Haberler | Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

Gelin Birazda Gübre ve Gübrelemeyi Konuşalım

Gübre tohumla birlikte bitkisel üretimin en önemli girdilerinin başında gelmektedir. Birim alandan alınacak en yüksek verim için, asla ihmal edilmemesi gereken bir girdidir. Üretim maliyetleri içindeki payı, her ne kadar % 15-20 düzeyinde olsa da, bilinçli gübre kullanıldığında % 50’den fazla verim artışı sağlayabilmektedir. Ülkemizde yıllara göre biraz değişiklik göstermekle beraber, 6-7 milyon ton fiziki gübre kullanılmaktadır. 2017 yılında tüketilen fiziki gübre miktarı 7.484.213 tondur.

 
Biz terminoloji olarak gübre dediğimiz zaman, hem kimyevi gübreleri, hem de hayvansal ve bitkisel kökenli organik gübreleri ifade ediyoruz. Avrupalı kimyasal gübreye “Fertilizer” diye tek bir isim vermiş, hayvansal gübreleri ayrı bir kelime olarak “Mennure” diye ifade etmiştir. Biz kimyevi gübreye kimyasal gübre, suni gübre, ticaret gübreleri gibi eş anlamlı kelimeler kullanıyoruz. Bazen birbirimizi anlamakta sıkıntı bile çekiyoruz.
 
Ülkemiz topraklarının % 85’i, % 1-1,5 (bazen % 1’in de altında ) gibi düşük düzeyde organik madde ihtiva etmektedir. Dolayısıyla toprak verimliliği açısından hayvansal gübrelerin çok büyük önemi vardır. Ancak bizim dekara 3-4 ton hayvan gübresi vererek bitkinin bütün ihtiyacını karşılayacağını söylersek bu doğru değildir. Biz usulüne göre muhafaza edilmiş çiftlik gübresi ile verimi artırabiliriz, toprağımızı iyileştirebiliriz ama hedeflediğimiz verime ulaşamayız. Örnek vermek gerekirse yeni nesil ıslah edilmiş sapı sağlam, boyu kısa ve dane verimi çok yüksek buğday çeşitlerinin gübre tüketimi de fazladır. Diğer taraftan çiftlik gübresinin yanmış olmasına da dikkat etmeliyiz. Yoksa tarlada fazla miktarda yabancı ot çıkışına neden olabilir.
 
  1. GÜBRE NEDEN GÜNCEL?
 
Türkiye için serin iklim tahıllarından buğday ve arpa stratejik üründür. Halkımızın temel beslenme alışkanlığında ekmek önde gelir. Dünyada buğday, asırlarca istikrarın ve kendine güvenin temeli olmuş, savaşlar genelde kıtlık yıllarından sonra çıkmıştır. Ekmek bizim milletimizin kültüründe “nimet”tir. Yere düşmüş bir ekmek parçasına asla ayağımızla basmayız, alır yüksek bir yere koyarız. Ülkemizde bölgelere göre Eylül ortalarından Aralık ortalarına kadar sonbahar ayları hububat ekim mevsimidir. Hububatta ekim gübresi olarak tercih edilen fosforlu gübrelerin başında Di-Amonyum Fosfat (% 18-46) kısaca DAP gübresi gelmektedir. Geçen yıl ekim mevsiminde fiyatı ton başına 1.600 TL iken, dolardaki kur artışı sebebiyle fiyatı katlanmış halen tonu 2.900 – 3.100 TL’ye satılmaktadır. Hububat tarımı yapan çiftçilerimiz fiyatların artmasından etkilenmiş, ekim gübresinin kullanılması zihinleri karıştırmıştır. Gübre sektörü zaten dünyadaki konjonktürel gelişmelerden çok etkilenen bir sektördür. Arz-talep dengesi dünya fiyatlarını çok etkilemektedir. Zaten ülkemiz kimyasal gübreler açısından ister mamul olsun, ister ham madde açısından dışa bağımlıdır. Bu gerçeği üzülerek de olsa kabul etmek zorundayız. Öyle ise hububat üretimimize zarar vermeden ne yapalım?
 
  1. YAPACAKLARIMIZ VAR…
 
  • Gübre kullanmaktan vazgeçersek verimimizi düşürürüz.
  • Sonbahar ekim gübrelemesi ağırlıklı olarak fosforlu gübreye dayanır. Di-Amonyum Fosfat gübresi % 18 oranında azot % 46 oranında fosfor ihtiva eder. Azotun devamını ilkbaharda tamamlayabiliriz. Azot elementi toprakta hızlı fakat fosfor ise yavaş hareket eden bir makro elementtir. Kullanılan fosforlu gübrenin etkisi azalarak 3 yıla kadar devam eder. Bu nedenle, toprakta bir yıl önceden kalmış bitkinin yararlanacağı (kabili istifade) fosfor olabilir. Bunu ancak toprak analizi ile anlayabiliriz. Ekim öncesi toprağımızı tahlil ettirmeliyiz. Hangi gübre çeşidini ne miktarda kullanacağımıza karar vermeliyiz. Özellikle sulu alanlarda yazlık olarak ekilmiş pamuk, mısır, ayçiçeği, şeker pancarı, patates ve sebzeler gibi kültür bitkilerinin üretiminden tarlamızda geriye kalmış fosfor olabilir. Kullanacağımız DAP gübresinden belki yarı yarıya keserek gübreleme yapabiliriz. Bu uygulama bizi gübrede tasarrufa götürür. Belki de pahalı DAP gübresi yerine fosfor tenörü daha düşük, fiyatı DAP’tan daha ucuz 20-20-0 gübresi ile taban gübrelemesini yapabiliriz. (DAP gübresi fiyatı: tonu 2.900-3.100 TL. 20-20-0 gübresi fiyatı: tonu 1.900-2.100 TL’dir.) Yapılan araştırmalara göre buğday bitkisi 100 kg dane verimi için 2.7 kg/dekar saf azot, 2 kg/dekar saf fosfor kullanmaktadır. Genelde kuru şartlarda yetiştirilen hububat için önerilen saf fosfor (P2O5) miktarı 7-9 kg/dekardır. Sulu şartlar için de 9-11 kg/dekar saf fosfor karşılığı (P2O5) gübresi verilmesi uygundur.
  • Bitkilerin beslenmesi açısından şu husus unutulmamalıdır. Bitkilerin topraktan beslenmesi esastır. Yapraktan yapılacak gübrelemeler, noksan elementlerin (Örnek: çinko) gibi telafisi başta olmak üzere, hem makro ve hem de mikro elementlerin eksikliğinin kısmen giderilmesi ile verim artışına yönelik uygulamalardır. Yapraktan verilecek organik, organomineral ve kimyasal gübrelerle bitkinin ihtiyacının karşılanacağını düşünme fikri, doğru değildir. Bu ticari anlamda söylenmiş spekülatif ve eksik bilgilerdir.
  • Gübreler için halen dekar başına yapılan destekleme 4 TL’dir. Bu destekle 1 kilo 290 gram DAP gübresi veya 2 kg 20-20-0 gübresi satın alınabilir. Bir yılda katlanan gübre fiyatları karşısında desteklemeler yetersiz kalmıştır. Devletimizin imkanları ölçüsünde gübre desteklerinin artırılması ve basın yoluyla çiftçilere duyurulması önemli olacaktır.
  • Gerek gübreler ve gerekse gübreleme konusunda söyleyecek çok sözümüz var! Son söz olarak sözümüzü şöyle tamamlayalım:
 
Ülkemiz topraklarının çoğunlukla killi yapıda olması, kireç fazlalığı, organik maddenin düşük olması, yağış azlığı, bilinçli ve dengeli gübre kullanımındaki noksanlıklar, bitki besleme sorunlarımızın temelini oluşturmaktadır. Gübre işi öyle yabana atılacak ve ihmal edilecek bir konu değil, ne kadar konuşsak, ne kadar söylesek azdır.
 
Fahri Harmanşah
Gübre İthalatçıları Derneği
 Onursal Başkanı
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

TÜRKİYE’NİN KABA YEM ÜRETİMİNDE TRİTİKALENİN POTANSİYELİ VE ÖNEMİ

25-28 Haziran 2018 tarihlerinde Erzurum Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü ile Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından 2. Uluslararası Tritikale Konferansı düzenlenmiştir. Tritikale tarımı ve ıslahı yapan ülkelerden gerek yabancı ve gerekse yerli bilim insanları konferansa iştirak etmiştir. Bu konferansın son oturumunda ise “Türkiye’de Tritikalenin Gelişimi ve Kullanım Potansiyeli” konulu bir de panel düzenlenmiştir. Bu panelde konuşmacılardan biri olarak yer alan, bu makalenin yazarı, kaliteli kaba yem üretimi açısından tritikalenin önemi ve potansiyeli konusunda bir konuşma ve değerlendirme yapmıştır. Bu panelde kısaca dile getirdiğimiz hususlar makalenin konusu olmuştur.
 
  1. KALİTELİ KABA YEM İHTİYACIMIZ
 
2017 yılı Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre, ülkemizin büyük ve küçükbaş hayvan varlığı aşağıdaki tabloda belirtildiği gibi yer almaktadır. (TABLO-1)
 
                                                                                                                      TABLO-1
CANLI HAYVAN SAYISI
 
YIL                   SIĞIR (adet)                KOYUN (adet)            KEÇİ (adet)                 TOPLAM (adet)
 
2017                15.943.586                  33.677.636                  10.634.672                 60.255.894
 
            500 kg canlı ağırlığında bir kültür ırkı hayvanın günlük yem ihtiyacı “Büyük Baş Hayvan Birimi” (BBHB) ile ifade edilmektedir. Büyükbaş hayvanlarımız kültür ırkı, melez ve yerli ırk olarak değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmenin ışığında 13.417.689 Büyük Baş Hayvan Birimi (BBHB) yapmaktadır. Koyun ve keçileri de büyükbaş hayvan birimine çevirdiğimizde toplam hayvan varlığımız 17.636.227 Büyük Baş Hayvan Birimi yapmaktadır.
 
            Yaşam payı için günlük ihtiyaç 4 kg kaliteli kuru ot + 10 kg silaj / yeşil yem olarak önerilmektedir. (Kaynak:7) (Ham protein ihtiyacı 370 gram ve metabolik enerji 14.000 K cal’dır.)
 
            Bu durumda yaşam payı için gerekli kaba yem ihtiyacı:
 
  • 4 kg kuru ot x 17.636.227 BBHB x 365 gün = 25.748.891 ton kuru ot
  • 10 kg silaj/yeşil  x 17.636.227 BBHB x 365 gün= 64.372.228 ton silaj/yeşil kaba yem ihtiyacı doğmaktadır.
Genel Toplam kuru ot ve silaj/ yeşil ot olarak 90.121.119 ton yapmaktadır.
 
            Devlet İstatistik Enstitüsünün (DİE) 2017 yılı verilerine bakıldığında kaba yem üretimi doğal haliyle aşağıdaki gibidir. (TABLO-2)
 
                                                                                                                                  TABLO-2
YEM BİTKİLERİ ÜRETİMİ
 
YIL       KORUNGA (ton)         BURÇAK (ton) HASIL MISIR (ton)      SİLAJ MISIR (ton)
             (Yeşil  ot              )       

2017    2.001.379                    17.327             220.884                                  23.152.841
 
 
HAYVAN PANCARI (ton)       FİĞ (ton)         ÜÇGÜL (ton)               YONCA (ton)
                                                             (Yeşil ot)         (Yeşil ot        )              (Yeşil ot         )

98.537                                    4.597.600        2.280                           17.561.190
 
KABA YEM ÜRETİMİ GENEL TOPLAMI: 47.652.038 tondur.
            Günlük yaşam payı ihtiyacı ile üretim miktarı arasındaki fark 42.469.908 tondur. Yani üretimin yaşam payı kaba yem ihtiyacını karşılama yeterliliği % 53’tür. Aradaki fark için yem kaynakları ise bitkisel artıklardan oluşmaktadır. Bunların başında ise hububat sapı- samanı gelmektedir. Buğday, arpa, çavdar ve yulaf ekim alanlarının toplamı 10.307 bin hektardır. İyimser bir yaklaşımla bu kadar alandan dekardan 200 kg hesabı ile 20.600.000 ton civarında sap alınabilir. Zira buğday çeşitlerinin boyları kısalmış (80-100 cm) sap verimleri azalmış, dane verimleri artmıştır. Hedef kaliteli kaba yemdir. Sap samanla kültür hayvanlarını beslemek doğru bir yaklaşım değildir. Saman hayvanın işkembesini doldurarak tokluk hissi veren, besleyiciliği az olan yemlerdendir. Buğday samanı % 2,5 protein ihtiva ederken, yonca % 15 ham protein ihtiva etmektedir. Hububat sapı hayvanlara altlık olarak kullanılmalıdır. Bütün bu değerlendirmeler ışığında 20.000.000 tondan fazla kaliteli kaba yem açığımız bulunmaktadır. Muhtelif kaynaklarda bu açık 15.000.000 tondan başlayan rakamlarla ifade edilmektedir. Rakamlar farklı olsa da gerçek olan kaliteli kaba yem açığımızın bulunmasıdır. Bu sadece günlük yaşam payı için ortaya çıkan ihtiyaç rakamlarıdır. Öte yandan rasyonel bir hayvan beslemesi için, sadece yaşam payı için kaba yem ihtiyacının kaba yemle karşılanması değil, yaşam payına ilaveten en az 5 kg süt üretiminin kaliteli kaba yemle karşılanması planlanmalıdır. (Kaynak:7) (450 gram ham protein, 6.000 K cal metabolik enerji). Zira kaba yem, kesif yemlere göre daha az maliyetlidir. Bu durum dikkate alındığında kaliteli kaba yem açığımız daha da artmaktadır.
 
  1. TRİTİKALENİN POTANSİYELİ VE ÖNEMİ
 
Kaba yem sorununun çözümünde tritikale yeni gelişme gösteren ancak olumsuz şartlara dayanımı sebebiyle yararlanabileceğimiz hububat türlerinden biridir. Tritikale buğday ile çavdarın melezi olup, buğdayın verimi ve kalitesi ile çavdarın olumsuz şartlara (soğuğa, kuraklığa, limit toprak şartlarına) dayanma özelliklerini taşıyan bir bitkidir. Danesi için yetiştirilen tritikale makarnalık buğday ile çavdarın melezi olup, 2n=42 kromozomlu haploid tritikaledir. Dünyada yetiştiriciliği yapılan bu 42 kromozlu  tritikaledir. Bir de ekmeklik buğday ile çavdarın melezi olup, 2n=56 kromozomlu oktaploid tritikale vardır ki, dünyada çayır tipi tritikale olarak bilinmektedir.
 
  • Tritikale Doğu Anadolu gibi kışı sert geçen yerlerde soğuktan zarar görmeden yetişme imkanına sahiptir. Sonbaharda eylül-ekim aylarında ekimi yapılmaktadır.
  • Tritikale, soğuklara ve kuraklığa diğer hububatlardan daha dayanıklı olduğu gibi; tuzlu, taşlı, çakıllı, limit şartlardaki topraklarda da yetiştirilme imkanına sahiptir.
  • Sapı sağlamdır ve yatmaz. Diğer hububat türlerinden daha boyludur ve yeşil aksamı fazladır. Bu nedenle silaj ve kuru ot amaçlı ekilişlerde daha fazla ürün verir. Silaj ve kuru ot verimi arpa ve buğdaya göre % 15-20 fazladır. (Kaynak-4) Macar fiği ve yem bezelyesi gibi baklagillerle karışık ekildiğinde dekardan 700 kg kuru ot, 3-4 ton silaj alınabilir. Zira protein bakımından zengin fiğin veya yem bezelyesinin, nişasta değeri yüksek bir ürünle karıştırılması sindirimi kolay ve mükemmel bir yem teşkil eder. (Kaynak:7) Tritikale bu anlamda da önemlidir.
  • 2017 yılı istatistiklerine göre 456.414 dekar alanda tritikale ekilmiş ve buradan 150.000 ton dane ürünü alınmıştır. Danesinde protein oranı yüksektir. Değirmen paçalında ve hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Tritikale dane üretiminin ötesinde yem açığımızın giderilmesinde, gerek silaj olarak ve gerekse fiğ ve yem bezelyesi ile karışık hasıl olarak ekilerek kaba yem sorunumuzun çözümünde önemli bir potansiyele sahip bulunmaktadır.
  • Ancak hayvanların tercihi bakımından tritikalenin diğer hububat türlerine göre sapının biraz sert oluşu bir olumsuzluk olarak görülse de, kuru ot üretiminde ortaya çıkan bu durumunun iyileştirilmesi konusunda ıslah çalışmalarının yapılması önemli olacaktır.
 
 
KAYNAKLAR:
 
  1. Harmanşah, F. Türkiye’de Kaliteli Kaba Yem Üretimi Sorunlar ve Öneriler. TÜRKTOB Dergisi Sayı 25
  2. Harmanşah, F. Türkiye’de Kaliteli Kaba Yem Üretimi ve Bir Öneri. Anadolu İzlenimleri Sayı 97
  3. Harmanşah, F. Türkiye için Macar Fiğinin Önemi. Anadolu İzlenimleri Dergisi Sayı 98
  4. Devlet İstatistik Enstitüsü verileri
  5. Tarım ve Orman Bakanlığı verileri
  6. Ekiz, H. 2013 Yılı Tritikale Biçme Denemesi.
  7. Alçiçek, A. Kılıç, A. Ayhan V. Özdoğan, M. Türkiye’de Kaba Yem Üretimi ve Sorunları.
 
Fahri Harmanşah Kaleminden
TİGEM Emekli Dai.Bşk.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

İklim Değişikliğinin Bitkisel Üretim üzerine Etkileri

Fahri Harmanşah
TİGEM Emekli Dai. Bşk

GİRİŞ

İklim değişiklikleri ve bunun sonunda yaşanan iklim âfetleri (sel, dolu, aşırı kuraklı vb.) dünyada pek çok ülkeyi olumsuz etkilediği gibi, ülkemizi de etkilemektedir. Kısa aralıklarla başta İstanbul olmak üzere yaşanan sel, su baskını ve dolu âfeti dikkatleri bu konu üzerine çekmiş ve herkesi düşünmeye sevk etmiştir. Son yıllarda yaz aylarında Ankara gibi ılıman iklime sahip bir Orta Anadolu şehrinde, Temmuz – Ağustos aylarında hava sıcaklığı uzun yıllar ortalamalarının çok üstünde 38 – 40 ºC’lerde günlerce seyretmiş olması gözlerden kaçmamıştır. Bilim insanlarının tespitlerine göre, enerji üretiminde kullanılan fosil yakıtların (petrol, doğalgaz, kömür) saldıkları karbondioksitin ortaya çıkardığı sera etkisiyle, atmosferde 1980’den bu yana, dünyada ortalama 1,1 ºC’lik ısı artışı olduğu, yeni tedbirler alınmadığı takdirde 2030 yılında dünya ısı artış ortalamasının 2 ºC’ye varacağı hesaplanmaktadır. Bunun ötesinin insanlık için bir felaket olacağı iddia edilmektedir. Buzulların erimesi sebebiyle denizlerde su seviyesinin yükseleceği, bazı yerlerin yaşanmaz hale geleceği söyenedursun, bu konuyu, konu bilim insanlarının tartışmalarına bırakıp; biz tarım uzmanı gözü ile iklim değişikliği bitkisel üretimi nasıl etkilemektedir ve biz ne yapmalıyız sorularına cevap arayalım.
 
2.YÜKSEK SICAKLIĞIN ETKİLERİ VE SONUÇLARI
 
Mevsim özelliği ve gidişatına bağlı olarak, sıcaklık değerleri dışında ani sıcaklık yükselmeleri bitki gelişimini nasıl etkilemektedir?
 
Ani sıcaklık yükselmeleri bitki gelişimini olumsuz etkilemekte, verim ve kalitesini düşürmektedir. Şöyle ki: Bahar aylarında meyve ağaçları çiçek açıp meyve bağlarken ani sıcaklık yükselmesi durumunda dişicik tepesindeki sıvıyı kurutmakta, dişicik tepesinde tutunamayan erkek çiçek tozu polen çim borusu salma ve dölleme imkanı bulamamakta, dolayısıyla meyve bağlamamaktadır.
 
İlkbahardan sonra bastıran ani sıcaklarda meyve dökümleri artar ve meyve yanıklıkları meydana gelir. Böyle yıllarda bilhassa Antep fıstığı, badem ve asmalarda meyve dökümleri kendini gösterir. Sebzelerde yapraklar çabuk bozulur ve verim azalır.
 
Sıcaklık bitkilerin büyümesi ve ürün vermesi için optimum dereceleri aşınca, zararlı etkiler yapmaya başlar. Genel olarak 35 ºC’nin üstünde büyüme durur ve daha yüksek sıcaklıklarda zarar başlar. 40 ºC’yi aşan uzun süreli sıcaklıklarda su ihtiyacı artar, topraktaki nemin azalması ile yapraklarda terleme ile kaybedilen suyu yeterince karşılayamayınca, yaprak yanıklıkları meydana gelir. Beton ve asfaltın hakim olduğu büyük şehir bulvarlarında bilhassa at kestanesi, adi akça ağaç gibi iri yapraklı ve su tüketimi fazla ağaçlarda daha Ağustos ayı başlarında yapraklar kavrulur.
 
Yüksek sıcaklık etkisiyle büyümedeki duraklamalar, bir sene sonra bize meyve verecek ve Haziran ayında teşekkül etmeye başlayan meyve gözlerinde gelişmeleri yavaşlatır ve gelişme sonbahara kalır. Bu nedenle aşırıya kaçmamak şartıyla sonbahar sulamalarının önemi ve mahsuldarlık üzerinde olumlu etkileri ortaya çıkmaktadır. Ancak ceviz ve kayısı gibi ağaçlarda sonbahar sulamaları ile pişkinleşemeyen sürgünler daha kış başlarında ve ilk donlarda zarar görmektedir. Buradan çıkartılacak sonuç, tür ve çeşide göre sonbahar sulamalarına dikkat edilmelidir.
 
Kısa süreli aşırı yağış ve sel baskını, sıkça karşılaşılan iri dolu daneleri tarım ürünlerine ve ağaçlarda ciddi zararlara sebep olmaktadır. İri dolu daneleri tarla ürünlerini mahvettiği gibi meyve ve orman ağaçlarında dal yaralanmalarına yol açmakta, hastalık etmenlerinin gelişmesine imkan yaratmaktadır. Dolu afetinin ağaçlar üzerinde açtığı yaralar uzun zaman içerisinde telafi edilebilmektedir.
 
3.GELELİM DÜŞÜK SICAKLIKLARA
 
Mevsim normalleri dışında sıcaklık değerlerinin bölge mevsim normallerinin altına düşmesi ile bitkiler kış soğuklarından zarar görebilmektedir. Bunun en bariz örneği 3-4 yıldan beri birçok ilde ceviz ağaçlarında sürgünler ve ince dallar soğuktan yanmak suretiyle ciddi zararlar meydana gelmiştir.
 
Ani düşük sıcaklıkların en yoğun zararı, ilkbaharda çiçek açmış kayısı, badem gibi erken çiçeklenen ağaçlar başta olmak üzere meyve ağaçlarında meydana getirdikleri çiçek donu zararıdır. Hemen hemen 4-5 yıldan beri Malatya, Niğde, Nevşehir, Kırşehir gibi kayısı üretiminin önemli olduğu illerde çiçek donu zararı meydana gelmektedir. Üst üste gelen çiçek donu zararı son yıllarda daha da artmıştır.
 
Seller ve donun meydana getirdiği zararlar için, bütün bu iklim olumsuzluklarına karşı bizler ne yapmalıyız? Ne gibi tedbirler almalıyız?
 
ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER 
 
Tür ve çeşit seçimi açısından iklim değişikliklerini gözden geçirmeliyiz. İklim değişimi streslerine (sıcaklık ve soğuk) dayanıklı tür ve çeşit seçimine ağırlık vermeliyiz. Bu konuda ar-ge ve ıslah çalışmalarını artırmalıyız. (Örneğin buğdayda erkenci çeşitlerin önemi gibi)
 
Tür ve çeşit seçiminde bulvar ağaçlamalarında sıcaklık stresine dayanıklı Ailantus (kokar ağaç) sofora, dişbudak gibi sıcaklık stresine dayanıklı ağaçların seçilmesi önemlidir. Vadi, boğaz gibi hava almayan yerlerde sıcaklık ve soğuk stresine dayanabilecek tür ve çeşitleri seçmek doğru olacaktır. Ekolojik şartlara göre tür ve çeşit seçiminin ne denli önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.
 
Aşırı sıcaklarda bitki su tüketimi artacağından sulama aralığını buna göre artırmalıyız. Su kaynaklarımızı daha efektif şekilde kullanmalıyız.
 
İklim afetlerine karşı tarım sigortalarının genişletilmesi ve gerektiğinde Bakanlıkça sağlanan destek priminin artırılmasında yarar olacaktır. Zarar tespitinde eksperlerin sigorta lehine işlem yapmaları uygulamasından vazgeçilmelidir. Üretici zararının telafisi ve üretim devamlılığı esas alınmalıdır. Aksi davranış, üreticiyi üretimden uzaklaştırabilir.
 
İlkbahar donlarını önlemede çiftçi eğitimi ve dona karşı tedbirlerin alınmasına önem verilmelidir. Don zararına karşı uygulanacak teknolojiler Bakanlıkça desteklenmeli ve teşvik edilmelidir.
 
Yeşil alanların fazlalığı iklimden kaynaklı afetleri ve olumsuz etkileri azaltmaktadır. Hem şehirleşmede hem de ülke genelinde doğru seçilmiş tür ve çeşitler ile ağaçlandırmalar yapmak ve yeşil alan oluşumlarını artırmanın ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.
 
Bütün bu gelişmeler tarıma yön veren sorumlu ve yetkililerin, tarım uzmanlarının bazı tedbirleri almalarını zorunlu kılmaktadır. Büyük şehirler başta olmak üzere ülke genelinde ağaçlandırma ve yeşil alan oluşturma projelerinin ne kadar hayati önem taşıdıkları ertelenemeyecek bir gerçektir.
 
Tür ve çeşit seçiminde bu tür iklim değişim streslerine dayanıklı olanların, ekolojik şartların, yetiştirme alanlarının bu çerçevede yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Aksi halde, bu işle geçimini sağlamaya çalışan üreticilerin zarar görmesi ve karınlarının doymaması gibi hale düşmelerini hüzünle seyretmek durumunda kalabiliriz.
 
 

Sürdürülebilir Toprak Verimliliği ve Yeşil Gübreleme

Toprak bir hazinedir. Eğer korunmazsa her hazine gibi o da tükenir. Toprak bizim için neden bu kadar değerli? Ekmeğimiz, aşımız, yediklerimiz ve giydiklerimiz hep topraktan gelir. Her canlı doğar, büyür ve sonunda toprağa döner. Ana kucağında ilk duyduğumuz sözlerden biri de topraktır. Vatan dediğimiz toprak da milletimizin ana kucağıdır. Şairin dediği gibi: “Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacağımız en güzel miras, sürdürülebilir tarım yapılacak topraklardır.
 
Ekip biçtiğimiz, türlü türlü mahsulleri ürettiğimiz, envayi çeşit meyveler yetiştirdiğimiz, gölgesinde oturduğumuz sonsuz güzellik bahşeden ağaçları yetiştirdiğimiz, üstünde rengarenk çiçekleri ile dünyamızı süsleyen bu kara parçası, topraktır.
 
Sürdürülebilir tarım açısından topraklarımızın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini dikkate alan teknik ve bilimsel uygulamalara yer vermeliyiz.
 
Dünya nüfusu giderek artmaktadır. Her yıl 80 milyon civarında insan dünya nüfusuna ilave olmaktadır. 2050 yılına kadar dünyanın aynı alan (1,5 milyon hektar) üzerinden sürdürülebilir olarak gıda üretiminin 2 katına çıkartılması gerekmektedir. Alan genişletme imkanı kalkınca, birim alandan alınan verimi artırmaktan başka çare kalmamaktadır. Verim artışı tohum ıslahında sağlanacak ilerlemeler, gübre kullanımı ve yetiştirme tekniğinde sağlanacak iyileştirmeler ile mümkün olabilir. Gübrelemenin % 50 dolayında verim artışı sağladığını yapılan araştırmalar ortaya koymaktadır. Bitkilerin ihtiyaç duyduğu makro ve mikro elementler; kimyevi ve organik gübrelerin bilinçli bir şekilde toprağa verilmesi ile sağlanabilir.
 
Toprağın korunması, toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini iyileştirip verimliliğini sağlayacak bir çok tedbirin yanında; bugüne kadar millet olarak, teknik teşkilatlar olarak ve teknik kişiler olarak pek de dikkate almadığımız, uygulamaya koymadığımız, ya da koyamadığımız bir uygulamadan söz edeceğim. Bu uygulamanın adı “yeşil gübreleme”dir. Yeşil gübreleme, bir çeşit gübreleme usulüdür. Yeşil gübreleme ile toprağın yapısı düzeltilir ve daha verimli hale getirilir.
 
            Niçin yeşil gübreleme?
 
Ülkemizin topraklarının çoğunlukla killi yapıda olması, organik madde düzeyinin % 0,5-1 gibi yetersiz düzeyde olması, kireç oranının yüksekliği, yağış azlığı gibi sebepler ülkemizde bitki beslemenin temel sorunlarını oluşturmaktadır. Toprağın verimli olması için organik madde düzeyinin % 2 ve 3 gibi değerlerde olması arzu edilir.
 
Topraklarımızın fiziksel yapısının korunması, iyileştirilmesi ve verimliliğinin devamı açısından organik besin maddeleri önemlidir. Şüphesiz hayvan gübreleri bu açıdan önemlidir. Ancak şunu da belirtelim ki, kimyevi gübre kullanmadan arzu edilen verimliliği sağlayamayız. Ülkemizde ihmal ettiğimiz, çiftçilerimize öğretemediğimiz, uygulamaya koyduramadığımız önemli hususlardan biri de yeşil gübrelemedir. Bilhassa killi ağır bünyeli ve çok hafif bünyeli kumlu süzek topraklarda yeşil gübreleme çok önemlidir. Yeşil gübreleme dediğimizde baklagil kökenli bitkilerin en fazla azot biriktirdiği çiçeklenme döneminde, sürülerek toprak altına getirilmesi olayıdır.
 
Yeşil gübrelemeye en elverişli bitkiler fiğ, bakla, bezelye, soya, tırfıl gibi tek yıllık baklagil bitkileridir. Bunlar nodozite bakterileri sayesinde havanın serbest azotunu köklerinde biriktirmek suretiyle azot birikimini sağlamaktadır. Bu azotun en fazla olduğu dönem, bitkilerin çiçek açtığı dönemdir. Çiçek döneminde sürülerek toprak altına getirilip, çürümesi sağlanır.
 
 Böylece toprağın, havalanma ve su tutma kapasitesi ile biyolojik faaliyetlerinin artırılması sağlanır. Öte yandan kimyasal olarak da dekara 10 kg saf azotun kazandırılması sağlanmaktadır. Yani diğer  bir ifade ile dekara 30 kg Amonyum Nitrat gübresi verilmiş kadar azot sağlamaktadır. Bu konuda en doğru seçim adi fiğ (Vicia sativa) ve Macar fiği (Vicia panonica)’dır. Yeşil gübrelemenin hiç olmazsa 3-4 yılda bir yapılması toprak verimliliğini artırır. Bilhassa yeşil gübreleme meyve bahçesinde çok iyi sonuç vermektedir. Yeşil gübreleme yapılan meyve bahçelerinde ağaçlar çok iyi gelişme göstemektedir.
 
Devletimizin sağladığı imkanlar ve görevlerle başta Almanya, Fransa gibi Avrupa ülkelerine yaptığım seyahatlerde, yeşil gübrelemeye ne kadar önem verdiklerini gördüm. Biz neden yapmayalım? Bu konuda benim önerim organik maddenin % 1’in altında olduğu topraklarda, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının bir proje çalışması yaparak, uygulamaya koymasıdır. Çiftçi uygulamaları mutlaka denetlenmelidir. Çünkü bu teknik bir uygulamadır.
 
            Yeşil gübrelemede alet seçimi önemli!
 
Yeşil gübrelemede istenilen sonucun alınması, bitki çeşidinin ve ekim zamanının doğru seçimi ile aletin doğru seçilmesine bağlıdır. Bunlara dikkat edilmezse beklenen fayda sağlanmaz. Şöyle ki, bitkinin toprak altına getirilmesi için soklu pulluk değil, mutlaka diskli pulluk kullanılmalı ve tam olarak toprak altına gömülmelidir.
 
Bir örnekle yazımızı bitirelim. Mesela Akdeniz sahil bölgesinde adi fiğ tohumları Kasım ayı başında ekilmeli, çiçek açtığı Nisan ortasında diskli pullukla gömülmelidir. Ekimde geç kalınırsa arkasından gelecek yazlık ürün ekimi gecikebilir. Bu da münavebe ve kış döneminin iyi değerlendirilmesi açısından önemlidir.

 Fahri Harmanşah
 Zir. Yük. Müh
TİGEM Emekli Dai. Bşk
 

Türkiye’de Kaliteli Kaba Yem Üretimi ve Bir Öneri - Fahri Harmanşah


Giriş 
Büyük ve küçükbaş hayvanlar yaşamları için yeme ihtiyaç duyarlar. Hayvanlardan istenilen verimin alınması, onların kaliteli kaba ve kesif yemle beslenmelerine bağlıdır. Hayvancılıkta üretim maliyetinin % 70 ‘ini yem giderleri oluşturur. Hayvan beslemede kaba yemin oranı % 78, kesif yem oranı ise % 22’dir. Bizim konumuz kaba yemdir. Kaba yem ne demektir? “Doğal hali ile su içeriği % 20’den az ve kuru maddeleri ham selülozun miktarı % 18’den fazla olan yem maddelerine kaba yem” denir.
 
Ülkemizde kaba yem kaynaklarına bakıldığında 3 ana kaynaktan sağlanmaktadır:
 
  1. Çayır mera ve yaylalardan biçilen ve otlatılan otlar.
  2. Tarla ziraatı içinde yetiştirilen yonca, korunga, fiğ, yem bezelyesi gibi kaliteli yem bitkilerinden elde edilen kuru kaba yemler.
  3. Tarım ürünlerinin hasadından geriye kalan bitki artıklarından elde edilen sap, saman, mısır sapı vb. bitki artıklarıdır.
 
Yem bitkileri üretimine verilen teşviklerle başta yonca olmak üzere fiğ, yem bezelyesi, korunga otu üretiminde artışlar olsa da; henüz kaliteli kaba yem açığımız kapatılmış değildir. Kaliteli kaba yem açığı konusunda 14 milyon tonla, 30 milyon ton gibi işin uzmanları arasında görüş farklılıkları olsa da, gerçek olan kaliteli kaba yem açığımızın bulunmasıdır.
 
  1. Sap – Saman Çözümü Doğru mudur?
 
Sap – samanla kaba yem açığımızı kapatmak doğru bir fikir değildir. Zir sap– samanın besleyici değeri çok azdır ve hayvanların midesini dolduran balas maddesi olarak düşünülebilir. Biz hububat sapını hayvanlara yem olarak yedirme yerine, hayvanlara altlık olarak kullanmalıyız. Burada gözden kaçan bir gerçek vardır. Buğdaylar eskisi gibi boylu, fazla sap veren buğday çeşitleri değildir. Buğday çeşitlerimizin çoğu orta – kısa saplı 100 cm ve altında, yatmayan, dane verimi yüksek, sapı az buğday çeşitleridir. Sap verimleri düşük, dane verimleri fazladır. Buğday sapı ile yem açığımızı kapatamayız. Bu nedenle hayvan beslenmesinde hububat sapına bel bağlamaktan vazgeçmeliyiz. Yüksek verimli kültür hayvanlarına sap - saman yedirerek yüksek verim alamayız.
 
 
  1. Ne Yapmalıyız?
 
Avrupa ülkelerinde ve ABD’de yem bitkilerinin tarla ziraatı içindeki ekiliş oranları % 25- 30 civarındadır. Bu oran bizde % 7-8’ler civarındadır. Kaliteli kaba yem üretimi için yonca, fiğ, yem bezelyesi ve korunga gibi değerli yem bitkilerinin ekiliş alanlarını artırmalıyız.
 
  1. Çözüm İçin Bir Öneri
 
Biz ülke olarak yem bitkileri üretimine bakış açımızı ve politikamızı gözden geçirmek durumundayız. Zira yem bitkileri üretimi hayvanlık yapan kişi ve kuruluşların üretim programlarında yer almaktadır. Halbuki hayvancılık yapmasa bile, yem bitkilerinin çok önemli toprağı ıslah eden özelliklerini de dikkate alarak, hayvancılık yapmayan kişilerin ve işletmelerin ekim programlarına girmesi gerekir. Neden girmiyor? Ürettiği kaba yemi ticari olarak satacağı bir yer olmamasından girmiyor. Hayvancılık yapan işletmelere gidip “Ben yonca otu ürettim, bunu size satayım dediğinde değeri ile satamayacağını ve bunu satamaz ise muhafaza edemeyeceğini bildiği için” üretmiyor. Diğer taraftan çayır mera ekipmanları pahalı ekipmanlardır. Alet-makine parkını oluşturmak ucuz bir şey değildir. Bunu aşmanın yolu “Kaba yem ofisi” nin kurulmasıdır. Kanaatimiz o dur ki, biz yem bitkileri üretimini hayvancılık yapmayan işletmelere, çiftçi arazilerine taşıyamadığımız sürece kaliteli kaba yem üretimine kesin çözüm bulamayız. Kaba yem ofisi Toprak Mahsulleri Ofisinin çelik siloları gibi pahalı yatırımı gerektirmez. Bunlar yağmur yemeyecek şekilde üstü kapalı, yanları açık basit sundurma depolardır. Bunları Devletin kurmasına da gerek yoktur. Devletin teşvik ve yardımlarıyla Hayvancılık Birlikleri bunu başarabilir. Çayır mera ekipmanları için bir makine parkı oluşturarak kiralama yöntemiyle yetiştiricilere yardımcı olabilir. Bu konuda el birliği yaparak çözüm üretmek ülkemiz menfaatinedir. Gerekirse bu konuda naçizane yardıma hazır olduğumu da belirtmek isterim.

Fahri HARMANŞAH
Zir. Yük. Müh.
Emekli Daire Başkanı