BEN BAŞARAMIYORSAM, SEN DE BAŞARMA!

Yengeçlerin, bizi hedeflerimizden uzaklaştırmalarına izin vermeyelim.

Abone Ol

Başarı kendisine ait olmayacaksa, kimse başarmasın yapısındaki insanları rastlamış ya da bu konuda anlatılan pek çok şey duymuş olmalısınız.

Hikâye bu ya; kendi halinde adamın biri hakkın rahmetine kavuşmuş. Çetin hesaplardan sonra cennete girmiş. Ancak cehennemi çok merak ettiği için ısrarla görmek istermiş. Dileği kabul olmuş ve yanında görevli ile cehennemi gezmeye başlamış. Cehennemde, yanlarında ülke adı yazan kocaman kazanlar, her kazanın başında da zebaniler varmış. Kazandan başını çıkarabilen olursa, zebani elindeki sopayla onu aşağıya itermiş. Bir tek, yanında “Türkiye” yazan kazanın başında zebani durmuyormuş. Bizim adam sormuş: “O kazanın başında niye zebani yok.

Cevap :’Türkiye’den gelenleri kendi hallerine bırakıyoruz, aralarından sivrilen olursa diğerleri onu hemen bacaklarından aşağı çekiyorlar.’

Bu hikâyeye töresinde, geleneğinde, inançlarında böyle davranmak olmayan milletimizin bu değerlerden ne kadar uzaklaştığını ve yabancılaştığını ifade eden bir özeleştiri olarak bakabiliriz.

Yengeç Sepeti Sendromu; Bu tür davranışların toplumsal zararları konusunda yaklaşım ve teorilerden biri de Yengeç Sepeti Sendromu’dur.

Kumsalda yürüyen bir adam, avlanan balıkçıya yaklaştığında kova içerisindeki yakalanmış yengeçleri görür. Kovanın üstü açıktır, kapağı yoktur. Bu durum onu şaşırtır, yengeçlerin kaçabileceğini düşünür. Balıkçıya sorduğunda ‘evet, tek bir yengeç olsaydı, kesinlikle kaçardı. Ancak çok yengeç varsa, biri kaçmaya çalıştığında diğerleri onu yakalar, kaçamayacağından emin olur, geri kalanlar da aynı kaderi yaşarlar’ cevabını alır. Tek yengeç kapaksız kovadan rahatlıkla çıkabilirken sayı arttıkça kaçış imkânsızlaşır. Çünkü birbirlerini yukarı itmek yerine, aşağı çekerek engellerler. Sonunda kimse kazanamaz.

Filipinliler arasında popüler olan Yengeç Sepeti Sendromu kavramı, ilk olarak yazar Ninotchka Rosca tarafından kullanılmıştır. ‘ben sahip değilsem, sen de olamazsın, ben başaramıyorsam, sen de başaramazsın’ anlayışını ifade eder. Bazı insanlar, bencilce davranarak, hırslarını ön plana alarak başarmanın yolunun başkalarını geride tutmak, engellemek olduğunu düşünürler. Kendileri ulaşamıyorsa, sizin de hayalleriniz, hedeflerinizden uzak olmanızı isterler. Hasetlik ve kıskançlıkla çabalarınızı sabote etmeye çalışırlar.

Hangi alanlarda karşınıza çıkabilir.

Bireysel ve kurumsal her alanda yengeçlere rastlamak mümkündür. Eğitim sürecinde, iş hayatında, kişisel kararlarınızı başarıya ulaştırma çabalarınızı baltalayan, grup ya da ekip çalışması ve başarısı yerine sadece ben başarayım, ben başaramazsam da hiç kimsenin başarmasına izin vermeyeyim, onların çabalarını baltalayayım, azim ve morallerini yok edeyim diye uğraşan insanlara çokça rastlamışsınızdır. Örneğin, yolunuza girişimci olarak devam etmek istiyorsunuz; iş çıkışlarında kendinizi geliştirecek kurslara katılmayı planlıyorsunuz gibi, farklı bir çaba ile daha iyi şartlara ulaşma çabasına yöneldiğinizde, kişilerin eleştirilerine maruz kalabilirsiniz. Kendi başarısızlık korkularıyla, sizin başarılarınıza, gelişim imkânlarınıza ket vurmaya çalışanlardan ‘ne gerek var, boş ver, zaten beceremezsin, hiç uğraşma, bu saatten sonra bir şey değiştiremezsin’ sözlerini duyabilirsiniz. Tavsiye görünümü altında kendinizden şüphelendirecek önerilerde bulunabilir, hatta engellemelerine bile maruz kalabilirsiniz.

Şirkette veya bürokraside bir kurumsal yapının veya ekibin başında olsa bile, sadece kendine mal edemeyecekse bütün çabasıyla başarıyı engelleyen bu yapıdaki kişiler, o kurumsal yapıların başına gelebilecek en büyük felakettir. Kendileri başaramazken, başkalarının başarısını izlemek/desteklemek yerine, bürokraside devletin, özel sektörde ise, şirketin zararına olma pahasına, başarılı kişilerin çökmeleri için elinden gelen her şeyi yaparlar; yılmanızı, başarısız olmanızı beklerler. Yengeç zihniyetine sahip kişiler, ekip içerisinde diğerlerini aşarak başarılı olan üyelerin önemini azaltmayı hedeflerler. Başarının getirdiği mutlu anlarda bile eleştirecek noktalar bulabilirler, ama kendileri eleştiri duymak istemezler. Empati ve merhametten yoksundurlar.

Bürokraside bir kurumun başında olan kişinin, yengeç sendromu ile ekipteki hiç kimsenin kendisini aşacak ya da kendine mal edemeyeceği bir başarı sağlamasını istememesi yanı sıra, bir önemli sıkıntı daha vardır. Sorunları çözmenin bir takım gayretleri gerektirmesi, yetkisini aşan, çözemediği sorunlar için bir üst makama sunarak yolu açmak işin gereğidir. Ancak, üst makama sorun iletmek makam sahibi için “kötü ve başarısızlık” olarak görülür. Bu nedenle üst makama hiç sorun iletmeyip sorunlar her geçen gün yığılmasına yol açarlar. Her şeyi güllük gülistanlık göstererek oturduğu koltuktaki sürelerini mümkün olduğunca uzatabilmek amacıyla, kendileri sorunların üzerine gitmediği gibi, ekibindekilerin de bu yönde gayret göstermelerini engelleyen bu tip kişiler, bürokrasinin iflah olmaz kronik hastalıklarıdır.

Bürokraside bu tür “sendromlu” kişilere ne kadar yer verildiği ya da verilmediği, geçmişten bu güne devlet yapılarının sağlamlığının göstergelerinden biri olagelmiştir.

Ne yapmalı;

Ülkemizde de yayılan kronik bir hastalık olup, tedavisi maalesef yoktur. Kişisel zarar görmemek için en iyi yol onlardan uzak durarak kendimizi korumaktır. Kurumsal yapılarda ise, yetki verilmesi bakımından düşünülmemesi gereken, yönetimi felç edecek hastalık odakları olarak görmek gerekir.

Zamanınızın çoğunu birlikte geçirdiğiniz insanlara dikkat etmek önemlidir. Denilir ki ; ‘İnsan, en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır.’ Çalışma arkadaşlarınız, amirleriniz, hatta yakınlarınız yengeç sepeti sendromu gösteren kişiler olabilirler. Zorunlu nedenlerle ilişkimizi tamamıyla koparmamızın mümkün olmayacağı durumlar olsa da, hayatınıza yön verecek olan kişi sizsiniz. Kiminle, ne kadar vakit geçireceğinizi iyi belirlemelisiniz. Benzer hedeflerimizin olduğu kişilerle bir arada olursak, başarımız katlanır.

Durumun farkına varmak; olumsuz düşüncelerle dolu ortamda kalmak yerine, enerjimizi yardımlaşabileceğimiz, birbirimize ilham verebileceğimiz kişilere yönlendirmek gerekiyor.

Yengeçler çoğalsa da, hedeflerimizden, mücadele azmimizden, hayallerimizden uzaklaştırma, üretkenliğimizi azaltma çabalarına izin vermeyelim. Kovadan çıkmayı başarmak için bir yol bulma mücadelesinden vazgeçmemeliyiz.

Unutmamak gerekir ki; kişisel ya da kurumsal başarı, “yengeç” lere yıkıcı etkileri için fırsat, imkân ve yetki verilip verilmediği ile doğrudan ilişkilidir.

{ "vars": { "account": "G-E7JE8FH3KL" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }