Oysa insan, iki kelimenin içine sığacak kadar basit değildir.
Bazı sabahlar umutla uyanırız, bazı akşamlar nedenini bilmediğimiz bir yorgunluk çöker omuzlarımıza. Bazen her şey yolundaymış gibi görünür ama içimizde adı konulamayan fırtınalar eser. Kalabalıkların arasında yapayalnız hissederiz kendimizi. En yüksek kahkahaların ardında bile sessizce ağlayan bir yanımız vardır.
İşte o yüzden, bazen bir "Nasılsın?" sorusuna verilecek cevap, birkaç kelimeden ibaret olamaz. Çünkü o sorunun ardında anlatılmayı bekleyen kırgınlıklar vardır. Yarım kalmış hayaller, ertelenmiş sevinçler, söylenememiş cümleler, kabullenilmiş kayıplar vardır.
İnsan bazen yalnızca yorgun olmaz; beklemekten yorulur. Anlaşılmamaktan yorulur. Güçlü görünmekten, hep iyi olduğunu söylemekten, her şeye yetişmeye çalışmaktan yorulur.
Ne tuhaf değil mi?
Çocukken düştüğümüzde ağlamamıza izin veren dünya, büyüdüğümüzde gözyaşlarımızı saklamayı öğretiyor bize. "Güçlü ol" diyor. "Dik dur" diyor. "Kimseye yük olma" diyor. Sonra da dönüp "Nasılsın?" diye soruyor.
Belki de bu yüzden en dürüst cevaplar hiç verilmeden kalıyor.
Kim bilir kaç insan, "İyiyim." derken aslında biraz dinlenmeye, biraz anlaşılmaya, biraz da sadece yargılanmadan dinlenilecek bir omza ihtiyaç duyuyordur? Kim bilir kaç kişi, tek bir cümle kurabilmek için içinde sayfalarca konuşuyordur?
Hayat, insanın içine sessizce yerleşen hikâyelerle doludur. Bazıları anlatılır, bazıları bir ömür susulur. En ağır yükler de çoğu zaman kimsenin görmedikleridir. Çünkü görünmeyen yaraların pansumanı olmaz; onlar zamanın, sabrın ve bazen de yalnızca içtenlikle sorulmuş bir "Gerçekten nasılsın?"ın şefkatine bırakılır.
Belki de birbirimize en çok borçlu olduğumuz şey, cevap vermek değil; dinlemektir. Acele etmeden, hüküm vermeden, sözü yarıda kesmeden dinlemek...
Çünkü bazen insanın ihtiyacı bir çözüm değildir. Sadece hikâyesinin, bir başkasının yüreğinde yankı bulduğunu hissetmektir.
Bugün biri size "Nasılsın?" diye sorarsa, belki yine alışkanlıkla "İyiyim." diyeceksiniz.
Ben de büyük ihtimalle öyle diyeceğim.
Ama bilinsin isterim ki bazı günler, o tek sorunun cevabı birkaç cümleye değil; sayfalar dolusu yaşanmışlığa, suskunluğa ve zamana sığar.
Çünkü insan, bazen bir "Nasılsın?" sorusuna destan yazabilecek kadar çok şey yaşar; ama bütün o destanı tek bir tebessümün ardına gizlemeyi seçer.