Haberler | Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

“HER YIL 2.7 MİLYON İNSAN ZOONOTİK HASTALIKLARDAN ÖLÜYOR”

Türk veteriner hekimleri merkez konseyi Başkanı Ali Eroğlu dünya zoonoz günü ile ilgili bir basın açıklaması yaptı. Başkan Eroğlu;
“Louis Pasteur tarafından kuduz aşısının başarı ile kullanıldığı 6 Temmuz 1885 tarihi dikkate alınarak, her yıl 6 Temmuz, Dünya Zoonoz Günü olarak anılıp kutlanmaktadır.
Zoonoz; “Hayvanlardan insanlara bulaşan hastalık” demektir.” Dedi.

Eroğlu dünya zoonoz günü ile ilgili olarak şunları kaydetti.

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerle küçülen Dünyada; insanlık çözüm gerektiren çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Dünyadaki küçülme hastalıkların hızla yayılmasına sebep olmuş, COVID-19 gibi küreselleşen zoonotik hastalıklar maalesef küresel tehlike ve tehdit haline gelmiştir.

Yapılan araştırmalarda COVID-19’a kadar Dünya üzerinde her yıl 2 milyar vaka olduğu ve 2,7 milyon insanın zoonotik hastalıklardan öldüğü tahmin edilmektedir. İnsanlarda görülen hastalıkların %61’i hayvansal kökenlidir. Yeni oluşan patojenlerin (Ebola, Batı Nil, COVID-19, Kuş Gribi)  % 75’i hayvanlardan insanlara geçmektedir. Gıda kaynaklı hastalıkların %90 dan fazlası hayvansal gıdalardan kaynaklanmaktadır. Her yıl ortaya çıkan 5 yeni insan hastalığının 3’ü hayvan orijinlidir. Zoonotik hastalıklar grubunda yer alan etkenlerin %80’i potansiyel biyoterör etkenleri arasında bulunmaktadır.
 
Sağlık Bakanlığı’nın tehlikeli görüp ihbarını mecbur kıldığı 50 hastalıktan 26’sı hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar olup, ülkemizde Dünyadaki 200’ün üzerindeki zoonotik hastalığın ortalama 5/2’sine rastlanmaktadır. Halen en çok rastlanan zoonotik hastalıklar olarak Brusella (Malta humması), Şarbon, Salmonellozis, Tüberküloz, Kırım Kongo Kanamalı ateşi, Tokzoplazma ile Kuduz hastalığı sayılabilir.


 
Zoonotik hastalıkların küresel bilançosu; COVID-19 sürecinden önce her yıl 8 milyar Euro hayvansal üretim kaybı, küresel üretimin yaklaşık %20’si, her yıl ölen çiftlik hayvanın değeri yaklaşık 21.5 milyar Euro ve her yıl insan sağlığı için yapılan masraflar 43 milyar Euro. COVID-19 ile birlikte bugün tüm Dünya çok daha ağır bir bilanço ile karşı karşıyadır.
 
Dünya zoonoz gününün amacı; günümüz insanı ve gelecek nesiller için ciddi anlamda tehlike arz eden ve küresel bir tehdit haline gelen zoonozlara karşı insanları korkutmak ya da insan- hayvan ilişkisine negatif müdahalede bulunmak değildir.  Amaç, hepimizin refahı ve daha sağlıklı bir dünya vizyonunun gerçekleştirilebilmesi için, halk sağlığı stratejilerinde temel kabul gören, tıbbın en önemli ve uygulanabilir konusu olan koruyucu hekimlik kavramını hayata geçirmek için toplumu bilinçlendirmektir. Yine bu günün amacı; Zoonotik hastalıkların sürdürülebilir kontrolü ve eradikasyonu için kaynakların da birleştirildiği toplum işbirliğinin yapılmasının gerekliliğine dikkat çekmektir. 6 Temmuz’da Dünyaya hayvanları korumanın insanları korumak olduğunu hatırlatmak amaçlanmaktadır.

Zoonotik hastalıklarla ilgili risk analizi yapılması, epidemiyolojik çalışmaların artırılması, entegre bir veri tabanının oluşturulması, tehditlerin önceden belirlenmesi, yeni ortaya çıkabilecek veya mevcut hastalıkların halk sağlığı tehdidi oluşturma boyutuna gelmeden önlenmesi ve kontrolüne yönelik faaliyetler COVID-19 Pandemisi ile daha önemli hale gelmiştir.

Genel olarak pandemilerde erken uyarı, erken teşhis ve erken reaksiyon ile hızla gerekli tedbirleri alarak hastalığın kontrol ve eradikasyonunu sağlamak en temel yaklaşımdır. Zoonotik hastalıklarla mücadelede başarı “Tek Sağlık” yaklaşımı ile mümkündür. COVID-19 bu yaklaşımın vazgeçilmezliğini ortaya koymuştur. 

“Tek Sağlık”, zoonotik hastalıkların insan, hayvan ve çevre sağlığı ile uluslar arası ticaret ve ekonomi üzerine oluşturduğu küresel etkilere bağlı olarak gündeme gelmiştir. “Tek Sağlık” yaklaşımı, yerel ulusal ve küresel alanda çalışan farklı disiplinlerin insan, hayvan ve çevrenin optimal sağlığı için işbirliği faaliyetlerini kapsamaktadır.

 “Korunma Tedaviden Daha Etkili ve Daha Ekonomiktir.” Sloganı ile yola çıkan, hayvanlardan insanlara bulaşabilen ve küresel halk sağlığını tehdit eden bulaşıcı hastalıkların kontrolünde, antibiyotik direnci ile mücadelede ve gıda güvenirliğinin sağlanmasında beşeri hekimler, veteriner hekimler, çevre uzmanları ve diğer sağlık personelinin bir arada çalışmasını sağlayan “Tek Sağlık” kavramıyla ilgili somut girişimlerde bulunmak büyük önem taşımaktadır.

Ancak, ülkemizde “Tek Sağlık” kavramı için girişimler olsa da, “Tek Sağlık" sistemi mevcut mevzuatlar ve yapılarla kurumsallaşmakta ve katma değer yaratmakta istenen başarıyı yakalayamamıştır.

Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının 'Tek Sağlık” yaklaşımını gelişmiş ülkelerde olduğu gibi benimsemelerini, mesleğimizin hayvan sağlığı ile refahını, toplum sağlığını ve çevreyi korumadaki hayati rolünü desteklemelerini, Bakanlık teşkilat yapılanmasının bu konsepte uygun hale getirilmesinin ülkemiz açısından önemli bir ihtiyaç haline geldiğini vurgulamak istiyoruz. Veteriner hekimlik hizmetlerinin temel sağlık hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası gerçeği kabul edilmeli,

“Tek Sağlık” yasası çıkarılarak, gerekli yasal ve yapısal düzenlemeler yapılmalıdır. Bu doğrultuda “Tek Sağlık” sistemine uygun olarak Cumhurbaşkanlığına bağlı Hastalık Kontrol ve İzleme Merkezi kurulmalı, Tarım ve Orman Bakanlığında Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü ile Sağlık Bakanlığında Veteriner Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü merkez ve taşra teşkilatları ihdas edilmelidir.
 
Dünya Zoonoz Günü vesilesiyle, zoonotik hastalıklara karşı can siperane mücadele eden veteriner hekimlerin de bir an önce sağlıkta şiddet yasasına dahil edilmesini, yıpranma payı ve  özlük haklarında gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz.
 
Dünya Zoonoz Gününün ülkemiz ve mesleğimiz için daha güzel yarınlara vesile olmasını haklarının temenni ediyoruz.
 
 

Başkan Eroğlu Pandemi Sürecinde Kurban Bayramında nelere dikkat edilmesi gerektiğini açıkladı

Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu Covıd-19 pandemisi tedbirleri süresince Kurban hizmetlerinin nasıl yapılması gerektiği konusunda yazılı açıklamada bulundu.
 
Eroğlu basın bülteninde şunları açıkladı;
 
“Ülkemizde yıl içerisinde kesimi yapılan küçükbaş hayvan sayısının yüzde elliden fazlası ve büyükbaş hayvan sayısının ise tahmini yüzde 25’lik bir kısmı kurban bayramı’nda kesilmektedir.
Ülkemizde son beş yılda ortalama yıllık kurbanlık hayvan kesiminin, yaklaşık 900 bin adeti büyükbaş, 2 milyon 800 bin adeti ise küçükbaş, olarak gerçekleşmiştir.
Kurbanlık olarak kesilen hayvan sayılarına bakıldığında; artan nüfus ve son yıllarda müslüman ülkelerden ülkemize gelen sığınmacı ve göçlere rağmen genel bir düşüş eğilimi görülmektedir.
Kurbanlık hayvan kesim sayısındaki bu düşüşe, yurt dışında vekâlet yoluyla kurban kestirilmesi amaçlı organizasyonların etkisinin olduğu, bu kapsamda kesilen kurbanlık hayvan sayısının ortalama 80-100 bin büyük baş ve 200-250 bin küçükbaş hayvana ve toplamda 1.000.000 hisseye ve 150 milyon dolarlık bir mali büyüklüğe ulaştığı görülmektedir.
Bu uygulamanın, ülkemizdeki hayvancılık sektörünün sürdürülebilirliğini ve yetiştiricilerimizi olumsuz yönden etkilediği ve genelde kayıtsız bir şekilde işlediğinden ülkemiz adına da cari açığa sebep olduğu düşünülmektedir.

Covid-19 salgını sonrasında büyük önem kazanan gıda arz güvenliği açısından da hayvancılık sektörü ve dolayısıyla hayvansal ürünler açısından ciddi riskler oluşmuştur. Özellikle yetiştiricilerimiz asgari iki yıl boyunca emek verdiği kurbanlık hayvanlarının her yıl olduğu gibi vatandaşa intikaline engel bir durumun ortaya çıkıp çıkmayacağından emin olamamaktadır.
Diğer taraftan covid-19 salgınının dünyada ve ülkemizde halen devam ediyor olması kurban hizmetleri sürecince halk sağlığı ve çevre sağlığı açısından geçmiş yıllara göre ilave bir kısım tedbirlerin alınması zorunluluğunu ortaya koymaktadır.



Bu çerçevede türk veteriner hekimleri birliği’ne intikal eden raporlara göre; kurbanlık hayvan nakillerinde, hayvan satış yerlerinin oluşturulmasında, kesim ve kesim sonrası halk sağlığı ve çevre sağlığı hususlarında, toplu satış yerleri ile kesim yerlerinde olası risklere ve olumsuzluklara yönelik acil ve sıkı tedbirlerin alınması ve söz konusu yerler ile ilgili etkin bir denetim mekanizması kurulmasına ve işletilmesine imkan sağlayacak bir altyapının kurulması büyük önem arz etmektedir. Ayrıca kurulacak kontrol ve denetim sistemi içerisinde veteriner hekimlerin aktif olarak yer alması ve bu süreçte veteriner hekimlere dönük şiddet olaylarının yaşanmaması için gerekli idari ve güvenlik tedbirlerinin alınması gerekmektedir.

Türk veteriner hekimleri birliği olarak yaklaşan kurban bayramı sürecinde alınması gereken önlemler ve uygulamalara ilişkin görüş ve önerilerimiz aşağıda sunulmuştur.
Hayvansal gıda üretiminde tüketicilere güven vermek ve başta zoonoz hayvan hastalıkları olmak üzere olası hayvan hastalıkları ile mücadele ve gıda güvenliği için; çiftlikten başlayarak kesim, nakliye, dağıtım ve mutfağımıza girene kadar olan tüm süreçte veteriner hekimlerin daha etkin görev ve rol almaları sağlanmalıdır.

Kurban hizmetleri sürecinde kurbanlık hayvan tedarikinde, nakillerinde, satış ve kesim yerlerinde hayvan sağlığı, hayvan refahı, veteriner halk sağlığı ve çevre sağlığı açısından herhangi bir risk ve aksaklık yaşanmaması için; çalışmalar il pandemi komisyonu ile kurban hizmetleri komisyonunun işbirliği içerisinde yürütülmeli, bu komisyonlarda mutlak suretle il ve bölge veteriner hekimleri odası temsilcileri yer almalı ve kurban hazırlık süreci hızla sonuçlandırılmalıdır.

Kurban satış, kesim ve parçalama yerlerinde veteriner hekim odaları ile işbirliği içerisinde serbest veteriner hekimlerden yararlanarak, yeterli sayıda veteriner hekim istihdamı ile etkin bir denetime imkan sağlayacak bir alt yapı oluşturulmalıdır.

Halk sağlığını korumak için fedakarca çalışan veteriner hekimlere dönük şiddet olaylarının önüne geçmek için acil olarak gerekli idari ve güvenlik önlemleri alınmalıdır.
Ülkemizde hayvancılık sektörünün sürdürülebilirliği ve yetiştiricilerimizin bu süreçte mağdur olmaması açısından zaruret olmadıkça; yurt dışında vekâlet yoluyla kurban kestirilmesi amaçlı organizasyonlara müsaade edilmemelidir.

Bu tür organizasyonlar denetimli ve şeffaflık içerisinde yurt içindeki yetiştiricilerimizin kurbanlık hayvanları üzerinden gerçekleştirilmeli ve bu hayvanlardan elde edilen etlerin şoklanarak, konserve kavurma veya şarküteri şeklinde işlenerek raf ömrü uzun ürün hale getirildikten sonra yurt dışında ki ihtiyaç sahiplerine gönderilmesi sağlanmalıdır.
İller arasında hayvan nakilleri yapacak kişiler, hem gidiş hem de bayram sonrası kendi illerine dönüşlerde sağlık kontrolünden geçmelidir.
Nakilde hayvan refahına dikkat edilerek, nakil araçlarının genel temizlik ve dezenfeksiyonları yapılmalıdır.
Hayvan satış yerleri ile pazarların giriş ve çıkışları, hijyen tedbirlerin alınması ve uygulanması yönünden  sıkı kontrol altına alınmalıdır.
Hayvan pazarlarına mevcut kapasitelerinin azami yarısı kadar kullanım zorunluluğu tanınarak farklı sürüler arasında boş alanlar bırakılmalı ve kapalı padok sistemi kurulmalıdır.
Girişlerde tüm alıcı ve satıcıların ateşleri ölçülmeli, eldiven, maske, galoş vb. Koruyucu malzemeler giydirilmeli, hijyen tedbirlerinin alınması sağlanmalı, pazarlık ve para alışverişi aşamalarında asgari iki metrelik fiziksel mesafenin korunmasına yönelik tedbirler alınarak geleneksel el sıkışarak pazarlık yapma yönteminden vazgeçilmelidir.
Kesim hizmetleri kapsamında mevcut işletme onay belgesine sahip kesimhaneler ve mobil hayvan kesim üniteleri yer ve sayı olarak yeterli hale getirilmeli ve bu süreçte kamu ve özel sektöre ait tesislerin tamamının hizmet vermesi sağlanmalıdır.

Kamu veya özel sektörde işletme onay belgesi almadığından dolayı kapalı olan kesimhanelerin tekrar gözden geçirilerek bazı telafi edilebilir eksikliği olan veya yetersizliklerini kısa sürede tamamlayabilecek olanların geçici olarak hizmete açılması sağlanmalıdır.

Kurbanlık hayvan kesimi gerçekleştirilecek kesimhanelerde kapasiteye bağlı olarak değişmekle birlikte; hayvan hareketleri ve sevk raporları, kesim organizasyonu ve genel hijyen tedbirlerinin takibi, kasaplık hayvanların canlı (ante-mortem) muayenesinin yapılması, hayvan refahı koşullarının ve helal kesim şartlarının denetlenmesi ve kesim sonrası (post-mortem) muayenenin yapılması aşamaları için her vardiya döneminde asgari dört veteriner hekimin görev alması sağlanmalıdır.
Kesimde görev alan kasap ve yardımcı personelin öncesinde sağlık kontrolleri yapılmalı, söz konusu personelin görevli olduğu alanı terk etmesinin önüne geçilerek vatandaş mağduriyeti giderilmelidir.

Kesimhanede görev alacak kasap ve yardımcı personelin tulum, önlük, çizme, bone, maske ve eldiven kullanması sağlanmalıdır.
Kurbanlık hayvan kesimlerinde yığılma ve kargaşa yaşanmaması için tüm kesimhanelerin kurban bayramının 1. 2 ve 3 günü vardiyalı ve randevulu bir şekilde çalışması sağlanmalıdır.
Kesim, parçalama, paketleme vb. Aşamalarda hijyen kuralları ihlal edilmemeli, sosyal mesafe korunmalı ve asgari iki metre aralıklarla bariyer oluşturulmalıdır.
Kurban kesimi sonucu elde edilen etler ve tüketilebilir sakatatlar kurban sahiplerine ayrı ayrı ve gıda ambalajına uygun paketli bir şekilde teslim edilmelidir.
Kesim sonucu oluşan deri, işkembe, ayak vb. Yan ürün ve atıkların insan sağılığı ve çevre sağlığı açısından risk oluşturmaması için ivedilikle kesimhane içerisinden ve yakınından uzaklaştırılması ve bertaraf edilmesi sağlanmalıdır.

Yukarıda belirtilen tedbirlerin alınması ve kurban dönemi boyunca bu sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve tamamlanması için ilgili kurum ve kuruluşların merkezi birimleri nezdinde gerekli çalışmaların bir an önce başlatılmasını ve konu ile ilgili yapılacak düzenleme ve alınacak tedbirlerin taşra teşkilatları ve kamuoyu ile paylaşılmasının ve söz konusu süreçte yetiştiricilerimiz ve vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi amacı ile yazılı, görsel basın ve sosyal medya platformlarının etkin olarak kullanılmasının uygun olacağını düşünmekteyiz.
Türk veteriner hekimleri birliği olarak bu süreçte birliğimize bağlı 56 il ve bölge odası olarak ilgili tüm kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmaya ve bu zorlu sürecin yetiştiricilerimiz ve kurban kesimi yapacak vatandaşlarımız açısından problemsiz geçmesi için gerekli katkıda bulunmaya hazır olduğumuzu belirtmek isteriz.
 

TVHB Başkanı Eroğlu Artan Kene Vakalarının Üzerinde Durulmalı

Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu yaz aylarının gelmesi le birlikte artan kene vakalarının üzerinde durulmasına dikkat çekti.  Başkan Eroğlu “ Doğadaki birçok canlı gibi insanlarda keneler için konak görevi görmektedir. Bu sebeple hastalıkların bir kısmının nakledildiği konaklar arasında insanlarda yer almakta ve keneler, özellikle ülkemizin de içinde yer aldığı tropik ve subtropik iklim kuşağında yer alan bölgelerde hem hayvan hem de insan sağlığını tehdit etmektedirler.”dedi.  Eroğlu; “Hastalık kenelerin aktivasyonu doğrultusunda ilkbahar mevsimi ikinci yarısı ile yaz mevsimi birinci yarısında en yüksek düzeye çıkmaktadır.” Eroğlu Kırım kango kanamalı ateş hastalığı konusunda şunları kaydetti.
 
“Keneler, hayatlarını devam ettirebilmek için konak adı verilen canlılardan türlere göre değişen düzeylerde kan emmek zorunda olan eklem bacaklılardır. Keneler için hayati anlamı olan kan emme süreci vektörlüklerinin (hastalığı taşıması) temelini oluşturmaktadır. Kan emme esnasında konaklarına birçok hastalık etkenini taşırlar. Esasında kenelerin konakları üzerine başka zararlı etkileri olsa da naklettikleri hastalıklar bu etkilerin en önemli olanıdır. Kenelerin tüm dünyada 200’ün üzerinde hastalık etkenine vektörlük yaptığı bilinmektedir.

            Doğadaki birçok canlı gibi insanlarda keneler için konak görevi görmektedir. Bu sebeple hastalıkların bir kısmının nakledildiği konaklar arasında insanlarda yer almakta ve keneler, özellikle ülkemizin de içinde yer aldığı tropik ve subtropik iklim kuşağında yer alan bölgelerde hem hayvan hem de insan sağlığını tehdit etmektedirler. Bu hastalıklar arasında yer alan Kırım Kongo kanamalı ateşi (KKKA) 2002 yılından itibaren ülkemizde özellikle Hyolamma marginatum marginatum’un yoğun olarak bulunduğu Giresun, Gümüşhane, Bayburt, Sivas, Tokat,  Amasya ve Çorum illerinde insan sağlığını tehdit etmektedir. Diğer taraftan bu kene türünün ülkemizin yedi coğrafi bölgesinde de tespit edilmiş bir tür olduğu unutulmamalıdır.



Hastalık kenelerin aktivasyonu doğrultusunda ilkbahar mevsimi ikinci yarısı ile yaz mevsimi birinci yarısında en yüksek düzeye çıkmaktadır. KKKA ülkemizde ilk tespit edildiği 2002 yılından sonra 2008 yılında en yüksek düzeye ulaşmış sonraki yıllarda ise benzer vaka sayıları ile devam etmiştir. İçinde bulunduğumuz 2020 yılının hastalık sezonunun henüz erken dönemlerinde önceki yıllara göre artan vaka oranları üzerinde durulması gereken önemli bir husus olarak dikkati çekmektedir.
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi bakımından kene mücadelesinin temelini bireysel korunma uygulamaları ile evcil hayvan zinciri ve yakın çevresinde kene popülasyonunun kontrol altın tutulması oluşturmaktadır.

Bireysel korunma uygulamaları kapsamında; özellikle hastalık yönünden riskli bölgelerde bulunan vatandaşların park, bahçe, tarla gibi her türlü araziye çıktıklarında açık renkli elbise giyinmeleri, çorapları paçalarının üzerine çekmeleri, elbiselerine repellent(Geçirmez) uygulamaları ve aktivite sonrası tüm vücudun kene yönünden kontrol edilmesi sayılabilir.

Vücut üzerinde kan emen kene tespit edilmesi halinde kenenin en kısa sürede çıkarılması önem taşımaktadır. Kene çıplak elle dokunulmadan çıkarılmalı ve en yakın sağlık kuruluşu ile irtibat kurulmalıdır. Kene çıkarıldıktan sonraki süreçte kişinin kendini takip etmesi, ateş, baş ağrısı ve diğer gribal belirtiler görülürse derhal en yakın sağlık kuruluşu ile irtibata geçilmelidir. Kırım Kongo Kanamalı ateşinde erken teşhis ve tedavinin hayati öneme sahip olduğu unutulmamalıdır.
Bireysel korunma yöntemlerini içeren eğitim faaliyetleri (TV programları, kamu spotları, broşürler vb.) toplumsal bilincin oluşumunu sağlayacaktır. Eğitim faaliyetleri eşgüdüm ve koordinasyonu ile çalışan bakanlıklar tarafında gerçekleştirilmeli ve kenelerin nasıl bir canlı olduğu, nerelerde bulunduğu, bulunduğu yerlerde davranış biçimleri, insan ve hayvanlardan beslenme yolları, konak üzerinde fark edildikten sonra yapılması ya da yapılmaması gerekenlerin öğretilmesini içermelidir.
Evcil zincir ve yakın çevresinde kene popülasyonunun kontrolüne yönelik yapılacak uygulamalar; meraların sürülmesi, tarlaların biçilmesi, otların kurutulması ve sökülmesi gibi mekanik kontrol uygulamaları ile konak canlılarda kimyasal mücadeleyi kapsamaktadır.

Mekanik kontrol uygulamalarının kene popülasyonunda bir azalmaya yol açacağı kabul edilmekte ancak uygulanabilirliği ile tarım ve hayvancılık üzerine olumsuz etkileri tartışılmaktadır. Bu uygulamaların Tarım ve Orman Bakanlığınca bölgelere göre uygun şekilde planlanarak gerçekleştirilmesinin fayda sağlayacağı düşünülmektedir.
Konak canlılarda kimyasal mücadele kene mücadelesinde yaygın olarak kabul gören en etkili yöntemdir. Hayvanların üzerinde veya çevresinde bulunan kenelerin akarasidler ile kontrol altına alınması anlamına gelen bu yöntem, kene kaynaklı hastalıkların ortadan kaldırılması için insan-evcil hayvan temas riskinin de azaltılacaktır. Buradaki en büyük problem ise bilinçsiz ve yoğun akarasidlerin kullanımıdır. Diğer taraftan beklenen etkinin elde edilmesi için, tüm bölgeleri kapsayan, yeterli sayıda tekrarı yapılan uygulamalarla başarılı sonuç elde edilebilecektir. Özellikle küçük ölçekli hayvancılık işletmelerinde uygulamaların maliyeti de mücadelenin yapılmamasının nedenleri arasında olduğu da dikkate alındığında ve teşvik kapsamında bu uygulamaların yapılması ile nispeten daha fazla fayda sağlanacağı düşünülmektedir. Nitekim bu uygulamalar daha önceki yıllarda hastalığın yoğun olarak görüldüğü bölgelerde yapılmıştır.

Kene mücadelesi söz konusu olduğunda zaman zaman çevre ilaçlaması gündeme gelmektedir. Oysa kenelerin yaşam alanlarının geniş olması ve çevrede ilaçların ya da etken maddelerin etki edemeyeceği alanlarda bulunmaları çevre ilaçlaması ile mücadelenin en büyük problemidir. Yine geniş çaplı bir çevre mücadelesinin ekolojik dengeye zarar vereceği, insan da dahil bir çok canlı türünün sağlığını olumsuz etkileyeceği unutulmamalıdır. Kene mücadelesinde çevresel ilaç uygulamaları etkin bir mücadele yöntemi olarak değerlendirilmemelidir. Bununla birlikte hayvan barınakları ve çevresinin ilaçlanması ile belli düzeyde etki elde edilebileceği de unutulmamalıdır.
 
Sonuç olarak; Kırım Kongo Kanamalı Ateşi bakımından kene mücadelesinin temelini; bireysel korunma uygulamaları ile evcil hayvan zinciri ve yakın çevresinde kene popülasyonunun kontrol altında tutulması için yapılacak bilinçli paraziter mücadele uygulamaları oluşturmaktadır. Başarılı bir mücadele programının yürütülebilmesi için bu temel uygulamaların tüm bölgeleri kapsayacak şekilde ve yeterli sayıda tekrarının yapılmasının gerekliliği unutulmamalıdır.”
 

 

Başkan Eroğlu: ‘Güvenli Olmayan Gıda Tüketimi Öldürüyor’

Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu  “7 Haziran Dünya Gıda Güvenliği Günü”  için bir basın açıklaması yaptı.  
Başkan Eroğlu: “Güvenli Olmayan Gıda Tüketimi Her Yıl 2 Milyondan Fazla İnsanı Öldürüyor”diyerek, açıklamasına şöyle devam etti:

“Birleşmiş Milletler Örgütü tarafından, 24 Aralık 2018’de alınan karar ile 7 Haziran olarak belirlenen Dünya Gıda Güvenliği Günü,  Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü  (FAO) işbirliği çerçevesinde bu yıl ikinci kez kutlanmaktadır

Bu Özel Günün amacı; gıda kaynaklı risklerin tespit edilmesi, önlenmesi ve yönetilmesi suretiyle gıda güvencesi ve güvenliğini sağlamak, halk sağlığı, ekonomik refah, tarım, turizm ve sürdürülebilir kalkınma gibi konulara katkıda bulunmak, bu kapsamda yapılan faaliyetler ile gıda güvenliğinin kamunun gündeminde yaygınlaştırılması ile küresel olarak gıda kaynaklı hastalıkların azaltılması çabalarına katkı sağlamaya çalışmaktır.

Toplumun sağlıklı ve üretken olabilmesi için yeterli miktarda ve güvenli gıdaya ulaşması şarttır. Bu nedenle gıda, ülkeler için son derece stratejik bir konudur. Gıdalar sağlıklı ve temiz hammaddeler ile hijyenik koşullar altında üretilmediklerinde ve/veya uygun koşullarda muhafaza edilmediklerinde içerdikleri fiziksel, kimyasal ve biyolojik tehlikeler ve özellikle hayvansal kaynaklı hastalıklar nedeniyle insan sağlığı açısından risk oluşturabilmektedir.



 
Dünyada her yıl yaklaşık 600 milyon hastalık vakası, bakteri, virüs, parazit, toksin ve kimyasallar gibi maddelerle bulaşan güvenli olmayan gıda tüketimine bağlı olarak şekillenmektedir. Hatta bir kişi yılda birkaç defa gıda kaynaklı bir enfeksiyondan etkilenebilmektedir.  Bu hastalık vakalarının önemli bir bölümü (yaklaşık %40) beş yaşın altındaki çocuklarda meydana gelerek, hayatlarını kaybedenlerin sayısı yüz binlerle ifade edilmektedir. Her 10 kişiden birisinin tehlikeyle bulaşık gıda tüketmek zorunda kalması dolayısı ile tıbbi tedaviye ihtiyaç duyar hale geldiği görülmekte olup, toplamda her yıl iki milyondan fazla insan gıda veya su kaynaklı bir hastalıktan hayatını kaybetmektedir.

Sağlık sorunları ve hayat kayıplarının yanı sıra, gıda kaynaklı hastalıklar ülkelerin sağlık harcamalarını arttırmakta, iş gücü kaybına neden olmakta ayrıca turizm ve ticareti olumsuz etkileyerek ekonomiye zarar vermektedir. Bu şekilde toplumların sosyoekonomik gelişimi bir kısır döngü içerisinde engellenmektedir.

Konuya insan ve hayvan hekimlerinin iş birliği içinde çalışması gerektiğini ifade eden “Tek Sağlık” kavramı çerçevesinden bakıldığında, hastalıklardan korunmak her zaman tedaviden hem daha ucuz hem de kalıcı hasarların oluşmaması açısından daha doğrudur. Hastalıklardan korunmanın birinci yolu da güvenilir gıdalar ile dengeli beslenmekten geçmektedir. Bu noktada gıda güvencesinin ve gıda güvenliğinin sağlanması ve denetimi öncelikle resmi otoritenin sorumluluğunda olmakla birlikte özellikle hayvansal gıdaların üretiminde ve denetiminde veteriner hekimler etkin rol oynamaktadır.

Veteriner hekim kontrolünde yetiştirilen sağlıklı hayvanlardan elde edilen et, süt, yumurta ve bal gibi ürünler yine veteriner hekim kontrolünde hijyenik ve uygun koşullarda üretilmesiyle halka arz edilebilmektedir. Veteriner hekimler, gıda güvencesi ve güvenliğinde, bulunabilirlik, erişim, kullanım ve istikrar alanında önemli katkılar sağlarlar. Ayrıca;hayvan sağlığı ve refahını koruyarak, daha güvenilir, sürdürülebilir, çevreyi kirletmeyen ve istenmeyen maddelerden ari olan besleyici gıda teminine öncülük ederler.

Bu bağlamda içinden geçtiğimiz COVID-19 pandemisi sürecinde daha da önemli hale gelen güvenli gıda arzının kesintisiz olarak sağlanması için özveri ile çalışmalarına devam etmektedirler.

Uluslar arası düzeyde kutlanan “Dünya Gıda Güvenliği Günü” kapsamında gerçekleştirilecek aktiviteler ile tükettiğimiz gıdaların üretim, işleme, hazırlanma aşamalarının her biri için güvenliğinin sağlanması hususunda daha çok emek verilmesinin gerekliliği net bir biçimde ortaya konulmakta olup, bu konuda Gıda değer zincirinde yer alan tüm kişi ve kuruluşların güvenli gıda temini konusunda sorumluluğu bulunmaktadır.

Ülkemiz ve tüm insanlık için sağlıklı ve insanca bir yaşama vesile olmasını temennisi ile Dünya Gıda Güvenliği Gününü kutluyoruz.
 

TVHB Başkanı Eroğlu: “Hayvanlara şiddette artık Polyannacılık oynanmamalı”

Türk Veteriner Hekimleri Birliği  Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu;  Hayvanlara yapılan  şiddet ile ilgili bir açıklamada bulundu.  Eroğlu, yaptığı açıklamada; “Hayvan hakkının olmadığı yerde insan hakkının olmayacağı aşikardır. Çözümün adresi TBMM’dir.” dedi
 
Başkan Eroğlu açıklamasında şöyle devam etti; “Ülkemizde maalesef her gün hayvanlara yönelik yeni bir şiddet olayı ile güne başlıyoruz. Önceki gün Ankara Haymana'da, görüntülere göre bir şahsın kendisine ait olduğu ifade edilen 2 çoban köpeğini vahşice eşek yavrusuna saldırtarak, hayvanın ölümüne yol açması ve görüntülerin bir maharetmiş gibi sosyal medya hesabından yayınlaması bizleri bir kez daha üzüntüye ve derin endişeye sevk etmiştir.” dedi
 
Hayvanlara şiddet bir psikolojik vakadır. Bugün şehirlerin en büyük mağdurları konumunda olan sahipsiz hayvanlara eziyet edenlerin devlet gözetiminde rehabilitasyon merkezlerinde belli sürelerde tedavi altına alındıktan sonra toplum içerisine döndürülmeleri gerekmektedir. Aksi taktirde ileride toplum açısından çok daha vahim sonuçlarla karşılaşılması kaçınılmazdır. Hayvana şiddet konusunda iktidarından muhalefetine, sivil toplum kuruluşlarına kadar sosyal medyada tepkisel paylaşımlar yapılması olumlu ancak, çözüm değildir. Kamuoyunun tepkisi hızla büyüyüp aynı hızla sönmektedir. Hayvan hakkının olmadığı yerde insan hakkının olmayacağı aşikardır. Çözümün adresi TBMM’dir.
 
ABD’de hayvana şiddet, tıpkı kundakçılık, cinsel istismar gibi kayıt altına alınıp, sabıka kaydı oluşturulmakta ve takip edilmektedir. Böyle bir uygulamanın ülkemizde de olmaması için bir sebep yoktur. Bu sebeple yıllardır çıktı çıkacak denilen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun bir an önce yasalaştırılarak hayvanlara karşı her türlü şiddetin, istismarın ve terk etmenin Kabahatler Kanunu’ndan çıkartılarak, Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamına alınarak caydırıcı para cezaları ile birlikte hapis cezası gibi yaptırımların bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.
 
 

TVHB Başkanı EROĞLU; “Tarımın yol haritası ve eylem planı açıklanmalı”

Türk Veteriner Hekimleri Birliği’nden (TVHB) 14 yıl aranın ardından geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen 3. Tarım Orman Şurası’yla ilgili yazılı bir basın açıklaması yapıldı. “Tarım ve Orman Bakanı’nın ifade ettiği yol haritasını, eylem planını bekliyoruz. Umarız, bir önceki şuranın aksine bu şuranın sonuçları dikkate alınır, kısa süre içerisinde eylem planı ortaya konulur ve çalışmalar başlar.” diyen Başkan Eroğlu açıklamasında şunları kaydetti.
 
Geçtiğimiz günlerde 14 yıl aranın ardından gerçekleştirilen 3.Tarım Orman Şurası, 21 Kasım 2019 tarihinde Cumhurbaşkanımızın “Türk Tarımını geliştirecek, Türk Çiftçisini güçlendirecek tüm kararların yakından takipçisi olacağı” yönündeki ifadelerinin yer aldığı sonuç bildirgesini açıklamasıyla son bulmuştur.
 
Toplantıda Tarım ve Orman Bakanı da, ilk 2 aylık süreçte yol haritasının belirlenmesinin ardından uygulama aşamasında, mevzuat, bütçe, zaman, insan kaynağı ve etkin iş birliği kıstaslarını dikkate alarak, bir eylem planı ortaya konulacağını söylemiştir
 
Öncelikle 2019-2023 yıllarını kapsayan on birinci kalkınma planında ülkemiz hayvancılığı ile ilgili yapılacaklar belirlenmiş, sonra 2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programında planda belirlenen hedeflere nasıl ulaşılacağı açıklanmıştır. Yine Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2019-2023 Yılları Stratejik Planında da ülkemiz hayvancılığı ile ilgili önemli tedbirler öngörülmektedir. Bu belgeler hazırlandıktan, hedefler belirlendikten sonra bir de 3.Tarım Orman Şurası düzenlenmiştir. Şüra’lar icra organı değildir. Alınan kararlar tavsiye niteliğinde metinler olup, bu kararların uygulanıp, uygulanmaması veya eksik uygulanması icra makamına aittir.
 
Türk Veteriner Hekimleri Birliği’nin temsilcileri Şüra dolayısıyla oluşturulan 21 çalışma grubunun 15’inde yer alarak, ülkemiz hayvancılığı için yoğun çalışmalarda bulunmuştur. Bilindiği gibi, 29 Kasım - 1 Aralık 2004 tarihlerinde 2. Tarım Şurası gerçekleşmiş, ülkemiz hayvancılığı ile ilgili hiç kimsenin itiraz edemeyeceği olumlu kararlar alınmış, ancak uygulamaya aktarılmamıştır.
Kararlar:
  • Mera ıslah çalışmalarının tamamlanması,
  • İşletme ölçeklerinin optimum düzeye getirilmesi,
  • Tarım-sanayi-pazar entegrasyonunun sağlanması,
  • Et, süt ve su ürünlerinin kalite standartlarının belirlenmesi ve bu standartlara uygun üretiminin sağlanması,
  • Hayvan sağlığı ve refahı için gerekli mevzuat düzenlemesinin yapılması, gelecek 10 yıl içerisinde hayvan hastalıkları ile ilgili kontrol ve eradikasyon programlarının tamamlanması,
  • Tarımsal desteklerin, tarımının yapısal problemlerinin çözümüne katkıda bulunacak şekilde düzenlenmesi,
  • Hayvancılık desteklerinin artırılması ve sürekliliğinin sağlanması,
  • Uzun dönemde, örgütlü, ekonomik, büyüklükte ve ileri teknolojiyi kullanan hayvancılık işletmelerinin oluşturulmasıdır.
 
Türkiye, hayvancılık dâhil olmak üzere tarımın her konusunda yeterli birikimli uzmana sahiptir. Ülkemiz hayvancılığının sorunları bilinmektedir.
 
Bu kez, 3.Tarım Orman Şûrası’nın sonuç bildirgesinde yayınlanan altmış maddenin on üçü direk olarak hayvancılığımız ile ilgilidir ve bir öncekine göre daha kapsamlıdır.
 
Bunlar;
  • Tarım sektörünün yapısını iyileştiren, doğal kaynakları ve çevreyi koruyan, en az üç yıllık dönemi kapsayacak, aktif çiftçi odaklı, üretim, kalite, ulaşılabilir fiyatlar ve sürdürülebilirliği esas alan yönlendirici bir destekleme sisteminin oluşturulması,
  • Aile işletmeciliğinin sürdürülebilirliğini sağlamak için kadın ve gençlerde girişimciliğin desteklenmesi,
  • Bitki ve hayvan hastalıkları ile etkin mücadelede yerli ilaç ve aşı üretiminin teşvik edilmesi,
  • Buzağı ölümleri ve döl verimi istatistiklerinde uluslararası ortalamalara ulaşılması,
  • Kırmızı et sektöründe küçükbaş hayvan eti tüketiminin özendirilmesi ve pazar payının artırılması,
  • Küçük ve büyükbaş hayvancılıkta halk elinde ıslah ve benzeri projelerle yerli ırklarımızın muhafaza ve ıslahına yönelik çalışmaların artırılması,
  • Mera hizmetlerinin yürütülebilmesi, mera niteliği taşıyan alanların tespit ve tahdit çalışmalarının ivedilikle tamamlanması, üreticiler ve üretici örgütlerine tahsis edilmesi, mera ıslahında kullanılacak bitki tohumları geliştirme çalışmalarının teşvik edilmesi,
  • Su ürünlerinde balık işleme sektörünün geliştirilmesi, pazarlama ve marka tescilinin desteklenmesi, ihracatın ve yerli tüketimin artırılması,
  • Sertifikalı tohum kullanımının yaygınlaştırılması çalışmalarına devam edilmesi,
  • Gıda ve yem güvenliği, halk sağlığı, bitki sağlığı, hayvan sağlığı ve refahını sağlamak amacıyla tohumdan sofraya tüm zincirde etkin bir izlenebilirlik sağlanması ve denetim sisteminin etkinliğinin arttırılması,
  • Ülkemizde yetiştirilen ve uluslararası piyasalarda yüksek oranda talep gören tarım, gıda ve ormancılık ürünlerinde ihracat gelirlerini arzu edilen seviyelere çıkarmak için marka, kalite, standardizasyon, tanıtım ve özendirme çalışmalarının desteklenmesi, dünya üretiminde lider konumda bulunduğumuz ürünlerin tanıtım faaliyetlerinin profesyonel düzeyde yapılması ve pazar paylarının artırılması,
  • Kayıt, nakliye, hayvan pazarları ve mezbaha alt yapımızın yenilenerek, hayvan hareketlerinde etkin kontrolün sağlanması,
  • Tarımsal girdi ve finansman ihtiyacını karşılayan sözleşmeli bitkisel ve hayvansal üretim modellerinin desteklenmesi ve yaygınlaştırılmasıdır.
 
Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, Tarım ve Orman Bakanı’nın ifade ettiği yol haritasını, eylem planını bekliyoruz. Umarız, bir önceki şuranın aksine bu şuranın sonuçları dikkate alınır, kısa süre içerisinde eylem planı ortaya konulur ve çalışmalar başlar.
 
Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi adına Türk Tarım ve Hayvancılığının geleceği için katkılarından dolayı bütün katılımcılara, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
 
 

Başkan Eroğlu: “Antibiyotiklerin bilinçli kullanımı son derece önemli”

Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu Dünya Antibiyotik  Farkındalık Haftası nedeniyle bir açıklama yaptı. Eroğlu: “Etkili antibiyotik geliştirilemezse 2050 yılında 10 milyon insan ölecek. ” dedi.
 
Başkan Eroğlu; Antibiyotikle ilgili şunları kaydetti;
 
Dünya Sağlık Örgütü (WHO ) tarafından ilan edilen  “Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası”
bu yıl 18-24 Kasım 2019 tarihleri arasında düzenlenecektir. Hafta etkinlikleri çerçevesinde, halk sağlığını ve hayvan sağlığını tehdit eden antibiyotik direnci ve akılcı antibiyotik kullanımı hakkında toplumda farkındalık oluşturmak amaçlanmaktadır.
 
Antibiyotikler modern tıbbın temel taşı olarak görev yapmıştır. Hayvanlar için antibiyotiklerin varlığı ve kullanımı, hayvan sağlığı ve refahını sağlamak için esastır. Veteriner hekimler, hayvan sağlığı, zoonotik hastalıklar ve gıda güvenliği yönüyle de insan sağlığını korumaktan sorumludur. Bununla birlikte, insan ve hayvan sağlığında antibiyotiklerin sürekli kullanımı ve yanlış kullanımı, antibiyotik direncinin ortaya çıkmasına ve yayılmasına sebep olmaktadır.
 
Bu durum iki temel sorunu tetiklemektedir. Bunlar; 1- Antibiyotik kalıntısı içeren gıdaların tüketilmesi sonucu insan vücudunda bulunan bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç geliştirmesi 2-Hayvanlarda meydana gelen bakteriyel hastalıklara karşı bilinçsiz kullanılan antibiyotiklere karşı direnç gelişmesi ve bu dirençli bakterilerin insanlara bulaşmasıdır.
 
Düne göre, antimikrobiyal direnç ve gıda güvenliği daha önemli hale gelmiştir. Günümüzde yılda 700 bin kişinin antibiyotik dirençli enfeksiyonlardan ötürü hayatını kaybettiği, şayet yeni ve etkili antibiyotikler geliştirilemez ve direnç gelişimi önlenemez ise 2050 yılında 10 milyon insanın antibiyotik direncinden dolayı öleceği bildirilmektedir.
 
Dünyada bilinçsiz antibiyotik kullanımının maliyeti 100 trilyon dolar
Bilim insanları, önlem alınmadığı takdirde, gelecekte en basit mikrobiyal hastalıkların dahi tedavilerinin çok güçleşeceği konusundan endişe duymaktadır. Araştırmalar direnç artışının devam etmesinin, Gayri Safi Yurtiçi Hasılada (GSYİH) yüzde 2,0 ile yüzde 3,5 arasında bir düşüşe neden olacağına işaret etmektedir.  Bu da, dünyada 100 trilyon Amerikan Dolarından fazla kayıp anlamına gelmektedir.
 
