Ne yazık ki günümüzde bu mana giderek silikleşiyor.
Başörtüsü, Müslüman bir kadın için yalnızca bir kıyafet değildir. O, Rabbinin emrine teslimiyetin, haya ve iffetin bir sembolüdür. Dolayısıyla onu sadece bir moda ürünü, bir kombin tamamlayıcısı veya dönemsel bir aksesuar olarak değerlendirmek, bu manevi anlamı görmezden gelmek anlamına gelir.
Bugün sosyal medyada, reklam kampanyalarında ve moda dünyasında başörtüsü çoğu zaman estetik bir unsur olarak sunuluyor. Renk uyumu, marka tercihi, bağlama şekli ve sezon modası konuşuluyor; fakat bu örtünün neden var olduğu neredeyse hiç konuşulmuyor.
İşte tam da burada ciddi bir algı karmaşası ortaya çıkıyor.
İnancı gereği başını örten milyonlarca kadın ile yalnızca tarzını tamamlamak için aynı örtüyü kullanan kişiler, kamuoyunda aynı kategoride değerlendiriliyor. Oysa niyet aynı değildir. Görüntü benzese de anlam farklıdır.
İslam geleneğinde amellerin değeri niyetle ölçülür. Aynı davranış, farklı niyetlerle bambaşka anlamlar kazanabilir. Bu nedenle inanç gereği örtünmeyi, yalnızca estetik bir tercih olarak sunmak; dini bir ibadetin anlamını eksiltmese bile, toplumdaki algısını değiştirebilir.
Burada kimsenin giyim tercihine müdahale etmekten söz etmiyoruz. Her insan kendi tercihini yapar ve bunun sorumluluğunu taşır. Fakat toplumun da sembolleri nasıl okuduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz.
Bir sembol, taşıdığı anlamdan koparıldığında zamanla başka bir kimliğe bürünebilir. Tarihte bunun birçok örneği vardır. Dini semboller zamanla ticari ürünlere, kültürel motiflere ya da moda akımlarına dönüşebilmiştir. Başörtüsü etrafındaki tartışmalar da bu çerçevede değerlendirilebilir.
Bugün genç nesillerin bir kısmı başörtüsünü gördüğünde ilk olarak tesettürü değil, modayı; teslimiyeti değil, tarzı; ibadeti değil, estetiği düşünüyor. Bu değişimin oluşmasında medya, reklam sektörü ve sosyal medya kadar, başörtüsünü yalnızca görsel bir unsur olarak kullanan anlayışın da payı olduğunu düşünenler var.
Elbette herkes aynı kanaatte olmak zorunda değildir. Ancak şu soruyu sormak gerekir: Bir inancın sembolü, o inancın anlamından tamamen bağımsız hâle geldiğinde geriye ne kalır?
Bu soru yalnızca başörtüsüyle ilgili değildir. İnançların görünür sembollerinin toplumdaki yeriyle ilgilidir.
Başörtüsünü Allah'ın emri olarak gören bir kadın ile onu sadece şık bulduğu için kullanan bir kişinin aynı gerekçeye sahip olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu farkı dile getirmek, kimseyi küçümsemek değildir; farklı niyetleri birbirinden ayırmaktır.
Belki de bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, başörtüsünün kumaşını değil, taşıdığı manayı yeniden konuşmaktır.
Çünkü örtüyü değerli kılan yalnızca ipeği, deseni veya markası değildir. Ona asıl değer kazandıran, hangi niyetle taşındığıdır.
Toplumlar sembollerini korudukları ölçüde kimliklerini korurlar. Eğer bir sembolün manası unutulur, sadece görüntüsü kalırsa; zamanla o sembol de sıradanlaşır. Başörtüsü üzerine yürütülen tartışmaların merkezinde işte bu endişe vardır.
Belki de bugün yeniden sormamız gereken soru şudur:
Başımızı örten şey gerçekten sadece bir kumaş mıdır, yoksa bizi biz yapan inancın sessiz ama güçlü bir şahidi midir?