Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

Tarım Kredi Kooperatifleri TSK'nın Gıda İhtiyacını Karşılayacak

TSK'nın pirinç, bulgur, barbunya, kuru üzüm, bal gibi 17 farklı gıda ürünü ihtiyacı Tarım Kredi Kooperatiflerince karşılanacak. İlk sevkiyatın mayısta başlaması planlanıyor.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) pirinç, bulgur, barbunya, kuru üzüm, bal gibi 17 farklı gıda ürünü ihtiyacının Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği (Tarım Kredi) tarafından karşılanacağı bildirildi.
Tarım Kredi'den yapılan yazılı açıklamaya göre, Milli Savunma Bakanlığı ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı arasında imzalanan iş birliği protokolü kapsamında Tarım Kredi kooperatifleri, TSK'nın gıda ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayacak yüklenici kurumlar arasında yer aldı.
TSK'da görev yapan er ve erbaşların güvenli, sağlıklı ve dengeli beslenmesi hedeflenen projeyle söz konusu ihtiyacın yurt içinden temin edilmesi ve yerli üreticiye de destek olunması amaçlanıyor.
Bu yılın mayıs ayında başlaması planlanan ilk sevkiyat kapsamında, ihtiyaç duyulan pirinç, bulgur, barbunya, yeşil mercimek, kırmızı mercimek, biber salçası, domates salçası, kuru üzüm, nohut, kuru fasulye, bal, makarna, ekmeklik un, yemeklik un, toz şeker, tel şehriye ve arpa şehriye Tarım Kredi kooperatifleri tarafından karşılanacak.
 
 

Tunceli'de Bala Yoğun Talep

Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü ve Tunceli Arı Yetiştiricileri Birliği tarafından yürütülen "organik bal üretiminin desteklenmesi" çalışmaları kapsamında, 15 üreticiye 600 organik kovan, düzenlenen etkinlikle dağıtıldı.

Müdürlük bahçesinde yapılan etkinlikte gazetecilere açıklamada bulunan Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Orhan Kaya, organik kovan dağıtımının ikinci etabını gerçekleştirdiklerini söyledi.

Organik kovan dağıtımının, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından Tunceli'de organik arıcılığın geliştirilmesi, üretimin artırılması amacıyla yürütüldüğünü ifade eden Kaya, "İlimiz özellikle bitki florasının zengin olması, iklim koşuları ve yine doğasının bakir olması nedeniyle arıcılık yönünden ön plana çıkarıyor. Tabi bu sebeplerle ilimizde organik arıcılığın tercih edilmesine neden oluyor. İlimizde şu anda 68 bin 500 arı kovanımız mevcut ve 2016 yılında biz 600-650 ton civarında bir bal üretimi gerçekleştirdik" dedi.

Tuncel'de organik arıcılığı yaygınlaştırmak için her yıl düzenli olarak çalışma yürüttüklerini vurgulayan Kaya, desteklenen üreticilerin ürünlerinin üç yıl boyunca sertifikasyon kuruluşu tarafından analizlerinin düzenli olarak yapıldığını ve hak eden üreticilerin organik arıcılık sertifikası aldığını belirtti.

Bu yıl organik arıcılığı desteklemek için üreticilere 600 adet organik kovan dağıttıklarını aktaran Kaya, yüzde 70'i hibe olarak verilen kovanlarla 15 üreticinin anlaşmalı sertifikasyon kuruluşundan 3 yıl organik bal üretimi konusunda eğitimler alacağını, ballarının düzenli olarak analizlerinin yapılacağını ve uygun görülmesinin ardından "organik bal üreticisi" sertifikasına sahip olacaklarını kaydetti.

Tunceli'de terörle mücadele kapsamında güvenlik bölgesi ilan edilen yerlerin, arıcılık faaliyetleri için üreticilere açıldığını dile getiren Kaya, "Jandarma bölge komutanımız ve valimizin çok büyük destekleriyle biz bu yıl güvenlik nedeniyle kapalı olan yerlerin yüzde 95'ini üreticimize açtık." diye konuştu.

 "Tunceli balının pazar sorunu yok"

Tunceli'de üretilen balların ülke genelinde "Tunceli balı", "Pülümür balı", "Ovacık balı", "Munzur balı" olarak tanındığını ve talep gördüğünü anlatan Kaya, talebin her yıl arttığını bildirdi.

Tunceli'de üretilen balın her yıl kalitesinin arttığını ifade eden Kaya, şunları söyledi:

"Balımızın pazar sorunu yok. Üreticilerle konuştuğumuzda bal elde kalmıyor, yetmiyor. Balımızın kaliteli olduğu bütün Türkiye'de biliniyor ve bu nedenle pazar sorunu yok. Üreticilerimiz piyasanın talebini yetiştiremiyor. Biz markalaşırsak, coğrafi işaretlemesini alırsak 40-50 lira olan balı biz 75-100 liraya satacağız ve bu çok daha iyi olacak. Biz bunu bütün Türkiye'ye tanıttığımızda ister istemez fiyatı da artacak. Amacımız da ilimizin özellikle organik balını tanıtarak üreticinin ürettiğinin karşılığını almasıdır."

 "Tunceli organik bal üretiminde Türkiye'de ilk 5'de"

Tunceli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Kazım Doğan da Tunceli'de son 3 yıldır Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ile beraber organik arıcılığı geliştirmek ve yaygınlaştırmak için yoğun bir şekilde gayret gösterdiklerini söyledi.

Tunceli'nin balının ülke genelinde tanındığını ve hak ettiği noktaya ulaşması için çalışmaların devam ettiğini belirten Doğan, "Türkiye'de organik bal üretimi noktasında ilk 5'e girdiğimizi öğrendik. 3 yılda bu aşamaya gelmek bizi mutlu ediyor. Bunun dışında ilimizde bu yıl 200 üreticimizin balını alını aldık ve tahlil ettirdik. Sonuçları yakında paylaşacağız. Ben bu çalışmadan dolayı İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü çalışanlarına teşekkür ediyorum." dedi.

Konuşmalar sonrasında Kaya ve Doğan, kovanların özellikleri hakkında yaptıkları bilgilendirmenin ardından arıcılara kovanlarını dağıttı.

"Arıcılık Konusunda Seferberlik İlan Ettireceğim"

18 Temmuz 2017’de gerçekleştirilecek olan Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Genel Başkanlık seçimleri öncesi Diyarbakır İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Fahri Saylak, arıcıların yaşadığı problemlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Saylak, yaklaşan Genel Başkanlık seçiminde başkan adayı olduğunu ifade ederek, "Türkiye arıcıları için varım" dedi. Arıcıların beklenen düzeyde destek görmediğini söyleyen Saylak, devletle sivil toplum kuruluşlarının işbirliği içinde olmalarının önemine değinerek, " Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği başta olmak üzere diğer tüm İl Birliklerimizin devlet bürokrasisiyle ilişkilerini gelişmesi gerekiyor. Allahın izniyle başkan olursam kamuyla ve ilgili bakanlıklarla ilişkilerimizi geliştirip arıcılık konusunda adeta seferberlik ilan ettireceğimin altını çizmek istiyorum" dedi. 

Diyarbakır İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Fahri Saylak kimdir?

Fahri Saylak, 1960 yılında Şanlıurfa’nın Siverek ilçesine bağlı Beyçeri köyünde doğmuştur. Köy hayatını tam anlamıyla yaşayıp, çiftçilik ve arıcılıkla uğraşarak bu günlere gelmiştir. Öksüz olarak büyüyen Fahri Saylak aynı zamanda bir şehit çocuğudur. 1974’te Yugoslav göçmeni bir arıcının köylerine arılarını getirmesi ile onun yanında iki yıl boyunca ücretsiz çalışan Saylak, modern arıcılıkla bu vesileyle tanışmıştır. Arıcılığa dair birçok tekniği Yugoslav arıcıdan öğrenen Saylak, 5 adet karakovan arısını modern kovanlara aktararak modern arıcılığa başlamıştır. 1980 yılına geldiğinde 50-60 kovan arıya ulaşan Saylak,  arıcılığı gezgin olarak yapmaya karar vermiştir. 1995 yılına kadar 400’e yakın kovan sayısına ulaşan Saylak, arıcılığı profesyonel anlamda sürdürmüştür. İşletme mezunu olan ve hala arıcılıkla uğraşan Saylak, Diyarbakır İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı olarak görev yapmaktadır.

Aİ: Arıcılar Birliğinden önce herhangi bir Birlik oluşturma fikriniz oldu mu? Kendinizi diğer arıcılara ve Türkiye’ye açmaya nasıl başladınız?

FS: Diyarbakır eski vali yardımcısı Yılmaz Aydoğan, 1995 yılında Türkiye Kalkınma Vakfına Genel Müdür olmuştu. Genel Müdür olduktan sonra Güneydoğu’da da arıcılıkla ilgili aktif bir proje sürdürülmek istenmekteydi. Bu proje, GAP İllerinde Arıcılığın Geliştirilmesi Ve Yaygınlaştırılması Projesiydi. Sayın Yılmaz Aydoğan benden bu projenin başına geçmemi istedi. Bende bunu kabul ederek 1996 yılında Türkiye Kalkınma Vakfında bu projenin yöneticisi olarak çalışmalara başladım. Bu proje ile 8 ilde köylülere, 18 bin 400 kovan arı için, sözleşmeli üretim modeli projesi ile arı temini yapılarak, teknik bakım anlamında destekler vermeye başladık.  Döngü modeli olarak tanımlayacağımız bu destekleme neticesinde, arıcılarda bize kovan başına bal veriyordu. Biz de aldığımız balı satıyor, onların yatırım kredilerinin taksitlerini ödüyorduk. Bu sistemle yürüyen bir projenin başında bulunarak, kollektif çalışma sistemi ile hareket eden bir anlayışın merkezinde faaliyetlerime başladım. Dolayısıyla Birlik faaliyetlerimizin temeli bu çalışmalarla başladı diyebilirim.

Aİ: Arıcılık mesleğinin mutfağından gelen biri olduğunuzu ve birlik çalışmalarınızdan önce bölgenizde arıcılara destek olma anlamında bazı faaliyetler yürüttüğünüzü söylediniz.  Tüm bu unsurları göz önünde bulundurarak Arı Yetiştiricileri Birliğine nasıl geçiş yaptınız?

FS: 2001 yılında dönemin Tarım ve Köy işleri Bakanı, Arıcılar Birliği’nin kurulmasına ilişkin yönetmeliğin çıkmasını sağladı.  Bakanlık yetkilileri, Arı Yetiştiricileri Birliklerini yaygınlaştırılmasının hızlandırılması için 2003 yılında Türkiye Kalkınma Vakfı yönetimi ile birlikte beni Ankara’nın Kazan ilçesin’e görüşmeye çağırdı. Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki 8 ilin yapılandırılması Bakan Beyin talimatıyla bana verildi. Arı Yetiştiricileri Birliğini 2003 yılında ilk olarak Diyarbakır’da kurdum. Ardından Güney Doğu Anadolu Bölgesindeki bu proje kapsamındaki kredilendirdiğimiz önder arıcılarla bölgemizdeki birliklerimizi kurarak yaygınlaştırdık. Siirt, Mardin, Adıyaman, Urfa, Batman gibi birkaç ilde de il birliklerin kurulmasına öncülük ettim. Yine 2003 yılında Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliğinin kuruluş aşamasında rahmetli Genel Başkanımız Bahri Yılmaz ile birlikte yer aldım. Merkez Birliğinde, Denetleme Kurulu Başkanı olarak göreve başladım. 2003 yılından bugüne kadar bir fiil Arıcılar Birliği faaliyetlerinin içerisinde yer almaktayım.

Aİ: Önümüzde Arı Yetiştiricileri Merkez Birliğinin seçimleri var. Merkez Birliğinin başkan adayı olduğunuzu açıkladınız. Neden adaysınız?

FS: Türkiye arıcılıkta, kovan sayısı bakımından Dünyada ikinci, kovan başına düşen bal miktarı bakımından da üç veya dördüncü sıradadır. Arıcılık konusunda önde gelen ülkelerden biri olarak bu konuda birçok sorunumuz bulunmaktadır. Arıcıların üretim yapabilmek için çektiği zahmetleri çok iyi biliyorum. Bilhassa gezgin arıcılar barakalarda kalarak bu mesleği icra etmeye çalışırken, doğadaki birçok tehlikeyle baş başa kalıyorlar. Zaruri ihtiyaçların karşılanması konusunda zorluk çekilen bir ortamda, bal üretimini gerçekleştiren arıcılarımızın emeklerinin karşılığını alamadığını gördüğüm için Genel Başkanlığa adaylığımı koydum.

Aİ: Sizce arıcıların temel problemleri nelerdir?

FS: Glikoz ve nişasta bazlı sahte ürünler ile bal aromalı şurup gibi maddelerin piyasada çok yaygın olması, bal fiyatlarının gerçek değerini bulmasına engel olmaktadır. Her geçen yıl arıcıların üretim maliyetlerinin artmasına rağmen piyasaya giren bu yapay ürünler arıcının emeğinin karşılığını almasını engellemektedir. Zarar eden işletmeler ya küçülmeye ya kaliteden taviz vermeye veya mesleği bırakmaya mecbur edilmektedir. Kaldı ki arıcılık, dünyada ve ülkemizde bitkilerin döllenmesinde büyük katkısı olmasına rağmen, destek anlamında yetkililer tarafından yeterince karşılık bulamamaktadır. Ayrıca arıcılarımız tüm bu zahmetlere katlanırken, bitkisel üretim yapan üreticilerin yanlış ilaçlama yapmaları nedeniyle de arı ölümlerine sebebiyet verilmektedir. Arıcılarımız da bu ölümlerden muzdarip olmaktadırlar. Dolayısıyla yanlış ilaçlamadan kaynaklanan arı ölümlerinin önüne geçmek gerekmektedir. Bu da arıcıların temel problemlerinden biridir.

Aİ: Arıcılık sektörünün geliştirilmesinin önemi nelerdir?

FS: Türkiye’de 60 bin aile arıcılık yapmaktadır.  Bunu 5 ile çarparsanız 300 bin kişi bu sektörde faaliyet gösteriyor demektir. Bununla birlikte 300 bin kişinin de bu sektörün oluşturduğu petek, kovan ve arıcılık malzemeleri gibi yan sanayilerde faaliyet gösterdiğini düşünürsek, göz ardı edilemeyecek bir sektör olduğunu görmüş olacağız. Arı ürünlerinin alternatif tıpta kullanılması halk sağlığına ve ülke ekonomisine katkı sağlayacaktır.  Ayrıca az öncede söylediğim gibi dünyada arıcılık polinasyon için yapılıyor. Doğal döngünün önemli bir parçası olan arıcılık, arı sağlığının korunması ve arıcılığın yaygınlaştırılması ile mümkündür. İşte bu sebeple sektörün geliştirilmesi için, milli gelirimize büyük katkı sunacağını düşündüğüm arıcıların problemleriyle hemhal olmak için Genel Başkanlığa aday oldum.

Aİ: Son dönemde artan sahte bal konusuna ilişkin düşünceleriniz nelerdir?

FS: Öncelikle sahte bal söylemini doğru bulmuyorum. Her sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzde de ürünlerinde tahşiş ve sahtekârlık yapan kişiler vardır. Bunları denetlemek ve gereken cezaları vermek devlet kurumlarının işidir. Sahtekârlık yapanları, alın teriyle bal üreten arıcılarımız ile bir tutmamak gerekiyor. Diğer yandan sahtecilikle mücadele ile ilgili kamu kurumları konuya yeterince dahil edilemediğinden söz konusu sahtecilikle ilgili çözüm bulunmuş değildir. Arıcılarımızın da bu sahte ürünleri 174 alo gıda hattına şikayet etmeleri gerekmektedir. Ayrıca arıcılarımız sahtecilikle karşılaştıkları zaman , bulundukları ilin birlik başkanlarına bunu bildirmeleri de kaçak balın önlenmesi anlamında faydalı olacaktır. Bizde bu sahte balları üniversite hocalarımız ile devletin referans laboratuarları aracılığıyla bilimsel olarak ispat edip, avukatlarımız aracılığıyla da yasal zeminde de topyekün bir mücadele başlatmış oluruz. Arıcılarımızın emeğini çalan bu sahtekârlarla mücadele edeceğimi, projelerimden en önemlisinin bu olduğunu belirtmek istiyorum.

Aİ: Arı Yetiştiricileri olarak bir sivil toplum kuruluşu olmanız devlet bürokrasisiyle olan ilişkilerinize fayda sağlıyor mu?

FS: Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği başta olmak üzere diğer tüm İl Birliklerimizin devlet bürokrasisiyle ilişkilerini gelişmesi gerekiyor. Yönetim kurulunda olan biri olarak bu konularda özeleştiri yapmamız gerektiğinin farkındayım. Ben bu konuda yönetimsel eksikliğin olduğunu görüyorum ve sivil toplum kuruluşlarıyla devletin iç içe olması gerektiğini düşünen biri olarak, bürokratik engellerin de üzerine gideceğimi ifade etmek istiyorum.  Allahın izniyle başkan olursam doğal çevrede denge unsuru olan arıların korunması için, kamuyla ve ilgili bakanlıklarla ilişkilerimizi geliştirip arıcılık konusunda adeta seferberlik ilan ettireceğimin altını çizmek istiyorum.

Aİ: Apimondia 2017 Dünya Arıcılık Kongresi İstanbul’da yapılacak. Bu konu ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

FS: Apimondia için rahmetli genel başkanımız Bahri Yılmaz ile birlikte 2005 yılında İrlanda’nın başkenti Dublin’de ilk üyelik başvurumuzu yaparak üyeliğe kabul edildik. Bu kongrenin ülkemizde yapılabilmesi için rahmetli genel başkanımız başta olmak üzere, şu an merkez birliği yönetiminde bulunan; denetleme kurulunda ve il birliklerimizin yönetiminde olan arkadaşlar ile birlikte çok mücadele ettik. Allah’ın izniyle, dünyanın en prestijli 10 kongresinden biri olan 2017 Apimondia’yı İstanbul’da yapmaya hak kazandık. Biz dünyaya kendimizi tanıtmış ve kabul ettirmişken maalesef ülkemizdeki yetkililerimize kendimizi anlatamadık. Allah aşkına söyleyin, Türkiye’nin dünyada birinci veya ikinci olduğu kaç tane sektör vardır? Bizim sektörümüz bacasız sanayi gibidir. Tamamen doğada olan bir ürünü arıcılarımızın büyük özverisi ile milli bir sermayeye çeviriyoruz. Bu bakımdan, yaklaşık 12 bin ila 15 bin arıcının ve katılımcının beklendiği bu kongreyi alnımızın akı ile yapacağız.  Merkez Birliği seçimlerinden sonra çok hızlı hareket ederek başta cumhurbaşkanımız olmak üzere, başbakanımızla ve tüm ilgili bakanlarımızla görüşerek, turizm açısından sıkıntı yaşayan ülkemizin elde edeceği katma değere de vurgu yaparak, biz arıcılara önem ve öncelik verilmesi gerektiğinin altını çizeceğiz. En önemlisi de, ben başkanım ben yapacağım anlayışıyla değil, biz kazandık ve ülkemizin onuru ve gururu olan bu organizasyonu tüm arıcılar birliği başkanlarımız, eski, yeni merkez birliği yöneticilerimiz ile; yani emeği geçen herkesle hep beraber yapacağız.

 Aİ: Uzun yıllar yönetimin içerisinde olan biri olarak arıcılara ne söylemek istersiniz?

FS: Uzun zamandır yönetimde olan biri olarak üreticilerimizin birçok sorununu çözmeye çalıştık. Çözdüklerimiz de oldu çözemediklerimiz de. Ben arıcılık yapan arkadaşlara şu mesajı vermek istiyorum: Biz doğru olalım doğru balı üretelim ama sahtekârlarla ve nişasta bazlı glikoz içeren ürün üretenleri de bitirmek için elimizden geleni yapalım. Ben arıcıların geleceğini sahteciliğin ortadan kalkmasında gören biri olarak, şayet başkan olursam bu konuda yoğun çalışmalar yaparak arıcılarımızı refaha kavuşturacağımızı düşünüyorum

Haber: Ali Suzi doğan
 

"Arıcılık Konusunda Seferberlik İlan Ettireceğim"

18 Temmuz 2017’de gerçekleştirilecek olan Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Genel Başkanlık seçimleri öncesi Diyarbakır İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Fahri Saylak, arıcıların yaşadığı problemlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Saylak, yaklaşan Genel Başkanlık seçiminde başkan adayı olduğunu ifade ederek, "Türkiye arıcıları için varım" dedi. Arıcıların beklenen düzeyde destek görmediğini söyleyen Saylak, devletle sivil toplum kuruluşlarının işbirliği içinde olmalarının önemine değinerek, " Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği başta olmak üzere diğer tüm İl Birliklerimizin devlet bürokrasisiyle ilişkilerini gelişmesi gerekiyor. Allahın izniyle başkan olursam kamuyla ve ilgili bakanlıklarla ilişkilerimizi geliştirip arıcılık konusunda adeta seferberlik ilan ettireceğimin altını çizmek istiyorum" dedi. 

Diyarbakır İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Fahri Saylak kimdir?

Fahri Saylak, 1960 yılında Şanlıurfa’nın Siverek ilçesine bağlı Beyçeri köyünde doğmuştur. Köy hayatını tam anlamıyla yaşayıp, çiftçilik ve arıcılıkla uğraşarak bu günlere gelmiştir. Öksüz olarak büyüyen Fahri Saylak aynı zamanda bir şehit çocuğudur. 1974’te Yugoslav göçmeni bir arıcının köylerine arılarını getirmesi ile onun yanında iki yıl boyunca ücretsiz çalışan Saylak, modern arıcılıkla bu vesileyle tanışmıştır. Arıcılığa dair birçok tekniği Yugoslav arıcıdan öğrenen Saylak, 5 adet karakovan arısını modern kovanlara aktararak modern arıcılığa başlamıştır. 1980 yılına geldiğinde 50-60 kovan arıya ulaşan Saylak,  arıcılığı gezgin olarak yapmaya karar vermiştir. 1995 yılına kadar 400’e yakın kovan sayısına ulaşan Saylak, arıcılığı profesyonel anlamda sürdürmüştür. İşletme mezunu olan ve hala arıcılıkla uğraşan Saylak, Diyarbakır İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı olarak görev yapmaktadır.

Aİ: Arıcılar Birliğinden önce herhangi bir Birlik oluşturma fikriniz oldu mu? Kendinizi diğer arıcılara ve Türkiye’ye açmaya nasıl başladınız?

FS: Diyarbakır eski vali yardımcısı Yılmaz Aydoğan, 1995 yılında Türkiye Kalkınma Vakfına Genel Müdür olmuştu. Genel Müdür olduktan sonra Güneydoğu’da da arıcılıkla ilgili aktif bir proje sürdürülmek istenmekteydi. Bu proje, GAP İllerinde Arıcılığın Geliştirilmesi Ve Yaygınlaştırılması Projesiydi. Sayın Yılmaz Aydoğan benden bu projenin başına geçmemi istedi. Bende bunu kabul ederek 1996 yılında Türkiye Kalkınma Vakfında bu projenin yöneticisi olarak çalışmalara başladım. Bu proje ile 8 ilde köylülere, 18 bin 400 kovan arı için, sözleşmeli üretim modeli projesi ile arı temini yapılarak, teknik bakım anlamında destekler vermeye başladık.  Döngü modeli olarak tanımlayacağımız bu destekleme neticesinde, arıcılarda bize kovan başına bal veriyordu. Biz de aldığımız balı satıyor, onların yatırım kredilerinin taksitlerini ödüyorduk. Bu sistemle yürüyen bir projenin başında bulunarak, kollektif çalışma sistemi ile hareket eden bir anlayışın merkezinde faaliyetlerime başladım. Dolayısıyla Birlik faaliyetlerimizin temeli bu çalışmalarla başladı diyebilirim.

Aİ: Arıcılık mesleğinin mutfağından gelen biri olduğunuzu ve birlik çalışmalarınızdan önce bölgenizde arıcılara destek olma anlamında bazı faaliyetler yürüttüğünüzü söylediniz.  Tüm bu unsurları göz önünde bulundurarak Arı Yetiştiricileri Birliğine nasıl geçiş yaptınız?

FS: 2001 yılında dönemin Tarım ve Köy işleri Bakanı, Arıcılar Birliği’nin kurulmasına ilişkin yönetmeliğin çıkmasını sağladı.  Bakanlık yetkilileri, Arı Yetiştiricileri Birliklerini yaygınlaştırılmasının hızlandırılması için 2003 yılında Türkiye Kalkınma Vakfı yönetimi ile birlikte beni Ankara’nın Kazan ilçesin’e görüşmeye çağırdı. Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki 8 ilin yapılandırılması Bakan Beyin talimatıyla bana verildi. Arı Yetiştiricileri Birliğini 2003 yılında ilk olarak Diyarbakır’da kurdum. Ardından Güney Doğu Anadolu Bölgesindeki bu proje kapsamındaki kredilendirdiğimiz önder arıcılarla bölgemizdeki birliklerimizi kurarak yaygınlaştırdık. Siirt, Mardin, Adıyaman, Urfa, Batman gibi birkaç ilde de il birliklerin kurulmasına öncülük ettim. Yine 2003 yılında Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliğinin kuruluş aşamasında rahmetli Genel Başkanımız Bahri Yılmaz ile birlikte yer aldım. Merkez Birliğinde, Denetleme Kurulu Başkanı olarak göreve başladım. 2003 yılından bugüne kadar bir fiil Arıcılar Birliği faaliyetlerinin içerisinde yer almaktayım.

Aİ: Önümüzde Arı Yetiştiricileri Merkez Birliğinin seçimleri var. Merkez Birliğinin başkan adayı olduğunuzu açıkladınız. Neden adaysınız?

FS: Türkiye arıcılıkta, kovan sayısı bakımından Dünyada ikinci, kovan başına düşen bal miktarı bakımından da üç veya dördüncü sıradadır. Arıcılık konusunda önde gelen ülkelerden biri olarak bu konuda birçok sorunumuz bulunmaktadır. Arıcıların üretim yapabilmek için çektiği zahmetleri çok iyi biliyorum. Bilhassa gezgin arıcılar barakalarda kalarak bu mesleği icra etmeye çalışırken, doğadaki birçok tehlikeyle baş başa kalıyorlar. Zaruri ihtiyaçların karşılanması konusunda zorluk çekilen bir ortamda, bal üretimini gerçekleştiren arıcılarımızın emeklerinin karşılığını alamadığını gördüğüm için Genel Başkanlığa adaylığımı koydum.

Aİ: Sizce arıcıların temel problemleri nelerdir?

FS: Glikoz ve nişasta bazlı sahte ürünler ile bal aromalı şurup gibi maddelerin piyasada çok yaygın olması, bal fiyatlarının gerçek değerini bulmasına engel olmaktadır. Her geçen yıl arıcıların üretim maliyetlerinin artmasına rağmen piyasaya giren bu yapay ürünler arıcının emeğinin karşılığını almasını engellemektedir. Zarar eden işletmeler ya küçülmeye ya kaliteden taviz vermeye veya mesleği bırakmaya mecbur edilmektedir. Kaldı ki arıcılık, dünyada ve ülkemizde bitkilerin döllenmesinde büyük katkısı olmasına rağmen, destek anlamında yetkililer tarafından yeterince karşılık bulamamaktadır. Ayrıca arıcılarımız tüm bu zahmetlere katlanırken, bitkisel üretim yapan üreticilerin yanlış ilaçlama yapmaları nedeniyle de arı ölümlerine sebebiyet verilmektedir. Arıcılarımız da bu ölümlerden muzdarip olmaktadırlar. Dolayısıyla yanlış ilaçlamadan kaynaklanan arı ölümlerinin önüne geçmek gerekmektedir. Bu da arıcıların temel problemlerinden biridir.

Aİ: Arıcılık sektörünün geliştirilmesinin önemi nelerdir?

FS: Türkiye’de 60 bin aile arıcılık yapmaktadır.  Bunu 5 ile çarparsanız 300 bin kişi bu sektörde faaliyet gösteriyor demektir. Bununla birlikte 300 bin kişinin de bu sektörün oluşturduğu petek, kovan ve arıcılık malzemeleri gibi yan sanayilerde faaliyet gösterdiğini düşünürsek, göz ardı edilemeyecek bir sektör olduğunu görmüş olacağız. Arı ürünlerinin alternatif tıpta kullanılması halk sağlığına ve ülke ekonomisine katkı sağlayacaktır.  Ayrıca az öncede söylediğim gibi dünyada arıcılık polinasyon için yapılıyor. Doğal döngünün önemli bir parçası olan arıcılık, arı sağlığının korunması ve arıcılığın yaygınlaştırılması ile mümkündür. İşte bu sebeple sektörün geliştirilmesi için, milli gelirimize büyük katkı sunacağını düşündüğüm arıcıların problemleriyle hemhal olmak için Genel Başkanlığa aday oldum.

Aİ: Son dönemde artan sahte bal konusuna ilişkin düşünceleriniz nelerdir?

FS: Öncelikle sahte bal söylemini doğru bulmuyorum. Her sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzde de ürünlerinde tahşiş ve sahtekârlık yapan kişiler vardır. Bunları denetlemek ve gereken cezaları vermek devlet kurumlarının işidir. Sahtekârlık yapanları, alın teriyle bal üreten arıcılarımız ile bir tutmamak gerekiyor. Diğer yandan sahtecilikle mücadele ile ilgili kamu kurumları konuya yeterince dahil edilemediğinden söz konusu sahtecilikle ilgili çözüm bulunmuş değildir. Arıcılarımızın da bu sahte ürünleri 174 alo gıda hattına şikayet etmeleri gerekmektedir. Ayrıca arıcılarımız sahtecilikle karşılaştıkları zaman , bulundukları ilin birlik başkanlarına bunu bildirmeleri de kaçak balın önlenmesi anlamında faydalı olacaktır. Bizde bu sahte balları üniversite hocalarımız ile devletin referans laboratuarları aracılığıyla bilimsel olarak ispat edip, avukatlarımız aracılığıyla da yasal zeminde de topyekün bir mücadele başlatmış oluruz. Arıcılarımızın emeğini çalan bu sahtekârlarla mücadele edeceğimi, projelerimden en önemlisinin bu olduğunu belirtmek istiyorum.

Aİ: Arı Yetiştiricileri olarak bir sivil toplum kuruluşu olmanız devlet bürokrasisiyle olan ilişkilerinize fayda sağlıyor mu?

FS: Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği başta olmak üzere diğer tüm İl Birliklerimizin devlet bürokrasisiyle ilişkilerini gelişmesi gerekiyor. Yönetim kurulunda olan biri olarak bu konularda özeleştiri yapmamız gerektiğinin farkındayım. Ben bu konuda yönetimsel eksikliğin olduğunu görüyorum ve sivil toplum kuruluşlarıyla devletin iç içe olması gerektiğini düşünen biri olarak, bürokratik engellerin de üzerine gideceğimi ifade etmek istiyorum.  Allahın izniyle başkan olursam doğal çevrede denge unsuru olan arıların korunması için, kamuyla ve ilgili bakanlıklarla ilişkilerimizi geliştirip arıcılık konusunda adeta seferberlik ilan ettireceğimin altını çizmek istiyorum.

Aİ: Apimondia 2017 Dünya Arıcılık Kongresi İstanbul’da yapılacak. Bu konu ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

FS: Apimondia için rahmetli genel başkanımız Bahri Yılmaz ile birlikte 2005 yılında İrlanda’nın başkenti Dublin’de ilk üyelik başvurumuzu yaparak üyeliğe kabul edildik. Bu kongrenin ülkemizde yapılabilmesi için rahmetli genel başkanımız başta olmak üzere, şu an merkez birliği yönetiminde bulunan; denetleme kurulunda ve il birliklerimizin yönetiminde olan arkadaşlar ile birlikte çok mücadele ettik. Allah’ın izniyle, dünyanın en prestijli 10 kongresinden biri olan 2017 Apimondia’yı İstanbul’da yapmaya hak kazandık. Biz dünyaya kendimizi tanıtmış ve kabul ettirmişken maalesef ülkemizdeki yetkililerimize kendimizi anlatamadık. Allah aşkına söyleyin, Türkiye’nin dünyada birinci veya ikinci olduğu kaç tane sektör vardır? Bizim sektörümüz bacasız sanayi gibidir. Tamamen doğada olan bir ürünü arıcılarımızın büyük özverisi ile milli bir sermayeye çeviriyoruz. Bu bakımdan, yaklaşık 12 bin ila 15 bin arıcının ve katılımcının beklendiği bu kongreyi alnımızın akı ile yapacağız.  Merkez Birliği seçimlerinden sonra çok hızlı hareket ederek başta cumhurbaşkanımız olmak üzere, başbakanımızla ve tüm ilgili bakanlarımızla görüşerek, turizm açısından sıkıntı yaşayan ülkemizin elde edeceği katma değere de vurgu yaparak, biz arıcılara önem ve öncelik verilmesi gerektiğinin altını çizeceğiz. En önemlisi de, ben başkanım ben yapacağım anlayışıyla değil, biz kazandık ve ülkemizin onuru ve gururu olan bu organizasyonu tüm arıcılar birliği başkanlarımız, eski, yeni merkez birliği yöneticilerimiz ile; yani emeği geçen herkesle hep beraber yapacağız.

 Aİ: Uzun yıllar yönetimin içerisinde olan biri olarak arıcılara ne söylemek istersiniz?

FS: Uzun zamandır yönetimde olan biri olarak üreticilerimizin birçok sorununu çözmeye çalıştık. Çözdüklerimiz de oldu çözemediklerimiz de. Ben arıcılık yapan arkadaşlara şu mesajı vermek istiyorum: Biz doğru olalım doğru balı üretelim ama sahtekârlarla ve nişasta bazlı glikoz içeren ürün üretenleri de bitirmek için elimizden geleni yapalım. Ben arıcıların geleceğini sahteciliğin ortadan kalkmasında gören biri olarak, şayet başkan olursam bu konuda yoğun çalışmalar yaparak arıcılarımızı refaha kavuşturacağımızı düşünüyorum.


Haber:Ali Suzi Doğan

Dünya Bal Üretiminde Türkiye Kaçıncı Sırada?

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, arıcılığın Türkiye’de dev bir sektör haline geldiğini bildirerek, Türkiye’nin Çin’in ardından bal üretimde dünyada iki sırada olduğunu ifade etti.

