Doğayı Yok Eden Teknoloji, İnsanı Unutan Gelişmeler

Bir ilerleyişin sessiz çığlığı…

Abone Ol

Zaman aktı, çağlar değişti… İnsan, ilkel barınağından gökdelenlere; taş baltasından yapay zekâya geçti. Ama bu ilerleyişin neresinde ruhumuzu kaybettik? Toprağın kokusunu ne zaman unutup betonun soğukluğuna razı geldik?

Teknoloji gelişti, evet. Bir dokunuşla dünyayı avuçlarımıza alır olduk. Ama o dokunuş, bir ağacın gövdesine, bir annenin eline, bir çocuğun yüzüne değmiyor artık. O dokunuş sadece cam bir ekrana, soğuk bir yüzeye… Ve aradığımız sıcaklık da orada yok.

Biz doğayı “fethetmeye” kalktık, ama unuttuk: Doğa bir düşman değil, bir yuvaydı. Gökleri delen binalar yaptık, ama göğe hasret kaldık. Toprakla bağı koptu ayağımızın. Oysa o toprak bizi besliyordu, sarıyordu, iyileştiriyordu.

İnsanı da unuttuk. Gelişmeler hep daha çok verim, daha çok hız, daha çok üretim içindi. Ama “daha çok insanlık” hiç hedeflenmedi. Gelişmelerin arasında yalnızlık çoğaldı, depresyon yayıldı, anlam kayboldu.

Çünkü gelişme sadece teknolojide olmaz. Gelişme, merhamette olur, paylaşmakta olur, doğayla barışta olur.

Kurduğumuz sistem, doğayı tüketti, insanı yordu. Şimdi “ilerledik” mi gerçekten? Yoksa sadece uzaklaştık mı: köklerimizden, doğamızdan, özümüzden?

Belki artık durmak gerek.

Bir ağacın gölgesinde soluklanmak, bir çiçeğin sesini dinlemek, bir insanın gözünün içine bakmak gerek.

Çünkü teknoloji büyüdükçe, insan küçülmemeli.

Yoksa geriye ne kalır?

{ "vars": { "account": "G-E7JE8FH3KL" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }