NEDEN BUZAĞI ÖLÜMLERİYLE BAŞ EDEMİYORUZ| Anadolu İzlenimler

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

NEDEN BUZAĞI ÖLÜMLERİYLE BAŞ EDEMİYORUZ

Büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde kurulan işletmeler yüksek kar beklentisiyle bu işe soyunuyorlar. Bir takım etüt ve projeksiyon çalışmaları sonrası modern ahırlar oluşturuluyor. İşletmeci imkânı varsa biraz arazi satın alarak işe başlıyor. Kişi hayvancılık sektörüne yeni giriyor ve konuyla ilgili bir deneyimi yoksa, bazı zorluklarla karşılaşıyor. Mecburen ilk planda çiftlikle birilerinin alakadar olması gerekiyor. Öncelikle çiftliğe bakacak, sahip olacak yetkili bulunuyor, sonra da bir takım oluşturulmaya çalışılıyor. Takımda; bekçiler, hayvan bakıcıları, sağımcılar, tohumlama ve aşı elemanları ile veteriner hekimler, zooteknistler bulunmak zorunda. Bunlara ek olarak bir de tecrübe… Bakın en önemlisini sona yazdım “TECRÜBE”. İşte bu kapının altın anahtarı…
       Ne demek Tecrübe?
  • Yapılan hangi iş olursa olsun deneyim demek,
  • İş ciddiyeti demek,
  • Çalışılan konuda detay bilgi sahibi olmak demek,
  • Verilen emir ve komutları alıp, hem bilimin hem de kendi kazanımlarının süzgecinden geçirerek uygulayan demek,
  • Kısaca iyi ve faydalı olan her şeyi kullanmak demektir.
Şimdi konu başlığına gelelim “Neden buzağı ishalleriyle baş edemiyoruz “. İşletmelerin pek çoğu neden bu konuda hala sıkıntı yaşıyor?

En büyük neden iş kalitesi, tecrübesizlik ve teknik ekibin yetersizliği ya da uyumsuzluğudur. Çünkü iyi bir işletme, iyi bir takım oyunu demektir. Herkesin verilen görevi tam manasıyla yapması, tabiri caizse tüm imkanları sonuna kadar kullanıp, sinekten yağ çıkartması demektir. Ancak böylelikle kar edilebilir, böylelikle para kazanılabilir. Bir de zamanlamayı doğru yapıp işletmeye lazım olan ne varsa vakitlice almalıdır. Yani yemini-ilacını zamanında stoklamalıdır. İyi bir depolama alanı oluşturmalı ve alınan her şey son damlasına kadar çürütmeden, kokutmadan kullanılmalıdır. Bunları iyi ve deneyimli bir ekiple yapmalıdır. İşletmede alınan kararlar harfiyen ilgililer tarafından yerine getirilmeli. Aşılamalar, tohumlamalar gününde, zamanında ve düzenli yapılmalı, kayıtlar dosdoğru tutulmalıdır. Ayrıca sık sık personel değiştirilmeden ve de işten anlayan kişilerle çalışılmalıdır. İşetmede hijyen kuralları sıkı sıkıya çalıştırılmalı, anaç sürü, çok kalabalık olmadan ve diğer hayvanlardan ayrı tutulmalı. Genç hayvanlar ve buzağılar da farklı alanlarda bakılmalıdır. Özellikle buzağılarda yeni doğanları imkân varsa tek tek kulübelere yerleştirmeli, yoksa ağız sütünü aldığı ilk günler ister anne yanında, isterse de ayrı bir bölmede temiz, havadar ve hayvanı rahatsız etmeyecek sıcaklıkta bakmalıdır. Yine, doğuma veteriner hekimler, teknikerler, teknisyenler ya da çok tecrübeli elemanlarca müdahale edilmelidir. Yeni doğan buzağının göbek kordonu bakımı, kurulanması ve en önemlisi ilk emeceği ağız sütünü 2-3 saatlik zaman dilimi içinde vermeli. Elle beslenecekse kulübeye alınmalı veya annesiyle geniş ve rahat bir padokta birkaç gün geçirecek zemin hazırlanmalıdır. Bu süreçte ishal olmamaları için; derhal septisemi aşısı “E. Coli F5(K99)” yapılmalı.  Rotavirus, Coronavirus, Clostridium Perfringens ve Cryptosporidium gibi etkenlere karşı önlemler de alınmalıdır. İşletmede doğan hiçbir buzağı asla bir ihmale kurban gitmemelidir.
Aslında bu yazdıklarımı profesyonel işletmeler zaten yapıyor. Hatta dünyadaki yeni gelişen teknolojiyi birçok tesis iyi bir şekilde kullanıyor. Onlarla gurur duyuyor ve çoğalmalarını canı gönülden istiyoruz. Ancak, bizim esas dikkat kesilmemiz gereken küçük ya da orta ölçekli yetiştiriciler. İşin aslı herkes her şeyin farkında, ama nedense ısrarla ihmaller zincirini sürdürmeye devam ediyoruz. Ben söze başlarken modern bir işletme ve onların gereksinimlerini vurguladım. Aslında modern işletme diye bir tabir olmamalı. Hayvancılıkla uğraşan herkesin ahırı yeterli, teknik donanıma sahip bakılıp beslenen hayvanların rahatını ve sağlığını koruyor olmalıdır. Ahırlar, ağıllar günün şartlarını sağlar nitelikte olmalı ki, doğan yavrular-buzağılar ölmesin. Hala bugün olmuş işletmelerin bazılarında elektrik yok, su yok, yeterli havalandırma yok.  İşletmeye girdiğinizde, geniz yakan kesif bir gübre kokusu, bir delikten sızan ince bir ışık hüzmesi her yer karanlık, vıcık vıcık idrarın, gübrenin içinde yüzen yeni doğmuş buzağılar. Son derece sağlıksız, kalabalık bir ahır, birbiri üstüne basıp geçen koyun, keçi, kaz, ördek vs… Birçok şehirde, birçok yerde görmeye alıştığımız manzaralar bunlar. Ahır şatları o kadar yetersiz o kadar bozuk ki, çalışan insanlar bile etkileniyor. Yakın zamanda bir veteriner hekim arkadaşımız bir ineğe sezaryen operasyonu yaparken elektrik akımına kapıldı ve hayatını kaybetti. Ne kadar üzüldük. Ahırda doğru düzgün bir elektrik sistemi olmadığından uzatma kablosu kullanılarak ortam aydınlatılmak istenmiş ve bu sırada meydana gelen elektrik kaçağından kardeşimiz kaza kurbanı olmuştur. Her şeyin çok kolay elde edildiği bir çağda bu nasıl oluyor? Hayat bu kadar mı ucuz? Soruyorum şimdi; bir hekimin hayatta kalamadığı bir yerde, diğer canlılar nasıl yaşasın, nasıl sağ kalsın? Akıl mantık işimi bu? Oradakilere “bu hal nedir!” diye sorsanız; “ne yapalım, imkanlar böyle” ya da “başka bir çarem yok” gibi kaçamak cevaplar alırsınız. Halbuki ahır doğru düzgün inşa edilse, ya da ne bileyim adam akıllı bir bina, bir alan olsa bu acılar yaşanmayacaktır. İşte vurgulamak istediğim bu. Siz bir sürü eksiklerle dolusunuz, ama ne hikmetse tam sonuca varmak istiyorsunuz. Yok böyle bir şey. Bu arada dikkat çekilmesi gereken bir husus daha var o da; sahada çalışan veteriner hekimler sadece yıpranmıyor, ölüyor. Bunu tüm devlet büyüklerinin görmesi ve fark etmesi gerekiyor artık. Bir an önce özverili ve gayretli arkadaşlarımızın sosyal güvenlik hakları, yıpranma durumları göz önüne alınarak yeniden tanzim edilip, düzenlenmelidir.

Tekrar ana konuya dönersek; imkansızlıklar içinde çalışmak ya da hayvan bakmak büyük ölçüde verim kaybına uğramak demektir. Yani işletmeye sığacak kadar veya gücü yettiğince hayvan bakılmazsa, o tesisin kazanç sağlaması oldukça zordur. Ancak hala belli saplantılarla hayvancılık yapanlar, hala kendini düzeltmeyi ısrarla reddedenler var.

Onlara soruyoruz;
- “ Neden camı-kapıyı kapatıyorsunuz?, cevap; hayvanlar üşür”.
- “ Neden hayvanların altları ıslak?” İdrarı, suyu tahliye edecek gider yok.
- “ Neden zemine kuruluk atmıyorsunuz?” , sap saman pahalı.
- “ Neden aynı ahırda tavuk, koyun-keçi, buzağı bir arada?”, yerim dar veya başka alan yok.
- “ Neden böyle hayvancılık yapıyorsun?”, biz atamızdan böyle gördük, böyle biliriz.
İşte atamızdan böyle gördük, böyle biliriz TECRÜBE’si de bize yaramıyor. İyi bir netice vermiyor. Bu tecrübeyle biz buzağıları ölmekten kurtaramıyoruz, bu tecrübeyle biz kaliteli hayvan yetiştiremiyoruz, bu tecrübeyle biz sektörde ayakta kalamıyoruz?
Peki ne yapacağız?
Aslında yapılacakların başında işi sevmek ve bilinçli yapmak geliyor. Bir diğeri kendi olanaklarını göz önüne alarak yatırıma başlamak, ahırın yanı sıra, kendi yemini kendi temin eden kazanır ilkesinden hareketle arazi satın almak veya kiralamak gerekiyor. Tesis eskiyse modernize etmek şarttır. Hayvanlara bakacak yeterli alan oluşturulduktan sonra, temizlik ve hijyen kuralları tavizsiz işletilmelidir. Söz konusu aile işletmesi ise tüm bireyler anne - buzağı ve ahır bakım tekniklerini tam anlamıyla öğrenip uygulamalıdır. Tertipli ve düzenli olunursa karlılık artacaktır. Eğer iyi bir işletmecilik örneği oluşturulmak isteniyorsa; kulaktan dolma, atadan dededen kalma hatalı bilgiler değil, bilimsel gerçeklerle hareket etmek son derece faydalı olacaktır. Özellikle işletmede doğan her buzağı özenli bir şekilde ve yukarda belirttiğim kurallar çerçevesinde bakılıp beslenirse sonuç iyi olacaktır. Yoksa kötü örneklerle yürüyüp gitmek, tedbirleri artırmadan, gerekli kuralları işletmeden devam etmek değil. Bundan sonra daha dikkatli, daha teknik hayvancılık yaparak bol bereketli kazançlar sağlamak dileklerimle...
                       
 
    Dr. Öğr. Üyesi Hakan KEÇECİ
Bingöl Üniversitesi Veteriner Fakültesi ANA Bilim Dalı Başkanı