Haberler | Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

Yemde Avrupa Liderliğine 2 adım Kaldı

Türkiye Yem Sanayicileri Birliği (TÜRKİYEMBİR) tarafından 13’üncüsü düzenlenen Uluslararası Yem Kongresi ve Sergisi Antalya’da gerçekleşti. TÜRKİYEMBİR Başkan Ülkü Karakuş, Türkiye’nin en geç 2 yıl içinde miktar bazında Avrupanın önüne geçeceğini söyledi.
Türkiye’nin kayıtlı yem üretiminin ciddi miktarda yükselerek 22.5 milyon tona çıktığını kaydeden Karakuş, kendi yemini üreten tesislerin yaptığı üretimin kayda geçmediğini, bunun da eklenmesiyle fiili üretim miktarının 25 milyon tonu bulduğunu aktardı. Son 15 yıllık dönemde sektörün yüzde 7-8 ortalama büyüme oranı yakaladığının altını çizen Ülkü Karakuş, bu yıl da aynı oranda büyüme beklediklerini bildirdi ve “TUYEM’i iki yılda bir organize ediyoruz. Önümüzdeki toplantıyı yem üretiminde Avrupa birincisi olarak gerçekleştireceğiz. Yem sektörü Türkiye’nin katma değerine destek sağlayacak ve misyonunu layıkıyla yerine getirecek” diye konuştu.
Yem sektörünün Türkiye’de kaliteli hayvansal protein tüketiminin artırılmasına önemli katkılar sağladığına vurgu yapan Karakuş, Türkiye’nin henüz uzağında durduğu biyoteknolojiyi hayata geçirmesi gerektiğini bildirdi. İnsan, hayvan ve en önemlisi çevre sağlığına sıkıntısı olmayan çeşitler üretmeyi ve bu alandaki yatırımlara ağırlık vermeyi misyon olarak gördüklerine vurgu yapan Karakuş, “Bununla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Önümüzde Biyogüvenlik Kanunu var, bu alandaki mevzuatımızı Avrupa Birliği’ne uyumlu hale getirmemiz gerekiyor. Gerçekleştiği takdirde tüm sektörler rahatlayacak önüne bakacak” ifadelerini kullandı.
İçinde bulunduğumuz 2018 yılında yem ana hammaddesi fiyatlarının aşırı yükseldiğini, kurdaki hareketliliğin de bunun etkisini artırdığını dile getiren Ülkü Karakuş, bunu mümkün olduğu kadar fiyata yansıtmadıklarını vurguladı. Bu noktada arz eksikliği sebebiyle Türkiye’nin yem hammaddesini ithal etmek zorunda kaldığını ifade eden Ülkü Karakuş, yıllık ithalatın 10 milyon tonu bulduğunu anlattı.
Kırmızı et sektöründe yaşanan sorunlara da değinen Karakuş, damızlık materyal ithalatının olabileceğini ancak kasaplık hayvan ve et ithalatına karşı olduklarını belirtti.


Nick Major: Yem toplumsal sorunun çözümünün bir parçasıdır

Avrupa Yem Üreticileri Federasyonu (FEFAC) Başkanı Nick Major, hayvan beslemesi ve refahı ile yem güvenliği yönetiminin önemine işaret ederken, yem sektörünün toplumsal sorunun çözümünün bir parçası olduğunu vurguladı.
Çiftliklerdeki hijyen noktasında beslenmenin önemli olduğunu kaydeden Major, gıda atıklarının yem hammaddesi olarak kullanılmasının ekonomiye büyük katkı sağlayacağını belirtti.
Durali Koçak: Et dışında hayvansal ürün arzında sorun yok

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Hayvancılık Genel Müdürü Durali Koçak, Türkiye’de kırmızı et dışında hayvansal ürünlerin arzında bir sorun olmadığını, maliyetlerdeki artışa rağmen Türk çiftçisi ve sanayicisinin üretmeye devam ettiğini bildirdi. Durali Koçak, Bakanlığın kırmızı et açığındaki sorunun da giderilmesi konusunda çalışmalarının sürdüğü bilgisini verdi.
Yem sektörünün hammadde ihtiyacını ithalatla karşıladığının altını çizen Koçak, bu konuda fiyat istikrarının oluşması için de çalışmalarının sürdüğünü söyledi.
 
 
 

 
 

Kırmızı Ette Sürekli Spekülatif Fiyat Artışlarının Önüne Geçeceğiz

(TÜKETBİR) Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliğinin Antalya’da düzenlenen istişare toplantısına katılan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba 300bin koyun projesinin 26 Nisanda dağıtıma başlayacağını 250bin düve projesinin ise Haziran ayında start verileceğini söyledi. Bakan Fakıbaba son günler de artış gösteren yem fiyatlarına ilişkin de bir açıklama yaparak “Besicilikte yem giderleri, toplam girdilerin %25 – 40’ını oluşturmaktadır. Dövize bağlı yem, hammadde fiyatlarındaki yükselme ve döviz kurundaki dalgalanma da, maliyetlerde artış olmasına neden olmaktadır. Bu durumda hayvancılıkta, yem maliyeti açısından meraların ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır.” Dedi.
Bakan Fakıbaba Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliğinin İstişare toplantısında şunları dile getirdi. “Bilindiği üzere hayvancılık sektörü, endüstriyel hammadde arzını sağlaması halkımızın ihtiyaç duyduğu hayvansal proteini tedarik etmesi kırsal kalkınmanın gerçekleştirilmesi köyden kente göçün önlenmesi yüksek katma değer sağlaması nedeniyle stratejik bir sektördür. Diğer taraftan Sosyal ve ekonomik gelişme Kent nüfusunun artması turizm sektöründeki büyüme gibi faktörler, başta kırmızı et olmak üzere hayvansal ürünlere olan talebi de arttırmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre;
Sağlıklı bir insan vücut ağırlığının her bir kilosu için 1 gram protein tüketmelidir. Bunun da yüzde 50’sinin hayvansal kökenli olması gerekmektedir. Amerika ve Avrupa’da günlük tüketilen protein miktarının %70’i hayvansal Ülkemizde ise günlük tüketilen protein miktarının %73’ü bitkisel gıdalardan sağlanmaktadır. Yine Ülkemizde yıllık kişi başı kırmızı et tüketimi 14 kg’dır. Dengeli bir beslenme için bu miktarın yıllık 33 kg olması gerekmektedir. Bu durum, Türkiye’de; Kırmızı et üretiminin artırılmasına yönelik çalışmalara Pratik ve sürdürülebilir politikalara ihtiyaç olduğunu göstermektedir.” dedi. Üretimde sürdürülebilirliği sağlamak Tüketicinin erişebileceği fiyatlarda yeterli arzı oluşturabilmek için
İhtiyacımız olan 1 Milyon Düve hedefine ulaşmak durumundayız. Bu nedenle hayvan varlığımızı artırmalıyız. Ayrıca hayvan hastalıklarıyla da mücadele etmemiz gerekmektedir. Hayvancılığın devam edebilmesi için buzağı varlığı büyük önem taşımaktadır. Bundan dolayı 2018 yılını "Buzağı Kayıplarını Önleme Yılı" ilan ettik. Ülkemizde buzağı ölüm oranı yüzde 15 civarında. Biz bu oranı yüzde 5’e düşürmeliyiz. Bu kapsamda tüm aşıları da ücretsiz yapıyoruz. Kayıtlı, programlı aşıları yapılmış, 4 ay ve üzeri yaştaki buzağılar için 750 liraya kadar destek veriyoruz. Ayrıca 2018 yılında hayvan sayımızın arttırılmasına yönelik iki yeni proje başlattık. Bunlardan ilki 250 Bin Düve Projesi, Proje kapsamında 3 yılda toplam 250 bin baş düve verilecek Proje ile 7 yılda yaklaşık 1,5 milyon damızlık hayvan sayısına ulaşılacaktır. İkincisi ise 300 Koyun Projesi Her bir yetiştiriciye 300 başa kadar olmak üzere 2018 yılı sonuna kadar toplam 500 bin baş damızlık koyun verilecektir. 300 Koyun projesine 26 Nisan start  veriyoruz. Proje kapsamında sekizinci yılda yaklaşık 5 milyon baş damızlık koyun sayısına ulaşılacaktır. Yem fiyatlarına değinen bakan Fakıbaba “Besicilikte yem giderlerinin toplam girdilerin %25 ile %40 oluşturmaktadır. Dövize bağlı yem, hammadde fiyatlarındaki yükselme ve döviz kurundak dalgalanmada maliyetlerde artış olmasına neden olmaktadır dedi.” Fakıbaba konuşmasını şöyle sürdürdü.


