Ülkede 237 milyon 108,7 bin dekar tarım alanı, Ekim 2017 itibarıyla 1 milyon 823 bin 850 traktör bulunduğunu ve traktör başına 130 dekar tarım alanı düştüğünü bildiren Bayraktar, bu rakamların gayet iyi olduğunu fakat tarım alanları dikkate alındığında iller arasında traktör sayısının dengeli dağılmadığını belirtti.Bayraktar, 6 ilde traktör başına düşen tarım alanının 50 dekardan az olduğuna işaret ederek, rakamın Ardahan'da 27, İstanbul'da 32, Yalova'da 37, Sakarya'da 44, Bursa'da 48, Kocaeli'de 49 dekara indiğini bildirdi.2050'ye kadar dünya nüfusuna 2 milyar kişi daha ekleneceğini ve nüfusun 9,6 milyara çıkacağını belirten Bayraktar, şunları söyledi
"Gıdaya olan talep yüzde 60-70 oranında artacak. Bu talebin karşılanması için yeni tarım alanları bulamayacağımıza göre, verimliliği artırmaktan başka çaremiz yok. Tarımda verimliliğin en önemli unsurlarından biri de mekanizasyon. Birim alanda en yüksek verimi tohum, gübre, iyi bakım, uygun iklim ve toprak şartlarının yanı sıra makineleşmeyle sağlarız. Rakamlara baktığımızda, çoğu ilimizde traktör açısından aşırı bir yoğunlaşma olduğunu görüyoruz. Traktörde sayıdan çok aracı verimli kullanmak önemlidir. Çiftçimiz, kaynakların büyük bölümünü traktör alımı için ayırmak zorunda kalıyor. Tarımımızın en önemli sorunlarından biri olan örgütlenme ve planlama burada da karşımıza çıkıyor. Örgütlenmeyle ekonomik ömrünü tamamlamamış tarım makineleri yenilenir, modern tarım makinelerinin ortak kullanımı sağlanabilir. Çiftçimiz, daha az bir maliyetle modern tarım makinelerini kullanır, tarımda verimliliği artırır, maliyetlerini aşağı çeker. Bundan da sadece çiftçimiz değil tüm ülke kazançlı çıkar."
 
 

Tarımdaki İstihdam Umut veriyor


Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarım sektörünün ağustosta sanayiden 516 bin kişi daha fazla istihdam sağladığını belirterek, "Tarım, mayıs, haziran, temmuz ayında olduğu gibi ağustosta da sanayiden çok daha fazla istihdam sağladı, sanayiye yarım milyondan fazla fark attı." değerlendirmesinde bulundu.
Bayraktar, yaptığı yazılı açıklamada, tarımda istihdamın bu yıl ağustosta bir önceki aya göre 68 bin kişi azalmasına rağmen geçen yılının ağustos ayına göre 193 bin kişi arttığını bildirdi.
Tarımın mayısta 5 milyon 577 bin, haziranda 5 milyon 757 bin, temmuzda ise 6 milyon 21 bin kişilik istihdam sağladığını belirten Bayraktar, "Geçen yıl ağustosta 5 milyon 760 bin olan tarımda istihdam, bu yıl ağustosta 5 milyon 953 bine yükseldi." ifadesini kullandı.
Bayraktar, temmuzda sanayiden 658 bin kişi daha fazla istihdam sağlayan tarım sektörünün, ağustosta da sanayiden 516 bin kişi istihdam fazlalığı bulunduğunu aktardı.
Ağustosta 28 milyon 828 bin olan toplam istihdamın yüzde 20,7’sini tarımın karşıladığını bildiren Bayraktar, bu rakamın geçen yılın ağustos ayında yüzde 21 olduğuna işaret etti. Bayraktar, tarımın istihdam içindeki payının geçen yılın aynı ayına göre gerilemesinde temel sebebin Ağustos 2016'da 27 milyon 473 bin olan toplam istihdamın bir yıllık sürede 1 milyon 355 bin artması olduğunu ifade etti.
İstihdamda tarımın payı yüzde 20,7 iken, sanayinin payının yüzde 18,9’da, inşaatın payının ise yüzde 7,9’da kaldığına dikkati çeken Bayraktar, istihdamda en büyük payın yüzde 52,6 ile hizmetler sektöründe olduğunu belirtti.
Tarımın işsizliği aşağıya çeken en önemli sektörlerden biri olduğunu vurgulayan Bayraktar, "Ağustosta tarım kadınlarda işsizliği 5,3 puan düşürerek yüzde 20,3'ten yüzde 15'e, erkeklerde 1,3 puan düşürerek yüzde 9,7'den yüzde 8,4'e indirdi. Tarım, ağustosta işsizliği 2,2 puan düşürerek yüzde 12,8'den yüzde 10,6'ya çekti.
 
 
 

"Anadolu, Tarımın Anavatanıdır"

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bu ülkenin insanlarının dünyanın en değerli topraklarında yaşadığını bilmesi ve bu bilinçle hareket etmesi gerektiğini bildirerek, “Tam bir bitki cenneti olan Anadolu ile Trakya, tarımın da en önemli ürünlerinin anavatanıdır" dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bu ülkenin insanlarının dünyanın en değerli topraklarında yaşadığını bilmesi ve bu bilinçle hareket etmesi gerektiğini bildirerek, “tam bir bitki cenneti olan Anadolu ile Trakya, tarımın da en önemli ürünlerinin anavatanıdır. Anadolu’dan çıkıp yayılmış tarımsal ürünlerin dünya çapındaki üretim değeri 544 milyar doları aşıyor” dedi. Bayraktar, yaptığı açıklamada, tarımın en değerli ürünleri arasında bulunan, buğday, arpa, mercimek, nohut, soğan, sarımsak, havuç, zeytin, üzüm, incir, fındık, Antep fıstığı, ceviz, badem, elma, armut, ayva, nar, erik, kiraz ve vişnenin anavatanının Anadolu olduğunu belirtti. Bunların dışında, çavdar, yulaf, bakla, bezelye, kestane, kuşburnu, kekik, ahududu, alıç, ahlat, karadut, keçiboynuzu, böğürtlen, kızılcık, muşmula, menengiç, üvez, anason, Bektaşi üzümü, çam fıstığı, kara yemiş, koca yemiş gibi önemli tarım ürünlerinin kaynağı da Anadolu olduğunu bildiren Bayraktar, bu ürünler olmadan dünyanın beslenmesinin, dünya tarımının var olmasının düşünülemeyeceğini vurguladı.  

Dünya tarım alanlarının yüzde 1,56’sı Türkiye’de

Türkiye’nin dünya karasal alanının sadece yüzde 0,52’sini oluşturmasına karşın, küresel tarım alanlarının yüzde 1,56’sının Türkiye’de bulunduğuna dikkati çeken Bayraktar, “Türkiye, dünya karasal alanında kapladığı alanın oransal olarak tam üç katı tarım arazisine sahip. Dünya topraklarının sadece yüzde 0,5’i olmasına rağmen, Anadolu, olağanüstü zengin bitkisel gen kaynağına sahip muhteşem bir kara parçası. Bu gen kaynaklarını korumak bizim boynumuzun borcudur. Bu büyük bir zenginliktir. Bu zenginliğin kıymetini bilelim” dedi. Tarım arazilerimizin her metrekaresi değerli olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti: “80 milyon ülke vatandaşı, 5 milyonu aşkın sığınmacı ve yabancı, 40 milyona yakın turist, bu toprakların ürünleriyle doyuyor. 16-17 milyar dolarlık tarım ve gıda ihracatı, bu topraklardan üretilen tarım ürünleriyle yapılıyor. Tarımın sorunları çözülürse, bu topraklar çok daha fazla insanı besler. Anadolu ve Trakya, tarım açısından sadece bu bölge için değil, dünya için de büyük önem taşıyor. Dünyada büyük bir açlık sorunu var. Aç insan sayısı 800 milyona yaklaşıyor. Türkiye, tarımsal potansiyelini tam kullanırsa, dünyada açlığı bitirecek tarımsal üretimi yapacak ender ülkelerden biridir.”   -Kaynağı Anadolu olan tarım ürünlerinin küresel üretim değeri-   Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun 2014 yılı verilerine göre, Anadolu’dan çıkıp yayılmış tarımsal ürünlerin dünya çapındaki üretim değerinin 544 milyar doları aştığını belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi: “Dünya çapında 192,7 milyar dolar buğday, 69,2 milyar dolar üzüm, 51,7 milyar dolarlık elma, 42,7 milyar dolarlık soğan, 30 milyar dolarlık arpa, 18,2 milyar dolarlık zeytin, 16,9 milyar dolarlık bezelye ve bakla, 16,4 milyar dolarlık armut, 15,1 milyar dolarlık sarımsak, 14 milyar dolarlık ceviz, 13,6 milyar dolarlık badem, 12,7 milyar dolarlık havuç ve turp üretiliyor. Yine dünya çapında, erikte 9,5, nohutta 8,3, Antep fıstığında 7,6, kestanede 4,8, kiraz 4,6, yulaf 4, çavdar 4, fındık 3, mercimek 2,8, vişne 1, incir 0,9, ayva 0,4 milyar dolarlık üretim değeri bulunuyor. Bu ürünlerde Türkiye’nin üretimi ise 22,1 milyar dolara ulaşıyor. Türkiye’nin bu ürünlerdeki üretim değeri, dünya üretiminin yüzde 4,1’ini oluşturuyor. Ülkemizde üretim değeri, sadece buğdayda 6,4 milyar dolara ulaşıyor. Üretim değeri zeytinde 2,4, üzümde 2,3, fındıkta 1,9, arpada 1,8, elmada 1,5, cevizde 0,9, kirazda 0,7, Antep fıstığında 0,7, nohutta 0,5, soğanda 0,4, armutta 0,4, incirde 0,35, mercimekte 0,3, bademde 0,3, erikte 0,2, kestanede 0,2, havuç ve turpta 0,2, vişnede 0,2 milyar doları buluyor. Çavdarda 85, ayvada 78, yulafta 71, bezelye ve baklada 63, sarımsakta 44, keçiboynuzunda 13 milyon dolarlık üretim değeri var.”
 

"TMO Buğday ve Arpa Fiyatlarını Açıklamalıdır"

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, buğday ve arpada piyasanın durduğunu bildirerek, “dışarıdan giren bir mal yok. Gümrükleri düşüreceğim demeniz, bu söylem dahi yetti. O kadar zamansız bir söylem oldu ki; şu an tüccar piyasaya girmiyor, üretici tedirgin ve bazı bölgelerde şu an alım satım durdu. Buğday ve arpada fiyatların düşmemesi için TMO, geç kalmadan acilen müdahale alım fiyatlarını açıklamalıdır” dedi.

Girdi fiyatları yüksek, verim düşükken gümrük vergilerinin de indirildiğini belirten Bayraktar, “çiftçimiz, bu şartlarda nasıl rekabet edecek?” Gümrük birliği kapsamına tarımın dahil edileceği söyleniyor. Etki analizleri yapılmadan, tarım nasıl gümrük birliğine dahil edilir, gümrükler sıfırlanır? Ülkemizde tarım biter, Fransız, Alman buğdayı ile ekmek yapmak zorunda kalırız” diye konuştu.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, düzenlediği basın toplantısında, Ramazan ayındaki hem de Haziran ayındaki fiyat değişimlerini, bayramın son günü Resmi Gazete’de yayınlanan, et, canlı hayvan, buğday, arpa ve mısırda gümrük vergilerini büyük oranlarda düşüren Bakanlar Kurulu kararını değerlendirdi.

Şemsi Bayraktar, 2007 yılından bu yana her Ramazan ayında, gıda talebinin ve tüketiminin artmasından dolayı fiyatların spekülatif yönde yükseltilmesini önlemek için yürüttüğü çalışmalara ve bu yöndeki uyarılara bu yıl da devam ettiklerini bildirdi. Bu açıklamaların amacının fiyat artışlarının üreticilerimizden mi yoksa aracı veya perakendecilerden mi kaynaklandığı konusunda kamuoyuna doğru bilgiler sunmak, tüketicinin ödediği fiyattan üreticilerin ne derece yararlanabildiğini ortaya koymak, suni fiyat artışlarını önlemek olduğunu belirten Bayraktar, Ramazan ayı boyunca fiyatları takip ettiklerini ve meydana gelen değişimleri tespit ettiklerini vurguladı.

Aylık değişimi takip ettikleri 31 Mayıs-28 Haziran döneminde, üretici ve marketlerde fiyatı en fazla artan ürünün kuru soğan, fiyatı en fazla düşen ürünün karpuz olduğunu belirten Bayraktar, şöyle devam etti:

“Bu dönemde aylık olarak market fiyatlarında, 8 üründe fiyat değişimi olmazken, 16 üründe azalma, 12 üründe ise fiyat artışı meydana geldi. Mısırözü yağı, yeşil soğan, pirinç, kuru kayısı, kuru üzüm, yumurta, zeytinyağı ve ayçiçeği yağı fiyatında değişim görülmedi. Markette en fazla fiyat düşüşü ise yüzde 33,12 ile karpuzda oldu. Karpuzdaki fiyat düşüşünü yüzde 30,75 ile kiraz, yüzde 28,33 ile salatalık, yüzde 22,47 ile çilek, yüzde 18,33 ile domates, yüzde 17,15 ile patlıcan, yüzde 15,06 ile nohut, yüzde 14,22 ile kabak izledi. Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 26,21 ile kuru soğanda görüldü. Kuru soğandaki fiyat artışını yüzde 12,15 ile tavuk eti, yüzde 9,50 ile limon, yüzde 5,97 ile sivri biber takip etti.

Üretici fiyatlarında; 31 Mayıs-28 Haziran döneminde, 11 üründe fiyat değişimi olmadı. 12 üründe azalma, 9 üründe ise fiyat artışı tespit edildi. Limon, elma, kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek, pirinç, kuru kayısı, kuru üzüm, kuru incir, süt ve yumurta fiyatları değişmeyen ürünler oldu. Üreticide fiyatı en fazla düşen ürün olan karpuzda düşüş oranı yüzde 59,70’i buldu. Karpuzdaki fiyat düşüşünü yüzde 52,19 ile patlıcan, yüzde 37,93 ile patates, yüzde 33,13 ile kabak, yüzde 27,31 ile salatalık, yüzde 24,91 ile kırmızı mercimek, yüzde 18 ile kiraz, yüzde 12,07 ile Antep fıstığı izledi. Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 45 ile kuru soğanda meydana geldi. Kuru soğandaki fiyat artışını yüzde 31,95 ile sivri biber, yüzde 29,87 ile havuç, yüzde 19,14 ile marul, yüzde 17,33 ile maydanoz takip etti.”
 

Basın toplantısında, Bayramın son günü Resmi Gazete’de yayınlanan, et, canlı hayvan, buğday, arpa ve mısırda gümrük vergilerini büyük oranlarda düşüren Bakanlar Kurulu kararını da değerlendiren Bayraktar, şunları söyledi:

“Enflasyonla mücadele gerekçesiyle, gümrük vergisinin, canlı hayvanlarda yüzde 135’den yüzde 26’ya, karkas ette yüzde 100’den yüzde 40’a, buğdayda yüzde 130’dan yüzde 45’e, arpada yüzde 130’dan yüzde 35’e, mısırda yüzde 130’dan yüzde 25’e indirilmesinin üreticimizi etkilememesi mümkün değildir.

Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum, üreticiyi ilgilendiren bir konuda, üreticinin temsilcisi TZOB’dan görüş alınmadan, istişare edilmeden karar verilmesi problemin esas kaynağıdır. Zannedilmesin ki biz, tüketici fiyatlarının düşmesini, tüketicimizin daha makul fiyatlarla tüketmesini istemiyoruz. Biz de bunu istiyoruz. Fakat, bunun yolu bu değildir. İthalat işin en kolay tarafıdır. Geçici bir çözümdür.

Bir taraftan makas orta yerde. Üreticiden tüketiciye 6,5 kata varan bir makas var. Bu makası daraltmak lazım. Bunun için bir gayret içinde olmak lazım. Bunun dışında sulamaya açamadığımız arazilerimiz var. Toplulaştırma yapamadığımız arazilerimiz var. Bir taraftan planlama yapamıyoruz. Planlama sorunlarıyla karşı karşıyayız. Bunun dışında verimlilik rakamlarımız da düşük.

İthalat kısa vadede belki bir miktar fiyatları düşürür ama tarımsal üretime de büyük darbe vurur. Fiyatlar daha sonra yeniden yükselir.”
 

Buğday ve arpada hasat devam ederken, mısırda iki ay sonra hasada girilecekken, gümrük vergilerinin düşürülmesinin üreticimize zarar vereceğini, üretim yapılamaz hale gelineceğini bildiren Bayraktar, şöyle konuştu:

“Birçok yöremizden buğday ve arpa alımlarında sıkıntı yaşandığı bilgisi geliyor. Hem Trakya bölgesinden hem de başka bölgelerdin aldığımız bilgilere göre; tüccar şu an bu açıklamadan sonra piyasaya girmiyor. Buğday ve arpada piyasa durdu. Bakın ithalat yok. Dışarıdan giren bir mal yok. Gümrükleri düşüreceğim demeniz, bu söylem dahi yetti. O kadar zamansız bir söylem oldu ki; şuan tüccar piyasaya girmiyor, üretici tedirgin ve bazı bölgelerde şu an alım satım durdu. Çiftçimizin en önemli ürünleri, ekili alanların yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan buğday ve arpada fiyatların düşmemesi için TMO, geç kalmadan acilen müdahale alım fiyatlarını açıklamalıdır.

Üstelik yemlik mısırda GDO’lu ürün ithal edilebiliyor. ABD’den, Arjantin’den çok daha düşük fiyatlarla GDO’lu mısır satın alınır ve hayvanlarımıza yedirilir. Hayvan etini biz yemiyor muyuz? Dolayısıyla bu GDO’lu ürünleri insanlarda yemiş olacak. Bu kararlar alınırken bunlar niçin hesaplanmıyor, düşünülmüyor? Hayret ediyorum doğrusu.

Diğer taraftan gümrük vergi indirimi konusunda karar verilirken, üreticimizin maliyetleri dikkate alınmamıştır. Et fiyatları yüksektir ama üreticimiz 26 lira 80 kuruşa mal ettiği karkası, ortalama 28 lira 23 kuruşa ancak satabilmektedir. Burada üreticimizin kilogram başına karı sadece 1 lira 43 kuruştur. 8 ay boyunca besi yapan bir üreticimiz, sattığı karkastan sadece yüzde 5,3 kar yapabilmektedir. Sektörde en az parayı üreticimiz kazanmaktadır. Yarın bu gümrüklerle ithalat yapılırsa, sektör batar, üreticimiz üretimi sürdüremez.

Geçmişte de bunu yaşadık. 2010 yılında başlayan ithalata bu ülke 5 milyar doların üzerinde döviz ödedi. Ülkemiz bu kadar zengin değil. Kaldı ki biz her zaman söylüyoruz. Bizim potansiyelimiz var. Üretim desteklendiğinde biz çok rahatlıkla halkın talebini karşılayacak arzı sağlayabiliriz. Gerekli tedbirleri almak varken ithalat işin kolay tarafı. Kaldı ki fiyatlarda ucuzlamıyor. 2010 yılında bunu gördük. İthalat yapıldı fakat fiyatlar ucuzlamadı.

Bugün 4 avrodan hatta 3 avrodan karkas et ithal edilebiliyor. İthalat özel sektöre açılırsa, özel sektör, kalitesiz, sağlıksız, ucuz etleri ülkemize getirebilir. Bunun kontrolünü eksiksiz yapamazsınız.

Üstelik Türkiye büyük bir ülkedir. 80 milyon nüfusu var. 5 milyon yabancı ve sığınmacı bu ülkede yaşıyor. 40 milyona yakın turist ülkemizi ziyaret ediyor. 200-300 bin ton et ithal etmeye kalkıldığında başta Avrupa olmak üzere fiyatlar yükselir.

Öyle bir zaman gelir ki siz bugünkü fiyatları ararsınız. Eyvah ne yaptım dersiniz. İçeriye bakarsınız üretim çökmüş. Ve daha yüksek fiyatlarla ithalat yapmaya devam edersiniz. Biz bu senaryoyu daha evvel gördük. Bunun için tekrar bu senaryoyu yaşamak istemiyoruz. Bu fiyatları düşürmez. Kısa vadede fiyatları düşürür gibi görünür, orta ve uzun vadede fiyatları yükseltir. Ve kendi çiftçinize vermediğiniz destekleri dünyada et üretimi yapan çiftçilere veririsiniz. Onların da bayram yapmasını sağlarsınız. Türkiye’den her ithalat yapıldığında onlar orada bayram yapacaktır. Davul zurnayla Türkiye ihracat yaparlar. Bu yanlışa düşmemek lazım… Bu bir hatadır. Ve bu yanlıştan da dönmek lazım…

Daha kalitesiz, sağlıksız etleri daha pahalı satın almak durumunda kalırız. Üretici ve ülke zararına gördüğümüz bu karardan, acilen vazgeçilmesi, kararın kaldırılması gerektiğine inanıyoruz.

Üreticinin bakanlığı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız, yetkisini kullanmalı, hem ette hem kasaplık hayvanda hem de buğday, arpa ve mısırda ithalat kontrol belgesi vermeyerek ithalatı önlemelidir.”

Dünya Bal Üretiminde Türkiye Kaçıncı Sırada?

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, arıcılığın Türkiye’de dev bir sektör haline geldiğini bildirerek, Türkiye’nin Çin’in ardından bal üretimde dünyada iki sırada olduğunu ifade etti.

Bayraktar, Dünya Arı Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, bal arılarının bitkiden bitkiye konarak yaptığı tozlaşma ile ekosistemin devamlılığını sağladığını, arılar olmadan ekosistemin olamayacağını belirtti. Ülkemizde arıcılığın, çok fazla sermayeye, tarım arazisine gerek duymadan yapılabilecek, genç çiftçilerle kadın çiftçilerimizin yanı sıra, köylerimizde kalan yaşlı nüfusun da uğraşı alanı olabilecek bir faaliyet alanı olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Son yıllarda önlenemeyen kırsaldan kente göçü önleyecek faaliyetler içinde arıcılık da bulunmaktadır. Arıcılığa yapılan yatırımların diğerlerinden farklı bir özelliği de yatırım tutarı düşük kalması ve yatırım için gerekli tüm ekipmanların yurt içinden karşılanabiliyor olmasıdır. Bundan dolayı, arıcılıkta dışa bağımlılık bulunmamaktadır. Arıcılık aynı zamanda insanımıza bal, polen gibi sağlıklı ürünler sağlayan bunun yanı sıra ihracatta da önemli getirisi olabilecek potansiyeli bulunan bir faaliyettir. Ülkemiz doğal yapı ve nektar kaynakları bakımından çok zengindir. Büyük bir arıcılık potansiyeline sahiptir. Ülkemizin topoğrafik yapısından kaynaklanan farklı yükseltilerin bulunması, değişik iklim bölgelerine sahip olması, sanayi ve yerleşim yerlerinde uzak, kimyasal ilaç ve gübre kullanımının olmadığı işlenmeyen tarım alanlarının, mera ve çayırlıkların fazlalığı Türkiye’ye arıcılık bakımından büyük avantajlar sağlamaktadır. Türkiye, bitki çeşitliği bakımından da çok geniş bir yelpazeye sahiptir. Çeşitlilik içinde arıcılık açısından önem arz eden bir diğer olay da ülkemiz bitki örtüsünde, yalnızca belirli bölgede yetişebilen, yöreye özgü, endemik bitkilerin oranının yüzde 30’un üzerinde olmasıdır.”

Dünya Bal Üretiminde İkinci Sıradayız

Bayraktar, 1,5 milyon tondan fazla dünya bal üretiminin yüzde 30,6’sını Çin’in ürettiğini, Türkiye’nin, Çin’in ardından yüzde 6,85’lik pay ile ikinci sırada bulunduğunu,ülkemizi yüzde 5,35 ile ABD, yüzde 5,03 ile İran, yüzde 4,96 ile de Rusya’nın izlediğini bildirdi.

Kovan Başı Verim Çok Düşük

2016 verilerine göre ülkemizde arıcılıkla uğraşan işletme sayısının 84 bin 47 olduğunu, 7 milyon 900 bin 364kovanda 105 bin 727ton bal üretildiğini belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Türkiye’nin arıcılığa her yönden uygun olması, arıcılığın gelişimini olumlu yönde etkilemiş, 2000-2016 döneminde kovan sayısı 4,3 milyondan 7,9 milyona, bal üretimi ise 61 bin tondan 106 bin tona yükselmiştir. Buna karşın, hala kovan başına bal verimi ortalama 13,4 kilogramla düşük kalmaktadır. Çin’de bu rakamın, 50,1 kilogram olduğu düşünüldüğünde ülkemiz verimindeki yetersizlik net olarak görülmektedir. Dünya bal ihraç pazarının 2,2 milyar dolar olduğunu belirten Bayraktar, dünya üretiminde ikinci sırada yer alan bir ülkenin bu pazardan yüzde 1,1 pay almasının kabul edilemez olduğunu ifade etti. Bayraktar, “ihracat bakıldığında yüzde 12,9 ile Çin ilk sırayı alıyor, bunu yüzde 8,95 ile Yeni Zelanda, yüzde 7,31 ile de Arjantin izliyor. Biz ürettiğimizin sadece yüzde 3,4’ünü ihraç ediyoruz. Bunu mutlaka artırmamız, ihracatta da ilk sıralarda yer almamız lazım.” 

Dünya’da 33 Ülkeye Bal İhraç Ediyoruz

Bu kadar büyük üretimimize rağmen bal ihracatımızın 3 bin 623 tonda (14,9 milyon dolar) kalmasının potansiyelimize göre çok az olduğunu ifade eden Bayraktar; açıklamasında, “dünyada 33 ülkeye bal ihraç ediyoruz ama bu ihracatın yüzde 81’ini ABD, Almanya ve Suudi Arabistan’a yapıyoruz. Diğer ülkelerdeki pazar paylarımızı artırmamız elzemdir. Bal ihracatımızda ilk sırayı yüzde 36,75 ile ABD almakta, bunu yüzde 36,5 ile Almanya, yüzde 7,73 ile de Suudi Arabistan izlemektedir” bilgisini verdi.

İller Arasında Ordu Birinci, Muğla İkinci, Adana Üçüncü Sırada

Hangi illerin bal üretiminde kaçıncı sırada olduğunu belirten Bayraktar şunları kaydetti:

“İller arasında bal üretiminde ilk sırayı 16 bin 278 tonla Ordu alırken, Muğla 15 bin 875 tonla ikinci, Adana 9 bin 477 tonla üçüncü, Aydın 3 bin 958 tonla dördüncü, Mersin 3 bin 252 tonla beşinci, Balıkesir 3 bin 105 tonla altıncı, Sivas 2 bin 861 yedinci, İzmir 2 bin 742 tonla sekizinci, Van 2 bin 408 tonla dokuzuncu, Antalya 2 bin 394 tonla onuncu sırada bulunuyor.Toplam bal üretiminin yüzde 39,7’si Ordu, Muğla ve Adana’da üretildi. Ülkemizde çoğunlukla gezginci olarak yapılan arıcılıkta, arıcılarımızın büyük bir kısmı arılarını Akdeniz ve Ege bölgelerinde kışlatmakta ardından Mayıs ayında İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya götürmektedirler. Arıcılarımızın bir kısım çiçek balı için Sivas, Erzurum, Muş, Bingöl ve Bitlis’e, ayçiçeği balı için Trakya ve Ege Bölgelerine gitmektedirler.”

Ülkemizde bakir denilebilecek uygun floraların bulunmasının organik bal üretimi için de büyük avantajlar sağladığını vurgulayan Bayraktar, “kimyasal katkı maddelerinden ve şeker katkısından uzak, tarımsal ilaçlama ve kimyasal gübrelemenin yapılmadığı ortam zorunluluğu şartı, ülkemizin pek çok yöresinde organik bal üretiminin yapılabileceğini göstermektedir” dedi.

Sorunlar Ve Yapılması Gerekenler

Bu olumlu göstergelere rağmen arıcılığın eğitim, pazarlama, örgütlenme, damızlık, kalite kontrol başta olmak üzere sorunları bulunduğuna dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Arı üreticilerinin birlikler yada kooperatifler şeklinde gelişmiş ülkeler seviyesinde örgütlenememesi ve mevcut örgütlerin de yeterince güçlü olmaması pazarlamada soruna neden olmaktadır. Hastalık ve zararlılara karşı bilinçsizce ilaç kullanımının balda kalıntıya neden olması, Merdivenaltı üretilen sahte balların denetimlerinin tam anlamıyla yapılamaması, Kaçak bal girişlerinin önlenememesi sorunlardan bazılarıdır. Arıcıların, ürettiği balın yanı sıra katma değer sağlayan polen, arı sütü, propolis gibi diğer ürünlerin de üretebilmesi için teşvik edilmesi, Arıcılar modern arıcılık konusunda eğitilmeli, yeni arıcılığa başlayanlar için kurslar açılması, genç çiftçilerin desteklenmeye devam edilmesi, Bal, polen, propolis, arı sütü, tüketiminin yaygınlaştırılması için tüketicilere yönelik çalışmaların yapılması, bölge şartlarına uygun ana arıların üretilerek arıcılara dağıtımının sağlanması, Organik bal üretiminin artırılması için üreticiye verilen desteklerin artarak devam etmesi gerekiyor."

Kaynak: hurriyet.com
 
 

Yağlı Tohum Desteklemeleri İçin Başvuru Süresi Sona Eriyor !

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, yağlı tohumlu bitkiler fark ödemesi desteği başvurularının 31 Mart tarihinde sona ereceği ve bu tarihe kadar başvurularını tamamlayan çiftçilerin destek alamayacağını açıkladı. Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Bayraktar, “31 Mart tarihine kadar başvurularını tamamlamayan çiftçilerimiz destek alamayacak” şeklinde açıklamada bulunarak, ödeme desteği başvurularının mesai saati bitiminde sona ereceğini hatırlattı.

Şemsi Bayraktar’ın yaptığı yazılı açıklamaya göre, 2016 yılı tarımsal destekleri kapsamındaki yağlı tohum bitkiler fark ödemesinin, yağlık ayçiçeğinde kilogram başına 40, kanolada 50, soyada 60, aspirde ise 55 kuruş olacağını bildirdi.

30 Eylül 2016 yılında yağlı tohumlu bitkiler için çiftçilere fark ödemesi desteği başvurularının başladığını hatırlatan Şemsi Bayraktar, söz konusu olan başvuruların 31 Mart 2017 tarihi ile mesai bitiminde sona ereceği açıklamasında bulundu. Destekten yararlanmak isteyen çiftçilerin, bu tarihe kadar Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı il ve ilçe müdürlüklerine başvurularını tamamlamaları gerekir, aksi halde destekten mahrum kalacaklar diye açıkladı.

Destekten Kimler Yararlanacak

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarım havzalarında yağlı tohumlu bitki yetiştiren ve çiftçi kayıt sistemine 2016 yılında kaydını hasat dönemi öncesinde yaptıranların destekten faydalanabileceğini, alım satım, ürün işleme, değerlendirme, depolama işlemlerinin belirlenen usul ve esaslara uygun olarak gerçekleşmesi koşulu ile 2016 yılında fark ödemesi desteğine esas ürünleri üreten çiftçilerin fark ödemesi desteğinden yararlanabildiğini söyledi. Ayrıca 2016 yılında üretilerek satışı yapılan fark ödemesi desteğine esas ürünlere, Bakanlığın uydu tabanlı parsel tanımlama modeline göre destekleme ödemesi verildiğine de vurguda bulundu. 

"Küçükbaş Hayvancılık Ülkeye Milyarlar Kazandırır"

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, toplam hayvancılık içindeki payı, sığır eti ve sütü üretimindeki hızlı artış nedeniyle sürekli gerileyen küçükbaş hayvancılığın Türkiye’ye milyarlar kazandırabileceğini bildirdi. 

Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, Türkiye’de tarımın lokomotif alanı hayvancılıkta, 2015 yılı itibariyle sütten ete, deriden bala, tiftikten kıla birçok üründen elde edilen değerin 55.7 milyar lirayı bulduğunu, ülkenin 2016 yılı itibarıyla 14.1 milyon sığır, 142 bin manda, 31 milyon koyun, 10.3 milyon keçi varlığına sahip olduğunu belirtti. Yıllık olarak 2016’da, 18.5 milyon ton süt, 1.17 milyon ton kırmızı et üretildiğini vurgulayan Bayraktar, son yıllarda tekrar artışa geçse de 2016 yılında hem koyun hem keçi sayısında azalma olduğunu, koyun ve keçi eti ile sütü üretiminde gerileme görüldüğü bilgisini verdi.
2016 yılında üretimin düştüğünü belirten Bayraktar, şunları açıklamasında şöyle dedi:

“Ülkemizin özellikle küçükbaşta çok büyük bir potansiyeli var. Anadolu’da çiftçimiz tarımı tanımlarken, ‘buğday ile koyun, gerisi oyun’ der. Bu topraklar tahıl ve küçükbaş hayvan yetiştirmeye çok uygun olan topraklardır. 

Nitekim, 1980 yılında bu ülke 48.64 milyon merinos koyunu dahil koyun, 19.04 milyon da tiftik keçisi dahil keçi, toplamda 67 – 68 milyon koyun, keçi olarak küçükbaş hayvan varlığına sahipti. Halen 41,3 milyon olan küçükbaş hayvan sayısı 67-68 milyona ulaşabilir”

Veriler, 67-68 milyon baş koyun ve keçinin bu topraklarda beslenebileceğini gösteriyor. Bu da küçükbaş hayvan sayısının en azından üçte iki oranında artırılabilmesi demektir. 67-68 milyon baş koyun ve keçi sayısı, 2015 rakamlarını baz alırsak 86 bin ton daha fazla kırmızı et, 1 milyon 64 bin ton daha fazla süt üretmek anlamına gelir. Bunun üretici fiyatı olarak karşılığı ette yaklaşık 2 milyar lira, sütte 2.3 milyar lirayı bulmaktadır. Toplam ek üretici geliri 4.3 milyar lira olur. Bunun tüketici karşılığı çok daha büyük rakamlara ulaşır.

Ülkemizde kırmızı et açığının kapatılmasında küçükbaş hayvancılık en önemli alternatiftir. 1980’li yıllardaki küçükbaş hayvan varlığına yeniden sahip olmalıyız. Halen dünyada keçi sayısında 19’ncu, koyun sayısında 8’nci, keçi eti üretiminde 13’ncü, koyun eti üretiminde 4’ncü, keçi sütü üretiminde 8’nci, koyun sütü üretiminde 2’nci sırada yer alan ülkemiz, bu alanda rahatlıkla başa güreşebilir. Et ve süt verimliliğini de artırırsak, bu alanda hem ülkemiz çiftçisi hem de ülke ekonomimiz büyük katkı sağlar.”