Bayraktar, Dünya Arı Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, bal arılarının bitkiden bitkiye konarak yaptığı tozlaşma ile ekosistemin devamlılığını sağladığını, arılar olmadan ekosistemin olamayacağını belirtti. Ülkemizde arıcılığın, çok fazla sermayeye, tarım arazisine gerek duymadan yapılabilecek, genç çiftçilerle kadın çiftçilerimizin yanı sıra, köylerimizde kalan yaşlı nüfusun da uğraşı alanı olabilecek bir faaliyet alanı olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Son yıllarda önlenemeyen kırsaldan kente göçü önleyecek faaliyetler içinde arıcılık da bulunmaktadır. Arıcılığa yapılan yatırımların diğerlerinden farklı bir özelliği de yatırım tutarı düşük kalması ve yatırım için gerekli tüm ekipmanların yurt içinden karşılanabiliyor olmasıdır. Bundan dolayı, arıcılıkta dışa bağımlılık bulunmamaktadır. Arıcılık aynı zamanda insanımıza bal, polen gibi sağlıklı ürünler sağlayan bunun yanı sıra ihracatta da önemli getirisi olabilecek potansiyeli bulunan bir faaliyettir. Ülkemiz doğal yapı ve nektar kaynakları bakımından çok zengindir. Büyük bir arıcılık potansiyeline sahiptir. Ülkemizin topoğrafik yapısından kaynaklanan farklı yükseltilerin bulunması, değişik iklim bölgelerine sahip olması, sanayi ve yerleşim yerlerinde uzak, kimyasal ilaç ve gübre kullanımının olmadığı işlenmeyen tarım alanlarının, mera ve çayırlıkların fazlalığı Türkiye’ye arıcılık bakımından büyük avantajlar sağlamaktadır. Türkiye, bitki çeşitliği bakımından da çok geniş bir yelpazeye sahiptir. Çeşitlilik içinde arıcılık açısından önem arz eden bir diğer olay da ülkemiz bitki örtüsünde, yalnızca belirli bölgede yetişebilen, yöreye özgü, endemik bitkilerin oranının yüzde 30’un üzerinde olmasıdır.”

Dünya Bal Üretiminde İkinci Sıradayız

Bayraktar, 1,5 milyon tondan fazla dünya bal üretiminin yüzde 30,6’sını Çin’in ürettiğini, Türkiye’nin, Çin’in ardından yüzde 6,85’lik pay ile ikinci sırada bulunduğunu,ülkemizi yüzde 5,35 ile ABD, yüzde 5,03 ile İran, yüzde 4,96 ile de Rusya’nın izlediğini bildirdi.

Kovan Başı Verim Çok Düşük

2016 verilerine göre ülkemizde arıcılıkla uğraşan işletme sayısının 84 bin 47 olduğunu, 7 milyon 900 bin 364kovanda 105 bin 727ton bal üretildiğini belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Türkiye’nin arıcılığa her yönden uygun olması, arıcılığın gelişimini olumlu yönde etkilemiş, 2000-2016 döneminde kovan sayısı 4,3 milyondan 7,9 milyona, bal üretimi ise 61 bin tondan 106 bin tona yükselmiştir. Buna karşın, hala kovan başına bal verimi ortalama 13,4 kilogramla düşük kalmaktadır. Çin’de bu rakamın, 50,1 kilogram olduğu düşünüldüğünde ülkemiz verimindeki yetersizlik net olarak görülmektedir. Dünya bal ihraç pazarının 2,2 milyar dolar olduğunu belirten Bayraktar, dünya üretiminde ikinci sırada yer alan bir ülkenin bu pazardan yüzde 1,1 pay almasının kabul edilemez olduğunu ifade etti. Bayraktar, “ihracat bakıldığında yüzde 12,9 ile Çin ilk sırayı alıyor, bunu yüzde 8,95 ile Yeni Zelanda, yüzde 7,31 ile de Arjantin izliyor. Biz ürettiğimizin sadece yüzde 3,4’ünü ihraç ediyoruz. Bunu mutlaka artırmamız, ihracatta da ilk sıralarda yer almamız lazım.” 

Dünya’da 33 Ülkeye Bal İhraç Ediyoruz

Bu kadar büyük üretimimize rağmen bal ihracatımızın 3 bin 623 tonda (14,9 milyon dolar) kalmasının potansiyelimize göre çok az olduğunu ifade eden Bayraktar; açıklamasında, “dünyada 33 ülkeye bal ihraç ediyoruz ama bu ihracatın yüzde 81’ini ABD, Almanya ve Suudi Arabistan’a yapıyoruz. Diğer ülkelerdeki pazar paylarımızı artırmamız elzemdir. Bal ihracatımızda ilk sırayı yüzde 36,75 ile ABD almakta, bunu yüzde 36,5 ile Almanya, yüzde 7,73 ile de Suudi Arabistan izlemektedir” bilgisini verdi.

İller Arasında Ordu Birinci, Muğla İkinci, Adana Üçüncü Sırada

Hangi illerin bal üretiminde kaçıncı sırada olduğunu belirten Bayraktar şunları kaydetti:

“İller arasında bal üretiminde ilk sırayı 16 bin 278 tonla Ordu alırken, Muğla 15 bin 875 tonla ikinci, Adana 9 bin 477 tonla üçüncü, Aydın 3 bin 958 tonla dördüncü, Mersin 3 bin 252 tonla beşinci, Balıkesir 3 bin 105 tonla altıncı, Sivas 2 bin 861 yedinci, İzmir 2 bin 742 tonla sekizinci, Van 2 bin 408 tonla dokuzuncu, Antalya 2 bin 394 tonla onuncu sırada bulunuyor.Toplam bal üretiminin yüzde 39,7’si Ordu, Muğla ve Adana’da üretildi. Ülkemizde çoğunlukla gezginci olarak yapılan arıcılıkta, arıcılarımızın büyük bir kısmı arılarını Akdeniz ve Ege bölgelerinde kışlatmakta ardından Mayıs ayında İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya götürmektedirler. Arıcılarımızın bir kısım çiçek balı için Sivas, Erzurum, Muş, Bingöl ve Bitlis’e, ayçiçeği balı için Trakya ve Ege Bölgelerine gitmektedirler.”

Ülkemizde bakir denilebilecek uygun floraların bulunmasının organik bal üretimi için de büyük avantajlar sağladığını vurgulayan Bayraktar, “kimyasal katkı maddelerinden ve şeker katkısından uzak, tarımsal ilaçlama ve kimyasal gübrelemenin yapılmadığı ortam zorunluluğu şartı, ülkemizin pek çok yöresinde organik bal üretiminin yapılabileceğini göstermektedir” dedi.

Sorunlar Ve Yapılması Gerekenler

Bu olumlu göstergelere rağmen arıcılığın eğitim, pazarlama, örgütlenme, damızlık, kalite kontrol başta olmak üzere sorunları bulunduğuna dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Arı üreticilerinin birlikler yada kooperatifler şeklinde gelişmiş ülkeler seviyesinde örgütlenememesi ve mevcut örgütlerin de yeterince güçlü olmaması pazarlamada soruna neden olmaktadır. Hastalık ve zararlılara karşı bilinçsizce ilaç kullanımının balda kalıntıya neden olması, Merdivenaltı üretilen sahte balların denetimlerinin tam anlamıyla yapılamaması, Kaçak bal girişlerinin önlenememesi sorunlardan bazılarıdır. Arıcıların, ürettiği balın yanı sıra katma değer sağlayan polen, arı sütü, propolis gibi diğer ürünlerin de üretebilmesi için teşvik edilmesi, Arıcılar modern arıcılık konusunda eğitilmeli, yeni arıcılığa başlayanlar için kurslar açılması, genç çiftçilerin desteklenmeye devam edilmesi, Bal, polen, propolis, arı sütü, tüketiminin yaygınlaştırılması için tüketicilere yönelik çalışmaların yapılması, bölge şartlarına uygun ana arıların üretilerek arıcılara dağıtımının sağlanması, Organik bal üretiminin artırılması için üreticiye verilen desteklerin artarak devam etmesi gerekiyor."

Kaynak: hurriyet.com
 
 

Balda ‘Kimlik’ Projesi İhracatı Arttıracak

Bal üretiminde Çin’den sonra ikinci sırada yer alan Türkiye, kaliteli ballarına kimlik alarak ihracatını ikiye katlamayı hedefliyor. Çam balı olmak üzere ayçiçeği, pamuk, narenciye, kestane ve geven balları için başlattığı "kimlik" çalışması ile Türkiye'deki arıcılık sektörü hem üretimde hem de ihracatta büyük ivme kazanacak.

Çam balı üretiminin yüzde 92’sini Türkiye karşılıyor

Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Ziya Şahin yaptığı açıklamada, arı varlığı ve bal üretiminde Türkiye'nin dünya ülkeleri arasında önemli konuma sahip olduğunu söyledi. Türkiye genelinde 7 milyon arıyla yıllık 103 bin ton bal üretimi yapıldığını vurguladı. Çam balı üretiminin yüzde 92’sini Türkiye’nin karşıladığını söyleyen Şahin şöyle devam etti:

"Endemik bitki bakımından dünyada en fazla bitkisi olan biziz. Hele hele çam balı üretimi gibi dünyaya nam almış bir ülkeyiz. Dünyanın çam balı üretiminin yüzde 92'sini biz karşılıyoruz ancak Türkiye'de çam balı üretiminin bir kriteri belirlenmiş mi, belirlenmemiş, Avrupa Birliğinin kriteriyle biz çam balı satmaya çalışıyoruz. Burada bir sıkıntı var, bunu ne yapmak lazım? Ürettiğimiz çam balının kimliğini çıkarmak gerekli. 2014 yılında yapılan proje yürürlüğe girdi, Allah nasip ederse bu yıl bitecek ve biz kendi kriterlerimizi oluşturacağız. Türk balına uluslararası bir tescil almış olacağız. Türk çam balı kodekste yer alacak. Bizim ihraç kalemimiz çam balıdır, Avrupa'da çam balı üretilmiyor, Avrupa'ya biz satıyoruz ama Avrupalı 'kendi kriterlerime göre alacağım' diyor. Halbuki bu çam balının üretim yeri Türkiye'dir, Türkiye'nin kendi coğrafi şartlarında kriterleri olması lazımdır. Yıllarca Avrupalı bu nedenle kandırmıştır. Biz artık kendi kriterlerimizi kendimiz koyacağız."

Türk çam balının 2018 yılında kimliğine kavuşacağını belirten Şahin, bunun yanı sıra, ayçiçeği, pamuk, narenciye, kestane ve geven balları için de kimlik çalışması yürüttüklerini aktardı.

Ülkemizin ihtiyacını karşılıyoruz, fazlasını ihraç edeceğiz

Türk ballarının kimlik sayesinde üretim alanlarının da artırılmasıyla ihracatın ve üretimin artacağını da işaret eden Şahin, şunları söyledi:

"Türkiye'deki 60 bin ailemizin uğraştığı arıcılık sektörüyle ülkemizin ihtiyacını karşılıyoruz. Yıllık ortalama 5 bin tondan 15 bin tona kadar olan balımızı ihraç ediyoruz. Bunun daha fazlasını ihraç etme potansiyelimiz var. Bunun için ballarımızın kimlikleri çok önemli, bu kimliklerimizi bir an önce çıkartıp dünya piyasasında var olma gayreti içerisinde olmamız lazım. Kimliklerimizle beraber üretim alanlarımız da artacak. Türk balı kimliğine kavuşunca ihracatını ikiye katlayacak. Sektörün daha iyi olması için eğitim çalışmalarını sürdürüyoruz. Çeşitli üniversitelerle de iş birliği içindeyiz. Hocalarımızla arı sağlığı konusunda 'sağlıklı arılarla sağlıklı bal elde edilir' sloganıyla hareket ediyoruz, her yıl bütün illerde arı sağlığı konusunda bilimsel birtakım çalışmalar yapıyoruz. Dolayısıyla eğitim alanında elimizden geleni yapıyoruz. Asıl amacımız ise bu yıl salon eğitimlerini bırakıp, arıcıların sahada eğitimini sağlamak. Bunun için bir proje daha hazırladık. 7 bölgemizde 3'er ilde arılıklar kurarak eğitim vermeyi hedefliyoruz. Projeyi Bakanlığımıza ilettik, dönüş bekliyoruz."

KAYNAK: AA