YEM FİYATLARI
  • Son 15 yılda hayvan sayımızda % 60 artış olmuştur.
  • Yine aynı dönemde karma yem üretiminde ise % 320 artış sağlanmıştır.
  • İki değer arasındaki farktanda anlaşlacağı üzere hayvan beslenmesinde daha çok karma yem tercih ediyoruz.
  • Karma yem hayvancılık sektöründe önemli bir yere sahiptir.
  • Bu da doğal olarak maliyetlere yansımaktadır.
  • Özellikle besicilik karma yeme dayalı olarak yapılmaktadır.
  • Besicilikte yem giderleri, toplam girdilerin %25 – 40’ını oluşturmaktadır.
  • Dövize bağlı yem, hammadde fiyatlarındaki yükselme ve döviz kurundaki dalgalanma da, maliyetlerde artış olmasına neden olmaktadır.
  • Bu durumda hayvancılıkta, yem maliyeti açısından meraların ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır. Yemden alınan % 8 oranındaki KDV’yi kaldırdık. Son 15 yılda 5 milyar lira yem bitkilerine destek ödedik. Yem bitkisi tohumu üretim ve kullanım desteğini yüzde 100, Yem bitkisi üretim desteğini ise yüzde 30-50 oranında artırdık. Ayrıca mera hayvancılığı yetiştirici bölgelerinde yem bitkisi ekenlere ilave yüzde 25 destek vereceğiz.
  • Ot olmadan et olmaz dedik ve mera ıslah çalışmalarına hız verdik.
  • Bunun için kaba yem deposu olan meralara önem veriyoruz.
  • Biliyoruz ki meralar sürdürülebilir hayvancılığın sigortasıdır.
  • 6 milyon 400 bin dekar alanda mera ıslah çalışmasını tamamladık.
  • Bu yıl da 2,7 milyon dekar alanda çalışma başlattık.
  • Bunlara ek olarak 2018 yılında mazot maliyetinin yarısını karşılamaya başladık. dedi.
Karkas verime de değinene Bakan Fakıbaba “Büyükbaşta karkası 1 kg artırdığımızda 32 bin baş hayvanı ithal etmeyeceğiz anlamına gelmektedir.” dedi.
Sığırda karkas verimini 185 kilogramdan 274 kilograma çıkarttık.
Amacımız bu rakamı daha da yukarılara çekebilmektir.
Ancak hiç istemesekte girdi maliyetlerindeki artıştan kaynaklı erken kesimler gerçekleşmektedir. Buda kırmızı et miktarında verim kaybına neden olmaktadır. Örneğin karkası 1 kg artırdığımızda;
16 milyon büyükbaş hayvanımızda 16 bin ton karkas yapar. Buda 500 kg canlı ağırlık hesabına göre 32 bin büyükbaş hayvan karşılığıdır.
Bu ne demektir; Tüm büyükbaşta karkası 1 kg artırdığımızda 32 bin baş hayvanı ithal etmeyeceğiz anlamına gelmektedir.
Karkasta verim artışının sağlanması için 2018 yılında;220 kg ve üstü karkas et veren yerli besilik erkek hayvanlara 250 TL/baş besi desteği vermeye başladık. Sonuç olarak, karkas veriminin artırılması için gerekli olan çalışmaları hep birlikte yapmamız gerekmektedir. dedi. Fakıbaba  sivil toplum örgütleri ile ilgili şu sözleri kaydetti. Hayvancılık sektöründeki sorunların çözümünde, üretici birlikleriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, üniversitelerle, yetiştiricilerle ve sektörün diğer tüm paydaşlarıyla ortak hareket etmenin çok önemli olduğunu söyledi.
TÜKETBİR Başkanı Bülent Tunç da Bakan Fakıbaba'nın her zaman üreticinin yanında olduğunun altını çizerek, "Birlik olarak Bakanımızın projelerini destekliyoruz. 1 milyon düve projesi çok yerinde ve doğru bir proje." değerlendirmesinde bulundu.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Antalyalı Yetiştirici İnekleri İle Servetine Servet Katıyor

Antalya’nın Korkuteli'nin Yelten Mahallesi'nde yaklaşık 10 yıl veteriner hekimlik yapan 35 yaşındaki Ulusoy, çevresindekilere hayvancılığın karlı bir iş olduğunu göstermek için süt üretim çiftliği kurmaya karar verdi. Ziraat Bankasından 1 milyon 500 bin lira "Hayvansal Üretim Kredisi" alan Ulusoy, ailesinin de desteğiyle mahallesinde yaklaşık 3 milyon lira maliyetinde süt çiftliği kurdu. Bulunduğu iklime en uygun süt ineklerinin montofon ırkı inekler olduğunu tespit eden Ulusoy, Almanya'ya giderek seçtiği 65 ineği Antalya'ya getirdi ve çiftliğinde beslemeye başladı.
 "SÜTLER EL DEĞMEDEN TOPLANIYOR"  
Türkiye'de hayvancılığın çok önemli bir yere sahip olduğunu belirten Ulusoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aracı şirketleri devreden çıkartarak Almanya'ya gidip ineklerini seçtiğini ve hayvanları 1,5 ayda Türkiye'ye getirdiğini söyledi. Ulusoy, satın aldığı gebe ineklerin yavrulamasının ardından süt üretimine başladıklarını, teknolojik bir üretim sistemi kurmaya çalıştıklarını, sütün el değmeden direkt tankın içinde toplandığını anlattı.
 "AYLIK 20 BİN LİRA KAZANIYORUZ"
Montofon ırkı inekleri, soğuğa ve hastalıklara çok dayanıklı oldukları için tercih ettiğine dikkati çeken Ulusoy, "Almanya'da güneşi fazla görmemiş bu inekler daha soğuk iklime ve hastalıklara dayanıklılar. Ayrıca süt yağları çok fazla. Bir süt çiftliğinde bir ineğin günlük ortalamasının 25 kilogramın altına düşmemesi gerekiyor. Bu hayvanlar günlük 25 litreyi geçiyor. Böyle bir tesiste süt üretimini düzenli yaparsanız aylık 20 bin liraya yakın para kazanırsınız. Ülkemizde hayvancılığın önü açık. Hayvanlarınıza iyi bakarsanız kazanç elde edersiniz. İyi destek verilmesi durumunda yüzde 70'i tarım ve hayvancılıkla uğraşan ilçe, hayvancılığın merkezi konumuna gelebilir." diye konuştu. "ÜÇ YILDA MALİYETİNİ ÇIKARACAK" Ulusoy, "Piyasadan alacaklarımı toplayamadım ancak yine de hayvancılığın karlı bir iş olduğunu göstermek için kendi işletmemi kurmaya karar verdim. Sermayenin bir kısmını bankadan destek kredisi olarak aldık. İki yıl geri ödemesiz krediyi 5 taksitle geri ödeyeceğim. İşletmenin üç yıl sonra kendisini amorti etmesini planlıyoruz." ifadelerini kullandı.

Dim Medya A.Ş. ve Yeni Alanya Gazetesi internet sitelerinde yayınlanan haber, yazı, resim ve fotoğrafların FSEK ve Basın Kanunu'ndan kaynaklanan her türlü hakları Dim Medya Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş'a aittir.İzin alınmaksızın, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
 

Çiftçiye Ucuz Elektrik

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) tarafından Antalya'ya 2,82 megavat gücünde güneş enerjisi santrali inşa edilecek. Santralden elde edilecek enerji, tarımsal sulamada kullanılmak şartıyla çiftçilere ücretsiz olarak verilecek. Büyükşehir Belediyesinin Döşemealtı ilçesi Dağbeli Mahallesi Mellidağ mevkisine kurmak için projesini gerçekleştirip BAKA'nın destek verdiği 'Antalya Tarımsal Sulama Amaçlı Fotovoltaik Güneş Enerjisi Santrali Kurumu Projesi'nin protokolü imzalandı.

Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel protokolle birlikte çiftçilerin enerji yükünün azalacağını söyledi. Türel, "Santralimizin maliyetinin 9 milyon 375 bin lirası BAKA, 3 milyon 124 bin lirası ise belediye bütçesinden karşılanacak. Böylece belediyemizin güneş santrallerinden üretilen elektrik yıllık 6 milyon 760 kilovat/saate çıkacak. Bu elektriği sulama kooperatifleri kanalıyla 7 bin 429 çiftçi ailesine sulama desteği olarak kullandıracağız" diye konuştu.

 BAKA Yönetim Kurulu Başkanı ve Burdur Valisi Şerif Yılmaz da "Üreticilerimize, kooperatifler üzerinden kar ve fiyat farkı koymadan verilen desteğin üretici ve tüketiciye yansıtılacağı bir süreci başlatıyoruz. Verilecek olan bu destek çok geniş bir kitleyi kapsıyor" dedi.
 

Hayvancılık Sorunlardan Kurtulacakmı?

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürülüğü  hayvancılığa ve kırmızı ete köklü çözümler getirmek için hayvancılık şurasını gerçekleştirirken şuradan öne çıkan başlıklar ise dikkat çekiyor. Hayvancılık şurasından çözüm başlıkları şöyle

 Hayvancılık Şurasından İşte Öne çıkan başlıklar
 
Küçük aile işletmeleri desteklenmeli
Optimum işletme ölçeği belirlenmeli
Referans laboratuvarları yaygınlaştırmalı
Atıl tesisler ekonomiye kazandırılmalı
Islah programları geliştirilmeli
Suni tohumla uygulaması yaygınlaştırılmalı
Emriyo transferi ve damızlıklarda geneomik seleksiyon özendirilmeli
Cinsiyeti belirlenmiş sperma Kullanımı teşvik edilmeli
Süt kalitesine artırılmasına yönelik uygulamalar desteklenmeli
Atık süt imhasına ilişkin mevzuat oluşturulmalı
Süt ürünleri ihracaatı artırılmalı
Finansman sorunu çözülmeli.... ayrıntılar geliyor
Mera ıslah projeleri hızlandırılmalı
Kaliteli kaba yem üretimi artırılmalı
Kaba yem borsaları kurulmalı
Yeme bitkileri tohum ıslahı programları geliştirilmeli
Gençler hayvancığa özendirilmeli
Üretici örgütleri ve kooperatifler teşvik edilmeli
Üretici örgütlerinin ve kooperatiflerin görev tanımları netleştirilmeli
Süt ile ilgili kamu spotları hazırlanmalı
Hayvansal ürünler konusundaki bilgi kirliliği giderilmeli
Çiğ süt mevzuatına ayıkırı satışlar engellenmeli
Hayvancılık işletmelerinin ruhsatlandırılması sorunları çözülmeli
Havza bazlı üretim modeli geliştirilmeli
TKDK hibe programlarında bürokrasi azaltılmalı
İklim değişikliklerinden kaynaklanan olumsuzlaklara yönelik tedbirler alınmalı
Piyasada fiyat istikrarı sağlanmalı
Damızlık hayvan üretim merkezleri artırılmalı
Buzağı kayıplarını azaltmak için ulusal düzeyde eylem planı hazırlanmalıdır
Çiğ süt kaliteye göre fiyatlandırılmalı
Üretim girdileri düşürülmeli
Sözleşmeli yem bitkisi üretimi teşvik edilmeli
Ari işletmelerin sayıları artırılmalı
Damızlık düve ihracatı desteklenmeli
Yem katkı maddelerinin yurt içinde üretimi desteklenmeli
Süt karşılığı yem uygulamasının önüne geçilmeli
 
 

Hayvancılık’ta Doğru Çözümleme ve Planlama Yapıldığı Takdirde Çözümsüz, Çaresiz Kalınmaz

Antalya’da düzenlenen 'Büyükbaş ve Küçükbaş Hayvancılık Çalıştayı'nda konuşan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürü Durali Koçak, "Konjonktürel olarak fiyatlara ilişkin tartışmalar olabilir. Hayvansal ürünlere olan talep artıyor, gelir ve refah seviyesine bağlı olarak bu daha da artacak. Arz yetersizliği olan ürünün hiçbir aman önünün kapalı olduğunu kimse söyleyemez. Sektörümüzün önü açıktır" dedi. 
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından düzenlenen 'Büyükbaş ve Küçükbaş Hayvancılık Çalıştayı' Antalya'nın Kundu Turizm Merkezi'ndeki bir otelde devam ediyor.
Kırmızı et ve süt talebinin yerli üretimden karşılanması, hayvancılık işletmelerinin analizi, işgücü, canlı hayvan ve yem piyasalarının yorumlanması, öncelikli sorunların belirlenmesi, sektörün ihtiyaç duyduğu araştırma noktalarının belirlenmesi, kamu otoritesinin uygulamalarının değerlendirilmesi, arazi iklim ve sermaye yapısıyla uyumlu yetiştirici ihtiyaçları ve tüketici beklentilerini karşılayacak tarımsal ekonomik model oluşturulması amacıyla, hayvancılık sektörüne küresel rekabet gücü kazandıracak yapısal reform ve politika önerilerinin geliştirilebilmesi için düzenlenen çalıştaya, kamu ve özel sektörden 180 yakın katılımcı katıldı.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürü Durali Koçak, çalıştayın, büyükbaş ve küçükbaşa yönelik süt ve süt ürünleri ile ete yönelik olduğunun altını çizdi. Sektörün aynı olması kadar sorunun da aynı olmasının doğal olduğunu dile getiren Koçak, aynı da olsa farklı da olsa geçmişten gelen rapor ve planların nasıl işlendiğine yönelik bir değerlendirme yapılması gerektiğini kaydetti.
"Hayvancılık önemli"
Hayvancılığın kendileri için çok önemli olduğunu vurgulayan Koçak, "Geçmişte önemliydi, bugün de önemli, gelecekte de önemli olacak. Bizim için olmazsa olmaz hayvansal gıdaların temininde, gıda güvenliğinin karşılanması için oluşturduğu istihdam bakımından ve ülke ekonomisine katkısı bakımından hayvancılık bizim için önemlidir. Bundan vazgeçmemiz mümkün değildir" diye konuştu.
Türkiye'deki hayvan varlığı hakkında da bilgiler veren Koçak, "Ülkemizde 14.5 milyon büyükbaş, 45 milyon küçükbaş hayvanımız var. Bu rakamsal olarak küçümsenecek bir sayı değildir. Bu hayvanlardan elde ettiğimiz hayvansal üretimden süt yılda 18.5 milyon ton. Bunun 16.7'si ineklerden, 1.1 koyunlardan, 500 tonu keçi sütü, 63 bin tonda manda sütü üretilmektedir. Et üretimimiz ise yılda 1.173 milyon ton. Bunun 1 milyon 80 bin ton sığır cinsi hayvanlardan, geri kalanı 115 bin tonu koyun ve keçiden elde etmişiz. Ortalama hayvan başına süt verimi 3 bin 90 kilogram, bu bütün dişi varlığımızın ortalamasıdır. Hayvan başına et üretimimiz sığır cinsi hayvanlarda 271 kilogram, koyun 20 kilogram, keçi yaklaşık 18 kilogramdır" ifadelerine yer verdi.
"1.4 milyon büyükbaş işletme var"
Büyükbaş ve küçükbaş işletme sayıları hakkında da verileri katılımcılarla paylaşan Koçak, "Ülkemizde 1.4 milyon büyükbaş hayvancılık işletmesi, bunun 1 milyon 160 bini süt, 284 bini de besi işletmesidir. Küçükbaş hayvancılık işletmesi 220 bindir. Burası hayvancılığı analiz etme bakımından önemlidir. İşletmelerimizin yaklaşık yüzde 72-74'ü 10 başın altındadır. Fakat bu durum işletme sayısı olarak 10 ile 50 baş arasındaki işletme sayısı oranı yüzde 25, fakat yüzde 73 olan işletmedeki toplam hayvan varlığımızın yüzde 26'sı. 20-50 baş arası aile işletmesi olarak değerlendirilebilir. 20 baş bir aileyi geçindirebilecek işletmedir. Toplam hayvan varlığımızın yüzde 47'sine sahiptir. Bu bizim hayvancılık işletmelerimizin çok da, beceriksiz, bu işi yapamıyor gibi değerlendirmelerin doğru olmadığını gösteriyor. Süt işletmelerinde de durum aynı. Besi işletmelerinde 10 başın altında işletme sayısı yüzde 67, hayvansal oranı yüzde 20'yi bile bulmuyor. 20 ile 100 başı baz alırsak toplam besi hayvanı varlığımızın yüzde 60'ı bu işletmelerde İyiye doğru bir gidiş var" dedi.
"Yem ithalatı söz konusu değil"
Sektörün sorunlarının olduğunun altını çizen Koçak, doğru çözümleme ve planlama yapıldığı takdirde çözümsüz ve çaresiz olunmadığını kaydetti.
Türkiye'nin her konuda olduğu gibi hayvancılıkta da potansiyeli olduğuna değinen Koçak, "Hayvancılıkla ilgili yapılan tartışmalarda, 'şöyle şöyle olmuyor, yem fiyatları çok pahalı ne yapalım'. Eksikliğimiz var ama kaba yem ithalatımız söz konusu değildir. Biz hayvan besleme için kaba yem ithal etmiyoruz. Şu veya bu şekilde bu coğrafya bu hayvanı besleyebiliyor. Konuların tek bir çözümü olmayabilir. Sektörün sorunları olabilir. Konjonktürel olarak fiyatlara ilişkin tartışmalar olabilir. Sektörümüzün önü açıktır. Hayvansal ürünlere olan talep artıyor, gelir ve refah seviyesine bağlı olarak bu daha da artacak. Arz yetersizliği olan ürünün hiçbir aman önünün kapalı olduğunu kimse söyleyemez" diye konuştu.
"Kar etmiyorsa bıraksınlar diyemeyiz"
Hayvancılığın sabır isteyen bir sektör olduğunun altını çizen Koçak, "Doğum ve süte ulaşmada süre var. Bu sektörde desteklenmelidir. Nasıl olsa bir ekonomik faaliyettir, 'kar etmiyorsa bıraksın' deme lüksümüz yok. Gıda güvenliği için bu üretimin biz tüketicilerde, bu maliyete katlanmak, katkıda bulunmak zorundayız. 'Beceremiyorlarsa kar etmiyorlarsa bıraksınlar' deme lüksümüz yok. Kırmızı et sektöründe bu ürün dünyada bol bulunan bir ürün değil. 'Para ile değil mi istediğim yerden alırım' deme lüksümüz yok. Ne olursa biz bunu üretmek durumundayız" ifadelerini kullandı.
Çalıştayın açılışında konuşan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Nihat Pakdil, 14 milyon hektar mera alanı, 24 milyon hektar tarımsal üretim alanı 121 milyon ton bitkisel üretime sahip Türkiye'de 14,5 milyon adet büyükbaş hayvan ve 45 milyon küçükbaş hayvan varlığı olduğunu belirtti.
Pakdil, 1.2 milyon tonu aşan kırmızı et üretiminin yanı sıra 2 milyon ton beyaz et, 18,5 milyon ton süt, 20 milyar adet civarında yumurta ve kendi üretimi hariç 20 milyon tonu aşan bir yem sektörü olduğunu belirtti.
"Sadece kendimiz için üretemeyiz"
80 milyonluk iç tüketim, 30 milyon turist sayısı 17 milyar dolar civarında ihracatın bu sektörde söz konusu olduğunu kaydeden Pakdil, "İnsanoğlunun yaratılışından bu yana değişmeyen en önemli ihtiyacı yeme içme alışkanlığıdır. Bakanlık olarak insanların gıda ihtiyacını karşılamanın yanı sıra gıda güvenliğinin nasıl sağlanabileceğini üzerinde de çalışıyoruz" dedi.
Tarım imkanı olan, tarımsal üretim yapan ülkelerin sorumluluğunun sadece kendi insanlarına yönelik olmaması gerektiğini işaret eden Nihat Pakdil, "Dünyada birçok ülke var ki gıda üretme imkanına sahip değil. Bu imkana sahip ülkelerin sadece kendi insanlarına değil onlar için de üretim yapma zorunluluğu var. Yoksa barışı sağlamakta zorlanırız. Sadece kendimiz için üretiriz demek doğru bir yaklaşım olmaz" diye konuştu.
"Dışarıda yemek yeme alışkanlığı tüketimi arttırıyor"
Nüfusla birlikte fert başına düşen gelirin attığını işaret eden Pakdil, "Tüketim tercihlerimizde kaymalar oluyor. Hayvansal üretim daha çok önem kazanıyor. İnsanların dışarıda yemek yeme alışkanlığının artması tüketimin daha çok hayvansal yöne kaymasına neden oluyor. Bunun için de ihtiyacımızın karşılanması ve dışarıya bağlı olunmaması için gıdamızı başkasının insafına bırakmamak için çabalar gösteriyoruz. Sürdürülebilir tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin oluşması için devletimiz büyük çaba sarf ediyor. Tek başına hayvancılığı ve tarımı düşünemeyiz. İnsanımızın ihtiyacını nasıl karşılar onun planını yapmak zorundayız. Bu imkanları sadece kendimiz için değil başka ülke insanların ihtiyacı içinde kullandırarak hem üretimci ve çiftçilerin gelirini artırma yönlerini de bulmak zorundayız" ifadelerine yer verdi.
"Kaba yem ithal etmiyoruz"
Gelinen noktada kırsal nüfus azalırken, şehir nüfusunun arttığını dile getiren Pakdil, "Tarım arazilerinin parçalanmasını önlemek için çalışmalar sürdürüyoruz. Kuraklık döneminde az miktarda kaba yem ithal edilebiliyor. Az bir miktar kaba yem gelmiş olsa da bunu çok büyük bir miktar gibi gösteriyorlar. Bütün kaba yemi ithal ediyormuşuz gibi lanse ediliyor. Böyle bir durum yok. Sektörümüz kendi imkanları içinde ülke içinden temin ediyor. Çok fazla kaba yem ihracatı varmış gibi gösterilmesi doğru değil. Yağış yetersizliği nedeniyle düşen verim kaybı nedeniyle bir miktar ithalat yapılmıştır. Çok büyütülecek bir durum söz konusu değil" dedi.
Buzağı sağlığını önemsediklerini kaydeden Pakdil, sürü yönetimini öne çıkarma çalışmalarına hız verdiklerini vurguladı.
"Buzağı ölümlerinin engellenmesi için çabalarımız devam ediyor"
Küçük büyük aile işletmesi ayrımı yapmayacaklarını aktaran Pakdil, "Buzağı ölümlerinin engellenmesi için çabalarımız devam ediyor. Bu çabaların sonunda verimi artıracağız. Bu yıl çok ciddi adımlar atacağız. Dışa bağlı gibi görünen ülkemizin iyi yolda olduğunu göstereceğiz. Küçük aile işletmeleriyle bunu başaracağımıza inanıyorum. İmkanlarımız nispetinde tarımı destekliyoruz. Bu işin sürdürülebilirliği noktasında düşme olmasın. Kaynağımız belli. Bu kaynağı nasıl daha iyi şekilde kullanabiliriz şeklinde teklifleriniz olursa onları kabul eder ve değerlendiririz. Radikal teklif daha düşünebiliriz. Daha fazla destek verme ve üreticimizin kendi içinde ve uluslararası platformda daha fazla rekabetçi olabilmesi için çaba gösteriyoruz" dedi.
 
 

ANTALYALI ÇİFTÇİLERİN  BORÇLARI ERTELENİYOR


Gıda, Tarım ve hayvancılık bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, Antalya'da hortumdan etkilenen çiftçilerin borçlarının erteleneceğini açıkladı. Fakıbaba, sigorta kapsamındaki hasarların da en kısa sürede karşılacağını söyledi
 
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, Antalya'nın Demre, Kumluca, Finike, Kaş ve Serik ilçelerinde yaşanan hortum ve dolu kaynaklı afetle ilgili yazılı açıklama yaptı. Fakıbaba, hortum ve dolunun, 5 ilçede seralar başta olmak üzere tarımsal alanlara zarar verdiğini, narenciye bahçelerinin de hasar gördüğünü söyledi.
Bölgede hasar tespit çalışmalarının sürdüğünü belirten Fakıbaba, hortum ve dolunun tarım sigortaları kapsamında olduğunu hatırlattı ve tespit edilecek sigorta kapsamındaki hasarların kısa sürede ödeneceğini anlattı. 2017'de afetten etkilenen çiftçilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri'ne olan borçlarının ertelenmesine yönelik kararnamenin Bakanlar Kurulu'nda imzaya açıldığını belirten Fakıbaba, Antalya'daki çiftçilerin de erteleme imkanından yararlanacağını vurguladı.

 

Kırmızı Et Üreticilerinden Ankara'ya Yürüme Kararı

Et ve Süt Kurumu’nun besilik danaları maliyetinin altında kendilerinden alırken şimdi bir de ithal eti marketlerde satmaya hazırlanması üzerine et üreticileri harekete geçti. Bu şartlarda üretimden çekilebileceklerini belirten üreticiler, sorunlarını dile getirmek üzere Ankara’ya yürümeyi planlıyor.

Antalya’da ette ithalatın artırılmasına tepki gösteren et üreticileri, Et ve Süt Kurumu’nun da kırmızı et fiyatını düşürmek için, market zincirlerinde reyon kiralayacağını duyurmasının ardından, üretimin biteceğini açıkladı. Kırmızı Et Üreticileri Birliği Antalya Şube Başkanı İlhan Ayhan, “Bakanlığımıza deriz ki, gerekirse etin ithalatını siz yaparsınız, biz üretimden çekiliriz. Bu konuda genel merkezimizle ciddi bir çalışma yürütüyoruz, Ankara’ya yürüyeceğiz” diye konuştu.

Kırmızı Et Üreticileri Birliği Antalya Şube Başkanı İlhan Ayhan, et fiyatının ithalatla terbiye edilemeyeceğini kaydederek, ithal etin sadece günü kurtaracağını dile getirdi. Asıl çözümün, üreticinin eti ucuz imal etmesi olduğunu vurgulayan Ayhan, “Bugünkü şartlara göre üretici 55 TL’ye yem, yüksek fiyattan saman alıyor, bunlar da göz önünde bulundurulmalı” dedi. Ayhan, limuzin, şarole, angus gibi et bakımından verimli ırkların yaygınlaştırılması gerektiğini de kaydetti.

‘Üretici, danasını kestiremiyor’

İthal et alımının besiciliği de yok ettiğine dikkat çeken Başkan Ayhan, “Üreticinin danası var, kestiremiyor. Et ve Süt Kurumu, üreticiye 23 bin TL fiyat veriyor, dananın üreticisine maliyeti 28 bin TL, bu intihar. Maliyetin altında üretimin devam etmesi mümkün değil, özellikle de genç yaşta besici bu sene zarar ederse seneye yapmaz” dedi.

‘Üretimden çekilmeyi düşünüyoruz’

Devletin et fiyatını düşürmek için ithal et alımını çoğaltmasıyla birlikte Et ve Süt Kurumu’nun marketlerde reyon kiralayarak ucuz et satacağını duyurmasının çok yanlış olduğunu dile getiren Ayhan, “30 yılda üç kez aynı oyun oynandı, üçü de olmadı. İthal bağımlısı olup çıkacağız, böyle giderse üretimden çekilmeyi düşünüyoruz. İthal etin üretimizi zayıflattığı günden itibaren genel merkezimizle istişare içindeyiz, farklı şehirlerdeki birlikte Ankara’ya yürüyeceğiz. Bakanlığımız farklı bir opsiyon getirmezse deriz ki, siz ithalatınızı yaparsınız, biz üretimden çekiliriz” ifadelerine yer verdi.

‘İlerisi iyice karanlık’

Antalya Ticaret Borsası Meclis Üyesi ve Sönmez Et’in sahibi üretici Ata Sönmez de dünyada et fiyatlarının düşük olmasına rağmen Türkiye’de yüksek olmasını su yoksunluğuna bağladı. Sönmez, “Bizim su kaynaklarımız yeterli olmadığı için mera olmuyor, mera olmazsa besicilik, ucuz et olmaz. Batı bölgelerinde mera alanları hep imara açıldı. Etin fiyatının yüksek olmasının; birinci nedeni susuzluk, ikinci nedeni imar. Doğuda da PKK olayı nedeniyle gerginlik var ve bu da hayvancılığı etkiliyor. Oradaki meralara hayvan çıkaramıyorlar. Eskiden doğuya tedarikçi diyorduk, şimdi dışarıdan alıyoruz” dedi.

Et ve Süt Kurumu’nun ucuz et satabilmek için bulunduğu girişimlere de değinen Sönmez, “Bu proje daha çok etin ithal edileceği anlamına gelir, böylece üretim biter. Üretici ucuz et fiyatına etinin fiyatını düşüremez, ilerisi iyice karanlık” açıklamasında bulundu.

Torba yasa, meralara sanayi yatırımı riskini artırıyor

Meralarda sanayi yatırımının önünü açacak hükümlerin kamuoyu tepkisi üzerine Üretim Reformu Paketi’nden çıkarılmasının ardından, benzer hükümler geçtiğimiz hafta TBMM’ye gönderilen 130 maddelik torba yasaya konuldu. Tasarının 61’inci maddesi ile endüstri bölgeleri, organize sanayi bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri, serbest bölgeler ile sanayi sitesi ve bunların ilave alanları için mera vasfının değiştirilmesi durumunda ödenecek olan ot bedelinden muafiyet getirilmesi öngörülüyor.