Antibiyotik direnci tüm dünya ülkelerinin ortak sorunudur.  Vakit kaybetmeden, antimikrobiyal direnç konusunda tüm ülkeler,  hazırlanacak projeler çerçevesinde ortak çalışma yürütmek durumundadırlar. Yarın çok geç olabilir. Bu konuda Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE), Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü (FAO), Dünya Veteriner Hekimleri Birliği (WVA) ve Avrupa Veteriner Hekimleri Federasyonu (FVA)  gibi uluslararası kuruluşları önemli görevler beklemektedir.
 
Veteriner hekimlikte kullanılan ilaçların ve özellikle de antibiyotiklerin bilinçli kullanımı son derece önemlidir. Öncelikle koruyucu hekimlik, sağaltımdan daha önemlidir ve ekonomik maliyeti düşüktür. Hayvancılıkta aşılama programları, iyi bakım/besleme ve hayvan refahı  koşullarının sağlanması ilaçlara olan ihtiyacı önemli ölçüde azaltmaktadır.
Antibiyotikler uygulamadan önce bakteriyel etkene karşı antibiyotik duyarlık testleri yapılarak, buna göre kullanılacak ilaç belirlenmelidir. Mümkün olduğu kadar dar spektrumlu antibiyotikler tercih edilmeli, reçeteye uygun olarak yeterli dozda ve mümkün olduğu kadar kısa bir süre uygulanmalıdır. Bölgedeki çeşitli bakterilerde direnç yaygınlığı iyi bilinmeli, bu amaca yönelik bilimsel araştırmalara önem verilmelidir.
 
Antibiyotik Eylem Planı Yayınlanmalı
Antibiyotiklere direnç ile ilgili toplumda fazlaca bir bilgi birikimi söz konusu değildir. Bu amaçla toplumun ve bu konuyla ilgileneceklerin uzman kişiler tarafından bilgilendirilmesi önemlidir. Enfeksiyonların kontrolü antibiyotik direncini frenleyen çok önemli bir unsurdur.
Antibiyotik kullanma ihtiyacının azaltılması bakımından gerek insan ve gerekse hayvan sağlığı alanında sistematik koruyucu uygulamaların geliştirilmesi gerekmektedir. Ülkemizde bütün bu önlemlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi için  “Tek Sağlık” yaklaşımı çerçevesinde antibiyotik eylem planının yayınlanması büyük önem arz etmektedir.
 
Bu vesileyle, Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftasının, insan ve hayvan sağlığı için önemli katkılarının olmasını temenni ediyorum.
 

Uzat Elini Onlar da Yaşasın

 Türk Veteriner Hekimleri Birliği 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü münasebetiyle  “UZAT ELİNİ ONLAR DA YAŞASIN” sloganıyla Çankaya Belediyesine ait hayvan barınağında hayvan severlerle ile bir araya geldi.

Programda konuşma yapan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konsey Başkanı Ali Eroğlu:” Biz insanlar olarak kendi geleceğimiz açısından da, hayvanları korumak ve yaşatmak zorundayız. Toplumda farkındalık ve bilinç oluşturmalı, hassasiyeti artırılmalı, mevcut sorunların çözümünü kolaylaştırarak, konuya ilişkin kayda değer mesafeler alınmalıdır. Bunun için; Kamu ve STK’ların birlikte çalışarak en kısa zamanda stratejik bir plan hazırlanması ve uygulamaya konulmalıdır” dedi.

Başkan Eroğlu konuşmasına şu sözlerle devam etti; “ İlköğretim öğrencilerine hayvan sevgisine yönelik dersler konulmalı, vatandaşlarımız hayvan satış yerlerinden hayvan satın almak yerine, ücretsiz olarak barınaklardaki hayvanlardan sahiplenmelidirler. Hayvan sahiplenme ehliyeti olmayan insanların, hayvan sahiplenmesi engellenmelidir.  4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü yalnızca bir vesile, bir hatırlatma günüdür. Gerek okul eğitimleriyle gerekse hayat boyu öğrenme etkinlikleri ile dünyayı tüm canlılarla paylaştığımızı toplumun her kesimine benimsetmeliyiz. Hayvanları Koruma günü kutlu olsun” dedi.


Türk Veteriner Hekimleri Birliği’nin barınağa bağışladığı mamalarla, barınaktaki hayvanlar Eroğlu ve yönetim kurulu üyeleri tarafından beslendi. Sonrasın da ise Başkan Eroğlu barınaktaki minik canların bakımıyla ilgili barınak görevlileri ve veteriner hekimlerden bilgi aldı.
 

Hayvancılık İthalattan Kurtarılmalı

Türk Veteriner Hekimleri Birliği  Merkez Konsey başkanı Ali Eroğlu, ülke hayvancılığının ithalattan kurtarılması gerektiğini vurgulayarak, "Bunun için hayvancılıkta mutlaka acil, kısa ve uzun vadeli üretim planlamalarının yapılmasını, istikrarlı politikaların uygulanmasını zaruri görüyoruz. Dedi.

Türk Veteriner Hekimleri Birliği Bölge toplantısında açılış konuşması yapan Başkan Eroğlu şunları kaydetti.
Ülke hayvancılığının ithalattan kurtarılması gerektiğini vurgulayarak, "Bunun için hayvancılıkta mutlaka acil, kısa ve uzun vadeli üretim planlamalarının yapılmasını, istikrarlı politikaların uygulanmasını zaruri görüyoruz.

 Kendi tüketeceklerini üretemeyenler başkalarının ürettiklerini, onların belirlediği fiyattan ve kaliteden tüketeceklerini unutmamalıdır. Hayvancılık ve veteriner hekimlikte gelişmiş ülkelerde olduğu gibi uluslararası kurallara uygun bir yapılanmanın Türkiye’de de gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu yapılar veteriner otoritesidir. Tarım ve Hayvan Bakanlığındaki yapılanmada bu yoktur. İleri hayvancılık için mutlaka ileri veteriner hekimlik gerekmektedir.

Aktif, etkin, motivasyonu yüksek, hızlı karar alabilen, yetki ve sorumluluk kargaşası yaşanmayan, yeterli bütçesi ve insan kaynakları olan bir yapı oluşturulursa sorunları giderilmiş, standartları yüksek bir veteriner hekimlik icara edilecek ve istenilen hayvancılık hedefine de ulaşılmış olacaktır. Hayvancılık yönetimsel olarak veteriner otoritesi merkezli olmalıdır" ifadelerini kullandı.
 

TVHB Konsey Başkanı Eroğlu;"Tarım Şurası İhtiyaç Üzerine Yapılır İyi Gitmeyen Düzeltilmesi Gereken Bir şeyler Var"

Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konsey Başkanı Ali Eroğlu 6Temmuz Dünya Zoonoz günü dolayısı ile bir basın açıklaması yaptı. Başkan Eroğlu basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Milli Birlik ve Eylül ayında yapılması planlanan Tarım Şurasına değindi.

Eroğlu Milli Birlik Projesine yönelik Şunları kaydetti.

Miili Birlik Projesi'nde Yapılanma Yanlış 

“Tarımda Milli Birlik Projesine ilk açıklama yapan STK’yız. Bu projenin hedefleri itibariyle doğru olduğunu, kaliteden üretici, tüketici, kaliteli ucuz ürüne ulaşma. Bunlara baktığınız zaman bunlar doğru. Ama yapılanmanın yanlış olduğunu beyan ettik. Türkiye’de tarıma ve hayvancılığa atak yaptırabilecek ve hedeflere ulaşılabilecek bir yapı yok tam tersi bir kaos oluşturabilecek bir yapı kurulmuş.” Dedi.
Tarım Şuarasına yönelik ise şu sözlere yer verdi.

"Tarım Şurası İhtiyaç Üzerine Yapılır İyi Gitmeyen Düzeltilmesi Gereken Birşeyler Var"

“Türkiye’de üçüncü tarım şurası olacak. Daha öncede 90’lı yıllar, 2004 ve şimdi olmak üzere üç kez yapıldı. Tarım şurası bir ihtiyaç üzerine yapılır. İyi gitmeyen, düzeltilmesi gereken bir şeyler var. Gerek ulusal gerek ise uluslararası alanlarda yapılaması gerekenler olduğu düşünüldüğü için yapılması isteniyor. Olumsuzluğa neden olan sepeleri ortadan kaldırabiliyorsanız olumlu sonuçlara ulaşırsınız. Bu şuranın gündeme getirilmesini olumlu buluyoruz. Hayvancılıkta etkin bir STK olduğumuzdan çalışma gruplarının içinde yer almak istedir. 17 çalışma grubu kurulacak. Bunlara başvuru yaptık. Biz de birliğimiz adına katılacak isimleri sunduk.” Dedi.



6 Temmuz Dünya Zoonos’la ilgili ise başkan Eroğlu Şunları söyledi.
“Fransa’da kuduz bir köpek tarafından ısırılan 9 yaşındaki Joseph ölümü beklerken, Louis Pasteur mucizevi aşısını uygulayarak Joseph’in hayatını kurtardı. 6 Temmuz 1885 yılında kuduz aşısının başarı ile kullandığı bu güne ithafen bu tarih zoonotik hastalıklara dikkat çekmek ve bilinçli olmayı teşvik etmek için Dünya Zoonoz Günü olarak anılıp kutlanmaktadır.
Dünya Zoonoz Günü, Dünya Sağlık Örgütü( WHO), Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE), Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Birleşmiş Milletler Sistemi Influenza Koordinasyon (UNSIC)  gibi Uluslararası kuruluşlar tarafından kabul edilip desteklenmektedir.
Zoonoz; “Hayvanlardan insanlara bulaşan hastalık” demektir. Zoonotik hastalıklar,  bakteriyel (%41,4), viral (%37.7), paraziter (%18,3) ve mantar (%2) enfeksiyonları olarak geniş bir yelpazeye sahiptir.

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerle dünya küçülmüş, ancak buna karşılık dertler büyümüştür. İnsan ve hayvan popülasyonlarındaki artarak büyüme, hızlı şehirleşme, çiftçilik sistemlerindeki hızlı değişme, çiftlik hayvanları ve yaban hayatının daha yakın entegrasyonu, ormanlara zarar verilmesi, ekosistemlerdeki değişiklik, hayvan ve hayvansal ürünleri ticaretinin küreselleşmesi, global çapta ticaret ve seyahatlerin artması, terörizm ile istikrarsız yönetimler gibi sebeplerle insanlık çözüm gerektiren çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Dünyadaki küçülme hastalıkların hızla yayılmasına sebep olmuş, bu yüzden Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, Domuz Gribi gibi daha birçok sınır aşan zoonotik hastalıkları Dünyada bilmeyen kalmamış, küresel krizlere sebep olarak zamanla küreselleşen zoonotik hastalıklar maalesef küresel tehlike ve tehdit haline gelmiştir. Zoonozlar tüm kıtaların problemidir. Ancak bu hastalıkların %80’i düşük ve orta gelirli ülkelerde görülmektedir.
Yapılan araştırmalarda Dünya üzerinde her yıl 2 milyar vaka olduğu ve 2,7 milyon insanın zoonotik hastalıklardan öldüğü tahmin edilmektedir. İnsanlarda görülen hastalıkların %61’i hayvansal kökenlidir. Bunlar arasında Kuş Gribi, Kırım-Kongo kanamalı ateşi, BSE, SARS, MERS, Ebola, Nipah virüsü, Batı Nil Virüsünün sebep olduğu hastalıklar sayılabilir. Yeni oluşan patojenlerin (Ebola, Batı Nil, Kuş Gribi)  % 75’i hayvanlardan insanlara geçmektedir. Gıda kaynaklı hastalıkların %90 dan fazlası hayvansal gıdalardan kaynaklanmaktadır. Her yıl 5 yeni insan hastalığı ortaya çıkmaktadır ve bunun 3’ü hayvan orijinlidir. Dünyada biyo-terörizm amacıyla kullanılan hastalık etkenlerinin %70’ten fazlası hayvansal kökenlidir.
 
Zoonotik hastalıkların global bilançosu; Her yıl 8 milyar Euro hayvansal üretim kaybı, küresel üretimin yaklaşık %20’si, her yıl 21.5 milyar Euro değerinde ölen çiftlik hayvanı ve her yıl 43 milyar Euro insan sağlığı için yapılan masraflar.
 
Ülkemizde, Dünyadaki 200’ün üzerindeki zoonotik hastalığın ortalama 5/2’sine rastlanmaktadır. Bu hastalıklar çok çeşitli olup, bulaşma yollarının basitliği ve etkileri bakımından oldukça da yüksek tehlike arz etmektedir.
Ülkemizde ve Dünyada, Sağlık Bakanlığı’nın tehlikeli görüp ihbarını mecbur kıldığı 50 hastalıktan 26’sı hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklardır. Ülkemizde halen en çok rastlanan zoonotik hastalıklar olarak Brusella (Malta humması), Şarbon, Salmonellozis, Tüberküloz, Kırım Kongo Kanamalı ateşi, Tokzoplazma ile Kuduz hastalığı sayılabilir. Bakteriyel ve viral zoonozlar yanında paraziter zoonozlarda vardır. Bunlar arasında en yaygın olanı kist hidatik ya da halk deyimiyle kist hastalığıdır.
 
Dünya zoonoz gününün amacı ise, günümüz insanı ve gelecek nesiller için ciddi anlamda tehlike arzeden, giderek küresel bir tehdit haline gelen zoonozlara karşı insanları korkutmak ya da insan- hayvan ilişkisine negatif müdahalede bulunmak değildir.  Amaç, hepimizin refahı ve daha sağlıklı bir dünya vizyonunun gerçekleştirilebilmesi için, halk sağlığı stratejilerinde temel kabul gören, tıbbın en önemli ve uygulanabilir konusu olan koruyucu hekimlik kavramını hayata geçirmek için toplumu bilinçlendirmektir. Yine bu günün amacı; Zoonotik hastalıkların sürdürülebilir kontrolü ve eradikasyonu için kaynakların da birleştirildiği toplum işbirliğinin yapılmasının gerekliliğine dikkat çekmektir. 6 Temmuz’da Dünyaya hayvanları korumanın insanları korumak olduğunu hatırlatmak amaçlanmaktadır. Bu gün vesilesi ile Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Hayvan Sağlığı örgütü hastalıkların sınır tanımadığını, hiçbir ülkenin zoonoz tehlikesinden muaf olmadıklarını ve hazırlıklı olmaları gerektiği konusunda uyarmaktadır.

Dünyanın ve ülkemizin, hayvan -insan-ekosistem ara yüzünde enfeksiyöz zoonotik hastalıkların yıkıcı etkilerinin risklerini azaltmak ve tehditleri ele almak için işbirlikçi, uluslararası, sektörler arası, multidisipliner mekanizmalara, HAYVAN VE İNSAN SAĞLIĞI KONUSUNDA BÜTÜNCÜL BİR YAKLAŞIMA, TEK SAĞLIĞA ihtiyacı vardır.
Tek Sağlık, zoonotik hastalıkların insan, hayvan ve çevre sağlığı ile uluslar arası ticaret ve ekonomi üzerine oluşturduğu global etkilere bağlı olarak gündeme gelmiştir. Tek sağlık, ortaya çıkan bulaşıcı hastalıklara odaklanan, insan, hayvan ve çevre ilişkileri bağlamında toplum sağlığına hizmet eden bir yaklaşım olmasının yanı sıra zoonotik hastalıklara yönelik multidisipliner veya disiplinler arası yaklaşımları destekleyen yükselen bir kavramdır. Bu konsept, hayvanlardan insanlara bulaşabilen ve küresel halk sağlığını tehdit eden bulaşıcı hastalıkların kontrolünde, antibiyotik direnci ile mücadelede ve gıda güvenirliğinin sağlanmasında beşer hekimler, veteriner hekimler ve diğer sağlık personelinin bir arada çalışmasını gerektiren kavramdır.
Veteriner hekimlik, hayvan, insan ve çevre sağlığı alanlarıyla aynı anda çalışan tek meslek grubudur. Veteriner hekimler, hayvanlardan kaynaklanan hastalıkların tespiti, önlenmesi ve kontrolünde çok önemli bir rol üstlenerek, toplum sağlığını koruyan meslek mensuplarıdır.
 
Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının 'Tek Sağlık' yaklaşımını gelişmiş ülkelerde olduğu gibi benimsemelerini, mesleğimizin hayvan sağlığı ile refahını, toplum sağlığını ve çevreyi korumadaki hayati rolünü desteklemelerini, Bakanlık teşkilat yapılanmasının bu konsepte uygun hale getirilmesinin ülkemiz açısından önemli bir ihtiyaç haline geldiğini vurgulamak istiyoruz.
 
Ülkemizde, ileri bir hayvancılık  ve  Zoonotik hastalıklara karşı başta koruyucu hekimlik olmak üzere yapılacak bütün çalışmaların başarıya ulaşması için Veteriner Otoritesinin yeniden kurulması gerekmektedir. Bu hastalıkların önlenememesinin temel nedeni veteriner hizmetlerini koordine edecek merkezi otoritenin olmamasıdır.
Önemine binaen veteriner hekimliği Avrupa Birliği başta olmak üzere gelişmiş ülkelerde bağımsız bir veteriner otoritesi tarafından yürütülmektedir. Ülkemizde ise maalesef bu anlamda bir veteriner otoritesi bulunmamaktadır. Mevcut organizasyon bütüncül olmayan parçalı, yetki ve sorumluluk kargaşası oluşturan bir durumdadır. Bu organizasyonla her yönü ile etkin, ileri bir veteriner hekimlik uygulaması mümkün değildir. Güçlü bir veteriner hekimliği teşkilatının oluşturulması ve yetkili kılınması halk sağlığı ve gıda güvenliliğinin de teminatı olacak, bu otorite ile sağlıklı nesiller hedefine ulaşılabilecektir.
Şu hususa dikkat çekmek isterim. Hayvancılığın gelişmiş olduğu ülkelerde bitkisel üretim mevcut hayvan varlığına ve hayvansal üretim hedeflerine göre planlanmaktadır. Tüm dünyada hayvancılık sektörü yönetimsel olarak veteriner hizmetleri merkezlidir. Yine gelişmiş ülkelerde tarım politikaları hayvancılık sektörüne göre planlanırken, yıllarca hayvancılık için tarım değil, tarım için hayvancılık modeli ve politikalarının tercihi ülkemizi hayvan ithal eden ülke konumuna sürüklemiştir
 
1983 yılında yapılan reorganizasyon ile Veteriner İşleri, Zirai Mücadele ve Teknik Ziraat Genel Müdürlükleri bir araya getirilerek konu bazlı yapılanma kaldırılarak yerine fonksiyonel bazlı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü ihdas edilmiştir. Bugün Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü olarak devam etmektedir. Bu yapı bir kırılma noktası olmuş, o günden bugüne bir türlü rasyonel, bütüncül, etkin, hızlı ve verimliliği yüksek bir hale gelememiştir. Bu yapı, uluslararası kurallara da uygun değildir.
 
Zoonotik hastalıklarla ilgili risk analizi yapılması, epidemiyolojik çalışmaların artırılması, entegre bir veri tabanının oluşturulması, tehditlerin önceden belirlenmesi, yeni ortaya çıkabilecek veya mevcut hastalıkların halk sağlığı tehdidi oluşturma boyutuna gelmeden önlenmesi ve kontrolüne yönelik faaliyetler için, Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde etkin motivasyonu yüksek Veteriner Otoritesi ile Sağlık Bakanlığı bünyesinde Veteriner Halk Sağlığı Başkanlığı oluşturulmalıdır.

Dünya Zoonoz Gününün ülkemize, mesleğimize olumlu katkılarının olmasını umut ediyorum.

Bu yıl Dünya Zoonoz Günü bir farkındalık ortaya koyarak daha sağlıklı yarınlara vesile olsun diyorum.” Dedi.
TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali EROĞLU Veteriner Halk Sağlığı Başkanlığının kurulmasını istiyoruz. Zoonozdan bütün kıtalar muhatap olmaktadır. Orta gelir grubunda olan ülkelrede yüzde 80 oranında karşılaşılıyor. İşin birinci basamadğında vetereniyer hekimler var. Veteriner yapılanmasının iyi olması lazım. Bu şekilde halka bulaşmasının önüne geçilir. Zoonozlar küreselleşti mücadelesi de küresel boyutta olmalı. Halk sağlığının en önemli muhatabı belediyelerdir. 1398 belediyede 234 tanesinde hayvan barınağı veya hayvanların sığınacağı yer var. Bu durumun düzeltilmesi gerekir. Bilgi yönetimini başarmamız lazım. Kim neyi biliyor ve nerede görevlendirilmesi lazım. Bunun için uygun bir organizasyona ihtiyaç var. Hekimlikte üç basamak var. Hastalığa karşı koruyucu önlemlerin alınması. Koruyucu hekimlik. Hastalığın tanısını yapacak ve bulaşmanın önüne geçecek. Üç hastalığı tedavi edecek. Orta vadede bu hastalıkları bu şekilde ancak tedavi edebiliriz. Bütün bunları ön yargılardan uzak, meslek fanatizminden uzak bir şekilde gerekli tespitleri yaparak işlem yapmak lazım. Gıda terörü tüm insanlığı etkileyen bir terör haline geldi. Kentteki de kırsaldaki de aynı şeyin muhatabı olmaya başladı. Bu dünya için iyi bir şey değil. Bunu düzeltmemiz lazım.” dedi.
 
 

TVHB Başkanı Eroğlu: "Hayvancılıkta İyi Noktada Değiliz"

Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, “Ülkemizde hayvan hastalıkları nedeniyle hayvansal üretimimizin yüzde 10’unu kaybediyoruz. Bu, yaklaşık bir yıllık ithalatımızla eş değerdir ve büyük bir rakamdır.” dedi.
Kastamonu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hacı İbrahim Maşalacı’yı ziyaretinde açıklamalarda bulunan Türk Veteriner Hekimler Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Türkiye‘de 30 bin veteriner hekimi temsil eden bir kuruluş olduklarını söyledi.



“Hayvancılıkta iyi bir noktada değiliz”
Türkiye’nin hayvancılıkta istenilen yerde olmadığını belirten Eroğlu, “Halen hayvan ithal ediliyor, et ithal ediliyor. Bu, kendi ihtiyacımızı karşılayamadığımız anlamanı gelir ki o zaman üretime dönük planların yapılması gerekiyor. Dünya, bugün iki noktada yarış halinde. Biri artan nüfusun gıda ihtiyacını karşılayabilmek, diğeri ise kaliteli ürün elde edebilmek. Burada veteriner hekimlik önemli bir yerde bulunuyor.” diye konuştu.

Veteriner hekimlerin daha etkin role kavuşturulması gerektiğine işaret eden Eroğlu, “Bugün ne yazık ki ülkemizde hayvansal yönetim ileri seviye ülkelerdeki gibi değil. Bunun nedenleri konuşmak gerekir. Bizde hep sonuçlar konuşulur ancak bunun bir de o sonuca ulaştıran sebepleri vardır. Hem veteriner hekimin icrası noktasında hem hayvancılığımızın geldiği konumdan mutlu değilsek, bunun nedenleri üzerinde düşünüp çözüm üretmek gerekir. Veteriner hekimlerin önündeki yetki karmaşıklığının önüne geçmek ve yapılandırmayı gerçekleştirmeliyiz.” ifadelerini kullandı.

“İthal ettiğimiz kadar hayvanı hastalıktan kaybediyoruz”
Hayvan sağlığının önemine vurgu yapan Ali Eroğlu, şunları kaydetti:
“Ülkemizde hayvan hastalıkları nedeniyle hayvansal üretimimizin yüzde 10’unu kaybediyoruz. Bu, yaklaşık bir yıllık ithalatımızla eş değerdir ve büyük bir rakamdır.
Dünyada hayvan hastalıkları, hayvansal üretiminin yüzde 20’sini yok ediyor. Gelişmiş ülkelerde bu kaybın önüne geçmek için hayvan hastalıkları konusunda çeşitli önlem alınıyor. Bunu veteriner hekimler aracılığıyla yapıyorlar. Hastalık sonrasında iyileştirmek için harcanan bütçe, hastalığı önlemek amacıyla harcanan bütçenin üç katı. O zaman koruyucu hekimlik büyük önem arz etmektedir.”

“Kendi tüketeceklerini üretemeyenler, başkalarının ürettiklerini tüketir”
TVHB Merkez Konseyi Başkanı Eroğlu, üretimi artırmak gerektiğinin altını çizerek, şöyle devam etti:
“Kendi tüketeceklerini üretemeyenler başkalarının ürettiklerini tüketirler ama onların istediği kalitede ve fiyattan. Dolayısıyla sizin fiyat belirleme şansınız yoktur. Dünyada kendi ayaklarınız üzerinizde durabilmeniz, insanınızın sağlıklı ve mutlu olabilmesi için üretim artmalıdır.
Hayvan ıslahı noktasında ülkemiz çalışmalar yaptı. Bence bu çalışmada başarılı olamadı. Geldiğimiz noktada hala hayvanı ithal edip, ithal yemle besliyoruz. Hem besleme hem ıslah hem hastalıklarla mücadelede hem desteklemelerde hem de fonksiyonel yapı kazandırıldığı takdirde ülkemizin potansiyelini yüksek görüyorum.

“Meralara yem bitkisi ekme zorunluluğu getirilmeli”
Hayvansal yem üretiminin artırılması gerekmektedir. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 milyon hektarlık alan nadasa bırakılıyor. Devlet alacağı bir kararla bu alanlara yem bitkisi ekme zorunluluğu getirebilir. Meraları yeniden rehabilite etmeliyiz. Avrupa ülkelerinde mera hayvancılığı olduğu için et fiyatları Türkiye’ye göre daha uygun. Tüketici, Avrupa’da daha ucuza tüketirken Türkiye’de daha pahalıya yiyoruz. Avrupa’da tarım arazilerinin yüzde 70’i yem bitkilerine ayrılıyor. Türkiye’de bu oran yüzde 26. Yüzde 26 ile bunu çözemeyiz.”
Türkiye’de çok fazla veterinerlik fakültesi bulunduğunu da yineleyen Eroğlu, “Türkiye’de 31 veterinerlik fakültesi bulunuyor. Bunun 26’sı eğitim ve öğretim veriyor. Her yıl bu fakültelerden binlerce öğrenci mezun oluyor. Yaptığımız hesaplamaya göre, şu anda kamuda istihdam edilen veteriner hekim sayısının yarısına yakın bölümünün daha kamuda istihdam edilmesi gerekiyor. Bu fakülteler lise açılır gibi açılmaz. Laboratuvar, hastane altyapısı, uygulama alanları, değişik fiziki mekânlar olması gerekiyor.” diye konuştu.