Olağan Yeni Yıl Sohbeti

28 Ocak 2021 Perşembe 08:28
Olağan Yeni Yıl Sohbeti

Her yılbaşı geldiğinde adet olduğu üzere, yeni yılda nelerin beklendiği ve neler yapılması gerektiğine dair tartışmalar yapılır. Bu kapsamda mevcut durum, sağladığı imkanlar ve bütçeler konuşulur, planlamalar yapılır. Hadi gelin birlikte bu konuları biraz da biz tartışalım.

Tartışmaya pandemi ile başlamak gerek ama şunu bilmeliyiz ki; bu salgın hastalık aslında bütün Dünyanın en önemli gündemi değil. Çünkü yeryüzündeki insanların yarıya yakını halen açlık ve yoksulluk ya da savaşlarda kafalarına yağan bombalar nedeniyle zaten hayatta kalma mücadelesi veriyor. Yani Pandemi onlar için neredeyse lüks kalıyor. Salgın, aralarında bizim de olduğumuz daha ziyada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin sorunu gibi görünüyor.

Her ne olursa olsun kesin olan şey Pandemi sayesinde Sağlık – Gıda – Tarım arasındaki mutlak ilişkiyi ve tarımın ne kadar önemli olduğunu anladık. Can korkusuna rağmen gıdanın aşıdan bile değerli olduğunu, hiçbir ülke elindeki gıda stokunu satmadığını gördük. Büyük ihtimalle 2021’de salgın hastalık bitecek ama etkilerini daha uzun yıllar yaşayacağız. Yeni bir yaşam tarzına doğru gidiyoruz. Sanal ortamda takip edileceğimiz çipler mi takılacak gibi uçuk iddialar tartışılırken yıllardır sinsice yaklaşan başka bir tehdit artık kendini daha belirgin olarak göstermeye başladı. İklim değişikliğinin etkilerinin daha fazla hissedildiği bir döneme giriyoruz. Çevre koşullarını değiştiren bu etki, en fazla doğayı dolayısıyla da tarımı yani gıda üretimini etkiliyor. Bu etkilerin giderek artması sonucu, gıda üretim planlaması yapmayan ülkeleri isyanlar ve daha sonrasında gıda ve su savaşları bekliyor. Bu nedenle acilen planlı programlı tedbirlerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Belki de sadece önümüzdeki 7-8- yıl içinde yeniden şekillenmekte olan dünya düzeni çok daha acımasız bir hayatı karşımıza çıkartacak. Hatta paranız olsa dahi gıdaya ulaşamadığınız bir durumla karşılaşabilecek.

Peki, gıdaya ulaşım bakımından ne durumdayız?

Allaha şükür üretim bakımından sorunumuz yok. Kişi başına tüketimde dengeli ve yeterli beslenme için ulaşabildiğimiz gıda bakımından da durum yine aynı şekilde sorunsuz mu? Bunun için önce ülkemizdeki ailelerin gıdaya ulaşabilme imkanlarına bakalım. Ama öncelikle bir ekonomi kuralını hatırlatarak başlayalım. Hane halkının toplam geliri ne olursa olsun gıda için yaptığı harcamanın mutlak bir önceliği ve bu miktar gelire bağlı olarak değişmez. Bir ailenin gıda için yaptığı harcama diğer bütün ihtiyaçlara göre mutlak bir önceliğe sahiptir ve bu miktar gelire bağlı olarak değişmez. Çünkü insanların yaşamak için öncelikle gıdaya ihtiyaçları vardır ve bir insanın sağlıklı olabilmesi için tüketmesi gereken gıda miktarı geliri ne olursa olsun belli bir aralıktadır. Türkiye 2020 yılında gıda fiyatları artışı %25’in üzerindedir. Bu durumda eğer asgari ücret alıyorsanız, bu fiyat artışı karşısında gelirinizin neredeyse tamamını gıda harcamalarınız oluşturuyor demektir. Yani kira, ulaşım, eğitim, sağlık ve diğer harcamalara sıra gelmiyordur. Türkiye’de Asgari Ücret ile geçinenlerin tahmini sayısı, 6 milyon işçi, 12 milyonu emekli, 15 milyon çiftçi üzerinden hesaplanabilir. Bir de bu toplama aynı gelire sahip memur, küçük esnaf ve bir de gelirsiz işsiz eklenirse; en iyimser tahminle 50 milyonun üzerinde bir nüfusun toplam harcamalarında gıdadan başka masrafı olmadığını iddia edebiliriz. İşin daha da kötüsü döviz kuru ve enflasyon nedeniyle sabit asgari ücrete bağlı gelirinizin satın alma gücü giderek azalırsa durum içinden çıkılmaz bir hal alır. Eğer bir insan maaşının neredeyse tamamını sadece yiyeceğe vermeye başlarsa, karın tokluğuna çalışıyor demektir.

Bu arada yukarıda sayılan çiftçileri kendi gıdasını üretiyor diye avantajlı olduklarını sanabilirsiniz. Ama işin aslı ne yazık ki öyle değil. Küçük bir çiftçi bütün gıdaları üretemez. Onun da dışarıdan parayla satın alması gereken gıdalar ve diğer ihtiyaçlar vardır. Bu durumda milletin karnını doyuracak çiftçi bile kendi karnını doyurmakta zorlanır duruma düşebilmektedir. Eğer ülkede gıdanızı üreten ve onu kapınıza kadar getiren kişiler asgari yaşam standardının altında hayatlarını sürdürmek zorunda kalır ve işi bırakırlarsa bir kere daha düşünmelisiniz. Cebinizde paranız olsa dahi gıda bulamayabilirsiniz.

Bir de işin bütçe kısmına bakalım. Burada olağan olarak akla ilk gelen 2021 yılı için 51,5 milyar TL olarak belirlen tarım ve orman bütçemiz oluyor. Bu tutar personel giderleri, yatırım harcamaları, ormancılık faaliyetleri ile ilgili kalemlerden ve tarımsal desteklemelerden oluşuyor. Bu sene de yine bütçede en fazla tartışılan konu destekleme için ayrılan 24 milyar TL tutarındaki pay oldu. Tartışmaların nedeni, 2006 tarihli 5488 sayılı Tarım Kanunundan kaynaklanıyor. Kanunun 21. Maddesinde ”Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi milli hasılanın yüzde birinden az olamaz.” ifadesi yer alıyor. Bu hükme göre; 2021 yılı için 5,6 trilyon TL olan Türkiye’nin Gayri Safi Milli Hasılasının (GSMH) %1’i olan 56 milyar TL’nin destekleme için verilmesi gerekmektedir. Yani halen destekleme için ayrılan 24 milyar TL 2,5 kat daha arttırılmalıdır. Ama şu anda Bakanlığa bütün harcamaları için verilen 51,5 milyar TL bile bu miktarın altında kalmaktadır.

Durumumuza daha iyi anlamak için, son günlerde tekrar yüzümüzü döndüğümüz AB ile basit bir mukayese yapabiliriz. AB Komisyonu tarafından 2021-2027 arası uzun vadeli AB Bütçesi 1,074 trilyon Avro, bunun içinde 2021 yılı bütçesi de 165 milyar Avro olarak kabul edildi. AB’de bizdeki gibi GSHY’ya göre belirlenen bir taban limit uygulaması olmamasına rağmen bütçenin yaklaşık %35’i tarıma ayrıldı. Avrupa'daki çiftçileri desteklemek için Ortak Tarım Politikasına 55,7 milyar Avro, ilaveten balıkçıları desteklemek için Avrupa Denizcilik ve Balıkçılık Politikası Fonuna 760,7 milyon Avro verilecek. Tarımsal desteklemeler açısından AB’deki toplam yaklaşık 56,5 milyar Avro ile bizim 24 milyar TL’yi karşılaştırma yaptığımızda kur farkının da etkisiyle yaklaşık 25 kat civarında bir fark olduğunu söylemek mümkün. AB ülkelerinde tarım ve balıkçılık AB ortak bütçesinin yanı sıra milli bütçeden de desteklenebiliyor. Yatırımlar ve idari işlemleri için her ülke ilaveten kendi bütçesini oluşturuyor. Yani ülkeler bazında bu bütçeler daha da artabiliyor.
Bu mukayesenin ardından benim aklıma 2 soru geliyor.

İlk soru AB ile ilgili. AB salgın hastalıkla mücadeleye yönelik tedbirlerden daha fazla parayı daha yeşil bir Avrupa'ya ulaşmak için harcama kararı aldı. Acaba Avrupa niçin tarıma salgın hastalıktan daha fazla önem verdi?

İkinci soru ise bizimle ilgili. Tarımsal ekonomik büyüklük dikkate alındığında ülkemiz AB ülkeleri arasında 1. sırada yer almaktadır. Bir başka deyişle; daha az destek alan Türk Çiftçisi, Avro üzerinden yapılan bu sıralamada kur farkından dolayı aynı ürünü 10 kat daha ucuza satmak zorunda olmasına rağmen, AB çiftçisinden daha fazla ekonomik büyüklük oluşturmuştur. Türk Çiftçisi bu mucizevi başarıyı nasıl gerçekleştirebilmektedir?

Üstelik ülkemizde şartlar, iki açıdan çiftçinin aleyhine işlemektedir. Yukarıda da bahsettiğimiz hane halkı geliri içinde yüksek oranda paya sahip gıda harcamaları nedeniyle enflasyon hesaplamalarında en büyük olumsuz etki gıda fiyatlarından kaynaklanmaktadır. Bu durumun oluşturduğu enflasyonist baskı nedeniyle piyasada özellikle çiftçi fiyatları enflasyon karşısında yeterince artamamaktadır. Öte yandan çiftçinin üretim maliyetleri içinde yer alan girdilerin fiyatlarındaki dövize endeksli aşırı artış nedeniyle oluşan yük de çiftçiye yüklenmektedir. Yani emeğinin karşılığını alamayan çiftçiyi bir de maliyetler vurmaktadır. Sonuç olarak çiftçi zaten yetersiz olan geliri, daha eline geçmeden eritmektedir. Bu durumda yukarıda gerçekleştirilmesi mucize olarak nitelendirdiğimiz başarı, matematiksel olarak imkansız hale gelmektedir.

Bu mucizeden öte imkansız başarının ardındaki gerçek neden çiftçinin fedakarlığından kaynaklanmaktadır. Yıllardır yapılan etki değerlendirme araştırmalarına göre; verilen desteklerin çiftçinin üretimine bir etkisi olmadığı görülmektedir. Yani çiftçi destekleme olmasa da üretmeye devam etmek durumundadır. Ama cefakârlıkla sürdürülen bu durumun bedavaya cefakârca bu şekilde devam etmeyeceği aşikardır.

Mevcut durumu tespit ettikten sonra bir de geleceğe bakalım. Öncelikle iklim değişikliğinin tarım üzerinde giderek artan etkisinden bahsettik. Ama bizi bekleyen daha yakın bir tehlike daha var. Her yıl çiftçilerimiz 3 yaş yaşlanıyor. Şimdi bu nasıl hesap diyebilirsiniz. Geçen sene çiftçilerimizin 52’ye dayanan yaş ortalaması, gençlerin tarımı terk etmeleri nedeniyle ortalamayı hızla yükseltmektedir. Bu hesaba göre; çiftçilerin 5 yıl sonra yaş ortalamaları 65’e dayanacaktır. Bugün hala güç bela her koşulda imkansızı gerçekleştiren çiftçi, o zaman geldiğinde geçimini nasıl sağlayacak. Bu durumda Türk Halkını kim doyuracak. Başta tüketiciler olmak üzere herkes kendisine ne yapmalıyız sorusunu acilen sormalıdır.

Dünyanın her yerinde benzer durumlarla karşılaşmakta ve ağırlıkla gelişmiş ülkelerde çözümler kooperatifler aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Geçen yıl pandemi ile mücadelede kooperatiflerin sahada hükümetlerden daha etkili ve başarılı oldukları görülmektedir. Artık dünden daha adil ve daha paylaşımcı bir dünya yaratmaya başlamamız gerekiyor. On binlerce yılda oluşturduğumuz insani yüce değerlere dayalı ve doğaya saygılı, aklı ve vicdanı her yerde ve her alanda Bilim ve etikle buluşturan bir yaşam tarzına geçmek zorundayız.
Ya insanca hep birlikte daha iyi bir Dünyada yaşayacağız ya da Dünya kısa bir süre sonra biz insanlar olmadan dönmeye devam edecek…
Açlığın, fakirliğin, savaşların, hastalıların olmadığı, bolluk, bereket, refah, barış ve huzur içinde yaşanılan, doğaya zarar vermeden kaynaklarını koruyarak sürdürülebilir kullanacağımız bir Dünya mümkün.

Takvimlere göre bu değerlendirmede 2 bin yıl bitirdik. Yeni Millenyum dediğimiz üçüncü bin yıllık Döneme girdik. Hatta Üçüncü bin yılda %2’lik kısım olan ilk 20 yılı bitirdik bile.. Gerçekten zaman hızla akıp geçiyor.

Doğru yolu bulacağımıza inanıyorum. Benim inancım ve umudum var. Çocuklarımızın geleceği adına inadına umutlarımızı korumak zorundayız. Bu umutla; Yeni Yılın hepimize sağlık, mutluluk, huzur, bereket getirmesini ve güçlükler karşısında hep birlikte GÜÇBİRLİĞİ yaptığımız bir yıl olmasını diliyorum.

Dr. Erhan EKMEN
Yüksek Ziraat Mühendisi

Son Güncelleme: 28.01.2021 08:28
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner6