KORONA PANDEMİSİ SONRASI NELER YAPILMALI| Anadolu İzlenimler

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

KORONA PANDEMİSİ SONRASI NELER YAPILMALI

  Ocak ayından beri devam eden Korona enfeksiyonu, belki biraz bulaşma hızını azaltsa da maalesef devam ediyor. Evlerimizde bekleyiş sürüyor. Ama genel manada sorunlar da büyüyor. En başta dünya ekonomisinde küçülme, işsizlik oranlarında artış, daha kötüsü de açlığı iyice körüklemiş durumda. Dünya Sağlık Örgütüne göre 217 ülke pandemiden etkilenmiş ve 100’den fazla ülke de iflas ettiğini açıklayarak, yazık ki IMF'den yardım talep eder olmuştur.

            Tüm bu olan biten içinde bizler de “ne zaman normal hayata döneceğiz ?” diyoruz. İnanın kimse de net olarak bilmiyor. Ama bir gerçek var, o da en erken Haziran sonu gibi biraz normalleşeceğiz. Tahmin ediyorum Kurban Bayramına kadar itidalli tutumumuz sürecek. Fakat istesek de istemesek de bu dar ve meşakkatli yoldan geçmek zorundayız. Ancak bizi bekleyen esas gerçekler, Korona sonrasında daha net ortaya çıkacak. Bu sebeple her tür tedbiri şimdiden düşünüp, almalıyız. Gerek sağlık, gerek tarım, gerekse sanayi alanında yenilikçi ve ileriyi gören bir takım senaryolar üretmeli ve hızla hayata geçirmeliyiz. 

Şunu da söylemek gerekiyor ki sadece sağlık alanında yapılacak iyileştirmelerle tek bir yol haritası  çizmemeliyiz.

            Bakın söylüyorum, şu an dünyada meydana gelen salgın ilerde benzer başka hastalıklar, başka şekillerde dünya çapında gündem olacak gibi.  Nereden söylüyorum, çünkü birilerinin dediği gibi eğer salgın planlı bir eylem olarak tasarlandı ise  benzer teşebbüsler de tekrar tekrar  karşımıza çıkacaktır.  Yok sadece bir hata sonucu, yanlışlıkla meydana geldiyse o zaman da başka hatalar dünyanın başını ağrıtacaktır. Öyleyse biz ülkemiz açısından şimdiden bir takım tedbirler almalıyız, almak zorundayız.  Birçok insan, özellikle de devlet yetkilileri aynı benim gibi düşündüğünü biliyorum. Bu nedenle salgın sonrası mutlaka birçok yeni uygulama devreye girecektir.
         
   İşte yapılanma esnasında özellikle tarımsal alanlarda çok güçlü adımlar  atmamız gerekiyor. Köylüyü çiftçiyi bu hususta eğiterek, aynı deprem tatbikatı yapar gibi bu tür biyolojik saldırılara karşı bilgilendirip donatmalıyız. Yine şehirde yaşayanları da işin içine katarak daha akılcı üretim ve tüketim modellerini oluşturmalıyız. Yani ne demek  istiyorum ki, tam manasıyla her yönden kendine yeter, kendi ayakları üzerinde durabilecek bir ülke olmak zorundayız.  Sağlıklı toplum ve sağlıklı bireyler olmanın bir ayağı sağlıklı beslenmeden geçiyor. Böyle olması nedeniyle tarım ve hayvancılık hususunda da şimdiki konumumuzdan çok daha iyi duruma gelmemiz şart oldu. O yüzden Tarım ve orman Bakanlığımızın böylesi pandemilerde gücünü artırmak, özellikle zoonotik (hayvanlardan insana bulaşan) hastalıklar başta olmak üzere, memlekette büyük ekonomik kayıplara yol açan hayvansal kaynaklı salgınları çok daha etkili ve kısa zamanda durdurup yok edecek bir alan açması mecburi olmuştur.

            Bunun için yeni bir birim kurması zamanı geldi de geçiyor bile. O nedenle kendi  bünyesinde tamamı uzmanlardan oluşan yeni bir  Genel Müdürlük oluşturmalıdır. Bu bahsettiğim genel müdürlüğün içinde tamamen profesyonel klinisyen tabipler, veteriner hekimler, eczacılar, ziraat, gıda, su ürünleri, genetik mühendisleri, biyologlar, bilişimciler ve ilgili alan uzmanlarından müteşekkil olmalıdır. Zaten dünyada bunun tanımı TEK SAĞLIK ‘tır. Şu pandemi yaşadığımız günlerde birçok  ülkede de bu ve benzeri oluşumlardan bahseden çok fazla tartışma ve bilimsel makale mevcuttur.  Tarım, hayvancılık  ve halk sağlığı ayrılması mümkün olmayan üçlüdür. Her birini ayrı ayrı idare edelim derken bazı hususlar atlanıyor, hız ve zaman  kaybına uğruyor, radikal kararlar almada zorlanıyoruz. Bakın Korona pandemisinde bunu hepimiz gördük. İlk Başta Sağlık Bakanlığınca doğal olarak tabiplerden meydana gelen bir Bilim Kurulu oluşturuldu. Daha sonra, zaman ilerledikçe kurulun daha geniş perspektiften bakması gerektiği, başka mesleklerden de yardım alınması gerektiği görüldü. Ardından salgın hastalıkları ve onunla mücadeleyi bilen tabipler dışındaki meslek dallarından bilim insanları yavaş yavaş kurula eklendi. Çok daha etkili ve güzel çalışmalar oldu. Keşke ta işin en başında ve zaman geçmeden bu şekliyle şekillenmiş olsaydı. Ama pandemi pek çok şeyi etkilediği için bize bunu zorla öğretti.

            Bakın hastalığın Çin’de çıkması ve dünyaya yayılması ne kadar çabuk oldu, değil mi? Gelişmiş, zengin,sağlık alanında çok iyi bildiğimiz ülkeler düşünmeye, tedbirler almaya fırsat bulamadan bir bir çöktüler. Bizim hastalığa yakalanmamız Mart ayına kadar geciktiği, hastanelerle sağlık çalışanlarımızı çok daha iyi organize ettiğimiz için bu salgında başarılı olduk. Yöneticilerimiz ve sağlık çalışanlarımızla gurur duyduk ve duyuyoruz. Hastanelerde canla başla çalışan tabip, hemşire, hastabakıcı, güvenlikçi, memur vs. hepsine müteşekkiriz. Ama bu yetmez. Onları rahatlatacak, hastanelere hastaların yığılmasını önleyecek başkaca tedbirler gerekiyor. Bu kaçınılmaz bir gereksinim. 

            Şimdi olaya başka bir açıdan bakalım isterseniz. Şöyle bir senaryo düşünün, “bu defa meydana gelen hastalık yine dünya çapında  hem hayvanda, hem de insanlarda yayılsa ve öldürme oranı da yüksek olsaydı” ne yapardık? İnsanlara müdahale edecek hastane sayısı yeterli iken, hayvanlara müdahalae edecek yeterli donanıma sahip klinik veya hastane yeterli mi? Ayrıca oluşan kaosu çözmek, iş takibi yapıp yönetmek hangi bakanlık koordinesinde olacak?  Soruyorum. Böylesi acil durumlarda kamu kurum ve kuruluşlarının Acil Eylem Planları oluşturduğunu biliyorum. Ama hangi sıra dahilinde ve öncelik ne olacaktır? 

Dolayısıyla çok daha hızlı, çok daha güçlü kararlar alıp, bürokratik engellere takılmadan uygulayacak yeni birim ya da birimlere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. İşte, benim vurgulamak istediğim budur. Şu an yukardaki senaryoyu uygulayacak hayvansal salgınların kontrolünü sağlayacak yetkili Tarım ve Orman Bakanlığı’dır. Bütün il ve ilçelerde örgütlenmiş, her türlü hayvansal hastalıkla mücadele eden deneyimli personeli mevcuttur. Ayrıca içinde yüksek lisans ve doktora yapmış uzmanları  bulunan, çok çeşitli aşı- serum ve biyolojik madde üretebilen enstitüleri ve en önemlisi halkla olan yakın ilişkili altyapısı vardır. Sağlık Bakanlığı da benzerdir. Onlar da güçlü bir altyapıya sahip, her tür iş yapma yeteneği vardır. Ancak sadece insan ve insan sağlığıyla uğraşmaktadır. Tarım ve hayvancılık kısmı eksiktir. Bakın önceki yıllarda Gıda Denetim işi büyük ölçüde Sağlık Bakanlığı yetkisindeydi ve çevre sağlık teknisyenleriyle yürütülüyordu. Maalesef istenen başarıyı sağlayamadılar.  Tarım Bakanlığı kadar başarılı  olamadılar.  Tarım Bakanlığı Gıda Denetim işlerinde gerçekten  iyi ve etkin  bir rol oynuyor.  O halde söylemiş olduğum yeni oluşum ancak Tarım Bakanlığı bünyesinde diğer bakanlıklarla koordineli çalışarak başarılı olabilir.  

            Yani;  ülkemizde  savaş şartlarında veya ani gelişen salgın durumlarında meydana gelebilecek her türlü halk ve hayvan hastalığını koruyup müdahale edebilecek özgün bir sağlık çalışma ekibi oluşturulmalıdır. İnsan ve hayvan sağlığı tek çatı altında oldukça etkili korunabilir. Belki bu fikir birçok yetkili için gereksiz veya cazip gelmeyebilir. Ama artık bir bölgede hayvanlarda hastalık çıktığında, ölen hayvanını çoban Ali efendi basit bir torbaya koyup, kendine ve çevreye bulaşıp bulaşmadığını düşünmeden minibüse atıp ilçeye veya ile gelmesin. Sokaklarda koşturan kurbanlık boğaları zabıtalar veya polis memurları kovalamasın. Kolu kanadı kırık kuş veya yabanıl hayvanları hiç işten anlamayan görevliler müdahale etmesin. Bahçesinde yılan, akrep gibi zehirli hayvanlarla kuduz dahil pek çok hastalığı bulaştırabilen çakal, tilki, porsuk vs yabani hayvanları görenlerin aradıklarında konu sorumlusu acil müdahale edebilecek bir birim olsun. O zavallı hayvanları bir belediyeye, bir kliniğe, bir veteriner fakültesi hastanesine veya bir yaban hayatını koruma kurumuna top gibi atarak  ordan oraya dolaştırıp durulmasın. Yoksa hiç bir salgınla veya hastalıkla istenildiği gibi başarı sağlamak mümkün olmaz. Mesleki taassup veya bağnazlığa mahal verilmeden eldeki güçler bir an evvel birleştirilerek, TEK SAĞLIK uygulaması tez zamanda başlatılmalı ve geç kalmadan dünyaya bu alanda da örnek olmalıdır. Böylece devletimizi, milletimizi yüceltip, halkımızın sağlıklı gıda ve sağlıklı yaşam olanaklarını hızla artırmalıyız.
 
 
Dr Öğretim Üyesi Hakan KEÇECİ
            Bingöl Üniversitesi
Veteriner İç Hastalıkları Anabilim Dalı Bşk.