Aynı tasarının 53’üncü maddesinde ise Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu kapsamındaki uygulama alanlarında yer alan tarım arazilerinin, tarım dışı amaçlarla kullanım talepleri hakkında, 5403 sayımı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümlerinin uygulanması hükme bağlanıyor. Maddede, tarım arazilerinin zorunlu sebepler olması halinde tarım dışı amaçla kullanılabileceği ifadesi yer alıyor.

Yeterli tonaj gelirse, et fiyatları aşağı iner

Market zincirlerinde Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) reyon kiralayarak et satacağına dair yapılan açıklama perakendecilerden olumlu karşılık buldu. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın geçtiğimiz günlerde Et ve Süt Kurumu’nun ülke genelinde yaygın market zincirlerinde reyon kiralayarak kıyma ve kuşbaşı et satacağını söylemişti. Türkiye Perakendeciler Fedarasyonu Başkanı Mustafa Altunbilek, “Gelen etin menşeini bilmesek bile ESK etiketli ürünleri marketlerimizde satmak istiyoruz” dedi.

Gıda Perakendeciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Songör de ESK karkas et getirip, yeteri tonajı piyasaya verirse fiyatlarda geri çekilme olacağını, ancak yeterli tonaj yakalanamaz ve talep karşılanmazsa fiyatların şimdikinden de yukarı çıkacağını söyledi.

İndirimli vergi dönemi bitiyor, köyde yaşamak zorlaşıyor

2012 yılında çıkarılan ve büyükşehirlerin sayısını artıran yasal düzenleme ile birlikte tüzel kişiliği sona erdirilen köylerde, yasayla getirilen indirimli vergi ve su kullanım dönemi bu yıl bitiyor. Öte yandan, hayvan varlığı yetersiz olan Türkiye’de, hayvan sayısı artırılması yerine, Büyükşehir Yasası ile birlikte, köylerde hayvan yetiştirme de fiilen yasaklanıyor.

Büyükşehir Yasası ile birlikte köylerde daha önce ücretsiz olarak kullanılan sular için sayaç takılması öngörülmüştü. Ancak yasanın 32’nci maddesiyle birlikte bu yerlerde içme ve kullanma suları için alınacak ücret beş yıl süreyle en düşük tarifenin yüzde 25’ini geçmeyecek şekilde belirlenmesi hükme bağlanmıştı. Köylerde indirimli tarife üzerinden su kullanılmasını öngören madde, 31 Aralık 2017 tarihinden itibaren yürürlükten kalkacak ve buralarda artık normal tarife üzerinden bu bedeli alınacak.

Hayvan yetiştirme yasaklanıyor!

Büyükşehir Yasası köylerin mahalleye dönüştürülerek belediyeye bağlanmasıyla birlikte, küçük çapta hayvancılık yapan köylülerin de ahırlarını şehir dışına taşımaları zorunluluğu ortaya çıktı. Artık mahalleye dönüşen köyler, 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’na tabi oldular. Bu kanun, ilçe merkezlerinde hayvan yetiştirilmesini yasaklarken, kenar mahallelerde en fazla iki hayvan yetiştirilmesine izin veriyor. Ayrıca hayvanların yerleşim yeri içinde otlatılması ve sulanması da yasaklanıyor.

Prof.Dr. Gülçubuk: Köyde yaşamanın maliyeti arttı

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Bülent Gülçubuk, bu düzenlemeyle birlikte köyde yaşamanın maliyetinin arttığını belirterek, bunun da göç hareketleriyle somut şekilde ölçülebildiğini aktardı. Köye ait çayır, mera, otlak gibi taşınmazların da belediyelere geçtiğine dikkat çeken Gülçubuk, bazı yasalarla sınırlama getirilse de düzenlemenin mera ve otlakların, tarım dışı amaçla kullanımını kolaylaştırdığının, bazı belediyelerin yasa ile getirilen su indirimini bile kullandırmadığının altını çizdi.

‘Kasaplar için de haksız rekabet’

ESK’nın ithal eti marketlerde satma planını değerlendiren Türkiye Ziraatçiler Derneği Başkanı Hüseyin Demirtaş şöyle dedi: “Kasaplar ne yapacak? Onlara da haksız rekabet. Bu, yerli üreticiyi yok eder. Kırsalda çiftçiyi nasıl tutacağız? Her tarafta böyle oluyor. Bitkisel ürünlerde de böyle, hayvansal ürünlerde de… Rusya’da 2.38, ABD’de 2.30 olan mazot Türkiye’de 5 lira. Hayvan yemi 60 lira. Yonca 90 kuruş. Ne kadar dayanabilirsiniz? Küçük aile işletmelerine daha büyük sıkıntı olacak” dedi.

550 Hayvan Telef Oldu

Antalya’nın Manavgat İlçesi’nde çalılık alanda başlayan yangının sıçradığı ağılda 550 küçükbaş ve 4 büyükbaş hayvan telef oldu.

Manavgat’ın Hatıplar Mahallesi’nde elektrik trafosundan kaynaklı saat 10.00’da yangın çıktı. Çevredeki otların tutuşmasıyla başlayan yangın, rüzgarın da etkisiyle hızla yayıldı. Yangın Alaattin ve Selahattin Gök kardeşlere ait ağıla da sıçradı. Çevresi ahşap ve sac plakalarla kapalı ağıldaki yangın bir anda büyüdü. Yangın, Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı itfaiye ekipleri tarafından müdahale edilerek söndürüldü. Ağılın tamamen kül olduğu yangında içerdeki 550 küçükbaş ve 4 büyükbaş hayvan telef oldu. Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğü yetkilileri de ağılda sayım yaptı.

Elektrik Trafosunda Başladı

Manavgat Kaymakamı Nazmi Günlü, yangının sıcak hava nedeniyle elektrik trafosundan başladığını ve kısa sürede yayıldığını belirterek, “Ot yangını şeklinde başlayan yangın maalesef bir vatandaşımıza ait ağıla büyük zarar verdi. Şu anda Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğü ekibi sayım yapıyor. Bana ulaşan ilk bilgiye göre 300’den fazla küçükbaş hayvan maalesef telef oldu. Halen sayım yapılıyor. Ancak sevindirici yanı yangın evlere sirayet etmeden söndürüldü” dedi.

Kaymakam Nazmi Günlü ayrıca saat 11.00 sıralarında Çardak Mahallesi’nde bir orman yangını daha çıktığını, helikopterli müdahale sayesinde kısa sürede alevlerin söndürüldüğünü belirtti. Bu yangında 20 dönüm alanın zarar gördüğünü aktaran Günlü, soğutma çalışmalarının sürdüğünü kaydetti.

Tanesi 4 Liradan Satılıyor

Antalyalı bir girişimci, her türlü etçil hayvanlarda canlı yem olarak kullanılan hamam böceklerinin tanesini iç piyasada 4 liradan satıyor.

Türkiye'deki canlı yem ihtiyacını karşılamak için Antalya'da kurulan çiftlikte üretilen böcekler, iç piyasanın yanı sıra Avrupa ülkelerinden de talep görüyor.

İç piyasadaki canlı yem ihtiyacını karşılamak için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının izniyle Antalya'da kurulan böcek çiftliğinde un kurdu, çekirge, cırcır ve hamam böceği gibi böcekler üretiliyor.

Pet shop mağazaları, tavuk çiftlikleri, akvaryumcular ve amatör balıkçılıkta canlı yem olarak kullanılan çekirgenin tanesi 38 kuruş ila 56 kuruş, un kurdunun kilogramı 90 lira, hamam böceğinin tanesi ise 4 liradan satılıyor.

Böcek çiftliğinin sahibi iş adamı Selami Gökgöl, Türkiye'deki canlı yem ihtiyacını karşılamak için kurdukları çiftlikte böcek üretiminin her yıl arttığını söyledi.

"Hayvanın sağlığını, yaşam süresini ve canlı yem kalitesini artırıyor"

Çekirgeyle bu işe başladıklarını belirten Gökgöl, hamam böceği, un kurdu, morio kurdu ve çeşitleri, cırcır böceği başta olmak üzere 9 çeşit böcek ürettiklerini ifade etti. Çiftliği 500 metrekare kapalı alan üzerine kurduklarını dile getiren Gökgöl, böceklerin üretiminin zor olduğunu anlattı.

Böceklerin bulunduğu ortama konulacak taze ot miktarından, yemin kalacağı süreye kadar her şeyin hayvanın sağlığını etkilediğini aktaran Gökgöl, "Seçtiğiniz yem türleri, kalitesi, hava sirkülasyonu, kafeslerin ne denli sıklıkla temizlendiği, yaşam alanlarına yapılan müdahalenin sıklığı önemli. Bunlar hayvanın sağlığını, yaşam süresini ve canlı yem kalitesini artırmaktadır. Steril bir ortamda böcekleri yetiştiriyoruz, iyonizerler belli aralıklarda yer almakta. Ozon jeneratörleri kullanıyoruz" diye konuştu.

Un kurdu, kırmızı etten pahalı

Çekirgenin fiyatının 38 kuruş ile 56 kuruş arasında değiştiğini ifade eden Gökgöl, şunları kaydetti:

"Un kurtlarının kilosu 90 liradan satılmakta. Etten pahalı diyeceksiniz ama un kurdunun yetiştirilmesi çok zor. Biz Türkiye'deki iç pazarı karşılamaya çalışıyoruz. Son yıllarda evde hobi olarak hayvan besleyenler de canlı yem için böcek almaya başladı. Çalışmalarımız sayesinde farkındalık oluştu, Türkiye'deki sürüngen sayısı ve çeşidi arttı. İlk üretime başladığımızda ayda bir, iki kilogram un kurdu talebi alıyorduk."

Avrupa'ya çekirge ihracatı başlıyor

Haftada beş, on kilogram un kurdu satıldığını dile getiren Gökgöl, en çok talebin kalsiyum ve mineral bakımında zengin olan çekirgeye geldiğini ifade etti.

Gökgöl, "Ürettiğimiz böceklerin tamamı vejetaryen, steril ortamda üretiyoruz. Hamam böceğinin Madagaskar türünü 4 liradan satıyoruz. Yılda en az bin 500 tane hamam böceği satıyoruz" dedi.

Yurt dışına canlı yem ihracatına yeniden başlayacaklarına dikkati çeken Gökgöl, "Avrupa'da çalışan firmaların talebi üzerine çalışma yaptık. Almanya, Fransa, Hollanda, İsviçre, İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkelerine çekirge ihraç edeceğiz" şeklinde açıklamalarda bulundu.

Kaynak: AA

 

Rus Heyet İncelemelerini Tamamladı

Rusya’nın Türkiye’ye uyguladığı gıda ambargosunun kaldırılması kapsamında Antalya, İzmir ve Mersin’de incelemelerde bulunan Rus tarım heyeti çalışmalarını tamamladı.

Akdeniz İhracatçı Birliklerinden (AKİB) yapılan yazılı açıklamaya göre, Rusya Tarım Ürünleri Denetim Ajansı uzmanları 15 Mayıs'ta Türkiye'ye gelerek Antalya, İzmir ve Mersin'de biber, marul, balkabağı ve kabak için 20 üretim sahası ve paketleme tesisinde incelemede bulundu.

Heyet, sebzelerin toplanması, nakliyesi, soğutulması, depolanması, kalıntı raporları ve paketlenmesi bölümlerini gezdi.

Ziyaretler sonrası bir açıklama yapan heyet Başkanı Anton Karmazin Türkiye'deki üreticilerin daha da bilinçlendiğini belirtti.

İki ülke arasındaki yaş meyve sebze ticaretinin gelişeceğine inandığını ifade eden Karmazin, "Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında son 2 yılda yaşanan sorunlar artık geride kaldı. 2 ülke arasındaki bağlar artık daha güçlü." ifadelerini kullandı.

Yaylacılıkta Pasaport Dönemi

Yayla mevsiminin gelmesiyle birlikte geleneksel hayvancılıkla uğraşan üreticilere göç yolu da göründü. Yüzlerce yıldır yayla-sahil arasında ve ot peşinde süregelen geleneksel hayvancılıkta son sözü her zaman yağmur, toprak ve ot söylüyor. Ancak hatalı tarım politikaları yüzünden giderek bitme noktasına gelen yayla üretiminde artık son sözü ot değil valiler söylüyor. Hayvancılıkla öne çıkan illerin valilikleri tarafından yayınlanan mera genelgeleri yayınlanmaya başladı. Antalya Valiliği’nce yayınlanan genelgeye göre ise hayvanlarıyla birlikte yaylaya göçen üreticilerden inekler için pasaport, keçi ve koyunlar için sağlık raporu, hayvan otlatılacak mera içinse kiralama belgesi istenecek. Bu belgeleri bulundurmayan üreticilere cezai işlem uygulanacak.

Antalya Valiliği tarafından “Mera-Yaylakların Kullanımı, Korunması ve Göçer Hayvan Hareketleri” başlığıyla yayınlanan 2017/1 numaralı genelgeyle 2017 yılında hayvan otlatılmasına yönelik usul ve esaslar kamuoyuna duyuruldu. Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve Antalya Valisi Münir Karaloğlu imzasıyla yayınlanan genelgede, “İlimizdeki mera, yaylak, kışlak ve otlaklardan yararlanan ve geçiş yapan göçerler 2017 yılı otlatma mevsiminde aşağıdaki esaslar çerçevesinde hareket edeceklerdir” ifadelerine yer verildi.

Yaylacılara belgeleme zorunluluğu

Genelgeyle mera komisyonları tarafından tahsis kararı alınmayan yerlerde, geçmişten beri bu alanı mera ve yaylak olarak kullandığını belgeleyenler ve söz konusu bu meranın bulunduğu mahalle ya da belediye sınırları içerisinde ikamet edenler hariç herkese kiralama zorunluluğu getiriliyor.

Yaylacılık faaliyetinin süresi belirlendi

Antalya sınırlarında herhangi bir mera ve yaylakta hayvan otlatmak amacıyla hareket eden sürü sahiplerinden, gidecekleri mera ve yaylağı mera komisyonunda kiraladıklarına dair belge isteneceğinin altı çizilen genelgede, belgesi olmayanlar hakkında ise yasal işlem yapılacağı kaydedildi. Genelgeye göre Antalya’da 2017 yılı otlatma mevsimi, sahillerde 15 Nisan’da başladı, 15 Ekim’de ise sona erecek. Yayla kesiminde ise 20 Mayıs’ta başlayan olan otlatma mevsimi, 5 Ekim’de sona erecek. Genelge, bu tarihlerden önce ve sonra mera ve yaylaklara çıkılmasını yasaklıyor.

Yaya olarak 10 kilometre gidilebilecek

Antalya sınırlarında hayvancılık yapan üreticilerin otlatma amacıyla gidecekler için yaya ve motorlu taşıtlarla yolculuk yapmasına izin verilecek. Yolculuğun yaya olarak yapmak isteyen göçerlerin bulunduğu güzergâhta en seri şekilde 10 kilometre yürüyüş sonrasında bir gece konaklayarak geçişine izin verilecek.

Mera kiralamak isteyen hayvan üreticileri, otlatma mevsimi başlamadan en az 60 gün önce otlatma yapmak istedikleri yeri ve getirecekleri hayvan sayısını cinsiyle birlikte belirten dilekçe ile Tarım İl Müdürlüğü’ne başvuracak. Başvuruda, üreticinin aile bireyleri ve çobanlar için daimi tebligat ve ikametgâh adresi istenecek.

Üreticiler belgelerini yanında bulundurmak zorunda

Üreticiler, otlatma belgesini düzenli olarak yanında taşımak zorunda. Hayvan sahipleri otlatma izni aldıkları alana, izin belgesinde belirtilen cins ve miktarın dışında hayvan getiremeyecek, otlatma izni aldıkları yeri başkalarına kiraya veremeyecek. Kiralama yapmadan izinsiz hayvan otlatanlara ya da kiralamada belirtilenden fazla hayvan otlatanlardan, otlatma bedelinin üç katı tahsil edilecek. Mera ve yaylaklar muhtarlar ya da belediye başkanları ile diğer şahıslar tarafından ‘yurtluk’ adıyla kiraya verilemeyecek. Bu yasağa uymayanlar hakkında yasal işlem yapılacak.

Kışlak ve yaylak arasındaki hayvan nakillerini de düzenleyen genelgede, “Hayvan sahipleri, ilçe içi sığır cinsi hayvan nakillerinde, hayvanlarına ait pasaportları beraberinde bulundurmak zorundadır. Koyun–Keçi türü hayvanların İlçe içi nakillerinde ise hayvan sahibi tarafından doldurulan nakil belgesi düzenlenmelidir. İller arası sığır cinsi hayvan nakillerinde; hayvana ait pasaportun yanı sıra İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerince düzenlenen yurtiçi hayvan sevklerine mahsus veteriner sağlık raporunu, il ve ilçeler arası koyun keçi türü hayvan nakillerinde ise nakil belgesi ve ilçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerince düzenlenen veteriner sağlık raporu bulundurulması zorunludur. Belgeleri olmayan veya eksik olanlar hakkında 5996 Sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu gereği yasal işlem yapılacaktır” ifadelerine yer verildi.

Hayvanlar sadece motorlu taşıtlarla taşınabilecek

Hayvan sahiplerinin mera ve yaylalara giriş yapacağı yol ve güzergâhlarda ‘göçer kontrol noktaları’ kurulacak ve bu noktalarda hayvanların pasaport ve sağlık belgesi ile otlatma kontrolleri yapılacak. Karayollarından küçük ve büyükbaş hayvan geçişleri yalnızca motorlu taşıtlarla yapılacak. Karayolundan yaya olarak geçişlere izin verilmeyecek.

Antalya il sınırlarında hayvanların geçeceği yol ve varış yerlerini de düzenleyen valilik genelgesine göre üreticilerin izleyeceği güzergâhlar ise tek tek sıralanarak, genelgeye uymayanlar hakkında kabahatler kanunu hükümlerine göre yasla işlem yapılacağı kaydedildi. Kaymakamlıklar, jandarma ve tarım ilçe müdürlükleriyle orman işletme şefliklerince koordineli yürütülecek olan genelgeyle ilgili işlemler, belediye başkanları ve mahalle muhtarlarını da yükümlü kılıyor.
 

Dünyada Açlık Sınırının Altındaki Nüfusun Yüzde 30’u Afrika’da

Antalya’da başlayan Türkiye-Afrika 1. Tarım Bakanları Toplantısı ve Tarım İş Forumu’nun açılışında konuşan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, tarım sektörünün insanlara gıda, sanayiye ham madde temin eden stratejik bir sektör olduğunu söyledi.

Dünya nüfusunun yüzde 15’ine, dünyadaki tarıma elverişli arazilerin yüzde 25’ine sahip olan Afrika’nın, küresel ekonomideki payının sadece yüzde 3 olduğuna vurgu yapan Çelik, “Geniş ve verimli arazileri, zengin doğal kaynakları ve insan kapasitesiyle Afrika, dostlarıyla beraber bu makus talihini yenecek güce ve bilgeliğe sahiptir. Türkiye olarak, Afrika’nın bu gayretinde daima güvenilir bir partner olduk ve olmaya devam edeceğiz” dedi.

“Her Yıl 12 Milyon Hektar Arazini Tarım Dışına Çıkıyor”

Dünya nüfusunun 2050 yılında 9 milyarı aşacağının tahmin edildiğini, en fazla nüfus artışının Sahraaltı Afrika’da yaşanacağının öngörüldüğünü belirten Çelik, dünya nüfusunu beslemek için kullanılan tarım alanının 1,4 milyar hektar olduğunu, her yıl 12 milyon hektar arazinin çeşitli nedenlerle tarım dışına çıktığını bildirdi.

2050’ye kadar küresel tarımsal hâsılasının yüzde 60 oranında artırılması gerektiğini, aksi takdirde dünyanın çok büyük siyasi, iktisadi, sosyal ve insani krizlerle karşı karşıya kalacağını kaydeden Çelik, şöyle devam etti:

“Ülkeler için gıda arz güvenliği artık ulusal güvenlik meselesi haline gelmiştir. Afrika’da ise biraz daha kritik bir durumla karşı karşıyayız. Afrika’nın 1,1 milyar hektarlık kısmı tarıma elverişli. Bunun da sadece 270 milyon hektarı tarımda kullanılıyor ve 16 milyon hektarlık kısmı ancak sulanabiliyor. Bugün dünyada açlık sınırının altındaki nüfusun da yüzde 30’u Afrika ülkelerinde yaşıyor.

Afrika’da açlıktan ölümler yaşanırken, Uluslararası Hububat Konseyi küresel tahıl stoklarının 500 milyon tonu aştığını açıkladı. Afrika’yı sömüren, kemiren ve nihayetinde semirenler şimdilerde kasalarını, ambarlarını doldurma derdinde. Gerçek dostları olarak biz Afrika’nın hep yanında olduk ve yanında olmaya devam edeceğiz. Kıtanın yüksek tarımsal potansiyeli doğru değerlendirildiğinde, kendi gıda ihtiyacını fazlasıyla karşılayacağına inanıyoruz. İki gün boyunca yapacağımız görüşmelerde ‘Afrika sorunlarına Afrika çözümleri’ üretmek için kafa yoracağız.”

“Her ülke kendi milli tarım projesini oluşturmalı”

Türkiye’nin Afrika ile tarımsal ticaretinin 2003’te 480 milyon dolar iken, geçen yıl 2,5 milyar dolara yükseldiğine işaret eden Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Çelik, Afrika tarımında sorunlar giderildikçe, tarımın gelişeceğine ve tarımsal ticaret kapasitesinin de artacağına inandıklarını bildirdi. Çelik, bu amaçla Türkiye ve Afrika’dan 800’e yakın iş adamının katılımıyla düzenledikleri Türkiye-Afrika Tarım İş Forumu’nu, bir dönüm noktası olarak gördüklerini vurguladı.

Avrupa’nın en büyük tarımsal gücü olan Türkiye’nin önemli bir tarım potansiyeline sahip olduğunun altını çizen Çelik, “Ürettiklerimizi sadece 80 milyon vatandaşımızla değil, ülkemize sığınan 3 milyonu aşkın Suriyeli ve Iraklı göçmenlerle ve mazlumlarla paylaşıyoruz” ifadesini kullandı.

Afrika ülkeleriyle iş birliğini uzun vadeli stratejik bir plan olarak gördüklerini belirten Çelik, bu nedenle her ülkenin kendi milli tarım projesini oluşturması ve hayata geçirmesinde her türlü teknik desteği vereceklerini söyledi.