GÖZLE GÖRÜLMEYEN DÜŞMAN "KORONA"

25 Nisan 2020 Cumartesi 18:14
5 Okunma
GÖZLE GÖRÜLMEYEN DÜŞMAN

Koronavirüs (COVİD 19), oluşturduğu hastalıkla bütün dünyayı kasıp kavuruyor. Tüm hızıyla ilerliyor, sorun  olmaya, insan öldürmeye hala devam ediyor.  Haliyle akşam- sabah bizlerin de aklından çıkmıyor, konuşmalarımızdan   eksik olmuyor. Ana ekrana kilitliyor bizi, ‘acaba bugün kaç test yapıldı, kaç kişi etkilendi, ne kadar insanı kaybettik ? ’. Sanki bu soru ve cevaplara da alıştık hani.  Artık hastalık bulaşma sıralamasında Çin liderliği Amerika’ya kaptırdı. Avrupa da İran'ı solladı.
Biz de Avrupa’da İngiltere’den sonra 6. sıraya geldik. Her gün yaklaşık 2-3 bin insanımız hastalığa yakalanıyor. Günlük hasta kaybımız 60-80 kişi aralığında gidip geliyor. Ancak, moral bozmak yok !  Öyle ya da böyle yeneceğiz bu canavarı. Toparlanacağız tez zamanda, bir çoğumuz buna inanıyor, bunu temenni ediyoruz. Fakat yenmeye yeneceğiz de ‘bu belayı nasıl savuşturacağız?’ Herkes kısa zamanda bilim insanlarının bulacağı mucize bir ilaç, aşı veya bir tedavi yöntemi bekliyor. Bunu kullanan insanların da hemen iyileşmesini umuyor.  Malesef hiç de öyle olmayacak. Biz ilacı bekleye duralım. Hızla kendine kurban bulan virüs milleti hastanelik edecek.  

Değerli okurlar bir daha buradan belirteyim ki, sorun ancak virüsle teması kesip vücudumuza almayarak çözülebilir. Onu kendimizden, evimizden, çoluk çocuğumuzdan ırak tutmak zorundayız. Bangır bangır yetkililer bağırıyor, uyarıyor bizi. Lütfen işiniz yoksa, mecbur değilseniz “EVDE KALIN, DIŞARI ÇIKMAYIN ” ama nerde !… Ne hikmetse bazı insanlar bunu duymuyor, pek aldırış etmiyor. Bakın, koyulan kural bir delindi mi, enfeksiyon hızı fırlayacak, canavar hortlayacak ve daha fazla insanı kendi pençesine düşürecek. Bunu Amerika, İtalya gibi örneklerde gördük, görüyoruz. Şimdi bu gamsızlara sesleniyorum, “illa COVID adlı düşmanı kendi gözünle görüp, bir tanıman mı gerekiyor? İlla endamını süzüp, bir tarttıktan sonra “ işte benim aradığım düşman” mı diyeceksin?” Yapmayın, yok böyle bir düşman, yok böyle bir şey! Lütfen aklımızı başımıza alalım, duyarlı olalım artık. 

Unutmayın! herhangi bir salgın, hele de pandemi (dünya çapında yayılma) ancak ve ancak, virüse fırsat tanımamaktan geçer. O da insanların en az 14 gün boyunca topyekün sokağa çıkmadan evde kalmasıyla mümkündür. İşin uzmanları böyle bilip, böyle söylüyor. Aksi halde istenmeyen sonuçları hep birlikte çekeceğiz.

Durumu başka bir yönden değerlendirelim. Bakın, bu tür salgınlar dünyada, insanlardan çok hayvanlar arasında daha fazlaca yaşanıyor.  Dolayısıyla gerek viral, gerekse bakteriyel kökenli sagınları sıklıkla veteriner hekimler yaşıyor, uğraşıyor ve tecrübe ediyor. Böylesi facialar, böylesi dertler belki dünya çapında 100-200 yılda bir meydana gelir. Hayvanlar arasında çıkan salgınların bazıları da insanlara bulaşıyor ve tehlike yaratabiliyor. Örneğin; kolera, veba, tifo ya da tüberküloz vb. Yıllarca birçok insanı öldürmüş ve pek çok hayvanı da telef etmiştir. Örneğin 1700’lü yılların sonunda dünyada çıkan sığır vebası hastalığı, milyonlarca insanı açlığa sefalete itmiş, hatta bu gibi sorunları çözmesi amacıyla Avrupa'da (Fransa’da) Veteriner Fakültesinin kurulmasına vesile olmuştur.

Pastör gibi bir kimyacı kuduz başta olmak üzere viral ve bakteriyel hastalıklara çare olmak için çalışmış didinmiştir. Yine 20. yüzyılın başlarında İspanya'da başlayan ve tüm dünyayı saran grip salgını da milyonlarca insanı katlettikten sonra 1. dünya savaşının bitmesine katkı sağlamıştır. Bu olaylar meydana gelirken ülkemizde tabiplerin yanı sıra veteriner hekimler de canla başla çalışmıştır. Yakın tarihe bir göz atarsak; veteriner hekim bakteriyolog  Adil Mustafa Şehzadebaşı (1871-1904) sığır vebası aşısını araştırırken, Fransız araştırıcı Nicolle ile birlikte tek hücreli kan protozoonlarını bulmuş, ayrıca difteri, sığır vebası ve kızıl hastalığına karşı tedavi edici serum geliştirmiştir.  Tuğgeneral Ord. Prof. Dr. Süreyya Tahsin Aygün (1895-1981) Türk Üniversal Antraks Aşısını geliştirmiş, dünyada ilk kez sığır vebası aşısını bulmuş. Dünyada ilk Tüberküloz (Verem) ve Ruam hastalıklarını teşhis etmek için test geliştirip, uygulamış ve üretmiş. Yine dünyada ilk olarak damar içi Antraks aşısını bulup uygulamış, ayrıca 1960 yılında kök hücrenin varlığını ve tedavi edici özelliğini dünyada ilk olarak gündeme getirmiş ve daha bir çok konuda öncü olmuş biridir. Veteriner hekim bakteriyolog Ahmet Şefik Kolaylı da (1886-1976) Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul işgal edilince, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’daki Bakteriyolojihane’nin aşı üretim malzeme ve hayvanlarını bir trene yükleyip ülkenin aşı  ve serum ihtiyacını bir dönem karşılamış ve daha bir çok yararlı işte katkı sağlamıştır. Bunlar gibi dünden bu güne daha pek çok örnek saymak mümkündür.

Geçenlerde bir televizyon programında rastladım. Prof. Dr. İbrahim Saracoğlu konuşmasında; " Bakın şunu söylüyorum, 1933'de Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi kuruldu. Biliyorsunuz korona virüs hayvandan insana geçen zoonoz kökenli bir hastalık. Çok fazla veteriner hekimimiz var, onlarla birlikte eczacılık fakültesini de bu işin içine alarak aşı ve ilaç geliştirebiliriz.

Veteriner Fakültesinde Viroloji Anabilim Dalı ve yetişmiş virologlar var. Tıp fakültelerinde Viroloji Anabilim Dalı şeklinde değil ve veterinerler kadar tecrübeli uzman kişiler yok denecek kadar az. Ayrıca veterinerlerin bilgi ve tecrübeleri oldukça yüksek. Bu nedenle Koronovirüsle mücadelede en iyi ve etkili çalışmalar veteriner hekimlerle eczacıları bir araya getirerek yapabiliriz
"  diyordu. Bakın şimdilerde de büyük bir gururla yazıyorum, önce Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Özdarendeli (veteriner hekimdir) hocamız COVID 19 virüsünü izole etti. Sonra da Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Başkanı ve Biyoteknoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Aykut Özkul hocamız korona virüse karşı serum, aşı ve ilaç üretiminin ilk adımı olan yeni tip korona virüsü izole etmeyi başardığını bildirdi. Sayın Saracoğlu'nun konuşması tam olarak bunları işaret etmektedir. Ancak bu kadar tecrübe, bu kadar geri plana rağmen bakıyorum güncel tartışma programlarında o kadar az başvuruluyor ki veteriner hekim görüşlerine, pandeminin çözümü sanki tek başına tabiplerin gayretleriyle çözülecekmiş gibi lanse ediliyor. Bu bakış açısı hiç doğru değil. Sağlık sektörü kimsenin tekelinde olamaz, olmamalı. Eğer gelişmek, muasır medeniyetler seviyesine erişmek istiyorsak, bu alanı her birim kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde kullanmalıdır. Artık at gözlüğü takarak program yapma huyunu da tüm basın-yayın derhal terk etmelidir. 

Burada yeri gelmişken vurgulayalım; son yıllarda Dünya Sağlık Örgütünün de önemsediği TEK TIP denilen bir alan daha vardır. Özellikle; tabip, veteriner hekim, diş hekimi, eczacı, biyolog ve genetik uzmanlarının hep birlikte salgınlar ve enfeksiyöz hastalıklar karşısında işbirliği yaparak çalışması esasına dayanmaktadır. Bir dayanışma bir etkileşim temelinde sorunların çözümünü amaçlıyor. Artık dünya COVID 19 pandemisinden sonra her yönüyle değişecek. Bu bilinen bir gerçek. Ekonomiden tutun da sağlığa, sağlıktan tutun da tarıma kadar her sektör tek tek etkilenecek. Yepyeni alanlar açılacak, bu besbelli. Biz de sağlık sektörünü tekrar gözden geçirip tam manasıyla güncellemek zorundayız artık. Yoksa ayrı ayrı meslek kuruluşlarına, temsilciliklerine bölünerek, paramparça faaliyetler fasit daire içinde dönüp durulacak, sonuçta adam akıllı hiç bir şey yapılamayacaktır.

Tekrar konumuza gelelim. Eğer bir bölgede hayvanlarla ilgili bulaşıcı bir hastalık meydana gelmişse, olay yeri (mihrak) hemen tespit edilir. Hastalığın yayılma hızına göre, talimatlarda bildirilen miktarda bir yarıçap (örnek olarak; 3-10 km) belirlenir. Merkez baz alınarak harita üzerinde yasaklı saha tespit edilir ve hemen alan giriş çıkışlara kapatılır. Yani karantinaya alınır. Uygulanacak karantina süresi de hastalıkların türüne göre belirlenir. Bu 15 gün olabildiği gibi, kuduz hastalığında 6 aya kadar da çıkabilir. Yalnız hastalık Korona pandemisindeki gibi çok kolay ve hızlı bulaşıyorsa, onun için herhangi bir çap, bir alan çizilmez. Acilen yetkili birimlerce karar alınarak; bir şehir, bir bölge veya ülke çapında  uygulamalar başlatılır. Tıpkı şimdi yapılanlar gibi. Bu önlem, işin en zor ama en can alıcı noktasıdır. Çünkü hastalığın yayılımını durdurur ve sürü bağışıklığı şekillenirse enfeksiyon kendiliğinden söner gider. Fakat unutmayalım ki her salgının, her pandeminin ağır bir faturası çıkar ve hepimiz de bunu zorunlu olarak öderiz. Dolayısıyla yapılan kısıtlamalar ne kadar kısa sürer, ne kadar çabuk biterse vereceği kayıplar da o oranda az olacaktır. O nedenle, gelin bu hassas süreci en az 14 gün süreyle evlerimizde, ailemizle birlikte sükunet içinde geçirelim. Ne olur, şu günlerde salgının hızı ülkemizde kendini sabitlemişken, bu seviyede tutalım ve bu illetten bir an önce kurtulalım.

Ülkemizde devlet büyükleri mevcut sorunu adım adım takip ederek, aynen bu yöntemi kullanıp çözmeye gayret ediyor. Özellikle aktif olarak çalışan sağlık görevlilerimizin her biri  cephede savaşan bir asker gibi hayatlarını ortaya koyuyor. Bizlerin sağlık, rahat ve huzurunu korumak için canla başla çalışıyorlar. Ben bu vesileyle bir defa daha onlara sonsuz kez teşekkür ediyorum. Hayata veda eden meslek şehitlerine de şükranlarımı sunuyor, yüce Allah'tan rahmet diliyorum. Tüm yaşananları görüp ders almayan, keyfi olarak illa sokağa çıkanlara da teessüflerimi iletiyorum. Lütfen onları taşkınlığa yol açmadan uygun bir dille uyaralım. Yaptıkları yanlışı düzeltmelerini teklif edelim. Bakın 65 yaş üstü insanlar sokağa çıkmasın denildi. Ekrana hiç de hoş olmayan görüntüler yansıdı. Asla böyle şeyler olmamalıdır.  Aynı şeyler 20 yaş altı gençlerimizi kontrol için de geçerlidir. Lütfen kendimizi ve tüm sevdiklerimizi korumak için, dışarı çıkmayalım, sağlıcakla EVDE KALALIM.
 
     Dr. Öğr. Üyesi Hakan KEÇECİ
    Bingöl Üniversitesi Veteriner Fak.
    Ana Bilim Dalı Başk.

 
 

Son Güncelleme: 25.04.2020 18:14
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner4