Haberler | Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

Eskişehir'de Gölete 3 Bin Yavru Sazan Bırakıldı

nden yapılan açıklamaya göre, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Balıklandırma Programı kapsamında Akdeniz Su Ürünleri Araştırma, Üretme ve Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü'nden temin edilen sazan yavruları Beyyayla göletine salındı.

Ortalama ağırlıkları 2 gram civarında olan sazan yavrularının, yaklaşık 4 yıl sonra avlanabilir asgari boy limiti olan 40 santimetreye ulaşabilecekleri belirtildi.

Balıklandırma çalışmalarında yetiştiriciliğe açılmamış olan ve amatör balıkçıların avcılıkta yararlanabileceği su kaynaklarının tercih edildiği ifade edildi.

Ayrıca gerek su kaynaklarına yeni bırakılan ya da suda mevcut diğer yavru balıkların gelişimlerini tamamlamaları ve en az bir kez üreyebilmeleri için avcılık sırasında yakalanan küçük balıklara herhangi bir zarar verilmeden suya geri salınmaları konusunda avcılar uyarıldı.
 
28.05.2020
Devamı

Tarım Ve Orman Bakanlığı 2019'da 32 Bin 600 Ton Defne Üretimi Gerçekleştirdi

Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü (OGM) 2019 yılında yaptığı çalışmalarla odun dışı orman ürünlerinden olan defneden 32 bin 600 ton üretim gerçekleştirdi. Bu defne üretimi sürecinde çalışan orman köylülerine ise 115 milyon lira ekonomik katkı sağlandı.

Anavatanı Anadolu ve Balkanlar olan defne Akdeniz bitki örtüsünün karakteristik bitkilerinden biri konumunda bulunuyor. Ülkemizde defne, Ege, Akdeniz ve Karadeniz Bölgesi’nin bütün kıyı şeridi boyunca yayılış gösteriyor ve bu bitkiye, yaklaşık 600-800 metre yüksekliklerde rastlanıyor. Dünyada ise Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü bütün Akdeniz ülkelerinde ve Rusya’nın Karadeniz kıyılarında yetiştirilebiliyor.

Dünya nüfusunun sürekli artması, insan ihtiyaçlarının da artmasına ve çeşitlenmesine yol açıyor. İnsanların besin temini konusunda bilinçlenmeleri, sentetik maddelerden mümkün olduğunca korunma istekleri, ekolojik veya tabiattan toplanan ürünlere olan talebi artırıyor, bu ise odun dışı orman ürünlerine yansıyor. Ülkemizin odun dışı orman ürünlerinden ve önemli tıbbi aromatik bitkilerinden birisi olan, ayrıca dış ticaretimizde de önemli yer tutan Akdeniz Defnesi de bu talepten nasibini alıyor.
Bu çerçevede defnenin tabii yayılış alanlarından yapılan yaprak ve tohum faydalanmalarının sürdürülebilir nitelikte olmasını, üretim maliyetlerinin düşürülmesini, üretimde yaşanan değer kayıplarının azaltılmasını ve orman köylüsünün gelirlerinin artırılmasını sağlamak maksadıyla Tarım ve Orman Bakanlığı 2016 yılında “Defne Eylem Planı”nı hayata geçirmişti.

12.500 Dekar Alanda Rehabilitasyon ve 160 Km Yol Yapılacak
2016 ve 2020 yılları arasında uygulanacak bu eylem planı çerçevesinde hedefleri belirleyen Bakanlık, bu süre zarfında 12.500 dekarlık alanda defne rehabilitasyonu çalışmaları yapacak. Ayrıca bu alanlarda toplanan defnelerin taşınabilmesi için 160 kilometrelik bir yol şebekesi inşa edecek.
Diğer yandan eylem planı ile 1.000 dekarlık defne alanı, tohumundan faydalanmak üzere koruma altına alınacak ve 5.000 kişiye eğitim verilerek iç tüketimin arttırılmasına yönelik 13 adet tanıtım faaliyeti gerçekleştirilecek.

9.610 Dekar Alanda Rehabilitasyon Çalışması Tamamlandı
Eylem planı kapsamında yürütülen çalışmalar ile bugün itibarıyla 9.610 dekar alanda rehabilitasyon çalışması tamamlanarak 122 km’lik yol yapıldı. Ayrıca 810 dekar alan defne tohumundan faydalanılmak üzere koruma altına alındı ve 4.000 kişiye eğitim verildi.

Türkiye 2019’da 40 Milyon Dolar Defne İhracatı Yaptı
Dünyada önemli bir üretici konumunda bulunan Türkiye yıllar itibarıyla sürekli ihracat gelirlerini artırıyor. 2005 yılı defne ihracat geliri yaklaşık 12 milyon dolar olan Türkiye’nin 2019 yılı ihracat geliri 40 milyon dolar oldu. OGM de defne üretimi ve defnenin korunması için çalışmalarını sürdürüyor. 2005 yılında OGM’nin 6 bin 436 ton olan defne üretimi 2019 yılında 32 bin 600 tona yükseldi. Bu üretimden ise 4,2 milyon lira tarife bedeli tahsil edildi.

Defne Alanlarından Aşırı ve Bilinçsiz Faydalanılıyordu
Toplayıcıların defne alanlarından aşırı ve bilinçsiz faydalanmaları sebebiyle verimli defne alanlarının tahrip olduğu ve yaprak veriminin düştüğünü ifade eden Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli ise “Faydalanılan alanlarda makinalı çalışma imkanlarının olmaması, defne alanlarından iç kısımlara ulaşımını sağlayacak yol şebekesinin de yetersizliği bu eylem planının hazırlanmasını zorunlu hale getirdi” değerlendirmesinde bulundu.

Orman Köylüsüne Ek Gelir Kapısı Açılıyor
Dünya’da ve ülkemizde, orman kaynaklarının gelecek nesillere aktarılabilmesinin önemli şartlarından birisinin de, o civarda yaşayan halka alternatif gelir kaynakları sunma olduğunu ifade eden Dr. Pakdemirli “Bu eylem planı ile orman köylümüze ek gelir kapıları açıyoruz. Bu çerçevede 2019 yılında üretimi gerçekleştirilen defnenin üretim aşamalarında yer alan orman köylülerine 115 milyon lira ekonomik katkı sağladık. Bugüne kadar birçok eylem planı hazırladık ve uyguluyoruz. Bu eylem planının da başarıyla hedefine ulaşacağından hiç şüphem yok. Bu tip uygulamalar kırsal kalkınmanın lokomotifi olacak” diyerek sözlerini tamamladı.​
 
28.05.2020
Devamı

Avrupa’nın En Büyüğünde Enerji Üretimi Başladı

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Dicle Nehri üzerinde yapılan ve silindirle sıkıştırılmış beton tipine göre Türkiye ve Avrupa'nın en büyük barajı olan Çetin Barajı'nın enerji üretimine başladığını ifade ederek, barajın milli ekonomiye yıllık 500 milyon lira katkı sağlanacağını söyledi.
Siirt'in Şirvan ve Pervari ilçeleri sınırları içerisinde bulunan Çetin Barajı ve Hidroelektrik Santralinin temelden 165 metre gövde yükseklikte inşa edildiğini belirten Bakan Pakdemirli "Kendi kategorisinde Türkiye ve Avrupa'nın en büyük barajı olan Çetin Barajı'nın maksimum işletme kotunda, 615 milyon metreküp su depolanacak, 37 kilometre uzunluğunda ve 12 kilometre alanında bir gölalanı oluşacak" dedi.

Yılda 1 Milyar 175 Milyon Kwh Enerji Üretilecek
Barajın üç büyük ve bir küçük olmak üzere 4 türbin ile toplamda 420 MW kurulu güce sahip olduğunu vurgulayan Bakan Pakdemirli "Baraj ile yılda 1 milyar 175 milyon kWh enerji üretilecek ve milli ekonomiye yılda yaklaşık 500 milyon TL katkı sağlanacak" değerlendirmesinde bulundu.

Enerji Kaynaklı Dış Ticaret Açığına Olumlu Yönde Etki
Projede bir küçük ünite ve bir büyük ünitenin devreye girdiğini ve elektrik üretimine başladığını açıklayan Pakdemirli "Yerli ve yenilenebilir enerjinin payının artırılması bakımından son derece önemli olan bu barajın tamamlanarak milli ekonomiye katkı verir duruma gelmesi, ülkemizdeki enerji kaynaklı dış ticaret açığına olumlu yönde etki yapacak" açıklamasında bulundu.
 
28.05.2020
Devamı

KORONA PANDEMİSİ SONRASI NELER YAPILMALI

  Ocak ayından beri devam eden Korona enfeksiyonu, belki biraz bulaşma hızını azaltsa da maalesef devam ediyor. Evlerimizde bekleyiş sürüyor. Ama genel manada sorunlar da büyüyor. En başta dünya ekonomisinde küçülme, işsizlik oranlarında artış, daha kötüsü de açlığı iyice körüklemiş durumda. Dünya Sağlık Örgütüne göre 217 ülke pandemiden etkilenmiş ve 100’den fazla ülke de iflas ettiğini açıklayarak, yazık ki IMF'den yardım talep eder olmuştur.

            Tüm bu olan biten içinde bizler de “ne zaman normal hayata döneceğiz ?” diyoruz. İnanın kimse de net olarak bilmiyor. Ama bir gerçek var, o da en erken Haziran sonu gibi biraz normalleşeceğiz. Tahmin ediyorum Kurban Bayramına kadar itidalli tutumumuz sürecek. Fakat istesek de istemesek de bu dar ve meşakkatli yoldan geçmek zorundayız. Ancak bizi bekleyen esas gerçekler, Korona sonrasında daha net ortaya çıkacak. Bu sebeple her tür tedbiri şimdiden düşünüp, almalıyız. Gerek sağlık, gerek tarım, gerekse sanayi alanında yenilikçi ve ileriyi gören bir takım senaryolar üretmeli ve hızla hayata geçirmeliyiz. 

Şunu da söylemek gerekiyor ki sadece sağlık alanında yapılacak iyileştirmelerle tek bir yol haritası  çizmemeliyiz.

            Bakın söylüyorum, şu an dünyada meydana gelen salgın ilerde benzer başka hastalıklar, başka şekillerde dünya çapında gündem olacak gibi.  Nereden söylüyorum, çünkü birilerinin dediği gibi eğer salgın planlı bir eylem olarak tasarlandı ise  benzer teşebbüsler de tekrar tekrar  karşımıza çıkacaktır.  Yok sadece bir hata sonucu, yanlışlıkla meydana geldiyse o zaman da başka hatalar dünyanın başını ağrıtacaktır. Öyleyse biz ülkemiz açısından şimdiden bir takım tedbirler almalıyız, almak zorundayız.  Birçok insan, özellikle de devlet yetkilileri aynı benim gibi düşündüğünü biliyorum. Bu nedenle salgın sonrası mutlaka birçok yeni uygulama devreye girecektir.
         
   İşte yapılanma esnasında özellikle tarımsal alanlarda çok güçlü adımlar  atmamız gerekiyor. Köylüyü çiftçiyi bu hususta eğiterek, aynı deprem tatbikatı yapar gibi bu tür biyolojik saldırılara karşı bilgilendirip donatmalıyız. Yine şehirde yaşayanları da işin içine katarak daha akılcı üretim ve tüketim modellerini oluşturmalıyız. Yani ne demek  istiyorum ki, tam manasıyla her yönden kendine yeter, kendi ayakları üzerinde durabilecek bir ülke olmak zorundayız.  Sağlıklı toplum ve sağlıklı bireyler olmanın bir ayağı sağlıklı beslenmeden geçiyor. Böyle olması nedeniyle tarım ve hayvancılık hususunda da şimdiki konumumuzdan çok daha iyi duruma gelmemiz şart oldu. O yüzden Tarım ve orman Bakanlığımızın böylesi pandemilerde gücünü artırmak, özellikle zoonotik (hayvanlardan insana bulaşan) hastalıklar başta olmak üzere, memlekette büyük ekonomik kayıplara yol açan hayvansal kaynaklı salgınları çok daha etkili ve kısa zamanda durdurup yok edecek bir alan açması mecburi olmuştur.

            Bunun için yeni bir birim kurması zamanı geldi de geçiyor bile. O nedenle kendi  bünyesinde tamamı uzmanlardan oluşan yeni bir  Genel Müdürlük oluşturmalıdır. Bu bahsettiğim genel müdürlüğün içinde tamamen profesyonel klinisyen tabipler, veteriner hekimler, eczacılar, ziraat, gıda, su ürünleri, genetik mühendisleri, biyologlar, bilişimciler ve ilgili alan uzmanlarından müteşekkil olmalıdır. Zaten dünyada bunun tanımı TEK SAĞLIK ‘tır. Şu pandemi yaşadığımız günlerde birçok  ülkede de bu ve benzeri oluşumlardan bahseden çok fazla tartışma ve bilimsel makale mevcuttur.  Tarım, hayvancılık  ve halk sağlığı ayrılması mümkün olmayan üçlüdür. Her birini ayrı ayrı idare edelim derken bazı hususlar atlanıyor, hız ve zaman  kaybına uğruyor, radikal kararlar almada zorlanıyoruz. Bakın Korona pandemisinde bunu hepimiz gördük. İlk Başta Sağlık Bakanlığınca doğal olarak tabiplerden meydana gelen bir Bilim Kurulu oluşturuldu. Daha sonra, zaman ilerledikçe kurulun daha geniş perspektiften bakması gerektiği, başka mesleklerden de yardım alınması gerektiği görüldü. Ardından salgın hastalıkları ve onunla mücadeleyi bilen tabipler dışındaki meslek dallarından bilim insanları yavaş yavaş kurula eklendi. Çok daha etkili ve güzel çalışmalar oldu. Keşke ta işin en başında ve zaman geçmeden bu şekliyle şekillenmiş olsaydı. Ama pandemi pek çok şeyi etkilediği için bize bunu zorla öğretti.

            Bakın hastalığın Çin’de çıkması ve dünyaya yayılması ne kadar çabuk oldu, değil mi? Gelişmiş, zengin,sağlık alanında çok iyi bildiğimiz ülkeler düşünmeye, tedbirler almaya fırsat bulamadan bir bir çöktüler. Bizim hastalığa yakalanmamız Mart ayına kadar geciktiği, hastanelerle sağlık çalışanlarımızı çok daha iyi organize ettiğimiz için bu salgında başarılı olduk. Yöneticilerimiz ve sağlık çalışanlarımızla gurur duyduk ve duyuyoruz. Hastanelerde canla başla çalışan tabip, hemşire, hastabakıcı, güvenlikçi, memur vs. hepsine müteşekkiriz. Ama bu yetmez. Onları rahatlatacak, hastanelere hastaların yığılmasını önleyecek başkaca tedbirler gerekiyor. Bu kaçınılmaz bir gereksinim. 

            Şimdi olaya başka bir açıdan bakalım isterseniz. Şöyle bir senaryo düşünün, “bu defa meydana gelen hastalık yine dünya çapında  hem hayvanda, hem de insanlarda yayılsa ve öldürme oranı da yüksek olsaydı” ne yapardık? İnsanlara müdahale edecek hastane sayısı yeterli iken, hayvanlara müdahalae edecek yeterli donanıma sahip klinik veya hastane yeterli mi? Ayrıca oluşan kaosu çözmek, iş takibi yapıp yönetmek hangi bakanlık koordinesinde olacak?  Soruyorum. Böylesi acil durumlarda kamu kurum ve kuruluşlarının Acil Eylem Planları oluşturduğunu biliyorum. Ama hangi sıra dahilinde ve öncelik ne olacaktır? 

Dolayısıyla çok daha hızlı, çok daha güçlü kararlar alıp, bürokratik engellere takılmadan uygulayacak yeni birim ya da birimlere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. İşte, benim vurgulamak istediğim budur. Şu an yukardaki senaryoyu uygulayacak hayvansal salgınların kontrolünü sağlayacak yetkili Tarım ve Orman Bakanlığı’dır. Bütün il ve ilçelerde örgütlenmiş, her türlü hayvansal hastalıkla mücadele eden deneyimli personeli mevcuttur. Ayrıca içinde yüksek lisans ve doktora yapmış uzmanları  bulunan, çok çeşitli aşı- serum ve biyolojik madde üretebilen enstitüleri ve en önemlisi halkla olan yakın ilişkili altyapısı vardır. Sağlık Bakanlığı da benzerdir. Onlar da güçlü bir altyapıya sahip, her tür iş yapma yeteneği vardır. Ancak sadece insan ve insan sağlığıyla uğraşmaktadır. Tarım ve hayvancılık kısmı eksiktir. Bakın önceki yıllarda Gıda Denetim işi büyük ölçüde Sağlık Bakanlığı yetkisindeydi ve çevre sağlık teknisyenleriyle yürütülüyordu. Maalesef istenen başarıyı sağlayamadılar.  Tarım Bakanlığı kadar başarılı  olamadılar.  Tarım Bakanlığı Gıda Denetim işlerinde gerçekten  iyi ve etkin  bir rol oynuyor.  O halde söylemiş olduğum yeni oluşum ancak Tarım Bakanlığı bünyesinde diğer bakanlıklarla koordineli çalışarak başarılı olabilir.  

            Yani;  ülkemizde  savaş şartlarında veya ani gelişen salgın durumlarında meydana gelebilecek her türlü halk ve hayvan hastalığını koruyup müdahale edebilecek özgün bir sağlık çalışma ekibi oluşturulmalıdır. İnsan ve hayvan sağlığı tek çatı altında oldukça etkili korunabilir. Belki bu fikir birçok yetkili için gereksiz veya cazip gelmeyebilir. Ama artık bir bölgede hayvanlarda hastalık çıktığında, ölen hayvanını çoban Ali efendi basit bir torbaya koyup, kendine ve çevreye bulaşıp bulaşmadığını düşünmeden minibüse atıp ilçeye veya ile gelmesin. Sokaklarda koşturan kurbanlık boğaları zabıtalar veya polis memurları kovalamasın. Kolu kanadı kırık kuş veya yabanıl hayvanları hiç işten anlamayan görevliler müdahale etmesin. Bahçesinde yılan, akrep gibi zehirli hayvanlarla kuduz dahil pek çok hastalığı bulaştırabilen çakal, tilki, porsuk vs yabani hayvanları görenlerin aradıklarında konu sorumlusu acil müdahale edebilecek bir birim olsun. O zavallı hayvanları bir belediyeye, bir kliniğe, bir veteriner fakültesi hastanesine veya bir yaban hayatını koruma kurumuna top gibi atarak  ordan oraya dolaştırıp durulmasın. Yoksa hiç bir salgınla veya hastalıkla istenildiği gibi başarı sağlamak mümkün olmaz. Mesleki taassup veya bağnazlığa mahal verilmeden eldeki güçler bir an evvel birleştirilerek, TEK SAĞLIK uygulaması tez zamanda başlatılmalı ve geç kalmadan dünyaya bu alanda da örnek olmalıdır. Böylece devletimizi, milletimizi yüceltip, halkımızın sağlıklı gıda ve sağlıklı yaşam olanaklarını hızla artırmalıyız.
 
 
Dr Öğretim Üyesi Hakan KEÇECİ
            Bingöl Üniversitesi
Veteriner İç Hastalıkları Anabilim Dalı Bşk.

 
 
22.05.2020
Devamı

Bakanlık Gıda İsrafını Önlemek İçin Düğmeye Bastı

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) iş birliğiyle yürütülecek Gıdanı Koru Kampanyası kapsamında, strateji belgesi ve eylem planı hazırlandı.

Türkiye'nin gıda kayıpları ve israfının önlenmesi, azaltılması ve yönetimine ilişkin hazırlanan planla, ilgili bakanlıklar, kamu kurumları ve sivil toplum örgütlerinin katkısıyla gıda israf ve kayıplarının önlenmesi için 100 eylem hayata geçirilecek.

Bu kapsamda, özellikle tüketiciler için farkındalık oluşturulması amaçlanıyor. Uygun gıda muhafaza koşulları, kalan yemeklerin muhafazası ve tekrar kullanılması, planlı alışverişin önemi konusunda eğitimler ve atölye çalışmaları yapılacak.
 

Ürün etiketi üzerindeki son tüketim tarihi ve tavsiye edilen tüketim tarihi arasındaki fark anlatılacak ve güvenilir tüketim konusunda farkındalık artırılacak. Evlerde gıda israfını azaltmaya yönelik tarifler ve çözümler yaygınlaştırılacak.

Kusurlu, şekil bozukluğu olan ancak güvenilir ve besleyici meyve ve sebzelerin israfının önüne geçilmesi mesajı verilecek.

Şekli bozuk ürünlerin süpermarketlerde satışa sunulması sağlanacak, bu kapsamda gıdanın şeklinden öte kalitesinin önemli olduğuna ilişkin bilgi posterleri kullanılacak. Şekli bozuk ürünler restoran ve hazır yemek şirketlerinin satışlarına da entegre edilecek.

Gıda israfıyla mücadele için mesaj verilecek

Okullarda, temel askeri eğitim müfredatında, Gençlik ve Spor Bakanlığı yurtlarında, gençlik merkezlerinde, gençlik kamplarında, cezaevlerinde ve hastanelerde, posterler, seminerler, videolarla gıda israfı konusunda bilgi, bilinç ve farkındalık düzeyi artırılacak.

Ramazan da dahil, kültürel ve sanatsal faaliyetler yoluyla porsiyon ayarlama ve pişirme kalan yemekleri muhafaza etme ve raf ömrünü uzatma, yeterli miktarda meyve ve sebze satın alma yöntemleri konusunda tüketicilerin farkındalığı sağlanacak.

Televizyon programlarında, filmlerde veya TV dizisi senaryolarında gıda kaybı ve israfıyla mücadele konusunda gizli veya açık mesajlar verilecek.


 
 
22.05.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli Biyolojik Çeşitlilik Günü İçin Mesaj Yayınladı

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, 22 Mayıs Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü münasebetiyle bir mesaj yayınladı. Bakan Pakdemirli’nin mesajında şunları söyledi.

“Biyoçeşitlilik ile ilgili sorunlara dikkat çekmek, halkı bilinçlendirmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin kabul edildiği gün olan 22 Mayıs,
Birleşmiş Milletler tarafından “Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü” olarak ilan edilmiştir.

Her yıl dünya genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanan Biyolojik Çeşitlilik Günü’nün bu yıl ki teması “Çözümlerimiz Doğadadır” olarak belirlenmiştir.
Bu günlerde dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını da bir kez daha göstermiştir ki; bütün teknolojik ilerlemelere rağmen sağlık, su, gıda, ilaç, barınak ve enerji için tamamen sağlıklı ve canlı ekosistemlere ihtiyacımız vardır.

Bu yılın teması olan “Çözümlerimiz Doğadadır” sloganı; umut, dayanışma ve doğa ile uyumlu bir gelecek inşa etmek için birlikte çalışmanın önemine de değinmektedir. Yine bu slogan; biyoçeşitlilik kaybının önlenmesi için küresel çerçevede güçlü bir iradenin oluşması gerektiğine, bu yıl her zamankinden çok daha fazla işaret etmektedir.
Ülkemiz, biyoçeşitliliğin korunması için önemli adımlar atan ülkelerden biri olmasının yanında 2022 yılında düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 16. Taraflar Konferansına ev sahipliği yapacak ve 2022-2024 yılları arasında sözleşme dönem başkanlığını yürütecektir.

Bu kapsamda, geçtiğimiz yıl Ağustos ayında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla bir genelge yayınlanarak Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Koordinasyon Kurulu kurulmuş ve faaliyetlerine başlamıştır. İlgili bakanlıklar başta olmak üzere diğer kurum ve kuruluşlar seferber edilerek geniş bir biçimde katkı ve katılımlarının sağlandığı bu süreç, ülkemizin biyolojik çeşitliliğe verdiği önemin bir göstergesidir.

Bu vesile ile 22 Mayıs Biyolojik Çeşitlilik Gününüzü tebrik eder, biyolojik çeşitliliğimizin korunmasına gösterdiğiniz katkı ve duyarlılıktan dolayı en kalbi şükranlarımı sunarım”
 
 
22.05.2020
Devamı

BU SENE RAMAZAN DAHA ANLAMLI

Ramazan ile ilgili sohbetler hep “nerede o eski Ramazanlar diye” başlar. Bu sefer Korona Salgını gölgesinde çok farklı bir Ramazan yaşıyoruz. İlk anda yasaklar altında kapalı buruk bir Ramazan diye düşünülebilir. Ama birçok anlamlı gününde bir araya geldiği bu Ramazan birçok şeyi düşünmek için aslında güzel bir fırsat yakaladık.
Gerçekten de bu sene Ramazanın maneviyatını milli günlerimizin coşkusuyla birlikte yaşıyoruz. Daha en baştan Ramazanı karşıladığımız ilk sahura, Bağımsızlığımızın 100. yılını kutladığımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında kalktık. Ama daha önemlisi 1000 aydan daha kıymetli bu yılki Kadir Gecesini, milli mücadelenin ilk adımının atıldığı 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Bayramında idrak ediyoruz. Her Kadir Gecesinde, dualar ettiğimiz Büyük Önderi, silah arkadaşlarını ve bugüne kadar ülkemiz için can vermiş şehitlerimizi bu gece daha minnetle anacağız.

Bunlara ilaveten bu yıl, emek, hak ve rızık gibi büyük manevi anlamları olan özel günleri de Ramazanda kutlayacağız. Emeğin karşılığının teri soğumadan verilmesini Hak bilenler için 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı çok anlamlıdır. Yine rızık kadar rızkı üretenlerin de değerini bilenler için 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Gününü önemlidir. Bu özel günlerin de Ramazan içine denk gelmesi milli günler kadar anlamlıdır.

Sonuç olarak; bu sene Ramazan, milli ve manevi değerlerimizin birlikte harmanlandığı bir ay oldu.
Her fırsatta sahip olduklarımızın önemini anlamak ve şükretmek gerektiğini söylesek de ancak bir felaket yaşadığımızda farkındalığımız artar. Bu açıdan Dünyayı sarsan salgın hastalık da birçok konuya bize bir daha hatırlattı. Teknoloji ne kadar gelişse de hayatlarımızın nasıl bir anda tehlikeye girebileceğini bu korkunç durumdan korunmanın ise sosyal mesafe ve hijyen ile ne kadar basit olduğunu gördük. Marketlere saldırırken aslında gıdanın ne kadar vaz geçilmez olduğunu anladık. Daha birkaç ay önce sürdürülebilirlik kelimesini fiyakalı bir söz sananlar, sadece birkaç günlük sokağa çıkma yasağı sonrasında hızla değişen tabiatı gördükçe; ne kadar savurgan olduğumuzu, kaynaklarımızı hoyratça kullandığımızı anlamaya başladılar. Aslında bilim çevreleri yıllardır doğa, ekonomi ve sosyal yaşam çerçevesinde karşılıklı dengelerin devamlılığını savunan sürdürülebilirlik ile ilgili tedbirleri anlatıyorlar. Bu farkındalığın artmaya başladığı günlerde, Ramazanı idrak ediyor olmak, topluma doğru yolu göstermek adına büyük bir şans. Rızka şükretmeyi, bu kapsamda israfı engellemeyi ve yoksulla paylaşmayı emreden Ramazan, sürdürülebilirliğin anlaşılması ve kamuoyu desteği bulması için iyi bir vesile oluşturuyor.
Bütün Dünya yıllardır bilinçsiz tüketimle aslında kendi geleceğini yok ettiğinin farkına vardıktan sonra giderek yaklaşan kıyametten korumanın en iyi yolunun tarımda sürdürülebilirlik olduğu sonunda anladı. Bunun teminatının ise dev işletmeler değil, küçük aile çiftçilerinin olduğu, yaşanan krizler sırasında gördü. Tek başına zayıf olan bu kahramanların, güçlü olabilmek için ellerindeki tek silah ise kooperatifleri. Dünyayı kurtarabilecek kahramanların küçük aile işletmelerine sahip çiftçiler olduğunu artık herkes biliyor. Giderek artan bu farkındalık, salgın hastalık ile daha da belirgin hale geldi.

Piyasadaki daralma nedeniyle ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalan, artan girdi fiyatları karşısında borçlarını ödeyemez duruma gelen çiftçi, salgın hastalığın kol gezdiği bir ortamda sağlığını hiçe sayarak üretimine devam ediyor. Onun bizim adımıza verdiği hayatta kalma mücadelesine destek vermek gerekmektedir. Birlik ve beraberliğimizin iyice pekiştiği bu Ramazan rızık üretenlere hak ettikleri saygının verilmesi için iyi fırsat oluşturmuştur.
Artık milletimizin kendisi için her dönem fedakârlık yapan Türk Çiftçisine vefasını göstermesinin vakti gelmiştir.
Salgınla mücadelede başarı sağlayarak sağlıklı, huzurlu çiftte bayramın ötesinde, çiftçimizle kucaklaştığımız birlik ve beraberlik içinde çok daha anlamlı bir Ramazan bayram diliyorum.

Dr.Erhan Ekmen
Ziraat Yüksek Mühendisi

 
21.05.2020
Devamı

Ceylanpınar'da 60Bin Dekar Arazi Sulamaya Açılıyor

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli Türkiye’nin en büyük tarım işletmesi olan Şanlıurfa Ceylanpınar Tarım İşletmesinde 60 bin dekar alanı suyla buluşturacak yatırımın tamamlandığını açıkladı ve 22 Mayıs 2020 Cuma günü açılışının yapılacağını söyledi.

Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen TİGEM-Ceylanpınar Sulama Projesinin yaklaşık 70 milyon lira yatırım bedeli ile hayata geçirildiğine vurgu yapan Bakan Pakdemirli, proje ile işletmede kuru tarım yapılan alanda üretim düşüklüğü riskinin ortadan kalkacağını belirtti.

Tek Tuşla Binlerce Dönüm Arazi Sulanacak
Sürdürülebilir tarım ve gıda güvenliği için daha yüksek verime ulaşmada modern sulama yöntemleri kullanılacak.  Bakan Pakdemirli “Üretim artışı için vazgeçilmez olan suyu, modern sulama sistemleriyle daha tasarruflu kullanıyoruz. Ceylanpınar Tarım İşletmesinde toprakları en ileri teknolojilerle donatılmış modern sistemlerle suluyoruz. Sadece tek tuşa basarak binlerce dönüm araziyi suya kavuşturuyoruz” diye konuştu.

Türkiye Su Zengini Bir Ülke Değil
Bu projede olduğu gibi modern basınçlı sulama sistemleriyle suyu daha tasarruflu kullandıklarını kaydeden Pakdemirli “Bilinenin aksine Türkiye su zengini bir ülke değil. Bu sebeple suyumuzu mümkün olduğunca tasarruflu kullanmak zorundayız. Bu sebeple her damla suyumuz toprağa hayat olacak, bereket olacak, toprak da bize” değerlendirmesinde bulundu.

Ülke Ekonomisine 4 Kat Daha Fazla Katkı Sağlanacak
Toplam 60 bin dekar zirai araziye can suyu olacak TİGEM Ceylanpınar Sulama Projesi ile iki yılda bir ürün yerine yılda iki ürün alınacağının altını çizen Bakan Pakdemirli şöyle devam etti:
“Bu arazilerde nadas sistemi kalkacak, ikinci ürün ekilişleri sayesinde bitki çeşitliliği artacak, verim ve kalitede artış gerçekleşecek. Hububat verimi 250 kg/dekardan, 500 kg/dekara çıkacak ve kalite yükselecek. Her yıl ilave 25 milyon TL gelir sağlanacak. İkinci ürün ekilişleri ile bu gelir 70 milyon TL düzeylerine çıkacak. Böylece ülke ekonomisine 4 kat daha fazla katkı yapılacak. Ayrıca daha fazla istihdam sağlanacak, kanal sulaması nedeniyle enerji tüketimi azalacak. Üretim maliyeti düşecek. Yer altı su kullanım oranı azalacak”

Hedefimiz 2023 Yılına Kadar 150 Bin Dekar Araziyi Daha Suyla Buluşturmak
Ceylanpınar Tarım İşletmesinde 2008 yılında 108 bin dekar arazinin sulandığını ifade eden Pakdemirli “2019 itibarıyla sulanan alan büyüklüğünü 613 bin dekara yükselttik. Açılışını yaptığımız bu projeyle bu alan 2020 itibarıyla 673 bin dekara çıktı. Hedefimiz 2023 yılına kadar 150 bin dekar araziyi daha suyla buluşturmak ve işletme arazisinde 820 bin dekar arazinin sulanmasını sağlamak” diye konuştu.

18 Yılda 800 Milyon Liralık Yatırım Yapıldı
Bakan Pakdemirli, 2002 yılından 2019 yılına kadar Ceylanpınar Tarım İşletmesine sulama, hayvancılık, mekanizasyon ve tarımsal tesis anlamında 721 milyon lira yatırım yapıldığını ve bu yıl yapılacak 80 milyon liralık yatırımla son 18 yılda yapılan yatırımın 800 milyon lirayı aştığını da sözlerine ekledi. ​
 
 
 
 
21.05.2020
Devamı

Organomineral Gübre Desteği Ödemeleri Başladı

Tarım ve Orman Bakanı  Bekir Pakdemirli, 2019 yılı organik ve organomineral gübre  kullanan  çiftçilere uygulanacak desteklere ait açıklamalarda bulundu.
         Bakan Pakdemirli'nin açıklaması şu şekildedir:
         "Ülkemiz topraklarının organik madde kapsamının  yükseltilmesi,  kimyevi  gübre kullanım etkinliğinin artırılması ve topraklarımızın ihtiyacı olan bitki besin maddelerinin ülkesel kaynaklardan karşılanması amacıyla ilk defa 2019 yılında uygulamaya başladığımız normal gübre desteğine ilave olarak organik ve organomineral gübre  kullanan  çiftçilerimize  dekara  10  TL  destekleme  ödenmeye başlanmıştır.
         Bu çerçevede başvuru, icmal, askı ve kontrolleri tamamlanan 57 İlde 18.892 çiftçimize 14 milyon 481 bin liralık destek ödemelerine 15 Mayıs Cuma günü başladık.
Tüm çiftçilerimize hayırlı olsun"
 
19.05.2020
Devamı

Ilısu Barajı’nda Elektrik Üretimi Başlıyor

Türkiye'nin en büyük elektrik üretimi projelerinden biri olan Ilısu Barajı'nın altı tribününden ilki, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda hizmete alınıyor. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın video konferans yöntemiyle iştirak edeceği ilk tribünün hizmete alınma törenine; Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez de katılacak.

Konuyla ilgili açıklama yapan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Türkiye’nin 70 yıllık rüyası olan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2008 yılında temeli atılan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nde elektrik üretiminin başlayacağını müjdeledi.



KAYA DOLGU TİPİNDE DÜNYANIN EN BÜYÜĞÜ

Dicle Nehri üzerine inşa edilen ve kurulu güç bakımından Atatürk, Karakaya ve Keban barajlarından sonra Türkiye’nin dördüncü büyüğü konumunda bulunan Ilısu Barajı’nın önyüzü beton kaplı kaya dolgu baraj tipinde dolgu hacmi ve gövde uzunluğu bakımından ise dünyada birinci sırada yer aldığını ifade eden Pakdemirli, tesisin, temelden 135 metre yüksekliğe, 24 milyon metreküp dolgu hacmine ve bin 820 metre kret uzunluğuna sahip olduğunu dile getirdi.

YILSONUNDA TAM KAPASİTEYLE HİZMETE GİRMİŞ OLACAK

Pakdemirli, inşa edilen Ilısu Barajı ve hidroelektrik santralinin, her biri 200 MW gücünde 6 tribünden oluştuğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da video konferans yöntemiyle açılışına katılacağı ilk tribünü, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda hizmete alacağız. İlk tribünün hizmete girmesiyle yıllık 687 milyon kWh elektrik enerjisi üretilecek ve ekonomiye ilave 355 milyon lira katkı sağlanacak. Bu üretim rakamı 1 milyon nüfuslu bir şehrin yıllık enerji ihtiyacının karşılanması anlamına geliyor.

Daha sonra ise her ay bir tribünün daha hizmete alınmasıyla yılsonuna kadar barajın tam kapasiteyle üretime geçmesini hedefliyoruz. Toplam kurulu gücü 1200 MW olan santral tam kapasite ile devreye girdiğinde, yılda ortalama 4120 GWh enerji üretimi gerçekleştirilecek. Böylece sadece enerji üretiminden ekonomiye yıllık 412 milyon dolar katkı sağlanacak. Bu üretim rakamıyla 6 milyon nüfuslu bir şehrin yıllık enerji ihtiyacı karşılanabilecek.”

BARAJ SAYESİNDE ÇOK SAYIDA KÖY YOLU DA YAPILIYOR

Baraj inşaatı kapsamında, araçların zorlukla geçtiği Midyat- Dargeçit yolunun yeniden yapıldığını belirten Pakdemirli, bu çerçevede 52 km ulaşım yolu ile Dicle Nehri üzerine 250 metre uzunluğunda köprü inşa edildiğini, ayrıca Batman-Siirt-Şırnak ve Diyarbakır’a ait köylerde de 237 km asfalt kaplı köy yolunu yapmaya başladıklarını söyledi.

ILISU PROJESİ 18 MİLYAR LİRAYA MAL OLDU

Bakan Pakdemirli, Ilısu projesinin baraj, yeniden yerleşim, tarihi ve kültürel varlıkların korunması ve diğer inşaatlar ile beraber yaklaşık 18 milyar liraya mal olduğunu da sözlerine ekledi. 
 
19.05.2020
Devamı

Ağrı Hayvan Pazarı Kısmen Açıldı

Ağrı’da, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle kapatılan Ağrı Hayvan Pazarı artık haftada 2 gün açılacak.

Ağrı Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mehmet Nuri Samancı, açıklanan karara yetiştiricileri adına Ağrı Valisi Süleyman Elban’a teşekkür etti.

Başkan Samancı: “ Ağrı Valiliğimizin yapılan değerlendirme sonucunda Hayvan Pazarının 14 Mayıstan itibaren haftada iki gün  ( Pazartesi - Perşembe ) olmak üzere açılmasına karar verilmiştir.  Bu karardan dolayı Valimiz Sayın Süleyman Elban ` a yetiştiricilerimiz adına çok teşekkür ederim. Şükranlarımı arz ederim. Hayvan pazarı yetiştiricilerimizin can damarıdır.” dedi

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, yurdun hayvancılık açısından önde gelen illerinden Ağrı’daki hayvan pazarının yeni tip koronavirüs nedeniyle 20 Mart tarihinden bu yana kapalı olduğu hatırlatıldı.





 
16.05.2020
Devamı

Covıd-19 Anti-Serumu İçin Önemli Bir Adım Daha Atıldı…

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın desteklediği, Etlik Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (Etlik VKMAEM), ve Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü iş birliği içerisinde yürütülen “COVID-19’a Karşı Terapötik Amaçlı Hiperimmunserum (Anti-serum) Üretimi” isimli proje kapsamında Etlik VKMAEM Viroloji Teşhis Laboratuvarında, SARS CoV-2 (COVID-19) virüsü izole edilerek, genetik sekanslama metoduyla virüsün haritasının çıkartılması çalışmalarına başlandı. Projede temel amaç, COVID-19 hastalığı etkeni SARS-CoV-2 virüsüne karşı acil olarak Antiserum geliştirilmesi.

Bütün dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan Covid-19’a karşı bilim insanlarının dünya genelinde çalışmaları devam ediyor. 100 yılı aşkın süredir antiserum üretme tecrübesi olan Bakanlığımızın veteriner kontrol enstitüleri ile Türk tıp ve veteriner hekimleri bir kez daha, tedavide hayati önem taşıyan antiserum geliştirilmesi noktasında oldukça tecrübeli olduklarını ortaya koyuyor.
Tarım ve Orman Bakan  Bekir PAKDEMİRLİ’nin eşi Dr. Ahu PAKDEMİRLİ’nin de içerisinde olduğu tıp ve veteriner hekimlerden oluşan ekip Covid-19’e karşı Antiserum geliştirme projesi kapsamında sürdürdüğü çalışmalarda önemli bir aşamaya geldi.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Etik Kurul’u ve akabinde Ankara İl Sağlık Müdürlüğü izinleri ile pozitif hasta örnekleri toplanarak, Etlik VKMAEM imkânları ile virüs izolasyonları tamamlandı.

Virüs izolasyonu, yüksek miktarda üretilmesi ve inaktivasyonu işlemleri Biyogüvenlik Seviyesi 3 (BSL3) olan laboratuvarda uzman ekip tarafından, kısa sürede tamamlandı. Şimdi ise hayvanlar üzerinde denemelere başlamak için virüs canlılık kontrolleri yapılıyor. Kontrollerin ardından tavşan ve atlar üzerinde denemeler başlayacak.
Hayvan denemelerinden sonra Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı ortak çalışmalar yürüterek elde edilen immunglobulinleri, insanlarda kullanıma uygun olarak saflaştıracak ve elde edilen antiserumlar insanlığın hizmetine sunulacak.
 
ANTİ-SERUM ÇALIŞMALARI SÜRERKEN YÜRÜTÜLEN DİĞER ÇALIŞMALAR
Etlik VKMAEM sadece Anti-serum projesi konusunda çalışmıyor. Hastalığın ortaya çıktığı Wuhan kentinde bulaş kaynağı olarak gösterilen yarasalar konusunda 2020 yılı başında Etlik VKMAEM bünyesinde kurulan Yaban Hayatı Birimi yaban hayatından gelen örneklerde COVID-19 taraması yapmaktadır.
İstanbul ve Ankara’dan gelen atık su numunelerinde COVID-19 taraması yapılarak elde edilen virus sayısından hareket ile popülasyondaki gerçek vaka ortalaması tahmin edilmesi hedeflenmektedir.

Türkiye doğal zenginlikleri açısından Dünya’nın önde gelen ülkelerinden biridir ve Bakanlığımız bünyesinde birçok tedavi amaçlı tıbbi aromatik bitki üretilmektedir. Anadolu’da fitoterapi uygulamaları çok uzun yıllardır sürdürülmektedir. Etlik VKMAEM ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi multidisipliner bir bakış açısıyla COVID-19’a karşı kullanılabilecek bazı bitkisel ekstraktlarının ve yine Bakanlığın bünyesinde üretilen uçucu yağların çeşitli hücrelerde üretilen COVID-19’a karşı etkinliği üstüne çalışmalar yapmaktadır.
 
“VİRUSLER KONUSUNDA ÇOK DENEYİMLİ VE BAŞARILIYIZ”
Tarım ve Orman Bakanı  Bekir PAKDEMİRLİ de veteriner hekimleri içinde barındıran çok önemli bir bakanlık olduklarını söyledi. Virolojinin veteriner hekimlikte anabilim dalı olduğunu ve bu nedenle virüsle ve salgın hastalıklar ile ilgili çok fazla çalışma yapıldığını anlatan Pakdemirli, “Başta Etlik ve Pendik olmak üzere bakanlığımıza bağlı 8 tane veteriner kontrol enstitümüz var. Sığır vebası ve kuş gribi gibi salgın hastalıkları yenmiş bir kurumuz. Virüslerin neden oldukları hastalıklar konusunda çok deneyimli ve başarılıyız. Korona virüse karşı hem aşı hem serum konusunda arkadaşlarımız çalışıyor. Yakın bir zamanda önemli gelişmeler kaydedileceğini umut ediyorum” diye konuştu.
 
ANTİ-SERUM PROJESİNDE KİMLER GÖREV ALIYOR?
Tüm proje ekibi:
Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Harun SEÇKİN,
Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürü Özkan KAYACAN, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Fatih KARA, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü Hayvan Sağlığı Gıda ve Yem Araştırmaları Daire Başkanı Ramazan BÜLBÜL, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Veteriner Sağlık Ürünleri ve Halk Sağlığı Dairesi Başkanı Mustafa BEBEK, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Mikrobiyoloji Referans Laboratuvarları ve Biyolojik Ürünler Dairesi Başkanı Prof. Dr. Selçuk Kılıç, Etlik VKMAEM Müdürü Dr. Cevdet Yaralı, Etlik VKMAEM Müdür Yardımcısı Özcan Yıldırım, Etlik VKMAEM Virolojik Teşhis Laboratuvarı Sorumlusu Dr. Sabri Hacıoğlu, Etlik VKMAEM Teknik Koordinatör Dr. Erdem Danyer, Etlik VKMAEM Viral Aşı Üretim Laboratuvarı Sorumlusu Dr. Özden Kabaklı ve Dr. Elvin Çalışkan, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğretim üyesi Ahu Pakdemirli ve Uzm.Meral SARPER, Etlik VKMAEM Biyogüvenlik seviye 3 Labaratuvar Sorumlusu Dr. Özlem KARDOĞAN, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Mikrobiyoloji Referans Laboratuvarları ve Biyolojik Ürünler Dairesi Uzman Veteriner Hekim Mehmet Ali KANAT ve Dr. Metin SERİN, Etlik VKMAEM Viral Aşı Üretim Laboratuvarından Züleyha ERGÜN, Hakan TAŞKAYA, Bora ÜNDAR, Ankara 29 Mayıs Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Dilek Dülger ve Dr. Ümmü Sena SARI, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğünden Dr. Erkan TAÇBAŞ, Vet. Hek. Şahin ÇAKIR,
Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü'nden Dr. Gencay ERGİN, Etlik VKMAEM Deney Hayvanları Ünitesi Sorumlusu Dr. Ufuk ÜLKER.
 
 
16.05.2020
Devamı

Eski Tarım Bakanı Hayatını Kaybetti

Eski Tarım Bakanı Musa Demirci hayatını kaybetti. Musa Demirci, 19, 20 ve 21. dönem Sivas milletvekilliği ve Tarım ve Köyişleri Bakanı olarak hizmet etmişti.
Eski Tarım Bakanı ve milletvekili Musa Demirci geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını kaybetti. 

Musa Demirci kimdir?
1942 yılında Sivas’ta doğdu.

Eğitim Hayatı
Musa Demirci, Erzurum Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden mezun oldu.

Çalışma Hayatı
Sivas Teknik Ziraat Müdürlüğü teknik elemanı ve Başmühendisliği, Kahramanmaraş ve Erzurum Teknik Ziraat Müdürlüğü, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Ziraat İşleri Genel Müdürlüğü ve Genel Müdür Başyardımcılığı, Tarım Orman ve Köy işleri Bakanlığı Aydın İl Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

Siyasi Hayatı
20 Ekim 1991 (19. Dönem) ve 24 Aralık 1995 (20. Dönem) tarihlerinde yapılan genel seçimlerde Refah Partisi (RP) Sivas Milletvekili seçildi. Necmettin Erbakan’ın 28 Haziran 1996 tarihinde kurmuş olduğu 54. Hükümet’te Tarım ve Köy işleri Bakanı olarak atandı. Bakanlık görevini İsmet Attila’dan devraldı. 29 Haziran 1996 tarihine kadar Tarım ve Köy işleri Bakanlığı görevini sürdürdü. Bakanlık görevini Mustafa Rüştü Taşar’a devretti. 18 Nisan 1999 (21. Dönem) tarihinde yapılan genel seçimlerde üçüncü defa Fazilet Partisi Sivas Milletvekili seçildi. Numan Kurtulmuş’un kurmuş olduğu HAS Partide Başkan Yardımcılığı yapmıştır. Son olarak 2015-17 yılları arasında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı olan Faruk Çelik’in Danışmanlık görevini yürütmüştür.



 
15.05.2020
Devamı

Yaşasın Türk Çiftçisi

Bilindiği gibi her yıl 14 Mayıs tarihinde "Dünya Çiftçiler Günü" kutlanıyor. Bu gerçekten anlamlı bir kutlama... Çünkü "Çiftçilik" ile birlikte esasında çok önemli bir konuya gönderme yapılıyor. Bu konuyu biraz açalım. Kamuoyu artık "Tarım - Gıda" ve "Çiftçilik" ile daha fazla ilgileniyor. Bu hususta ciddi bir farkındalık sorunu vardı ve bu mutlaka çözülmeliydi, yavaş yavaş da çözülüyor.

ÜRETİM KİMLER İÇİN - Çiftçiler olmazsa gıda olmaz... Gıda olmazsa hayat olmaz! Ne kadar açık bir ifade değil mi? Öyleyse neden insanlar bir farkındalık sorunu
yaşıyor. Sağlıklı ve düzenli yaşayabilmek için düzgün beslenmemiz şart. Bu söze kimsenin itiraz edecek hali yok. Ancak çiftçiler olmazsa bu nasıl sağlanacak?
İşte tam olarak bu gerçeği tartışmıyoruz. Aslında sürdürülebilir bir hayat için çiftçilere muhtacız. Diğer yandan özellikle Afrika ve Asya'da kol gezen açlık ve
yoksulluk gibi devasa sorunların çözümü de tarımdan geçiyor. Yani bir yanda yüz milyonlarca aç insan, öte yanda her geçen gün artan nüfusla gıda ihtiyacı büyüyen yeni insan toplulukları!

EKONOMİ KİMLER İÇİN - Hep biliyoruz, çok stratejik olduğu kabul edilen sektörler var. Enerji, makina ve bilişim gibi... Oysa bugünkü nüfusu ele alırsak yani 7.5
milyarın üzerinde ya da 2050 yılındaki 10 milyara yaklaşacak muazzam bir insan kitlesini, bir tek sektörün olmazsa olmaz olduğunu görürüz. Gıda sektörünü!
İşin doğrusu en yüksek stratejik değer taşıyan ekonomik sektör tarım ve gıda olarak karşımızda duruyor. Sonuç itibarıyla şöyle bir benzetme yapalım. Tarım ve
gıda Mısır piramitlerine benziyor. Taş üstüne taş konulmuş. Hem çok zor hem de çok zahmetli ve riskli. Bir de bütün bu işleri sessizce ve sabırla yapan insanları
düşünün, karınca misali! Bunlar da çiftçiler!

BU TOPRAKLAR BİZİM - Bir düşünelim.. Bir yanda 83 milyon nüfus, diğer yanda 5 milyon olduğu tahmin edilen mülteciler ve 40 milyonun üzerinde yabancı turist bu topraklarda, Anadolu'nun bereketli topraklarında besleniyor. Tabii bir de 18 milyar dolara yakın tarım ve gıda ihracatı var. Ama bütün bunların hepsinin arkasında TÜRK ÇİFTÇİSİ var! Tüm dertleri ve sıkıntıları omuzlarında taşıyan bu insanlar durmadan üretiyor. Üretim kolay değil, çok zor! Yüksek maliyetler ve piyasa şartlarının belirsizliği tam bir çıkmaz sokak.. Üstelik her vesile ile üzerinde durduğumuz üretim planlaması sorunu da cabası. Her şeye rağmen Türk çiftçisi, "Ya bu deveyi güdeceğiz ya bu deveyi güdeceğiz, yani bu diyardan gitmek yok" diyor.

İsmail UĞURAL
Tarım Gazetecileri ve Yazarları D. Başk.
(TAGYAD)

 
15.05.2020
Devamı

Bir Alkış’ta Türk Çiftçisine Gelsin

11 ayın sultanı ramazan ayını geride bırakarak Covid19 ile mücadelemiz aralıksız devam ediyor.
Ülkemizin bütün kurumlarının yanı sıra sivil toplum örgütleri, emekçi ve alın teri ile çalışan çiftçilerimizde gıda arzını sağlamak için korona ile mücadele kapsamında büyük rol oynamaya devam etmektedir.

Üreten ve ürettiği ile mutlu olan çiftçilerimiz; Ben, Sen, o, Biz, Siz, Onlar aç kalmasın diye gece gündüz üretim durmasın diye çalışmaya devam ediyor.
Korona ile mücadele kapsamında sağlık çalışanlarımız kadar çok değerli olan üreticilerimizi de ayakta alkışlamak gerekmez mi?

Bence bir büyük alkışı da alın teri ile ekip diken yağmur çamur demeden yedi yirmi dört Türk Tarımına hizmet edenler için gelmelidir.
Türk çiftçisi her şeyin en iyisine en güzeline layıktır.  Korona kapsamında devletimiz tüm kurumları ile seferber olarak covid19 salgınından zarar gören birçok işletmeye kişi ya da kişilere ek destekler vererek bu zorlu süreci atlatmamıza büyük katkılar sağlamış ve sağlamaya devam etmektedir. Bu anlamda üreten ve ürettiği ile ülkesine katma değer sağlayan Türk Çiftçisi de göz ardı edilmeyip ek destek, ilave destek, covid19 desteği adına artık ne derseniz bu desteklerden ayrıca yararlandırılmalıdır.

Çünkü onlar ülkemizin gıda arzı için gelecekte gıda arzında sorun yaşanmaması için gece gündüz çalışmaya ve üretmeye devam etmektedirler.

 Bu duygu ve düşüncelerle
En büyük Alkış’ta Türk Çiftçisi ve Türk Tarımına Gelsin.

Muhammet OLUKLU
Anadolu İzlenimleri Genel Yayın Yönetmeni
muhammetoluklu@gmail.com

 
 
 
15.05.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli: “Tüm çiftçi kardeşlerimin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü kutlu olsun”

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü münasebetiyle ilgili mesaj yayınladı. Bakan Pakdemirli, mesajında tarımın, her zamankinden çok daha önemli ve stratejik sektör haline geldiğini vurguladı.

Bakan Pakdemirli'nin mesajı şöyle:
“Tarım, her zamankinden çok daha önemli ve stratejik sektör haline gelmiştir. Gıdanın ana kaynağı olan tarım birçok sektöre de hammadde sağlamaktadır. Çin’de başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan Korona virüs salgını, gıdanın ülkeler için adeta bir milli güvenlik meselesi olduğunu göstermiştir.

Bakanlık olarak bu önemin farkındayız ve tarımsal politikalarımızı bu bilinçle oluşturup hayata geçiriyoruz. Salgın sürecinde tarımsal üretimimizin aksamaması ve çiftçilerimizin mağduriyet yaşamaması için birçok tedbiri hayata geçirdik, geçirmeye de devam ediyoruz.

Karşı karşıya kaldığımız bu zor süreçte çoğu ülke gıdaya erişim konusunda sıkıntılar yaşarken ülke olarak aldığımız önlemlerle tarımsal üretim ve gıda tedarik zincirinde hiçbir sıkıntı yaşamadık. Bu da kendi kendimize yeterliliğimizin bir göstergesidir.

Çiftçilerimize uzaktan eğitim ve danışmanlık hizmetini uygulamaya koyduk. Ayrıca, üreticilerimizi koruyacak ve destekleyecek olan Dijital Tarım Pazarı (DİTAP) platformumuzu devreye aldık. Hasat öncesi alım fiyatlarını açıklayarak üreticilerimizi sevindirdik. Sadece tarımsal üretime değil, üretilen ürünlerin kolayca işlenmesi, katma değerli hale getirilmesi ve pazarlanması için de kırsal kalkınma yatırımlarına destek sağlıyoruz. Çiftçilerimizi, üreticilerimizi sokağa çıkma kısıtlamasından muaf tuttuk.

Son 18 yılda ise çiftçilerimize toplam 310 milyar lira tarım desteği ödemesi yaptık. Bu yıl da çiftçilerimize toplamda 22 milyar lira destek sağlayacağız. 2020 yılının ilk üç ayında toplam destek ödemesinin %56’lik kısmı olan 12,4 milyar lirayı çiftçilerimizin hesabına yatırdık. Tarımsal üretimde verimin artması ve çiftçilerimizin daha fazla kazanç elde etmesi için 565 yeni baraj inşa ettik, 6,6 milyon hektar araziyi tarımsal sulamaya açtık. Bu sayede tarımsal hasılamız yüzde 645 artışla 275 milyar liraya ulaştı. Tarımsal ihracatımız ise 18 milyar dolara çıktı. Tarım ve gıdada dış ticaret fazlamız 5,3 milyar dolar oldu. Tarımda net ihracatçı bir ülke konumuna yükseldik.

Yine hayvancılıkta da 48,5 milyon küçükbaş hayvan varlığı ile Avrupa’da birinci, 17,9 milyon baş büyükbaş hayvan varlığı ile ikinci, 23 milyon tonluk süt üretimi ile üçüncü sırada yer alıyoruz.
Bugün ülkemiz; tarımsal gayri safi milli hasılası açısından Hollanda, İspanya Fransa gibi tüm Avrupa ülkelerini geride bırakarak, 48 milyar dolarlık tarımsal GSYH ile Avrupa’da lider konumda bulunuyor.

Tarımda yakaladığımız bu başarı hiç şüphe yok ki; yaz kış demeden çalışan, emek veren, alın teri döken, eli nasırlı çiftçilerimiz sayesindedir.
Çünkü biz savaş dönemlerinde bile tarımsal üretimi bırakmayarak kendi kendini doyurabilmiş bir milletiz. Geçmişte olduğu gibi bugün de çiftçilerimiz bağında, bahçesinde ve tarlasında yağmur çamur demeden emekleriyle sofralarımızı bereketlendirmeye devam ediyor.

Çiftçilerimiz yeter ki üretsinler; ekimden hasada kadar tarımsal üretimin her aşamasında, onların yanındayız ve olmaya da devam edeceğiz.
Onların bu ülke için verdiği emek ve alın teri her zaman kutsaldır.

Bu vesileyle ülkemiz için üreten, hizmet eden tüm çiftçi kardeşlerimin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü kutluyor, bereketli, bol kazançlı, sağlıklı bir yıl geçirmelerini temenni ediyorum.”
 
14.05.2020
Devamı

Bayraktar: ' Bir alkışı da emektar çiftçimiz hak ediyor'

 Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, koronavirüsle mücadele sürecinde, tüm kesimlere “evde kal” çağrısı yapılırken çiftçilerin üretime devam ettiğini bildirerek, “Koronavirüsle mücadelenin kahramanlarından biri de Türk çiftçisidir. Bir alkışı da emektar çiftçimiz hak ediyor” diye konuştu.
Şemsi Bayraktar, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, tarımın ve çiftçilerin öneminin salgınla mücadele sürecinde daha iyi anlaşıldığını vurguladı.
Hastalıklarla mücadelede yeterli ve dengeli beslenmenin ilaç kadar önemli olduğunu ifade eden Bayraktar, “Çiftçimiz pandemi sürecinde fedakarlık göstererek üretmeye devam etmiş gıda arzında kesinti yaşanmasına müsaade etmemiştir. Dünyada çiftçiler, pandemi sürecinde üretimden kaçarken bizim çiftçimiz ülkemiz için üretmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı.
            Bayraktar, “Bu süreçte üretimi ile hayati bir rol üstlenen tarım ve gıda sektörü durursa, ülkemizde hayat durur. Üretimin aksamadan sürdürülebilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır” diye konuştu.
 
            -“İthalata bağımlı ülkeler bu süreçte yara alıyor”
Bayraktar, koronavirüs salgınıyla birlikte tarımsal üretiminin ve tarımda kendine yeter ülke olmanın öneminin daha iyi anlaşıldığını belirterek, “Tarım demek gıda güvencesi demektir. Gıda güvencemizi sağlamak için çiftçilerimizi desteklemek zorundayız. Tarlada kalmak, üretmek, insanlarımızı doyurmak istiyoruz. Arz açığı olan temel ürünlerde kendine yeterlilik derecemizi en üst seviyeye çıkarmalıyız” diye konuştu.
Kendi kendine yeten ülkelerin, zor dönemleri daha başarılı bir şekilde atlattığına işaret eden Bayraktar şunları söyledi:
“İthalata bağımlı ülkeler bu süreçte yara alıyor. Gıda milliyetçiliği kavramının önem kazandığı bu dönemde ülkeler, uyguladıkları korumacılık tedbirleri kapsamında ihracata kısıtlamalar getiriyor. Bu şartlarda ithalat yapılsa bile ürünün çok daha pahalıya geleceği bir gerçektir. Bu süreçte tarım sektörünün ve üretimde kendi kendine yeten ülke olmanın ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılmıştır.
Yaşadığımız tecrübeler gösteriyor ki, tarım potansiyelimizin tamamını kullanmak, arz açığımız olan ürünlerimizin üretimini doğru planlamak zorundayız.
Arz açığı veren ürünlerin üretiminin artırılması için iyi bir üretim planlaması yapılmalı, üretimin artırılmasına yönelik destek politikaları belirlenmeli, verim artışı sağlanmalıdır. Bunun için de özellikle sulama yatırımları tamamlanmalı, 1 milyon 850 bin hektar arazi sulamaya açılmalıdır.”
 
-“Çiftçilerimiz tüm kaygılara rağmen üretime devam ediyor” 
Şemsi Bayraktar, çiftçilerin diğer kesimlerin üçte biri oranında bir gelir elde ettiğini, bu durumun sürdürülebilir olmadığını belirtti.
Üretimin artarak devam etmesi için çiftçilerin yeterli gelir elde etmesinin önemine işaret eden Bayraktar, “Bunu sağlamak için sektörün başlıca sorunlarının çözüme kavuşturulması gerekmektedir” diye konuştu.
Bayraktar şöyle devam etti:
“Koronavirüsle mücadelenin ne kadar süreceği ve nasıl önlemler alınacağı konusundaki belirsizlikler, çiftçilerimizin önünü görmesine engel olmaktadır. Salgın nedeniyle vatandaşlarımızın evlerinde kalması, turistik tesisler, lokanta, restoran gibi yerlerin kapalı olması, her yıl ülkemize gelen 40 milyon turistin bu yıl belki de gelemeyecek olmasının doğuracağı muhtemel talep daralması üreticilerimizi kaygılandırmakta, tedirginliğe yol açmaktadır.
Çiftçilerimiz tüm kaygılara rağmen üretime devam ederken, ürününü hasat edemeyeceği ve satamayacağı gibi endişeler yaşamaktadır. Bu endişelerin giderilmesi için, gıda zincirinin ilk halkası olan tarladaki üretimin
güvence altına alınması gerekmektedir. Beklentimiz, bir an evvel tarım sektörüne özel bir ekonomik paket açıklanmasıdır.”
           
-Çözüm önerileri ve talepler-
Çiftçilerin bu günlerde her zamankinden daha çok desteğe ihtiyacı olduğunu ifade eden Bayraktar, üretimin artması için çözüme kavuşturulması gereken başlıca sorunları şöyle sıraladı:
“Gübre, mazot, elektrik, ilaç, yem gibi girdiler ile sulama ücretlerindeki artış tarımsal üretimi olumsuz etkilemektedir. Gübre fiyatları üretimde önemli bir kriterdir. Fiyatlar arttığında kullanım azalmakta, yeterli ve kaliteli bir üretim sağlamak güçleşmektedir. Girdi fiyatları makul seviyelere çekilmelidir.
Çiftçilerimizin sulama birlikleri ve elektrik şirketlerine olan borçları nedeniyle tarımsal desteklere konulan blokeler kaldırılmalıdır.
Üreticilerimiz, özellikle kredi borçlarının ödenmesi konusunda da büyük sıkıntı yaşamaktadır. Beklentimiz çiftçilerimizin bankalara ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan kredi borçları ile elektrik, sulama, BAĞ-KUR primleri gibi borçlarının faizsiz olarak uzun vadeli yapılandırılmasıdır.

Destek miktarları girdi fiyatlarında yaşanan artışlar göz önünde bulundurularak arttırılmalıdır. Çiftçilerimize ek destek verilmelidir. Küçük aile işletmeleri ve genç çiftçilere özel olarak desteklenmelidir. 2019 yılı destekleri biran evvel ödenmeli 2020 destekleri avans olarak verilmelidir.
Et ve süt fiyatlarındaki dengenin üretici ve tüketici aleyhine bozulmasını önleyecek tedbirler alınmalı, sektör desteklenmelidir. Gerektiğinde Et ve Süt Kurumu müdahale etmelidir.
Bazı gıda ürünlerinde spekülatif olarak yaşanan fiyat artışları, üretici- tüketici makasının açılmasına neden olmaktadır. Bu durum hem üreticilerimizi hem de tüketicileri olumsuz etkilemektedir. Üreticilerimiz ürününü düşük fiyatla satarken
tüketici pahalıya almaktadır. Bu spekülatif hareketlerin denetimlerle kontrol altına alınması gerekmektedir.
Hafta sonu uygulanan sokağa çıkma yasaklarında da tarladan sofraya kadar uzanan zincirde aksama yaşanmaması için önlemler alınmalıdır.”
 
- “Ziraat Odaları ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak çiftçimizin hizmetindeyiz”
            Çiftçilerin, tüm zorluklara göğüs gererek, tarlasında, bağında, bahçesinde, ahırında, ağılında üretmeye devam ettiğini belirten Bayraktar, bu gayretin karşılıksız kalmaması gerektiğini ifade etti.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Ziraat Odaları’nın çiftçinin hizmetinde, Anayasal meslek kuruluşu olduğunu belirten Bayraktar, “Her zaman olduğu gibi koronavirüsle mücadele ettiğimiz bu süreçte de çiftçilerimizin karşılaştığı her sorunda yanlarında olduk. Çiftçilerimizin tarlada çalışmaya devam edebilmesi için önemli çaba sarf ettik. Ziraat Odası İl Koordinasyon Kurulu Başkanlarımızla gerçekleştirdiğimiz toplantılarda, üreticilerimizin bitkisel ve hayvansal üretimde karşılaştıkları sorunlar, çözüm önerileri ve beklentileri görüştük. Toplantıların ardından hazırladığımız raporları Sayın Cumhurbaşkanı ve ilgili Bakanlarımıza gönderdik.
Odalarımız ve Birliğimiz, 5 milyon üyesinin hak ve menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da her platformda sonuna kadar savunacaktır” ifadelerini kullandı.
 
-“Çiftçimiz kazanırsa ülke kazanır” 
Türkiye’nin tarım potansiyeli açısından en şanslı ülkeler arasında bulunduğuna dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:
“İçinde bulunduğumuz süreç gösterdi ki her zaman önemini koruyan tarım sektörü daha da önem kazanacak. Üreticilerimizi daha fazla destekler, sektörün yapısal sorunlarını çözersek tüm ülkelerin zarara uğradığı bu süreçte durumu fırsata çevirebilir, içinde bulunduğumuz coğrafyanın gıda ambarı olabiliriz.
Cumhuriyetimizin 100. yılında 90 milyonluk Türkiye nüfusuyla birlikte 60 milyon turisti besleyecek, tarım ve gıdada 40 milyar dolarlık ihracat geliri, gıda sanayi ile birlikte 200 milyar doların üzerinde üretim değeri sağlayacak kapasiteye sahibiz. Ülkemizin zenginleşmesine katkı sağlamak istiyoruz.
Hedefimiz; bütün sorunlarını çözmüş, örgütlenmesini tamamlamış, üretimde yüksek verim ve kaliteyi yakalamış, dünya ile rekabet eden, üreticisine istikrarlı gelir sağlayan, tüketicisine bol ve makul fiyatlarla ürün sunan, başta Ortadoğu ülkeleri olmak üzere çevre ülkelerin gıda açığını kapatan bir tarım sektörü oluşturulmasıdır.
Bunun için üreticiyi merkez almış, istikrarlı, sorun çözen, geleceği planlayan politikalara ihtiyacımız vardır.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Ziraat Odaları olarak bu hedeflerin peşindeyiz. Gece gündüz bu amaçlar için çalışıyoruz. Tarımda gelişmiş ülkeler arasında yer alma mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz.

Tarımda ülkemizin içinde bulunduğu bölgenin yıldızı olacağına yürekten inanıyoruz. Yeter ki ülkemizin tarımdaki potansiyeli harekete geçirilsin.
Çiftçimiz kazanırsa ülke kazanır.
14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günümüzü kutluyor, gece gündüz üretimini sürdüren bütün çiftçilerimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.”
 
 
13.05.2020
Devamı

Toplanan İnek Sütü 878 Bin 593 Tona Yükseldi

Türkiye genelinde toplanan inek sütü miktarı, mart ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 4,7 artarak 878 bin 593 tona yükseldi.

Türkiye İstatistik Kurumu, mart ayına ilişkin süt ve süt ürünleri üretimi verilerini açıkladı. Buna göre, toplanan inek sütü miktarı, martta yıllık bazda yüzde 4,7 artışla 878 bin 593 ton oldu. Bu dönemde ticari süt işletmeleri tarafından yapılan içme sütü üretimi ise yüzde 16,1 yükselerek 145 bin 282 tonu buldu.

Mart ayında geçen yılın aynı ayına göre, tam yağlı süt tozu üretimi yüzde 40,3, inek peyniri üretimi yüzde 12,2, tereyağı üretimi yüzde 1,2 arttı.

Diğer yandan ticari süt işletmeleri tarafından toplanan inek sütü yağ oranı ortalama yüzde 3,5 ve protein oranı yüzde 3,2 olarak tespit edildi.
 
13.05.2020
Devamı

18 Yılda 587 Hes Hizmete Alındı

"Üretim Potansiyelimiz 44 Milyar kWh'den 102,1 Milyar kWh'ye Çıkmıştır"

Tarım ve Orman Bakanı  Bekir Pakdemirli, Türkiye'de hidroelektrik enerjinin, elektriğin sigortası olduğunu belirterek, "Bu alanda son 18 yılda Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğümüz büyük işlerin altına imza attı. Özel sektöründe bu alanda yatırım yapmasına imkân sağlanmasıyla birlikte DSİ ve özel sektör, ülkemizde 18 yılda 587 adet HES projesini tamamlayarak hizmete almıştır." dedi.

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, bu 587 adet Hidroelektrik Santralinden (HES) 233 milyar liralık üretimin gerçekleştirildiği bilgisini verdi.    Bakan Pakdemirli açıklamasında şu bilgilere yer verdi;
"Hizmete alınan 587 adet HES ile üretilen 895 milyar kWh elektrik ile ülke ekonomisine bugüne kadar 233 milyar liralık katkı sağlandı. Üretim potansiyelimiz ise 44 Milyar kWh'den 102,1 Milyar kWh'ye yükselmiştir. Enerji bağımlılığını azaltmak için yerli kaynakları hızla devreye alıyoruz. Su kaynakları bakımından söz konusu avantajlara sahip ülkemiz, bu kaynakların değerlendirilmesi noktasında ne yazık ki henüz ulaşılması gereken düzeyde değil. Ancak biz bu kaynağı etkin bir şekilde kullanmakta kararlıyız. Hizmete alınan son 18 yıldaki 587 HES'in yıllık ortalama enerji üretim potansiyeli 57,1 milyar kWh ve bu tesislerden bugüne kadar 895 milyar kWh elektrik üretildi."

Kalkınmakta olan ülkemizin hızla artan enerji talebinin yerinde, zamanında, temiz ve yenilenebilir olarak karşılanmasını sağlama açısından HES'lerin çok önemli olduğunu ifade eden Bakan Pakdemirli "Bütün dünyada, Amerika'dan Kanada'ya, Finlandiya'dan Japonya'ya kadar birçok ülke, hidroelektrik enerji potansiyelini yüzde 80 hatta yüzde 100'e kadar artırmıştır. Dolayısıyla bu alandaki çalışmalarımıza tüm hızımızla devam ediyoruz" diye konuştu. 
 
 
12.05.2020
Devamı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Yaş Çay Alım Fiyatlarını Açıkladı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kabine toplantısı sonrasında 2020 yılında yaş çay ücretini açıkladı.

Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan  başkanlığında toplandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan  koronavirüs tedbirleri kapsamında alınan önlemleri duyurdu.

Koronavirüs tedbirlerinin açıklanmasının ardından merak edilen bir diğer konu ise 2020 çay fiyatıydı. 4 ilde yapılacak çay hasadı için üreticiler fiyatın ne kadar olacağıyla alakalı meraklı bir bekleyiş içerisindeydi. 

‘Müjdeyi vermek istiyorum’ diyerek açıklamayı yapan  Cumhurbaşkanı Erdoğan “2020 için yaş çay alım fiyatı 3 lira 27 kuruş olarak belirlenmiştir Bu rakam 13 kuruşluk destekleme ile kilogramda 3 lira 40 kuruşa tekabül etmektedir. Hasatla beraber yaş çay alımları başlayacaktır. Ülkemizin en büyük enerji ve sulama projelerinden biri olan Ilısu Barajı'nın 6 türbininden ilkini 19 Mayıs'ta hizmete alacağımızın müjdesini kamuoyumuzla paylaşmak istiyorum.” dedi.
 
 
11.05.2020
Devamı

Ipard-II Programı Kapsamında 9. Başvuru Çağrı İlanına Çıkıldı

Avrupa Birliği tarafından da desteklenen IPARD-II programı kapsamında 9. başvuru çağrı ilanına çıkıldı. Program kapsamında toplam hibe desteği 1,2 TL olurken, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, "Kırsalda daha çok yatırım, üreticiye daha çok gelir, istihdama daha çok katkı amacıyla IPARD kırsal kalkınma desteklerini yatırımcılarla buluşturmaya devam ediyoruz." dedi.
 
İşte Bakan  Pakdemirli’nin açıklamaları;
“Kırsalda daha çok yatırım, üreticiye daha çok gelir, istihdama daha çok katkı amacıyla IPARD kırsal kalkınma desteklerini yatırımcılarla buluşturmaya devam ediyoruz. Bu kez de toplam hibe desteği bütçesi 158 milyon avro yani 1.2 milyar TL olan IPARD-II 9. Başvuru Çağrısı için ilana çıktık.

IPARD destekleri ile bir yandan AB standartlarında, rekabetçi yeni işletmeler kurulmasını desteklerken, diğer yandan kırsalda gelir getiren faaliyetleri çeşitlendiriyoruz. Böylece kırsaldaki kadın ve genç girişimcilerimizi daha çok desteklemeyi ve kaliteli üretimi teşvik etmeyi amaçlıyoruz.

Bu çağrı kapsamında Tarımsal İşletmelerin Fiziki Varlıklarına Yönelik Yatırımlar (101) ile Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme (302) sektörlerinde sunulacak projeler desteklenecek.

Hayvancılık sektöründeki yatırımların destekleneceği Tarımsal İşletmelerin Fiziki Varlıklarına Yönelik Yatırımlar (101) tedbirinin destek bütçesi 104 Milyon Avro, yani 790 Milyon’dur. Bu kapsamda, yatırım tutarı 5.000 ila 500.000 Avro arasındaki projelere %50-70 oranında hibe desteği sağlanacak.

Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme (302)  tedbiri için ise 54 Milyon Avro 410 Milyon Liralık destek bütçesi tahsis edildi. Bu çerçevede de, yatırım tutarı 5.000 ila 500.000 Avro arasındaki projelere % 55-65 oranında hibe desteği sağlanacak.

Toplamda 1.2 Milyar TL hibe desteği bütçesi ayrılan IPARD-II 9. Başvuru Çağrı İlanına ilişkin ayrıntılı bilgiye Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun internet sitesinden de ulaşabilirsiniz.

Hepinize sağlıklı ve bereketli günler diliyorum.”
 
11.05.2020
Devamı

Trans Yağa Yüzde 2 Sınırı Getirildi

Gıda satış ve toplu tüketim yerlerinde son tüketiciye arz edilecek bitkisel ve bitkisel kaynaklı gıdalarda trans yağ içeriği, toplam yağın 100 gramında 2 gramı geçemeyeceği şeklinde yönetmelik yayımlandı.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre , “Türk Gıda Kodeksi Gıdalara Vitaminler, Mineraller ve Belirli Diğer Öğelerin Eklenmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” Resmi Gazete’de  yayımlandı.

Getirilen düzenlemeye göre, gıda satış ve toplu tüketim yerlerinde son tüketiciye arz edilecek olan bütün bitkisel ve bitkisel kaynaklı gıdalardaki trans yağ miktarı yüzde 2’yi geçemeyecek. Hayvansal kaynaklı yağlarda doğal olarak bulunan trans yağ kapsam dışı bırakıldı.

Düzenleme, Dünya Sağlık Örgütünün öngördüğü şekilde yapıldı.

Trans yağ düzenlemesi Avrupa Birliği’nde 1 Nisan 2021 uygulamaya girecek. Yayımlanan yönetmelikle, gıda işletmelerine 31 Aralık 2020 tarihine kadar geçiş süresi verildi. Dolasıyla Türkiye, trans yağ kısıtlamasını Avrupa Birliği’nden 3 ay önce hayata geçirmiş olacağı ifade edildi.
 
08.05.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli Açıkladı! 2 bin 153 kişi işe alınacak

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 2 bin 153 personel alımıyla ilgili başvuruları 15-22 Mayıs tarihleri arasında almaya başlayacaklarını açıkladı.
 

08.05.2020
Devamı

Tarımda İhracatın Lideri Fındık Oldu

Türkiye'nin tarım  ürünleri ihracatı, Kovid-19 salgınına rağmen ocak ve nisan aylarında  arttı.

Tarıma Bağlı Sektörlerin İhracatı 2,9 Arttı

Söz konusu dönemde Türk ihracatçılar tarım, sanayi ve madencilik olmak üzere 3 ana sektörden ürün sattı. Tarıma bağlı sektörlerin ihracatı yüzde 2,9 artarak 7,8 milyar dolara ulaştı.
İhracat Artışının Lideri Fındık Oldu

Kovid-19 salgınının etkisinde geçen ocak-nisan döneminde dış satımını oransal bazda en fazla artıran sektör fındık ve mamulleri oldu. Sektörün ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32,6 artarak 754,3 milyon dolara ulaştı.

İhracatta kaydedilen oransal artışta bu sektörü, dış satımı yüzde 21,6 yükselerek 756,3 milyon dolar olan yaş meyve ve sebze, yüzde 12,9 artarak 565,4 milyon dolar olan meyve sebze mamulleri ve yüzde 4,1 artarak 2,4 milyar dolara ulaşan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri takip etti.
 
08.05.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli, Video Konferans Aracılığıyla İlçe Tarım Ve Orman Müdürleriyle Görüştü

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, video konferans aracılığıyla 81 ilin, 922 Tarım ve Orman İlçe Müdürleriyle bir araya geldi. Pakdemirli, "İşi bilen, sahaya dokunan, ilçelerimizi emanet ettiğimiz ve de büyük bir sorumluluk yüklediğimiz ilçe müdürlerimizle bir arada olmaktan son derece mutluyum" dedi.
Pandemi nedeniyle Ramazan'ın bu yıl buruk ve mahzun geçirildiğini dile getiren Pakdemirli, fakat alınan tedbirler sayesinde Türkiye'nin salgınla mücadele örnek gösterilen bir ülke olduğunu, bu süreçte tarım ve orman sektörünün de büyük bir gayret ve emek ortaya koyarak, ülkenin dik duruşuna omuz verdiğini söyledi.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte verilen desteklerle tarımsal üretimdeki artışın büyük bir ivme kazandığını belirten Pakdemirli, "Tarım orman sektörü olarak, 2019 yılında GSYH'ye, %6,4'lik bir katkı yaparak, ülke ekonomisine de güçlü bir destek sağladık. Bugün ülkemiz; tarımsal gayri safi milli hasıla açısından Hollanda, İspanya Fransa gibi tüm Avrupa ülkelerini geride bırakarak, 48 milyar dolarlık tarımsal hasıla ile Avrupa'da lider konumuna gelmiştir." dedi.

TARIMSAL HASILA 275 MİLYAR LİRAYA ULAŞTI
Son 18 yılda yapılan yatırımlar ve verilen destekler ile Türkiye'nin güçlü bir tarım ve orman altyapısına kavuştuğunu anlatan Pakdemirli, bu dönemde sektöre 310 milyar lira destek verdiklerini, 565 baraj inşa ettiklerin, 6,6 milyon hektar araziyi sulamaya açtıklarını ve böylece tarımsal hasılanın 7,5 kat artışla 275 milyar liraya ulaştırdıklarını söyledi.
Bakan Pakdemirli, geçen yıl, 15 yıl aranın ardından 'Ortak Akıl Buluşması' adıyla, 3. Tarım Orman Şûrası'nı topladıklarını ve ocak ayında şurayla ilgili 38 eylem planını hayata geçirmek üzere kamuoyuyla paylaştıklarına dikkati çekti.

"HERKESİ GELECEĞE NEFES OLMAYA DAVET EDİYORUM"
Yine geçen yıl, milli bir seferberliğe dönüşen, "Geleceğe Nefes" kampanyasını Gines Rekoruyla taçlandırdıklarını anımsatan Pakdemirli, "Şimdi de sağlık çalışanlarımız için 'Sağlık Kahramanları Hatıra Ormanı' kampanyasını başlattık. Bu çerçevede toplam 1 milyon 61 bin 635 fidanı 81 ilimizde toprakla buluşturacağız. Buradan herkesi sağlık çalışanlarımız için gelecegenefes.com sitesinden fidan sahiplenmeye ve Geleceğe Nefes olmaya davet ediyorum." diye konuştu.

KÜÇÜK AİLE İŞLETMELERİNE 100 MİLYON LİRALIK YEM DESTEĞİ
Salgın nedeniyle tarım sektörünün sekteye uğramaması ve gıda arz güvenliğinde bir sıkıntı yaşanmaması için birçok çalışmayı hayata geçirdiklerini anlatan Pakdemirli, kurdukları ürün masalarıyla 50'ye yakın ürünü yakından takip ettiklerini, aşı çalışmalarına dahil olduklarını, çiftçi borçlarıyla ilgili ertelemeye gittiklerini, çiğ sütte prim desteğini artırdıklarını, küçük aile işletmelerine hayvan başına 65 lira olmak üzere toplamda 100 milyon liralık yem desteği ödemesini başlattıklarını bildirdi.
Hasattan önce hububat ve bakliyat alım fiyatlarını açıkladıklarını dile getiren Pakdemirli, çiftçilerin eğitim ve bilgi ihtiyacını karşılamak amacıyla uzaktan eğitim portalı olan Tarım Orman Akademisini ve sözleşmeli tarımın yaygınlaştırılması ve pazarlama sorunun çözümü amacıyla da tüm tarafların bir araya getirildiği Dijital Tarım Pazarını hayata geçirdiklerini söyledi.

"POLİTİKALARIMIZIN SAHADA HAKİM OLMASINI SİZLER SAĞLAYACAKSINIZ"
Bakanlık politikalarının sahada hakim olmasını ilçe müdürlerinin sağlayacağını dile getiren Pakdemirli, şöyle konuştu:
"Öncelikle sizlerden beklentim; çiftçilerimizin her türlü sorununda yanlarında olmanız ve ilçenizde tarımsal hasılayı artırmaya yönelik çalışma yürütmeniz. Kırmızı et üretiminde, dünya ile rekabet edebilir konuma gelmeliyiz. Bu hedefe ulaşmak için küçükbaş yetiştiriciliğine önem veriyoruz. Yetiştiricilerin özellikle et ve sütte üretim maliyetlerini, açıklanan çiğ süt satış fiyatına uyulmasını ve spekülatif fiyat artışı yapan firmaları yakından takip edin. Hayvanların aşılama çalışmalarını hassasiyetle yapılmasını sağlayın. Her zaman dediğimiz; 'üreticiyi koruyan, tüketiciyi de kollayan' politikamızın sahada hâkim olmasını ancak ve ancak sizler sağlayacaksınız Açık söyleyeyim; ben, çiftçiye "hayır" diyen bir müdür istemiyorum. Yetkili sizsiniz, söz sahibi sizsiniz, çözüm makamı sizsiniz. Sizi ehil görmüş, sizi müdür olarak atamışsak, siz de gerekeni yapın. Sorunları çözün, çözemiyorsanız il müdürünüze götürün. Onlar da çözmezse bize ulaştırın, biz her anlamda gerekeni yaparız."
 
08.05.2020
Devamı

“Tarım Orman Akademi de" İlk Dersi Bakan Pakdemirli’den

Çiftçi ve üreticiye ihtiyaç duyduğu konulardaki bilgiyi, internet üzerinden yayınlanacak ders ve eğitim videolarıyla vermeyi amaçlayan "Tarım Orman Akademi"de ilk dersi Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli verdi.

Çiftçinin istediği an, hızlıca, aradığı bilgiye ulaşmasını sağlayan eğitim portalı yayınlarına başladı.
Tarım ve Orman Bakanlığı Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı tarafından hizmete sunulan ve "akademi.tarimorman.gov.tr ve www.tarimtv.gov.tr" adreslerinden üretici ile buluşan portalda, Bakan Pakdemirli, ilk derste detaylarıyla Dijital Tarım Pazarı'nı ve avantajlarını anlattı.

İLK DERS; DİJİTAL TARIM PAZARI
Geçtiğimiz hafta tanıtımı yapılan ve devreye alınan Dijital Tarım Pazarı'nın tüm alıcılar ve üreticilerin online olarak ulaşabileceği bir platform olduğunu belirten Bakan Pakdemirli, bu yeni sistemle hem üreticinin, hem tüketicinin hem de gıdaya dair her kesimin daha avantajlı olacağını ifade etti. Bakan Pakdemirli; "Bugün üreticimize sorsanız şunu söyleyecektir; ben ürünümü üretiyorum, tam karşılığını alamıyorum. Çünkü pazardaki fiyatlara baktığımız zaman, ben bu kadar ter dökerken, bir başka aracı ya da aradaki zincir daha fazla para kazanabiliyor, ben alnımın terinin karşılığını almak istiyorum. Peki, tüketiciye sorsanız; İstanbul'daki Ankara'daki İzmir'deki markete gidip gelen tüketiciye de sorsanız, tüketiciler de ürün tarlada ucuz, ama bana ulaşana kadar çok pahalılaşıyor ve bunu sürekli bulma noktasında sıkıntı çekiyorum. İşte Dijital tarım Pazarı, üretici ile tüketiciyi nerdeyse biraraya getiren bir sözleşmeli üretim platformu" dedi.

DİJİTAL TARIM PAZARI İLE ALAN DA SATAN DA MEMNUN OLACAK
Bu sözleşmeli üretim platformunda tohumdan çatala, gıdaya dair her kesimin olabileceğini belirten Bakan Pakdemirli, en önemli avantajlardan birinin finansman olacağını vurguladı ve "Bunun üreticiye şöyle bir faydası olacak; sözleşmeli üretim yapan üreticimiz bir defa malını kaç liradan satacağını en baştan biliyor olacak. Bunun önemli bir faydası, önemli bir ekişi var. Ayrıca eğer alıcı ile satıcı arasında girdi finansmanı ile alakalı bir ek sözleşme varsa, girdi finansmanı sağlayacak. Yani sebzesini, meyvesini satmak isteyen üreticimiz eğer bir perakende zincirle bir marketle anlaştıysa, belki bunun yüzde 20 – 25'ine varan bir kısmını ayni yardım olarak alacak veya peşin para olarak alacak. Bununla gübre ihtiyacını, tohum ihtiyacını, fide ihtiyacını, ilaç ihtiyacını karşılayacak. Yani böylelikle de aslında tarımın finansmanına da genel anlamı ile bir çözüm bulunacak. Bugün üreticimize sorsanız, hep girdilerden size bahsedecek. Mazottan, gübreden, yemden, ilaçtan, tohumdan bahsedecek. Yani bunların finansmanı da üretici üzerinde bir yük olmaktan bir süre sonra kalkacak. Ektiğiniz, diktiğiniz günden itibaren eğer fiyatını da biliyorsanız bu üretici için gerçekten aranacak bir durumdur" dedi.

SON 18 YILDA TARIMSAL HASILA 7,5 MİSLİ ARTTI
Türkiye'nin son 18 yıllık Ak Parti Hükümetleri döneminde tarımda önemli bir ivme yaşadığını ve bugün olduğu noktaya geldiğini belirten Bakan Pakdemirli, bu süreçte yaşanan gelişimi de örnekleri ile hatırlattı; "Son 18 yılda, Ak parti dönemlerinde tarımsal hasılamız tam 7,5 misli arttı. 565 baraj inşa edildi; Ak Parti hükümetleri öncesi inşa edilen barajların tam 3 misli baraj daha inşa edilmiş oldu. 308 milyar lira toplamda tarımsal destek verdik. 6.6 milyon hektar araziyi de sulamaya açtık. 4.5 milyar fidanı toprakla buluşturduk. Kırsal kalkınma hibeleri iel de 200 bin vatandaşımıza istihdam sağladık. Tohumluk ihracatımız 10 katı arttı. 18 milyar dolar tarımsal ihracata geldik, nerden geldik, 3.7 milyar dolar ihracattan bugün 18 milyar dolar tarımsal ihracata geldik. İnşallah bu sene bu rakamı da katlayarak artıracağımıza son derece eminiz. Türkiye kendi kendine yeterliliğini ispat etmiş ve tarımsal fazla olarak yani net tarımsal fazla olarak da 5.3 milyar dolar dış ticaret fazlası veren kendi kendine yeterli bir ülkedir. Tohumluk üretimimiz de 8 misli artmıştır."
SON İKİ YILDA GSMH YÜZDE 45 ARTTI
Bu 18 yıllık süreçte Gayri Safi Milli Hasıla'da da önemli bir artış yaşandığını belirten Bakan Pakdemirli, sadece son iki yılda bile yüzde 45 artış yaşandığını söyledi. "2017 yılında 189 milyar lira olan tarımsal GSMH 2018 yılında 217 milyara, 2019 yılında da 275 milyara, yüzde 27 artış, toplam, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde yüzde 45 artışla, gerçekten Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde tarım sektörü başarısı ile taçlandırmıştır.

"DESTEK BİZDEN, GAYRET SİZDEN"
Tabi ki bu başarının ardında Ak Parti Hükümetlerinin tarıma verdiği destek vardır. Desteklerimiz son 18 yılda 12 misli artmasına rağmen sadece son iki yılda da 14,5 milyar lira ile 2018 de 16.1 milyar lira, 2019'da ve 2020 desteklerinin toplamı da 22 milyar liraya geldi. Yani son iki yılda destekler yüzde 52 artış, hasılada da yüzde 45 artış. Biz her zaman şunu söylüyoruz; destek bizden, gayret sizlerden, bereket de Allah'tan. Biz desteği verdikçe bu topraklarda on binlerce yıl boyu üretim yapan çok kıymetli, elleri öpülesi çiftçilerimiz, üreticilerimiz, besicilerimiz, yetiştiricilerimiz bu desteklerin karşılığını Türkiye'ye üretim olarak taçlandırıyorlar."
Türkiye'nin coğrafi konum açısından, 4 saatlik uçuş ile dünyanın yüzde 40'ına yaklaşabilen, 1.9 trilyon dolar ticaret hacmine sahip bir bölgede olduğunu ancak, tarımsal hasılada Avrupa'da bir, dünyada ilk 10 arasında yer aldığını belirten Bakan Pakdemirli, bundan sonraki süreçte sözleşmeli üretimle bu sıralamada ilk 5 arasında yer almayı hedeflediklerini de belirtti. 

"DİJİTAL TARIM PAZARI'NA HER KİM OLURSAN OL GEL!"
Tarım Orman Akademi'deki ilk derste Bakan Pakdemirli, sözleşmeli üretim platformunun toplumun her bireyine açık olduğunu vurgulayarak; "Mevlana misali, dijital tarım pazarına her kim olursan ol gel diyoruz. Bu, tüm yapılanları tek bir yerde toplayıp daha verimli hale getirmeye çalışan bir sistemdir. Burada herkese yer var. Yani kooperatiflere de yer var, çünkü kooperatifler de burada daha aktif rol alarak hem girdi finansmanında hem de Pazarlama tarafında olabilirler. Böylelikle kooperatiflerin, birliklerin ve örgütlerin üreticiye daha fazla faydalı olma yollarını aramış olacaklar. Üretici de, alıcı da, gıda işleme tesisleri de olacak burada. İsterse halciler ve nakliyeciler de olacak" dedi.  
Dijital tarım pazarı ile hem üreticinin hem de tüketicinin yanında olduklarını belirten Bakan Pakdemirli; "Dijital tarım pazarında üretici ürününü değer fiyattan satmak istiyor, tüketici de ürünlerini daha uygun fiyata almak istiyor. Böylelikle iki taraf da günün sonunda birbirinden memnun ayrılıyor. Arz ve talep buluşuyor, tohumdan çatala kadar olan zincirin hem takibi, hem planlaması hem daha sağlıklı yürümesi hem de gıda zayiatından da kurtulmuş oluyoruz.
Dijital tarım pazarındaki ana mantığımız şu; üreticinin yanında olan her kim varsa biz de onların yanındayız. Buradaki tüm paydaşların da bunu bilmesini ve anlamasını istiyoruz" diye konuştu.  

DİJİTAL TARIM PAZARI, ULUSLARARASI ÖRGÜTLERE DE ÖRNEK OLUYOR
Dijital tarım pazarının henüz bir haftadır uygulamaya alınmasına rağmen dünya ülkelerinin de dikkatini çektiğini belirten Bakan Pakdemirli, Türkiye'nin önemli bir başarıya imza atacağını söyledi; "Uluslararası örgütlerin hepsi bunula ilgili bizden sunum aldı. Bunu örnek alacaklarını söyleyerek de, attığımız adımları takip etmek istediklerine dair de bize bilgi verdiler. Yani Türkiye gerçekten tarımla ilgili önemli bir başarıya daha imza atmak üzere. Ancak dediğim gibi bu platform bizim değil. Bu platform sizlerin platformu. Ancak sizler bu platformun bir parçası dijital tarım pazarını kullananlar olduğunuz sürece ve buradaki işlemler derinleştiği sürece burası son derece başarılı olacak ve buranın paydaşı olan herkes dünden daha fazla gelir kazanacak."

DİJİTAL PAZARLA ÜRETİCİ ÖRGÜTLERİ DAHA DA GÜÇLENECEK
Sözleşmeli üretimin neden öncelikli bir konu olarak ele alındığını da şöyle açıkladı Bakan Pakdemirli, "Bir defa üretici örgütleri de buradan daha iyi güçlenecek. Çünkü hem alımda hem satımda tüm süreçte yer almaya başlayacakları için üreticiyi de memnun eden üretici birlikleri kooperatifleri meydana çıkacak. Üretici memnun olduğu sürece, örgüt ve kooperatifteki dayanışması daha da yüksek bir seviyeye gelecek. Pazarlama kabiliyetleri artacak. Dediğim gibi en küçük üreticiden en büyük üreticiye kadar hepsinin pazarlama kabiliyetleri neredeyse eşitlenecek ve üretimin olduğu yerde tüketim de olacağı için son derece verimli bir ekosistem oluşacak. Üretim faaliyetlerinin de Pazar koşullarına optimize edilmesi son derece önemli verimliliği de artırarak üretici gelirleri de artırmış olacağız. Sürdürülebilir tarım için de sözleşmeli tarım modelinin önemli olduğunu düşünüyoruz. İnşallah daha önce de söylediğim gibi en ufak üreticimizin bile ürünü tek yumruk haline gelecek, tek yumruktan kastımız şu, aynı büyük üreticiler gibi küçük üreticilerimizin de ürünleri yüksek fiyattan değer fiyattan pazarlanabilir olacak."
Bakan Pakdemirli, Dijital tarım pazarının sağlayacağı en önemli avantajlardan birinin de tarım ürünlerinin doğrudan satışının sağlanması ile ihracata yönelik pazarın artması olacağını belirtti.

DİJİTAL PAZARLA TARIM İLE SANAYİ BÜTÜNLEŞECEK
Türkiye'nin coğrafi işaretli ürünlerinin de bu Pazar sayesinde hem Türkiye içinde hem dünyada çok daha iyi bir şekilde pazarlanacağını söyleyen Bakan Pakdemirli, en önemli amaçlardan birinin de tarım ile sanayiyi bütünleştirmek olduğunu belirtti. Pakdemirli; "Gıda sanayiinin gelişmesindeki en önemli engellerden biri de sözleşmeli üretimde Türkiye'nin istenilen yerde olmamasıdır. Gıda sanayide İnşallah istenilen yere bu şekilde gelecek. Arz talep fiyat bunların hepsi bir şekilde dengede olacak. Gıda arz güvenliği içinde sözleşmeli üretim ve tarımsal planlamanın son derece önemli olduğunun altını çiziyoruz. Tarımsal ürünlerin pazarlanması ve tarıma dayalı sanayinin zamanında ve nitelikli hammadde talebini karşılamada bu dijital tarım pazarının uygun bir model olacağını biz düşünüyoruz."
 
06.05.2020
Devamı

TVHB Başkanı Eroğlu: “Hayvanlara şiddette artık Polyannacılık oynanmamalı”

Türk Veteriner Hekimleri Birliği  Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu;  Hayvanlara yapılan  şiddet ile ilgili bir açıklamada bulundu.  Eroğlu, yaptığı açıklamada; “Hayvan hakkının olmadığı yerde insan hakkının olmayacağı aşikardır. Çözümün adresi TBMM’dir.” dedi
 
Başkan Eroğlu açıklamasında şöyle devam etti; “Ülkemizde maalesef her gün hayvanlara yönelik yeni bir şiddet olayı ile güne başlıyoruz. Önceki gün Ankara Haymana'da, görüntülere göre bir şahsın kendisine ait olduğu ifade edilen 2 çoban köpeğini vahşice eşek yavrusuna saldırtarak, hayvanın ölümüne yol açması ve görüntülerin bir maharetmiş gibi sosyal medya hesabından yayınlaması bizleri bir kez daha üzüntüye ve derin endişeye sevk etmiştir.” dedi
 
Hayvanlara şiddet bir psikolojik vakadır. Bugün şehirlerin en büyük mağdurları konumunda olan sahipsiz hayvanlara eziyet edenlerin devlet gözetiminde rehabilitasyon merkezlerinde belli sürelerde tedavi altına alındıktan sonra toplum içerisine döndürülmeleri gerekmektedir. Aksi taktirde ileride toplum açısından çok daha vahim sonuçlarla karşılaşılması kaçınılmazdır. Hayvana şiddet konusunda iktidarından muhalefetine, sivil toplum kuruluşlarına kadar sosyal medyada tepkisel paylaşımlar yapılması olumlu ancak, çözüm değildir. Kamuoyunun tepkisi hızla büyüyüp aynı hızla sönmektedir. Hayvan hakkının olmadığı yerde insan hakkının olmayacağı aşikardır. Çözümün adresi TBMM’dir.
 
ABD’de hayvana şiddet, tıpkı kundakçılık, cinsel istismar gibi kayıt altına alınıp, sabıka kaydı oluşturulmakta ve takip edilmektedir. Böyle bir uygulamanın ülkemizde de olmaması için bir sebep yoktur. Bu sebeple yıllardır çıktı çıkacak denilen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun bir an önce yasalaştırılarak hayvanlara karşı her türlü şiddetin, istismarın ve terk etmenin Kabahatler Kanunu’ndan çıkartılarak, Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamına alınarak caydırıcı para cezaları ile birlikte hapis cezası gibi yaptırımların bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.
 
 
05.05.2020
Devamı

Dsi ve Toki Arasında Sulamada İşbirliği Protokolü

Sulamada yeni bir adım daha attıklarını belirten Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü ile TOKİ Başkanlığı arasında sulama tesislerinin yapımı konusunda bir protokol imzalandığını belirtti.

İmzalanan protokol çerçevesinde değişik illerde 25 adet sulama projesinin hayata geçirileceğini vurgulayan Bakan Pakdemirli "Bu kapsamda, 3 milyon 200 bin dekar civarında araziyi sulayacak projeler ile çiftçimizin yanında olacağız. Söz konusu projelerin tamamlanması ile 300 bin kişiye istihdam sağlanması ve ülke ekonomisine yıllık 2,5 milyar TL katkı sağlamayı hedefliyoruz" dedi.
Sulamaya yapılan yatırımlar ile suya hasret toprakları suyla buluşturduklarını söyleyen Pakdemirli, protokol ile yapılacak tesislerin toplam maliyetinin 8,5 milyar lirayı bulduğunu söyledi.
Ülkemizin 85 milyon dekar olan ekonomik sulanabilir arazisinin yüzde 78'inin yani 66,5 milyon dekarının sulamaya açıldığını ifade eden Bakan Pakdemirli "Sulamaya açılan 66,5 milyon dekar arazide uygun ziraat usulleri ve ürün deseniyle tarım yapılması durumunda takriben yıllık 49,5 milyar TL zirai gelir artışı sağlanması mümkün"  dedi.

Türkiye'de suyun dörtte üçünün sulamada kullanıldığını belirten  Bekir Pakdemirli "Bu yüzden sulama tesislerini inşa ederken en modern ve tasarrufu en yüksek yağmurlama ve damlama sistemleri tercih ediyoruz. Protokol kapsamında inşa edilecek tesislerde de bu sistemler uygulanacak. Kapalı sistem basınçlı borulu sulamaya geçilmesi ile iletim kayıpları minimum seviye indirilmekte ve tarla içi sulama sistemleri ile önemli ölçüde su tasarrufu sağlanarak çiftlik randımanı maksimum seviyeye yükseltilmektedir. Böylelikle, yağmurlama sulamalarda % 35 damla sulamalarda ise % 65 oranında su tasarrufu sağlanmaktadır " değerlendirmesinde bulundu.
 
 
04.05.2020
Devamı

DİTAP Üreticiye Avantaj Sağlayacak

Seralarında kesintisiz üretime devam eden Antalyalı çiftçilerde  DİTAP heyecanı başladı.

Antalya’ da sera ve tarlalarında kesintisiz üretime devam eden çiftçiler, devreye giren Dijital Tarım  Pazarı'nı (DİTAP) hem alın terinin korunması hem de daha fazla üretimi teşvik edecek olmasından dolayı mutlu.

Muratpaşa Ziraat Odası Başkanı Nazif Alp, AA muhabirine, DİTAP'ın üreticiye birçok avantaj sağlamasını beklediklerini söyledi.

Yıllardır "ürün deseni"ni savunduklarını belirten Alp, bir kişinin örneğin 10 veya 30 dönüm arazisi varsa, buraya tek tip değil, çeşitli ürünleri ekmesinin önemli olduğunu ifade etti.

Çeşitli ürünler ekildiğinde fiyatlarda düşüşler yaşansa bile üreticinin zor durumda kalmayacağını aktaran Alp, fiyatı yükselen ürünün diğerinin masrafını karşılayabileceğini dile getirdi.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli'nin DİTAP sayesinde ürünün çiftçinin elinde kalmayacağını açıkladığını vurgulayan Alp, yetiştirilen ürünün serada, tarlada kalmayacak olmasının hem üreticiye hem de tüketiciye avantaj sağlayacağını bildirdi.



 
04.05.2020
Devamı

Pakdemirli: “ Kimsenin ürünü tarlada, hayvanı elinde kalmayacak”

Tarım ve Orman  Bakanı Bekir Pakdemirli, "Kimsenin ürünü tarlada, hayvanı elinde kalmayacak. Gerekirse devlet olarak biz alacağız" dedi. Hububat fiyatlarının hasattan önce açıklanacağını söyleyen Pakdemirli'nin hayvancılığa dair de açıklamalarda bulundu.

"Kimsenin ürünü tarlada, hayvanı elinde kalmayacak. Gerekirse devlet olarak biz alacağız.". Tarım  ve Orman Bakanı Pakdemirli, mesajlarını video konferans yöntemiyle gerçekleşen Türkiye Ziraat Odaları Birliği  Danışma Kurulu Toplantısından verdi.

2020 yılında ödenmesi planlanan 22 milyar liralık tarımsal desteğin 12,4 milyar lirasının ödendiğini hatırlatan Pakdemirli, hububat alım fiyatlarının hasattan önce açıklanacağını söyledi.  Türkiye’nin tarımsal hasılada Avrupa ’da zirvede yer aldığını söyledi.
 
Hayvancılığa dair de mesajlar veren Pakdemirli, “Aile işletmeleri desteklenecek, entegre tesis sayısını artıracağız” dedi.
 
Meraların yoğun olduğu yerlerde daha fazla buzağı elde etmek için 22 ili yetiştiricilik bölgesi ilan edileceğini açıkladı. Kaliteli sütü ayrı fiyatlandırmaya başladıklarını belirten Pakdemirli, küçükbaş hayvan varlığında ise 2020 hedefinin 56 milyon küçükbaş hayvan varlığı olduğunu paylaştı.
 
02.05.2020
Devamı

Gümüşhane'de tarım arazileri sulanmaya başlandı

Tarım ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü yaptığı yatırımlarla modern sulama sistemlerini yaygınlaştırmaya, tarımda su tasarrufu sağlamaya, çiftçilerin kazançlarını doğrudan ve dolaylı yollarla artırmaya ve ülke tarımına katkı sunmaya devam ediyor.

DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada Gümüşhane'de 113 bin 800 dekar tarım arazisinin sulanmasına başlanıldığı ifade edilerek yapılan sulu tarım ile birlikte 2020 yılı birim fiyatları ile ülkemiz ekonomisine 56 Milyon TL katkı sağlanmasının hedeflendiği belirtildi.

Açıklamada, "DSİ olarak son yıllarda modern sulama projelerini geliştirerek uygulamaya koymaktayız. Modern sulama ile tarımda sağlanan verim artışları, üretim deseninin çeşitlenmesi, çiftçi gelirlerinde doğrudan ve dolaylı artışa neden oluyor. Bu durum bir yandan kırsal kalkınmanın hedeflerinden olan yoksulluğun azaltılması amacına hizmet ediyor bir taraftan da yaşam standardını yükseltmektedir. Bu kapsamda Kuşburnu diyarı Gümüşhane ilimizde 1 Mayıs tarihinde başlayan 2020 yılı sulama sezonunda Gümüşhane ilimiz ve ilçelerimizde toplam 113 bin 800 dekar tarım arazisi sulanacaktır. Gümüşhane il ve ilçelerimizde 2020 yılında toplam 113 bin 800 dekar arazide yapılan sulu tarım ile birlikte 2020 yılı birim fiyatları ile ülkemiz ekonomisine 56 Milyon TL katkı sağlanması hedeflenmektedir. Gümüşhane ilimizde en önemli sulama projelerinin başında Koruluk Sulaması işi kapsamında 40 bin 740 dekar zirai arazinin sulanması sağlanacak olup bölgede yapılacak sulu tarım ile birlikte 2020 yılı birim fiyatları ile ülkemiz ekonomisine 27 Milyon TL katkı sağlanması hedeflenmektedir" denildi.

 
02.05.2020
Devamı

Orman Yangınlarına Karşı İlk Kez İha’lar Kullanılacak

Tarım ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü (OGM) orman yangınları ile mücadele için hazırlıklarını tamamladı.

Ülkemizde özellikle Hatay'dan başlayıp Akdeniz ve Ege sahil bölgelerinden İstanbul'a kadar uzanan kıyı bandı orman yangınları için en riskli bölgeyi oluşturuyor. Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli de hazırlıkların bu riske göre yapıldığını ve yangınla mücadele için yangın sezonunda araç, gereç ve personelinin büyük bir bölümünün buralarda hazır bekletildiğini ifade etti.
Orman yangınlarıyla mücadelede 3 temel strateji belirlediklerini söyleyen Bakan Pakdemirli "Bunların ilki önleme, yani yangın çıkmasına mani olacak eğitim ve bilinçlendirme çalışması. Unutmayalım ki orman yangınlarının yüzde 88'i insan kaynaklı ve bu oranın inmesi ancak eğitim, bilinçlenme ve dikkatle sağlanabilir" dedi.

İkinci stratejilerinin ise önleme, yani erken uyarı, hızlı ve etkin müdahale olduğunu vurgulayan Pakdemirli 'Orman yangınlarını tespitte bu yıl ilk defa İHA'lardan faydalanmaya başlıyoruz. Ülke genelinde 776 yangın gözetleme kulesinden ormanlarımızı izliyoruz Yangından anında haberdar oluyor ve 1.140 noktada konuşlanmış ilk müdahale ekiplerimiz ile en kısa sürede yangınlara müdahale ediyoruz. Böylece yangınlara ilk müdahale süremizi 12 dakikaya indirdik." dedi.

YANGINLA MÜCADELE KAPSAMINDA 300 ARAZÖZ YENİLENECEK
Orman yangınlarıyla mücadele için büyük bir planlamaya ve titiz çalışmaya ihtiyaç olduğunu belirten Bakan Pakdemirli, ekipmanın da oldukça önemli olduğunu vurgulayarak; "Yangınla mücadele kapsamında yaklaşık 8 bin araç görev alacak. 300 arazözü de bu yıl yenileyeceğiz" ifadelerini kullandı.

"BU YIL ALINACAK YANGIN SÖNDÜRME PERSONELİ İLE EKİBİMİZ DAHA DA GÜÇLENECEK"
OGM'nin orman yangınları ile mücadele ekibi genişliyor. Bu yıl ülkemizde meydana gelebilecek her büyüklükte ve zorluktaki yangına karşı hazırlıklarını tamamladıklarını vurgulayan Bakan Pakdemirli,  "Orman yangınlarında bu yıl 18 bin 545 personel görev alacak. Bu arkadaşlarımızla beraber, bu yıl alımı yapılacak yeni elemanlar ile ekibimizi daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz" ifadelerini kullandı.

AYNI YIL İÇİNDE TEKRAR AĞAÇLANDIRIYORUZ
Stratejilerinin son ayağını ise yanan alanların tekrar ağaçlandırılmasının yani rehabilitasyon çalışmalarının oluşturduğunu belirten Bakan Pakdemirli" Yanan ormanlık alanları ilk ağaçlandırma sezonunda yani aynı yıl içinde tekrar ağaçlandırıyoruz. Anayasa gereği bu alanları başka bir maksatla asla kullandırmıyoruz. Ağaçlandırırken asli türlerin korunmasına da dikkat ediyoruz" diye konuştu.
 
 
01.05.2020
Devamı

Halk Ekmeğin Yeni Genel Müdürü Velioğlu Oldu

30 Nisan 2020 tarihinde Ankara  Büyükşehir Belediyesi  Halk Ekmek A.Ş   Genel Müdürlüğüne Dr. Hüseyin Velioğlu getirildi.
Tarım Bakanlığından emekli TÜGEM Genel Müdürü,  Dr. Velioğluna  yeni görevinde başarılar diliyoruz.
 
Hüseyin Velioğlu Kimdir?
1958 Of Doğumlu Hüseyin Velioğlu evli ve 3 çocuk babasıdır. 1982 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni bölümünden mezun olan Velioğlu, 1999 yılında; Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü doktorasını  yapmıştır.
 
1982-1983      Tarım Bakanlığı Su Ürünleri Dairesi Başkanlığı  Mühendis

1984-1987      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Proje ve Uygulama Genel Müdürlüğü Mühendis

1988-1996      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı Müfettiş Yardımcısı, Müfettiş, Baş Müfettiş

1996-1997      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü  Genel Müdür Yardımcısı

1997-1998      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı APK Kurul Başkanlığı APK Uzmanı

1998                Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Şırnak İl Müdürlüğü  İl Müdürü

1998-1999      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü  Genel Müdür Yardımcısı

1999-2000      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü Mühendis

2000-2003      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü   Genel Müdür Yardımcısı

2003-2007      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü  Genel Müdür

2005-2007      TARSİM Kurucu Yönetim Kurulu Üyeliği

2007-2009       TARİŞ Pamuk ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Genel Müdürlüğü, İzmir   Genel Müdür
          
2007-2009      TARİŞ İncir Tarım Satış Kooperatifi Genel Müdürlüğü, İzmir Genel Müdür
                       
2010-2016      JICA (Japon Teknik Yardım Kurumu) JICA Mensupları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
                       
2009- 2017     Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Genel Sekreter
                       
2018- 2019     Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği  Danışman
                 
 
 
01.05.2020
Devamı

COVİT – 19 ile değişiyoruz…

Kaygı, korku, belirsizlik, güvensizlik, öfke, panik... Korona salgınının tüm hızıyla devam ettiği günlerde birbirinin içine geçen duygularımızın bazıları…  Salgın krizinin hayatımıza girmesi ile hissettiklerimiz yaşadıklarımız hepimizi başka başka yerlere sürükledi.

Geçtiğimiz yıllarda size biri, gözünüzle göremeyeceğimiz ama tüm Dünya’yı durduracak bir olay yaşayacaksınız deseydi muhtemelen hepimiz saçmalama olur mu öyle bir şey gibi cümlelerle tepki gösterirdik. Hatta söyleyen kişinin de hayal gücü ile dalga geçecektik…

İnsanoğlu, 2020 yılına da yeni umutlarla yeni planlarla girmişti.  Fakat düşünemediği gözden kaçırdığı bir şey vardı ve ancak yaşayarak bunu öğrenecekti…

Evren, doğa, tabiat ana, eşitlik, adalet, denge bu kelimeler sizlere neler anlatıyor bilmiyorum ama korona hayatıma girdiğinden beri bana pek çok şey anlattı öğretti.
Şimdi gelin hep birlikte neler yaşıyoruz, hangi yollardan geçiyoruz biraz iç dünyamızda yolculuk yapalım.  Görünende hayat durdu, evlerimizden dışarı çıkamıyoruz değil mi?

 İşte böyle düşünürsek yaşadığımız bu süreci kendimize yakınlarımıza zindan ederiz… Bu bir son değil bu yeniden doğuş uyanış tam anlamıyla. Tabi bunu fark edebilir ve doğru geçirebilirsek.    Bu tüm insanlığa verilmiş bir ikaz bence…  Hepimizin hayatında öncelikli olanların sıralaması çok farklıydı ama ortak paydamız hep aynıydı.   Herkes doyumsuz şükürsüz ve mutlu görünselerdi iç dünyalarında mutsuzdu. Kendimizi ailemizi düşünmek yerinde dünya telaşına o kadar kaptırmıştık ki en yakınlarımızı hatta hatta kendimizi bile göz ardı ediyorduk.  Ocak ayı itibari ile önce Çin de duran hayat sonra tüm dünyayı etkiledi. Ve o kadar enteresan ki insanları ölümle burun buruna getiren virüs çocukluklarımıza dokunmuyordu. Sizce de burada görmemiz gereken bir durum yok mu ?

Gelelim bizlere yaklaşık 40 gündür çok değişik bir deneyim yaşıyoruz. Evet bu bir pandemi evet can kayıplarımız var, hayat durdu ama ben bardağın dolu tarafından bakanlardanım.  Tedbirimizi alacağız takdiri yüce yaratana bırakacağız ve alınması gereken mesajları alıp gelecek günlerde ona göre yaşayacağız…
Hani şu ah keşke zaman olsa da bunu yapsaydım dediklerimiz vardır hepimizin içinde, ya da sarılması gereken yaralarımız, ilgilenmemiz gerekenler, yapmaktan keyif alıp da hep yakındığımız zamansızlıktan yapamadığımız tonlarca olay… İşde fırsat her ne kadar kısıtlıda olsa kendimizi yenileyebileceğimiz uzun bir yolculuk. Bu pandemi bitecek ve bittikten sonra umut ederim ki hepimizin hayatında güzel dokunuşlar bırakmış olsun.

Evlerimizde kalıyoruz… Hayat eve sığar diyoruz. Ve bunu derken kendimizi bulmayı seçiyoruz… Özümüze dönüyoruz… Zenginle fakir eşitlendiği,   dengenin kurulduğu anlardayız. Evren, tabiat bizlere, siz evinize girin hayatı bize bırakın demedi mi sizce de. 

Yıllardır yaşadığım başkentte ilk defa sokağa çıkma kısıtlaması geldiğinde kuş cıvıltılarını şehrin merkezinde duydum… Nasıl bir şaşkınlık ve mutluluktu anlatamam… O anda diyebildiğim tek şey şükürdü… Evet bizler büyük şehirde hep özlemini kurduğumuz kuş seslerini yaşamıştık… Teşekkürler tabiat ana… 

Bizler dilimizden şükretsek te  kalben şükretmesini  unutmuştuk… Dünya da değer vermemiz gereken konuların çok farklı olduğunu görmedik mi…  Sağlığımızın, nefes almanın kıymetini anlamadık mı? Sadece dışarı çıkıp özgürce yürüyebilmenin ne kadar güzel olduğunu beklide ilk defa bu kadar iyi anladık…

 Sinsi, ciddi,  hatta ölümcül olabilen ama ne yazık ki görünmeyen düşmanla karşı karşıyayız. Tüm dengeleri alt üst eden bir süreç yaşıyoruz. Fakat Şemsi Tebriz’in ne demişti bizlere..  'Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını? 

Bilmiyoruz ki yeni hayatımızın bizlere ne kadar çok mutluluklar getirecek. O yüzden sevgili dostlar bu günlerimizin kıymetini bilelim. Yaşadığımız zor süreci iyi yönetelim ki bu deneyimden de payımıza düşenleri alıp yolumuza yeniliklerle devam edelim…
 
#EVDEKALTÜRKİYE
Anadolu İzlenimleri Haber Müdürü                         
Gizem Cengiz

 
30.04.2020
Devamı

Taş Fırından Çıkmış Gibi Evde Ramazan Pidesi

Hoş Geldin Ey şehir Ramazan…  11 ayın Sultanı Mübarek ramazan geldi. Bu seferki ramazan ayı biraz farklı içinde bulunduğumuz pandemi nedeniyle diğerlerinden farklı geçecek.  Biraz buruğuz bu sene…  İftar sofralarında kalabalık olamamak, ramazanın olmazsa olmazı sıcak pideden, teravi namazlarından mahrum kalmak  11 Ayın Sultanını buruk yaşatacak.  İçinde bulunduğumuz durumdan ötürü herkes evlerinde mutfaklarında tüm hünerlerini keşif etti . Bizlerde siz değerli okuyucularımız için derledik.

Çıtır çıtır ramazan pidesi tarifi için yapmanız gerekenler aşağıda;
KAÇ KİŞİLİK
2 adet
HAZIRLAMA SÜRESİ
20 dakika
PİŞİRME SÜRESİ
20 dakika
Ramazan Pidesi Tarifi İçin Malzemeler
Üzeri için:
  • 3,5 su bardağıun
  • 1,5 su bardağısu
  • 6 gr.yaş maya
  • 1 silme tatlı kaşığıtuz
  • 1 adetyumurta sarısı
  • 1/2 su bardağıyoğurt(sulu bir kıvamda)
  • 1/2 çay bardağısu
  • 1 yemek kaşığızeytinyağı
Tuzu çözdürmek için:
  • 1/3 su bardağısu
Altı ve üzeri için:
  • 1 su bardağıyulaf kepeği
Süslemek için:
  • 1 yemek kaşığısusam
  • 1 yemek kaşığıçörek otu
Derince bir kaba 1,5 su bardağı oda ısısındaki suyu alın ve içine mayayı katıp silikon bir spatula ile maya eriyene dek karıştırın. Unu başka bir kaba alın ve ortasını çukurlaştırın. Mayalı suyu unun ortasına ekleyin ve spatula ile karıştırarak  una yedirin. Yarım su bardağından bir parmak eksik suya tuzu katın karıştırın ve bunu da ekleyip tekrar karıştırın. 10 dakika kadar karıştırın ve hamuru tezgaha alıp, tezgaha vurdurarak yoğurun. Ele oldukça yapışan bir hamur olacak ekstra un eklemeyin. Hamur elinize daha az yapışmaya başlayınca etrafına biraz un serpin ve hamuru ikiye kesip, iki hamur topu yapın. Bu topları üst üste koyup bastırın ve tekrar ikiye bölüp, tekrar iki top yapın. Bu şekilde 3 kere ikiye bölüp üst üste alın ve en sonunda 2 hamur topunu ılık bir yerde üstü örtülü olarak 2 saat mayalanmaya bırakın. Üzeri için gerekli tüm sos malzemeleri bir kapta çırpın. Bir tahtaya yulaf kepeğini serpin ve mayalanma süresinin sonunda, hamur toplarından birisini onun üstüne alıp, ıslattığınız ellerinizle pide şeklinde açın. Bir servis tabağı büyüklüğünde açtığınız hamura yine parmağınızla kenar ve üstüne kare şekiller yapın. Yumurta sarısı, yağ, yoğurt, su karışımını bir fırça ile üstüne sürün ve susamla çörek otu serpin. Yağlı kağıt serilmiş bir fırın tepsisine pidenizi kaydırarak alın. Önceden ısıtılmış 230 derece fırında 5 dakika pişirin ve sonra fırın ayarını 200 dereceye indirip, 15 dakika daha kontrolü olarak pişirin. Sıcak sıcak servis edin. Afiyetler olsun!
 
 
 
 
 
30.04.2020
Devamı

Prof.Dr. Erbaş'tan Gıda Alış Veriş Uyarısı

Akdeniz Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Erbaş, corona virüsü (COVID-19) salgını döneminde önemli konulardan biri olan gıdaların güvenli temin edilmesi sürecine ilişkin önemli uyarılar yaptı. Prof. Dr. Erbaş, alışverişi kısa tutmanın yollarını sıraladı ve ekmek tüketimi ile ilgili önemli bir uyarıda bulundu.

Korona virüsü tehlikesinin uzun bir süre devam edebilme ihtimalini göze alarak günlük hayatta alışveriş ve beslenme konuları başta olmak üzere birçok şeyi alışkanlık haline getirmek gerektiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Erbaş, corona virüsü salgınında alışveriş yaparken nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda önemli açıklamalar yaptı.



MARKETTE GEÇİRİLEN SÜRE NASIL KISALTILABİLİR?
Prof. Dr. Erbaş, alışveriş öncesi bir liste oluşturulmasının, ihtiyaçların meyveler, sebzeler ve süt ürünleri gibi gruplandırılarak mantıksal bir sıra ile yazılmasının markette geçirilen süreyi kısaltacağını ve alışverişte nakit para yerine temassız ödeme yapan kredi kartı kullanılmasının, alışverişe giderken maske, eldiven, dezenfektanlı veya kolonyalı mendiller bulundurulmasının korunma seviyesini yükselteceğini söyledi.



“MARKET ARABASININ TUTMA YERİNİ TEMİZLEYİN”
Market arabasının tutma yerinin eldivenli bir şekilde dezenfektanlı mendille silinmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Erbaş, market içerisinde diğer kişilerden en az üç adım uzak durarak sosyal mesafeye dikkat ederek alışverişe başlanılması gerektiğini ve alışverişte temel olarak, açıkta satılan ürünler yerine fabrikada paketlenmiş veya markette poşetlenmiş ürünleri tercih etmenin oldukça koruyucu bir davranış olacağını ifade etti.

HANGİ GIDALAR TERCİH EDİLMELİ?
“Alışverişte sağlıklı beslenmeye ve bağışıklık sistemine yardımcı olan yumurta, et ve süt gibi proteinli gıdalar ve kırmızı, mor, yeşil, sarı ve beyaz gibi doğal renkleri birbirinden farklı vitamin ve minerallerce zengin meyve ve sebzeler tercih edilmelidir” şeklinde konuşan Prof. Dr. Erbaş, bunlara ilave olarak yoğurt, boza ve turşu gibi probiyotik özellikli gıdalara, kekik ve zerdeçal gibi antioksidan özellikli baharatlara, ay çekirdeği ve kabak çekirdeği gibi çinko mineralince zengin tuzsuz kabuklu yemişlere de bağışıklık sistemini desteklemeleri nedeniyle öncelik verilmesi gerektiğini söyledi.

Marketlerde ürünlerin elle değil gözle seçilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Erbaş, eve gelindiğinde market poşetleri içerisindeki et ve süt gibi bozulabilir ürünler ayrıldıktan sonra market poşetlerinin balkon gibi havadar bir yere çıkartılarak birkaç saat bekletilmesi gerektiğini söyledi. Açık şekilde veya poşetlenmiş olarak alınan ekmeklerin, sıcaklığı doksan derece kadar olan fırında 10 dakika kadar tutulması gerektiğini dile getiren Erbaş, “Salata ve meyveler gibi çiğ olarak pişirilmeden tüketilen gıdalar, bir ön yıkama işleminden geçirildikten sonra derin bir kap içerisindeki sirkeli suda en az 15 dakika bekletilmeli ve sonra iyi bir şekilde ovalanarak akan suyun altında yıkanmalıdır” dedi.

Erbaş, alışverişlerde tek kullanımlık poşetlerin kullanılması gerektiğini ve poşetlerin başka amaçlarla kullanılmadan iç içe geçirilerek geri dönüşüme atılması gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Erbaş, “Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) gıdalarda veya gıda ambalajlarında korona virüsün çoğaldığına ve buralardan insana bulaştığına dair bir bildirimde bulunmamıştır. Ancak gıdaların tedarik ve hazırlanma süreçlerinde kişilere bir bulaşma olabileceği de göz önünde bulundurularak alışverişte özen gösterilmeli ve bağışıklık sistemini destekleyen gıdalar tercih edilmelidir” dedi. İHA
 
 
 
29.04.2020
Devamı

Büyükşehir Dağıtıcak Çiftçi Yetiştirecek

Başkentli çiftçileri teşvik ederek tarımsal üretimi artırmak amacıyla destek programlarını genişleten Ankara Büyükşehir Belediyesi, Mayıs ayında çiftçilere 5 milyon domates ve sivri biber fidesi dağıtarak bu desteğini sürdürecek.

Tarım ve hayvancılıkla uğraşan üreticilere su fiyatlarını 50 kuruşa indiren, ellerinde kalan ürünleri satın alan, yem bitkisi tohumu dağıtan ve sözleşmeli üreticilik modeline geçen Büyükşehir Belediyesi, şimdi de yüzde 75’i hibe, yüzde 25’i çiftçi katkı payı olmak üzere toplam 5 milyon 95 bin 20 adet domates ve sivri biber fidesini çiftçiyle buluşturacak.
Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı, Başkan Mansur Yavaş’ın talimatıyla Başkent ekonomisini canlandırmak amacıyla 10-15 Mayıs tarihleri arasında merkez dahil 25 ilçenin tamamında çiftçilere domates ve sivri biber fidesi desteği sağlayacak.

Ankara’nın tarımın da başkenti olmasına yönelik çalışmalar aralıksız devam ederken, 2020 yılı sebze fidesi desteği kapsamında Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Tarım ve Hayvancılık Şube Müdürlüğü ekipleri çiftçilere 2 milyon 704 bin 170 domates, 2 milyon 390 bin 850 sivri biber fidesi dağıtacak.
Özellikle üreticilerin tercihi olan nergis cinsi domates ile Demre cinsi sivri biber fide çeşitleri seçilerek üreticiye ulaştırılacak. Sebze fidesi desteğinden yararlanmak isteyen çiftçiler, Ankara Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı’a başvuru yapacak.
 
 
29.04.2020
Devamı

Kilosu 1 Liraya Düştü Tüketimi Azaldı

Adana Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, “Soğan fiyatları 2 ile 3 TL’den satışa sunulurken aradan bir hafta geçmeden soğanın kilosu 1 TL’ye düştü” dedi.
Adana Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, bir otelde çiftçi ile tüccarlar bir araya gelerek soğanın fiyatının bir anda düşmesi hakkında görüştüler.
Çiftçilerin sesi olan Mehmet Akın Doğan, “Bütün dünyayı etkisine alan korna virüs salgınından sonra ülkenizde tarımsal üretim devam etti. Yalnız yaş meyve sebze üretimi çok. Corona virüsü salgınından dolayı yaş meyve sevkiyatı yurt dışına yapılmadığından dolayı şuan çiftçiler ve tüccarlar zor durumda” dedi.

KAMYON ÜSTÜ SOĞAN 1 LİRA
Nisan ayının ilk günlerinde Adana'da ve Reyhanlı'da soğan hasadı başladığını dile getiren Doğan, ”Soğan fiyatları 2 ile 3 TL'den satışa sunuldu. Aradan bir hafta geçmeden soğan fiyatları bir anda aşağı çekildi. Şuan soğanın kilosu 1 TL, bunun en az 40 kuruş çuval maliyeti var. Kamyon üstü soğan şuan 1 TL” diye konuştu.

Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, “Bu yıl soğan fiyatları çok düşük, ülkemize yetecek kadar soğan var ve soğan bol. Günlük tüketim 5 tondan 2 tona düştü. Neden, lokantalar, yemekhaneler, otellerin çoğu kapalı olduğundan dolayı soğan tüketimi çok düşük.” Dedi.

“YURT DIŞINDA İHRACATIN AÇILMASINI İSTİYORUZ”
Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, “Soğanların çoğu tarlada, bakanlığımızdan bir an önce yurt dışına soğan ihracatının açılmasını bekliyoruz. Çiftçimiz ile tüccarımız şuan zor durumda, bakanlığımızın sesimizi duymasını bekliyoruz. Eğer bu soğanlar yurt dışına gitmez ise çiftçi ve tüccarın elinde kalacak. İhracat kapandığı için çiftçi ve tüccarımız çok zor durumda” diyerek sözlerini sonlandırdı. 
 
 
29.04.2020
Devamı

Küçükbaş Yetiştiricisinden Ormancıya Mesaj Et, Süt Peynir Yağ Yoğurt İstiyorsanız Bize İyi Bakın.

Isparta Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Yaşar Köroğlu yayla ve meralara çıkma zamanının geldiğini ifade ederek öyle ya da böyle gerekçelerle işlerimizi zorlaştırmaya çalışıyorlar dedi.

Başkan Köroğlu konu ile ilgili şunları kaydetti.

“Mübarek Ramazan ayının içerisindeyiz. Korona virüs ülkemizde de zarar vermeye devem ederken bizler yetiştirici olarak yani küçükbaş hayvan yetiştiricileri olarak üretmeye devam ediyoruz.
Bizler küçükbaş Yetiştiricileri olarak bahar aylarına girmek üzere iken kuzularımız yetişti. Oğlaklarımız doğdu. Artık meralara yaylalara çıkma zamanımız geldi. Çıkacağız ama hala orman içi otlak alanları ve yaylalarla ilgili hala sıkıntılarımız var. Buradan Tarım ve Orman teşkilatımızdan kolaylık ve yardım bekliyoruz. Et süt peynir yağ yoğurt istiyorsanız bize iyi bakın. Bu cefakâr insanlar sizden fazla bir şey beklemiyor. Anladınız mı? Biz yaylaya çıkıyoruz. ”dedi.

Başkan Süleyman Yaşar Köroğlu ormancıları isli demlikten de çay içmeye davet ederek;

 “Buyurun gelin isli çaydanlıktan çay içmeye”. Dedi.
 
28.04.2020
Devamı

Çiftçi Borçlarına Faizsiz 6 Ay Erteleme

Başkan Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrası oldukça önemli bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Başkan Recep Tayyip Erdoğan corona virüsü salgınında zor günler geçirmesi muhtemel çiftçi vatandaşlara müjdeli haberi verdi.

ÇİFTÇİYE KREDİ BORCU ERTELEME

Başkan Recep Tayyip Erdoğan, "Çiftçilerimizin mayıs ve haziran ayında vadesi gelecek Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan kredi geri ödemelerini faizsiz olarak 6 ay erteliyoruz. Evden çalışma sürelerini de 27 Mayıs'a kadar uzatıyoruz. Tüm bakanlıklarımız kendi sorumluluk alanlarıyla ilgili planlarını ve hazırlıklarını sürdürüyor. Salgınla mücadele için aşama aşama hayata geçirdiğimiz tedbirlerin tüm kesimler üzerindeki olumsuz etkilerinin önüne geçmek için pek çok paketi devreye soktuk. Verdiğimiz desteklerin toplamı 200 milyar lirayı buldu. Sıkıntılı günlerde milletimizin her kesiminin yanında olduğunu gösterdik. Yaklaşık 4 milyon vatandaşımıza 22,3 milyar liralık kaynak tahsis edildi. Esnafımıza 8,4 milyar lira finansman tahsisi yapıldı." ifadelerini kullandı.

 
28.04.2020
Devamı

Her Derde Deva HURMA

11 Ayın sultanı Ramazan ayının gelmesi ile birlikte iftar ve sahurlarımızın vaz geçilmezi hurmalar alışveriş tezgâhlarında yerini aldı. Birçok derde deva hurma hem kalp ilacı hem de sindirim kolaylaştırıcı. İnsan vücudunun zinde kalabilmesi için hayati önem taşıyan hurma 10’dan fazla element içermektedir. İşte hurma ile ilgili tüm detayları sizler için derledik.
Potansiyel sağlık faydaları ve zengin hayati besinleri barındırması hurmayı hemen hemen ideal bir gıda haline getiriyor.

Şeker, protein, lif ve yağın dışında 15 farklı mineral ve C, B1, B2, niasin ve A Vitaminleri içeriyor. Dişlerin çürümesini önleyen flor ve bağışıklı sistemini güçlendirerek kanser önleyici işlevi olan Selenyum gibi minerallerde hurmalarda bulunuyor.

Hurma, insan vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati önem taşıyan 10'dan fazla element içermektedir. Bu nedenle günümüzde bilim adamları, insanın sadece hurma ve suyla yıllarca yaşayabileceğini belirtmektedirler. Bu konuda tanınmış uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson ise, bir hurma ve bir bardak sütün bir insanın günlük besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir.

Hafızaya İyi Geliyor
Hurmalar, bağırsakta bir Vitamin A türü olan Retinal'e dönüşen 15,6 mg Beta-karoten içerir. Yakın zamanlarda yapılan bir araştırma Beta-karoten'in uzun süreli kullanımı hafıza kaybı gibi önleyici faydalar sağlayabileceğini ortaya koymuştur.

Kanseri Önleyici
Hurmalarda yüksek oranda lif bulunur. (Yüzde 6,5-18). Büyük oranda hurmayla beslenen bedevi Araplarda kanser ve kalp hastalıkları riskinin düşük olduğu ortaya çıktı. Araştırmalar yüksek lifli yiyeceklerle beslenmenin kolon, göğüs ve rahim kanseri olasılığını düşürdüğünü gösterdi.

Hurma, betakaroten açısından da son derece zengindir. Betakarotenin hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak, kanseri önleyici özelliği vardır.
Antioksidan Kaynağı
Yüksek besin değerinin yanında hurmaların antioksidan özelliklere sahip olduğu çeşitli araştırmalarda ortaya kondu. Antioksidanlar kanser, damar tıkanıklığı ve yaşlanmanın önlemesinde faydalı olduğu biliniyor. Depolanırken bozulmaya meyilli diğer meyvelerin aksine, hurmaların soğukta muhafazasında antioksidanların yoğunluğu artıyor.

Kalp İlacı
Sâd İbn-i Ebî Vakkas (r.a.) hasta olduğunda Resûlûllah (s.a.v.) Efendimiz hasta zi­yaretine giderler "Mübarek ellerini göğsüme koydu. Hatta ben mübarek elinin soğukluğunu kalbimde hissettim. Sonra -"Sen kalp hastalığına yakalanmışsın! Sakif'in kardeşi Haris İbn-i Kelede'ye git. Tedavi ol. O tabib birisidir. Medine'nin Acve hurmasından yedi tane al­sın, onları çekirdekleri ile beraber dövsün (öğütsün) sonra onu süt ile yağ ile sulandırarak sana yedirsin." Sâd (r.a.) böylece bu hastalıktan kurtulmuştur.

"Eğer Acve hurması bulunamazsa, Medine hurması çekirdekleriyle öğütülür, az badem içi ve hı­yar çekirdeği öğütülür. Süt, zeytinyağı ve bal ile pişirilip macun yapılıp soğuk olarak yedirilir." Bu macun birçok hastalığa şifadır.

Kolesterole ve Damar Sertliğine Faydalı

Çağın hastalığı damar sertliği ve kolesterolü yok eder. Kan damarlarını yumuşatıcı etkisi vardır. Özellikle Arap ülkelerinde yaşayanların hurmadan dolayı kolesterole, kalp damar hastalığına ve kanser hastalığına yakalanma oranları çok düşüktür.
Doğumu Kolaylaştırıcı
Rahim adalesini kuvvetlendirir. Bu özellik doğumu kolaylaştırır. Hurma macununa 1/3'ü kadar defne tohumu öğütülüp karıştırılarak, doğuma 1 hafta kala yenmeye de­vam edilirse, doğum ağrısız ve çok kolay olur.

Hurmada bulunan oksitosin maddesi de, modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı bir ilaç olarak kullanılmaktadır. Oksitosin, doğumu kolaylaştırıcı etkisi nedeniyle pek çok kaynakta "rapid birth" yani "hızlı doğum" ifadesiyle tanımlanmaktadır. Doğum sonrasında ise anne sütünü artırıcı etkisiyle bilinmektedir. Oksitosin esas olarak beyinde salgılanan, doğum sancılarını başlatan bir hormondur. Doğum öncesi vücudun tüm hazırlıkları bu hormon sayesinde başlar. Hormonun etkisi, ana rahmini oluşturan kaslarda ve anne sütünün salgılanmasını sağlayan kas yapısındaki hücrelerde görülür. Doğum esnasında ana rahminin etkili olarak kasılması doğumun gerçekleşebilmesi için son derece önemlidir. Oksitosin de, rahmi oluşturan kasların çok güçlü bir şekilde kasılmasını sağlar. Ayrıca oksitosin, yeni doğmuş olan bebeğin beslenmesi için anne sütünün salgılanmasını başlatır. Hurmanın tek başına bu özelliği -oksitosin içermesi- bile Kuran'ın Allah'ın vahyi olduğunun önemli bir delilidir. Tıbbi olarak hurmanın faydalarının tespit edilmesi ancak yakın tarihlerde mümkün olmuştur. Halbuki Kuran'da yaklaşık 1400 sene evvel Allah'ın Hz. Meryem'e hamilelik döneminde hurma ile beslenmesini vahyettiği bildirilmektedir.



Hamilelikte Hurma Tüketiminin Doğumu Kolaylaştırıcı Etkisi ile İlgili Bilimsel Bir Araştırma
Ürdün Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nde hamilelik sırasında hurma tüketiminin doğum sonuçlarına etkisi üzerine bir çalışma yapılmıştır. Araştırmada doğumdan önceki 4 haftada günde 6 adet hurma tüketen 69 kadına ve hurma tüketmeyen 45 kadına ait doğum sonuçları karşılaştırılmıştır. 2011 yılında yayınlanan çalışma sonuçlarına göre;

1- Hurma tüketen anne adaylarında rahim açıklığı belirgin şekilde (3,52 cm) tüketmeyenlere göre (2,02 cm) fazladır.

2- Hurma tüketen adayların % 96'sı herhangi bir tetikleyici olmadan doğuma başlarken, bu oran tüketmeyenlerde % 76'da kaldı.

3- Prostin/oksitosin kullanımı hurma tüketen adaylarda (% 28) tüketmeyenlere göre (% 47) belirgin olarak daha düşüktü.

4- Doğumun birinci evresi olan Latent Fazı hurma tüketmeyenlerde 906 dk = 15 saat sürerken hurma tüketenlerde bu süre 510 dk = 8,5 saate kadar düşmüştür.

Buna göre doğumdan önceki 4 haftada hurma tüketiminin doğum olayı için dışarıdan tetikleme ve takviye ihtiyacını belirgin şekilde azalttığı sonucuna varılmıştır.
http://www.tandfonline.com/doi/full/10.3109/01443615.2010.522267

Lohusa Gıdası - Bebek Maması
Resûlûllah (s.a.v.) Efendimiz - "Kadınlarınıza loğusa döne­minde hurma yediriniz. Kim loğusalığında hurma yerse onun çocuğu AKILLI ve AĞIR­BAŞLI olur. Çünkü hurma Hz. Meryem'in loğusalığındaki yiyeceği idi. (Hz. Meryem vali­demize Allah (c.c.) kuru bir hurma ağacından onu vermişti). Şayet (loğusa için) hurmadan daha iyi bir yiyecek olsa idi Allah (c.c.) Onu Meryem'e ikram ederdi." buyurarak hurmanın önemini belirtmişlerdir.

Tabibler de yaptıktan araştırmalarda hurmanın antiseptik olduğunu, loğusalık yaralarını çabuk iyileştiren bir ilaç olduğunu, süt arttırdığını, bebeği beslediğini, içindeki potasyumun çocukların büyümesini sağlayan ideal besin olduğunu belirtmişlerdir.

Bebek ilk doğduğunda damağına dünya gıdası olarak hurma ezip ovuşturmak, hurma ezmesi tattırmak, sünnettir ve bebeğin zeki olmasını sağlayan ilaçtır.

Loğusa, hurmayı sade olarak yer, süte ıslayıp yer, bebeğe de hurma şıralı sütten yedirir. Polenli hurma macunu yapıp yer ve bebeğe de yedirir.

"250 gr. hurma, 100 gr. polen, 50 gr. badem içi, 50 gr. ceviz içi, 100 gr. zeytinyağı, 150 gr. halis bal, 50 gr. hıyar çekirdeği, 500 gr. süt kaynatılıp macun kıvamına getirilir." Soğutulup ömür bo­yu yenebilir.

Ayrıca doğum sırasında meydana gelen kan kaybı, vücut şekerinin düşmesine sebep olur. Hurma vücuda tekrar şeker girişinin sağlanması açısından önemlidir ve tansiyon düşmesini de engeller. Kalori değerinin çok yüksek olması sebebiyle hastalıktan güçsüz düşmüş ya da yorgun olan kimseler için özellikle çok faydalıdır. Bu bilgiler, Allah'ın Hz. Meryem'e, hem kendisine enerji ve canlılık verecek hem de bebeğin tek gıdası olan sütün meydana gelmesini sağlayacak "hurma"dan yemesini bildirmesindeki hikmetleri ortaya koymaktadır. Örneğin hurma, insan vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati önem taşıyan 10'dan fazla element içermektedir. Bu nedenle günümüzde bilim adamları, insanın sadece hurma ve suyla yıllarca yaşayabileceğini belirtmektedirler.1 Bu konuda tanınmış uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson ise, bir hurma ve bir bardak sütün bir insanın günlük besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir.

Bebeğin Büyümesini Sağlayıcı
Hurmada potasyum miktarı bol olduğu için bebeğin gelişmesi­ni, gürbüzleşmesini, hasta olmamasını sağlar. Hurmadaki potasyum oranı, bebeğim beslensin di­ye ilk akla gelen çikita muzundan 2.5 kat daha fazla. Hurmanın muz gibi hazmı da zor değildir.

İktidarsızlığa iyi geliyor
Klasik tıp uygulamalarında hurmalar afrodizyak olarak da kullanılır. Hurma palmiyesi poleni bazı ülkelerde iktidarsızlık için kullanılır. Deney hayvanlarında yapılan araştırmalara göre hurma özleri sperm sayısı ve hareketliliğini artıyor. İnsanlardaki faydalarını tespit edebilmek için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyuluyor.

Kısırlık İlacı
Hurma bol miktarda fosfor ihtiva ettiği için kısırlık tedavisinde ila­hi bir ilaçtır. Polenli hurma macunu yapılıp yenmeye devam edilir.

1- 8. âyette Zekeriya (a.s.)'in "Yarabbi zevcem kısır, ben ise ihtiyarım nasıl çocuk sahibi olabilirim" sualine.

2- 25. Âyet-i Kerîme'de doğum sancısı çeken Meryem validemize hurma ağacını silkele ve hurmaları dökülüversin (ye) mealindeki -hurmanın, kısırlık tedavi edici ve doğum kolaylaştırıcı etkisi.-

3- 24. Âyet-i Kerîme'de "Sakın mahzun olma muhakkak ki Rabbin senin alt yanında bir su deresi meydana getirdi."




Şeker Hastalığı ve Hurmanın Faydaları

Diyabete ve yüksek tansiyona faydalı

Yüksek öğretim enstitüleri etkinlikleri konusunda geleneksel ilaçların biyolojik değerlendirmesine yakın zamanlarda artan bir ilgi gösteriyorlar. Halk tıbbının sıklıkla uygulandığı Fas'ta geleneksel tıp bitkileri üzerine çeşitli araştırmalar ve çalışmalar yürütülüyor. Modern tıp olmasına rağmen, klasik ilaçlar (örneğin hurmaların diyabet ve yüksek tansiyon'da kullanılması) Fas'ın uzak toplumlarında yaygın olarak kullanılıyor.

Kandaki Şekeri Artırmıyor
2003'te yapılan bir çalışma hurmaların glisemi (kandaki şeker oranı) endeksinin düşük olduğunu ortaya koydu. Bunun anlamı kan şekeri ve ensülin seviyelerinde düşük oynamalara neden olmaları. Çalışmadaki bilim adamları hurmaların şekerli olmasına rağmen şeker hastaları için zararsız olduğunu söylüyorlar. Yine de şeker hastaları hangi meyvelerin onlar için uygun olduğunu öğrenmek için kesinlikle doktorlarına danışmalılar.

Şekeri Ayarlar
Vücuttaki şeker oranını ayarlayan (regüle eden) tek meyve hurmadır. Hurmada insan vücuduna bol miktarda hareket ve ısı enerjisi kazandıran, vücutta parçalanıp kullanılması kolay olan bir şeker türü bulunmaktadır. Üstelik bu şeker kan şekerini hızla yükselten glikoz değil, meyve şekeri fruktozdur. Özellikle şeker hastalarında kan şekerinin hızla yükselmesi, pek çok organı olumsuz olarak etkiler, ancak en çok hasar gören organ ve sistemler göz, böbrekler, kalp-damar sistemi ve sinir sistemidir. Gözde görme kaybına kadar varan rahatsızlıklar, kalp krizi, böbrek yetmezliği gibi pek çok ciddi hastalığın en önemli nedenlerinden biri, kan şekeri yüksekliğidir.




Kan Yapıcıdır, Anemi Hastalığını Kaldırır
Hurmanın içerdiği demir, kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobin sentezini kontrol eder ve bu da hamilelikte kansızlığın engellenmesini ve bebeğin gelişimi için hayati önem taşıyan kandaki alyuvarlar dengesinin uygun hale gelmesini sağlar. Bilindiği gibi alyuvarlar kanda oksijen ve karbondioksiti taşıyarak hücrelerin canlılığını sürdürmesinde rol oynarlar. Çok fazla demir içermesi sebebiyle, bir insan günde 15 tane hurma yiyerek vücudunun demir ihtiyacını karşılayabilir ve demir eksikliğinden kaynaklanan rahatsızlıklardan korunmuş olur.

Gözleri Kuvvetlendirir
Hurma A vitamini ihtiva ettiğinden hurma yiyenlerde özellikle gece körlüğü ve diğer göz zaafiyetleri olmaz. İkinci Dünya Savaşında gece hücumu yapacak olan Amerikan pilotlarına hedeflerini daha net görebilmeleri için hurma yedirmişlerdir. Göz sinirlerini kuvvetlendirici özelliği vardır.

Kemik Erimesini Engeller
Hurmada bulunan kalsiyum ve fosfat, iskelet oluşumu ve vücudun kemik yapısının dengelenmesi için çok önemli elementlerdir. Hurma, içerdiği bol fosfor ve kalsiyum ile kemik zayıflığına karşı bünyeyi korur ve bu hastalıkların azaltılmasına yardım eder.

Karaciğer Güçlendirici
B1 ve B2 vitaminleri ihtiva ettiği için karaciğeri güçlendirir. Karaciğer soğuk tatlıları sever. Onun için hurmayı kavun, acur, hıyar gibi (soğutucu) gıdalarla yemek daha uygun olur. Sünnettir. Tabipler tabibi Efendimiz (s.a.v.) hurmayı acurla yemişlerdir. Sarılık hastalığının iyileşmesine yardımcı olur.

Stres ve Gerginliği Gidericidir
Bilim adamları hurmanın stres ve gerginliği giderici etkisine de dikkat çekmektedirler. Berkeley Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalar, sinirleri güçlendiren B6 vitamininin ve kasların çalışmasında önemli rol oynayan magnezyum mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya koymuştur. Hurma ayrıca içerdiği magnezyum ile böbrekler için de son derece önemlidir. Bir insan günde 2-3 tane hurma yiyerek vücudunun magnezyum ihtiyacını karşılayabilir.

Hurmada bulunan B6 'Sinir Vitamini' diye adlandırılır. Stresli ve gergin yaşantısı olanlara sabah, öğle ve akşam saatlerinde üçer adet hurma yemesi son zamanlarda tıp adamlarınca tavsiye edilmektedir.

Sinir Sistemini Dinlendiricidir
İçerdiği B1-B2 vitaminleri ile sinir sisteminin sağlıklı olmasını kolaylaştırır ve dinlendirici etki yapar. Vücuttaki karbonhidratların enerjiye çevrilmesine, protein ve yağların vücudun diğer ihtiyaçları için kullanılmasına yardımcı olur. B2 vitaminiyle de, vücudun enerji sağlaması ve hücrelerin yenilenmesi için protein, karbonhidrat ve yağların yakılmasına yardımcı olur.

Sindirim Sistemini Çalıştırır, Kabızlığa İyi Gelir
Hurmaların yüksek oranda lifli ve şekerli oluşu bilinen bir gerçektir.
Araştırmalar göstermiştir ki farelerin mide ve bağırsak sistemi hurma verildiğinde hızlanmıştır. Bilim adamları lifli yiyeceklerin müshil etkisi olduğunu düşünüyorlar. Hurmalardaki şeker ve melatonin içeriğinin bağırsak sisteminin hızlandırmasına da etki edebileceği düşünülüyor.

Zayıflamaya Yardımcı Olur
Sindirim sistemini hızlandırıcı etkisiyle ve tok tutma özelliği ile son yıllarda hurma diyet listelerinde önemli yer tutmaya başlamıştır.

Folik Asit (B9) İçerir
Hurmanın besleyici oranının gücü, içerdiği uygun mineral dengesinden kaynaklanmaktadır. Hurmada, hamilelikte kadınların alması gereken bir B vitamini olan folik asit de bulunmaktadır. Folik asit (B9), vücutta yeni kan hücresi yapımında, vücudun yapı taşı olan amino asitlerin yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde önemli görevler üstlenen bir vitamindir. Bu yüzden hamilelikte folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük ihtiyaç iki katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz olduğunda yapısal olarak normalden büyük, ancak işlevleri düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve kansızlık belirtileri ortaya çıkar. Özellikle hücre bölünmesinde ve hücrenin genetik yapısının oluşmasında önemli rol oynayan folik asit, hamilelik sırasında gereksinimi iki katına çıkan tek maddedir. Hurma da, folik asit açısından çok zengin bir besin türüdür.
Potasyum Zengini
Yüksek enerjili bir yiyecek olmasının yanında hurmalar mineral zenginidir. Etkin mineral potasyumdur(648mg). Aynı zamanda fosfor, magnezyum, sodyum ve demir de içerir. Araştırmalar potasyum zengin bir beslenmenin farelerde mide ülserlerini yavaşlatabildiği ve önleyebildiğini gösterdi. Ayrıca doğum sonrası meydana gelen potasyum ihtiyacı da hurma tüketerek karşılanabilir.

Kan Kesici
Hurma yemek iç kanamayı durdurur. Onun için lohusa yemeği olmuştur. Haricen kanayan yere konsa kanı durdurur.

Cild Bakımında Kullanılır
Hurma suyu ile cilt pansuman edilir­se cildi besler, hamilelik ve güneş lekelerini yok eder.

Zihni Açıcı ve Dinlendirici
Hurma yemek, polenli hurma macunu ye­mek, ya da hurma kahvesi içmek, fikir işçileri için ideal gıdadır.
Beynimizin temel ihtiyacı fosfor hurmada bol miktarda bulunmaktadır. Yoğun zihinsel aktivitede bulunanların hurma tüketmeleri dinlendirici etki yapacaktır.

Balgam, Öksürük ve Gribe İyi Gelir
Meyve arasında en iyi göğüs ilacı hurmadır. Hurma yemek ya da polenli hurma macunu yemek soğuktan mütevellid hastalıkları iyileştirir.

Yarayı Çabuk İyileştirir
Hurma özü sürülür. Hurmanın yaprağı yakılıp külü basılır. Hurma zeytinyağıyla krem yapılıp sürülür. Hurma özü hurma ağacının tepesinde bulunur (çam sakızı gi­bi), beyaz renkli, süt tadındadır.

Ülsere Bire Bir ve Mideyi Kuvvetlendirici
Bazı ülkelerde halk arasında mide ülserlerinin tedavisinde hurma kullanımı denenmiştir. 2005'te ilgili bir dergide yayınlanan araştırmaya göre, hurma farelerde mide ülseri şiddetini azaltmıştır. Mide astarında hurmanın koruyucu bir görev yaptığı ve insanlarda da uygun olabileceği sonucuna varılmıştır.

Mideye faydalı olabilmesi için hurma yenmeye de­vam edilir. Polenli hurma macunundan aç karına bir tat­lı kaşığı yenmesi faydalıdır.

İftar Sağlığı
Hurma iftarda çok yemenizi engelleyebilir. Kolay sindirilebilir şeker bakımından zengindir. Düşük kan şekeri oruçtan sonra hissettiğiniz açlığın nedenidir. Birkaç hurma yiyip ondan sonra Akşam namazını kılarsanız vücudunuz kan şekerini ayarlama fırsatı bulur. Böylece siz de açlık hissini bastırmak için tıka basa yemek zorunda kalmazsınız.

Böbrek Harabiyetine Engel Olur
2008'de yapılan bir çalışmada hurma meyvesinden ve çekirdeklerinden elde edilen özün, bir antibiyotik (gentamicin) etkisi göstererek böbrek hasarını azaltıp azaltmadığı araştırıldı.

Özün böbreklerin korunmasında etkili olduğu ortaya çıktı. Bilim adamları hurmalardaki antioksidan (E Vitamini, askorbik asit ve melatonin) bileşiklerin bu korumayı sağladığını öne sürdü.

Böbrek kumları iltihabında hurma yenmeye ve polenli hurma macunu yenmeye devam edilir. Hurma suyu böbrek taşlarının parçalanmasında etkilidir.

Yaşlandırmayı Geciktiriyor
2002'de bir araştırma hurma palmiyesi özünün kırışıklık giderici yani yaşlandırma etkilerini geciktirici etkileri olduğunu ortaya koydu. Bunun nedeniyse hurma palmiyesi özündeki bitki hormonları. Araştırmaya göre içeriğinde yüzde 5 hurma palmiyesi özü bulunan kremi kullanan kadınların göz çevrelerindeki kırışıklık yüzeyi ve derinliği azaldı.

Çekirdekleri Bile Faydalı
Hurma çekirdeği karın şişliklerine, bağırsak gazlarına ve toksinlere karşı faydalıdır.

Çekirdekler parçalanarak su ile iyice kaynatılıp içilirse böbrek ve safra taşları olanlara iyi gelir.

Hurma çekirdeği yakılarak sürme gibi göze çekilirse kirpikleri uzatır, göz çapaklarına iyi gelir.

Çevre Dostu
Ormanların azalması ve nüfusun artması, odun yerine kullanılabilecek bitki lifleri gibi alternatiflere yöneltiyor. 2008'de İranlı araştırmacılar preslenmiş hurma palmiyesinden yapılan ağaçların genel kullanım için uygun olacak kadar sağlam olduğunu ortaya koydu.
Kaynaklar :Biyolog Yaşar Yeni'nin  Doğal ve Şifalı Bitkilerle Tamamlayıcı Tedaviler/Hurma AraştırmasıKuranmucizeleri.com




 
28.04.2020
Devamı

AB'den Tarladan Sofraya Kadar Tarım Eğitimine Destek

Yaşar Üniversitesi Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi, tarladan sofraya kadar tüm tarım-gıda zincirini en iyi hale getirmek amacıyla hazırlanan eğitim projesinde 893 bin 455 Avro destek kazandı.

Ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik konularında araştırmalar yaparak tarım ve gıda sektörüne nitelikli katkı sağlamayı hedefleyen Yaşar Üniversitesi, Hollanda'nın bu alanlarda dünya markası olan Wageningen Üniversitesi Araştırma Merkezi ile işbirliği de gerçekleştirecek. Bu hedefle 2021 yılında ilk öğrencilerini kabul edecek olan Yaşar Üniversitesi Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi, fakültenin ilk Avrupa Birliği (AB) projesini şimdiden hayata geçiriyor. Bu çerçevede Yaşar Üniversitesi, AB Erasmus+ Knowledge Alliances Programı kapsamında "AgTech7: Tarladan Sofraya Tarım Ve Gıda Teknolojileri Eğitimi İçin Tarım-Gıda İşletmeleri, Akademi ve Yatırım Melekleri Bilgi Müttefikliği Projesi" kapsamında 893 bin 455 Avro destek kazandı. Üniversite, toplam 195 başvurunun yapıldığı programda desteklenen 33 projeden biri olma başarısını gösterdi.

Tarım-gıda zincirinin en iyisi için eğitim

Projede; Türkiye, Yunanistan, Sırbistan, Belçika ve Hollanda'dan üç üniversite, iki sektörde çalışan araştırma merkezi, iki tarım ve gıda İşletmesi ve bir yatırım melekleri konsorsiyumu olmak üzere toplam sekiz ortak yer alıyor. Türkiye'den Yaşar Üniversitesi ile birlikte Çamlı Yem Besicilik'in de yer aldığı konsorsiyumda; Sırbistan'dan Novi Sad Üniversitesi ve BioSense Enstitüsü, Hollanda'dan Maastricht Üniversitesi, Belçika'dan Avrupa İş Melekleri Ağı, Yunanistan'dan ise Güneydoğu Avrupa Araştırma Merkezi ile Neuropublic kuruluşu bulunuyor. Beş ülkeden üniversite, merkezler ve melek yatırım kuruluşlarının yer aldığı proje ile tarladan sofraya kadar tüm tarım-gıda zincirini en iyi hale getirmek için kullanılabilecek teknolojilerden girişimciliğe kadar kapsamlı bir eğitim programı geliştirilecek.

Proje 3 yıl sürecek

3 yıl sürecek projede, Yaşar Üniversitesi adına Araştırma ve Yenilikçilikten Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Levent Kandiller, Açık ve Uzaktan Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Doç. Dr. Yasin Özarslan ile Endüstri Mühendisliği Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Dr. Efthimia Staiou yer alacak. Proje hakkında bilgi veren Prof. Dr. Levent Kandiller, "Tarım sektöründe yeni teknolojilerin benimsenmesi için temel ihtiyaç; öğrenci ve mezunların yanı sıra çiftçilerin ve endüstrinin de eğitimi. Proje ortaklarının deneyimi sayesinde uygulamalı ve teorik eğitim alacak öğrenci ve mezunlara ek olarak tarımdaki gelişmelerden haberdar olmak, teknoloji alanındaki yatırımların artmasına katkıda bulunmak amacıyla alandaki uzmanlar gibi profesyonellerin yanı sıra yatırımcılara da açık olacak" dedi.

Yapay zekadan girişimciliğe yedi modül

Kurulacak eğitim platformunun sorumluluğun Yaşar Üniversitesinde olduğunu da belirten Prof. Dr. Levent Kandiller, "Proje boyunca geliştirilen eğitim modülleri, doğrudan Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi programlarının müfredatına da katkı koyacak. Yedi modülde; çiftlik yönetimi bilgi sistemleri için veri analitiği, tarım-gıda değer zinciri için teknoloji uygulamaları, tarım finansmanında ve sigorta faaliyetlerinde tarım-gıdaya özel yenilikçi uygulamalar, nesnelerin interneti ve uydu sistemlerini kullanarak kaynakların verimliliği ve rekolte arttırma yöntemleri, tarım gıda tedarik zinciri yönetimi optimizasyonunda yapay zeka uygulamaları, tüketiciye özgü yeni pazarlama teknikleri geliştirme, çevik tarım-gıda girişimciliği konusunda katılımcılara işlerini hızlı geliştirme teknikleri eğitimleri yer alacak" diye konuştu.

Herkese açık bir öğrenme ortamı

Projenin sonunda, Yaşar Üniversitesi bünyesinde geliştirilecek Açık ve Uzaktan Eğitim Platformunda, kuramsal ve uygulamalı bilgiler yeni eğitim teknolojileri ile sunulacak. Herkese açık olacak bu online platform ile daha fazla insanın kolayca bilgiye ulaşması hedefleniyor. Ayrıca, proje kapsamında uluslararası bir tarım-gıda eğitimi konferansı düzenlenerek geliştirilen sistemler değerlendirilecek ve sektörün geleceği tartışılacak.
 
28.04.2020
Devamı

VİRÜSTEN SONRA YENİ DÜNYA DÜZENİNDE TARIM

Geçtiğimiz milenyumun yani 1000 yıllık dönemin son 20 yılında en fazla tartışılan konu Yeni Dünya Düzeni olmuştu. İçinde bulunduğumuz yeni milenyumun ilk 20 yılını geride bıraktık. Yani yeni dediğimiz bin yılın yüzde 2’lik kısmını bitirdik bile. Bu süreçte de küresel çaplı yeni düzen arayışı sürdü. Son 40 yıllık arayış boyunca özellikle Birleşmiş Milletler bütün ülkelerin mutabakatı ile önce “milenyum hedefleri” ve devamında da “sürdürülebilir kalkınma hedefleri” belirledi. Çevre koruma, açlık, adil gelir/refah dağılımı gibi konulardan oluşan bu hedeflere ulaşma konusunda devletler gayet gevşek ve maddiyatçı bir yaklaşım sergilendi. Bol konuşmanın olduğu fakat özellikle gelişmiş ülkelerinin ellerini ceplerine atmadıkları uluslararası konferanslar yapıldı. Sonra var olmak için insanlara hiç ihtiyaç duymayan doğa, kendini hatırlattı. Yeryüzünde insanlardan önce var olan virüsler, insanlık tarihi boyunca bizimle verdiği yaşam mücadelesinde sadece bir adım öne geçti. Aniden ölümcül bir salgın hastalık ile karşılaştık.

Başlangıçta bu hastalıkla mücadelenin yollarını ararken, zamanla hastalık sonrasında bizi nasıl bir Dünyanın beklediğini tartışmaya başladık. Hastalığın bir süre sonra biteceğini ve insanların virüslere karşı verdikleri savaşı yine atlatacaklarından eminiz. Bu nedenle daha felaket bitmeden yeni dünya düzeni yeniden ama bu sefer daha ciddi bir şekilde gündeme geldi. Öyle ki; bu düzenin kısa süre içinde radikal değişimlere neden olacağı, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ve insanların sergileyecekleri tutumun medeniyetin geleceğini belirleyeceği konusunda herkesin hem fikir olduğunu söyleyebiliriz.

Tabii olarak; bu değişim ile ilgili iddialarda bulunanlar ancak kendi sektörleri için konuşabilirler. Biz de salgın sonrası tarım sektöründe neler olacağını, birlikte düşünelim.

Salgının ilk günlerinde toplumda önce sağlık sektörü konuşulmaya başladı. Hemen sonrasında işsizlik, finansman, tüketim, lojistik, güvenlik gibi konular tartışılmaya başladı. İlk etapta hiç kimse hızla evlerine depoladıkları gıdanın nasıl tekrar üretileceği konusunu düşünmedi. Mevcut stoklar şimdilik herkese yetecek durumda görüldüğü için ciddi bir panik yaşanmadı. Bu nedenle en son konuşulan, akla en son gelen sektör tarım sektörü oldu. Her ne kadar, birkaç meslek kuruluşu konunun ciddiyetini “virüs insanı, açlık ise insanlığı öldürür” şeklinde çarpıcı başlıklarla basına taşıdılarsa da pek sonuç alamadılar. Maalesef bu haklı uyarılarda bulunanların, çiftçiye ve tarım işçilerine yönelik alınması önerdikleri önlemler sadece “destekleme paketleri” sınırlı kaldı. Sorumluluk tek başına devletin üstüne atıldı. Acil çözüm bekleyen birçok konu ile ilgilenmek zorunda olan idari kesimler, vatandaşa verilmesi gereken mali destek için bile yine vatandaşa müracaat etmek zorunda kaldığı bir dönemde, olağan olarak tarıma yönelik destekleme paketlerine dayalı eylemlerde bulunamıyorlar. Alınabilen kararlar ise, pansuman tedbirler olmakla suçlanıyor.

Peki tek suçlu idare mi?, Acaba, sorunun gerçek sahibi çiftçiyi ve tarı sektörünü temsil eden sivil toplum örgütlerinin bu süreçte hiç payı yok mu? Bu sorunun cevabını elbette herkesin kendi aklı ve vicdanı verecek. Cevap ne olursa olsun kesin olan bir şey var. Bugüne kadar sorunların çözümünü devletten bekleyen, ancak devlet destek verirse bir şey yapılabileceğine inanan zihniyetin, sorumluluğu yine devlete atması bize fayda sağlamayacak.

Bugün acilen tedbir alınması gereken sorunlar bulunmaktadır. Öncelikle yakın bir gelecekte toplumun gereksinim duyacağı gıdayı üretebilmek için halen sürdürülmekte olan tarımsal faaliyetlerin kesintisiz devam ettirilmesi ile ilgili bir dizi tedbir alınmalıdır:

1- Bunlardan ilki hiç şüphesiz çiftçilerin ve tarım işçilerinin sağlığının emniyet altına alınmasıdır. Bunun yolunun evde karantina olmayacağı aşikardır. O zaman koruyucu tıbbi hizmetlerin kırsal alanda yaygın ve sürekli olarak verilmesi sağlanmalıdır. Sağlık ocaklarında koruyucu hekimlik yapılmalı, üreticilere ve tarım işçilerine koruyucu tıbbı teçhizat dağıtılmalıdır. Hastanelerde bile bu yapılamazken kim dikkate alır çiftçiyi diye düşünebilirsiniz.

2- Üretici ve tarım işçilerinin üretim alanlarına hijyen ortamında ulaşmaları sağlanmalıdır. Büyük şehirlerde sağlık çalışanları, emniyet mensupları ve diğer meslek mensupları dolmuş bile bulamazken çiftçi kimim umurumda diye düşünebilirsiniz.

3- Üretim ile ilgili bütün girdilerin temininde hem hijyen şartlarının sağlanması, hem de maddi sıkıntıların azaltılması ile ilgili tedbirler alınmalıdır. Hastanelerde, eczanelerde ve lojistik firmalarında bu tedbirler alınamazken çiftçiyi kim dikkate alır diye düşünebilirsiniz.

4- Değer zincirindeki kopmalar nedeniyle, üretilen mevcut tarımsal ürünlerin, tüketiciye ulaştırılmasında yaşanan sorunlar, öncelikle üreticinin kazancını sıfırlamakta ve sonraki üretime geçmesini engellemektedir. Toplumun büyük bir çoğunluğunun geliri düşerken çiftçinin gelirini kim, niye önemsemeli diye düşünebilirsiniz.

Bugün siz bunları kendinize göre haklı gerekçeler ile düşünürken; kısa bir süre sonra gıda temini ile ilgili yaşanacak sorun, şu anda önemli olduğu sanılan bütün sorunların önüne geçecektir. O zaman bu tedbirler mutlaka alınacak demektir. Burada esas sorun; eğer yönetimler bunu tek başların başaramıyorlarsa, bu iş nasıl gerçekleştirilecektir.
İnternette basit bir araştırma ise; hükümetlerin korona salgınıyla mücadelede yetersiz kaldığı yerlerde kooperatiflerin nasıl etkili olduğunun örneklerini görebilirsiniz. Sağlık, eczacılık, bankacılık, finans, iş bulma, tedarik gibi konularda faaliyet gösteren kooperatifler halka maddi ve manevi desteklerde bulunuyorlar. Yardım kampanyaları oluşturuyor, yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor ve ortaklarının ekonomik faaliyetlerinin sürdürülmesini sağlıyorlar.

Yani esas sorunun cevabı; üretici örgütleri özellikle kooperatiflerdir. Maddi ve manevi her sorunda ortaklarını korur ve destek olurlar, gerektiğinde ulusal ya da uluslararası destek mekanizmalarını kullanabilirler, büyük sorunlar karşısında devlet ile muhatap olup alınacak hizmetlerin organizasyonunda işbirliği yaparlar, ortağının ürününe değer zincirinde tüketiciye ulaşana kadar sahip çıkarlar. Güçlü kooperatifler, ortaklarının ürünlerini en avantajlı şekilde tüketiciye kadar ulaştırabilmektedirler. Kendi tedarik imkanları ile ihtiyaç duyulan girdiyi sürekli en uygun şartlarda sağlayabilmektedirler. Sağlık ve korunma hizmetleri ile ilgili tedbirlerin kırsal alanda yaygınlaştırılmasında bile hem düzenleyici, hem de maddi olarak yüklenici rolünü üstlenebilirler. Kooperatifler çiftçinin üretimden gelen gücünü, işbirliği ile katlayarak arttıran lokomotif misali dev kuruluşlardır.

Durum çok ciddi olmasına rağmen; tarım sektörü olarak bu sefer şanslıyız.

Çünkü bu salgın hastalık yetiştirdiğimiz ürünlere zarar vermiyor ve onlar üzerinden insanlara bulaşmıyor. Daha önce benzer durumlar ile karşılaşıldığında zor durumlara düşülmüştü. Hastalık olup olmadığına bakılmaksızın bütün hayvanlar itlaf edilmişti. En başta çiftçiler olmak üzere sektördeki bütün paydaşlar hem maddi, hem manevi kayba uğramıştı. Özellikle dar gelirli tüketici gıdaya ulaşmakta zorluk yaşamıştı. Peki, bu salgında yine böyle olsaydı; maddi ve manevi bakımdan hazır mıydık? Çiftçiye kim yardım edecekti?
Bu durumda da cevap yine kooperatifler, üretici örgütleridir. Kooperatifler tarafından uygulanabilecek yedek akçe sistemleri, acil durum eylem planları, sigorta şirketleri ile toplu pazarlık yöntemleri, sahip oldukları sağlık teknik personeli ve ekipmanları ile alabilecekleri birçok tedbir bulunmaktadır.

Burada mühim olan her musibette bir hayır vardır diyerek geçmişten ders alabilmektir. Gelecekte Allah’a tevekkül etmeden önce Allah’ın bize verdiği aklı kullanarak tedbir almak gerekmektedir. Ama çiftçinin tek başına büyük felaketlere karşı tedbir alabilmesi neredeyse imkansız denecek kadar zordur. Kooperatifler iyi günde emeğinizin karşılığını almanızı sağlamanın yanı sıra kötü günde çiftçinin yanındadır. Gelecek sefere daha kötü şartlarla karşılaşırsak, babayiğit bir güce sahip olmalıyız.

Bu felaket, bugüne kadar yaşanan krizlerde halkımızı aç bırakmayan, her koşulda daima üretmeye devam eden çiftçimizin önemi bir kere daha ortaya çıkartmıştır. Hastalık toplumun bir kısmını alır götür ama açlık geri dönüşü olmayan çok daha ağır tahribatlar yapabilir. Yeni Dünya Düzeni oluşurken, ülkemizin tam bağımsızlığını koruyabilmesi bakımından silahtan daha büyük etkiye sahip tarım sektörünün önemi halkımıza açıkça izah edilerek toplumun desteği sağlanmalı ve bir sonraki kriz için şimdiden kooperatiflerimizle tedbir almaya başlamalıyız.

Dr. Erhan Ekmen 
Ziraat Yüksek Mühendisi

 
27.04.2020
Devamı

Çam Balı Türk Gıda Kodeksinde

Türkiye Arıcılar Birliği Başkanı Ziya Şahin, Türk çam balının gıda kodeksinde yerini aldığını ve Tarım ve Orman Bakanlığının Türk arıcılarına yaptığı en büyük tarihsel görev olduğunu belirtti.

Dünya çam balının yüzde 92'sini Türkiye'nin ürettiğini, dünyanın çam balını Türkiye'den aldığını dile getiren Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Şahin, "Dış pazara balı satarken, hep Avrupalıların kendi kriterleri olan Alplerde olan salgı balı, yani kara basra balı olarak alıyorlar. Bizim çam balı, salgı balı değil, salgı balı 45 gün üretilir, çam balı yılın 9 ayında üretiliyor" diye konuştu.

"Kendi ürettiğimiz balı kendi kriterlerimiz ile satma özgürlüğüne kavuştuk"

Türkiye arıcılığında, Avrupalıların çam balı alırken büyük bir haksızlık yapıldığını söylen Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Şahin, "Türkiye'de üretilen balı bilimsel raporlar ile bunu ortaya koyamadık. 10 yıldan bu yana Türkiye arıcısını özellikle Muğlalılar olmak üzere yapılan bilimsel çalışmalarda iki tane bilimsel çalışmanın sonunda artık Türk gıda kodeksi alt ve üst komisyonlarının katkılarıyla Türkiye'deki üretilen çam balı gıda kodeksine girdi. Kodekste kendi özelliklerimiz çerçevesinde çam balı olarak girdi. Bu Türkiye arıcısının ve ihracatçının da önünü açan bir davranıştır. Tarihsel bir görevdir. Kendi ürettiğimiz çam balını kendi kriterlerimizle satma özgürlüğüne kavuştu. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Türk arıcılarına yaptığı en büyük tarihsel görevdir" dedi.

Ham bal da gıda kodeksinde

Çam balının yanı sıra ham balın da kodekste yerini aldığını hatırlatan Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Şahin konuşmasına şöyle devam etti:

"Ham bal arıcılarımızın ilk ürettiği kovandan çıkardığı baldır. Bu bal hiçbir ısı işlemi görmeden üretilip sofralara giden baldır. Bu ham bal da gıda kodeksinde yerini almıştır. Bu ham bal bütün dünyada vitrinlerde var. Ham bal ısıl işlem görmeden pazara çıkıyor. Türkiye üreticisi de kristale olmuş bala dört elle sarılmalı. Kristale edilen bal doğal baldır."

"Tarihsel bir görevi yerine getirdik"

Çam balının ve ham balın Türk Gıda Kodeksinde yerini almasının tarihsel bir görev olduğunu söyleyen Şahin, "Türk Gıda Kodeksi'nin 22 Nisan'da resmi gazete yayımlanan bal tebliği ile çak balı ve ham bal kodekste yerini aldı. Öncelikle başta Muğla arıcılarımız ve sektörümüz olmak üzere tüm arıcılık camiasına hayırlı olması diliyoruz. Yeni bal tebliğinin yayımlanma sürecine kadar birliğimizce çok yoğun çalışmalar, projeler yürütülmüş olup bu noktaya gelinmiştir. Şöyle ki, özellikle çam balı üretiminin merkezi olan bir ülkede bu ürünün özelliklerini de yine ülkemizde yapılacak bilimsel çalışmalardan elde edilecek veriler ışığında hazırlanmasını öncelik kabul ettik ve çalışmalarımızda bilimsellikten asla vazgeçmedik. Bugün, ülkemizde yapılan bilimsel çalışmalar ışığında hazırlanmış bir tebliğimizin olduğunu ve bu çalışmalarda her zaman yer alan MAYBİR olarak bizler tarihsel bir görevi yerine getirmiş olmanın haklı gururunu yaşıyoruz" dedi.

Yürürlükten kaldırılan tebliğde özellikle çam balına ait bazı değerlerin tebliğde belirtilen değerler ile örtüşmediğini ve bu durumun başta arıcılar olmak üzere tüm sektöre ciddi zararlar verdiğini her platformda dile getirdiklerini belirten Şahin, "Örtüşmeyen ve uzun yıllardır mücadelesini verdiğimiz, çam balı ihracatımıza en büyük darbeyi vuran değer 'Balda protein ve ham bal delta C13 değerleri arasındaki fark ve bu fark üzerinden hesaplanan C4 şeker değeridir.' Yürürlükten kaldırılan tebliğde C4 değeri en fazla yüzde 7 olarak belirlenmişti. Ancak birliğimizce yaptığımız çam balı analiz çalışmalarında ve laboratuvarlardan aldığımız sonuçlara baktığımızda söz konusu bu C4 değerinin tebliğde belirtilen değerden zaman zaman yüksek çıktığı ve bunun neticesinde üretici çam balını pazarlamada çok büyük sorunlar yaşadığını görüyorduk. Ayrıca ilimizde paketleyici ve ihracat yapan firmaların da birliğimize yazılı olarak söz konusu bu C4 değerinin büyük sorun oluşturduğu ve çözüme kavuşturulması konusunda bizlerden talepleri de olmuştur. Tüm yapılan bu çalışmalardan elde edilen veriler haklılığımızı ortaya koydu ve neticesinde bugün yeni bal tebliğimizde arıcılık sektörümüze büyük darbe vuran çam balımızda 'Balda protein ve ham bal delta C 13 değerleri arasındaki fark ve bu fark üzerinden hesaplanan C4 şeker değeri aranmaz ibaresi yer almıştır" dedi.

"Sürece katkı koyanlara teşekkür ediyorum"

Çam balının gıda kodeksinde yer almasında emeği geçenlere teşekkür etti. Şahin, "Gelinen noktada uzun yıllardır ve çok zorlu süreçler neticesinde Muğla İli Arı Yetiştiricileri Birliği olarak yaptığımız ve yürüttüğümüz çalışmaların karşılığını almış bulunmaktayız. Çam balı üretimin başkenti Muğla emeği geçen Başta Bakanlığımıza, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğümüze, Gıda Kontrol Genel Müdürlüğümüze, Muğla Tarım ve Orman İl Müdürlüğümüze, üniversitelerimize ve akademisyenlerimize ve bu süreçte tüm çalışmalarımızda her daim yanımızda olan hiçbir zaman desteğini esirgemeyen emektar arıcılarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum" dedi.
 
27.04.2020
Devamı

Kaya Kartalına Milli Parklar'dan Anlamlı TAKİP

Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Burdur’da bir kaya kartalı yuvasına kamera yerleştirilerek, yuvadaki iki yavru ve ebeveynleri takibe aldı. Kaya kartalı ailesinin yuvayı tek edene kadar kayıt altına alınan görüntüleri ise belgeselleri aratmadı.

Yırtıcı kuş türlerinin beslenme davranışlarının kaydedilerek besin zinciri içerisinde yer alan canlıların ve yaşam alanlarının korunmasına yönelik olarak eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinde kullanılmasının amaçlandığı bu çalışmada, yaklaşık üç haftalık yavru iken tespit edilen yavruların yuvadan uçana kadar ebeveynleri tarafından hangi canlılarla beslendiği tespit edildi. Bu süreçte yabani tavşan, tilki, kaplumbağa, kertenkele ve yılan gibi canlıların, kartalların temel besinini oluşturduğu gözlendi.

Ülkemizde bugüne kadar tespit edilen on kartal türünden biri olan ve son derece iri olan kaya kartalı geniş bir yayılışa sahiptir. Karadeniz ve Ege kıyıları ile İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’nun güneyi hariç her yerde dağılım gösteren kaya kartalı genellikle yüksek dağları sever ve kayalık, ormanlık alanları tercih eder. Dağların özellikle sarp kayalık kısımlarını yuva yeri olarak tercih eden türün besinlerinin çoğunluğunu memeli türler oluşturuyor. Türün ülkemizde üreyen popülasyon büyüklüğünün, 2000 ila 3000 çift olduğu tahmin ediliyor.

Ülkemizin yaban hayatı çeşitliliğini yakından takip ettiklerini ifade eden Tarım ve Orman Bakan Dr. Bekir Pakdemirli ise “Ülkemiz biyoçeşitlilik bakımından oldukça zengin ve biz bu zenginliğimizi koruyarak gelecek nesillere aktarmak için yoğun çaba sarf ediyoruz. Doğaya yerleştirdiğimiz binlerce kamera sayesinde yaban hayvanlarının hareketlerini kayıt altına alarak koruma çalışmalarımıza altlık oluşturuyoruz” diye konuştu.
 
26.04.2020
Devamı

GÖZLE GÖRÜLMEYEN DÜŞMAN "KORONA"

Koronavirüs (COVİD 19), oluşturduğu hastalıkla bütün dünyayı kasıp kavuruyor. Tüm hızıyla ilerliyor, sorun  olmaya, insan öldürmeye hala devam ediyor.  Haliyle akşam- sabah bizlerin de aklından çıkmıyor, konuşmalarımızdan   eksik olmuyor. Ana ekrana kilitliyor bizi, ‘acaba bugün kaç test yapıldı, kaç kişi etkilendi, ne kadar insanı kaybettik ? ’. Sanki bu soru ve cevaplara da alıştık hani.  Artık hastalık bulaşma sıralamasında Çin liderliği Amerika’ya kaptırdı. Avrupa da İran'ı solladı.
Biz de Avrupa’da İngiltere’den sonra 6. sıraya geldik. Her gün yaklaşık 2-3 bin insanımız hastalığa yakalanıyor. Günlük hasta kaybımız 60-80 kişi aralığında gidip geliyor. Ancak, moral bozmak yok !  Öyle ya da böyle yeneceğiz bu canavarı. Toparlanacağız tez zamanda, bir çoğumuz buna inanıyor, bunu temenni ediyoruz. Fakat yenmeye yeneceğiz de ‘bu belayı nasıl savuşturacağız?’ Herkes kısa zamanda bilim insanlarının bulacağı mucize bir ilaç, aşı veya bir tedavi yöntemi bekliyor. Bunu kullanan insanların da hemen iyileşmesini umuyor.  Malesef hiç de öyle olmayacak. Biz ilacı bekleye duralım. Hızla kendine kurban bulan virüs milleti hastanelik edecek.  

Değerli okurlar bir daha buradan belirteyim ki, sorun ancak virüsle teması kesip vücudumuza almayarak çözülebilir. Onu kendimizden, evimizden, çoluk çocuğumuzdan ırak tutmak zorundayız. Bangır bangır yetkililer bağırıyor, uyarıyor bizi. Lütfen işiniz yoksa, mecbur değilseniz “EVDE KALIN, DIŞARI ÇIKMAYIN ” ama nerde !… Ne hikmetse bazı insanlar bunu duymuyor, pek aldırış etmiyor. Bakın, koyulan kural bir delindi mi, enfeksiyon hızı fırlayacak, canavar hortlayacak ve daha fazla insanı kendi pençesine düşürecek. Bunu Amerika, İtalya gibi örneklerde gördük, görüyoruz. Şimdi bu gamsızlara sesleniyorum, “illa COVID adlı düşmanı kendi gözünle görüp, bir tanıman mı gerekiyor? İlla endamını süzüp, bir tarttıktan sonra “ işte benim aradığım düşman” mı diyeceksin?” Yapmayın, yok böyle bir düşman, yok böyle bir şey! Lütfen aklımızı başımıza alalım, duyarlı olalım artık. 

Unutmayın! herhangi bir salgın, hele de pandemi (dünya çapında yayılma) ancak ve ancak, virüse fırsat tanımamaktan geçer. O da insanların en az 14 gün boyunca topyekün sokağa çıkmadan evde kalmasıyla mümkündür. İşin uzmanları böyle bilip, böyle söylüyor. Aksi halde istenmeyen sonuçları hep birlikte çekeceğiz.

Durumu başka bir yönden değerlendirelim. Bakın, bu tür salgınlar dünyada, insanlardan çok hayvanlar arasında daha fazlaca yaşanıyor.  Dolayısıyla gerek viral, gerekse bakteriyel kökenli sagınları sıklıkla veteriner hekimler yaşıyor, uğraşıyor ve tecrübe ediyor. Böylesi facialar, böylesi dertler belki dünya çapında 100-200 yılda bir meydana gelir. Hayvanlar arasında çıkan salgınların bazıları da insanlara bulaşıyor ve tehlike yaratabiliyor. Örneğin; kolera, veba, tifo ya da tüberküloz vb. Yıllarca birçok insanı öldürmüş ve pek çok hayvanı da telef etmiştir. Örneğin 1700’lü yılların sonunda dünyada çıkan sığır vebası hastalığı, milyonlarca insanı açlığa sefalete itmiş, hatta bu gibi sorunları çözmesi amacıyla Avrupa'da (Fransa’da) Veteriner Fakültesinin kurulmasına vesile olmuştur.

Pastör gibi bir kimyacı kuduz başta olmak üzere viral ve bakteriyel hastalıklara çare olmak için çalışmış didinmiştir. Yine 20. yüzyılın başlarında İspanya'da başlayan ve tüm dünyayı saran grip salgını da milyonlarca insanı katlettikten sonra 1. dünya savaşının bitmesine katkı sağlamıştır. Bu olaylar meydana gelirken ülkemizde tabiplerin yanı sıra veteriner hekimler de canla başla çalışmıştır. Yakın tarihe bir göz atarsak; veteriner hekim bakteriyolog  Adil Mustafa Şehzadebaşı (1871-1904) sığır vebası aşısını araştırırken, Fransız araştırıcı Nicolle ile birlikte tek hücreli kan protozoonlarını bulmuş, ayrıca difteri, sığır vebası ve kızıl hastalığına karşı tedavi edici serum geliştirmiştir.  Tuğgeneral Ord. Prof. Dr. Süreyya Tahsin Aygün (1895-1981) Türk Üniversal Antraks Aşısını geliştirmiş, dünyada ilk kez sığır vebası aşısını bulmuş. Dünyada ilk Tüberküloz (Verem) ve Ruam hastalıklarını teşhis etmek için test geliştirip, uygulamış ve üretmiş. Yine dünyada ilk olarak damar içi Antraks aşısını bulup uygulamış, ayrıca 1960 yılında kök hücrenin varlığını ve tedavi edici özelliğini dünyada ilk olarak gündeme getirmiş ve daha bir çok konuda öncü olmuş biridir. Veteriner hekim bakteriyolog Ahmet Şefik Kolaylı da (1886-1976) Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul işgal edilince, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’daki Bakteriyolojihane’nin aşı üretim malzeme ve hayvanlarını bir trene yükleyip ülkenin aşı  ve serum ihtiyacını bir dönem karşılamış ve daha bir çok yararlı işte katkı sağlamıştır. Bunlar gibi dünden bu güne daha pek çok örnek saymak mümkündür.

Geçenlerde bir televizyon programında rastladım. Prof. Dr. İbrahim Saracoğlu konuşmasında; " Bakın şunu söylüyorum, 1933'de Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi kuruldu. Biliyorsunuz korona virüs hayvandan insana geçen zoonoz kökenli bir hastalık. Çok fazla veteriner hekimimiz var, onlarla birlikte eczacılık fakültesini de bu işin içine alarak aşı ve ilaç geliştirebiliriz.

Veteriner Fakültesinde Viroloji Anabilim Dalı ve yetişmiş virologlar var. Tıp fakültelerinde Viroloji Anabilim Dalı şeklinde değil ve veterinerler kadar tecrübeli uzman kişiler yok denecek kadar az. Ayrıca veterinerlerin bilgi ve tecrübeleri oldukça yüksek. Bu nedenle Koronovirüsle mücadelede en iyi ve etkili çalışmalar veteriner hekimlerle eczacıları bir araya getirerek yapabiliriz
"  diyordu. Bakın şimdilerde de büyük bir gururla yazıyorum, önce Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Özdarendeli (veteriner hekimdir) hocamız COVID 19 virüsünü izole etti. Sonra da Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Başkanı ve Biyoteknoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Aykut Özkul hocamız korona virüse karşı serum, aşı ve ilaç üretiminin ilk adımı olan yeni tip korona virüsü izole etmeyi başardığını bildirdi. Sayın Saracoğlu'nun konuşması tam olarak bunları işaret etmektedir. Ancak bu kadar tecrübe, bu kadar geri plana rağmen bakıyorum güncel tartışma programlarında o kadar az başvuruluyor ki veteriner hekim görüşlerine, pandeminin çözümü sanki tek başına tabiplerin gayretleriyle çözülecekmiş gibi lanse ediliyor. Bu bakış açısı hiç doğru değil. Sağlık sektörü kimsenin tekelinde olamaz, olmamalı. Eğer gelişmek, muasır medeniyetler seviyesine erişmek istiyorsak, bu alanı her birim kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde kullanmalıdır. Artık at gözlüğü takarak program yapma huyunu da tüm basın-yayın derhal terk etmelidir. 

Burada yeri gelmişken vurgulayalım; son yıllarda Dünya Sağlık Örgütünün de önemsediği TEK TIP denilen bir alan daha vardır. Özellikle; tabip, veteriner hekim, diş hekimi, eczacı, biyolog ve genetik uzmanlarının hep birlikte salgınlar ve enfeksiyöz hastalıklar karşısında işbirliği yaparak çalışması esasına dayanmaktadır. Bir dayanışma bir etkileşim temelinde sorunların çözümünü amaçlıyor. Artık dünya COVID 19 pandemisinden sonra her yönüyle değişecek. Bu bilinen bir gerçek. Ekonomiden tutun da sağlığa, sağlıktan tutun da tarıma kadar her sektör tek tek etkilenecek. Yepyeni alanlar açılacak, bu besbelli. Biz de sağlık sektörünü tekrar gözden geçirip tam manasıyla güncellemek zorundayız artık. Yoksa ayrı ayrı meslek kuruluşlarına, temsilciliklerine bölünerek, paramparça faaliyetler fasit daire içinde dönüp durulacak, sonuçta adam akıllı hiç bir şey yapılamayacaktır.

Tekrar konumuza gelelim. Eğer bir bölgede hayvanlarla ilgili bulaşıcı bir hastalık meydana gelmişse, olay yeri (mihrak) hemen tespit edilir. Hastalığın yayılma hızına göre, talimatlarda bildirilen miktarda bir yarıçap (örnek olarak; 3-10 km) belirlenir. Merkez baz alınarak harita üzerinde yasaklı saha tespit edilir ve hemen alan giriş çıkışlara kapatılır. Yani karantinaya alınır. Uygulanacak karantina süresi de hastalıkların türüne göre belirlenir. Bu 15 gün olabildiği gibi, kuduz hastalığında 6 aya kadar da çıkabilir. Yalnız hastalık Korona pandemisindeki gibi çok kolay ve hızlı bulaşıyorsa, onun için herhangi bir çap, bir alan çizilmez. Acilen yetkili birimlerce karar alınarak; bir şehir, bir bölge veya ülke çapında  uygulamalar başlatılır. Tıpkı şimdi yapılanlar gibi. Bu önlem, işin en zor ama en can alıcı noktasıdır. Çünkü hastalığın yayılımını durdurur ve sürü bağışıklığı şekillenirse enfeksiyon kendiliğinden söner gider. Fakat unutmayalım ki her salgının, her pandeminin ağır bir faturası çıkar ve hepimiz de bunu zorunlu olarak öderiz. Dolayısıyla yapılan kısıtlamalar ne kadar kısa sürer, ne kadar çabuk biterse vereceği kayıplar da o oranda az olacaktır. O nedenle, gelin bu hassas süreci en az 14 gün süreyle evlerimizde, ailemizle birlikte sükunet içinde geçirelim. Ne olur, şu günlerde salgının hızı ülkemizde kendini sabitlemişken, bu seviyede tutalım ve bu illetten bir an önce kurtulalım.

Ülkemizde devlet büyükleri mevcut sorunu adım adım takip ederek, aynen bu yöntemi kullanıp çözmeye gayret ediyor. Özellikle aktif olarak çalışan sağlık görevlilerimizin her biri  cephede savaşan bir asker gibi hayatlarını ortaya koyuyor. Bizlerin sağlık, rahat ve huzurunu korumak için canla başla çalışıyorlar. Ben bu vesileyle bir defa daha onlara sonsuz kez teşekkür ediyorum. Hayata veda eden meslek şehitlerine de şükranlarımı sunuyor, yüce Allah'tan rahmet diliyorum. Tüm yaşananları görüp ders almayan, keyfi olarak illa sokağa çıkanlara da teessüflerimi iletiyorum. Lütfen onları taşkınlığa yol açmadan uygun bir dille uyaralım. Yaptıkları yanlışı düzeltmelerini teklif edelim. Bakın 65 yaş üstü insanlar sokağa çıkmasın denildi. Ekrana hiç de hoş olmayan görüntüler yansıdı. Asla böyle şeyler olmamalıdır.  Aynı şeyler 20 yaş altı gençlerimizi kontrol için de geçerlidir. Lütfen kendimizi ve tüm sevdiklerimizi korumak için, dışarı çıkmayalım, sağlıcakla EVDE KALALIM.
 
     Dr. Öğr. Üyesi Hakan KEÇECİ
    Bingöl Üniversitesi Veteriner Fak.
    Ana Bilim Dalı Başk.

 
 
25.04.2020
Devamı

Ramazan'da Gıda İşletmelerine Sıkı Denetim

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Ramazan'da gıda işletmelerine yapılacak denetimlere ilişkin değerlendirmede bulundu.
Bakan Pakdemirli, Bakanlık tarafından gerekli tüm tedbirlerin alındığını ve resmi gıda kontrollerinin artarak devam edeceğini belirtti.

RAMAZAN'DA SIKI KONTROL

Pakdemirli, "Halkımızın beslenme alışkanlıklarında oluşacak değişiklikleri göz önünde bulundurarak, özellikle tüketimi artacak unlu mamuller, ekmek, tatlı, şeker ve şekerli mamuller gibi gıda ürünlerini üreten ve satan işletmelerin resmi kontrollerine ramazan süresince ağırlık verilecek." dedi.

Sosyal mesafenin korunması, işletmede çalışan personelin mutlaka maske takması, alışveriş mekanına kısıtlı sayıda müşteri alınması, el hijyeni için dezenfektan kullanılması, maske takmayan müşterilerin işletmeye alınmaması ve gerekli her türlü hijyen tedbirinin eksiksiz olarak uygulanması yönünde ramazan ayı öncesinde gıda işletmelerine yönelik bilgilendirmeleri yaptık."

"SON TÜKETİM TARİHİNİ TİTİZLİKLE KONTROL EDECEĞİZ"
Ramazan paketi gönderilmesinin bu ay içinde yoğun olarak uygulandığını anımsatan Pakdemirli, "Muhtelif gıdaların bir arada yer aldığı bu paketlerin, satış ve dağıtımının yapıldığı iş yerlerine yönelik denetimlerde paket içeriğinde bulunan gıdaların son tüketim tarihi ve etiket bilgilerini de titizlikle kontrol edeceğiz." ifadelerini kullandı.
 
 
 
24.04.2020
Devamı

Buzağı Desteği ,Sürü Büyütme ve Yenileme Destekleri Ödeniyor

 Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, bugün ödenmeye başlayacak destek ödemeleriyle ilgili açıklamalarda bulundu.

Bakan Pakdemirli, 2019 yılı 1. dönem buzağı desteği, sürü büyütme ve yenileme ile sertifikalı tohum üretim desteklemeleri kapsamında yetiştiricilerimize toplam 1 milyar 626 milyon lira ödeme yapılacağını söyledi.

Bakan Pakdemirli destekleme ödemelerine ilişkin şunları kaydetti

“2019 yılı 1. Dönem Buzağı Desteği kapsamında; 81 ilde, 701.111 yetiştiricimize, 1 milyar 434 milyon TL,

Sürü Büyütme ve Yenileme Desteği kapsamında; 80 ilde, 71.845 yetiştiricimize, 187 milyon TL,

Sertifikalı tohum üretim kapsamında; 7 ilde, 11 firmamıza, 5 milyon TL’lik ödemeyi,

bugün saat 18:00’dan sonra TC Kimlik numaralarının son hanelerine göre ödemeye başlayacağız

2019 yılı 1. Dönem Buzağı Desteği ile Sürü Büyütme ve Yenileme desteği kapsamındaki ödemeler, TC Kimlik numaralarının son rakamı 0 olanlara bugün, son rakamı 2 olanlara 30 Nisan,  4 olanlara 8 Mayıs, 6 ve 8 olanlara ise 15 Mayıs’ta saat 18:00'dan sonra yapılacak”

Bu ödemeler ile birlikte 1 Ocak 2020 tarihinden itibaren ödenen desteklemelerin toplam 12,4 Milyar TL’ye ulaştığını vurgulayan Bakan Pakdemirli “Toplam 22 Milyar TL olan tarımsal desteklerin %56’sı ödenmiş olacak. Tüm çiftçi ve yetiştiricilerimize hayırlı olsun” diyerek sözlerini tamamladı.
 
 
 
24.04.2020
Devamı

Şeker İş'den Ramazan Öncesi Yapay Tatlandırıcılar İçin Uyarı

Şeker İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök “Halkımızın salgın hastalık korona günlerinde bağışıklığımızı düşürecek ucuz ve merdiven altı ürünlerden uzak durmalıdır.” Dedi. Genel Başkan Gök NBŞ vurgusu yaparak şunları kaydetti.

“Şeker sektörünün baş aktörü olan şeker pancarından üretilen doğal şekerin güvenilir gıdalar arasında yer aldığı, buna karşılık pancar şekerinin muadili olarak algı oluşturulmaya çalışılan ve insan sağlığı için tehlikeli olduğu öne sürülen Nişasta Bazlı Şekerlerin ise doğal şekerlerin yerini alamayacağı yönünde net tavrın sergilenmesi gerekmektedir.” Dedi.

Başkan Gök tüketiciye yönelik mesajlar vererek merdiven altı ürünlerin alınmamasını istedi .

“Toplumsal hayatımızda huzur, sosyal yardımlaşma ve kaynaşmanın yoğun olarak yaşandığı af, mağfiret ve bereketin sembolü olan Ramazan ayına hep birlikte kavuşmanın mutluluğu içerisindeyiz.
Ramazan ayının başlamasına sayılı günler kala iftar sofralarının vazgeçilmezi gıdalara da rağbet artıyor.  Artan rağbetle birlikte tüm dünyada ve ülkemizde, zaten pahalı olan gıda fiyatlarına birde salgın hastalık Korona da eklenince içinden çıkılmaz bir hâl almaya başlıyor.

Merdiven altı üretimlerde kullanılan yapay tatlandırıcılar halk sağlığını tehdit ediyor. Korona günlerinde bağışıklığımızı düşürecek ucuz ve merdiven altı ürünler virüsten bile daha tehlikeli olabilir.

Merdiven altı imalatı yapan yerlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Buda beraberinde gıda güvenliği sorununu daha da çok öne çıkarıyor. Gıda mevzuatını bilmeyen eğitimsiz merdiven altı üreticiler tarafından üretilen ürünlerde yasal olarak kullanımına izin verilmeyen aroma ve renklendiricilerin kullanılması ürkütücü boyutlara ulaşması öngörülüyor. Özellikle kayıt dışı istihdamın yoğunluklu olduğu bu yerlerin ucuz olduğu gerekçesiyle tercih ettikleri nişasta bazlı şeker ve yapay tatlandırıcılar sağlığımız açısından bir tehdit unsuru oluşturabiliyor.

 Hâl böyle olunca insanlarımız ucuz diye satın alırken belki de telafisi mümkün olmayan hastalıklara davetiye çıkartıyorlar. Ödediğimizden kat kat fazlası ise sağlık harcamalarına gidiyor ve sağlığımız geri gelmiyorsa o halde cebimizin değil ne yiyip içtiğimizin önemi daha da artıyor.

Bu noktada halkımız sağlıklı ve doğal pancar şekerinden üretilmiş ürünleri kullanmasını tavsiye ediyor, özellikle bu salgın günlerinde bağışıklığımızı düşürecek bu ucuz ve merdiven altı ürünlerden uzak durmalılarını öneriyoruz.

İnanın bu ürünler sağlığımız açısından Korona virüsünden bile daha tehlikeli olabilir.

Ayrıca diğer bir konu ise şeker sektörünün baş aktörü olan şeker pancarından üretilen doğal şekerin güvenilir gıdalar arasında yer aldığı, buna karşılık pancar şekerinin muadili olarak algı oluşturulmaya çalışılan ve insan sağlığı için tehlikeli olduğu öne sürülen Nişasta Bazlı Şekerlerin ise doğal şekerlerin yerini alamayacağı yönünde net tavrın sergilenmesi gerekmektedir.

 
Kendi yemediğini insanlara yedirmeye çalışanlara dikkat edilmelidir!

Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası olarak diyoruz ki; Bilinçli gıda tüketicisinin, ne yediğini, ne içtiğini bilmesi gerek. Çoğu vatandaşımız satın aldığı gıdaların etiket bilgilerindeki üretim ve son kullanım tarihlerini kontrol ediyor. Sağlıklı gıda tüketimi için bu önemlidir. Ancak aynı duyarlılığı gıdanın etiketi ve içeriği konusunda da göstermeliyiz.

Merdiven altı diye tabir ettiğimiz sağlığa uygun olmayan ve hangi maddeler ile yapıldığı bilinmeyen ürünlere, kısaca kendi yemediğini insanlara yedirmeye çalışan dolandırıcılara karşı dikkat etmeliyiz.

Halkımızı bilinçli ve sorgulayan tüketiciler olmaya davet ediyor, devletimizin de bu konuda denetimlerini artırarak, bunlara aman vermemesini diliyoruz.”
 
 
22.04.2020
Devamı

Eski Tarım Bakanı Demirci Yoğun Bakımda

1996-97 yılları arasında Tarım Bakanlığı yapan Musa Demirci'nin dün akşam saatlerinde beyin kanaması geçirdiği öğrenildi.
Dün akşam saatlerinde evinde fenalaşan Demirci’ye ilk müdahale gelen ambulans ekipleri tarafından yapıldı. Hastanede yapılan tahliller sonucunda beyin kanaması geçirdiği söylenilen Musa Demirci hastanenin yoğun bakım ünitesine alındı. Musa Demirci’nin durumunun stabil olduğu belirtildi.

Musa Demirci kimdir?
1942 yılında Sivas’ta doğdu.

Eğitim Hayatı
Musa Demirci, Erzurum Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden mezun oldu.

Çalışma Hayatı
Sivas Teknik Ziraat Müdürlüğü teknik elemanı ve Başmühendisliği, Kahramanmaraş ve Erzurum Teknik Ziraat Müdürlüğü, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Ziraat İşleri Genel Müdürlüğü ve Genel Müdür Başyardımcılığı, Tarım Orman ve Köy işleri Bakanlığı Aydın İl Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

Siyasi Hayatı
20 Ekim 1991 (19. Dönem) ve 24 Aralık 1995 (20. Dönem) tarihlerinde yapılan genel seçimlerde Refah Partisi (RP) Sivas Milletvekili seçildi. Necmettin Erbakan’ın 28 Haziran 1996 tarihinde kurmuş olduğu 54. Hükümet’te Tarım ve Köy işleri Bakanı olarak atandı. Bakanlık görevini İsmet Attila’dan devraldı. 29 Haziran 1996 tarihine kadar Tarım ve Köy işleri Bakanlığı görevini sürdürdü. Bakanlık görevini Mustafa Rüştü Taşar’a devretti. 18 Nisan 1999 (21. Dönem) tarihinde yapılan genel seçimlerde üçüncü defa Fazilet Partisi Sivas Milletvekili seçildi. Numan Kurtulmuş’un kurmuş olduğu HAS Partide Başkan Yardımcılığı yapmıştır. Son olarak 2015-17 yılları arasında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı olan Faruk Çelik’in Danışmanlık görevini yürütmüştür.

Eşi ve Çocukları
Evli ve üç çocuğu bulunmaktadır.
İyi derecede Almanca bilmektedir.
 
 
22.04.2020
Devamı

TMO'dan Yanlış ve Yanıltıcı Haberler İçin Açıklama

 Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) kamuoyunda yeni ithalat yetkileri verildiği şeklindeki yanıltıcı yanlış haberlere ilişkin basın açıklaması yaptı. TMO dan yapılan açıklamada “ 18 Nisan 2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2421 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile sadece 16.01.2019 tarih, 649 sayılı Karar kapsamında Kuruluşumuza verilen yetkilerde aynı zamanda Ek Mali Yükümlülük yönüyle de muafiyet sağlanmasına ilişkin bir düzenleme yapılmıştır. Bu kararla, TMO veya özel sektöre ilave bir hububat ithalat yetkisi verilmemiştir.” Denildi.
TMO dan yapılan açıklamada şunlar kaydedildi.

“18 Nisan 2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2421 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla; ülkemize hububat ithalatında uygulanan gümrük vergilerinin sıfırlandığı ya da TMO’ya yeni ithalat yetkileri verildiği şeklinde yanıltıcı ve yanlış yorumların yapıldığı gözlemlenmiştir.

Bu nedenle halkımızı doğru bilgilendirmek adına Kuruluşumuzca açıklama yapılması gereği duyulmuştur.
Bilindiği üzere, dönem dönem, uluslararası ticari işlemlerde karşılıklı olarak ek vergiler koymak suretiyle Ek Mali Yükümlülük Uygulamaları hayata geçirilebilmektedir.
18 Nisan 2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2421 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile sadece 16.01.2019 tarih, 649 sayılı Karar kapsamında Kuruluşumuza verilen yetkilerde aynı zamanda Ek Mali Yükümlülük yönüyle de muafiyet sağlanmasına ilişkin bir düzenleme yapılmıştır.

Bu kararla, TMO veya özel sektöre ilave bir hububat ithalat yetkisi verilmemiştir.

Diğer taraftan TMO stoklarında piyasalarda istikrarı sağlayacak miktarda ürün bulunmakta olup yaklaşan hasat dönemi de dikkate alındığında hububat piyasalarında arz yönüyle herhangi bir sıkıntı öngörülmemektedir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
 
 
20.04.2020
Devamı

TZOB Başkanı Bayraktar'dan Ramazan Öncesi Market Değerlendirmesi

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ramazan ayı öncesinde yaptığı fiyat değerlendirmesinde, geçen ay sonuna kıyasla üretici ve market fiyat farkının 6,4 kata kadar ulaştığını bildirdi.

Bayraktar, “Üreticilerimiz ürününü düşük fiyata satarken tüketicilerimiz pahalıya tüketmek durumunda kalıyor. Bütün kesimler sağduyulu davranmalı, spekülatörlere fırsat verilmemelidir” diye konuştu.
Ramazan ayının bu yıl, koronavirüs salgını ile mücadele sürecinde idrak edileceğini hatırlatan Bayraktar, “Sofralarda eksik olmasın diye çiftçimiz tarlada kalacak. Virüse karşı mücadelede milletimizin sağlıklı beslenmesi ilaç kadar önemlidir. Çiftçilerimiz, vatandaşlarımızın huzurlu bir şekilde iftar yapabilmeleri ve sağlıklarını koruyabilmeleri için çalışacak. Ramazan’da sofralarda hiçbir şey eksik kalmayacak” diye konuştu.

 Bayraktar, “Gıda arzında sıkıntı yaşanmaması için çiftçilerimizi desteklemek, üretime devam etmelerini sağlamak zorundayız” ifadelerini kullandı.
Yeterli ve dengeli beslenmenin sağlıklı yaşam için bir gereklilik olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Ramazan ayını huzurlu bir şekilde geçirebilmemiz için vatandaşlarımızın gıda ihtiyacını eksiksiz olarak karşılamalı, sağlıklı beslenmelerini sağlamalıyız. Çiftçilerimizi motive etmek ve tarlada tutmaktan başka çaremiz yok. Aksi takdirde gıda ürünlerini, ya raflarımız boş kaldığı için bulamayacağız ya da çok pahalı olduğu için satın alamayacağız” ifadelerini kullandı.
Koronavirüsle mücadele edilen bu dönemde, gıda güvenliği ve tarımsal üretimin öneminin daha iyi anlaşıldığını ifade eden Bayraktar, fedakar Türk çiftçisinin tüm zorluklara rağmen üretime devam ettiğini vurgulayarak, “Üreticilerimizin 766 Ziraat Odamız aracılığıyla tespit ettiğimiz sorun ve taleplerini, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ilgili Bakanlara ilettik. Tarım sektörünün öncelikli olacağı bir ekonomik paket açıklanmasını bekliyoruz” diye konuştu.

Üretilen gıdaların tüketiciye ulaştırılması konusunda da özenli davranılması, pazarlama sürecinde sorun yaşanmaması için önlem alınması gerektiğini ifade eden Bayraktar, “Ramazan ayı içerisinde sokağa çıkma yasağı uygulanması durumunda, vatandaşlarımızın taze meyve sebze ihtiyaçları ekmek dağıtımında olduğu gibi evlerine kadar ulaştırılmalı, iftarı bekleyen tüketicilerimizin taze gıdaya erişimi sağlanmalıdır” diye konuştu. Bayraktar, “Belediyeler ve belediyeler tarafından belirlenen pazarcı esnafının, semtlerde seyyar olarak satış yapması sağlanabilir” önerisinde bulundu.
Bayraktar, Ramazan ayında görülebilecek gıda fiyat artışları konusunda uyarılarda bulundu. Ramazan nedeniyle gözlerin gıda fiyatlarına çevrildiğini bildiren Bayraktar, “Beklentimiz bütün kesimlerin sorumlu davranması, artan talebin suiistimal edilmemesidir” dedi.

Bayraktar, 2007 yılından bu yana, Ramazan öncesi fırsatçılığa izin verilmemesi konusunda çalışmalar yapan Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin, bu Ramazan boyunca da üretici ve market fiyatlarını takip edeceğini, kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğini vurguladı.
 
Üretici market fiyatları
 
Bayraktar, geçen ay sonuna göre markette 26, üreticide 6 üründe fiyat artışı; markette 12, üreticide 13 üründe fiyat düşüşü olduğunu; markette 2, üreticide 13 üründe fiyatın değişmediğini bildirdi.
Ay sonundan bu güne fiyatı en fazla artan ürünün markette domates, üreticide karnabahar olduğunu belirten Bayraktar, fiyatı en fazla düşen ürünün ise markette patlıcan, üreticide ise sivri biber olduğunu belirtti.
Ramazan ayı öncesinde üretici ve market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 541,90 ile lahanada yaşandığında dikkati çeken Bayraktar, “Fiyat farkının kuru incirde yüzde 390, elmada yüzde 304,50, maydanozda yüzde 295,60, kabakta yüzde 284,29 olduğunu bildirdi.
Lahananın 6,4 kat, kuru incirin 4,9 kat, elmanın ve maydanozun 4 kat, kabağın 3,8 kat fazlaya tüketiciye satıldığını vurgulayan Bayraktar, “Üreticide 35 kuruş olan lahana markette 2 lira 25 kuruşa, 13 lira olan kuru incir 63 lira 70 kuruşa, 1 lira 63 kuruş olan elma 6 lira 59 kuruşa, 50 kuruş olan maydanoz 1 lira 98 kuruşa, 1 lira 38 kuruş olan kabak 5 lira 32 kuruşa satılmaktadır” dedi.
 
-Market fiyatlarındaki değişim-
 
Ay sonundan bu güne markette kuru fasulye ve kuru üzüm fiyatında bir değişim meydana gelmezken, fiyat düşüşünün en fazla yüzde 24,87 ile patlıcanda görüldüğünü bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Patlıcandaki fiyat düşüşünü yüzde 12,34 ile sivri biber, yüzde 9,54 ile kabak, yüzde 9,13 ile limon, yüzde 9,05 ile pırasa, yüzde 7,03 ile salatalık izledi.
Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 46,42 ile domateste yaşandı. Domatesteki fiyat artışını yüzde 35,82 ile karnabahar, yüzde 22,20 ile elma, yüzde 12,52 ile lahana, yüzde 11,54 ile havuç, yüzde 7,23 ile patates, yüzde 7,11 ile nohut, yüzde 6,89 ile tavuk eti, yüzde 6,61 ile yeşil soğan, yüzde 6,60 ile maydanoz, yüzde 5,56 ile yumurta, yüzde 5,32 ile kaşar peyniri takip etti.”
 
Üretici fiyatlarındaki değişim
 
Ay sonundan bu güne üreticide, pırasa, lahana, elma, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru kayısı, kuru incir, fındık, zeytinyağı ve süt fiyatında bir değişim meydana gelmezken, yüzde 45,41 azalmayla fiyatı en fazla düşen ürünün sivri biber olduğunu belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:
“Sivri biberdeki fiyat düşüşünü yüzde 38,52 ile kabak, yüzde 31,45 ile salatalık, yüzde 24,64 ile yeşil soğan, yüzde 22,02 ile patlıcan, yüzde 18,10 ile marul, yüzde 14,81 ile limon, yüzde 11,82 ile kuru soğan, yüzde 9,33 ile patates, yüzde 9,09 ile maydanoz, yüzde 7,69 ile ıspanak, yüzde 3,07 ile kuzu eti, yüzde 0,28 ile dana eti izledi.
 Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 73,33 ile karnabaharda görüldü. Karnabahardaki fiyat artışını yüzde 59,14 ile domates, 28,13 ile havuç, yüzde 19,81 ile yumurta, yüzde 6,59 ile kuru üzüm, yüzde 3,54 ile Antep fıstığı takip etti.”
 
 
Fiyat değişimlerinin nedenleri
 
Artan hava sıcaklıkları ve alınan karantina tedbirlerinin fiyatlarda etkili olduğunu belirten Bayraktar şu bilgileri verdi:
“Geçen ay sonundan bu yana, sivri biber, kabak, salatalık, yeşil soğan, patlıcan, marul ve maydanozda artan hava sıcaklıkları ile birlikte hasat edilen ürün miktarında yaşanan artışın yanı sıra karantina tedbirleri kapsamında vatandaşların sokağa çıkmaması nedeniyle talepte yaşanan daralma fiyatların düşmesinde etkili olmuştur.
Özellikle çabuk bozulan yeşil soğan, marul, maydanoz, ıspanak gibi ürünlerde tüccarın aldığı malı satamama endişesi ile piyasada görülen yavaşlama fiyatları etkilemiştir.
İhracata getirilen yasak limon fiyatlarının düşmesine neden olmuştur. Limonda ihtiyaç fazlası ürünün; üretici fiyatlarını düşürmeden, iç piyasada arzda daralmaya meydan vermeyecek şekilde kademeli ve kontrollü olarak ihracatı sağlanmalıdır.

Kuru soğanda Çukurova Bölgesinde yazlık çeşitlerin hasadının başlamasının yanı sıra soğanda devam eden ihracat yasağı fiyatları aşağı çekmiştir.
Patateste görülen fiyat düşüşünde karantina tedbirleri nedeniyle alımlardaki yavaşlama etkili olmuştur.
Bu süreçte fiyatı artan ürünlere baktığımızda karnabaharda artık sezon sonunun gelmiş olması, domateste ihracattaki artış fiyata yansımıştır.
Havuçta ise önemli üretim merkezi olan Beypazarı’nda sezon sonuna gelinmesi etkili olmuştur.
Kuru üzümde dolar kurundaki yükselme ile ihracatta yaşanan artış fiyatı yükseltmiştir. Antep fıstığında az da olsa görülen artışta rekoltenin düşük olması etkilidir.”
 
Geçen yıl Ramazan öncesine göre market fiyatlarındaki değişim
 
Bu yıl ve geçen yıl Ramazan ayı öncesindeki fiyatları da değerlendiren Bayraktar; geçen yıl Ramazan öncesine göre markette 26, üreticide 14 üründe fiyat artışı; markette 13, üreticide 17 üründe fiyat düşüşü olduğunu bildirdi.
Bayraktar, geçen yıl Ramazan öncesine göre fiyatı en fazla artan ürünün markette Antep fıstığı, üreticide kırmızı mercimek; fiyatı en fazla düşen ürünün ise markette pırasa, üreticide lahana olduğunu belirtti.
Geçen yıl Ramazan öncesine göre markette fiyat düşüşünün en fazla yüzde 57,85 ile pırasada görüldüğünü bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Pırasadaki fiyat düşüşünü yüzde 56,30 ile lahana, yüzde 50,93 ile havuç, yüzde 40,06 ile kuru soğan, yüzde 28,33 ile domates, yüzde 27,20 ile patates, yüzde 21,68 ile marul, yüzde 15,01 ile patlıcan izledi.
Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 55,88 ile Antep fıstığı, yüzde 52,09 ile limon, yüzde 40,68 ile elma, yüzde 34,16 ile mısırözü yağı, yüzde 33,45 ile süt, yüzde 26,22 ile kırmızı mercimek, yüzde 25,39 ile ayçiçek yağı, yüzde 24,37 ile kaşar peyniri, yüzde 23,11 ile maydanoz, yüzde 22,30 ile yoğurt, yüzde 20,31 ile sivri biber takip etti.”
 
-Geçen yıl Ramazan öncesine göre üretici fiyatlarındaki değişim-
 
Geçen yıl Ramazan öncesine göre üreticide fiyatı en fazla düşen ürünün 76,67 ile lahana olduğunu belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:
“Lahanadaki fiyat düşüşünü 69,21 ile pırasa, yüzde 65,83 ile havuç, yüzde 48,48 ile patlıcan, yüzde 45,19 ile domates, yüzde 35,33 ile kuru soğan, yüzde 35,32 ile yeşil soğan, yüzde 35,24 ile patates, yüzde 30,83 ile kabak, yüzde 30,77 ile ıspanak, yüzde 29,10 ile marul, yüzde 26,09 ile salatalık, yüzde 16,67 ile maydanoz ve sivri biber, yüzde 14,91 ile kuru üzüm, yüzde 13,33 ile kuru incir, yüzde 8,54 ile nohut izledi.
Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 55,92 ile kırmızı mercimek, yüzde 47,21 ile Antep fıstığı, yüzde 40,40 ile süt, yüzde 30,62 ile kuru fasulye, yüzde 27,78 ile limon, yüzde 22,92 ile yeşil mercimek, yüzde 20 ile pirinç, yüzde 17,93 ile dana eti, yüzde 15,26 ile kuzu eti, yüzde 11,11 ile fındık, yüzde 10,34 ile zeytinyağı, yüzde 10 ile kuru kayısı, yüzde 7,24 ile elma, yüzde 1,35 ile yumurta takip etti.”
 
-“Piyasalarda görülen yavaşlama nedeniyle yaşanan fiyat düşüşlerinden en çok üreticilerimiz etkilendi”
 
Ramazan ayının her yıl 10 gün geriye geldiğini hatırlatan Bayraktar, Ramazan ayları arasındaki fiyat farklılıkları kıyaslanırken, mevsimsel değişikliklerin göz ardı edilmemesi gerektiğini, mevsimsel etkiler nedeniyle fiyat farkı yaşanabileceğini ifade etti. Bayraktar şöyle devam etti:
“Artan girdi fiyatlarının üretime yansımasının yanı sıra Antep fıstığında yok yılı olması, kırmızı mercimek, limon ve zeytinyağında olumsuz iklim koşulları nedeniyle rekoltenin düşük olması fiyatlara yansıdı. 
Bu yıl yaşanan koronavirüs salgını üreticilerimizi derinden etkiledi. Karantina tedbirleri kapsamında piyasalarda görülen yavaşlama nedeniyle yaşanan fiyat düşüşlerinden en çok üreticilerimiz etkilendi.”
 
-“Beklentimiz bütün kesimlerin sorumlu davranmasıdır”
 
Halkın Ramazan’da makul fiyatlara ürün tüketebilmesi için market fiyatlarının özenle takip edilmesi gerektiğini belirten Bayraktar şöyle devam etti:
 
“Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak üretici ve market fiyatlarının takipçisi olmaya ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz. Beklentimiz, bütün kesimlerin sorumlu davranması, artan talebin suiistimal edilmemesi, tüketicilerin yeterli ve güvenilir gıdaya uygun fiyatla erişebilmesinin sağlanmasıdır. Üreticilerimiz ve halkımızın mağdur olmaması için spekülasyonlara fırsat verilmemeli, tedbirler zamanında alınmalı, pazarlama sorunları çözülmeli, gıda denetimleri artırılmalıdır.”
 
 
 
20.04.2020
Devamı

Tarım Ve Orman Bakanlığı Maske Üretimine Başladı

Koronavirüs’le mücadele tedbirleri kapsamında tüm imkanlarını seferber eden ve çok sayıda çalışma yürüten Tarım ve Orman Bakanlığı, şimdi de maske üretimine başladı.

Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı’na bağlı El Sanatları Eğitim Merkezlerinde günlük ortalama 2 bin 500 – 3 bin adet maske dikiliyor.

KOVİD-19 SALGININA KARŞI MASKE SEFERBERLİĞİ BAŞLATILDI

Tarım ve Orman Bakanlığı vatandaşlarımızın sağlığının korunması için, Koronavirüs salgınıyla mücadelede çok yönlü bir çalışma yürütüyor. Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü çalışma ile el sanatları atölyelerinde kadınlarımız, salgınla mücadelede aranan standartlara uygun tıbbi koruyucu maske üretimine başladı.

Kırsalda yaşayan çok sayıda kadına, gence, ihtiyaç sahibine eğitim vererek meslek sahibi olmalarını sağlayan Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı’na bağlı El Sanatları Eğitim Merkezleri, şimdi de vatandaşımızın sağlığı için seferber oldu.

Halk Eğitim Merkezleri, Milli Eğitim İl Müdürlükleri ve Sağlık İl Müdürlükleri’yle işbirliği yapılarak yürütülen çalışmanın hazırlıkları tamamlandı ve Sağlık il müdürlüklerinin maskeye uygun kumaş temini sağladığı çalışmada usta öğreticiler halk sağlığı için binlerce maske dikimine başladı.

Bilecik, Düzce, Elazığ, Kastamonu, Silifke ve Sivas’ta bulunan El Sanatları Eğitim Merkezlerinde günlük ortalama 2 bin 500 ile 3 bin arasında maske dikiliyor.

Halk sağlığının korunması için çalışan atölyelerde kısa sürede üretim kapasitesinin de artırılması amaçlanıyor.

20.04.2020
Devamı

Dar Vadinin Gizli Hazinesi Dünyanın 3. Yüksek Barajı Olacak

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli ülkemizin vizyon projelerinden olan dar vadideki gizli hazine, Yusufeli Barajı’nda yüksekliğin 200 metreye ulaştığını söyledi.
Barajın yeri ve milli kaynaklar ile Türk mühendisleri tarafından Artvin’de yapıldığının altını çizen Bakan Pakdemirli “ Yusufeli Barajı 275 metre yüksekliği ile çift eğrilikli beton kemer kategorisinde ülkemizin en yüksek ve dünyanın 3. yüksek barajı olacak “dedi.

200 METREYE ULAŞTI
Günümüz itibarı ile barajda 2 milyon 850 bin m3 beton dökülerek gövde betonunda % 70 gerçekleşme sağlandığını belirten Bakan Pakdemirli “Günlük ortalama 4.400 m3 beton dökümünün gerçekleştiği baraj 200 metre yüksekliğe ulaştı” diye konuştu.

YILLIK 1 MİLYAR 888 MİLYON KWH ENERJİ ÜRETİLECEK
Ülkemiz için enerji ve arz güvenliği açısından Yusufeli Barajı’nın çok önemli olduğunu belirten Bakan Pakdemirli “Yerli, çevreci ve yenilenebilir enerji kaynağı olan bu barajımızın tamamlanmasıyla 558 MW kurulu güçle yıllık 1 milyar 888 milyon KWh enerji üretilecek” değerlendirmesinde bulundu.

KULLANILAN BETONLA ARTVİN’DEN EDİRNE’YE 13 METRE GENİŞLİĞİNDE YOL YAPILABİLİYOR
Barajın gövde yüksekliğinin 100 katlı bir gökdelen yüksekliğine eşdeğer olduğunu ifade eden Bakan Pakdemirli, Yusufeli Barajının büyüklüğünün anlaşılması bakımından gövdesinde kullanılacak olan 4 milyon m³ beton ile Artvin’den Edirne’ye 13 metre platform genişliğinde beton yol yapılabildiğini de sözlerine ekledi.​
 
 
19.04.2020
Devamı

Çiğ Süt Desteği ve Malak Desteği Ödeniyor

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, “Çiğ Süt ve Manda-Malak Destek Ödemeleri” ne ait açıklamalarda bulundu.
Açıklamasında 2020 yılı tarımsal destekleme bütçesi olan 22 milyar liranın 10,5 milyar liralık kısmının ödemesini bu yılın ilk çeyreğinde çiftçilerin hesaplarına yatırdıklarına vurgu yapan Bakan Pakdemirli “Biz bu zorlu süreçte üreticimizin, yetiştiricimizin yanındayız. Amacımız, salgın nedeniyle çiftçimizin üretimden çekilmemesi, aksine tarlasının, işletmesinin başında olmasıdır. Onları desteklemeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Bakan Pakdemirli şunları kaydetti.
“Bu çerçevede toplam 129 milyon TL’lik Çiğ Süt ve Manda-Malak Destek Ödemelerini 17 Nisan Cuma günü (bugün) saat 18.00’dan sonra üreticilerimizin hesaplarına yatıracağız. Tek seferde yatırılacak destek miktarları;
Çiğ Süt Desteklemeleri: 232 bin 223 üreticimizin 729 bin ton çiğ sütü için 98 milyon TL,

Manda-Malak Desteklemeleri: 10 bin 994 yetiştiriciye, 113 bin baş manda/malak için 31 milyon TL, şeklindedir.

Tüm üreticilerimize hayırlı olsun.”​ dedi.
 
 
17.04.2020
Devamı

Yetiştiriciye Ek Destekler Verilsin

İnek çiğ süt Referans fiyatı 2.30
Günlük pastörize süt fiyatı 5-6 TL
Süt yem fiyatları üreticiye maliyetin 85- 90 TL
• Üretici süt satmakta zorlanıyor, zararına satmaya başladı.
• Marketlerdeki süt fiyatları sürekli artışta
• Yem fiyatları da aynı şekilde artışta, zam oranı bir ayda % 20 yi geçti.
• ESK kesim işinde çok nazlı davranıyor. Üretici tüccarın eline kaldı. Tüccar, Küçükbaş ve büyükbaş kg alım fiyatlarını sürekli düşürüyor. Buna karşılık markette kasaplardaki fiyatlar artıyor.
• Yem satıcıları ve hayvan alıcıları üreticilerin sırtından fahiş karlar elde eder hale geldi.
• Virüs krizi bir gün bitecek ama üreticinin sektörden çekilmeye başlaması daha büyük bir krizin geldiğini gösteriyor.
• Virüs tüm dünyayı etkilediğinden ithalat yaptığımız ülkeler de etkilendiğinden paramız olsa bile ithalat zor olacaktır.

• ACİLEN;
• ESK alımları hızlandırmalı
• Üreticiden Sütün tamamının alınması, fazla sütün süttozu haline getirilmesi, üreticinin süt satış fiyatının düşmemesi sağlanmalıdır.
• Üreticilere Yem hammadde desteği verilmeli, geçiş döneminde yem fiyatları satış fiyatları ve kâr limitleri sıkı kontrol altına alınmalı.
                •             ithalat bitti, bir yandan artık ithalat yapılmayacak derken, diğer taraftan  üreticinin hayvanını kesmeyip, hiç bir ad altında ithalat yapılmamalı, üreticinin gelecekle ilgili yaralanmış olan güveni tamamen yok edilmemelidir.

• Hayvancılık yetiştiricilerine 2020 yılında, bu yıla özgü olarak destekler bir misli fazla ödenmeli. Bu durum şimdiden ilan edilmeli.
Mübarek ramazan ayına yaklaştığımız şu günlerde korona virüsüyle mücadele kapsamında süt ve et sektöründe ciddi daralma yaşanıyor lokanta cafe gibi 200 bin civarında işletme kapalı tüketim azaldı sanayici süt bırakmaya başladı.

Bu konuda belediyeler vakıflar özel idarelerin halka dağıtacağı gıda paketlerine mutlaka süt, peynir kıyma kuşbaşı gibi temel gıdanın konması çok önemli hem halkın sağlıklı beslenmesi hem de çiftçinin ürününün elde kalmaması için geçici olarak et ve süt süt mamullerinde KDV  bu dönemde sıfırlanması üretici ve tüketici açısından çok önemlidir.

Muhammet OLUKLU
Anadolu İzlenimleri Genel Koordinatörü
muhammetoluklu@gmail.com

 
15.04.2020
Devamı

Balıkçılık Av Sezonu Sona Erdi

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, 2019-2020 balıkçılık av yasağının 15 Nisan tarihi itibariyle başladığını belirterek, av sezonun mezgit, kalkan, hamsi, istavrit, sardalya ve çaça gibi balık avcılığı açısından verimli geçtiğini ve su ürünleri sektörünün geçen yıl bir milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirdiğini söyledi.
Bakan Pakdemirli, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleriyle 31 Ağustos 2019 gecesi, 'vira bismillah' denilerek açılan balıkçılık av sezonunun, tüm denizlerde trol ve gırgır ağları ile avcılığın bugün itibariye sona erdiğini belirtti.

Göçmen balık avcılığının, balığın biyolojisi ve su sıcaklığı gibi çevresel faktörlerin etkisiyle yıldan yıla farklılık gösterdiğine dikkati çeken Pakdemirli, sezonun mezgit, kalkan, hamsi, istavrit, sardalya ve çaça gibi balıkların avcılığı açısından verimli geçtiğini ifade etti.

Bakan Pakdemirli, deniz ve iç su kaynaklarını koruyarak su ürünleri avcılığının sürdürülebilir işletilmesini sağlamak amacıyla Su Ürünleri Kanunu’nda değişiklik yapıldığını ve bu sayede yasadışı avcılıkla etkin mücadele edildiğini söyledi.

YASA DIŞI AVCILIK VE SATIŞA 28,6 MİLYON LİRA CEZA UYGULANDI
Yasadışı avcılığın önlenmesi için modern ekipmanlarla donatılmış yeni kontrol botları aldıklarını ve Balıkçı Gemileri İzleme Sistemi ile balıkçı gemilerinin avcılık faaliyetlerini anlık takip ettiklerini dile getiren Pakdemirli, şunları kaydetti:

“2019 yılında su ürünleri avcılığıyla ilgili toplam 127 bin 357 denetim gerçekleştirdik. Denetimlere Sahil Güvenlik Komutanlığımız da katkı sağlıyor. Denetimlerde,  kaçak avcılıkla elde edilen 955 ton su ürününe el konuldu. Yasa dışı avcılık faaliyetinde bulunan ve satışını yapan 10 bin 763 kişi ve iş yerine 28 milyon 600 bin lira idari para cezası uygulandı. Ayrıca, avlanma ruhsatına sahip olmayan ve kurallara uygun avlanmayan 50 adet gemiye el konularak mülkiyeti kamuya geçirildi.”

KÜÇÜK TEKNE SAHİBİ BALIKÇILARA 12 MİLYON 831 LİRA DESTEK
İsteyen balıkçıların, ekonomik faaliyetlerine devam etmek ve halkın yazın da balık ihtiyacının karşılanması için izin alarak ve kurallara uyarak uluslararası sularda gırgır ve trolle avcılık yapabileceğini dile getiren Pakdemirli, küçük ölçekli kıyı balıkçılarına ise kurallara uymaları şartıyla uzatma ağlarla avcılık yapmalarına izin vereceklerini söyledi.
Bakan Pakdemirli, geçen yıl deniz ve iç sularda avcılık yapan 10 metreden küçük tekne sahibi 12 bin 269 balıkçıya 12 milyon 831 lira destek sağladıklarını, uygulamanın bu yıl da genişletilerek devam edeceğini bildirdi.

SU ÜRÜNLERİ İHRACATI BİR MİLYAR DOLARI GEÇTİ
Türkiye’nin su ürünleri sektöründe net ihracatçı olduğunu kaydeden Pakdemirli, geçen yıl 100’e yakın ülkeye 1 milyar 25 milyon dolarlık su ürünleri ihracatı gerçekleştirildiğini ifade eti.
Bakan Pakdemirli, balıkların üreme ve büyüme döneminde getirilen yasaklara uyulmasının, sürdürülebilir avcılığın devam ettirilmesi ve balıkçıların geleceği açısından önemli olduğunu da sözlerine ekledi.
 
15.04.2020
Devamı

Bayraktar: Bütün Çiftçiler Sokağı Çıkma Yasağından Muaf Tutulmalı

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımsal üretimin yalnızca hasattan ibaret olmadığını vurgulayarak, “Yalnızca hasatta çalışanlar değil, bütün çiftçiler ve tarım işçileri sokağa çıkma yasağından muaf tutulmalıdır” diye konuştu.

Tarımsal faaliyetlerin yoğun bir şekilde devam ettiğine işaret eden Bayraktar, “Çiftçimiz bu dönemde, hasat, gübreleme, fide dikimi, çapalama, sulama, ilaçlama, tekleme işlemlerini gerçekleştirmektedir. Bütün bu işlerin zaman kaybetmeden yapılması gerekmektedir. Çiftçilerimizin sokağa çıkma yasaklarından muaf tutulması tarımsal üretim için çok önemlidir” diye konuştu.
 
“Gıda üretimi her koşulda devam etmelidir”
Üretim sürecinde bir günün bile çok değerli olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Cumartesi- pazar da dahil olmak üzere, tarımda yasak, izin, tatil olmaz. Gıda üretimi her koşulda devam etmelidir. Çiftçilerimiz ve tarım işçilerimizin güvenliği ön planda tutulmalı, sosyal mesafe kuralına uyularak üretime devam etmeleri sağlanmalıdır” ifadelerini kullandı.
 
Öneriler
Koronavirüsle mücadele kapsamında alınan önlemler çerçevesinde, uygulanan sokağa çıkma yasağının, üreticiden tüketiciye uzanan tedarik zincirinde aksamaya neden olduğunu belirten Bayraktar, tarımın yalnızca üretimden ibaret olmadığını, pazarlama sürecinin gıda tedarikinin en önemli aşamalarından biri olduğunu bildirdi.

Hafta sonu hasat yapılmasına izin verilmesinin tek başına çözüm olmadığına işaret eden Bayraktar, “Üreticimiz hasadını yapıyor ancak tüketiciye ulaşmak üzere hallere sevk edilen ürünlerden dayanıksız olanlar, haller kapalı olduğu için çürüyor. Pazarlama sorunu çözülmediği sürece hasadın devam etmesinin bir anlamı yoktur” diye konuştu.
Bayraktar, sokağa çıkma yasağı uygulanırken yapılması gerekenler hakkında şunları söyledi:

“Havaların ısınmasıyla birlikte bu dönemde, meyve sebzede üretim artışı yaşanacaktır. Tedarik zincirinde kopukluk yaşanması ve ürünlerin tüketiciye ulaşmaması durumunda, üreticinin hasat edip satamadığı ürünlerde kalite kayıpları ve hatta sıcak havanın da etkisiyle bozulmalar yaşanacak üretici mağdur olacaktır. Bu olumsuzlukların yaşanmaması için tarladan sofraya uzanan tüm aşamalarda çalışanlar yasaktan muaf tutulmalıdır.

            Tarım ürünleri, ekmek satışında yapıldığı gibi tüketiciye ulaştırılmalıdır. Belediyeler ve belediyeler tarafından belirlenen pazarcı esnafının, semtlerde seyyar olarak satış yapması sağlanabilir.”
 
-“Tedarik zincirde yaşanan her aksaklık üreticimize zarar vermektedir”
Uygulanan tedbirler kapsamında alınan kararların talepte daralmaya neden olduğunu, bu daralmanın üreticilere olumsuz yansıdığını belirten Bayraktar şunları söyledi:
“Bozulma riski bulunan tarım ve hayvancılık ürünlerinin hasadında çalışacaklar yasaktan muaf tutulmuştur. Tarım sektörünün pazarlama ayağı da ihmal edilmemeli, tarımsal üretimde üreticiden tüketiciye kadarki tüm süreç bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Tedarik zincirinde yaşanan her aksaklık üreticimize zarar vermektedir.
            Gerekli önlemlerin alınmaması durumunda üretici fiyatlarında sert düşüşler yaşanabilir. Yükselen girdi maliyetleri ve giderek kabaran borçlar nedeniyle güçlükle üreten çiftçilerimiz üretici fiyatlarının düşmesi durumunda üretemez hale gelecektir.

            Gıda arzının sekteye uğramaması için çiftçilerimiz desteklenmeli, kararlar alınırken tarım sektörü ihmal edilmemelidir.
Bu ülkenin üreticilerimize ve üretime ihtiyacı var. Üreticilerimizin moralini yüksek tutmak zorundayız. Tarım ihmal edilirse bunun faturasını ülkemiz öder, tüketicilerimiz öder.”
 
 
 
15.04.2020
Devamı

ATIK SULARDA COVID-19 TARAMASI YAPILACAK

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Covid19-virüsünün su ve atık sulardaki varlığının araştırılacağını ve bu konuda olası risklere karşı erken uyarı sisteminin geliştirileceğini söyledi.
Bakan Pakdemirli, Türkiye’deki Covid-19 virüsünün dağılımı hakkında detaylı bilgi edinmek ve olası erken uyarı sisteminin geliştirilmesi amacıyla Türkiye Su Enstitüsü Başkanlığı tarafından bir çalışma yapılacağını belirtti.

Bu çerçevede, Covid19- virüsünün su ve atık sulardaki varlığının araştırılması için Türkiye Su Enstitüsü Başkanlığı koordinasyonunda Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği bölümü öğretim üyesi Doç.Dr Bilge Alpaslan Kocamemi ve Moleküler Biyolog Dr. Halil Kurt danışmanlığında, Türkiye çapındaki atık su arıtma tesisleri giriş ve çıkışlarında 24 saatlik kompozit atıksu numuneleri alınacak. Numune alma çalışmalarına Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü de katkı sağlayacak. Alınan numunelerin Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Laboratuvarlarında kantitatif PCR (qPCR) analizleri ile Covid-19 miktar tayinleri yapılacak.
 
 
14.04.2020
Devamı

TÜDKIYEB'ten Milli Seferberlik Talebi

Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Genel Başkanı Nihat Çelik, korona virüs salgınının etkilerini azaltmak için küçükbaş hayvancılık ve tarım sektöründe de milli seferberlik ilan edilmesiyle ilgili açıklamalarda bulundu.

Sadece insan sağlığı ve toplumsal hayatta değil, ekonomide de tüm dünya ve Türkiye'de etkili olan yeni tip korona virüs (Covid-19) salgınının, küçükbaş hayvancılık ve tarım sektörünü olumsuz etkilediğini, bu etkinin azaltılması gerektiğini belirten Çelik, hayvansal üretim ve gıda ihtiyacının karşılanmasında aksaklık yaşanmaması için acil eylem planı uygulanmasının önemine dikkat çekti.

Korona virüsün etkisiyle yükselen maliyetler ve talebin düşmesiyle birlikte yetiştiricilerinin üretimde sıkıntı içine girdiğine dikkat çeken Çelik, şunları kaydetti:
"Hayvancılıkta üretimde, pazarlamada devamlılık çok önemlidir. Üretimde belli bir seviyeye gelmek zaman ister. Kısa zamanda üretim kapasitesini artırmak mümkün değildir. Fakat, üretim sıkıntıya girerse çok kısa zamanda üretim kapasitesinde büyük kayba uğramak mümkündür. Yetiştiricilerimiz yatırımların heba olmaması adına korona virüsün getirdiği zorluklarla mücadele etmeye çalışıyorlar. Bu ortamda başta yem fiyatları olmak üzere üretim maliyetleri artmışken, kesim fiyatlarının düşmesi, talebin de azalması yetiştiricilerimizi içinden çıkılmaz bir duruma doğru itmektedir. Yetiştiricilerimizin daha çok desteklenmeleri şarttır. Zararına üretim yapmaya ilelebet devam edemezler. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın da hemen her konuşmasında vurguladığı gibi, salgınla mücadele sürecinde, kendi kendine yeten ve üretimde kesintinin olmadığı bir ülke olmak artık daha çok önem taşımaktadır. Bu durumu devam ettirmeliyiz."

Türkiye'nin gıda üretiminin etkilenmemesi, sektörün ve yetiştiricilerin sorun yaşamaması için gerekli tedbirlerin alınması, sektörde "Acil Eylem Planı" uygulanması gerektiğine dikkat çeken Çelik, "Küçükbaş hayvan yetiştiricilerine yönelik 'sıfır faizli işletme kredileri' verilmeli, sektörün finansal sorunları çözülmelidir. Yem bitkisi üreten yetiştiricilere faizsiz, uzun vadeli finansman sağlanmalıdır.

Yem bitkisi üretiminin artırılması için, yem bitkisini kendi üreten yetiştiricilerin yem maliyetlerinin yarısı sübvanse edilmelidir. Kuzu kesim fiyatlarına müdahale edilmeli, fiyatların üretimi etkileyecek düzeylere inmesinin önüne geçilmelidir. Et ve Süt Kurumu piyasaya müdahale etmeli, kesim çağına gelmiş hayvanların etleri 'kavurma' gibi et ürünlerine dönüştürülerek raf ömrünü uzatmalıdır. Özellikle piyasa ihtiyacının üzerindeki keçi sütü, keçi yetiştiricilerinden alınarak süt tozuna çevrilmelidir. Hayvansal üretim yapan yetiştiricilerin kredilere başvuru koşulları kolaylaştırılmalıdır.

Genç çiftçi hibe projeleri uygulanmaya devam etmelidir. Köye dönüş yapan çiftçilere yönelik 300 koyun desteği projesi sürdürülmelidir. Küpe ve küpeleme işlemleri birliklere devredilmelidir.

Hayvan hastalıklarıyla mücadele için altyapısı uygun olan birliklere hayvan hastanesi kurma imkanı tanınmalıdır" ifadelerini kullanarak, alınması gereken tedbirlere değindi.
 
13.04.2020
Devamı

Pehlivan Silajlık Mısır Çeşidi Ekonomiye Yüz Milyon Katkı Sağlayacak

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, bakanlığına bağlı araştırma enstitüleri tarafından geliştirilen ve standart çeşitlere göre daha fazla verime sahip olan “Pehlivan07” silajlık mısır çeşidinin ekonomiye 100 milyon lira katkı sağlayacağını söyledi.

Bakan Pakdemirli, bakanlığına bağlı Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (BATEM) ve Mısır Araştırma Enstitüsü’nün işbirliğiyle geliştirilen Pehlivan07 silajlık mısır çeşidinin, 11 lokasyonda 2 yıl süren denemelerin sonunda Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkezi Müdürlüğü tarafından geçen yıl tescil edildiğini belirtti.

Silajlık mısırın hayvan beslenmesinde önemli bir role sahip olduğunun altını çizen Pakdemirli, “Yeni geliştirilen “Pehlivan07” adlı silajlık mısır çeşidi; standart çeşitlere göre, yüzde 7,7 daha fazla verime sahip. Böylece birim alandan daha fazla ürün alınacak ve hayvancılığımıza da önemli katkı sağlanmış olacak.” ifadelerini kullandı.

ÜRETİM VE SATIŞ HAKKI İHALEYLE DEVREDİLDİ
Yeni çeşidin üretim ve satış hakkının, yapılan ihaleyle 6 yıllık bir süre için özel bir firmaya devredildiğini belirten Bakan Pakdemirli, “Pehlivan07’den 125 ton sertifikalı tohumluk üretilecek ve bu tohumların ekilmesiyle de ülke ekonomisine yaklaşık 100 milyon liralık katkı sağlanması öngörülüyor.” dedi.​
 
 
13.04.2020
Devamı

Çiftçiye, Hayvancılık Yapan Üreticiye Ödeme Koruması Geliyor

Torba teklif taslağında yer alması planlanan düzenlemeyle, özellikle büyük market zincirlerine ürün veren çiftçi ve hayvancıların alacakları, bir ay içinde ödenecek. Teklifin 48. maddesinde yer alan düzenlemeye göre, Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 7. maddesinde değişiklik yapılıyor. Buna göre, “Üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler arasındaki alım satım işlemlerinden kaynaklanan ödemelerin, sözleşmede öngörülen tarihte yapılması esas olacak. Ancak, et ve süt ürünleri ile üretim tarihinden itibaren 30 gün içinde bozulabilen hızlı tüketim mallarına ilişkin ödemelerin süresi, borçlunun büyük ölçekli işletme olduğu hâllerde, malın teslim tarihinden itibaren 30 günü geçemeyecek.”

Maddeyle ilgili gerekçede, amacın temel gıda maddelerinin tedarik sürecinin aksamamasını sağlamak olduğu belirtildi. Bu nedenle, perakendeci, tedarikçi ve üretici arasındaki ödeme ilişkilerinin üretimin devamlılığında aksaklıklara neden olmayacak şekilde yeniden düzenlenmesi ihtiyacı doğduğu belirtilen gerekçede, “Bu kapsamda, perakende işletmelerin üretici ve tedarikçilerle arasındaki ödeme ilişkilerine dair mevcut düzenleme, tüm tarafların birbirleri arasındaki ödeme ilişkilerini de içerecek şekilde genişletilmiş, borçlunun büyük ölçekli işletme olduğu durumlarda, üretim tarihinden itibaren 30 gün içinde bozulabilen hızlı tüketim mallarıyla birlikte et ve süt ürünleri için de ödeme süresinin otuz günü aşmaması kuralı getirilmiş ve 30 günlük ödeme süresinde alıcının küçük ölçekte olması kuralı kaldırılmıştır” denildi.

Elektirik Borçlarına Yapılandırma 

Taslakta, elektrik borçları için de yapılandırma getiriliyor. Elektrik borçları için 2017 yılında çıkarılan 6824 sayılı yasada yapılandırma getirilmişti. Taslakla 6824 sayılı yasaya bir ekleme yapılarak 1 Şubat 2020 tarihi itibariyle vadesi geldiği halde ödenmemiş ve yapılandırılmamış olanlar borçlar için yeniden bir imkan tanınıyor. Bunun için 2021 yılının Eylül ayına kadar başvuru yapılabilecek. Yapılandırılan alacakların ilk taksidi 2021 yılının ekim ayının son gününe kadar yapılabilecek. Üç eşit taksitte ödenecek. Her yıl ilk taksit ne zaman ödenmişse diğer taksitler de o dönemde ödenecek. Maddenin gerekçesinde, “Vatandaşların TEDAŞ’a olan geçmiş dönem elektrik tüketiminden kaynaklanan borçlarına ilişkin yapılandırma imkanı sağlanarak tarımsal, ticari ve sınai faaliyetlerin canlandırılması hedeflenmektedir” denildi.
 
10.04.2020
Devamı

At Yarışları İçin Karar Mayıs Ayının İlk Haftasında Verilecek

COVID-19 salgınına karşı alınan önlemler kapsamında ertelenen at yarışları için karar Mayıs ayının ilk haftası verilecek.

Tarım ve Orman Bakanağından yapılan yazılı açıklamada şunlar bildirildi.

Ülkemizdeki Covid-19 salgınının seyri takip edilerek, başta Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu olmak üzere ilgili makamların görüşlerinin de uygun olması halinde ayrıca alınacak ilave tedbirlerin kapsam ve mahiyetinin de gerekli ve yeterli düzeyde olması kaydıyla, at yarışlarının yapılmasına karar verilecektir.

Bu bağlamda at yarışları ile ilgili daha önce alınan erteleme kararının 2020 yılı Mayıs ayının ilk haftasında tekrar değerlendirilmesine karar verilmiştir.
6132 sayılı Kanun’a göre icra edilen at yarışları Bakanlığımız tarafından 20.03.2020 tarihinden geçerli olmak üzere ikinci bir bildirime kadar ertelenmişti.
 
 
10.04.2020
Devamı

Tarım Bakanlığı Enstitüleri Tıbbi Aromatik Konusunda TÜBİTAK'a Destek Veriyor

Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı enstitülerde çalışan araştırmacılar, TÜBİTAK’ın kurduğu COVİD-19 Türkiye Web Portalına tıbbi ve aromatik bitkiler konusuyla ilgili gelen projeleri inceliyor, ıslah ve agronomi gibi konularda destek sağlıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü, TÜBİTAK’ın sanal ortamda yeni tip korana virüse karşı araştırma ekosistemini bir araya getirmek ve yararlı bilgilerin paylaşılması amacıyla kurduğu COVİD-19 Türkiye Web Portalına (https://covid19.tubitak.gov.tr)  tarımsal konularda destek veriyor.



Bu kapsamda, tıbbi ve aromatik bitkiler konusunda çalışan 15 araştırma enstitü müdürlüğündeki araştırmacılar, oluşturulan portal üzerinden gelen “Tıbbi ve Aromatik Bitkiler” ile ilgili öneri, fikir ve proje konularını inceliyor ve olası tıbbi ve aromatik bitkilerde ıslah, agronomi, kalite ve kültüre alma, içerik analizi konularında gelen taleplere yardımcı oluyor.

Ayrıca, özellikle tıbbi aromatik bitkilerin alternatif tıptaki kullanım alanları konusunda sorulan sorular da yine araştırmacılar tarafından cevaplandırılıyor. ​
 
 
09.04.2020
Devamı

Çiftçi Soğan İçin İhracat İzni Bekliyor

Türkiye’nin soğan ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan Adana’da bu hafta başlayacak hasat öncesi üreticiler, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan ihracat izni bekliyor.

Türkiye’deki depolarda 50 bin ton soğan olduğunu söyleyen Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, “Bu yıl verim çok olacak. Bu soğanı iç piyasada tüketmemiz mümkün değil. Bu stoktaki soğanlar erimez ise hem fiyatlar çok düşer hem de üretici para kazanamaz” dedi.

ÇİFTÇİ ZORA DÜŞER
Doğan, yaptığı açıklamada, şu anda pazarda kilosu 3 liradan satılan soğan için 20 Nisan’a kadar Rusya ve Avrupa ülkelerine ihraç edilmezse yeni çıkacak soğanlar ile birlikte bu sene çiftçinin para kazanamayacağını ve fiyatların çok düşeceğini söyledi. Doğan, verimin yüksek olduğunu belirterek, “Geçen yıl soğan hasadı yapıldığında soğanda hastalık vardı. Bir yağmur, bir güneş olması da verim düşüklüğüne neden oldu. Geçen yıl dönüm başına 2-3 ton verim alınırken bu sene 5-6 ton soğan verimi bekliyoruz. Eğer 50 bin ton soğan ihraç edilirse çiftçinin yüzünü güldürecek” diye konuştu
 
 
08.04.2020
Devamı

ESK dan İyi Parti Vekile Yalanlama

Et ve Süt Kurumu (ESK) Genel Müdürlüğü, depolarında uygun koşullarda muhafaza edilen etlerin çürümeye terk edildiği iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu bildirdi.
ESK'dan yapılan yazılı açıklamada, İyi Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan'ın TBMM'de yaptığı konuşmada, "ESK'nin depolarındaki etlerin bekletildiği ve çürüdüğüne dair" kamuoyunu yanıltıcı iddialarda bulunduğu aktarıldı.

Açıklamada, Türkkan'ın iddialarına ilişkin, "Depolarımızda uygun koşullarda muhafaza edilen etlerin çürümeye terk edildiği iddiası tamamen gerçek dışıdır ve kurumumuza yapılan çirkin bir iftiradır." değerlendirmesinde bulunuldu.

"DEPODAKİ ETLER YERLİ"
Kurumun, 1952'den beri sağlıklı, güvenli, kaliteli ve ekonomik ürün çeşitlerini "Et ve Balık Kurumu" markası ile tüketicilerine ulaştırdığına işaret edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
ESK, üreticileri korumak amacıyla hayvanlarını satın almakta, depolamakta ve piyasa ihtiyaçları doğrultusunda et fiyatlarını regüle etmek için stokunda bulundurduğu etleri, ihtiyaç olduğu dönemlerde iç piyasada satışa sunmaktadır. Depolarımızdaki etlerin tamamı yerli üreticilerden alınan hayvanların etleri olup ithal et stokumuz bulunmamaktadır. ESK, 10 Şubat'ta piyasa ihtiyaçları doğrultusunda karkas et satışını başlatmıştır ve sektörün ürünlerimize olan talepleri her geçen gün artmaktadır. Kovid-19 salgınının alışveriş kültürüne etkilerini de göz önünde bulunduran kurumumuz, kıyma ve kuşbaşı konserve veya dondurulmuş şekilde raf ömrü uzun, kolay muhafaza edilebilen ürünlerin ülkemizin dört bir yanında tüketicilere ulaştırılmasını sağlamaktadır."

Açıklamada, ESK'nin, tüketiciler yanında Milli Savunma Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı başta olmak üzere çok sayıda kamu kurum ve kuruluşunun da et ihtiyacını yıllardan beri karşıladığı anımsatılarak, "Hem üreticimizi hem de tüketicimizi koruyarak ülkemize 68 yıldır güvenle hizmet eden ESK, içinde bulunduğumuz bu zor günlerin sağlıkla ve gıda arzında herhangi bir sıkıntı yaşanmadan geçirilmesi hususunda çalışmalarını titizlikle sürdürmektedir. Devlet kurumlarının günlük siyasete alet edilerek yıpratılması hususunu kamuoyunun takdirine sunarız." ifadeleri kullanıldı.
 
 
 
 
 
08.04.2020
Devamı

GAP 2020 Sulama Sezonu Hazır

Tarım ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü ülkemizin en büyük barajı olan Atatürk Barajı’nın 2020 sulama sezonu hazırlıklarını tamamladı. Baraj ile Harran Ovası’nda 3 milyon dekar zirai arazi can suyuna kavuşacak.

Şu günlerde yaşadığımız COVİD 19 salgını sebebiyle gıda arz ve güvenliğinin her zamankinden daha da önemli bir hal aldığının altını çizen Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli  “Gıdanın ilk aşaması tarla ve oradan alacağımız verim gıda güvenliği açısından büyük önem arz ediyor. Verimi en fazla etkileyen etkenlerden birisini de sulama oluşturuyor” diye konuştu.

3 MİLYON DEKAR ZİRAİ ARAZİYE SU SAĞLAYACAK
Bu çerçevede Şanlıurfa ve Harran Ovası’nda 3 milyon dekar zirai araziye su sağlayacak olan ülkemizin en büyük barajı olan Atatürk Barajı’nda 2020 sulama sezonu hazırlıklarını tamamladık. Bölgede sulama sezonunun Nisan ayı sonu itibarıyla başlamasını öngörüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

YAKLAŞIK 6 MİLYAR M³  SU DEPOLANDI
2020 yılı yağışlarından sonra Atatürk Barajı göl rezervuarında mevcut durumda yaklaşık 6 milyar m³  su depolandığına vurgu yapan Bakan Pakdemirli “Şanlıurfa – Harran ve Suruç ovalarını sulayacak bu su adeta bir nehir kapasitesine sahip ana kanal ve tüneller vasıtasıyla iletiliyor” dedi.

ÜLKE EKONOMİSİNE 2.2 MİLYAR LİRA KATKI SAĞLANACAK
Şanlıurfa genelinde sulanacak 3 milyon dekar zirai arazinin ülke ekonomisi ve tarımı açısından çok önemli olduğuna vurgu yapan Pakdemirli “ Bu arazilerin suya kavuşması ile ülke ekonomisine yaklaşık 2.2 milyar lira katkı sağlanması bekleniyor” açıklamasını yaptı.
Bölgeye yapılan sulama yatırımları sayesinde bölge çiftçilerinin bir yıl içinde 2 ürün ekebildiklerini ifade eden Bakan Pakdemirli “DSİ Genel Müdürlüğümüz bölgede önemli bir görev üstlenerek halkın sorunsuz bir şekilde tarımsal üretim yapmasına katkı vermektedir. 2020 sulama sezonunun sorunsuz bir şekilde devam etmesi için ise gerekli tüm hazırlıklar yapılmış ve önlemler alınmaya devam etmektedir” diye konuştu.​
 
 
08.04.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli :Barajlarda Yeteri Kadar Su Var

Tarım ve Orman Dr. Bekir Pakdemirli, Türkiye’de barajlarda yeteri kadar su bulunduğunu ve içme suyunda herhangi bir sıkıntı öngörmediklerini açıkladı.
Bakan Pakdemirli, 1 Ekim 2019 – 06 Nisan 2020 tarihleri arasında Türkiye genelinde kümülatif yağışlar ortalamasında uzun yıllar ortalamalarına göre % 1,7 oranında azalma olduğunu ancak barajlarda yeterli su bulunduğunu söyledi.

İşletmede olan 98’i içme suyu, 125’i enerji ve diğerleri sulama maksatlı toplam 360 adet depolama tesisinde doluluk oranının yüzde 53,8 olduğunu dile getiren Pakdemirli, bu barajlardaki mevcut su miktarının 140,3 milyar metreküp olduğunu bildirdi.

HİÇ YAĞIŞ OLMAMASI DURUMUNDA BİLE İSTANBUL’UN 7 AYLIK SUYU VAR
4 Büyükşehrin içme suyu barajlarında geçen yıla göre yüzde 14 oranında su azalışı olmasına rağmen bunun sıkıntı yaratmayacağını ifade eden Pakdemirli, şöyle konuştu:
“İstanbul’a içme ve kullanma suyu temin eden barajlarda bugün itibariyle 575 milyon metreküp su bulunuyor. Bu miktar hiç yağış olmaması durumunda bile şehrin 7 aylık suyunun bulunduğu anlamına geliyor. Darlık Barajı’nda %100 doluluk oranına ulaşıldığı ve savak açılarak kontrollü su bırakılmaya başlandı. Ömerli Barajı’nda ise doluluk % 99 seviyesindedir. Bulunduğumuz mevsim itibariyle halen bahar yağışları ve yüzey akışları devam ediyor.
Ankara’da ise 346 milyon metreküp su bulunuyor. Bu, hiç yağış olmaması durumunda bile şehrin 10 aylık suyunu karşılayabilecek miktardır. İzmir’de 164 milyon metreküp, Bursa’da ise 29 milyon metreküp su bulunuyor.”

HEM HİJYENİN GEREKLERİ YERİNE GETİRİLMELİ HEM DE İSRAF EDİLMEMELİ
2020 yılında ülke genelinde içme suyu sıkıntısı yaşanmayacağını öngördüklerini vurgulayan Pakdemirli, yeni tip korona virüs (Covid-19) nedeniyle hijyen ve kişisel temizliğe gerekli önemin verilmesi gerektiğinin altını çizerek “Hijyen konusunda tasarruf ikinci planda, ancak bu durum suyu gereksiz yere israf etmemiz anlamına gelmemeli. Türkiye su zengini bir ülke değil. Suyumuz kısıtlı ve bu bilinçle hem hijyen gereklerini yerine getirmemiz hem de kısıtlı olan bu kaynağı gerektiği gibi israf etmeden ihtiyaçlarımız kadar tüketmeliyiz” diye konuştu.

Bakan Pakdemirli, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere ülke genelinde geçmişte olduğu gibi önümüzdeki dönemde de içme ve kullanma suyu sıkıntısı yaşanmaması için gerekli yatırımları planlanarak peyderpey hayata geçirdiklerini ve gerekli tedbirleri aldıklarını da sözlerine ekledi. ​
 
07.04.2020
Devamı

Yazlık Ekim İçin Çiftçiye Yüzde 75 Hibeli Tohum

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, "Yazlık ekim için 21 ilde çiftçiye tohumun yüzde 75'i hibe edilecek" dedi.
Tarım ve Orman Bakanlığı, koronavirüs dolayısıyla tarımsal üretimin kesintiye uğramaması için harekete geçti.

Tohumluk dağıtım başladı

Proje kapsamında 21 ilde üreticilere tohumların yüzde 75’i hibe edilecek, yüzde 25'i ise çiftçi tarafından karşılanacak. Böylece stratejik ürünlerde rekolte artırılacak, ürün tedarikinde sıkıntı yaşanmayacak.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli konuyla ilgili açıklama yaptı. 
Bakan Pakdemirli, tüm ekilebilir arazilerin üretime katılması için "Bitkisel Üretimin Geliştirilmesi" programını başlattıklarını ifade etti.
Adıyaman, Konya, Samsun'un da içinde bulunduğu 21 ilde üreticilere tohum dağıtımı başladı. Ekimi yapılacak ürünler ise buğday, arpa, kuru fasulye, mercimek, mısır, ayçiçeği ve çeltik olarak belirlendi.
Proje kapsamında 364 bin dekar alanda 6 bin 700 ton tohum toprakla buluşturulacak.
Böylece stratejik ürünlerde rekolte artışının sağlanması ve çiftçilerin üretime yönlendirilmesi hedefleniyor.
 
 
 
06.04.2020
Devamı

Güçlü Bağışıklık Sistemi İçin Bal Tüketin

Günümüzde arıcılık faaliyeti büyük ilerlemeler göstererek sektörel bir hayvancılık kolu haline gelmiştir. Türkiye’de önceleri geleneksel yöntemlerle yapılan arıcılık faaliyeti ekonomik önemlerinden dolayı son yıllarda modern gezginci arıcılık halini almıştır. Küreselleşme yolunda hızla ilerlerken, sanayi ve hizmet sektöründeki gelişmeler nüfusun kırsaldan kentlere göç etmesiyle yeterli ve kaliteli tarımsal üretimin geliştirilmesi ve uygulanması ülkeler için oldukça önem arz etmektedir. Bu anlamda kendi gıdalarını yeterli düzeyde üretebilen ülkeler dünyada ki varlıklarını sürdürmenin yanında güçlü aktörler olacaklardır. Tarımsal üretimdeki gelişmeler bir yandan hızlı bir şekilde sürdürülürken diğer yandan kirlilik ve doğanın tahrip edilmemesi de göz ardı edilmemelidir. Bu anlamda arıların varlığı, dünya ve insanlar için küçümsenmeyecek öneme sahiptir (Çankaya ve ark, 2008).
 
                          

          
                                     Şekil 1.1. Arıcılık Faaliyetinden Bir Görünüş

            Arıcılık tarımsal faaliyetler içerisinde teknik olarak daha kolay yapılması, birçok ürünün elde edilmesi, belli bir toprağa gereksinim duyulmaması, çok düşük yatırım ve işletme sermayesi ile kurulabilmesi, ilk sezonda bile gelir sağlaması, işgücü ihtiyacının az olması, toplumun her kesimi tarafından yapılabilmesi gibi özelliklerinden dolayı alternatif bir ekonomik faaliyet olmuştur (Çelik ve ark, 2014). Bu duruma paralel olarak günümüzde arıcılık faaliyeti büyük ilerlemeler göstererek sektörel bir hayvancılık kolu haline gelmiştir (Vural ve ark, 2007).

            Arı ürünlerini kıymetli yapan bileşenler esasında içermiş oldukları vitamin, mineral madde, organik asit düzeyleri ve en önemlisi enzim düzeyleri olması nedeniyle daha kolay sindirilebilir ve besleyici olmasının yanı sıra hastalıklara karşı koruma, bağışıklık ve tedavi edici özelliklerinden dolayı tercih edilen gıdalardandır (Özmen ve ark, 2006). Arıların üretmiş oldukları en önemli ürün olan balın yanı sıra diğer arı ürünlerinin de insan sağlığının korunması üzerine olumlu etkilerinin bilinmesi arı ürünlerine olan talebi her geçen gün daha da artırmaktadır (Çelik ve ark, 2014).

            En fazla bilinen balın, rengi, tadı ve aroması nektar alındığı bitkinin türüne göre farklılık gösterir. Bal akıcı, viskoz, yoğun ve bulunduğu ortamın sıcaklığında kısmen veya tamamen kristalize olabilir. Balın kristalize olarak tanımlanması, balda mevcut olan şekerin belli sıcaklık derecelerinde doyması sonucunda dibe çökmesi olarak tanımlanır. Bal genellikle oda sıcaklığında kristalize olmaz ama yine de bazı türler oda sıcaklığında da kristalize olabilir. Arı kovan içerisinde, topladıkları nektarı bazı işlemlerden geçirirken (bala dönüştürürken) balın içerdiği suyu uçurarak olgunlaştırır. Bu anlamda petekli ballarda kristalize ya hiç görülmez ya da çok geç ve kısmen görülebilir. Kristalize olan bal tüketiciler için tercih edilmeyen, şekerli (dışardan şeker ile besleme) diye algılanıyor. Ancak yapısı gereği kristalize olma balın doğal bir sürecidir. Kristalize olan ballar belli sıcaklıklarda ve denetimli bir şekilde su banyosu içerisinde eski haline dönüştürülebilirler. Tabi ısıl işlem uygulanırken yüksek sıcaklıkta uzun süre kalan ballar için, içerdiği enzimler bozulmaya uğrayarak HMF miktarında artışlar meydana gelecektir (Günbey 2009). HMF miktarının artması istenmeyen bir durumdur.

Balın içerisinde tespit edilen yaklaşık 15 ayrı aminoasit (Prolin, Tirosin, Triptofan, Lisin, Glutamik Asit, Histidin, Arjinin, Treonin, Serin, Glisin, Valin, Metionin, Lösin, Alanin, Fenilalanin) bulunmaktadır. Koyu renkli ballarda tirosin ve triptofan’a rastlarken açık renkli ballarda bu iki aminoasit tespit edilmemiştir. Aynı zamanda, balda en fazla bulunan aminoasit prolin olmuştur (Hışıl ve ark. 1986).

Balın, su aktivitesinin düşük olması ve asit oranının ise yüksek olması yapısında bulunan hidrojen peroksit, fenolik asit ve flavonoid gibi bileşikleri bünyesinde bulundurmasından kaynaklı olarak antimikrobiyal özellik gösterdiği bilinmektedir. Balın bu özelliklerinden kaynaklı, insan sağlığını tehdit eden hastalık yapıcı bakterilerin gelişmesini önleyerek, inhibe edici bir ortam halini alır (Mutlu ve ark. 2017).
 
Zir. Yük. Mühendisi Ümit SAYLAK
Beyçeri Arıcılık Üretim Müdürü
 

 
03.04.2020
Devamı

Tarım Bakanlığı Misafirhaneleri Sağlık Çalışanlarına Tahsis Edildi

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin talimatlarıyla Bakanlığa ait Türkiye genelinde ve 81 ilde bulunan 5 bin 450 oda kapasiteli misafirhaneler sağlık çalışanlarına tahsis edildi.
Konuyla alakalı açıklamalarda bulunan Tarım ve Orman Bakanlığı Destek Hizmetleri Daire Başkanı Fatih Sarıkaya, “Sayın Bakanımızın talimatlarıyla bu zor günlerde canla başla çalışan sağlık çalışanlarımızın yanında olduğumuzu göstermek ve onlara destek vermek maksadıyla ülke genelinde bulunan 5 bin 450 oda kapasiteli, toplam 307 misafirhanemizi tahsis ettik.

ÜCRET TALEP EDİLMEYECEK
Tahsis edilen misafirhanelerde kalan sağlık çalışanlarından ücret talep edilmeyeceğine vurgu yapan Sarıkaya "Tarım ve Orman Bakanlığı olarak virüsün etkilerini en aza indirmek için tüm imkanlarımızı seferber ettik ve etmeye de devam ediyoruz. Şu anda 5 bin 450 oda kapasiteli misafirhanelerimizin hemen hemen yarısı dolmuş durumda” diye konuştu.

MİSAFİRHANELERDE HER TÜRLÜ İMKAN VAR

Misafirhanelere yerleştirme işlemlerinin Valilik koordinasyonunda yapıldığını belirten Sarıkaya “Valiliklerin yetkilendirdiği il müdürlükleri bize bir liste yönlendiriyor. Bizde bu listeleri misafirhanelerdeki yetkili arkadaşlarımıza iletiyoruz ve sağlık çalışanlarımız burada konaklamasını sağlıyoruz. Sağlık çalışanlarına konaklayacakları misafirhanelerde her imkanı sunuyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Tüm dünyanın ve Türkiye'nin 'korona virüs' salgınıyla bir mücadele içerisinde olduğunu aktaran Sarıkaya, "Bilindiği gibi yaklaşık 4 ay önce Çin'de ortaya çıkan 'korona virüs' salgını tüm dünyayı tehdit ediyor. Tüm dünyada olduğu gibi bizde ülke olarak bu virüs salgınıyla çetin bir mücadele içerisindeyiz. Bakanlık olarak bu mücadeleye her türlü desteği veriyoruz.  Buradan Sayın Bakanımız ve şahsım adına hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum, yine tedavisi devam eden tüm vatandaşlarımıza da Allah'tan acil şifalar diliyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
 
 
03.04.2020
Devamı

Üreticinin Elektrik Borçları Ertelenmeli Desteklerden Blokeler Kaldırılmalı

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, sulama ve elektrik borçlarını ödeyemeyen üreticilerin desteklerine bloke konulduğunu bildirerek, “Elektrik şirketleri, DSİ- sulama birlikleri, diğer su kullanıcı teşkilatların üreticilerimizin desteklerine koydukları blokeleri kaldırmalarını bekliyoruz” diye konuştu.

DSİ- sulama birlikleri ve diğer su kullanıcı teşkilatlara olan sulama suyu borcu ve elektrik dağıtım şirketlerine olan tarımsal sulamada kullanılan elektrik borçlarını vadesinde ödeyemeyen üreticilerin, 2020 yılı Mart ayında hesaplarına yatan gübre ve mazot desteklerine bloke konulduğunu ifade eden Bayraktar, “Dicle Elektrik A.Ş. desteklere konulan blokeleri kaldırmıştır. Kendilerine teşekkür ediyor, diğer şirketlerin de örnek almasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
 
-“Üreticilerimizin borçları son yıllarda uygulanan zamlar nedeniyle ödenemez duruma geldi”
 
Üreticilerin sulama ve elektrik borçlarının, son yıllarda uygulanan zamlar nedeniyle ödenemez duruma geldiğine işaret eden Bayraktar şöyle devam etti:
“2017 Aralık ayında 35,6 kuruştan elektrik alan üreticilerimiz yapılan yüzde 126,2'lik artışla birlikte 2019 Aralık ayında 80,60 kuruştan elektrik kullanmak zorunda kalmıştır. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce her yıl yayınlanan ‘Su Kullanım Hizmet Bedeli Tarifelerine’ göre de 2015 yılından bu yana sulama ücretlerinde yüzde 43,3 ile yüzde 47,1 arasında değişen oranlarda artış olmuştur.
Üreticilerimizin birçoğu bu artışlar karşısında çaresiz kalmış, borçlarını ödeyememiştir. Koronavirüs salgını nedeniyle önünü görmekte, üretimini planlamakta güçlük yaşayan üreticilerimizin bu borçlarını ödemesine imkan bulunmamaktadır.

Üreticilerimizin sulama ve elektrik borçları 1 yıl süreyle faizsiz olarak ertelenmeli, desteklere konulan blokeler kaldırılmalıdır.”

Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Ziraat Odaları olarak üreticilerin sorunlarının çözümü için girişimlerde bulunduklarını ifade eden Bayraktar, “Dün Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’yi arayarak talebimizi ilettim. Pakdemirli, bu konuda bir çalışma yaptıklarını söyledi. Kendilerinden en kısa zamanda üreticilerimizi memnun edecek bir haber bekliyoruz” diye konuştu.
 
 
02.04.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli : Dünyayı Doyuran Ülke Dünyanın Lider Ülkesi Olacak

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli Covid-19 salgını tedbirleri dolayısıyla illerde gerçekleştirdiği tarım orman sektör toplantılarını ilk kez videokonferans yöntemiyle Antalya tarım orman sektör temsilcileri ile gerçekleştirdi.

Toplantıda yaptığı konuşmada geldiği ilk günden beri, ülkemizi karış karış gezerek, çiftçilerin problemlerini yerinde çözmek adına toplam 70 ilde ve 200’ün üzerinde toplantı ve program gerçekleştirdiğini söyleyen Bakan Pakdemirli “Ancak şuan koronavirüsten sonra alınan tedbirlerden dolayı, il ziyaretlerimizi erteledik, ama çalışmalarımıza ara vermedik” diye konuştu.
“Bu günlerde çiftçilerimizim, üreticilerimizin bizim desteğimize daha çok ihtiyacının olduğunu biliyoruz” diyen Bakan Pakdemirli Bu sebeple “söz sizde” buluşmalarımızın videokonferanslı ilk toplantısını ülkemizin sebze-meyve hali, cennet şehir Antalya ile yapmaya karar verdim” dedi.

Artık insanlığın farklı bir dünyaya doğru evirildiğine vurgu yapan Bakan Pakdemirli “Bu hastalık bittiği zaman, nasıl bir tablo ile karışılacağımızı net bir biçimde bilmiyoruz. Fakat bazı öngörülerimize bağlı olarak, planlarımızı yapıyor, tedbirlerimizi almaya devam ediyoruz” açıklamasını yaptı.

DÜNYAYI DOYURAN ÜLKE, DÜNYA’NIN LİDER ÜLKESİ OLACAK
Göreve geldiği günden beri ortaya koydukları öngörülerin bir bir kendilerini doğruladığını ifade eden Pakdemirli şöyle devam etti:
“Peki ne idi bu öngörüler?  İlk olarak, göreve geldiğimizde dedim ki; ‘Dünyayı doyuran ülke, Dünya’nın lider ülkesi olacak’ Şuan gündemde sağlık, gıda, eğitim var. Tüm dünyada teknoloji üreten fabrikalar kepenklerini kapattı. Tekstil sektörü yavaşladı. Ulaşım sektörü durdu. Mobilya sektöründe üretim durdu. Ancak bu süreçte, tek bir sektör kapasitesini arttırarak hızlı bir şekilde üretime devam ediyor: O da “GIDA” sektörü.  Bu da ön görümüzde ne kadar haklı olduğumuzun göstergesidir.  Çünkü en basit ifadesiyle; karnınız açsa, elinizdeki telefonun kaçıncı seri olduğu önemli olmuyor.

İkinci öngörümüz ise; yurt dışından tarımsal üretim için arazi kiralama meselesiydi. Biz Sudan’dan arazi kiralama konusunu gündeme aldığımızda;  gıda arz güvenliğimizi garanti almak amacıyla yola çıktığımızı defaten söylememize rağmen, bize olmadık söylemlerde bulundular. Şimdi bunu kabul etmeyenler, bizlerden gıda arz güvenliğini garanti altına almamızı istiyor.

Üçüncü olarak da bütçe görüşmelerinde, “2020 yılının, Tarım ve Orman Bakanlığının Dijitalleşme Yılı” olacağını kurguladığımızı, ve çalışmalarımızı bu doğrultuda gerçekleştirdiğimizi bildirmiştik. Şimdi görüyoruz ki şükürler olsun; bu konuda da isabetli kararlar almışız. Böylelikle; çiftçimiz, üreticimiz, İl ve İlçe tarım müdürlüklerinde yapacakları iş ve işlemleri, bir tıkla hemen halledilebiliyor. E-TARIM portalı ile mevcutta kullandığımız E-ÇİFTÇİ Portalını yeniden düzenleyerek, Çiftçi, İşletme, Vatandaş ve Firmalar için çok kapsamlı bir e-TARIM portalına dönüştürdük. Böylece portal üzerinden, çiftçiler destekleme ön başvurularını yapabilecek ve Sanal POS sistemi ile ödemelerini gerçekleştirerek, ÇKS ön başvurularını yapacabilecek ve mevcut ÇKS’lerini sistem üzerinden alabileceklerdir”

TARIM, SAVUNMA SANAYİSİ KADAR ÖNEMLİ, COVİD-19’LA TOP VE TÜFEKLE SAVAŞILMIYOR
2020 yıllında, gıda güvenliğimizin sağlanması açısından çiftçilerimizin daha çok sübvanse edilmesi gerektiğini bildiklerini vurgulayan Bakan Pakdemirli “Onun için destekleme ödemelerini, 2019 yılına göre %36 artırarak, 22 milyar liraya çıkardık ve bakanlığımız 2020 yılı bütçesinin %54,6’sını tarımsal desteklemelere ayırdık. Hep söylediğimiz gibi Tarım, savunma sanayisi kadar önemli, çünkü COVİD-19’ la top ve tüfekle savaşılmıyor. İlaç ile savaşılıyor, bağışıklık ile savaşılıyor, gıda ile savaşılıyor. İnsanımızın bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için, kaliteli ve sağlıklı gıdaya her durumda ulaşabiliyor olması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Son 17 yıldır alınan tedbir ve önlemlerle gıda ile ilgili hiçbir sıkıntı yaşanmadığının altını çizen Bakan Pakdemirli, vatandaşlarımızın gıda arz güvenliği konusunda endişeleri olmaması gerektiğini ifade etti.

KREDİLERİ YÜZDE 25 İLA YÜZDE 100 ORANLARINDA SÜBVANSE EDECEĞİZ
Bu zorlu süreçte çiftçilere destek olmak adına ve tarımsal üretimimizde sorun olmaması için, İl Tarım ve Orman Müdürlerine çiftçimiz için tüm imkânlarını seferber etmeleri talimatını verdiğini belirten Pakdemirli “Çiftimizin üretim için finansman kaynağı sağlaması amacıyla 3,5 miyar liralık destekleme ödemesini hesaplarına yatırdık. Çiftçilerimizin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden kullanacakları kredileri yüzde 25 ila yüzde 100 oranlarında sübvanse edeceğiz” dedi.

BU SÜREÇTE ÜLKEMİZİN SAVUNMA SANAYİSİ BİZLERİZ
Diğer yandan Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığı ile verilen kredilerde COVID-19 virüsüne karşı çiftçimizin yanında olduklarını ve 4 karar aldıklarını söyleyen Bakan Pakdemirli şu şekilde konuştu:
“-30 Nisan 2020 tarihine kadar, yurt genelinde yürütülmekte olan icra ve iflas takipleri durdurulmuş olup, bu çerçevede yeni takip işlemleri yapılmayacak,  ihtiyati haciz kararları icra edilmeyecektir.
-Kredi ödemlerindeki gecikmelere esneklik tanınarak,  gecikmeye giren krediler, takip ve hesaplarına aktarılmadan önce 90 gün yerine 180 gün beklenecek.
-Çiftçilerimizin kredi borçları sebebiyle risk merkezindeki siciline “Mücbir Sebep” notu düşülmesi sağlanacak.

-Vadesi Nisan ve Mayıs aylarında dolacak olan kredilerin anapara ve faiz tutarları 2 ay süreyle faizsiz olarak ertelenecek.
Siz yeter ki üretmeye devam edin, biz her daim arkanızdayız. Unutmayalım bu süreçte ülkemizin savunma sanayisi bizleriz. COVID-19’a karşı kullanacağımız topla tüfek; ürettiğiniz et, süt, balık, buğday, mısır, sebze ve meyvelerdir.

ANTALYA BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR CEPHE, ÇOK ÖNEMLİ BİR CEPHANEDİR
Antalyalı çiftçilerin, ürettiği tarımsal ürünlerin hem ülkemizin gıda ihtiyacını karşıladığını hem de yaptığı ihracat ile dünyanın gıda ihtiyacını karşıladığını ifade eden Pakdemirli “Biz, son 17 yıldır yaptığımız yatırım ve desteklerle her daim Antalyalı çiftçilerimizin yanında idik, bundan sonrada olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Antalya’ya son 17 yılda, 8 milyar 800 Milyon lira tarımsal destek verdiklerini söyleyen Bakan Pakdemirli “Kırsal Kalkınma desteklerimiz ile ulusal kaynaklarımızdan Antalya’mıza,  209 proje için 103 Milyon Lira hibe desteği ödedik.  Bu hibeler ile yapılan yatırımlar neticesinde, 2.640 kişiye istihdam sağlandı.  Genç Çiftçilerimizin toplam 689 projesini, yaklaşık 21 Milyon Lira ile destekledik. Hayvancılığın olmazsa olmazı meralarımıza, Antalya’da özel hassasiyet gösterdik ve 85 bin dekar alanda mera ıslah çalışmasını tamamladık” ifadelerini kullandı.
Konuşmasının devamında Antalya’ya yapılan destek ve yatırımlar hakkında ayrıntılı bilgi veren Bakan Pakdemirli” İnşallah bugünler gelip geçicidir. Antalya bu salgında bizim için çok önemli bir cephe, çok önemli bir cephanedir” diyerek sözlerini tamamladı.​
 
 
 
01.04.2020
Devamı

Hazineye Ait Tarım Arazileri Kiraları Ertelendi

Çevre ve Şehircilik Bakanı  Murat Kurum, tarımsal amaçlı kiralanan hazine arazilerinden alınacak kira bedellerinin 6 ay süreyle ertelendiğini açıkladı.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, dünya genelinde etkili olan yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgınının tarım sektöründeki olumsuz etkilerinin azaltılmasına yönelik yeni tedbirler aldıklarını belirtti.

Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Ecrimisil Bedelinin Yarısı Üzerinde Kiralama Projesi kapsamındaki çiftçilerin ödemelerini kolaylaştırmak için kira ödemelerinin ertelenmesi kararı aldıklarını bildiren Kurum, şunları kaydetti:

"Koronavirüs salgını nedeniyle Hazineye ait tarım arazisini kiralayan çiftçilerin nisan, mayıs ve haziran ayı kira ödemelerinin 6 ay süreyle ertelenmesine karar verildi. Uygulama koyduğumuz erteleme kararından yaklaşık 600 milyon metrekare alan için kiralama sözleşmesi düzenlenen 51 bin çiftçi yararlanacak."
Bakan Kurum, Hazineye ait tarım arazilerine ilişkin ecrimisil işlemlerinin de hasat dönemi dikkate alınarak yürütüleceğini ifade etti.   
 
 
01.04.2020
Devamı

Deli Dana

Bu sayımızda AB’de görülen ama biz de kesinlikle olmadığı iddia edilen “Deli Dana” hastalığına değineceğim.
 Deli Dana hastalığı, insana hastalıklı hayvanın eti yenirse bulaşıyor. Hastanın kanını doğrudan alsanız bile bulaşma ihtimali düşük. Hasta hayvanın etini yiyen kişide hastalık pusuya yatıyor. Yaşlılık ya da aniden gelişen herhangi bir hastalık gibi durumlarda yani vücut direnci düştüğünde, ortaya çıkıyor. Hastanın beyni hızla süngerimsi bir yapıya dönüşüyor. Süngerleşme ilerledikçe, sırasıyla hastada yürüme, el kol hareketleri, konuşma ve en son yutkunma bitiyor. Bu arada hayaller görmeye başlıyor, kendini bile tanıyamaz hale geliyor ve derin bir uykuya dalıyor. Yani önce felç oluyor ve sonra komaya giriyor. Sonunda enfeksiyon, zatürre ya da çoklu organ yetmezliği gibi nedenlerden hasta kısa sürede ölüyor.

Deli Dana ile ilgili AB ülkelerine baktığınızda; hastalıklı hayvan sayısı, mücadelesine yönelik yapılan faaliyet sayısı, hastalanan insan sayısı, tedavi çalışmalar gibi çeşitli istatistik verilere ve bilgilere şeffaf bir şekilde ulaşabiliyorsunuz. AB mevzuatında, nasıl sürekli saha taraması yapılması ve müdahale edilmesi gerektiğini belirten özel hükümler bulunduğunu görüyorsunuz. Hastalık 2001 yılından bu yana yıllık resmi raporlarla yakından takip ediliyor ve yayınlanıyor. Yıllar içinde sayılar giderek azalsa da sonuç sıfır olmadıkça hastalık önemini korumaya devam ediyor. Çünkü hasta hayvan 1 tane bile olsa ondan elde edilecek eti yüzlerce kişinin tüketme riski var. Örneğin; sadece tek bir hastalıklı hayvandan elde edilen etin, ucuz kıyma satan bir reyondan yüzlerce kişiye bir defada bulaştırabilmesi mümkün. Bu nedenle AB konuyu sıkı takip ediyor.

Deli Danalı hayvanların ülkemize girmesi kanunen yasaklandığı için bu hastalığın ülkemizde hiç görülmediği iddia edilmektedir. Yani, ülkemize girmesi yasak hayvansal kaynaklı hastalıkların, ülkemizde görülmesi resmi olarak “imkansız” kabul edilmektedir. İstatistiklere göre ülkemizde hiç vaka bulunmamaktadır. Bu durumda Deli Dana hastalığından ölen hiç kimsenin olmaması gerekmektedir. Böyle biri varsa kesinlikle yurt dışına gidip, hastalıklı hayvan etini orada yediğine ya da yurt dışında hastalanmış birinin kanını aldığına inanılmaktadır.
Hâlbuki, babam kısa bir süre önce bu hastalıktan vefat etti. Hem de hiç yurt dışına çıkmadığı ve kan transfer yapmadığı halde bu hastalığa yakalandı. Demek ki; hastalığı resmen imkansız ilan etmek yeterli değilmiş. Bu durumda aklınıza, yukarıdaki belirtilerle kısa sürede ölen biri varsa, “acaba deli danadan mı öldü ya da bu hastalıktan ölen başkaları var mı” soruları gelebilir.

Bu durumda yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Çünkü tahlili bile ülkemizde yapılamayan bu hastalığın teşhisini koymak bile çok zaman alıyor. Hastalığı kısa sürede ilerleyen hastanızın, ilk anda hangi bölüme götürüleceği bile bilenemiyor. İlgili olabilecek bölümleri dolaşmak, tetkik yaptırmak hatta görüntülü tetkikler için randevu almak için geçen süre, hastalığın seyrinden fazla sürüyor. Diyelim ki; kısa sürede 15 bin dolar harcayabilecek kadar varlıklı bir kişisiniz. Özel bir sağlık kurumunda birçok bölümün doktoru sizi gördü ve verdikleri tetkikleri kısa sürede cebinizden yaptırdınız. Buna rağmen ilk anda, hızla ilerleyen bir kanser ile karşılaşıldığı sanılıyor. Normalde aylar sonrasına verilen kanser taramasını ancak özel bir yerde yaptırabilirseniz hızla kanser olmadığınız cevabını alıyorsunuz. İşte ancak bu durumda ileri derece uzman bir doktor, devletin yasakladığı bir hastalığa yakalanmış olabileceğinizi düşünüyor. Bir mühendis maaşından fazla para verip Fransa’ya numune göndermenizi istiyor. Cevap gelince “ülkemizde kesinlikle imkansız” olan hastalığa yakalandığınızı anlıyorsunuz. Bütün ümitleriniz bitiyor. Sonrasında hastayı huzur içinde acısız bir şekilde uğurlayabilmek için kalan kısa sürede elinizden geleni yapıyorsunuz.  

Tarım Bakanlığında çalışan bir mühendis olarak, Ankara’nın merkezinde oturan, devletin en yüksek makamlarının işaret ettiği yerlerden et alan, emekli devlet memuru babam, “nasıl Deli Dana oldu” sorusunun cevabını arıyorum. Muhtemelen “dış mihraklar tarafından havadan paraşütle atılmış” eti yoldan geçerken buldu. Bütün eti tek başına yedi. Başka hiç kimse yemedi. Üstelik bilmeden dahi olsa, devlet tarafından yasaklanmış bir hastalığın bulaşık olduğu eti yediği için bir de devlete karşı suç işledi.

İşin kinayesi bir tarafa, sağlık alanında lüks inşaat kalitesinde Dünyanın en büyük hastanelerine sahip ülkemizde, bu hastalığın hiç görülmediğinin sanılmasının ardındaki gerçekler araştırılmalıdır. Yeterli maddi varlığa sahip olmadığı için aylar sonrasına verilen tetkiklerin günü gelinceye kadar bu hastalığa yakalanan belki de binlerce kişiye teşhis koymak mümkün olmuyorsa ne yapacağız. Hastanın niçin öldüğü anlaşılamıyor ve bu nedenle kayıtlara da geçmiyorsa “Ülkemizde Deli Dana yoktur” demeye devam mı edeceğiz.

Bu arada kendimi “taammüden öldürülen ve katili serbestçe dolaşan birinin oğlu” olarak hissettiğimi söylediğimde, “Allah verdi, Allah aldı” sözüyle karşılaşıyorum. Beni derinden etkileyen bu söz, inançlı kişiler tarafından çok iyi irdelenmelidir. Çünkü bu sözün arkasına sığınıp cinayete kurban gideni de en nihayetinde Allah aldı diyerek tedbir almamak, katili aklayıp suçu Allah’a atmak olacaktır. Sanırım kimse böyle bir vebalin altında kalmak istemez. Umarım hiç birimiz buna izin vermeyiz.

DR. Erhan Ekmen
Ziraat Yüksek Mühendisi
 

 
 
 
31.03.2020
Devamı

Tarım ve Orman Bakanlığının Koronavirüs Bilim Kurulana Tepkiler Büyüyor

Tarım ve Orman Bakanlığınca oluşturulan Bilim Kurulu’nda Ziraat Mühendisi bulunmamasına tepki yağdı. CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, “Bilim Kurulu Ziraat Mühendisi olmadan neyi tartışacak?” derken, Adana Milletvekili Ayhan Barut da, “Bakanlık Ziraat Mühendislerini yok sayıyor” dedi. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı da, “Mesleğimiz dışlanarak ülkemizde tarım ve gıda sorunları çözülemez” açıklaması yaptı.

CHP Manisa Milletvekili ve Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Bekir Başevirgen, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın, koronavirüs salgınıyla ilgili olarak oluşturduğu 9 kişilik COVID-19 Komisyonunda bir tane bile ziraat mühendisinin bulunmaması ile ilgili bir açıklama yaptı.

Oluşturulan bilim kurulunda bürokrat olarak Gıda ve Kontrol Genel Müdür Vekili ve Genel Müdür Yardımcısı ile 3 adet Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi, 3 adet Gıda Mühendisliği Öğretim Üyesi, 1 adet Tıp Fakültesi Öğretim Üyesinin bulunduğunu belirten Başevirgen, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bilim kuruluna bir tane bile ziraat mühendisi almayan Bakan, “Ziraat Mühendisi” diye bir meslek dalı olduğunu unuttu mu? Kurula ziraat mühendisi alınmaması, bu işe ne kadar ciddiyetsiz baktıklarının göstergesidir. Aralarında ziraat mühendisi olmayan kurul bir araya gelerek tarımsal ürün, tarımsal üretim ve sağlıklı gıda konusunda neyi tartışacak?
Tarım Bakanlığı uyguladığı yanlış tarım politikalarına bir yenisini daha ekledi, Sayın Bakan bizi yine şaşırtmadı. Bilim Kurulu niteliğinde oluşturulan komisyonda, Ziraat Mühendisi ve/veya Ziraat Mühendisi Öğretim Üyesinin olmaması, sorunların çözümü için ziraat mühendislerinin görüşlerine önem verilmemesi, en basit ifade ile tarım sektörüne ve anılan meslek dalına ihanettir. Tarım açısından alınması gereken tedbirlerin görüşüleceği Bilim Kurulunda ziraat mühendisinin bulunmaması, tarıma verdikleri önemin net bir göstergesi olmuştur.”

“Tüm bileşenleri sürece dahil edin!”
CHP’li Başevirgen, içinden geçilen sürecin ayrıştırarak değil, birleştirici ve kapsayıcı bir iş birliği ile sürdürülmesi gerektiğini belirterek, “Tarımsal üretimin ve gıdanın stratejik önem arz ettiği bir süreçte oluşturulan kurula üretimle ilgili genel müdürlerin ve ziraat mühendislerinin dahil edilmemiş olması, COVID-19 ile mücadelede ziraat mühendislerinin devre dışı bırakılması büyük bir hatadır. Özellikle bu kritik süreçte Bakanlığın, tarım ve gıda sektörünün tüm bileşenlerini sürece dahil ederek bilimsel önlemlerle krizi yönetmeleri gerekmektedir.”
 
“Bakanlık Ziraat Mühendislerini yok sayıyor”
Koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı’nca 9 kişiden oluşturulan komisyonda bir tane ziraat mühendisinin yer almadığına dikkat çeken CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut da, “Salgın nedeniyle tarım, hayvancılık ve gıda alanında kararlar alması beklenen komisyon üyeleri arasında gıda mühendisi, veteriner, tıp doktoru var ama tek bir ziraat mühendisi bile yok. Elbette bu meslek grupları komisyonlarda olmalı. Ancak aralarında ziraat mühendislerinin de yer alması gerekmez mi? Ziraat mühendisi olmadan tarımla ilgili nasıl karar alıp, tavsiyeler verilecek? Bakanlıktan açıklama bekliyor, ziraat mühendislerini yok sayan anlayışı kınıyoruz” diye konuştu.

“Uyduruk değil, bilimsel olsun!”
Küresel ve ulusal çapta Koronavirüs salgınının sağlık ve ekonomiyi tehdit ettiğini ifade eden Barut, şunları vurguladı:
“Bu tehdidi ortadan kaldırmanın yolu; etkin önlem almak, tarım ve hayvancılığın ilgili ve yetkin tüm paydaşlarını bir araya getirip çareler bulmaktır. ‘Uyduruk’, ‘Dostlar alışverişte görsün’, ‘Yaptık, olduk’ veya ‘İşte kurduk’ diye değil, gerçek anlamda tarımın ve hayvancılığın tüm bileşenlerini, uzmanları, akademisyenleri ve konunun tüm muhataplarını barındıran ‘Tarımda Bilim Kurulu’ oluşturulmalı.
Tarım ve hayvancılık olmadan güvenli bir gelecekten, daha da doğrusu yarınlara ulaşmaktan söz bile edilemez. Gelin aklı başında herkesin dile getirdiği bu çağrımıza kulak verin. Yarın çok geç olmadan tarım ve hayvancılığımız için yani çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği için kararlı bir adım atalım, sorunları kökünden çözecek politikalar geliştirelim.”
 
Ziraat Mühendisleri Odası: “Mesleğimiz dışlanarak tarım ve gıda sorunları çözülemez”
Yazılı bir açıklama yapan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez de, Tarım ve Orman Bakanlığı COVID-19 Komisyonu içerinde Ziraat Mühendisliği mesleği ve meslektaşlarının dışlanması şiddetle kınadı, “Ziraat Mühendisliği Mesleği dışlanarak ülkemizde tarım ve gıda sorunları çözülemez” dedi.
Koronavirüs salgınının sektöre yıkıcı etkilerini en aza indirmek amacıyla “Tarımsal Üretim Seferberliği” ilan edilmesini talep ettiklerini hatırlatan Suiçmez, seferberliğin sağlıklı işletilebilmesi, çözüm önerilerinin geliştirilmesi ve uygulanabilmesi için Tarım ve Orman Bakanlığı’nın öncülüğünde Kamu, Üniversite, Meslek Odaları, Meslek Kuruluşları, ilgili Özel Sektör ve STK’ların temsil edildiği “Koronavirüs Tarım Bilim Kurulu” kurulmasını önerdiklerini vurguladı. Medyada, Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde “COVID-19 Komisyonu” kurulduğu haberlerinin yer aldığına dikkat çeken ZMO Başkanı Suiçmez, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Salgın nedeniyle tarım sektörü açısından alınması gereken önlemlerin görüşüleceği ve bir çeşit Bilim Kurulu niteliğinde kurulan Komisyonda, 1 adet bile Ziraat Mühendisi, Ziraat Mühendisi Öğretim Üyesinin olmaması, sorunların çözümü için görüşlerimize önem verilmemesi, mesleğimizin ve meslektaşlarımızın dışlanması, en basit ifade ile vahimdir.

“Ziraat Mühendisliği mesleğinin dışlanmasını şiddetle kınıyoruz”
Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki “meslek şovenizmi”ne dayalı, dar meslekçi eğilimleri güçlendiren bu anlayışı, mesleğimiz, meslektaşlarımız ve tarım sektörümüz adına kabul edilemez buluyoruz. Ülkeyi yönetenlerin tarım sektörüne yaklaşımlarını açıkça gösteren bu tercihten, bu yanlıştan bir an önce geri dönülmesini talep ediyoruz.
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası olarak; “Tarım ve Orman Bakanlığı COVID-19 Komisyonu” içerinde Ziraat Mühendisliği mesleğimizin ve meslektaşlarımızın dışlanmasını şiddetle kınıyoruz.”
 
 
31.03.2020
Devamı

500 Milyon Fidan Üretimi ile 97 Milyon Dolarlık Döviz Geliri Elde Edildi

Tarım ve Orman Bakanlığı 2019 yılında özel sektörle birlikte 854 farklı türde, 500 milyon adet orman ağacı, dış mekan süs bitkisi ve meyve fidanı üreterek, 50 milyon adedini yurtdışına ihraç etti.
Türkiye’nin bir çok bitki ve meyve türünün anavatanı olduğunun altını çizen Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli “Ülkemiz meyvecilik ve fidan yetiştiriciliği konusunda iklim ve ekolojik koşullar bakımından önemli avantajlara sahip bulunuyor. Bu kapsamda 2019 yılında ülkemizde ceviz, badem başta olmak üzere 100 milyon adet meyve fidanı üretimi yapıldı” diye konuştu.
 
97 MİLYON DOLARLIK DÖVİZ GELİRİ
Üretilen meyve ve orman ağacı fidanlarından ülkemiz vatandaşlarınca bahçe tesisi ve çevre düzenlemesinde kullanılmak üzere 11 milyon adedi bedelsiz verilerek 31 Milyon TL’lik katkı sağlandığını vurgulayan Bakan Pakdemirli “Üretimi yapılan fidanların 50 milyonunu yurtdışına ihraç ettik. Yapılan ihracattan 97 milyon dolar döviz geliri elde edildi”  açıklamasını yaptı.
 2002 yılına göre yaklaşık 5 kat artırılan ihracatın 2019 yılında  ağırlıklı olarak Türki Cumhuriyetleri olmakla üzere 55 ülkeye yapıldığını belirten Bakan Pakdemirli “İhracata en fazla konu olan türler ise; servi türleri, ıhlamur, ardıç, süs eriği, süs elması, ceviz, elma, zeytin, badem ve kirazdır” dedi.
 
TÜRKİYE FİDANCILIK SEKTÖRÜNDE NET İHRACATÇI
 Ülkemiz fidancılık sektöründe net ihracatçı konumunda olduğunu, gelinen bu noktada kazanılan ihracat ivmesinin artarak sürdürülmesi için gerekli çalışmaları yaptıklarını söyleyen Bakan Pakdemirli “Gerek AB normları gerekse ihracat yaptığımız ülkelerin talepleri doğrultusunda ismine doğru, güvenilir, hastalık ve zararlılardan ari fidan üretimi ile ilgili mevzuat çalışmalarımız devam etmektedir. Bu kapsamda ihraç edilen fidanların 2019 yılından itibaren,  ülkemizde hastalık ve zararlılar yönünden kontrolleri yapılıp sertifikalandırılmış olma zorunluluğu getirilmiştir. Böylelikle kalitesiz fidanların yurtdışına satışı yasaklanarak mevcut pazar payının kaybedilme riski önlenmiştir” diyerek sözlerini tamamladı.​
 
 
31.03.2020
Devamı

Tarım Kredi Kredi Ödemeleri Faizsiz Erteleniyor

Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri, çiftçilerin vadesi Nisan ve Mayıs aylarında dolacak olan kredilerin anapara ve faiz tutarlarının 2 ay süreyle faizsiz olarak erteleneceğini açıkladı.
Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri, corona virüsü salgınıyla mücadele kapsamında tarımsal üretimin kesintiye uğramaması amacıyla, çiftçilerin vadesi Nisan ve Mayıs aylarında dolacak olan kredilerin anapara ve faiz tutarlarının 2 ay süreyle faizsiz olarak erteleneceğini açıkladı.

30 Nisan tarihine kadar yurt genelinde yürütülmekte olan tüm icra ve iflas takiplerinin durdurulduğunu, bu çerçevede yeni takip işlemlerinin yapılmayacağını, ihtiyati haciz kararlarının icra edilmeyeceğini belirten Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Fahrettin Poyraz, şu bilgileri paylaştı:

“Kredi ödemelerindeki gecikmelere esneklik tanınarak, gecikmeye giren krediler, takip hesaplarına aktarılmadan önce 90 gün yerine 180 gün beklenecek. Çiftçilerimizin kredi borçları sebebiyle Risk Merkezi’ndeki siciline mücbir sebep notu düşülmesi sağlanacak.”

“Kredi faaliyetleri çerçevesinde ortaklarımıza tarımsal girdi ihtiyaçları için ayni kredi, nakdi kredi ve yatırım kredisi veriyor; uygun koşullarda finansmana erişimlerini sağlamak amacıyla piyasadaki değişimler de yakından takip ediyoruz” diyen Poyraz, “Çiftçilerimiz üretmeye mutlaka devam etmeli. Bu zor dönemi üreterek, birlikte aşacağız” ifadelerini kullandı.
 
 
 
30.03.2020
Devamı

Biz Senin İçin Tarladayız Sen Evde Kal Türkiye

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, vatandaşları evde kalmaya davet ederken, çiftçilerin ise gıda ihtiyacını karşılamak için büyük bir özveriyle üretmeye devam ettiğini bildirdi.
Tüm kesimlere “evde kal” çağrısı yapılırken çiftçilerin çalışmak zorunda olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Salgınla mücadele ettiğimiz bu süreçte gıdaya erişimde sıkıntı yaşamıyorsak, çiftçilerimizin gösterdiği fedakârlık sayesindedir. Biz senin için tarladayız sen evde kal Türkiye’m” diye konuştu.
 
-“Üreticilerimize daha fazla destek vermek, tarımsal üretimimizi artırmak zorundayız”
 
Beslenmenin hayati bir gereklilik olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Çiftçilerimiz de herkes gibi endişeli ancak ülkemizin gıda ihtiyacını karşılamak için evlerinden çıkmak, tarlaya gitmek durumundalar. Üretimin aksamaması için, çiftçilerimizin sağlığı güvence altına alınmalı, acil çözüm bekleyen sorunları çözüme kavuşturulmalıdır” dedi.
COVİD-19 salgını ile mücadele edilen süreçte yeterli ve kaliteli gıdaya ulaşmanın öneminin bir kez daha ortaya çıktığını belirten Bayraktar şunları söyledi:

“İklim değişikliğiyle, doğal afetlerle mücadele eden dünyamız bugün ise uluslararası ölçekte etkili olan koronavirüs salgını ile savaş veriyor. Yaşanan bu gelişmeler tarımsal üretimi doğrudan etkiliyor. Diğer ülkelerden gelen, marketlerin yağmalandığı, insanların gıda stoğu yapmak için yarıştığı görüntüler tarımsal üretimin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Henüz kontrol altına alınamayan bu salgının etkisini devam ettirmesi durumunda küresel çapta bir gıda kıtlığı ile karşı karşıya kalabiliriz. Gıda güvencemizi korumak istiyorsak, üreticilerimize daha fazla destek vermek, tarımsal üretimimizi artırmak zorundayız.”


 
“Risk alarak evinden çıkan ve üretmeye devam eden çiftçilerimize borçluyuz”
Koronavirüsle mücadele edebilmek için güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak gerektiğini vurgulayan Bayraktar, “Bağışıklığımızın güçlü olması için yeterli ve dengeli beslenmemiz gerekiyor. Çiftçilerimiz üretemezse gıdaya erişemeyiz, bedenimizi virüslere karşı savaşta güçsüz bırakırız” diye konuştu.
Bayraktar, evlerimizden çıkmamamız gereken şu günlerde market, pazar ve manavlarda her türlü gıdanın bulunduğuna işaret ederek, “Hepimiz risk alarak evinden çıkan ve üretmeye devam eden çiftçilerimize borçluyuz” dedi.


 
 
30.03.2020
Devamı

Van'da Hayvanları Telef Olan Depremzedelere 2 Milyon 150 Bin lira Ödendi

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, merkez üssü İran'ın Hoy kenti olan 5,9 büyüklüğündeki depremden etkilenen Van’da, hayvanları telef olan vatandaşlara 2 milyon 150 bin lira ödendiğini söyledi.

23 Şubat'taki depremde ahırların yıkılması sonucu hayvanları telef olan 103 çiftçiye 2 milyon 150 bin lira destek ödemesi yapıldığını vurgulayan Bakan Pakdemirli “Depremin ilk anından itibaren çiftçilerimizin yanında yer aldık. Depremden zarar gören yetiştiricilerimize, koyun başına 1.500, kuzu başına 450, keçi başına 750, oğlak başına 300, inek başına 9 bin, tosun başına 7 bin 500, buzağı başına 4 bin 500 lira ödendi” dedi.

YEM YARDIMI YAPILDI
Devletin imkanlarının Van'daki depremzedeler için seferber edildiğinin altını çizen Bakan Pakdemirli, telef olan hayvanlar için belirlenen bedelin dışında küçükbaş hayvan için 75, büyükbaş hayvan için de 500 lira yem yardımının yapıldığını da söyledi.

ÜCRETLERİ ZİRAAT BANKASI HESAPLARINA AKTARILDI
Hasar tespit komisyonun yem ve hayvan başına belirlediği ücretlerin, Ziraat Bankası aracılığıyla hesaplara aktarıldığını belirten Bakan Pakdemirli, deprem olur olmaz tüm ekiplerin sahaya çıktığını ve depremde hasar gören ağıl ve ahırların tespit edildiğini ifade ederek “Yıkılan ağıl ve ahırlarda telef olan hayvanların sayısını belirledik ve enkazdan çıkardık. Bu hayvanların hastalıklara neden olmasını engellemek amacıyla çalışma başlattık. Depremin etkilediği mahallelerde yıkılan 605 ahırda telef olan 1.858 küçükbaş, 36 büyükbaş, 4 tek tırnaklı ve 21 kanatlı hayvanı, belirlenen alanlarda kireçleyerek gömdük. Ardından hayvanı olan vatandaşlara çadırlar dağıttık. Deprem bölgesinde yaklaşık bin 76 hayvan çadırı kurarak, özellikle yavrulama dönemindeki hayvanların soğuktan etkilenmelerini engelledik” açıklamasında bulundu.​
 
 
30.03.2020
Devamı

  Corona Fırsatçıları Karaborsa ve Stokçulara Şeker Kalkanı

                                             
Şeker İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök COVİD19 ile mücadele kapsamında Türk’ün gizli silahı benzetmesi ile öne çıkan kolonya ve dezenfektanların ana bileşeni  etil alkol üretimime yönelik şeker pancarının bir kez daha önemine değindi. Genel Başkan Gök yazılı yaptığı açıklamada şunları kaydetti.
“Ülkece yaşadığımız bu zorlu günlerde, yeni tip koronovirüs (Kovid-19) ile mücadele kapsamında yabancı basında “Türkün gizli silahı”  benzetmesiyle öne çıkan kolonya ve dezenfektanların ana bileşeni olan etanol (etil alkol) üretimi gereksinimine talebin son derece artması, benzin türlerine etanol harmanlanması zorunluluğunun askıya alınmasına neden olmuş, bu zorlu süreçte ülkemiz şeker fabrikalarından milli çözüm reçetesi çok geçmeden devreye girmiştir.

Ülkemiz kamu şeker fabrikaları TÜRKŞEKER ve kooperatif fabrikalarından Konya Şeker ile Amasya Şeker üretim kapasitelerini harekete geçirerek derinden hissedilen arz açığına milli bir girişimle müdahil olmuş, şeker pancarından şeker üretiminin önemi ve şeker sanayinin stratejik bir üretim alanı olduğu bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Geçtiğimiz günlerde Sanayi Bakanlığı’mızın da deklare ettiği gibi, etil alkol üreticisi TEZKİM ve TARKİMle birlikle  TÜRKŞEKER ve  KONYAŞEKER, piyasada oluşan yüksek fiyatlardan indirime gitmiş, milli bir irade göstermiş, karaborsanın panzehiri vazifesi görmüşlerdir. Bu konjonktürde karaborsaya ve stokçuların piyasa fiyatlarını artırarak halkımıza fahiş fiyatlarla sundukları ürünlere geçit vermemişler, sahte üreticilerin zehirli maddelerinin halkımızla buluşmasının önüne geçmişlerdir. Nitekim uluslar arası pazardan etanolün temin edilmesinin mümkün olmadığı bu günlerde etanol üretiminin ham maddesi olan melas açığının yaşanmaması, ülkemizin milli bir pancar şekeri sanayine sahip olması avantajından ileri gelmiştir.

Ülkemizin sahip olduğu büyük bir fırsat olarak nitelendirilebilecek şeker pancarından, yakıt etanolü için yeterli hammadde potansiyeli ve kurulu kapasitesi mevcuttur. Nitekim ülkemiz bu alanda ürün, yan ürün ve atıkların değerlendirilmesi suretiyle rekabet gücü yüksek entegre (küme) tesislere dönüşebilir bir altyapıya sahiptir. Şeker fabrikalarının salt şeker üretimi yapan tesisler olmadığı, aynı zamanda sosyal işlevleriyle kırsal kalkınmadan, hayvancılıkta kaba yem ihtiyacının giderilmesine, et, süt, kozmetik, maya, taşımacılık ve diğer istihdam olanaklarına kadar geniş bir yelpazede hareket kabiliyeti olan kuruluşlar olduğu tüm dünyanın kabulü olarak stratejik sektörler içerisinde yerini almasına sebep olmuştur.  Dahası pancar şekeri sanayinin, endüstriyel ihtiyaçlara uygun ve katma değeri yüksek şeker çeşitleri olan küp şeker, sıvı şeker, invert şeker, ilaç sanayi tarafından ithal edilen şekerlerden,  her türlü şekerli mamul üretimine, kojen ve trijen sistemleri ile elektrik üretiminden yakıt etanolü üretimi atığı CO2’in sıvılaştırılarak gıda sanayi ihtiyaçlarına uygun olarak üretilmesine değin ülkemize birçok alanda hizmet etme olanağıyla büyük bir üretim sistemine ev sahipliği yapması, sanayimizin bilinmeyen katma değer sahalarını ortaya koymak bakımından son derece önemli görülmelidir.


 
Bu bakış açısıyla Türkiye’de pancar şekeri sanayi güçlendirilmeli, hammaddeyi garanti altına alan “çalışan-üretici ve kamunun da içinde bulunduğu bir yeniden yapılanma modeli” ile birbirini denetleyen bir organizasyon yapısı zaman kaybedilmeden hayata geçirilmeli, imalatçı ve ihracatçılarımızın yerli C şekeri (ihraç şekeri) talepleri karşılanmalı, endüstrimiz dünya ülkeleriyle rekabet edebilmeli, milli menfaatlerimize hizmet etme imkan ve kabiliyetinden mahrum bırakılmamalı, sanayinin çözüm bekleyen sorunları milli önceliklerimiz dahilinde nihayete erdirilmelidir.
 
Nitekim bu zorlu süreçte oldukça önemli bir tespit daha vardır ki, o da son süreçte özelleşen şeker fabrikalarının pancar üretim kültürlerinin bulunmayışı ve birincil amaçlarının kar elde edimi olması nedeniyle takriben 100 bin ton kota altı gerçekleştirdikleri üretim ile şeker açığına meydan veriyor olmalarıdır. Bu durum, hammaddeyi garanti altına almayan bir modelin hayata geçirilmesinin sonuçlarını görmemiz bakımından oldukça önemli olup, gereken kota aktarımının TÜRKŞEKER’e yapılması ve üretimin garanti altına alınmasının sağlanması noktasına işaret etmektedir.
 
Bizler hep birlikte nice sorunların ve felaketlerin üstesinden gelmiş bir millet olarak, üretimden halk sağlığına ve gıda erişimine değin yeter ve gerek her türlü alan ve sektörde milli menfaatlerimizi muhafaza edebilmeyi başarabilecek güçteyiz. Bu vesileyle Kovid-19 salgın riskine karşı başta sağlık emekçilerimiz olmak üzere tüm kurumlarımızın olağanüstü çabaları ve milletimizin katkılarıyla ulusal bir mücadele yürüttüğümüz bu dönemde tüm yetkililerimize minnetlerimizi sunar, Şeker-İş olarak bu zorlu sürece verebileceğimiz tüm katkıları sunmaya devam edeceğimizi bildiririz.” Dedi.
                                                                                                     
 
 
28.03.2020
Devamı

Pendik Veteriner Kontrol Enstitüsü Covid 19 Virüsüne Karşı Aşı Üretimine Dahil edildi

Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışmalarını yürüten Pendik Veteriner Kontrol Enstitüsü, TÜBİTAK tarafından organize edilen, COVİD19 virüsüne karşı yapılan aşı üretim çalışmasına dâhil edildi.

Çin de çıkarak dünyaya yayılan ve Dünya sağlık örgütünce “pandemi “olarak ilan edilen Covit19 virüsüne karşı çalışmalar sürüyor.  Hastalık yapan etkenlerin izolasyonu ve aşı üretimi alt yapısı güçlendirilen Pendik Veteriner Kontrol Enstitüsü de bu çalışmalara dâhil edildi.

Bu bağlamda daha önce aşı üretimleri konusunda sıklıkla çalışılan Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Erganiş ile irtibata geçildi. Ayrıca, iki veteriner fakültesi ile iki tıp fakültesi ve bir özel sektör firmasının dahil edilmesiyle hazırlanan proje önerisi TÜBİTAK’a sunuldu ve 1.650.000 TL bütçe ile yürütülmesi kabul edildi.

Yerli aşı üretim konusunda Pendik Veteriner Kontrol Enstitüsü’nün de çalışmalara dâhil edilmesinin, daha önce yürütülen başarılı çalışmaların neticesi olduğunu belirten Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, “Korona Virüsü için çok ciddi tedbirler aldık, almaya da devam ediyoruz. Öyle ki; pek çok ülke virüsle mücadele konusunda bizden işbirliği talebinde bulundu. Sağlık çalışanlarımız büyük bir özveriyle virüse karşı gayret gösteriyorlar. Bilim insanlarımız, uzmanlarımız da bu virüsü yenmek üzere bilgilerini, yeteneklerini kullanıyor. Bu kapsamda, Pendik Veteriner Kontrol Enstitümüzün de bu çalışmalar içerisinde olması Bakanlığımız adına bizleri gururlandırıyor. Sağlık Bakanlığına destek olmak amacıyla alt yapısı müsait olan tüm enstitülerimiz milletimizin hizmetindedir. Biz de Bakanlık olarak araştırmacılarımızın sonuna kadar yanındayız” dedi.
 
 
28.03.2020
Devamı

HAYVANLARDAKİ KORONAVİRUS ENFEKSİYONLARI BİZE GEÇER Mİ ?

 Son zamanlarda hepimizin tek konuştuğu meşhur COVID-19, yani Korona Virüs Enfeksiyonu. Öyle ki Çin'de başlayan bu alev neredeyse bütün dünyayı sardı durdu. Yüz binlerce insanı enfekte eden bu salgın, 3600'ü aşan ölümle herkesi üzdü ve üzmeye devam ediyor.  Maalesef ölenlerin sayısı da giderek artıyor (7).  İşin kötüsü ülkemiz açısından tehdit sınıra geldi dayandı. Problem hem doğu (İran) hem de batı (Bulgaristan) eksenli görülmeye başladığından beri bir gerginlik başladı hepimizde.  Ne yapalım, bu saatten sonra yapabilecek başka bir şey yok. Tedbirleri artırıp, enfeksiyonu memleketten uzak tutmaya el birliğiyle çalışacağız, gayret edeceğiz. Onun için COVID-19 ile ilgili doğru bilgiye, bilgilendirmeye ihtiyacımız var diye düşünüyorum.  Bu noktada yüreğimize su serpen ve takdirle karşıladığımız Sağlık Bakanlığımızın son derece özenli, dikkatli çalışmaları ve aynı zamanda  dünyaya örnek olan gayretleridir. Ayrıca sınırlarda görev yapan gümrük personelimiz, askerimiz, polisimiz, hülasa bütün görevliler teyakkuz halinde çalışmaya devam ediyor. Ülkemize bu derdi sokmamak için herkes ellerinden geleni fazlasıyla yapıyor. Huzurlarınızda hepsini kutluyor, hepsine tebriklerimi sunuyorum.

         En son Güney Çin Sabah Postası'nda "insandan hayvana bulaşma vakası" şeklinde haber yazıldı. Buna göre; 28 Şubat tarihinde Hong Kong Tarım, Balıkçılık ve Koruma Bölümü tarafından yapılan açıklamada, COVID-19 enfeksiyonuna yakalanmış 61 yaşındaki bir kadının kendi Pomeranian ırkı köpeğinde "Düşük Seviye Enfeksiyon" görüldüğü belirtildi. Köpekte saptanan virüs için "Zayıf Pozitiflik" bulgusu dünyada ilk kez bildirilmiş oluyordu. Fakat bilim insanları, hayvanın gerçekte enfekte olup olmadığını belirleyemediler. Hemen karantinaya alınan köpek, Hong Kong Şehir Üniversitesi ve Dünya Hayvan Sağlık Örgütü yetkililerince incelendi sonuçta oybirliğiyle "Düşük bir enfeksiyon seviyesine sahip olduğu" kabul edildi (1). 
Şimdi soru şu;

- " Acaba! bu yeni korona virüs (COVID-19) hayvanları da hasta ediyor mu?"
- "Ya da hayvanlarda seyreden korona virüsler, insanlara geçip, bizleri etkileyebiliyor mu?"

         Değerli okuyucular, öncelikle hemen tüm hayvanlarda rastlanan Korona viral enfeksiyonların insanlara geçmediği uzun zamandır bilinen bir gerçek. Fakat yukarıda bahsettiğim haberdeki köpeğin hikayesi çok net değil ve zayıf enfeksiyon olarak tanımlanması da çok korkutucu bir durum olmadığının işareti (2).

         Şimdi bir daha vurgulayalım, Köpek Korona virüsü insan COVID-19 adlı virüsle ilgisi olmayan, sadece köpeklerde bulaşıcı bağırsak enfeksiyonuna yol açan bir etkendir.  Yani köpeklerde meydana gelen ishal salgınlarının bir kısmından sorumludur. Bugüne kadar birkaç köpek korona virüs suşu (türü) elde edilmiştir. Evcil köpeklerin aşılanmasında kullanılan bu tür virüsler zayıflatılarak aşı yapılmaktadır. Halbuki COVID-19'a ait bir aşı henüz mevcut değildir (3).

         Köpeklerde İlk aşı uygulaması hayvan 6 haftalıkken deri altı veya kas içi yapılmaktadır. İlk doz üzerinden 2-4 hafta geçtikten sonra ikinci bir doz aşı yapılarak hastalığa karşı bir yıllık tam koruma sağlanmış oluyor. Bundan sonra aşılama yılda bir kez yapılarak tekrarlanması öneriliyor.   Burada köpekler arasındaki korona virüsle ilgili risk faktörlerini sıralamak istersek; Bir yaşın altındaki genç köpekler, kalabalık barınaklarda yaşayanlar, evcil hayvan satış mağazalarından gelen köpekler ve birden çok evcil hayvanla aynı alanda yaşayan köpekler sayılabilir (3).

         Kedilerde de korona virüs (FCoV) enfeksiyonları da yaygın enfeksiyoz hastalıklar arasında yer alır. FCoV ile enfekte olan kedilerin çoğu hastalığı takiben virüsten kurtulabilirken, bazıları kalıcı bir enfeksiyona yakalanabilir. Genellikle ilk zamanlarda hafif ishale yol açan bu problem, bazı durumlarda mekanizması henüz tam anlaşılamayan viral değişiklikler nedeniyle kedilerde iç organlara ait zar iltihabına (Peritonitis-FIP) yol açarak ölümcül hale dönüşebilir. Genellikle bu kediler çevreye dışkıyla büyük miktarda virüs bulaştırırlar ve ortamdaki diğer kediler için de sürekli bir enfeksiyon kaynağı olarak hizmet edebilirler. Bir kedi popülasyonunda FCoV'nin sürekli dolaşması, öldürücü bir FIP suşunun ortaya çıkma şansını artırır. İnsanlar için bir tehlike oluşturmazlar. Kedi enfeksiyöz peritonite (FIP) karşı uygun bir aşı vardır, ancak etkinliği tartışmalıdır (4).

         Sığırlarda da korona virüs (BCoV)  enfeksiyonlarına  rastlanmaktadır. Genellikle doğumdan sonraki ilk bir aylık (neonatal) dönemde meydana gelen ishaller içinde yer alır. Tek başına ortaya çıkabildiği gibi, başka virüs ya da bakterilerle  işbirliği yaparak da ishallere sebep olabilir. Aynı suşlar bazen 2-16 haftalık buzağılarda solunum hastalıklarına da sebep olmaktadır (4). Uygun bir aşısı vardır ve doğuma yakın  anneye yapılır (5). Doğduktan hemen sonra buzağı anneden ağız sütü denen kolostrum sütünü emerek kendi bağışıklığını sağlar. Fakat bir daha belirtelim ki BCoV da diğer saydığımız korona virüsler gibi insana geçerek bir hastalık yapamaz. Etkinliğini sadece sığırlar içinde sürdürür.

         Sonuç olarak; dünyada şu gün itibariyle COVID-19'dan 3,648 kişi ölmüşse de,  60.637 kişinin  iyileştiği de bir gerçektir. Hastalık bulaşan insanlarda meydana gelen ölüm oranı gençlerde %1'in altında iken, 70 yaşı geçenlerde bu oran yaklaşık %10 ve üzerindedir. Elbette ölümleri küçümsemiyorum. Ancak 1918'de Avrupa'da görülmüş olan İspanyol influenza pandemisi'ndeki (grip salgını) gibi milyonlarca insan ölmemiştir (6). Hatırlayalım! Kuş Gribinde de dünyada benzer yaygaralar koparılmıştı. Ama ne oldu? Bir süre sonra işler yoluna girdi ve her şey unutuldu. Ben, bu enfeksiyonun da inşallah kısa zamanda zayıflayıp, ardından yok olacağına inanıyorum. Küresel anlamda bir sorun olan bu rahatsızlığın insanlarda hijyen bilincinin artırılması ve yakın temasın engellenmesiyle çözüleceğini umuyor, bizlere bulaşmadan çabucak hastalığın ortadan kalkmasını canı gönülden diliyorum.

Dr. Hakan KEÇECİ
Bingöl Üniversitesi Veteriner Fak. 
Ana Bilim Dalı Başk.


Kaynaklar
1-https://www.livescience.com/coronavirus-first-case-human-to-dog-transmission.html
2- https://www.livescience.com/coronavirus-updates.html
3- https://www.merck-animal-health-usa.com/dp/4
4-https://www.sciencedirect.com/topics/veterinary-science-and-veterinary-medicine/ bovine-coronavirus
5-https://www.bioveta.cz/tr/urunlerimiz/hayvan-sagligi/kolibin-rc-neo-sgrlar-icin-enjeksiyon-suspansiyonu.html

6- J S OxfordS Bossuyt, and R Lambkin . A new infectious disease challenge: Urbani severe acute respiratory syndrome (SARS) associated coronavirus. Immunology. 2003 Jul; 109(3): 326–328.

7- World Health Organization 2020. Laboratory testing for coronavirus disease 2019 (COVID-19) in suspected human cases: interim guidance, 2 March 2020

 
 
27.03.2020
Devamı

Mazot, Gübre,Anaç Koyun ve Keçi Destekleri 18:00 dan Sonra Hesaplar'da Olacak

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, “Toplam 1 milyar 881 milyon 426 bin TL’lik destek ödemelerinin yapılacağını dün duyurmuştu.
 Bugün saat 18.00’den sonra üreticilerin hesaplarına TCKN son hanelerine göre ödenmiş olacak.

Bugün mesai bitiminden sonra ödenecek destek kalemlerinde mazot-gübre, anaç koyun ve keçi, hububat-baklagil, dane mısır, hayvan hastalık tazminatı tiftik keçileri ilave desteği ödenecek.

Üreticilerin TCKN son hanelerine göre yatırılacak destek miktarları mazot-gübre desteği için 20 ilde 553 bin 326 üreticiye 1,145 milyar TL, anaç koyun-keçi üretimi için 80 ilde 196 bin 116 yetiştiriciye 580 milyon TL,  hububat-baklagil desteği kapsamında 14 ilde 35 bin 34 üreticiye  120 milyon TL, dane mısır desteği kapsamında 6 ilde 9 bin 485 üreticiye  20 milyon TL, hayvan hastalık tazminatı kapsamında 68 ilde 686 yetiştiriciye  16,2 milyon TL, tiftik keçilerine ilave destek için 3 ilde 131 yetiştiriciye 226 bin TL  ödenerek toplamda 1 Milyar 881 milyon 426 bin TL destek ödemesi üretici hesaplarında olmuş olacak.
 
 
27.03.2020
Devamı

YENİ BİR PANDEMİ; SARS-CoV-2 VİRÜSÜNÜN NEDEN OLDUĞU COVID-19 HASTALIĞI

Koronavirüsler, insanlarda ve hayvanlarda çok sayıda enfeksiyona neden olmaktadır. 2019 yılında Çin’de tanımlanan yeni bir koronavirüsde bu virüslerin arasında eklendi. Bu yeni virüs “severe acute respiratory syndrome coronavirus 2" (SARS-CoV-2) olarak, virüsün yapmış olduğu hastalık ise “coronavirus disease 2019” (COVID-19) olarak adlandırıldı. Çin’de 2002 yılında ortaya çıkan SARS koronavirüsünün misk kedileri veya yarasalardan, Orta Doğu’da 2012 yılında ortaya çıkan MERS koronavirüsünün develerden köken aldığı ortaya konulmuştur. Yeni koronavirüsün ise yarasalardan veya pangolinlerden insanlara bulaştığına dair veriler bulunmakla birlikte sağlık otoritelerince henüz kesin bir bilgi paylaşılmamıştır. Koronavirüsler kedi, köpek, domuz ve sığır gibi evcil hayvanlarda da farklı enfeksiyonlara yol açmaktadır. Fakat bu koronavirüslerin insanlara bulaşma özelliği bulunmamaktadır.

COVID-19 enfeksiyonu, ateş, öksürük, nefes almada güçlük ile seyretmekle birlikte, ileriki safhalarda hastalarda zatürre, şiddetli akut solunum yolu sendromu, böbrek yetmezliği ve ölüme neden olmaktadır. COVID-19 enfeksiyonu olan kişilerde görülen diğer bulgular arasında; bilinç bulanıklığı, göğüs ağrısı, kas ağrısı, baş ağrısı, boğaz ağrısı, halsizlik, bulantı, kusma, ishal de bulunmaktadır. COVID-19 hastalığına yakalananlarda eozinopeni, lenfopeni, serum C reaktif protein, serum amiloid A, prokalsitonin, D-dimer ve kreatinkinaz seviyelerinde artış bildirilmiştir. Özellikle 70 yaş ve üzeri kişilerde ve kronik hastalığı olanlar (hipertansiyon, şeker hastalığı, karaciğer hastalığı ve kalp-damar hastalığı) COVID-19 hastalığına karşı oldukça duyarlı olup ana risk grubunu oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından pandemi (kıtalar arası yayılım gösteren salgın hastalık) olarak kabul edilen COVID-19 hastalığı, dünya genelinde ülkemiz de dahil toplam 152 ülkede görülmüştür.
Hastalıktan korunmada; kişisel koruyucu ekipman kullanımı, hastalık bulgusu gösteren kişilerle yakın temastan kaçınılması ve en az 1 metre mesafede durulması, insanlarla selamlaşma sırasında tokalaşma ve öpüşmeden kaçınılması, ellerin sık sık sabun ile en az 20 saniye boyunca yıkanması, alkol bazlı antiseptiklerin kullanılması, sık kullanılan yüzeylerin ve eşyaların temizliğinin ve dezenfeksiyonunun yapılması, öksürme ve hapşırma esnasında kağıt peçete kullanılması gibi temel kurallara uyulması ve kalabalık yerlerden zaruri ihtiyaç olmadıkça kaçınılması önemlidir.
 
 
 

 
ETİYOLOJİ
 
Koronavirüsler, 26-32 kilobaz arasında değişen pozitif anlamlı tek sarmallı viral RNA genomuna sahip, yaklaşık 100 nm çapında zarflı virüslerdir. Koronavirüsler (CoV'ler) insan ve omurgalılar için önemli bir patojendir. Coronaviridae ailesinin Orthocoronavirinae alt ailesinde, alfakoronavirüsler, deltakoronavirüsler, gamakoronavirüsler ve betakoronovirüsler olmak üzere 4 ayrı genus (cins) bulunmaktadır. 

Alfakoronavirüsler; insan, yarasa, domuz, kedi ve köpekleri enfekte eden 17 ayrı virüs türünü içermektedir. Bu virüslerden insan koronavirüs 229E ve NL63 bu genusda yer alır. Kedi popülasyonlarında kedi koronavirüsü antikorunun pozitif olduğu kedi oranı %90'ın üzerindedir. Kedilerin koronavirüs enfeksiyonları (Feline infectious peritonitis- FIP) iki farklı serotip (FCoV serotip I ve II) tarafından oluşturulmaktadır. Kedilerin infeksiyöz peritonitisi, bağırsak epitel hücreleri üzerinde bulunan feline aminopeptidaz N fapn ve makrofajlar üzerinde bulunan feline DC-SIGN reseptörüne bağlanarak enfeksiyon oluşturmaktadır. Kedilerde yaş forma neden olan koronavirüsler, çok yüksek oranda ölüme neden olmaktadır. Hasta kediler 1 ile 8 hafta içerisinde hayatlarını kaybederler. Köpeklerin koronavirüsleri (CCoV) de iki farklı serotip ve IIa, IIb ve IIc olmak üzere üç ayrı alt tip altında sınıflandırılmaktadır. Köpek koronavirüsleri, başlıca ishale neden olan bir hastalık tablosuna yol açar. Kedi ve köpek koronavirüslerinin insanlarda enfeksiyon yaptığına dair bir delil bulunamamıştır.

Deltakoronavirüsler; yaban ördeği, bülbül, gece balıkçılı, saz tavuğu ve ispinoz gibi kuş türlerini enfekte eden toplam 7 virüs türünü içerir. Gamakoronavirüsler ise; kanatlılar ve balinayı enfekte eden 2 ayrı virüs türünü içerir. Tavuklarda infeksiyöz bronşitise neden olan gamakoronavirüsler, tavukçuluk sektöründe çalışanların oldukça fazla bilgi birikimine sahip olduğu bir enfeksiyondur. Tüm dünyada yaygındır, virüs nazal akıntı ve dışkı ile yayılmaktadır. Hasta tavuklarda solunum semptomlarına (öksürük, tıksırık, nazal akıntı, sinüzitis), nefritis tablosuna, yumurta veriminde azalmaya, yumurta iç ve dış karakterinde bozulmaya ve yumurta kabuğunda depigmentasyona neden olmaktadır.

Betakoronavirüsler; insan, yarasa, fare, sıçan, kirpi gibi canlıları enfekte eden 12 ayrı virüs türünü barındırmaktadır. Orta Doğu Solunum Sendromu (Middle East respiratory syndrome-related coronavirus-MERS-CoV) ve  Şiddetli Akut Solunum Yolu Sendromuna (Severe acute respiratory syndrome-related coronavirus- SARS-CoV) neden olan insan koronavirüsü HKU1, bu genus altında sınıflandırılmaktadır.İnsan korona virüsü HKU1, Ortadoğu solunum sendromu (Middle East respiratory syndrome-related coronavirus-MERS-CoV), şiddetli akut solunum yolu sendromu (Severe acute respiratory syndrome-related coronavirus- SARS-CoV) bu genus altında sınıflandırılmaktadır. SARS-CoV'un misk kedilerinden veya yarasadan, MERS-CoV'un ise tek hörgüçlü develerden insanlara bulaştığı ortaya konmuştur. Sığır koronavirüsü (BCV veya BCoV), Betacoronavirus 1 türünün üyesi olan bir koronavirüstür. Hastalık yenidoğan buzağılarda ölümcül enfeksiyonlara neden olmaktadır. Bu enfeksiyon yetişkin sığırların önemli ishal etkenleri arasında yer almaktadır.  Virüs, N-asetil-9-O-asetil nöraminik asit reseptörüne bağlanarak konakçı hücreye girmektedir. Ülkemizde ve dünyada başarılı bir şekilde kullanılan aşıları mevcuttur.

Betakoronavirüsler genusu altında yeni bir virüs tanımlanmıştır. Son yirmi yılda 2002’de SARS-CoV, 2012'de MERS-CoV ve 2019’da SARS-CoV-2 salgınları ortaya çıktı ve DSÖ tarafından pandemi olarak kabul edildi. SARS-CoV ve yeni virüs SARS-CoV-2, hücre içerisine girişte anjiyotensin dönüştürücü enzim 2 (angiotensin-converting enzyme 2; ACE-2) reseptörünü kullanmaktadır. Bu üç virüsün birbirinden farklı bulaşma oranına ve klinik tablolara sebep olmaları halen cevaplanamayan bir soru olarak kalmaktadır.
 
KLİNİK-EPİDEMİYOLOJİ
 
Kliniği ağır seyreden COVID-19 hastalarının çoğunda kronik hastalıkların olduğu bilinmektedir. Hastalığın klinik bulguları arasında; ateş, öksürük, bitkinlik, nefes darlığı, kas ve eklem ağrıları, bilinç bulanıklığı, baş ağrısı, boğaz ağrısı, burun akıntısı, göğüs ağrısı, ishal, bulantı ve kusma görülmektedir. COVID-19’un yol açtığı komplikasyonlar arasında zatürre (pnömoni), akut solunum sıkıntısı sendromu, akut böbrek hasarı, septik şok bildirilmiştir. Vuhan’da SARS-CoV-2 ile enfekte 99 olan hastada oluşan klinik bulgular; ateş (%83), öksürük (%82), nefes darlığı (%31), kas ağrısı (%11), bilinç bulanıklığı (%9), baş ağrısı (%8), boğaz ağrısı (%5), burun akıntısı (%4), göğüs ağrısı (%2), ishal (%2), bulantı ve kusma (%1) olarak rapor edilmiştir. SARS-CoV-2 ile enfekte hastaların %51’inde ise kronik hastalık olduğu bildirilmiştir.

Yaşlılar ve altta yatan bir hastalığı olanlar (hipertansiyon, şeker hastalığı, karaciğer hastalığı ve kalp-damar hastalığı) COVID-19 hastalığına karşı oldukça duyarlı olup ana risk grubunu oluşturmaktadır. Özellikle 70 yaş ve üzeri kişilerde COVID-19 şiddetli klinik bulgular ile seyretmektedir. Sigara içen veya daha önce sigara içmiş kişiler de COVID-19 risk grubuna girmektedir. Alerjik hastalık, astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olan kişilerin COVID-19 için risk grubunda olmadıkları belirlenmiştir. Yapılan bazı çalışmalarda hastalığın erkeklerde daha yüksek oranda, bazı çalışmalarda ise kadınlarda daha yüksek oranda bulgu verdiği bildirilmiştir. Bir çalışmada, 4880 şüpheli hasta real-time PZR ile incelenmiş ve COVID-19 pozitif (ORF1ab ve NP çift pozitif) 1875 hastanın %48,5’inin (n=910) erkek ,  %51,5’inin ise (n=965) kadın olduğu bulunmuştur. Bir çalışmada, 4880 şüpheli hasta real-time polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile incelenmiş ve COVID-19 pozitif (ORF1ab ve NP çift pozitif) 1875 hastanın %48,5’inin (n=910) erkek,  %51,5’inin ise (n=965) kadın olduğu bulunmuştur. Bir başka çalışmada SARS-CoV-2 pozitifliği erkeklerde %68 kadınlarda  %32 oranında saptanmıştır. Vuhan’da SARS-CoV-2 pozitif 1875 hastanın yaşlara göre dağılımı 18–29 yaş arasında %6,40; 30–39 yaş arasında %14,45; 40–49 yaş arasında %14,83; 50–59 yaş arasında %23,15; 60–69 yaş arasında %22,61; 70 yaş ve üzerinde ise %18,56 olarak bulunmuştur. Vuhan’da bir hastanede SARS-CoV-2 pozitif olan hastaların yaş aralıklarına göre dağılımı 39 yaş ve altında %10; 40–49 yaş arasında %22; 50–59 yaş arasında %30; 60–69 yaş arasında %22 ve 70 yaş ve üzerinde %15 olarak belirlenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti’nde yapılan başka bir çalışmada şüpheli 72314 vakanın %62’sinin COVID-19 pozitif (n=44672) olarak teyit edildiği gösterilmiştir. Bunlardan sadece 889 vakanın asemptomatik vaka olduğu görülmüştür. Vaka ölüm oranı %2,3 olarak bildirilmiştir. Bu denli büyük bir çalışmaya ait yaş, hastalığının durumu, vaka ölüm oranı gibi veriler Tablo 1’de verilmiştir.
 
 
Tablo 1. COVID-19 vakalarının analizi (DOI: 10.1001/jama.2020.2648)
Yaş (Yıl) 80 yaş üzeri 30-79 yaş 20-29 yaş 10-19 yaş 10 yaş altı
  %3
(1408 vaka)
%87
(38680 vaka)
%8
(3619 vaka)
1%
(549 vaka)
1%
(416 vaka)
Hastalığın Durumu Ilımlı Şiddetli Kritik    
  %81
(36 160 vaka)
%14
(6168 vaka)
%5
(2087 vaka)
   
 
Çin’in Vuhan şehrinde solunum rahatsızlığı ile hastaneye gelen 16 yaşından küçük 336 çocuk üzerinde yapılan çalışmada, çocukların 23’ünde (%6,3) influenza A, 20’sinde (%5,5) influenza B, 6’sında (%1,6) ise SARS-CoV-2 belirlenmiştir. COVID-19 tanısı alan çocukların yaşları 1 ile 7 yıl arasında değişmektedir. Genel olarak bu çocuklarda 39°C’nin üzerinde ateş, öksürük görülmekle birlikte 6 hastanın 4’ünde ise kusma gelişmiştir. Hastaların özellikleri Tablo 2’de verilmiştir.
 
Tablo 2. COVID-19 ile enfekte altı çocuğun klinik özellikleri (DOI: 10.1056/NEJMc2003717)
ÖZELLİK Hasta 1 Hasta 2 Hasta 3 Hasta 4 Hasta 5 Hasta 6
Yaş (yıl) 3 7 3 1 3 4
Cinsiyet Kız Kız Kız Erkek Kız Erkek
Akciğer tomografisi Her iki akciğerde yama şeklinde tutulum ve buzlu cam opasitesi görünümü Mevcut değil Yama şeklinde akciğer tutulumu Yama şeklinde akciğer tutulumu Yama şeklinde akciğer tutulumu Normal
TEDAVİLER
Ribavirin Evet Hayır Hayır Hayır Hayır Evet
Oseltamivir Evet Evet Evet Evet Evet Evet
Glukokortikoid Evet Hayır Evet Evet Evet Hayır
Oksijen desteği Evet Hayır Hayır Hayır Hayır Hayır
Damar içi immunglobulin Evet Hayır Hayır Hayır Hayır Hayır
KLİNİK SEYİR
Yoğun Bakım İzlemi Evet Hayır Hayır Hayır Hayır Hayır
Ateş süresi 11 gün 3 gün 7 gün 6 gün 4 gün 6 gün
Hastanede kalma süresi 13 gün 7 gün 7 gün 5 gün 10 gün 8 gün
Şehir Vuhan Vuhan Huangshi Vuhan Vuhan Vuhan
 
COVID-19 hastalığı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından pandemi (kıtalar arası yayılım gösteren salgın hastalık) olarak sınıflandırılmıştır. DSÖ’nün 16 Mart 2020 tarihli COVID-19 raporuna göre dünya genelinde toplam 167 511 kişide SARS-CoV-2 enfeksiyonu teyit edilmiş ve toplam 6606 kişi hastalıktan dolayı ölmüştür. COVID-19 hastalığı, Avrupa, Asya, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avustralya, Afrika kıtalarındaki toplam 152 ülkede görülmüştür. Ülkemizde de SARS-CoV-2 varlığı teyit edilmiş ve DSÖ raporlarında yerini almıştır.
Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE) tarafından paylaşılan bilgilerde, evcil hayvanlardaki durum şu şekilde anlatılmaktadır. Hong Kong’ta, 26 Şubat tarihinde COVID-19 pozitif bir insanın evinde bulunan 17 yaşındaki bir köpekte çok düşük miktarda SARS-CoV-2 tespit edilmiştir. Elde edilen veriler ışığında, uzmanlar tarafından bulaşmanın hayvan sahibinden köpeğe doğru olduğu yorumlanmıştır. Köpek ise hiçbir klinik belirti göstermemiştir. Hastalığın yayılmasında köpeklerin bir rol oynadığına veya köpeklerin bu hastalığa yakalandıklarına dair hiç bir kanıt yoktur. Farklı hayvanların COVID-19 virüsü ile hastalanıp hastalanmayacağı ve mekanizmasının anlaşılabilmesi için daha fazla çalışmanın yapılmasına ihtiyaç vardır.
COVID-19’un kaynağının hayvanlar olduğu düşünülse de hastalığın nereden ortaya çıktığı kesin olarak tespit edilebilmiş değildir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ve diğer uluslararası kuruluşlara göre henüz COVID-19 salgınının gıdalarla bulaştığına dair herhangi bir bilimsel delil yoktur. Ayrıca COVID-19 ile benzer hastalıklar olan SARS ve MERS’te de gıda kaynaklı bildirilmiş bir vakaya rastlanmamıştır. Ancak virüsün yüzeylerde ve cisimlerde uzun bir süre canlı kalabildiği ve bu cisimlere temas eden kişilere bulaşabildiği bilinmektedir. Genel olarak, koronavirüsler -20°C'de donmuş ortamlarda iki yıla kadar enfeksiyöz karakterlerini koruyabilmektedir. SARS-CoV ve MERS-CoV üzerinde yapılan çalışmalar, bu virüslerin sıcaklık, nem gibi parametrelerin kombinasyonuna bağlı olarak günlerce farklı yüzeylerde kalabileceğini göstermiştir. Bu noktada gıdaları da bir cisim gibi düşünmek mümkündür. Bu nedenle COVID-19’un bulaşmasının önlenmesi için genel gıda hijyeni tedbirlerine uyulması tavsiye edilmektedir. Bu noktada açıkta satılan gıdaların toz-toprak, kirli yüzeyler veya kişilerce teması engellenmelidir. Öncelikle hastalık belirtisi gösteren personelin gıda işletmelerine girişi sınırlandırılmalıdır. Başta hayvansal gıdalar olmak üzere gıda işletmelerinde çalışanların el temizliği ve hijyenine dikkat etmeleri gerekmektedir. Koronavirüsler pişirme sıcaklıklarına (70°C) duyarlıdır. Dolayısıyla hayvansal gıdaların iyice pişirildikten sonra tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca çiğ tüketilecek gıdalar ile pişirildikten sonra tüketilecek gıdaların birbirine temas ettirilmemesi çapraz bulaşmaların önlenmesi açısından önem taşımaktadır. Gıda işletmelerinin özellikle sıklıkla temas edilen yüzeylerinin düzenli olarak temizlenmesi COVID-19’udan korunma tedbirleri arasında yer almaktadır.
 
 
TANI
COVID-19 hastalarından alından kan, balgam, idrar, dışkı, burun sürüntüsü (svab), orofaringeal sürüntü, bronkoalveolar lavaj sıvısı, bronkoskopi biyopsi örneği viral RNA yönünden test edildiğinde; virüsün en yüksek oranda tespit edildiği örnek bronkoalveolar lavaj sıvısı olarak belirlenmiştir. Bunu sırasıyla; balgam, burun sürüntüsü, bronkoskopi biyopsi örneği, faringeal sürüntü, dışkı ve kan örnekleri takip ederken; idrar örneklerinde ise virüse hiç rastlanılmamıştır. Yapılan çalışmalara göre bronkoalveolar lavaj sıvısı, SARS-CoV-2 teşhisinde kullanılacak en uygun materyal olarak gözükmektedir.
SARS-CoV-2 varlığının solunum örneklerinde belirlenmesinde real-time PZR kullanılmıştır. Burada virüsün açık okuma bölgesi (ORF1ab) ve nükleokapsid proteini (NP) hedef alınmıştır. Her iki gen bölgesi pozitif olan örnekler pozitif olarak kabul edilmiştir.
COVID-19 hastalarının tam kan analizlerinde eozinopeni (eozinofil hücrelerinin azalması) ve lenfopeni (lenfosit hücrelerinin azalması) bulgularının bir arada olduğu ve bunun klinik tanıya yardımcı olabileceği bildirilmiştir. SARS-CoV-2 ile enfekte kişilerde serum C reaktif protein (CRP), serum amiloid A (SAA), prokalsitonin, D-dimer ve kreatin kinaz seviyelerinde artış gözlenmektedir. Bu parametrelerdeki artış yangısal reaksiyon ve koagülasyon (pıhtılaşma) mekanizmasında bozulmaya işaret etmektedir. Şiddetli hastalarda CRP, prokalsitonin, D-dimer seviyesinin artması ve lökosit (beyaz kan hücreleri) sayısında artış önemli bulgular arasındadır.
 
KORUMA KONTROL
 
SARS-CoV-2, enfekte insanların öksürmesi veya nefesi ile havaya yayılan küçük damlacıklar ile yayılmaktadır. Virüsü içeren bu damlacıklar nesnelere ve yüzeylere düşmektedir. Diğer insanlar, virüs ile kontamine bu nesnelere veya yüzeylere dokunup ardından gözlerine, burunlarına veya ağızlarına dokunarak COVID-19'a yakalanmaktadır. Bu nedenle kişisel hijyen ve özellikle ellerin etkili bir şekilde yıkanması hastalığa yakalanmamak için oldukça önemlidir. Enfeksiyonun oluşması için bir diğer yol da, SARS-CoV-2 ile enfekte kişilerden saçılan damlacıkların bir başka kişi tarafından solunmasıdır. Bu yolla bulaşmanın önüne geçmek için insanlarla yakın temastan kaçınmak ve diğer insanlara en az 1 metre uzak durmak önemlidir.
SARS-CoV-2’nin koruma ve kontrolünde ülkelerin göstermiş olduğu tepki hızı, hastalığın yayılmasını ve subklinik, şiddetli ve ölüm ile seyreden vakaların sayısını direkt olarak etkilemiştir. Hastalık, salgının ilk zamanlarında Singapur ve Hong Kong’da, ilerleyen zamanlarda Almanya, Fransa, İspanya’da bildirilmesine rağmen, tüm bu ülkelerde görülen vaka sayılarında oldukça değişkenlik göstermiştir. Ülkelerin COVID-19 salgına tepki verme şeklinin, hastalığın yayılma hızı ve derecesi üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu Şekil 1’de görülmektedir. Bu mücadelede en başarılı model olarak Singapur modeli gösterilmiştir. Singapur modelinde bilimsel ve katı önlemlerin alınması ve hemen uygulamaya konulması olumlu etkisini göstermiştir (Şekil 1).
 
Şekil 1. İlk vakanın görülmesinde sonra vaka sayılarındaki artış hızı (https://www.npr.org/sections/goatsandsoda/2020/03/12/814522489/singapore-wins-praise-for-its-covid-19-strategy-the-u-s-does-not



Korunmada, vakaların hızlı tespiti ve izolasyonu, temas takibi, karantina ve basit korunma önlemleri gibi temel halk sağlığı önlemleri önemlidir. Belirli bir antiviral tedavisi olmadığı için, hastalıktan korunmada yüksek konsantrasyonda antiseptik-dezenfektanların kullanımı çok önemlidir. Bu dezenfektanlar arasında; %0,1 oranında sulandırılmış sodyum hipoklorit (çamaşır suyu), %70’lik 2-propanol, %70-80’lik etanol (etil alkol), %0,5’lik hidrojen peroksit, kloramin T, sodyum hipoklorit+potasyum bromit, %26 glukoprotamin yer almaktadır. İnsan hekimliğinde yaygın olarak kullanılan klorheksidin ve setrimid gibi dezenfektanlara etanol ilave edilmez ise HCoV 229E üzerinde etkisinin olmadığı bildirilmiştir. COVID-19 virüsünün çevresel kontaminasyonu ve yayılmasında cansız malzemelerin rolü, antiseptik-dezenfektan formülasyonlarına karşı duyarlılıkları ve/veya dirençleri, yeni, etkili ve toksik olmayan dezenfektanların geliştirilmesi koruma kontrolde önemlidir. SARS-CoV, MERS-CoV ve insan koronavirüsü (HCoV) farklı suşlarının çeşitli cansız yüzeylerde aktif olarak kaldığı süreler Tablo 3’de verilmiştir.
 
Tablo 3. İnsanlarda enfeksiyon yapan farklı koronavirüslerin çeşitli cansız yüzeylerde ve farklı sıcaklıklarda aktif olarak kaldığı süreler.(DOI: 10.1016/j.jhin.2020.01.022)
Yüzey tipi Virüs Suş/izolat Test edilen viral titre/DKID 50 Sıcaklık Virüsün aktif kaldığı süre
Çelik MERS-CoV HCoV-EMC/2012 izolatı 105 20°C
30°C
48 saat
8–24 saat
HCoV 229E suşu 103 21°C 5 gün
Alüminyum HCoV 229E ve OC43 suşları 5 x 103 21°C 2–8 saat
Metal SARS-CoV P9 suşu 105 Oda sıcaklığı 5 gün
Ahşap SARS-CoV P9 suşu 105 Oda sıcaklığı 4 gün
Kağıt SARS-CoV P9 suşu 105 Oda sıcaklığı 4–5 gün
SARS-CoV GVU6109 suşu 106
105
104
Oda sıcaklığı 24 saat
3 saat
< 5 dakika
Cam SARS-CoV P9 suşu 105 Oda sıcaklığı 4 gün
HCoV 229E suşu 103 21°C 5 gün
Plastik SARS-CoV HKU39849 suşu 105 22°-25°C ≤ 5 gün
MERS-CoV HCoV-EMC/2012 izolatı 105 20°C
30°C
48 saat
8–24 saat
SARS-CoV P9 suşu 105 Oda sıcaklığı 4 gün
SARS-CoV FFM1 suşu  107 Oda sıcaklığı 6–9 gün
HCoV 229E suşu 107 Oda sıcaklığı 2–6 gün
PVC HCoV 229E suşu 103 21°C 5 gün
Silikon kauçuk HCoV 229E suşu 103 21°C 5 gün
Lateks ameliyat eldiveni HCoV 229E ve OC43 suşları 5 x 103 21°C ≤ 8 saat
Tek kullanımlık önlük SARS-CoV GVU6109 suşu 106
105
104
Oda sıcaklığı 2 gün
24 saat
1 saat
Seramik HCoV 229E suşu 103 21°C 5 gün
Teflon HCoV 229E suşu 103 21°C 5 gün
 
 
DSÖ, SARS-CoV-2 enfeksiyonundan korunmak için bazı temel önlemlerin altını önemle çizmektedir:
- Ellerinizi sıkça sabun ve su ile yıkayın veya alkol temelli el antiseptikleri kullanın.
- Hapşıran ve öksüren insanlarla aranızda en az 1 metre mesafe olmasına dikkat edin.
- Ellerinizle gözünüze, burnunuza ve ağzınıza ellemeyin.
- Öksürürken ve hapşırırken ağzınızı tek kullanımlık peçete ile kapatın ve kullandıktan sonra peçeteyi çöp kutusuna atın. Eğer yanınızda peçete yoksa kolunuzu dirseğinizden bükerek ağzınızı kapatın.
- Ateş, öksürük, nefes darlığı gibi bulgularınız varsa hemen hastaneye başvurun.
- İnsanlarla selamlaşırken öpüşmeyin ve tokalaşmayın.
- 60 yaşın üzerindeyseniz ve kalp hastalığı, hipertansiyon, şeker hastalığı, solunum hastalığı gibi kronik rahatsızlığınız varsa kalabalık yerlere gitmeyin.
- Öksürdükten ve hapşırdıktan sonra, canlı veya ölü hayvanlarla temas sonrasında, tuvalete girişte ve tuvaletten çıkışta, yemek yemeden önce, yemek hazırlamadan önce ve hazırladıktan sonra ellerinizi yıkayın.
            DSÖ, COVID-19 ile kişisel mücadelede tuzlu su ile burun yıkamanın kanıtlanmış herhangi bir faydası olmadığını belirtmiş ve kişisel koruyucu maske kullanımını yalnızca hasta kişiler için önermiştir. Ayrıca kişisel koruyucu maskenin kullanımında bazı temel kurallara uyulmaz ise maskelerin enfeksiyon kaynağı olabileceğini duyurmuştur. DSÖ, maske takılırken dikkat edilmesi gereken kuralları şu şekilde sıralamaktadır:
- Maske takmadan önce ellerinizi sabun ve suyla yıkayın veya alkollü el antiseptiği kullanın.
- Maskenin ağzınızı ve burnunuzu kapattığından ve maskeyle yüzünüz arasında boşluk olmadığından emin olun.
- Maskeyi kullanırken maskeyi ellemeyin. Eğer maskeyi ellerseniz ellerinizi sabun ve suyla yıkayın veya alkollü el antiseptiği kullanın.
- Maske nemlendiğinde yenisini takın ve bir defa kullandığınız maskeyi kesinlikle tekrar kullanmayın.
- Maskeyi yüzünüzden çıkarırken iplikli/lastikli kulak arkası kısmından tutarak ve kesinlikle ön kısmına dokunmadan çıkarın.
- Çıkardığınız maskeleri derhal çöp kutusuna atın ve ellerinizi sabun ve suyla yıkayın veya alkollü el antiseptiği kullanın.
 
 Prof. Dr. Ahmet Kürşat AZKUR1
Doç. Dr. Dilek AZKUR2
           Dr. Emel AKSOY1             
 
1- Kırıkkale Üniversitesi Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Yahşihan/Kırıkkale
2- Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Alerji İmmünoloji Kliniği Yahşihan/Kırıkkale



 
26.03.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli'den Tarımsal Destek Ödemeleri Müjdesi

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli NTV de Ahmet Ergenin sorularını yanıtladı. Bakan Pakdemirli 27 Mart Cuma günü desteklerin ödeneceğinin müjdesini verdi.

Bakan Pakdemirli  “Çiftçimizin, üreticimizin merakla beklediği toplam 1 milyar 881 milyon 426 bin TL’lik tarımsal desteği yarın ödemeye başlıyoruz. Ödemeler, TCKN son hanesine göre 27 Mart Cuma 18.00’den itibaren başlayacaktır. Hayırlı ve bereketli olsun.”


1,145 milyar TL Mazot Gübre Desteği
 
580 milyon TL Anaç Koyun-Keçi Desteği

120 milyon TL Hububat-Baklagil Desteği

20 milyon TL Dane Mısır Desteği

16,2 milyon TL Hayvan Hastalık Tazminatı

226 bin TL Tiftik Keçilerine ilave destek ödüyoruz.
 
26.03.2020
Devamı

TMO'dan Pirinç ve Çeltik Açıklaması

Toprak Mahsulleri Ofisi  (TMO)  pirinç arzına yönelik çıkan spekülasyonlara yönelik yazılı bir açıklama yaptı.

TMO dan yapılan açıklama ’da yeterli derecede çeltik ve pirinç olduğuna vurgu yapıldı. TMO pirinç ve çeltikle ilgili şunları kaydetti.

“TMO, piyasa düzenleme görevi gereği piyasalara zamanında müdahale ederek istikrarı sağlamak üzere stoklarında yeterli miktarda çeltik ve pirinç bulundurmaktadır.
TMO, 2019/20 döneminde yurtiçinden gerçekleştirdiği çeltik alımlarına ilave olarak stoklarını takviye etmek amacıyla çeltik ve pirinç ithalat bağlantıları da gerçekleştirmiştir.

Piyasalarda sektörün hammadde tedarikinde sürekliliği sağlamak, arz sıkıntısına ve fiyat artışlarına meydan vermeden piyasa istikrarını korumak amacıyla gıda perakendecilerine yönelik 2020 Ocak ayında başlanılan pirinç satışlarına önümüzdeki aylarda da devam edilecek, ayrıca Nisan ayından itibaren çeltik satışına da başlanacaktır.

Ayrıca TMO stoklarında yer alan pirinçler toptan satışların yanı sıra halkımızın uygun fiyatla pirinç tüketebilmesini teminen ülke genelinde yayılmış yaklaşık 150 TMO satış noktasında perakende olarak da satılmaktadır. TMO işyerlerine ulaşım imkanı olmayan tüketicilerimiz ise https://www.epttavm.com online satış sistemi üzerinden ürünlerimizi temin edebilmektedir.

Piyasa gelişmeleri yakından takip edilmekte ve politikalar geliştirmekte olup gerektiğinde piyasa istikrarının sağlanması ve yurtiçi arzın artırılmasına yönelik ilave tedbirler alınabilecektir. ”denildi.
 
 
26.03.2020
Devamı

KIRSALDA KADIN OLMAK

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Gönen’de anlamlı ve çok farklı bir etkinlikle kutlandı. Küratör Rahmi TEMURCAN önderliğinde, Gönen Fotoğraf Topluluğu (GÖNENFOT)  ev hanımı, öğretmen, kırsal çalışanı, emekli, esnaf olan sanatçılar Merve BAŞOĞLU, Alpaslan YALÇINKAYA, Ercan FIRAT, Erkan ARSLAN, Erol KUŞ,  Rahmi TEMURCAN ve Taner EVYAPAN’a ait  21 eserden oluşan “Gönen Kırsalında Kadın Olmak” temalı fotoğraf sergisinin açılışı Gaybular Mahallesinde bu yıl ilki düzenlenen “ Yörük Yaren Günü” etkinlikleri kapsamında, çok sayıda davetli ve fotoğraf severlerin katılımı ile gerçekleşti.


 
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Gönen’de anlamlı ve çok farklı bir etkinlikle kutlandı. Küratör Rahmi TEMURCAN önderliğinde, Gönen Fotoğraf Topluluğu (GÖNENFOT)  ev hanımı, öğretmen, kırsal çalışanı, emekli, esnaf olan sanatçılar Merve BAŞOĞLU, Alpaslan YALÇINKAYA, Ercan FIRAT, Erkan ARSLAN, Erol KUŞ,  Rahmi TEMURCAN ve Taner EVYAPAN’a ait  21 eserden oluşan “Gönen Kırsalında Kadın Olmak” temalı fotoğraf sergisinin açılışı Gaybular Mahallesinde bu yıl ilki düzenlenen “ Yörük Yaren Günü” etkinlikleri kapsamında, çok sayıda davetli ve fotoğraf severlerin katılımı ile gerçekleşti.



Gönen’in Gaybular, Karasukabaklar, Geyikli, Hodul, Tahtalı, Ilıcaoba, Kumköy, Adayatak Mahallelerin de yapılan çekimler, yaklaşık üç aya yakın bir süre sürdü. Serginin açılışına Gönen Kaymakamı Arslan YURT, Gönen Belediye Başkanı İbrahim PALAZ, Balıkesir Milletvekili Ahmet AKIN, Gönen Ziraat Odası Başkanı Necati ÖZKURT ve çok sayıda vatandaş katıldı. Gaybular Mahallesi Muhtarı Tuğrul GÖK’ün eşlik ettiği protokol ve misafirler serginin açılmasından sonra köy içinde açılan köy pazarını gezdiler.  Gönen Yörükler Derneği’nin sponsor olduğu, ücretsiz gözleme ve pilav ikramı yapıldı. Mahalleye gelen ziyaretçiler Gönen Belediyesi tarafından ücretsiz taşındı.   

 

Gönen Fotoğraf Topluluğu sanatçıları, Gönen kırsalındaki kadınlarımızın zor koşullardaki çalışmalarını konu alan çok sayıdaki fotoğraf arasından seçim yaparak, özverili bir çalışma sonunda Gönen’de bir ilk olan Fotoğraf sergisini kırsal bir yerleşim yeri olan Gaybular Mahallesinde gerçekleştirdiler. Yoğun bir katılımın olduğu serginin açılışına Gönen dışından İstanbul, Bursa, Balıkesir, Bandırma, Biga, Eskişehir dahil olmak üzere 300’den fazla fotoğraf sanatçısı katıldı. Fotoğraf sanatçıları özellikle köyün simgesi haline gelen Suriye teyze ve yöresel kıyafetleri içinde ki kadınları fotoğraflamaya çabaladılar.


Sergilenen fotoğraflar aynı gün öğleden sonra Gaybular Mahallesinden Gönen Ömer Seyfettin Kültür Merkezi’ne taşındı. Gönen’de ki sergi kadınlar günü için ilçe de bulunan gazeteci yazar Banu AVAR tarafından açıldı. Sergiyi kalabalık bir vatandaş topluluğu izleme fırsatı buldu. Vatandaşlar fotoğraflar önünde hatıra fotoğrafı çektirdiler.   
Kırsal kesimde doğrudan üretici olan ve  ülke ekonomisine  büyük katkıda bulunan kadınlarımız, büyük oranda evinde, tarlasında ve akrabalarının işlerinde, maddi ve manevi hiçbir ücret beklemeden çalışmaktadırlar. Yüreğindeki sınırsız sevgi ve sabır için çok teşekkürler kadınlarımıza..


 
Haber: Cengiz DOĞAN/BALIKESİR
Fotoğraflar Cengiz DOĞAN, Sergi Fotoğrafçıları
 
 
 
 
 
25.03.2020
Devamı

TARIMSAL ÜRETİM İÇİN FAİZSİZ VE DÜŞÜK FAİZLİ KREDİ KULLANIM ESASLARI AÇIKLANDI

Geleneksel bitkisel üretim yapan işletmelere, 50 bin TL’ye kadar faizsiz kredi kullanabilecekler.

50 bin üzeri krediler ise en az yüzde 50 oranında sübvanse edilecek.
Düşük faizli kredi kullanım üst limiti ise 2,5 milyon TL olarak belirlendi.
Geleneksel hayvansal üretim yapan işletmelerimiz, 100 bin TL’ye kadar faizsiz kredi kullanabilecekler.
100 bin üzeri krediler ise en az yüzde 50 oranında sübvanse edilecek.
Düşük faizli kredi kullanım üst limiti ise 1,5 milyon TL olarak belirlendi.
 
Çiftçilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden kullanacakları düşük faizli tarımsal yatırım ve işletme kredilerinde şartlar belli oldu.
“T.C. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerince Tarımsal Üretime Dair Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılmasına İlişkin Uygulama Esasları Tebliği” Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Tebliğ, 2/1/2020 tarihli ve 2015 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerince Tarımsal Üretime Dair Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılmasına İlişkin Karar kapsamında, 1/1/2020-31/12/2022 yılları arasında (bu tarihler dahil) T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerince kullandırılacak yatırım ve işletme kredileri ile ilgili teknik esasları kapsıyor.

Bu kapsamda üreticiler;
Sütçü ve kombine sığır yetiştiriciliği,
Damızlık düve yetiştiriciliği,
Büyükbaş hayvan besiciliği,
Küçükbaş hayvancılık,
Arıcılık,
Kanatlı sektörü,
Kanatlı sektörü damızlık yetiştiriciliği,
Su ürünleri sektörü,
Geleneksel (yaygın) hayvansal üretim,
Kontrollü örtüaltı tarımı,
Yem bitkisi üretimi,
Yurt içi sertifikalı tohum,
Fide,
Fidan üretimi,
Süs bitkisi üretimi,
Stratejik bitkisel üretim,
Meyve yetiştiriciliği ve bağcılık,
Geleneksel (yaygın) bitkisel üretim,
Tarım makineleri (traktör ayrık),
Traktör,
Modern basınçlı sulama sistemi yatırımı,
Tarım makineleri parkı,
Arazi alımı (birleştirme),
Lisanslı depoculuk yatırımları,
Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) karşılığı kredi kullanımı,
Soğuk hava deposu yatırımları,
Tarımsal ürünlerin işlenmesi,
Sözleşmeli üretim(üretim yaptıran gerçek/tüzel kişi),
Özel ormancılık,
 
Başlıklarında yüzde 25 ile yüzde 100 oranlarında sübvanse edilerek, düşük faizli yatırım ve işletme kredisi kullanabilecekler.
Tebliğle ayrıca 2020 yılından itibaren başlamak üzere öncelikli indirimli kriterler de getirildi.
Buna göre;

Sütçü ve kombine sığır yetiştiriciliğinde, Adana, Afyonkarahisar, Aksaray, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Burdur, Bursa, Çanakkale, Denizli, Edirne, Eskişehir, Isparta, İstanbul, İzmir, Karaman, Kayseri, Kırklareli, Konya, Kütahya, Manisa, Mersin, Muğla, Nevşehir, Niğde, Sakarya, Tekirdağ, Uşak,

Damızlık düve yetiştiriciliğinde, Adana, Afyonkarahisar, Aksaray, Amasya, Ankara, Aydın, Balıkesir, Bingöl, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Isparta, İzmir, Kahramanmaraş, Karaman, Kars, Kastamonu, Kayseri, Kırklareli, Konya, Malatya, Muş, Osmaniye, Samsun, Sivas, Tunceli, Trabzon, Van, Yozgat,
Büyükbaş hayvan besiciliğinde, Adana, Afyonkarahisar, Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Burdur, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Gaziantep, Isparta, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kırklareli, Kırşehir, Konya, Malatya, Manisa, Muğla, Niğde, Tekirdağ, Uşak, Şanlıurfa,

Küçükbaş hayvancılıkta, Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Ağrı, Aksaray, Ankara, Antalya, Balıkesir, Batman, Bingöl, Bitlis, Burdur, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hakkari, Iğdır, Isparta, İzmir, Kahramanmaraş, Karaman, Kars, Kayseri, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mardin, Mersin, Muş, Niğde, Siirt, Sivas, Şanlıurfa, Şırnak, Tokat, Tunceli, Uşak, Van, Yozgat illerinde;

öncelikli bölge yatırımı kriterinden, atıl işletme alımı ve yurt içinde doğmuş olma şartı ile hayvan alımında, kendi yemini üreten/mera kullanan, organik/iyi tarım uygulamalarıyla uğraşan çiftçiler ile genç çiftçi ve kadın çiftçilerde üretim konuları için belirlenen taban indirim oranlarına ilave olarak, değişik oranlarda indirim uygulanacak.
Tebliğ 1/1/2020-31/12/2022 yılları arasında (bu tarihler dahil) 3 yıl geçerli olacak.
 
 
25.03.2020
Devamı

BAKAN PAKDEMİR’LİNİN İKİNCİ KİTABI YAYIMLANDI

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin de editörleri arasında olduğu  “Küresel Ekonomiye Yön Veren Yeni Teknolojiler” adlı kitap yayımlandı. Bu kitap Pakdemirli’nin editörlüğünü yaptığı ikinci kitap.

İlk kitap olan “Türkiye’de Geçmişten Günümüze Tarım Politikaları ve Ekonomisi” başlıklı kitabı 2019 yılında yayımlanmıştı. İlk kitapta olduğu gibi ikinci kitabın editörleri arasın da Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Ömer Seyfettin Uygulamalı Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi  Doç. Dr. Zülfikar Bayraktar’ın olduğu görülmekte. Zülfikar Bayraktar aynı zamanda Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir  Pakdemirli’nin Danışmanlığını yapmakta. Necmi Gürsakal ve Sefa Takmaz da editör olarak katkıda bulunanlardan.

Kitap, teknoloji ve küresel ekonomi arasındaki ilişkiyi ele alıyor. Küreselleşme ve teknoloji içinde yaşadığımız dünyayı olumlu ve olumsuz anlamda sürekli biçimlendiren iki faktör. Teknoloji küreselleşmeyi küreselleşme de teknolojiyi tetikliyor. Tasarım ABD’de üretim Çin’de yapılabiliyor. Bir otomobil, parçaları çeşitli ülkelerde üretilip, başka ülkelerde bir araya getirilerek üretilebiliyor. Her gün farkına bile varmadan yeni ağların parçası olunuyor. İşte bu çerçevede, küreselleşen dünyada yeni teknolojiler konusunu ele almış olan eserin hem akademik çalışmalara, hem de bilişim sektörü başta olmak üzere, gelişmiş teknoloji sektörüne katkıda bulunacağı, yol göstereceği beklenmekte.
 
Kitap Sağlık 4.00’dan, Bitcoin, Akıllı Tarım ve Ekonomik Etkileri gibi 14 farklı konu başlığını içermekte. Bakan Pakdemirli’nin yazdığı  “Akıllı Tarım ve Ekonomik Etkileri” bölümü dışında ki yazarları ise Necmiye Cömertler, Necmi Gürsakal, Sadullah Çelik, Burcu Yılmaz, Sedat Alataş, İsmet Ateş, Orhan Şanlı, Y.Murat Kızılkaya, M.Taylan Yavuzer, Osman Peker,  Emrah Akdamar, Funda Çondur, Gülşah Sezen Akar, Cansu Yıldıkım, N.Gülfem Gidener, Gökçe Sinem Erbuğa, Mehmet Metin Dam, Aslı Yenipazarlı’dan oluşmakta.
Kitap Ankara merkezli Akçağ Yayınlarından ve diğer internet kanallarından temin edilebilir.
 
Haber : Cengiz DOĞAN
 
25.03.2020
Devamı

Tarım ve Orman Bakanlığı Telekonferans Sistemine Geçti

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınına karşı Türkiye de teyakkuzda. Bu bağlamda koronavirüs salgınına karşı Tarım ve Orman Bakanlığı hizmetlerinin aksamaması ve koordinasyonun sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için telekonferans yöntemini kullanmaya başladı.

Bu çerçevede koronavirüs tedbirleri nedeniyle, riski en aza indirmek, aynı zamanda faaliyetlere ara vermeden sağlıklı bir şekilde devam edebilme adına Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Bakanlığının koordinasyon toplantısını telekonferans ile gerçekleştirdi.



Bakan Pakdemirli’nin başkanlığında yapılan toplantıya Bakanlığın 33 genel müdürü telekonferans yönetimiyle katılım sağladı.

Yapılan toplantıda çiftçi ve üreticilerin süreçten etkilenmemesi adına alınabilecek tedbirler, vatandaşların gıdaya ulaşması noktasında alınacak önlemler, gıda arzı ve güvenliği, fiyat hareketlenmelerinin takibi ve tarımsal faaliyetlerinin süreçten etkilenmeden sürdürülebilmesi için izlenmesi gereken yol ve alınacak tedbirler ele alındı.


 
 
24.03.2020
Devamı

Korana Virüsle Gıda’nın Önemi Bir kez Daha Anlaşılmış Oldu

Çinin Wuhan kentinde başlayan Covid 19 yani halk arasında Korona virüs dünyayı adeta esir almışken, bir yandan virüse ve ölümlere çare aranırken bir yandan da insanların yaşamını sürdürmesi için gerekli gıdaların temini için çalışmalar yapılıyor. Birçok ülke tarım ve gıda üretiminin devamı için önlemler açıkladı.

Konunun iki boyutu var. Birincisi, koronavirüsün tarım ve gıda ürünleri ile bulaşıp bulaşmadığı. Diğer boyutu ise ülkelerin aldıkları önlemler çerçevesinde sınırların kapatılması, ulaşımın engellenmesi, bazı ülkelerde sokağa çıkma yasağına kadar varan önlemlerin tarım ve gıda üretimini, tüketimini nasıl etkileyeceğidir.

Salgının en etkili olduğu Avrupa Birliği ve Çin başta olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri ile Dünya Sağlık Örgütü kaynaklarının tamamı, gıda tüketimi ile korona virüsünün bulaştığına dair bir kanıt olmadığı konusunda hemfikir.

Amerika Tarım Bakanlığı (USDA) internet sitesinde korona virüs ve gıda ile ilgili bilgilendirmeler yapıyor. Korona virüs ile ilgili en çok merak edilen sorulara yanıt verilirken besin güvenliği ile ilgili sorular için özetle şu değerlendirme yapılıyor: “COVID-19’un gıda veya gıda ambalajı ile bulaşabileceğini gösteren herhangi bir rapor, bir kanıt yok. Bununla birlikte, yiyecekleri tutarken veya hazırlarken hijyen kurallarına dikkat etmek gerekir. Ellerinizi ve yüzeyleri sık sık yıkamak, çiğ etleri diğer gıdalardan ayırmak, doğru sıcaklıkta pişirmek ve gıdaları hemen soğutmak her zaman önemlidir.

Çin’den ve diğer ülkelerden Amerika Birleşik Devletleri’ne ithal edilen gıdalar COVID-19’un yayılma riski altında. COVID-19’dan etkileniyor mu?” sorusuna ise; “Şu anda, ithal edilen mallarla ilişkili COVID-19 iletimini destekleyen hiçbir kanıt yoktur ve ABD’de ithal edilen mallarla ilişkili bildirilmiş COVID-19 vakası yoktur.” yanıtı veriliyor. Ayrıca ülkede üretilen gıdaların virüs bulaştırdığına dair kanıt olmadığı da vurgulanıyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü(FAO) korona virüsün gıda kaynaklı olmadığını, gıdalardan bulaştığına dair bir kanıt olmamasına rağmen gıda hijyenine dikkat edilmesi gerektiği konusunda uyarılar yapıyor. FAO, hayvanların taşınması ve gıda zincirinde hijyene dikkat edilmesinin halk sağlığı için gerekli olduğunu ve bulaşıcı hastalıkların önlenmesine ve kontrolüne yardımcı olacağını duyurdu.

Avrupa Gıda Güvenliği Ajansı (EFSA) yaptığı açıklamada yeni korona virüsün (COVID-19) şu anda “gıdaların muhtemel bir kaynak veya bulaşma yolu olduğuna dair bir kanıt” olmadığını duyurdu.
Ülkemiz  genel olarak bugüne kadar süreci iyi yönetti. Bilim Kurulu rehberliğinde alınan önlemler yerinde. Tarım ve gıda konusunda ise, Türkiye’nin virüsün başladığı Çin’den tarım ve gıda ürünü ithalatı çok sınırlı. Bu nedenle Çin kaynaklı bir sorun yaşanması beklenmiyor. Avrupa Birliği ise, Türkiye’nin dış ticaretinde çok önemli bir pazar. Hem ithalat hem de ihracat açısından. Korona virüsün şu anda en etkili olduğu İtalya ve İspanya bir çok üründe Türkiye’nin en ciddi rakipleri. İtalya ve İspanya’dan ürün tedariki yapamayan ülkeler Türkiye’ye yöneliyor. Fakat Türkiye’nin buna hazırlıklı olup olmadığını tam anlamı ile söyleyemeye biliriz.

Türkiye, korona virüs nedeniyle iş yapma bakımından şu anda bir çok Avrupa ülkesine göre daha güvenilir ve temiz. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa’dan Amerika’ya seyahat yasağı uygularken Türkiye’yi bu kapsamın dışında tutması bile bunun önemli göstergelerinden birisi.

Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada da ifade edildiği gibi Türkiye’nin yeterli gıda stoğu var. Fakat, birilerinin korona virüs endişesini fırsat bilerek ürünleri fahiş fiyatla satmasına kesinlikle izin verilmemeli.

 Koranavirüs salgını ile gıdanın bir kez daha çok önemli olduğu anlaşılmış oldu. Türkiye;  korana virüs den ders çıkartarak dünya pazarında hatırı sayılır gıda ihracatçısı olabilir. Dileğimiz bir an önce başta ülkemiz ve dünya bu virüsten biran önce kurtulur.
 
 
 
 
24.03.2020
Devamı

“SAĞLIKLI GÜNLER PEŞİMİZİ BIRAKMASIN”

Tüm dünyada Korona Virüsü (COVID-19) salgını nedeniyle hayat durdu.
Okullar tatil oldu, marketlerde kolonya, kağıt peçete, un, yağ, salça ve makarna rafları boşaldı.
Online eğitime geçiş yapıldı. Pek çok kurum ve kuruluşta, Ülkemizde pek de yaygın olmayan evden çalışma (Home Office) sistemine geçildi.

Sosyal mecralarda eller nasıl yıkanır, koronadan nasıl korunurum gibi içerikler oldukça popüler oldu.
Bitki karışımları ve tamamlayıcı ürünler ise herkesin gündemine oturmuş durumda.

Korona salgını nedeniyle herkes bağışıklık sistemini güçlendirmek için çabalıyor. Sosyal izolasyon ile el ve vücut hijyeni en önemli tedbir.
Peki bitkilerin birbirleri ile bilinçsiz bir şekilde karıştırılması nasıl sorunlara yol açar bu panik ortamında bunu hiç düşündünüz mü?
Her şeyden önce gebelik durumunuz veya şeker, kalp, tansiyon vb. rahatsızlıklarınız var ise mutlaka hekiminize danışarak, izin verdiği bitki çaylarını yine belirttiği ölçüde ve uygun demleme tekniklerini kullanarak tüketmelisiniz.

Papatya ve yasemin çayını fazla kaçırıp uyuklamak, biberiye ve kekik çaylarını bilinçsiz tüketip tansiyonunuzu oynatmak, sinameki kullanımını abartıp bağırsaklarınızı tembelleştirmek istemiyorsanız tabi.

“Uygun olmayan şekilde hazırlanan bitkiler faydadan çok zarar verir”
Demleyeceğiniz bitkilerin seçimine ve kullanımına oldukça dikkat etmemiz gerekiyor. Özellikle karışım olarak sunulan hazır bitki çaylarının etiketini mutlaka okumalı, içeriği hakkında bilgi sahibi olmalısınız. Nereden toplandığı belli olmayan bitkileri ise kullanmamanızı tavsiye ederim. Hele ki şu günlerde el ile temas edilebilen, ambalajsız ürünlerden uzak durmakta fayda var.
Ihlamur, ekinezya, zencefil, adaçayı, kuşburnu gibi bitki çaylarının bağışıklık sistemini güçlendirdiğini bilmeyen kalmamıştır. Fakat, bu bitkilerin beklediğiniz yararı sağlayabilmesi için bilinçli hazırlanması gerekiyor.

Adaçayını sıcak su ile demleyerek kullanabilirsiniz. Aynı zamanda boğaz rahatsızlıklarına da iyi geldiği için gargara da yapabilirsiniz.
Soğuk algınlığına iyi gelen ve özellikle boğazı ve göğsü rahatlattığı için kullandığımız ıhlamur çiçeklerini, bilinenin aksine kaynatmayıp yine demleyerek kullanmalıyız.

Ekinezya yine pek çoğumuzun kış aylarında sıklıkla tükettiği bir bitkidir. Onu da kaynamış suda demleyerek tüketebilirsiniz. Yine fazla tüketiminde mide bulantısı ve baş ağrısına yol açar.
Ortalama demleme süresi 10-15 dakika aralığında, ağzı kapalı olarak yapılmalıdır.

Bitki çaylarını şekersiz içemiyorum derseniz şeker yerine bir kaşık bal kullanmanızı öneririz. Balın sıcak suda etkisinin sadece tatlandırıcı mahiyetinde olacağını ise unutmayın.
Şifa kaynağı arı ürünlerini bu süreçte önemseyelim. Balı, toz zencefil, toz zerdeçal ve toz tarçın karışımı ile oldukça lezzetli bir şekilde tüketebileceğinizi söylemeden geçmeyelim.
Bu süreçte bol su içmeye ve portakal, mandalina, yeşil biber, bol bol yeşil yapraklı sebze ve kök sebzeleri tüketmeye özen gösterelim. Meyveleri ve sebzeleri iyice yıkadıktan ve soyduktan sonra bıçaklarımızı tekrar sudan geçirerek dilimleyelim.

Yazının içerisinde de belirttiğim gibi doktorunuza sormadan bilinçsizce bitki tüketiminden uzak duralım. Hiçbir ürün tek başına mucizeler yaratmaz. Sağlıklı beslenmeli, bol su tüketmeli, evimizi ve çalışma ortamımızı sıklıkla havalandırmalı, vücut hijyenimize oldukça özen göstermeliyiz.
Lütfen, imkânınız varsa evde kalın. Bana bir şey olmaz dediğiniz anda risk grubunda olan yakınlarınızı hatırlayın.
Sağlıklı günlerde görüşmek üzere.

Buket SAKMANLI APAYDIN
Ziraat Mühendisi
TAGYAD Yön. Kur. Üyesi
 
24.03.2020
Devamı

Eskiyörük :Çiftçi Üretemez İse Aç Kalırız

Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük, "Soframıza baktığımızda her şeyi üreten çiftçi. Evinde virüs salgınının geçmesini beklemeden riske girerek tarlasında gıdamızı üretip karnımızı doyuruyorsa çiftçimize sahip çıkmaya mecburuz" dedi.

 Başkan Eskiyörük şunları kaydetti.
Halkımız virüs salgını nedeniyle eve kapanmak zorunda kaldı. Yaşamak istiyor. Maalesef çiftçilerimizin böyle bir şansı yok, çünkü çiftçiler de evine kapanır, üretemezse bu defa insanlar aç kalır. Tarımın önemi göz ardı edilemez. 

Soframıza baktığımızda her şeyi üreten çiftçi. Evinde virüs salgınının geçmesini beklemeden riske girerek tarlasında gıdamızı üretip karnımızı doyuruyorsa çiftçimize sahip çıkmaya mecburuz. 
Corona virüsü salgını tehditi devam ederken, bir de açlık tehlikesi ile karşılaşmamamız için temel gıda üretimini güvence altına almalıyız. Bu nedenle Devlet; et, süt, bakliyat gibi temel gıda maddelerinin ürün desteğini artırmalıdır. 

Gıda üretiminin teminatı üretici, üreticinin teminatı Kooperatiflerdir. 
Gıda üretiminin devamlılığını sağlamak için üreticilerimizin desteğini artırmalıyız. Üretici para kazanmalı ki, bu olumsuz şartlara rağmen üretimi sürdürebilsin.
Örneğin temel gıda olan et ve süt için, yemin kilosuna 10 kuruş, sıcak süte 5 kuruş, soğuk süte 10 kuruş, kontrollü toplanan ve örgütüyle pazarlanan soğuk süt primini de 20 kuruşa çıkararak, bu bedeli hak eden üreticinin yüzünü güldürmeliyiz. 

Gıda güvenliğimizin teminatı yerli üreticimiz ve yerli ürünlerimizdir. İthalat ile kendimizi güvence altına alamayız. 
Bugün, tarımın ve kooperatifleşmenin önemi ile ithalat politikasının yanlışlığı ve riski daha da iyi anlaşılmıştır. Doğru politikalar ile kendi değerlerimize ve zenginliklerimize sahip çıkarak

YERLİ ÜRETELİM, YERLİ TÜKETELİM."     
 
 
24.03.2020
Devamı

Konya'da Yeraltı Suyu Yakın Takibe Alındı

Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü, Türkiye’nin tahıl ambarı olarak bilinen ve ülkemiz sulanabilir arazilerinin yüzde 13’üne sahip olan Konya Kapalı Havzası’nda yeraltı suyunu yakın takibe aldı. Havzada 122 adet kuyuya yerleştirilen sensörler vasıtasıyla yeraltı su seviyesi anlık olarak Ankara’da DSİ Genel Müdürlüğüne iletiliyor.
Konya Kapalı Havzası yıllık ortalama yağış miktarı bakımından Türkiye ortalamasının altında olmasına rağmen, kullanılan yeraltı suyu bakımından Türkiye ortalamasının üstünde tüketimin yapıldığı bir havza konumunda bulunuyor.

Ülkemiz tarımı açısından önemli bir yere sahip olan Konya Ovası’nda yapılan tarımın sürdürülebilirliğinin sağlanması ve mevcut yeraltı sularının korunması büyük önem arz ediyor.

122 KUYU SENSÖRLERLE TAKİP EDİLİYOR
Bu bağlamda DSİ Genel Müdürlüğü ile KOP Bölge Kalkınma İdaresi (KOPBKİ) arasında 2016 yılında imzalanan protokol ile “Konya Kapalı Havzası Yeraltı Suyu Potansiyeli ve Geleceğinin Araştırılması Projesi” hayata geçirilmişti.
Proje kapsamında Konya Kapalı Havzasındaki DSİ’ye ait 122 adet yeraltı suyu gözlem kuyusuna, su seviyesini, sıcaklığını ve elektriksel iletkenliğini otomatik olarak ölçebilen ve ölçtüğü verileri GSM hattı üzerinden anlık olarak DSİ Genel Müdürlüğüne yollayabilen sensörler takıldı.



SİSTEM GEREKİRSE BAŞKA KUYULARA TAŞINABİLİYOR
Kuyuların üzerindeki betonarme kabinler içerisine yerleştirilen sistemlere dışarıdan müdahale önlendiği gibi gerekli olan enerji ise kabinler üzerine yerleştirilen güneş enerjisi sistemi sayesinde sağlanıyor. Portatif olarak geliştirilen bu sistem gerek görüldüğü takdirde tüm ekipmanları ile birlikte benzer nitelikteki başka bir kuyuya da taşınabiliyor.



HEDEF, YERALTI SUYU KULLANIMINDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
2019 yılı sonu itibarıyla 122 adet kuyudan yeraltı suyu seviyelerinin anlık olarak takip edildiğini ifade eden Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli ise “Bu sistem sayesinde Konya Kapalı Havzasında yeraltı suyu seviye değişimleri ile su çekimleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı hedefliyoruz. Ayrıca, Konya Kapalı Havzasında yer alan alt havzaların birbirleri ile olan su ilişkilerinin araştırılması ve miktarlarının belirlenmesi, elde edilen veriler ışığında yeraltı suyunun kullanımının sürdürülebilirliğinin belirlenmesini de amaçlıyoruz” diye konuştu.

“HER DAMLANIN KIYMETİNİ BİLİYORUZ”
Yaptıkları çalışmalarla dış havzalardan Konya Kapalı Havzasına su getirdiklerinin de altını çizen Bakan Pakdemirli “Böylece Konya tarımı için büyük öneme sahip olan yeraltı suyunu da desteklemeye başladık. Yeraltı sularının anlık takip altına alınmasıyla yeraltı su haritamızı güncel olarak önümüzde tutuyoruz. Elde edilen veriler ışığında geleceğe dönük yol haritamızı oluşturuyor, suyun her damlasının kıymetini bilerek çalışmaya devam ediyoruz” değerlendirmesinde bulundu.​
 
 
23.03.2020
Devamı

Bayraktar :Ekonomik İstikrar Paketinde Tarım Göz Ardı Edilmemeli

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “Ekonomik İstikrar Kalkanı” paketinde diğer sektörlerin ihtiyaçlarının acil görüldüğü ancak ülkemizin gıda güvencesini sağlayan tarım sektörünün göz ardı edildiğini belirtti.

Tarım sektörünün öncelikli olacağı, üretici ve tüketicilerin korunacağı yeni bir pakete ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Bayraktar, “İnsanlarda aç kalma korkusu ve yeterli beslenme endişesinin ağır bastığı şu günlerde tarım birinci önceliğimiz olmalıdır” diye konuştu.

Bayraktar, Çin’den başlayarak dünya geneline yayılan COVİD-19 salgını ile mücadele edilen süreçte gıda güvencesinin sağlanmasının, yeterli ve kaliteli gıdaya ulaşmanın öneminin bir kez daha ortaya çıktığını bildirdi.

Fedakar Türk çiftçisinin en zor dönemde bile canla başla üretmeye, bu süreçte de sofralarımızı donatmaya devam edeceğini belirten Bayraktar, “Bu süreçte en stratejik sektörlerden biri olan tarıma daha fazla önem verilmeli ve çiftçilerin üretimde kalması, arzın aksamaması için acil önlemler alınmalıdır. Tarımsal üretime giden yoldaki tüm engelleri kaldırmalıyız” diye konuştu.
 
Bayraktar tarım sektörü için acil olarak çözüme kavuşturulması gereken beklentileri şöyle sıraladı:

“Ziraat Bankası, Tarım Kredi Kooperatifleri ve özel bankalara olan kredi borçları faizsiz ertelenmeli veya yapılandırılmalıdır.

Üretimin sürdürülebilirliği için bir defaya mahsus faizsiz kredi verilmelidir.

Tarım ve hayvancılıkta kullanılan elektrik borçları ile tarımsal sulama borçları faizsiz olarak ertelenmelidir.

Ödenmesi gereken destekler biran evvel ödenmelidir.

Maliyetlerin düşürülmesi için elektrik fiyatları başta olmak üzere girdi fiyatları indirilmelidir.

Bağ-Kur prim borçları başta olmak üzere çiftçilerimizin vadesi gelen tüm ödemeleri ertelenmelidir.

Yem fiyatları iyileştirilmeli, hayvancılık yapan üreticilerimize yem kredisi verilmelidir.

Son zamanlardaki üreticide hayvan fiyatlarındaki düşüşün önlenmesine dair gerekli tedbirler alınmalıdır.”
 
 
 
19.03.2020
Devamı

Başkan Akçan : Corana'da Tarıma, Çiftçiye Destek Yok

 TÜRKOB Başkanı Savaş Akcan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın corana krizinin ekonomik zararlarına azaltmak için verilecek destekleri açıkladı. Ancak açıklanan desteklerde tarıma, çiftçiye destek yok  diyerek Twitter hesabından  açıklamada bulundu. Akcan twitter hesabından şunları kaydetti.

Sayın Cumhurbaşkanı Corona krizinin ekonomik zararlarını azaltmak için verilecek destekleri açıkladı. Tarıma, çiftçiye destek yok. Çiftçinin kredi borçlarına temas yok, gübre, mazot, elektrik, zirai ilaç ve işçilik maliyetleri ile ilgili özendirici ve üretim artırıcı tedbir yok.

Muhtemelen bu konu hakkında Sn Başkan gerektiği kadar bilginledirilmedi. 5 milyon üyesi olan ve 18 yıldır aynı koltukta oturan Ziraat Odaları Başkanı Şemsi Paşa dan ses yok. Bu şartlar altında üretim yapan çiftçi dostlarımız, yılmadan, tükenmeden üretime devam etmek zorundayız.

Unutmadan da söyleyelim, önümüzdeki günlerde bu maliyetler altında piyasaya çıkacak ürünlerin fiyatlarının yüksek olmasından dolayı kimse çiftçiye sarmasın. “Tarlada izi olmayanın, harmanda
yüzü olmaz”




 
19.03.2020
Devamı

Bitkisel Üretim Desteklerinin Başvuru Tarihleri Uzatıldı

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, bitkisel üretim desteklemeleri kapsamında yer alan fark ödemeleri, iyi tarım uygulamaları ve organik tarım desteklemelerinin son başvuru tarihlerinin uzatılmasına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur.

Bakan Pakdemirli bitkisel üretim desteklemelerine ilişkin şunları kaydetti.

“Dünya’da pandemi olan ve ülkemizde de etkisini gösteren COVİD-19 salgını, günlük yaşamı etkileyecek konuma gelmiştir. Bu doğrultuda hükümetimiz tarafından kamu sağlığını gözeten tedbirler ivedi olarak alınmakta ve uygulanmaktadır.
Bu çerçevede; kamu sağlığının korunması için alınan tedbirler nedeniyle, üreticilerimizin fark ödemesi desteğine başvuramaması ve neticesinde mağdur olmamaları amacıyla 2019 yılı ürünü olan;

“Yağlı Tohumlu Bitkiler ile Dane Zeytine yönelik fark ödemesi destekleri son başvuru tarihi 30 Nisan 2020’ye,
Hububat, Baklagil ve Dane Mısır fark ödemesi destekleri son başvuru tarihi 29 Mayıs 2020’ye,
İyi Tarım Uygulamaları ve Organik Tarım desteklemeleri son başvuru tarihi 30 Nisan 2020’ye uzatılmıştır.

Ayrıca Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) yapılan başvurular, 30 Haziran 2020’ye kadar devam etmekle birlikte, çiftçilerimiz il/ilçe müdürlüklerimize gelmeden ÇKS başvurularını (Çiftçi Kayıt Sistemi) e-devlet üzerinden de yapabileceklerdir.”​
 
 
19.03.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli : TMO Stoklarında Yeteri Miktarda Ürün Bulunmaktadır

Tarım ve Orman Bakanı  Dr. Bekir Pakdemirli, “Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) stoklarında besici, yetiştirici, sanayici ve tüketicinin ihtiyacını karşılayacak yeterli miktarda ürün bulunduğuna dair açıklamalarda bulundu.

Bakan Pakdemirli açıklamada şunları kaydetti.
“Yeni Koronavirüs (COVID-19) salgınının ülkemizde görülmesi ile ülke genelinde alınan tedbirler bir ileri aşamaya taşınmıştır. Bakanlığımız, Ticaret ve Sağlık Bakanlıkları ile koordineli bir şekilde gerekli tüm önlemleri almaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığı olarak Dünyada Koronavirüs vakalarının görülmeye başlandığı tarihten itibaren olası senaryolar üzerinde çalışarak gerekli tedbirleri haftalar öncesinden almaya başladık. Temel gıda ürünlerinin üretim, stok ve tedarik zincirinde şuan için bir sıkıntı bulunmamaktadır. Önümüzdeki dönemde de herhangi bir olumsuz durum beklenmemektedir.



Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) stoklarında besici, yetiştirici, sanayici ve tüketicinin ihtiyacını karşılayacak yeterli miktarda ürün bulunmaktadır.

TMO, hububat ve bakliyat satışlarına sezon sonuna kadar devam edecek.
Ayrıca TMO stoklarında yer alan pirinç, nohut ve mercimekler toptan satışların yanı sıra halkımızın uygun fiyatla tüketebilmesini teminen ülke genelinde yayılmış yaklaşık 150 TMO satış noktasında perakende olarak da satılmaktadır.

TMO işyerlerine erişim imkanı olmayan tüketicilerimiz ise https://www.epttavm.com online satış sistemi üzerinden ürünleri temin edebilmektedir. Bunun yanında kısa bir süre sonra hasat sezonu başlayacak olup mevsim koşulları dikkate alındığına üretim yönüyle bir sıkıntı görülmemektedir.
İç ve dış piyasalar yakından izlenmekte olup piyasaların sağlıklı işleyişi ve ihtiyaçlarına yönelik alınan her türlü tedbir halkımızla paylaşılacaktır”
 
 
18.03.2020
Devamı

TMO'nun KABUKLU FINDIK SATIŞINA YOĞUN TALEP

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)’nun 2 Mart 2020’de satışa açtığı 20 bin ton kabuklu fındığa 80 bin ton talep geldi.
TMO stoklarında bulunan ve 02 Mart 2020 tarihinde satışa açılan kabuklu fındığa 50’nin üzerinde firmadan yaklaşık 80 bin ton talep geldi. TMO, gelen talepler doğrultusunda daha fazla firmaya ürün verebilmek için satışa sunulan depoların tasfiye durumunu da değerlendirilerek satışa açılan ürün miktarını 22 bin tona çıkardı.
 
300 MİLYON USD FAZLADAN İHRACAT GELİRİ SAĞLANDI
TMO’dan yapılan yazılı açıklamada, Kurumun 2019 Ağustos ayında üreticilerden kabuklu fındık alımına başladığı belirtilerek, “Piyasa fiyatları 14 – 14,5 TL/kg civarında oluşmuşken TMO, 16,5 – 17 TL/kg fiyat açıklayarak piyasa fiyatlarının üreticiler lehine yükselmesini sağlamıştır. TMO’nun yaptığı başarılı regülasyonla fındık fiyatları Şubat Ayı’na gelindiğinde 20 TL/kg üzerine çıkmıştır. Sezon ortalaması düşünüldüğünde Kurumumuz uyguladığı politikalar sayesinde üreticimizin 1,5 Milyar TL ilave gelir kazanmasını, dış ticarette de ülkemizin 300 Milyon USD fazladan ihracat geliri kazanmasını sağlamıştır.” denildi.
 
TMO’nun, faaliyet alanında olan ürünlerin piyasalarını yakından izlemekte olduğu belirtilen açıklamada, “Gelinen noktada üreticimizin elinde fındık stokunun kalmadığı, piyasalara arzın yavaşladığı gözlenmiş, fındık ihracatımızın kesintiye uğramaması ve stoklarımızda bulunan kabuklu fındıkların değerlendirilmesi amacıyla Mart ayı için 20 bin ton kabuklu fındığın satışa” çıkarıldığı aktırıldı.
 
20 BİN TON FINDIĞA 80 BİN TON TALEP GELDİ
TMO yazılı açıklamasında satışa açılan stoklara 50’nin üzerinde firmadan yaklaşık 80 bin ton talep geldiği belirtilerek, “Gelen talepler neticesinde daha fazla firmaya ürün verebilmek için satışa sunulan depolarımızın tasfiye durumu da değerlendirilerek satışa açılan ürün miktarı 22 bin tona çıkarılmıştır.  Başvuru yapan tüm firmalara satış yapılacak miktar; talep ettikleri miktarın, o depoya yapılan toplam başvuru miktarına oranlanması ile belirlenmiştir. Parasını yatıran firmalara 04 Mart itibarıyla teslimatlar başlamış olup devam etmektedir.” vurgusu yapıldı.  
 
SATIŞLARI 6 KİŞİLİK KOMİSYON YÜRÜTÜYOR
Ofis, satış işlemlerinin 6 Kişilik komisyon tarafından yürütülmekte olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti: “4 personel tarafından imza altına alınmaktadır (Ekip Şefi, Eksper, Depo Memuru, Tartım Memuru). Satış ve analiz süreçlerinin tümü şeffaf ve izlenebilir şekilde yapılmakta olup takip etmek isteyen herkese açıktır. Bunun dışında analiz aşamasında alıcının da şahsen müşahede etmesi sağlanmakta, sonuç evrakları da yine alıcı tarafından imzalanmaktadır. Depolarımızın iç - dış mekânı ve randıman analiz odaları sürekli olarak kamera ile izlenmekte ve bu görüntüler kayıt altına alınmaktadır.”
TMO açıklamasında, satışların %50 sağlam iç üzerinden yapılmakta olduğunu, satışlarda her çuvaldan numune alınarak randıman tayini yapıldığına vurgu yaparak, “Alınan numunelerden üç ayrı analiz yapılarak, bu analizlerin ortalaması esas alınıp fındık satış fiyatı”nın belirlendiği aktarıldı.
 
Toprak Mahsulleri Ofisi, satışa açılan miktar ve satış fiyatlarının 31 Mart 2020 tarihine kadar geçerli olacağını Nisan ayı için ise tekrar talep toplanarak firmalara satışa açılacak miktar kadar tahsis yapılacağını da aktardı.
 
 
16.03.2020
Devamı

Gürer'in Soru Önergesi "Tarım Kredi'de Kaç Çiftçi İcralık" Açıklanmadı

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Tarım ve Orman Bakanlığı’na yönelttiği soru önergesinde tarım kredi kooperatiflerince proje karşılığı çiftçilere verilen destek miktarı ile kredi borçlarını ödeyemediği için takibe düşen çiftçi sayısını sordu.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Gürer’in önergesine verdiği yanıtta, Tarım Kredi Kooperatifleri olarak “250.000 Düve Projesi” ve “Genç Çiftçi Projesi”ne destek verilmekte olduğunu belirtti ancak kredi borcunu ödeyemediği için takibe düşen çiftçi sayısı hakkında bilgi vermedi. Bakan Pakdemirli’nin yanıtını değerlendiren önerge sahibi Gürer ise “Soru önergemizde çiftçilerimizin durumunun belirlenip varsa çözüm önerilerinin ortaya konulması için borcunu ödeyemeyen ve bu nedenle takipte olan çiftçi sayılarının açıklanmasını istedik. Ancak Bakanlıktan gelen yanıtta, desteklemelerle ilgili bilgiler verilirken ne yazık ki, takipte olan, icralık durumda bulunan çiftçilerin sayısı açıklanmamış. Bakanlık, var olan sorunları saklayarak bu sorunların çözülmesine katkı sağlayamaz” dedi. 
 
 
16.03.2020
Devamı

Yeni Koronavirus ile ilgili açıklama TVHB Başkanı Eroğlu’dan geldi

TVHB Merkez Konseyi Başkanı  Ali Eroğlu, Dünya’nın ve Türkiye’nin gündemi olan Yeni Koronavirus Hastalığı  ile ilgili basın açıklaması yaptı.
 
Başka Eroğlu; “Virüslerin hepsinin de kendine özgü bir bulaşma döngüsü ve konakçı spektrumu bulunmaktadır. Bu nedenle de bir bilgi kirliliği oluşmaktadır. Evcil hayvanlarda çok uzun yıllardır görülen bu koronavirüslerin insanlarda neden olduğu bir salgın bulunmaktadır.” Dedi
 
Coronaviridae ailesinin Orthocoronavirinae alt ailesinde, alfakoronavirüsler, deltakoronovirüsler, gamakoronovirüsler ve betakoronovirisler olmak üzere 4 ayrı genusu (cins) bulunmaktadır.
 
Bunlardan Alfakoronavirüsler; insan, yarasa, domuz, kedi ve köpekleri enfekte eden 17 ayrı virüs türünü içermektedir. Deltakoronavirüsler; yaban ördeği, bülbül, gece balıkçılı, saz tavuğu ve ispinoz gibi kuş türlerini enfekte eden toplam 7 virüs türünü içerir. Gamakoronavirüsler; kanatlılar ve balinayı enfekte eden 2 ayrı virüs türünü içerir. Tavuklarda infeksiyöz bronşitise neden olan bir enfeksiyondur.
 
Betakoronavirüsler cinsi altında yeni bir virüs tanımlanmıştır. Son yirmi yılda 2002’de SARS-CoV, 2012'de MERS-CoV ve 2019’da SARS-CoV-2 salgını ortaya çıktı. MERS’in tek hörgüçlü develerden insanlara, SARS’ın ise misk kedileri veya yarasadan insanlara geçtiği bildirilmiştir.
 
Son paylaşılan bilimsel yayınlar incelendiğinde bir yarasa koronavirüsü ile SARS COV-2’nin %96 oranında benzerlik gösterse de COVID-19 yayılımında veya kökeninde hangi hayvanların rolü olduğu netlik kazanmamıştır. Bu nedenle diğer hayvanlarda tespit edilen koronavirüslerle genetik analizler yapıldıkça tahmini köken belirlenebilir.



 
COVID-19 salgını konusunda bilgi kirliliğini önlemek amacıyla bazı konuların belirtilmesinde fayda bulunmaktadır. Koronavirüsler birçok canlı türünü enfekte edebilmektedir. Koronavirüslerin sadece bazı türleri hem insanlarda hem de hayvanlarda hastalık yapar iken, birçok türü sadece hayvanlarda hastalığa neden olmaktadır. Örneğin sığır koronavirüsleri (Bovine coronavirus) sadece sığırlarda, kedi koronavirüsler (Feline Coronavirus-FIP),  köpek koronavirüsleri (Canine coronavirus) tavuklarda infeksiyöz bronşitise neden olan diğer bir korovirüstür ve sadece belirtilen bu canlılarda hastalık yapmaktadır.
 
Bu virüslerin hepsinin de kendine özgü bir bulaşma döngüsü ve konakçı spektrumu bulunmaktadır. Bu nedenle de bir bilgi kirliliği oluşmaktadır. Evcil hayvanlarda çok uzun yıllardır görülen bu koronavirüslerin insanlarda neden olduğu bir salgın bulunmaktadır.
 
Dünya Hayvan Sağlık Örgütü (OIE) tarafından paylaşılan bilgilerde, evcil hayvanlardaki durum şu şekilde anlatılmaktadır. Hong Kong’ta, 26 Şubat tarihinde COVID-19 pozitif bir insanın evinde bulunan 17 yaşındaki bir köpekte SARS-COV-2 tespit edilmiştir. Elde edilen veriler ışığında, uzmanlar tarafından bulaşmanın hayvan sahibinden köpeğe doğru olduğu yorumlanmıştır. Köpek ise hiçbir klinik belirti göstermemiştir. Hastalığın yayılmasında köpeklerin bir rol oynadığına veya köpeklerin bu hastalığa yakalandıklarına dair hiç bir kanıt yoktur. Farklı hayvanların COVID-19 virüsü ile hastalanıp hastalanmayacağı ve mekanizmasının anlaşılabilmesi için daha fazla çalışmanın yapılmasına ihtiyaç vardır.
 
COVID-19 yayılmasının sebebi insandan insana bulaşmadır. Şimdiye kadar, evcil hayvanların hastalığı yayabileceğine dair bir kanıt bulunmamıştır.
 
Hayvanlara dokunurken, bakımları yapılırken temel hijyen ve biyogüvenlik kurallarına her zaman uyulmalıdır. Bu kurallar; hayvanlara yaklaşmadan önce veya sonra ve hayvanların yemlerine, eşyalarına dokunmadan önce ve sonra ellerin yıkanmasını ve çok yakın temastan kaçınmayı içerir. Bu kurallar sadece bu salgına özel olmayıp hayvanların ve insanların sağlığının korunması için her zaman uygulanması önemlidir.
 
COVID-19 hastası olan ya da tıbbi gözetim altında bulunan kişiler, evcil hayvanlarıyla yakın temastan mümkün olduğunca kaçınmalı ve başka biri hayvanlarla ilgilenmelidir. Eğer hasta kişiler kendi hayvanlarıyla ilgilenmek zorundaysa belirtilen biyogüvenlik ve hijyen kurallarına uymalı ve mümkünse maske takmalıdır.
 
COVID-19’un hayvandan hayvana bulaşması ile ilgili bir kanıt olmamasına rağmen COVID-19 yönünden pozitif bulunan hayvanların diğer hayvanlardan uzak tutulması yapılabilecek en iyi uygulamadır. Belirtilen bu paylaşımlar Dünya Hayvan Sağlık Örgütü tarafından yapılmıştır.
 
Yeni ve yeniden ortaya çıkan hastalıkların daha çok hayvan kaynaklı olduğu görülmektedir. Yaban hayatında yapılan araştırmalar arttıkça elde edilecek veriler ile ileride olası insan ve hayvan salgınlarına neden olabilecek virüslerin erken tespiti sağlanabilecektir. Örnek vermek gerekirse SARS, MERS gibi koronavirüs enfeksiyonları, Ebola, Marburg, Lassa Fever, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, Kuduz, Zika virüsü ve Batı Nil virüsü gibi dünyada insan sağlığını çok ciddi şekilde etkileyen viral hastalıkların yaban hayatı ve/veya hayvan ile ilişkili olduğu görülmektedir. Bunun dışında Şarbon, Tüberküloz gibi birçok bakteriyel ve birçok paraziter zoonotik hastalıklar insanları etkileyerek toplumda korku ve paniğe neden olmaktadır.
 
COVID-19’un kaynağının hayvanlar olduğu düşünülse de hastalığın nereden ortaya çıktığı kesin olarak tespit edilebilmiş değildir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ve diğer uluslararası kuruluşlara göre henüz COVID-19 salgınının gıdalarla bulaştığına dair herhangi bir bilimsel delil yoktur. Ayrıca COVID-19 ile benzer hastalıklar olan SARS ve MERS’te de gıda kaynaklı bildirilmiş bir vakaya rastlanmamıştır. Ancak virüsün yüzeylerde ve cisimlerde uzun bir süre canlı kalabildiği ve bu cisimlere temas eden kişilere bulaşabildiği bilinmektedir. Genel olarak, koronavirüsler -20°C'de donmuş ortamlarda iki yıla kadar enfeksiyöz karakterlerini koruyabilmektedir. SARS-CoV ve MERS-CoV üzerinde yapılan çalışmalar, bu virüslerin sıcaklık, nem gibi parametrelerin kombinasyonuna bağlı olarak günlerce farklı yüzeylerde kalabileceğini göstermiştir. Bu noktada gıdaları da bir cisim gibi düşünmek mümkündür. Bu nedenle COVID-19’un bulaşmasının önlenmesi için genel gıda hijyeni tedbirlerine uyulması tavsiye edilmektedir. Bu noktada açıkta satılan gıdaların toz-toprak, kirli yüzeyler veya kişilerce teması engellenmelidir. Öncelikle hastalık belirtisi gösteren personelin gıda işletmelerine girişi sınırlandırılmalıdır. Başta hayvansal gıdalar olmak üzere gıda işletmelerinde çalışanların el temizliği ve hijyenine dikkat etmeleri gerekmektedir. Koronavirüsler pişirme sıcaklıklarına (70°C) duyarlıdır. Dolayısıyla hayvansal gıdaların iyice pişirildikten sonra tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca çiğ tüketilecek gıdalar ile pişirildikten sonra tüketilecek gıdaların birbirine temas ettirilmemesi çapraz bulaşmaların önlenmesi açısından önem taşımaktadır. Gıda işletmelerinin özellikle sıklıkla temas edilen yüzeylerinin düzenli olarak temizlenmesi COVID-19’udan korunma tedbirleri arasında yer almaktadır.
 
Hayvandan insana geçen zoonotik hastalıklarla mücadele amacıyla dünyada “Tek Sağlık” konsepti ortaya çıkmıştır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE), Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından “Tek Sağlık” konsepti adı altında insanlar, hayvanlar ve çevre için sağlık hizmetlerinin her alanında disiplinlerarası işbirliklerini ve iletişimi genişletmek için dünya çapında bir strateji oluşturulmuştur. Ayrıca, ortak ve hızlı hareket edilmesi, etkin kararların verilmesi için çalışma komiteleri de kurulmuştur. Son olarak bu üçlü yapı tarafından “Üçlü Zoonoz Kılavuzu” (TZG) oluşturulmuştur. Bu kılavuzda sunulan Tek Sağlık yaklaşımının kullanılması, ülkelerin sınırlı kaynaklardan en iyi şekilde yararlanmasına yardımcı olmakta ve küçük üreticilerin geçim kaynakları, zayıf beslenme, ticaret ve turizmin kısıtlanması gibi dolaylı toplumsal kayıpları azaltabilmektedir. Ülkelerin bu kılavuzu kullanarak; çok sektörlü, Tek Sağlık koordinasyon mekanizmaları, stratejik planlama ve acil durum hazırlığı, gözetim ve bilgi paylaşımı, eşgüdümlü soruşturma ve yanıt, zoonotik hastalık tehditleri için ortak risk değerlendirmesi, risk azaltma, risk iletişimi ve topluluk katılımı, işgücü geliştirme konularında ulusal kapasitelerini arttırabilecekleri kılavuzda belirtilmiştir. Tek Sağlık yaklaşımları ile sektörler ve disiplinler arasında birlikte çalışarak insan ve hayvan hayatları kurtarılır, geçim kaynakları sağlanır ve küresel sağlık sistemlerimiz sürdürülebilir bir şekilde iyileştirilebilir.
 
Koruyucu hekimlik, veteriner hekimlerin en önemli hizmetlerinden biri olup, hastalıkların hayvanlara ve insanlara gelmeden önce gerekli önlemlerin alınmasını sağlamaktadır.
 
Yine yaban hayvanı ticaretinin yasaklanması hem yaban hayatının korunmasında hem de hastalıkların yayılımının önlenmesinde etkili olacaktır.
 
Ülkemizin, COVID-19 salgınında verdiği kararlar bu işi ne kadar ciddiye alınması gerektiğini göstermektedir. Salgının, ülkemizde yayılmadan gerekli önlemlerin aktif hale getirilmesi olası bulaşma riskini düşürmüştür. Veteriner Hekimlerin viral hastalıkların teşhisi, epidemiyolojisi ve karantina önlemleri konusunda çok büyük tecrübeleri bulunmaktadır. Veteriner Hekimler, Zoonotik hastalıklar konusunda hayvanlarda yaptıkları çalışmalar ile sağlık camiasına ışık tutup erken uyarı yaparak önlemlerin alınmasını sağlamaktadır. Buna geçmişte viral bir pandemi olan sığır vebası örnek gösterilebilir. Bu hastalıkla, daha dünyada yok iken yerli aşısı üretilerek mücadelesinde başarılı olunmuş ve hastalık, ülkemizde ve tüm dünyada eradike edilmiştir.
Ülkemizde veteriner hekimler tarafından Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüleri’nde hayvanlar için viral ve bakteriyel aşılar üretilmekte, yapılan çalışmalar uluslararası standartlara uygun olarak gerçekleştirilmektedir. Hayvanlarda tespit edilen bu yeni virüsün bulunmasında veteriner hekimlerin çok büyük katkıları bulunduğundan tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tecrübelerine ihtiyaç bulunmaktadır. İleride ülkemizde ve dünyada ortaya çıkacak zoonotik hastalıkların yayılımının erken safhada önlenmesi, gerekli hazırlıkların önceden ve hızlı bir şekilde yapılması için beşeri tıp hekimleri ve veteriner hekimlerin içinde olduğu bir yapının oluşturulmasına ihtiyaç olduğu  bir kez daha ortaya çıkmıştır. Başarılı ve hedeflenen “Tek Sağlık” uygulamaları için, gerek Sağlık Bakanlığı, gerekse Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde yeni bir yapılanma zorunlu hale gelmiştir. Bunun için Sağlık Bakanlığında acilen Veteriner Halk Sağlığı Başkanlığı kurulmalıdır. Sağlık bilimleri alanında yüksek lisans diploması ile mezun olan veteriner hekimler’in modern dünyada olduğu gibi istihdam edilmeleri zoonoz karakterli salgınların takibi, kontrol ve önlenmesinde oldukça önemlidir. 
Hayvan sağlığı, Hayvan Refahı, Veteriner Halk Sağlığı, Çevre Sağlığı, Gıda Güvenliği, Sınır Aşan Hastalıklar ve Biyogüvenlik gibi konularda etkin, yetki ve sorumluluk kargaşası yaşanmayan, bütüncül, motivasyonu yüksek gelişmiş ülkelerde olduğu gibi uluslararası sözleşmelere, kurallara ve kabullere uygun Veteriner Hekimlik Otoritesinin yani Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü’nün Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde oluşturulması kaçınılmaz hale gelmiştir.
Ayrıca Büyükşehir belediyelerinde Veteriner işleri Daire Başkanlıkları, diğer İllerde Veteriner İşleri Müdürlüklerinin ihdas edilmesi gerekmektedir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
 
16.03.2020
Devamı

Bakanlık COVİD 19 Korana Virüs ile ilgili Tedbirlerini Açıkladı

Tarım ve Orman Bakanlığı  Covid19-Korona Virüs hastalığına karşı tedbirlerini artırmaya devam ediyor. Bu kapsamda alınan tedbirler ilgili bir yazılı açıklama yapıldı.
Tarım ve Orman Bakanlığının covid 19 virüs ile ilgili tedbirlerle ilgili şunlar kaydedildi.

Covid19-Korona Virüs Tedbirleri
        Tarım ve Orman Bakanlığımız, Sağlık Bakanlığı ve diğer ilgili bakanlıklarla ilk andan itibaren koordineli olarak çalışmalarını yürütüyor.

         Bakanlığımız bünyesinde Covid19-Korona Virüs değerlendirme ve takip çalışmalarını yürütmek üzere bir Çalışma Grubu oluşturulmuştur. 7/24 teyakkuz halinde çalışmalarını sürdürmektedir.

         Öncelikle belirtmek gerekir ki, ihtiyaç duyulan her türlü gıdaya ait stoklarımız yeterli düzeydedir.

          81 ilde il ve ilçe müdürlüklerimizce gıda işyerlerinde Gıda Hijyen Yönetmeliği ve Hayvansal Gıdalar İçin Özel Hijyen Kuralları Yönetmeliği hükümlerinin sağlandığına yönelik denetimler üst düzeye çıkartılmıştır.

         Gıda işletmelerinde hammadde tedariklerinde ve ürün teslimatlarında gerekli hijyen kurallarının en üst seviyede sağlanmaya başlanılmıştır.

         Gıda denetim ekiplerimiz, açıkta satılan gıda maddelerinin arzında hijyen kurallarına azami özen gösterilmesini sağlayacak, gerekli özen göstermeyenlerin ürün arzına izin verilmeyecektir.
 
        Durumun hassasiyeti nedeniyle gerekirse kolluk güçlerinden destek istenecek, il ve ilçe mülki amirlerle irtibat kurulacaktır.

          Öncelikle toplu tüketim yerleri olmak üzere tüm gıda işletmelerindeki gıda çalışanlarının genel şartlar, el hijyeni, işyeri davranış kuralları ve personel hijyen eğitimi gibi personel hijyen kurallarına sıkı sıkıya uymaları, virüsün yayılmasını önlemede büyük önem arz etmektedir. Bu konuda tüm il/ilçe tarım ve orman müdürlüklerinde görevli kontrol görevlilerimiz gereken hassasiyeti göstermekte ve yapılan resmi kontrollerde bu hususlara çok daha fazla dikkat edilmesi sağlanmaya başlanmıştır.
 
         Çin’den ithal edilen su ürünleri ve hayvansal ürün girişi Ocak ayında alınan karar doğrultusunda durdurulmuş olup, mevcut uygulamamız devam etmektedir.

        Tarım ve Orman Bakanlığı’mızın Alo174 Gıda Hattı ile WhatsApp İhbar Hattı (0 501 174 0 174) vatandaşlarımızın ihbar, şikayet, soru ve sorunlarına ilişkin 7/24 hizmet vermektedir.
 
        Covid19 Virüsün hayvanlarda teşhisine yönelik gerekli altyapı mevcut olup süreç titizlikle takip edilmektedir.

         Egzotik ve Pet Hayvanların ülkeye girişi durdurulmuştur. ​
 
 
13.03.2020
Devamı

Eski Genel Müdür Taşan ZMO'ya Neden Aday Olduğunu Açıkladı

TİGEM’in eski Genel Müdürü ve TAKVA Vakfı’nın Başkanı Mehmet Taşan Ziraat Mühendisleri odasına neden aday olduğunu Anadolu İzlenimleri ’ne açıkladı. Taşan; bütün içten ve samimi duygularını dile getirerek amaçlarını değerlendirdi.
Taşan; “Tarımsal üretimin paydaşları olan üretici, meslek mensubu, akademi, özel sektör ve kamu idaresi ile diğer meslek mensupları ve sivil toplum örgütleriyle pozitif iletişime ve işbirliğine dayalı çözümcü bir yaklaşım sergilemektir.
Meslek mensuplarımızın haklarını her platformda korumayı, kazanımlarını arttırmayı ilke edinen ve bu yolda mücadeleyi hedeflemektir.” Dedi.


TAKVA Başkanı Taşan  Anadolu İzlenimleri ‘ne şunları kaydetti.

“Bir grup üye ve delege meslektaşlarımızla bir araya gelerek, Yeni bir ivme kazandırmak, Birikim ve tecrübelerimizi Mesleğimizin daha da gelişerek hak ettiği seviyeye getirilmesi amacıyla, Herkesin kucaklayan, her kesimden ve her bölgeden katılımla oluşan Birliğe Çağrı Grubu adı altında Genel kurul Seçimlerine katılmaya karar verdik.

10.000 Meslektaşıma istihdam sağlayan TARGEL Projesi, Tarımsal Yayımın özelleşmesi ve meslekte istihdamın artırılması amacıyla Sertifikalı Tarım Danışmanlığı Projesi; Basınçlı Sulama Yatırımları ve Tarımsal Yatırımların Desteklenmesi Pr., Makine Ekipman Desteklemeleri Pr., Kooperatif Yatırımlarına destek sağlayan Kırsal Alanda Sosyal Destek Projesi, “Embriyo transferiyle Damızlık Yetiştiriciliği Projesi”, “Yerli çeşitlerden sebze tohumu ıslah ve üretim Projesi” gibi pojeleri hayata geçirme imkanını bulduk.    
Amacımız; Tarımsal üretimin paydaşları olan üretici, meslek mensubu, akademi, özel sektör ve kamu idaresi ile diğer meslek mensupları ve sivil toplum örgütleriyle pozitif iletişime ve işbirliğine dayalı çözümcü bir yaklaşım sergilemektir.

Meslek mensuplarımızın haklarını her platformda korumayı, kazanımlarını arttırmayı ilke edinen ve bu yolda mücadeleyi hedeflemektir.
Meslektaşlarımızın haklarını korurken, ülkemizin birliği ve geleceğini tehdit eden her türlü oluşumun karşısında durmayı ilke edinmiştir.
Siyasi ve ideolojik önyargılara sahip olmayan, uzlaştırıcı, işbirliğine açık anlayıştaki meslektaşlarımızın bir araya geldiği bir dayanışma grubudur.
Meslektaşlarımızın Kamu ve özel sektörde istihdamını arttırmak için her türlü çabayı göstermektir.
Bu duygu ve düşüncelerle meslek mensuplarımızın desteklerini bekliyoruz. Dedi.
 
 
13.03.2020
Devamı

İran'dan Karpuz Gelmesin

Dünya geneline yayılan koronavirüs salgını gıda güvenliğini yeniden gündeme getirdi. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör, şu dönemde özellikle gıdada ithalat yapılmamasını istedi.
Virüsün görüldüğü İran’dan kavun-karpuz getirildiğine işaret eden Güngör, “Bu tür ithalatlara izin vermememiz lazım” dedi. Güngör, Türkiye’nin buğdayda Rusya’ya bağımlı olduğunu söyledi. 16-17 yılda 60 milyon ton buğday ithal edildiğini anlatan Güngör, 17 milyar dolara yakın para ödendiğini bildirdi. Daha yeni 2.7 milyon ton buğday ithal edildiğini kaydeden Güngör, “Bizim 19 milyon ton buğday üretimimiz var. İhtiyacımız olan ise 21 milyon ton. 2 milyon ton eksiğimiz var. Özellikle bu tür durumlara karşı yerli üretimi artırmamız gerekiyor. Çiftçimizi desteklememiz lazım” diye konuştu. Güngör, bunların dışında özellikle Çin’den naylon oyuncaklar getirildiğini de belirterek bu konularda da önlem alınmasını talep etti. 

CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun da bir salgın anında karantina durumunda stokların önem kazandığına dikkat çekti. Özellikle salgın ve kıtlık durumunda buğdayın anahtar yiyecek olduğuna işaret eden Aygun, “2018 yılında 5.8 milyon ton, 2019 yılında 9.8 milyon ton buğday ithal etmişiz. İthalat giderek artıyor. Diyelim ki sınırlar kapandı, ticaret olmadı, o zaman ‘paramız var ki ithalat yapıyoruz’ söylemi hiçbir şey ifade etmez. Ya da ithalat yaptığımız ülkede salgın oldu, o zaman ne olacak? Dünyadaki bu salgın bize gıda güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu göstermesi açısından ders olmalıdır” dedi.
 
13.03.2020
Devamı

Tarımsal Nüfus Gençleşiyor Projesi Sakarya'da Başlıyor

Sakarya’da “Tarımsal Nüfus Gençleşiyor” projesi kapsamında, gençlere modern tarım yöntemlerini öğretmeyi, hayvancılık ve bitki yetiştiriciliğinde verim düzeyini artırmayı amaçlayan tarım kursları başlıyor. 
İmza programına Kurum İl Müdürleri ile birlikte Karasu İlçe Tarım Müdürü Yutkun Cabak, Akyazı İlçe Milli Eğitim Müdürü Recep Özdemir, Akyazı İlçe Tarım Müdürü Veysel Meydan, Kocaali İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Çuhadar, Kocaali İlçe Tarım Müdürü Volkan Yalım katılım sağladı.
Söz konusu kurs programlarına katılmak isteyen çiftçilerin İŞKUR’ a müracaat etmeleri gerekmekte.Ayrıca, kurs programlarını başarı ile bitiren kursiyerlere Milli Eğitim Bakanlığının modüler eğitim programları çerçevesinde sertifika da verileceği belirtildi.

 Tarım ve Orman Bakanlığı’nın projesi kapsamında, genç çiftçilerin eğitilmelerini sağlamak amacıyla Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Türkiye İş Kurumunun işbirliği ile düzenlenecek olan kurslar, çiftçilerin mesleki niteliklerinin geliştirilmesini amaçlamakta.

Kurs programları Sakarya İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün alanında uzman ziraat mühendisleri, veteriner hekimleri ve teknikerleri tarafından teorik ve uygulamalı olarak verilmek suretiyle güncel ve bilimsel üretim yöntemlerini öğretmeyi hedeflemekte.

Amacımız Genç Nüfusun Tarıma Kazandırılması İl Tarım ve Orman Müdürü Nuri Al, tarımda eğitimin önemini vurgulayarak ve tarım sektörünün her geçen gün kendini yenilediğini ifade ederek, düzenlenecek olan kurslarda çiftçilere teknik bilgilerin yanı sıra tarımda yaşanan yeni gelişmelerin de aktarılacağını belirtti.
Protokol imza töreninde projenin uygulanışı hakkında da bilgilendirmede bulunan İl Müdürü Nuri Al, hızla yaşlanmakta olan tarım nüfusunun gençleştirilmesinin sağlanması, teknolojiyi kullanan tarımsal yenilik ve gelişmeleri takip eden ve uygulayan genç çiftçilerin tarım sektörünün içerisinde yer almasını amaçladıklarını belirtti. Amacımız Tarımda İstihdamın Desteklenerek Artırılması

Düzenlenecek kurslarla ilgili açıklamalarda bulunan Sakarya Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Tekin Kaya, tarımsal istihdamın geliştirilmesinde, bilinçli üretim, modern üretim teknikleri ve profesyonelleşmenin yanı sıra uygulamada oluşabilecek hataların eğitimlerle önüne geçilebilmesinin önemine vurgu yaptı. İl Müdürü Kaya, uzman teknik personellerce verilen bu eğitimler hem teoride hem de pratikte fayda sağlayacağını ve gelişen tarım sektöründe geleceğimiz olan genç nüfusun daha etkin bir şekilde tarımsal faaliyetlerle ilimizin tarımına katkı sağlayacağını belirtti. Ayrıca İŞKUR İl Müdürü Kaya, kurs programlarına katılımı arttırmak amacıyla kursiyerlere cep harçlığı da verileceğini ifade etti. Programda yapılan açıklamada Karasu, Kocaali ve Akyazı ilçelerinde 450 çiftçinin yararlanması sağlanacağı belirtildi. Aynı zamanda, çiftçilerden gelen talep ve ihtiyaçlar dikkate alınarak, kurs programlarının fındık yetiştiriciliği, süt sığırı yetiştiriciliği, arı yetiştiriciliği, çilek yetiştiriciliği, ceviz yetiştiriciliği, baklagil yem bitkisi yetiştiriciliği, meyve ağaçlarında budama, mantar yetiştiriciliği ve seracılık alanlarında uygulanacağı ifade edildi.



 
13.03.2020
Devamı

Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımda Teknoloji Geliştirme Projelerine Destek Verecek

Tarım ve Orman Bakanlığı, tarım sektörünün ihtiyaç duyduğu konularda, bilgi ve teknolojilerin geliştirilmesi, bu bilgi ve teknolojilerin çiftçilerle tarımsal sanayicilere aktarılması amacıyla uygun görülen araştırma geliştirme projelerini destekleyecek.
Bakanlığın, Araştırma ve Geliştirme Destek Programına İlişkin Tebliğ Resmi Gazete'de yayımlandı.

Buna göre, üniversiteler, sivil toplum ve meslek kuruluşları, TÜBİTAK Ar-Ge birimleri ve özel sektörce hazırlanan projelerin başvuru ve değerlendirme süreçleriyle değerlendirme süreci sonunda desteklenmesine karar verilen projeler Bakanlık Ar-Ge Destek Programı'ndan yararlanacak.

Projeler yeni kurulan bir kurul tarafından belirlenecek. Kurul, bakan yardımcısı başkanlığında, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar, Gıda ve Kontrol, Hayvancılık, Balıkçılık ve Su Ürünleri, Bitkisel Üretim ve Tarım Reformu genel müdürlüklerinden birer temsilci, üniversitelerin bahçe bitkileri, bitki koruma, tarla bitkileri, tarım makineleri, tarım ekonomisi, toprak bilimi ve bitki besleme, tarımsal yapılar ve sulama, zootekni, su ürünleri, gıda ve veteriner hekimliği bilim dallarından birer öğretim üyesi ve TÜBİTAK'tan bir temsilci olmak üzere 19 üyeden oluşacak.

Kurul, projelere verilen desteğin durdurulması, iptali, proje yürütücüsü veya üniversiteler için yürütücü kurum değişikliği, proje ortağı kurum değişikliği, bütçe artışı, süre uzatımı ve benzeri konularda karar verecek, ödemeleri karara bağlayacak.

TAGEM'E İLETİLECEK
Kurul, her yıl belirlediği öncelikli konulara ilişkin proje başvurularının Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğüne (TAGEM) sunulması için, her takvim yılında bir kez çağrıya çıkılacak
Proje formatına uygun şekilde hazırlanan projeler, çağrıda belirtilen süre içerisinde TAGEM'e iletilecek.
Desteklenmesine karar verilen projeler, TAGEM'in internet sayfasından ilan edilecek.
Destek ödemesi tarımsal destekleme bütçesinden, Ziraat Bankasında açılan proje hesabına yapılacak.
 
 
 
13.03.2020
Devamı

TARSİM'den Tavuk Üreticisine 150 Bin liralık Ödeme

Sakarya’da faaliyet gösteren sigortalı tavukçuluk işletmesi sahibi İrfan Demiray işletmesini Devlet Destekli Kümes Hayvanları Hayat Sigortası yaptırdı.

Sakarya Kanatlı Hayvan Üreticileri Birliği Başkanı ve aynı zamanda işletmenin sahibi olan Demiray’ın işletmesinde ölümler meydana geldi. Geçtiğimiz gün TARSİM Yönetim Kurulu Üyesi ve Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi Genel Müdürü Serpil Günal; Hayvan Hayat Sigortaları Grup Müdürü Orhan Sarıtepe ve Teknik Danışman Tufan Özel; işletmeye geçmiş olsun ziyaretinde bulundu.

Sakarya Kanatlı Hayvan Üreticileri Birliği Başkanı ve aynı zamanda işletmenin sahibi olan İrfan Demiray’a; işletmede meydana gelen ölümler nedeniyle geçmiş olsun dileklerini ileten Günal, Sarıtepe ve Özel; 150 bin TL’lik hasar ödemesini sembolik çek ile sundu ve yetiştiricilerin tarım sigortasını ihmal etmemesi gerektiğine dikkat çekti. Devlet Destekli Kümes Hayvanları Hayat Sigortası poliçesine sahip olan tavukçuluk işletmesinde; 26 Ocak tarihinde, 23 bin adet broiler tavuk telef olmuştu.
 
 
12.03.2020
Devamı

İnek Sütü Miktarı Yüzde 8,9 Arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2020 Ocak dönemi süt ve süt ürünleri üretimini açıkladı. Buna göre; ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre toplanan inek sütü miktarı yüzde 8,9 arttı. Ocak ayında ticari süt işletmeleri tarafından toplanan inek sütü yağ oranı ortalama yüzde 3,5, protein oranı ise ortalama yüzde 3,2 olarak tespit edildi.
Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ticari süt işletmeleri tarafından yapılan içme sütü üretimi yüzde 8,7 artarak 146 bin 247 ton olarak gerçekleşti. Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ticari süt işletmeleri tarafından yapılan yoğurt üretimi yüzde 8,1 artarak 91 bin 983 ton olarak gerçekleşti.

Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ayran üretimi yüzde 14, tereyağı üretimi yüzde 5,7, inek peyniri üretimi yüzde 0,4 artarken, tam yağlı süt tozu üretimi yüzde 2,5, kaymak üretimi yüzde 5,3, diğer peynirler (koyun, keçi, manda ve karışık sütlerden elde edilen peynir çeşitleri) yüzde 10,8 ve yağsız süt tozu üretimi yüzde 12,3 azaldı.

KÜMES HAYVANCILIĞINDA ARTIŞ
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2020 Ocak dönemi kümes hayvancılığı üretimi verilerini de açıkladı.
Buna göre; Tavuk eti üretimi 2020 Ocak döneminde yüzde 8,8 artarak 183 bin 713 ton, kesilen tavuk sayısı yüzde 6 artarak 103 milyon adet, tavuk yumurtası üretimi de yüzde 1,6 artarak 1,8 milyar adet olarak gerçekleşti.
 
 
12.03.2020
Devamı

Fındık'ta Tarım Sigortası Başvurusu Uzatıldı

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, fındıkta tarım sigortası başvurusu tarihinin 13 Mart'a kadar uzatıldığını bildirdi.
Soydan, yaptığı açıklamada, dün itibarıyla TARSİM'e olan başvuru süresinin dolduğunu söyledi. 

Üreticilerden gelen talep doğrultusunda TARSİM yetkililerince bu sürenin 13 Mart'a kadar uzatıldığı bilgisini veren Soydan, henüz bahçelerini sigorta yapmayanlar için bu sürenin fırsat olduğunu kaydetti.
Soydan, üreticilerin tarım sigortasından kaçınmaması uyarısında da bulunarak, şunları kaydetti:

"Üreticilerimize, doğal afetlerle oluşabilecek zararların en azından bir kısmını telafi edebilmeleri için tarım sigortası yaptırmalarını öneriyoruz. Bölgemizde özellikle mart ve nisan aylarında ciddi zirai don ve heyelanlar yaşanıyor. Üreticilerimizin geçmiş tecrübelere bakarak tarım sigortası yaptırmayı ihmal etmemeleri gerekiyor."
Arslan Soydan, bahçelerini sigortalatan üreticilerin, kullandıkları tarımsal kredilerde erteleme yapma imkanları bulunduğunu da sözlerine ekledi. 
 
 
12.03.2020
Devamı

Meteoroloji'den Süt Üretimine Destek

Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Türkiye Tarımsal Süt Üreticileri Merkez Birliği Arasında İşbirliği Protokolü imza töreninde konuşan Bakan Pakdemirli, süt üretiminde meteoroloji verilerinin kullanımıyla verimlilik artışı hedeflendiğini belirterek, bir bölgede verim alınacak bitki ve hayvan cinsinin belirlenmesinde en önemli faktörlerden birinin meteoroloji olduğunu söyledi.

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Türkiye Tarımsal Süt Üreticileri Merkez Birliği Arasında İşbirliği Protokolü imza törenine katıldı. Protokol, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli'nin himayesinde Meteoroloji Genel Müdürü Volkan Mutlu Coşkun ve Süt Üreticileri Merkez Birliği Başkanı Tevfik Keskin arasında imzalandı.

Türkiye Don Takvimi, Bitki Sıcağa ve Soğuğa Dayanıklılık Haritaları, Bitki Soğuklama İsteği Hesaplama Programı gibi çalışmalarla üreticilere planlama aşamasında bir yerde ilk defa yetiştirilmesi düşünülen bitkilerin o yöreye uygun olup olmadığı konusunda ciddi destek sağlandığını kaydeden Pakdemirli, "Zirai don risk haritalarımız var. 5 günlük zirai don beklentisine dair. Zirai don takvimimiz, bitkilerin sıcak ve soğuğa dayanıklılık programı yeni dönemde devreye girdi. İklim değişikliği son derece önemli, buda meteorolojinin önemini artırıyor. Bana göre her kişi evden çıkarken meteorolojik bilgi alırsa ayağı kaymaz. Yapmış olduğunuz işlerle ilgili riskleri kontrol etmek mümkün olur" diye konuştu.

İklim değişikliğinin etkisiyle meteorolojik bilginin üretimin her aşamasında kullanılmasının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Pakdemirli, bu amaçla, geliştirilen zirai meteorolojik uygulama ve ürünlerin daha çok sayıda üreticiye ulaştırılması, üreticilerin de planlamalarını bu bilgiler doğrultusunda yapmaları için Meteoroloji Genel Müdürlüğünün birçok kurum ve kuruluş ile protokol imzaladığını ifade etti.

Protokolün amacına ilişkin konuşan Pakdemirli, "Maksadımız hayvancılık, tarım ve süt üretiminde verimliliğini artırmak. Bilgiye, bilginin yorumlanmasına verdiğimiz önem önümüzdeki birkaç yılın bilgi çağı olacağını kabul edersek her alandaki bilginin önemli olduğunu gösteriyor. Süt üretimindeki verimi meteoroloji sayesinde ve üreticilerin verdiği hizmet sayesinde artırıyor olacağız. Üreticilerimiz ihtiyaç duyduğu tarımsal meteorolojik bilgilere, tahmin ve uyarılara anında erişim sağlayabilecektir. Bu protokol ile ülkemiz tarım ve hayvancılığına büyük katkılar sağlanacaktır" dedi.
Protokol ile 307 alt birlik ile 740 ilçede 250 bini aşkın üreticiye hizmet veren Merkez Birliği tarafından meteorolojik verilerin daha etkin kullanımının sağlanarak, meteorolojik uyarıların süt üreticilerine etkin şekilde ulaştırılması, böylelikle muhtemel zararların en aza indirilmesi ve ayrıca akıllı tarım uygulamalarına geçişte işbirliği yapılması hedefleniyor.
 
 
11.03.2020
Devamı

Balıkesir Tarım Fuarı Yarın Açılıyor

Balıkesir'in Kepsut ilçesinde her yıl düzenlenen "Balıkesir Tarım ve Hayvancılık Fuarı" 12 Mart'ta kapılarını açacak.
Balıkesir'in Kepsut ilçesinde her yıl düzenlenen "Balıkesir Tarım ve Hayvancılık Fuarı" 12 Mart'ta kapılarını açacak.

Kepsut Belediye Başkanı İsmail Cankul ve fuarın organizatörü Atlas Uluslararası Fuarcılık firmasının sahibi Fevzi Atasagun, bu yıl 11'incisi gerçekleştirilecek fuar öncesi basın toplantısı düzenledi.
Cankul, kentteki bir restoranda yapılan toplantıda, daha önce sadece tarım üzerine yapılan fuarda artık canlı hayvanların da yer alacağını söyledi.
 
 
 
11.03.2020
Devamı

Tarım Fuarına Koranavirüs Önlemi

Konya Tarım Fuarı, koronavirüs önlemleri kapsamında 2-6 Haziran tarihlerine ertelendi.
Zafer Samancı'nın haberine göre her yıl onlarca ülkeden yüzlerce firmanın katıldığı ve açık ve kapalı alandan oluşan 96 bin metrekarelik alanda ürünlerini sergilediği Konya Tarım Fuarı, koronavirüs nedeniyle ertelendi.

17-21 Mart tarihleri arasında düzenlenmesi planlanan fuarın 2-6 Haziran tarihleri arasında yapılacağı belirtildi.
 
11.03.2020
Devamı

KADIN GİRİŞİMCİLERDEN KIRSALA 1,5 MİLYAR LİRALIK YATIRIM

Türkiye’nin çeşitli kırsal alanlarında yaşayan 1988 kadın girişimci, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) destekleriyle 1,5 milyar liralık yatırım yaptı.
Avrupa Birliği’nin (AB) aday ve potansiyel aday ülkelere destek olmak amacıyla hazırladığı Katılım Öncesi Kırsal Kalkınma Aracı (IPARD) Programı kapsamındaki 42 ilde yaşayan kadınlar, TKDK’ya çeşitli sektörlerde proje başvurusu yaptı. Uygun bulunan projelerin başvuru sahipleri yatırımlarını tamamlayarak ülke ekonomisine kazandırdı. TKDK, kadın yatırımcılara bugüne kadar toplam 764 milyon lira hibe ödedi. Projesi onaylanan ve sözleşme imzalanan 438 kadın girişimci ise yatırımlarını tamamlamasının ardından hibelerini alacak.   

En fazla yatırım tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliğine    

Kadın girişimciler sektörel bazda en çok 918 proje sayısıyla tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği için başvuru yaptı. Tıbbi aromatik bitkileri izleyen arıcılık, süt hayvancılığı, besi tavukçuluğu ve kırsal turizm en çok yatırım yapılan ilk 5 sektör içerisinde yer alıyor. TKDK’nın desteklemeleri kapsamında 73 tıbbi aromatik bitki türü bulunuyor. Bu bitkilerin listesine TKDK resmi web sitesi www.tkdk.gov.tr'den erişilebiliyor.

En fazla yatırım Konya’da

İller bazında incelendiğinde en fazla yatırım 63,4 milyon lirayla Konya’daki kadın yatırımcılar tarafından yapıldı. Konya’yı 61,4 milyon lirayla Uşak, 57, 7 milyon TL ile Samsun, 50,1 milyon  TL ile Denizli ve 32,5 milyon TL ile Çorum takip ederek ilk 5 sırayı paylaşıyor.
10 projeden 1’i kadın yatırımcılara ait
TKDK’nın kuruluşundan bugüne kadar desteklediği her 10 projeden 1’ini kadınlar tarafından yapılan yatırımlar oluşturuyor.
IPARD Programı’yla, kadınların mesleki kapasitelerinin yükseltilerek kadın istihdamının arttırılması amaçlanıyor. Proje başvurularının incelenme sürecinde kadın girişimcilere ilave puan verilip projenin onaylanmasında pozitif ayrımcılık uygulanarak, sıralama listesinde öne çıkması sağlanıyor.

42 il destekleme kapsamında

TKDK’nın desteklemeleri kapsamında Afyonkarahisar, Ağrı, Aksaray, Amasya, Ankara, Ardahan, Aydın, Balıkesir, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Giresun, Hatay, Isparta, Kahramanmaraş, Karaman, Kars, Kastamonu, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mardin, Mersin, Muş, Nevşehir, Ordu, Samsun, Sivas, Şanlıurfa, Tokat, Trabzon, Uşak, Van ve Yozgat olmak üzere toplam 42 şehir bulunuyor.
 
 
10.03.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli Isparta'da Sektör Temsilcileri İle Buluştu

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Isparta Ticaret Odası'nda sektör temsilcileriyle bir araya gelerek istek ve sorunlarını dinledi, fikir alışverişinde bulundu.
Gıda taklidi ve tağşişi yapanların alacağı cezalara yönelik bir çalışma yaptıklarını, bu çalışmayı da meclise sunduklarını belirten Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, "Önümüzdeki hafta da yine tağşişle ilgili bir listeyi açıklıyor olacağız. Gıda tağşişi yapanların, topluma sağlığa aykırı ürünleri sunanları cezalandıracak bir yasa tasarısı üzerinde çalıştık. Biz bu talebimizi meclisimize ilettik. Şu anda meclis komisyonunda. En yakın zamanda bu cezaların daha da artacağı bir döneme giriyoruz" dedi.

Bakanlık olarak yaptıkları çalışmaları değerlendiren Pakdemirli, "Gıda kontrolleri son günlerde çok daha fazla gündemimizde. Önümüzdeki haftada yine tağşişle ilgili bir listeyi açıklayacağız. Bu konuda hiçbir geri adım atmayacağız." diye konuştu.

Pakdemirli, gıda tağşişi yapanları veya topluma sağlığa aykırı ürünleri sunanları cezalandıracak, mevcut cezaları arttıracak yeni bir yasa teklifi üzerinde çalıştıklarını belirtti.

"DENETİMLER 30 KAT ARTTI"

Teklifin şu anda meclis komisyonunda olduğunun bilgisini veren Pakdemirli, şunları söyledi:
"İnşallah yakın zamanda bu cezaların daha da artacağı bir döneme giriyor olacağız. Bu cezalar artana kadar hiç ara vermeden kimseye de nefes aldırmadan denetimlere devam edeceğiz. Elbette işini doğru düzgün yapanlara diyeceğimiz bir şey yok ama işini yanlış yapanlara da aman vermeden konunun takibini yapmaya devam ediyoruz. Geçen yıl 1,2 milyon denetim yaptık. Her yıl bu denetimlerimizi artırıyoruz. Toplam da 30 kat artan denetimimiz var." 
"Alo 174" hattının önemine değinen Pakdemirli, markete veya restorana giden bir kişinin aldığı ürünü beğenmediğinde ya da içerisinde katkı maddesi olduğunu düşündüğünde hattı arayıp ihbar edebildiğini, ihbarı yapan kişiye ise iki gün içinde dönüş yapıldığını dile getirdi.

Toplumun bir dinamizm içinde olduğuna ve sürekli değiştiğine dikkati çeken Bekir Pakdemirli, "Her zaman çağrı merkezlerini aramak mümkün olmayabiliyor. Bununla ilgili yeni WhatsApp hattı kurduk. '05011740174' üzerinden herhangi bir gıdayla ilgi şikayeti buradan mesaj atabilirsiniz. En kısa zamanda geri dönüş sağlayacağız. Bunu dün ilk kez İzmir'den açıkladım. Açıklar açıklamaz kafalar öne düştü. Herkes WhatsApp'tan mesaj göndermeye başladı ama mutlaka bir şey almış olmanız lazım mesaj atmanız için." ifadelerini kullandı.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, buğday ithalatıyla ilgili spekülasyon yapıldığını belirterek, "Türkiye 20 milyon ton buğday üretir, 19 milyonunu tüketir. Kendi kendine yeten bir ülke ama bunun dışında un ve makarna fabrikalarının boş kalmaması için zaman zaman ihtiyaç varsa ithalat yapılabilir. Bu fabrikalar boş mu kalsın?" dedi. 
Türkiye'nin 2002'den beri tarımsal gayri safi yurtiçi hasılasının 37 milyar liradan 275 milyar liraya çıktığına işaret eden Pakdemirli, şöyle konuştu:
"Geçen yıl 216 milyar lira olan tarımsal hasılamız bu yıl 275 milyar lira. Hükümetlerimiz döneminde tarımsal desteklerimiz 12 misli arttı. 2020 bütçemizin de yarısından fazlasını tarımsal desteklere ayırdık. Toplamda 45 kat hayvancılık desteklerimiz arttı. Bugüne kadar 33 milyar lira hayvancılık desteği verdik. Büyükbaş hayvan sayımız yüzde 80, küçükbaş hayvan sayımız ise yüzde 53 arttı. Bugün Türkiye, Avrupa'da 66,6 milyon ile küçükbaş hayvan varlığında birinci, büyükbaş hayvan sayısında ise ikinci sırada." 

"TÜRKİYE BUĞDAY UNU İHRACATINDA BİRİNCİ" 
Pakdemirli, makarna ihraç eden Türkiye'nin buğday unu ihracatında ise dünya ülkeleri arasında birinci sırada yer aldığını kaydetti.   
Buna rağmen buğday ithalatıyla ilgili spekülasyonlar yapıldığına dikkati çeken Pakdemirli, şunları kaydetti:
"Herkesin diline pelesenk olan o; 'Hollanda'nın 17 milyar dolar tarımsal gayri safi milli hasılası var. Bizim üçte birimiz ama 5-6 misli ticaretini, ihracatını, ithalatını yapar.' Türkiye 20 milyon ton buğday üretir, 19 milyonunu tüketir. Kendi kendine yeten bir ülke ama bunun dışında un ve makarna fabrikalarının boş kalmaması için zaman zaman ihtiyaç varsa ithalat yapılabilir. Bu fabrikalar boş mu kalsın?" 
"ORMAN YANGININA 12 DAKİKADA MÜDAHALE"
Bakan Pakdemirli, Türkiye'nin orman varlığını artıran nadir ülkelerden biri olduğunu belirterek, orman yangınlarına müdahale süresini 40 dakikalardan 12 dakikaya indirdiklerini söyledi. Pakdemirli, bu süreyi 2023'ten önce 10 dakikanın altına çekmeyi hedeflediklerini de bildirdi.
Hükümetleri döneminde barajların, hidroelektrik santrallerinin, göletlerin ve içme suyu tesislerinin kat be kat arttığına işaret eden Pakdemirli, "2 milyon hektarı daha sulamaya açmamız gerekiyor. Bunu ne yapıp edip bitirmeliyiz. Çünkü bu gıdamızın ve tarımımızın olmazsa olmazı." diye konuştu. 

"TOHUMUN YÜZDE 96'SI YERLİ"
Tohumun da yine spekülasyon yapılan konulardan bir başkası olduğunu hatırlatan Pakdemirli, şu bilgileri verdi:
"Tarladaki tohum yerlilik oranımız yüzde 96. AK Parti döneminde tohum üretimimiz 8 misli artmış durumda. 900 tohum firmasının 860'ı yüzde 100 yerli, aşağı yukarı kalan 40'ının da yarısı yerli-yabancı diğer yarısı da yabancıdır. Yerli tohum anlamında Türkiye çok büyük merhale kat etti. Milli savunma sanayisi kadar bu işi önemsiyorum. Yerli sebze ile ilgili eksikliklerimiz vardı, sebze tohumlarımızla ilgili de TUBİTAK'la bir projemiz var. Elektrikli traktör prototipi de geliştirdik. 45 dakikalık şarjla 7 saatten fazla çalışabiliyor. Performansı normal motorlu traktörlerin çok daha üzerinde. Orta boy traktörlerle kabaca aynı fiyat veya yüzde 10-20 daha pahalı olacak. Ancak 250 liralık mazot harcayan 20 liralık şarjla işini halledecek. Bunun Türkiye'deki üretime çok büyük katkısı olacağına inanıyorum." 
 
 
 
10.03.2020
Devamı

Merkez Bankası : Enflasyondaki Artış Gıda Fiyatlarından Kaynaklandı

Merkez Bankası yıllık enflasyonun şubatta yüzde 12.37’ye yükselmesinin gıda fiyatlarından kaynaklandığını söyledi.
Tüketici fiyatlarının şubatta yüzde 0.35 ile beklentilerin altında artması, yıllık enflasyonun ise yüzde 12.37’ye yükseldiğinin dün açıklanmasının ardından Merkez Bankası bugün aylık fiyat gelişmeleri raporunu yayınladı.

Tüketici fiyatlarının şubatta gıda öncülüğünde aylık yüzde 0.65 artması, yıllık enflasyonun ise ocak ayındaki yüzde 12.15’ten şubatta yüzde 12.7’ye yükselmesi bekleniyordu.
Raporda, hem işlenmemiş hem de işlenmiş gıda gruplarında yıllık enflasyonun yukarı yönlü seyir izlediği vurgulandı.
Enerji fiyatlarının, petrol fiyatlarındaki düşüşle birlikte akaryakıt öncülüğünde gerilediği belirtilen raporda, enerji grubunda yıllık enflasyonun düşüş kaydettiği ifade edildi.
Rapora göre, hizmet enflasyonu bir miktar yükselirken, temel mal grubunda genele yayılan fiyat düşüşleri neticesinde ılımlı bir seyir kaydedildi.

Raporda, “Bu görünüm altında, B ve C göstergelerinin yıllık enflasyonu sınırlı ölçüde artarken, eğilimleri görece yatay seyretmiştir” dendi.
‘Merkez’: Önce yatay seyredecek sonra düşecek

Son olarak, Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal, enflasyondaki mevcut seyrin yüzde 8.2 seviyesindeki yıl sonu tahminiyle büyük ölçüde uyumlu olduğunu, enflasyonun bir süre mevcut yüzde 12 seviyelerinde yatay seyrettikten sonra yüzde 8.2’ye doğru kademeli gerileyeceğini söylemişti.
Ekonomistlerin beklentileri de ekonomi yönetimine kısmen paralel. İlk çeyrek ardından enflasyonda kademeli düşüş bekleyen ekonomistlerin ekonomi yönetiminden ayrıştığı nokta ise yıl sonunda gelinecek enflasyon seviyeleri. Tahminleri yüzde 10 seviyesinde şekilleniyor.
 
 
06.03.2020
Devamı

Aksaray'da Mera Islah Çalışmaları Hız Kazandı

Nüfusunun yüzde 80'inin tarım ve hayvancılıkla geçimini sağladığı Aksaray'da Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından yapılan mera çalışmaları devam ediyor.

İl genelinde mera çalışmaları kapsamında Aksaray'ın merkeze bağlı Yenikent Beldesinde KOP kapsamında yapılan Yenikent Beldesi Mera Sahası Rüzgar Erozyonu Önleme Projesi için rüzgar perdelerinin dikimi yapıldı. Atriplex ve Bozkır Otu dikimi öncesi toprak hazırlığı işlemleri devam ederken Tarım ve Orman Müdürü Bülent Saklav ve proje Koordinatörleri tarafından proje sahasında incelemeler yapıldı. Proje bitiminde ıslahı yapılan meralar tekrar Yenikent Beldesinin hayvancılığına sunulacak.
 
 
06.03.2020
Devamı

Salça'da Tüketici Yanıltılmayacak

Tarım ve Orman Bakanlığı, Türk yemeklerinin vazgeçilmezi salçayla ilgili iki ayrı mevzuat düzenlemesi yapmaya hazırlanıyor. Buna göre hangi ürünlerin salça olarak tanımlanacağına dair yeni bir tanımlama yapıldı. Salça benzeri yemeklik sos gibi ürünler nedeniyle tüketicilerin yanıltılması engellenecek. Haksız rekabeti önlemek amacıyla hem bu ürünler için kriterler belirlenecek, hem de katkı maddesi kullanımı yasaklanacak.

Tarım ve Orman Bakanlığı, Türk Gıda Kodeksi Salça ve Püre Tebliği, salça benzeri ürünleri de kapsayacak şekilde düzenleyecek. Tebliğin adı “Türk Gıda Kodeksi Salça ve Benzeri Ürünler Tebliği” olarak değiştirilecek.

Yeni tebliğle tüketicileri korumak ve haksız rekabeti önlemek amacıyla salça olmadığı halde salça izlenimi veren yemeklik sos, kahvaltılık sos, yemeklik karışım gibi isimlerle piyasaya arz edilen ürünler için de kriterler belirlenecek. Yeni düzenleme, domates salçası, domates püresi, biber salçası, biber püresi, karışık salça, domates veya biber bazlı olan yemeklik ürünleri de kapsayacak.
Tebliğ taslağında, domates püresinin ilave tuz hariç kuru madde miktarının en az yüzde 7, en çok yüzde 20, biber püresinin kuru madde miktarının ilave tuz hariç en az yüzde 9, en çok yüzde 15 olması öngörüldü.

SALÇAYA BENZER ÜRÜNLERİN TANIMLAMASI DETAYLANDIRILDI
Taslakla domates-biber bazlı yemeklik ürünler de salçayla karıştırılmaması amacıyla ayrıca tanımlandı. Bu ürünler için “Ana bileşeni domates veya biber olan, domates salçası veya biber salçası ihtiva eden, tat, kıvam ve aroma geliştirmek amacıyla bitkisel yağ, baharat ve benzeri yenilebilir bileşenler ilave edilerek veya edilmeksizin üretilen, yemeklik karışım, sos ve benzeri isimlerle piyasaya arz edilen ürünler” tanımı yapıldı.
Domates bazlı yemeklik ürünlerde likopen miktarının kilogram başına maksimum 250 miligram olması planlandı.

SALÇA ALGISI VERECEK GÖRSEL DE OLMAYACAK
Tüketicinin yanıltılmaması için salça olmayan ürünlerin üzerinde salça ve domates resmi gibi bu ürün olduğu izlenimi verebilecek yazılı ve görsel bulunmayacak.
Salçada koruyucu kullanımını daha önce yasaklayan bakanlık, salça benzeri ürünlerde de haksız rekabet olmaması için benzer bir düzenleme kararı aldı.
Bu kapsamda Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği’nde değişiklik ve yemeklik ürünler için de katkı maddesi yasağı getirilecek. Hazırlanan yönetmelik taslağına göre, domates-biber bazlı yemeklik ürünler için koruyucular (Sorbik asit-potasyum sorbat, benzoik asit-benzoatlar)
 
 
06.03.2020
Devamı

Kaplan :Devlet Çiftçiye Çiftçi Bankalara Borçlu

CHP Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin yanıtlaması için Meclis Başkanlığına verdiği önergede Türkiye genelinde ve Gaziantep’te imara açılarak yok edilen tarım arazilerini ve çiftçinin alamadığı destek prim ödemelerini sordu. 

Milletvekili Kaplan, iklim ve biyolojik çeşitliliği sayesinde ekolojik anlamda avantajlı kabul edilen ülkemizin, tarım arazilerinin sürekli azaldığına dikkati çekti. “Türkiye yakın geçmişte tarımsal üretimi tüketimini karşılayabilen ender ülkeler arasında olmasına rağmen, bugün temel gıda maddelerinin bile ithal ediliyor olması, siyasal iktidarın tarım sektöründeki yanlış politikalarının yıkıcı etkisinin kanıtıdır’’ dedi.

ÜRÜNÜN MALİYETİ ARTTI!
CHP’li Kaplan, “Sektörde yakıt, gübre, tohum, ilaç ve ekipman gibi girdilerin ithal ve maliyetli olmasının yanında ürünlerin satışında çiftçilerden çok tüccarların kârlı çıktığı bir sistemin hakim olduğunu ve kâr marjı düşen çiftçinin çaresiz banka kredilerine umut bağlayarak daha da borçlandığını” belirtti.

TARIM VE EMEKÇİLERİ DESTEKLENMİYOR.

Milletvekili Kaplan, tarımsal destek ödemeleri konusunda beklentileri karşılanmayan çiftçilerin, sektörden çekilmek durumunda bırakıldığına değindi. “Siyasal iktidarın inşaata dayalı ekonomik büyüme modelinin bir sonucu olarak tarım arazilerinin imara açılmasıyla Türkiye verimli tarım alanlarını kaybetmektedir’’ diyen Kaplan, Gaziantep’te de durum farklı olmamakla birlikte kentin güneydoğusundan başlayıp batıya doğru ilerleyen bir betonlaşma söz konusudur.’’ ‘’Kent merkezi dışında tarımın yaygın yapıldığı İslahiye, Nurdağı, Nizip, Oğuzeli ve Araban ilçelerinde de sulu tarım arazileri konut ve ticaret alanlarına dönüştürülmeye devam edilmektedir. Antepfıstığı ağaçlarının ve bağların bulunduğu araziler şimdi konut ve ticari alanlara ev sahipliği yapmaktadır.’’ dedi.
CHP Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli tarafından yanıtlaması için Meclis Başkanlığına verdiği önergede “Türkiye’deki tarım alanlarının kaç hektarı sulanabilir arazi özellikler taşımaktadır? Halen kaç hektar alanda sulu tarım yapılmaktadır? Gaziantep ilinde toplam tarım arazisi kaç hektardır, bunun ne kadarı sulanabilir arazi özellikleri taşımaktadır? Yanıt vereceğiniz tarih itibariyle kaç hektar alanda sulu tarım yapılmaktadır? Gaziantep’te sulamaya açılması planlanan tarım arazileri var mıdır? Şayet varsa hangi takvim yılı içerisinde sulu tarıma başlanacaktır?” diye sordu.
 
 
04.03.2020
Devamı

Araplar'dan Türkiye'ye Tarım Çıkarması

Türk-Arap Ülkeleri İşbirliği Derneği (TÜRAP) desteğiyle İstanbul’da 7.cisi gerçekleştirilecek Türk-Arap Gıda ve Gıda Teknolojileri Fuarı,20 Arap ülkesinden 2 bin iş insanını, Türk firmalarıyla buluşturacak. Fuarla, gıda ve tarım sektöründe dışa bağımlı olan Arap ülkelerinde yüzde 5 olan Türk gıda firmalarının pazar payının, yukarılara çıkartılması hedefleniyor.
Fuar, TurabExpo tarafından 1-3 Nisan 2020 tarihleri arasında İstanbul Pullman İstanbul Airport and Convention Center’da gerçekleştirilecek.

Yapılacak olan bu fuara 20 Arap ülkesinden, 2 bin iş insanı, 200’den fazla Türk gıda firmasıyla buluşacak. 7’nci Türk-Arap Gıda ve Gıda Teknolojileri Fuarı’nın Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki ticaret hacmini arttıracağını vurgulayan TÜRAP Genel Başkanı Sabuhi Attar, “Arap ülkelerinin gıda ithalatı en az yüzde 80. Türkiye’nin bu pazardaki payı ise sadece yüzde 5 ve biz bu payı fuarlar sayesinde her geçen yıl yukarılara çıkartıyoruz. Arapların Türk ürünlerine olan ilgisi de oldukça fazla. Biz, sektörün en iyilerinin katılması için çok titiz çalışıyoruz. Amacımız kaliteyi sunmak” dedi.

“2 BİN ARAP İŞ ADAMI KATILACAK”
Attar, “Biz Türk- Arap Derneği işbirliği olarak çok büyük bir çalışma yapıyoruz. Arap iş adamlarından çok büyük talep var. Bu yılki fuara, iki bine yakın Arap iş adamı katılacak. Hem gıda ve hem de tarım fuarı bir arada olacak. Bu fuarlarla, hem Türkiye, hem de Arap ülkeleri için ticaret merkezi oluşturuyoruz. İş insanları bir araya gelip yatırım konuşuyorlar, ticaret konuşuyorlar ve alışveriş yapıyorlar. Ve bu fuarda çok ciddi çalışmalar yapılıyor. Fuar boyunca, Arap iş adamlarıyla, Türk firmaları arasında 40 bine yakın ikili görüşmede sağlanacak” diye konuştu.
 
 
 
04.03.2020
Devamı

Zam Şampiyonu Kabak

Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) şubatta aylık bazda yüzde 0.35, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 0.48 artış gösterdi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) şubat ayı enflasyonunu açıkladı.
Buna göre, yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 12.37, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 9.26 oldu. 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında, tüketici fiyatları yüzde 13.94, yurt içi üretici fiyatları yüzde 14.18 arttı.

Giyim düştü
Şubatta ana harcama gruplarında aylık bazda en yüksek artış yüzde 2.33 ile gıda ve alkolsüz içecekler grubunda gerçekleşti. Onu yüzde 2.03 ile sağlık ve yüzde 0.86 ile eğitim grubu izledi. En fazla düşüş gösteren gruplar da yüzde 4.83 ile giyim ve ayakkabı, yüzde 1.34 ile alkollü içecekler ve tütün, yüzde 0.38 ile ulaştırma, yüzde 0.22 ile haberleşme oldu. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi’nde (Yİ-ÜFE) şubat ayında  yıllık bazda madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe yüzde 12.26, imalatta yüzde  8.52, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 19.24, su temininde yüzde 5.27  artış gerçekleşti.

Şampiyon kabak
Tüketici fiyatları bazında şubatta en yüksek fiyat artışı yüzde 44.09 ile kabakta gerçekleşirken, kabaktaki fiyat artışını yüzde 23.76 ile sivri biber, yüzde 22.12 ile vapur bilet ücreti, yüzde 20.71 ile salatalık izledi. Geçen ay en fazla fiyat düşüşü ise yüzde 12.58 ile erkek kazağında gerçekleşti. Bunu yüzde 11.58 ile domates, yüzde 11.53 ile kadın kabanı, yüzde 10.29 ile erkek kabanı izledi.
 
 
04.03.2020
Devamı

TMO VADELİ ARPA SATIŞLARINA BAŞLIYOR.

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) arpa satışlarına devam ediyor. TMO dan yapılan yazı açıklamada arpa satışlarında vade farkı alınmadan 90 gün vade ile üreticilere satışı gerçekleştirilecek.
TMO dan yapılan yazılı açıklamada  “Gıda ve hayvancılık sektörünün en önemli ham maddelerinden birisi olan arpa üretiminde TMO görev alanına giren diğer ürünlerde olduğu gibi, bu üründe de sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi amacıyla her türlü tedbiri almaya devam ediyor”.

Arpa Satışları Devam Ediyor

"Piyasalarda oluşabilecek spekülatif fiyat hareketlerinin önlenmesi, besici ve yetiştiricilerimiz başta olmak üzere sektörün ham madde tedarikinde sıkıntı yaşamaması amacıyla 2019 Ekim ayından itibaren arpa stoklarımızın satışı devam etmektedir.

Bu kapsamda Ocak ayından bugüne kadar arpa satış fiyatlarımız değiştirilmemiş olup Kurumumuzca besici ve yetiştiricilere tonu 1.275 TL’den, piyasa fiyatlarının 100-150 TL altında satış yapılmaktadır.
Mart ayından itibaren öncelikle deprem yaşanan bölgelerimizdeki besici ve yetiştiricilerimizin ihtiyaçları karşılanacak şekilde arpa satışlarında vade farkı alınmadan 90 gün vade uygulanmasına karar verilmiştir.
Bunun yanı sıra besici yetiştiricilerimizin, ürün bedellerini kredi/banka kartı ile ödeme yapmaları imkânı da getirilmiştir.
 Kuruluşumuz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da besici ve yetiştiricilerimizin yanında olmaya devam edecektir.
Talep sahiplerinin hinterlandında bulunduğu Şube müdürlüğüne hayvan sayılarını (kaç baş ve cins) gösteren belge ile birlikte müracaat etmeleri gerekmektedir.” Denildi.
 
 
02.03.2020
Devamı

Varlık İçinde Yokluk

Yıllardır tarım sektörünün sorunlarından ve bunları etkilerinden bahsedilir. Sorun her ne olursa olsun çözüm devletten beklenir. Destek verilmesi, mevzuat değişikliği yapılması ve yeniden yapılanmanın gerektiği söylenir. Geçen bunca zamana karşın ne tarımın sorunları çözülür ne de bu klasik yaklaşım değişir. Üstelik devlet kendisinden istenileni fazlası ile vermiştir. Destekleme, mevzuat ve yapılanma açısından son 60 yıla bakarsak durum açıkça görülmektedir.

1- Destekleme: Ülkemizde çiftçiye ve tarım sektörüne verilen desteklemelerin çeşitleri, tipleri ve her biri için ödenen miktarlar ciddi anlamda büyük meblağlara karşılık gelmektedir. Hemen her alanda hem sosyal, hem de teknik içerikli ciddi miktarlarda desteklemeler yapılmaktadır.

2- Mevzuat: Sektörün kendine ait özel bir kanunu ve bununla birlikte 200’e yakın tarım ile ilgi kanun bulunuyor. İkincil mevzuat ile birlikte ciltler dolusu haddinden fazla mevzuata sahip olduğumuz iddia edilebilir.

3- Yapılanma: Tarım sektöründe devlet yapılanmasına baktığımızda Cumhuriyetin en eski bakanlıklarından birine sahip olduğu ve bakanlığın ülke çapında bütün ilçelere kadar teşkilatlandığı ve sayısı 100 binden fazla, kalabalık bir personel ordusuna sahip olduğu görülmektedir. Bakanlığın görev ve sorumlulukları yerine getirebilmek için ihtiyaç duyulan fiziksel alt yapı, personel ve para da yeterince mevcuttur. Görevlerin ifası ile ilgili mevzuat ile verilmiş yetki, kalifiye yetişmiş eleman, teçhizat donanım, araç gereç, yolluk, ödenek, proje imkanları ile oluşturulmuş bütçeler acısından hiçbir eksik bulunmamaktadır. Üstelik bu bakanlığın haricinde en az 10 bakanlık daha doğrudan sektöre hizmet vermektedir. Bu arada Bakanlığın bugüne kadar defalarca yeniden yapılandığı da bilinmektedir. Tarım ile ilgili kamu kuruluşlarını, özel kurumları ve sivil toplum teşkilatlarını sayarsanız ciddi kalabalık bir yapılanmanın olduğunu görülmektedir.

Demek ki, para, yasa ve yapı bakımından eksiğimiz yok aksine fazlamız vardır. Belki de bu kadar çok kanun ve sorumlu olması sorun yaratmaktadır. Örneğin tarımda sadece üreticilerin örgütlenmesi ele alınırsa 5 farklı Bakanlığın sorumluluğunda 13 farklı kanunla kurulan 15 farklı türde üretici örgütü kurulduğu görülmektedir. Gelişmiş bir ülke için zenginlik sayılabilecek bu durum bizim ülkemizde kirlilik olarak değerlendirilmektedir. Eğer bir yerde, bir görevi yapabilmek için her şey fazlası ile olduğu halde; orada işler yapılamıyorsa, sorunlar çözülemiyorsa bunun sebebi nedir diye fazla düşünmeye gerek yoktur. Tek sebep, liyakat sahibi olmayanların sevk ve idare bozukluklarıdır. Bir kişi eğer size destek, mevzuat ya da yapılanma gibi sıkıntılar nedeniyle işini başaramadığını, sorumluluklarını yapamadığını söylerse, bu sözlerini iyi irdeleyin.

Kurumsal bir yapıya sahip bütün işyerlerinde, en alt birimden en üst makama kadar herkesin bulunduğu pozisyon itibariyle vazifeli oldukları sorumlulukları kuruluş mevzuatına göre, belirlenmiş ve tarif edilmiştir. Bu vazifelerin yerine getirilebilmesi için ihtiyaç duyulan donanım, bilgi kaynağı, teknoloji, para, personel ve düzenleme yapma hakkı tahsis edildiği halde bulunduğu görevin hakkını vermeyen, işlerini yapmayan, sorumluluklarını yerine getirmeyenler, makamlarını işgal ettikleri süreyle doğru orantılı olarak yapılmayan ya da eksik yapılan işlerle kendilerini apaçık belli etmektedirler. Belli bir süre sonunda işlerini beceremeyenleri tespit etmek gayet kolaydır. Bu kişiler mazeret üretmek konusunda maharet sahibi olabilirler. Ama Büyük Önderin dediği gibi hiçbir mazeret başarının yerini tutamaz. Bu kişilerin başarısızlıklarının ardında iki neden olabilir. Başarısızlık zeka ve algı ile ilgili sorunlardan ya da daha da acısı liyakat eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir. Bu durumda bu kişileri bu görevlere, kimlerin niçin getirip, neden sorumluluk verdikleri dikkate alınmalıdır. Eğer kasıt varsa bu bir suçtur. Her iki durumda da kaynaklar heba edilmektedir.

Her bakımdan üstün özellikleri ve kabiliyeti olan çiftçimizin, gelişmiş ülkelerdeki meslektaşları kadar başarılı olmaması için önlerinde hiçbir engel bulunmamaktadır. Üstelik ihtiyaç duydukları her türlü donanıma ve araca sahip oldukları da söylenebilir. Bu araçlar içinde en önemli bütün Dünyada olduğu gibi başta kooperatifler olmak üzere üretici örgütleridir. Özellikle son dönemlerdeki ekonomik buhranlar sırasında tarım sektörünün her alanında, faaliyetlerin her aşamasında karşılaşılan sorunlar üretici örgütleri aracılığıyla çözülmüştür. Bizim üreticimizin de bu konuda geri olduğu söylenemez. Uzun yıllardır çeşitli adlar altında çok sayıda üretici örgütü kurulmuştur. Yani Türk çiftçisinin örgütlenme açısından da geri olduğu söylenemez. Sorun bu örgütlerin nitelikli hizmet verebilme kabiliyetleri ile ilgilidir. Çok büyük bir çoğunluğu, zamanında verilen destekleri almak ya da ileride verilecek destekleri şimdiden kapmak maksadıyla kurulmuş sonra da sadece tabelası kalmış örgütlerdir. Büyük çoğunluğu destekleme primlerinden geçinmektedir. Halbuki başarılı bir üretici örgütünün devletin desteklerine ihtiyacı yoktur. Kendisi tek başına piyasada bir güç olabilmelidir. Aksi takdirde kendilerinden beklenen faydayı mensuplarına sağlayamazlar.

Üretici örgütlerimizin AB’deki emsalleri kadar sektörde güçlü olmaları gerekmektedir. Bunun için yeterli idari, teknik ve finansal güce sahip olmalarını sağlayacak bir dizi çalışma yapılmalıdır. Ülke şartlarına uygun şekilde bunun nasıl başarılabileceğine ilişkin ön çalışma ve araştırma daha önce farklı fon kaynakları ile yapılan çeşitli projeler ile yapılmış ve ihtiyaç duyulan bilgiler üretilmiştir. Bunun için Strateji Belgesi, bu belgenin sahada uygulanabilmesi için Eylem Planı, planın uygulanması sırasında yol göstermesi amacıyla sektördeki paydaşların her birine özel Kılavuz Kitaplar, Yol Haritaları ve Bilgilendirme Broşürleri hazırlanmıştır. Uygulama sırsında ihtiyaç duyulacak eğitim paketleri ve taslak mevzuatlar bile hazırlanmıştır. Hatta bu çalışma için donanımlı personel yetiştirilmiş ve iç ve dış kaynaklı bütçe dahi oluşturulmuştur.

Sonuç olarak, tarım sektörünün sorunlarının çözümünde varlık içinde yokluk çektiğimizi, bunun tek sebebinin ise liyakatten uzak makamların sevk ve idare bozuklukları olduğunu söyleyebiliriz. İşin kötüsü ellerindeki altın anahtarın bile farkında olmayan bu kişiler ülkenin kaynaklarını da boşa harcamaktadırlar. Ülkemizde tarımın bütün sorunlarını çözebilecek üretici örgütlenmesi yapılanmasının oluşturulması için ihtiyaç duyulan her şeye sahibiz. Sadece bunu yönetebilme ve hesap verebilme liyakatine sahip kişilere ihtiyacımız var.

Dr. Erhan EKMEN 
Ziraat Yüksek Mühendisi

 
28.02.2020
Devamı

BÜGEM'e Şeker Dairesi Başkanı Hasdemir Atandı

Tarım ve Orman Bakanlığında görevden almalar devam ediyor. Geçtiğimiz hafta ’da Tarım ve Orman Bakanlığı Yayın Dairesi Başkan Vekili Şükrü Kanber görevinden alınırken, bu kez de Tarım ve Orman Bakanlığı BÜGEM Genel Müdürü Fuat Fikret Aktaş görevinden alındı.
Aydın İl Tarım Gıda ve Hayvancılık Müdürü iken 2018 yılı Ağustos ayında Tarım Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürü olarak atanan Fuat Fikret Aktaş, görevden alındı.
Aktaş’ın yerine vekaleten Şeker Dairesi Başkanı Mehmet Hasdemir atandı. 



 Mehmet Hasdemir Kimdir?
Doktora 2005-2011 Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Bölümü Y.Lisans 2000-2003 Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarla Bitkileri Bölümü Lisans 1992-1996 Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Lise 1988-1992 Malatya Ziraat Meslek Lisesi Yabancı Dil Becerisi : İngilizce (KPDS B Düzeyinde)

 İş Tecrübesi :
 Şeker Dairesi Başkanı (2018)  Şeker Dairesi Başkanlığı, Şeker İzleme Denetim ve Koordinasyon Daire Başkanı (2018)  Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü, Şube Müdürü (2011-2018)  Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, Şube Müdürü (2005– 2011)  Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü, Şube Müdürü (2004–2005)
 Malatya Tarım İl Müdürlüğü, Mühendis (1997–2004)
 Erzurum Tarım İl Müdürlüğü, İlçe Müdürü V., Mühendis, Teknisyen (1993–1997)
 Artvin Tarım İl Müdürlüğü, Teknisyen (1992–1993) Uzmanlık Alanları ve Özel Çalışmaları
Tarım politikası ve yayım.  Bitkisel ürün piyasaları ve tarım-çevre politikaları.
  Tarım ürünleri belgelendirmesi alanında akreditasyon baş denetçiliği.
 Bakanlık Yurt Dışı Eğitim Programı kapsamında, Almanya’da “Gıda Güvenliği, Hijyeni ve Yönetimi” konusunda eğitim almıştır.
 Onuncu ve On Birinci Kalkınma Planları Bitkisel Üretim Özel İhtisas Komisyonu Üyeliği ve Raportörlüğü görevlerinde bulunmuştur.  Başta tarım ekonomisi alanında olmak üzere ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış ve akademik toplantılarda sunulmuş çok sayıda bilimsel yayını bulunmaktadır.
Mehmet Hasdemir Malatya’nın Yeşilyurt ilçesinden olup evli iki çocuk babasıdır.
 
27.02.2020
Devamı

TÜDKIYEB Başkanı Çelik : Van Depremi Sonrası Yaralar Sarılmaya Devam Ediyor

Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Genel Başkanı Nihat Çelik, “Bakanımızın talimatlarıyla depremde telef olan hayvanlarımızın yerine hemen hayvan desteğine başlanması ve akabinde hayvan yemi sağlanması, devletimizin bütün imkanları ile vatandaşlarımızın normal hayatına daha çabuk dönebilmesi adına oldukça önemli” dedi.

 
Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Genel Başkanı Nihat Çelik, “Bakanımızın talimatlarıyla depremde telef olan hayvanlarımızın yerine hemen hayvan desteğine başlanması ve akabinde hayvan yemi sağlanması, devletimizin bütün imkanları ile vatandaşlarımızın normal hayatına daha çabuk dönebilmesi adına oldukça önemli” dedi.



TÜDKİYEB Genel Başkanı Nihat Çelik, Van depreminden sonra verilen desteklerle ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Çelik, “Son bir ayda yaşanan felaketler, yüreğimizi yakarken bir kez daha, Cumhurbaşkanımızın da dediği gibi, ‘devletimiz, milletinin yanında’ olduğunu gösterdi. Van’da son bir ayda yaşanan çığ felaketi ve deprem canlarımızı alıp, evlerimizi, ekmek teknelerimizi yıkarken, Tarım ve Orman Bakanlığımız da ilk andan itibaren teyakkuza geçerek, desteklerini eksik etmediler, Bakanlığımızın ekipleri çalışmalarını sürdürmeye devam ediyorlar. Bakanımız Dr. Bekir Pakdemirli depremden kısa süre sonra Van’ımıza bizzat gelerek, vatandaşlarımızın yaralarına merhem, acılarına ortak oldu. Bakanımızın talimatlarıyla depremde telef olan hayvanlarımızın yerine hemen hayvan desteğine başlanması ve akabinde hayvan yemi sağlanması, devletimizin bütün imkanları ile vatandaşlarımızın normal hayatına daha çabuk dönebilmesi adına oldukça önemli. Bakanımız, depremzedelerimizin tüm ihtiyaçlarının karşılandığını ve karşılamaya devam edeceklerini ifade ettiler. Kendilerine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Bakanımız Pakdemirli, sektörümüzün Van’daki temsilcileri ile de bir araya geldiler. Çiftçimiz, üreticimiz ile beraber, ilimize, sektöre ilişkin gelişmeleri de değerlendirme fırsatı sundu. Üreticimizin çiftçimizin besicimizin yanında olduğunu gösterdiler. Mütevazılığı ve hoşgörüsü ile sadece Birliğimizin değil, Vanlı hemşerilerimizin de büyük sevgisini kazanan Bakanımız Bekir Pakdemirli’ye verdikleri desteklerden ötürü tüm hemşerilerim adına minnetlerimi sunarak, teşekkür ediyorum” ifadelerine yer verdi.


 
 
 
 
 
 
27.02.2020
Devamı

Başkan Erdoğan : Türkiye 24 Milyon Ton Saman Üretmiştir

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun saman ithalatına yönelik sorulara bir kez daha Ak Parti grubunda cevap verdi. Erdoğan Ak Parti grubunda saman ithalatına yönelik şunları kaydetti.

Başkan Erdoğan ;  “Türkiye 2019 yılında 24 milyon ton saman üretmiştir.  Ürettiği samandan  85 bin tonunu  ihraç etmiştir. İhraç ettiği samandan ise 14 Milyon dolar elde ettik. Gelelim buğdaya Türkiye buğdayda 20 Milyon ton üretmektedir. Buğday tüketimimiz ise 18 buçuk milyon tondur.

Türkiye Tarım ürünlerinde net ihracatçı bir ülkedir.  Ülkemiz Un ihracatında Dünya birincisidir. Makarna ihracatında ise ikinci sıradayız.” Dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Patates ve soğanla ilgili bir açıklama yaparak Ak Parti grubunda şunları kaydetti.

Erdoğan ; “Patatese ve soğanda kontrollü bir şekilde gidiyoruz. Kontrollü bir şekilde de izin veriyoruz.”
 
26.02.2020
Devamı

1.231 PROJEYE 310 MİLYON TL HİBE SAĞLANACAK

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, IPARD-II Avrupa Birliği Kırsal Kalkınma Destekleri 6. Başvuru Çağrısı 1. Grubunda destek almaya hak kazanan 1.231 projeye 310 milyon liralık hibe sağlanacağını açıkladı.

Bakan Pakdemirli, kırsal kalkınmayı üretim ve insan odaklı bir bakış açısıyla ele aldıklarını belirterek, kırsaldan kente göçün önlenmesi, kadın ve genç girişimcilerin desteklenmesi, istihdamın artırılması ve kaliteli üretimin teşvik edilmesi amacıyla, IPARD-II kapsamında Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu aracılığıyla önemli miktarda hibeyi yatırımcılarla buluşturmaya devam ettiklerini söyledi.

Bu çerçevede, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun (TKDK) 8 Mayıs 2019 tarihinde çıktığı IPARD-II 6. Başvuru çağrı ilanı kapsamında uygun bulunan ve onaylanan projelerin 1. Grup sonuçlarının www.tkdk.gov.tr adresinden açıklandığını belirten Pakdemirli, şunları kaydetti:

“Onaylanan 1.231 projeye toplam 310 milyon lira hibe sağlanacak. Bu sayede kırsalda 550 milyon liralık yatırım yapılacak.
Onaylanan projelerle ilgili yatırımcılarla hibe sözleşme imzalama süreci başladı.
Hibe desteği alacak projelerin; 876’sı bitkisel üretimin çeşitlendirilmesi, bitkisel ürünlerin işlenmesi paketlenmesi yatırımı, 169’u arıcılık ve arı ürünlerinin üretimi, işlenmesi ve paketlenmesi, 61’i zanaatkârlık ve katma değerli ürünler yatırımı, 91’i kırsal turizm ve rekreasyon faaliyetleri yatırımı, 2’si su ürünleri yetiştiriciliği yatırımı, 6’sı makine parkı yatırımı, 26’sı da yenilenebilir enerji yatırımını kapsıyor.”​
 
 
26.02.2020
Devamı

Mucizevi Ürün Arı Sütü

Türkiye uygun ekolojisi ve coğrafik yapısının yanında zengin bitki florası ve 8 milyonun üzerindeki arı koloni varlığı ile dünya arıcılık sektöründe önemli bir yere sahiptir. Arıcılık denildiğinde, ilk olarak aklımıza bal gelse de polen, propolis, arı sütü, arı zehiri ve bal mumu gibi arı ürünleri de üretilmektedir (Öztürk ve Kumova, 1998; Akyol, 2007). Ülkemiz arıcılık konusunda önde gelen ülkeler arasında olmasına rağmen yıllık arı sütü üretimi sınırlı olup birkaç yüz kg civarındadır. Değerli besin olmasının yanında çeşitli hastalıkların iyileştirilmesinde tedavi amaçlı kullanılıyor olması nedeniyle yüksek fiyatlara alıcı bulması, arı sütü üretimini kârlı ve ekonomik kılmaktadır (Korkmaz ve Akyol, 2015).

Arı sütü 1600’lü yıllarda fark edilmiş ve İngilizcede mükemmel besin anlamına gelen "Royal Jelly" adı verilmiştir. Arı sütü 5-12 günlük genç işçi arıların üst çene (mandibular) ve boğaz bezlerinden (hipofaringeal) salgılanır. Tüm yumurtalar ilk üç günlük dönemlerinde, kraliçe arı olacak larvalar ise larval ve ergin dönemlerinin tamamında sadece arı sütü ile beslenirler. Arı sütü pelte kıvamında, kemik renginde kendine has bir koku ve ekşimsi bir tada sahip gıda şeklinde tanımlanabilir (Chang, 1979; Genç, 1993). Arı sütünün yapısı, proteinler, lipitler, karbonhidratlar, kül, P, Na, K, Ca, Mg, polen, C, D, E ve B vitaminleri ile diğer bazı vitaminler içerir. Arı sütünde 1.3-2 µg/g B1 Vitamini, 7.5-10 µg/g B2 vitamini, 2-8 µg/g B6 Vitamini, 2-3 µg/g H Vitamini ve 3-5 µg/g düzeyinde C Vitamini bulunmaktadır (Benfenati ve ark., 1986).

Arı kolonisinde üç çeşit arıdan bahsedebiliriz. Görünüşleri ve fonksiyonları birbirinden farklı olan kraliçe, işçi ve erkek arılar koloni bireylerini oluşturur. Her bireyin vücut yapısı, ergin hale geliş süresi, yaşam süresi, görevleri ve davranışları tamamen farklıdır. Döllenmiş yumurtalardan işçi ya da kraliçe arının oluşumu, söz konusu yumurtalardan çıkan larvaların arı sütü ile beslenme süresine bağlıdır. Daha doğrusu, aynı genotipe sahip yumurtalardan devamlı arı sütü ile beslenen larvalar Kraliçe arı; larval dönemin ilk 3 günü arı sütü ile daha sonra bal ve polen karışımı ile beslenen larvalar ise işçi arı olarak gelişmektedirler (Genç, 1993; Akyol, 2007). Arı sütü, arı kolonisindeki yavru gelişimi için en önemli besin maddesi olmasının yanı sıra kraliçe arının beslenmesi ve fonksiyonlarını sürdürebilmesi için gereklidir. İşçi arılar, aktif dönemde 5-6 hafta yaşarken, yaşamı boyunca devamlı arı sütü ile beslenen ana arı, 4-5 yıl yaşayabilmektedir (Korkmaz ve Akyol, 2015).
Arı sütünün bilinen en önemli özelliği, insan vücudunda hücre yenilemesi, üretimi ve metabolizması üzerinde etkili olmasıdır. Organizmayı güçlü ve canlı kılarak kendisini yenilemesine imkân sağlamaktadır. Bazı deney hayvanları üzerinde yapılan araştırmalar göstermiştir ki yaşam sürelerini önemli düzeyde arttırmıştır (Akyol ve Baran, 2015).
Yapılan birçok çalışmada arısütünün insan sağlı üzerinde, cildin güzelleşmesi ve pürüzsüzleşmesini sağladığı ve sivilce problemlerini ortadan kaldırdığı, cilt için merhem olarak kullanılması, göz altı torbalarını giderdiği, daha kaliteli bir yaşam sunduğu bildirilmektedir. Ayrıca, bazı kanser türlerinin tedavilerinde yardımcı gıda olarak kullanıldığı, sperm kalitesini arttırdığı, yumurtalık ve yumurta kalitesi üzerine pozitif etki gösterdiği, damar ve kalp sistemini desteklediği, kan akışını düzenlediği, astım, bronşit ve nefes darlığı çeken hastaları rahatlattığı, çocukların gelişimine katkı sağladığı, kemikleri güçlendirip, kas gelişimini desteklediğini gösteren çalışmalar da yapılmıştır.
 
Arı sütü paketlenip taze veya kurutularak saklanıp tüketiciye sunuluyor. Burada dikkat edilmesi gereken muhafaza koşullarıdır. Özellikle ısı ve ışıktan korunmalıdır. Taze arı sütü dondurularak saklanmalı ve soğuk zincirde taşınmalıdır. Hastalıklara karşı korunmak sağlıklı ve zinde kalabilmek isteyen herkes tarafından arı sütü kullanılabilir. Arı sütü kullanımı saf şekilde olabileceği gibi bal ile farklı karışımlar hazırlanarak tüketilebilir. Tüketimi sırasında tahta kaşık kullanılması tavsiye ediliyor. Arı ürünleri genel olarak sağlıklı gıdalardır. Ancak her kişide aynı etkileri göstermeyebilirler. Arı ürünlerinin, hangi dozda kullanılması hekim tavsiyeleri ile daha doğru olacaktır.

İşletmeleri kayıt altında olan, markalı, uygun muhafaza koşullarında saklanan ürünleri tercih etmek tüketicilerin sağlığı açıcından büyük önem arz etmektedir. Tüketeceğiniz ürün ile ilgili herhangi bir problemde muhatap bulmanız önemlidir. “Sağlık en az para kadar değerlidir.”  

 
Zir. Yük. Mühendisi Ümit SAYLAK
Beyçeri Arıcılık Üretim Müdürü

 
Akyol, E. Bal Arılarında (Apis mellifera L.) ‘’Yumurtanın Yapısı ve Post Embriyonik Gelişme.’’ Uludağ Arıcılık Dergisi, 7(4) 135- 144, (2007).
Akyol, E., Baran, Y., 2015. Uludağ Arıcılık Dergisi Mayıs 2015, 15 (1): 10-15.
Benfenati, L; Sabatini, A G; Nanetti, A (1986) Composizione in sali minerali della gelatina reale. Apicoltura 2: 129-143.
Chang, S.Y., 1979; Effects of size and type of queen cup on the production of royal jelly and acceptance by nurse bees. Apic. Abst., 201.
Genç, F., 1993. Arıcılığın Temel Esasları. A.Ü. Ziraat Fak. Yayınları No:149.
Korkmaz, A., Akyol, E., 2015. Arı Sütü Üretimi. Ceylan Ofset 1. Baskı, ISBN: 978-605- 65564-0-1, SAMSUN.
 
26.02.2020
Devamı

Tarım Haftası Balıkesir’de Etkinliklerle Kutlandı


Tarım Haftası Balıkesir de büyük bir coşku ile kutlandı. Balıkesir Üniversitesi ve Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesin de faal Ziraat Mühendislik Fakülteleri olmamasından dolayı, Balıkesir ilinde bu etkinlikleri dünya da ödüllü birim olan Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı ile Balıkesir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ortaklaşa düzenlendi.

Haber/ Foto: Cengiz Doğan/Balıkesir
 
Bilindiği üzere Tarım Eğitim ve Öğretiminin yıldönümleri etkinlikleri genelde Ziraat Mühendisliği bulunan üniversiteler ve Ziraat Mühendisleri Odaları tarafından düzenlenmekte ve kutlanmakta. Çoğu ilde etkinlik ve kutlama yapılmamakta.
Balıkesir Üniversitesi ve Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesin de faal Ziraat Mühendislik Fakülteleri olmamasından dolayı, Balıkesir ilinde bu etkinlikleri dünya da ödüllü birim olan Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı ile Balıkesir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ortaklaşa düzenlendi.
Tarım eğitim ve öğretiminin 174. Yılı kapsamında  “10 Ocak Tarım Haftası”  etkinlikleri, Balıkesir Tarım ve Orman İl Müdürü Kurtuluş Candan, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Daire Başkanı Ahmet Mekin Tüzün, BBB Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı Şube Müdürleri İzzet Ulusman, Mehmet Hezer, Serpil Günay, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi’ni temsilen öğretim üyesi Prof. Dr. Bünyamin Söğüt, TKDK Balıkesir İl Koordinatörü Mehmet Zahid Döğdü,  ZMO Balıkesir İl Temsilciliği, Balıkesir ili belediyelerinin temsilcileri, TAGYAD temsilcisi Cengiz Doğan’dan oluşan İl Tarım Heyeti’nin öğleden önce Atatürk Anıtı’na çelenk koymasıyla başladı. İl Tarım Heyeti çelenk töreninin ardından Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz ve Balıkesir Valisi Ersin Yazıcı’yı ziyaret ederek günün önemini belirtiler.


Tarım Haftası etkinliklerinin öğleden sonra ki ikinci bölümü Balıkesir Büyük Şehirbelediyesine ait Avlu Kongre ve Sergi yerleşkesinde gerçekleştirildi. Balıkesir Valisi Ersin Yazıcı, ilçe kaymakamları,  BBB Başkanı Yücel Yılmaz, Altıeylül Belediye Başkanı Hasan Avcı, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Mustafa Küçükkaptan Balıkesir Milletvekilleri Yavuz Subaşı, Mustafa Canbey İl Tarım Heyeti, Merkez ve çevre ilçelerden Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ve Balıkesir Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün organizasyonuyla merkez ve ilçelerden getirilen lise öğrencileri, çiftçiler, vatandaşlar fuaye alanında BBB’sinin ikramlarıyla ağırlandı. Protokol ve hazır bulunanlar  sırasıyla  fuaye alanında açılan Tarım Fotoğrafları Sergisini, Balıkesir’de tarımsal ve tarıma dayalı ürün ihracatı yapan firmaların açtığı standları, BBB Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı’nın üretimlerinin yer aldığı stand ziyaret edildi,  ürünler incelendi.

Sergi ziyaretlerinden sonra konferans salonuna geçildi. Açılış konuşmasını yapan Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bünyamin Söğüt ülkemizde Tarım Öğretim ve Eğitiminin ilk olarak İstanbul Yeşilköy'deki Ayamama Çiftliği'nde kurulan Ayamama Ziraat Mektebi’n de, 10 Ocak 1846 yılında başladığını söyledi. Söğüt Türkiye'de tarımsal eğitimin güçlü bir gelenek ve birikime sahip olduğunu gelecekte daha da önem arzedeceğini vurguladı. Söğüt’ten sonra Balıkesir Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Dekanı Ziya İlhan, Balıkesir’in tarım ve hayvancılık potansiyeliyle ilgili bilgiler vererek bu konuda yapılması gerekenler hakkında bilgilendirmede bulundu.


 
Üniversite temsilcilerinden sonra söz alan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz, artan nüfusla birlikte gıda maddelerine ihtiyacında arttığını söyleyerek “Lezzetler farklı noktada dünyanın her yerinde tercih edilen şeyler olmaya başladı. Katma değeri yüksek ürünler üreten ülkeler bunları diğer ülkelere ihraç ediyorlar. Hollanda’ya gittiğiniz zaman peyniriyle meşhur. Fakat tattığımızda damak lezzetimize göre şimdiye kadar tattığımız peynirlerden farklı olduğunu görüyoruz. Bu aslında o ülkenin kendisiyle ilgili dünyada oluşturduğu algı. Herkesin beğendiği bir şeyi beğenmediğiniz zaman eksik olan siz oluyorsunuz, böyle bir algı oluşturmuşlar.

Her ülkenin kendini tanıttığı ürünleri var. Artık insanların kendine yeteceğinden daha fazla ürün üreten rekabetçi bir ortam var. O zaman bizim, şehir olarak; katma değeri yüksek, insanımıza daha çok kazanç getiren ve ihtiyaç duyulan değil, nitelikli ihtiyaç duyulan ürünlere geçmemiz gerekiyor.



Ülkemizde üretilip diğer ülkelere kalitesinden dolayı gönderdiğimiz ürünler var. “Balıkesir, Türkiye’yi doyuran il”  ifadesini haklı olarak kullanıyoruz ama bu işi yapan insanların hepsinin de ben çalıştım ve karşılığını aldım diyebileceği ortamı burada mevcut bulunan insanlarla beraber oluşturmalıyız.” dedi.

Tarımla uğraşan insanların ürünlerinin gelirinin her zaman daha fazla olması için yapılan çalışmalara her zaman destek vereceklerini belirten Başkan Yılmaz, devamında şöyle konuştu:
“Bizler yerel yönetimde, Ziraat Odamız kendi altyapısıyla, üniversitelerimiz, devletin idari mekanizmasını temsil eden Valiliğimiz, kaymakamlarımız ve onlara bağlı idareciler hep beraber katma değeri yüksek ürünlere geçip pazar payları daha yüksek oranlara nasıl ulaşabiliriz? Eğitimcilerimiz bununla ilgili arge çalışmalarını yapıp uygulayıcı olan çiftçilerimize, vatandaşlarımıza bunları öğretip daha çok verimli almasını sağlamalı. Ticaret erbabı olup bu ürünlerin ülke geneline ve yurtdışına satılmasını sağlayan arkadaşların katma değeri, ambalajı daha güzel hale getirmesi gerekiyor. Bizim de yerel yöneticiler olarak hayatlarını kolaylaştıracak zeminleri oluşturacak platformları oluşturmamız gerekiyor.

Balıkesir bu işte üzerine düşeni son 10 yılda yapmaya başladı. Konuyla ilgili bir algımız oluştu, bu haftalar ve buna benzer etkinliklerde bu işi iyi yapanları iyi dinleyip bu pazardan pay alanlardan daha fazlalarını üretmek hepimizin asıl görevi olmalı.

Görüyorum burada gençler var, geleceğin mesleği aslında tarım. Bir teknoloji var bir de tarım var. Burada; veterinerlik, ziraat fakülteleri üstlerine düşeni yapmak için hazır. Gençlere de bu alanın farkındalığını artırmayı hep beraber öğretmemiz gerekiyor.”

Balıkesir’in gerçek bir tarım şehri olduğunu ve çok ciddi potansiyel barındırdı-ğını belirten Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey “Tarımın ne olduğunu ve neler yapılması gerektiğini biliyoruz. Çok kıymetli ovalarımız var. Özellikle bunların nasıl değerlendirilmesi gerektiğiyle ilgili kafa yoruyoruz. Balıkesir için Türkiye’yi doyuran il diyoruz ama gerçekten bugün tarımsal üretimde hem Türkiye’de hem de dünyada istediğimiz anlamda rekabet edebiliyor muyuz; sürdürülebilirlik anlamında verimlilik anlamında, teknolojik gelişim, değişim, dönüşüm anlamında dünyada hak ettiğimiz yerde miyiz? Bunlara ne kadar kafa yoruyoruz, bunlarla ne kadar uğraşıyoruz aslında bu sorularla mücadele etmemiz, bu soruları cevabını bulmamız gerekiyor. Bugün dünyada en stratejik sektörler arasında tarım kabul ediliyor. Tarımda inanılmaz bir değişim ve dönüşüm var. Bugün tarım dediğimizde artık insanlar sadece emek yoğun bir sektörden bahsetmiyor. Hem teknolojik anlamda çok ciddi bir değişim oldu. Hem de ekonomik kazanım anlamında şu anda tarım alanı çok ciddi bir şekilde önümüzde duruyor.” dedi.



Balıkesir için en önemli sorunlardan bir tanesinin tarıma dayalı sanayi alanlarının oluşturulamamış olduğunu dile getiren Milletvekili Canbey “Önümüzdeki dönemde bence en fazla kafa yoracağımız konulardan bir tanesi tarımsal verimliliği, sürdürülebilirliği nasıl artırabiliriz ve tarıma dayalı sanayiyi nasıl geliştirebiliriz olmalı. Bir ürünü üretip satmak katma değer anlamında bize bir şey kazandırmıyor. Ürünü üretip onu tarıma dayalı sanayiyle geliştirip yeni inovasyonlarla dünya pazarına sunmak ve uluslararası alanda rekabet edebilir hale gelmek bizim en önemli önceliklerimizden birisi olmalı. Nerede ne üretilmeli hangi alanda ne ekersek daha fazla verim alabiliriz bunların hesabını yaparak önümüzdeki dönemde tarıma yönelik çalışmalarımızı geliştirebiliriz. Bugün burada yapılan çalışma gerçekten çok değerli çok kıymetli. Bu tip çalışmaların daha çok yapılması gerekiyor. Şu anda yapılan çalışmaları yakinen takip ediyorum önemli çalışmalar yürütülüyor. Hayvancılık anlamındaki potansiyelimizi değerlendirmek için önemli çalışmalar yapıyoruz. Her daim tarım sektörünün yanındayız. Önümüzde kıymetli bir zaman dilimi var bunu en iyi şekilde değerlendirip şehrimize katma değer üretmek için gayret göstereceğiz.”

10 Ocak 1846’da İstanbul Ziraat Mektebi Aliye’si açılmasıyla Türkiye’de tarımsal öğretimin başladığını belirten Vali Ersin Yazıcı “Biz, bir tarım kenti olarak Türkiye’yi doyuran il olarak tarım ve hayvancılıkta gerçekten ülkenin üst sıralarındayız. Hem üretim anlamında hem kaliteli ürün halkımıza hatta dünyaya sunmak anlamında dolayısıyla bu şehirde buradaki öğrencileri öncelikle bu alanı tercih ettikleri için doğru yerde oldukları için hem ailelerini tebrik ediyorum.

Yaşamın devam edebilmesi için tarım olmazsa olmazımız ve bunları üretirken asla ve asla kaliteden vazgeçmeyelim. İnsanoğlunun vazgeçilmezi olan yerine ikamesi olmayan başka türlü giderilemeyen yemek içmek zorunda olduğumuz bu ürünleri en kaliteli şekilde hep birlikte üreteceğiz. Meslek liselerimizde, meslek yüksekokullarımızda, üniversitelerimizin ilgili fakültelerinde hep birlikte bu şehirde en iyisini üretmek için etimizle, sütümüzle, biberimizle, bamyamızla Türkiye’ye örnek olacak, parmakla gösterilecek tarımsal ve hayvansal faaliyetleri bu şehirde yapıyoruz, sizlerin sayesinde yapmaya devam edeceğiz. Salonda bulunan gençlerimizin içerisinden çok sayıda bu tür ihracat yapan şirketler kuran, söz sahibi olanların çıkacağına inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından Balıkesir’de tarım sektöründe üretim ve ihracat yapan Kocaman Balıkçılık, Tellioğlu Un-Yem, Panç Fidancılık, Sarıbekir Ambalaj, Kristal Gıda, Bu Piliç, Ahi Güven,  firmalarının temsilcilerine plaket takdim edildi.



BBB Kırsal Hizmetler Daire Başkanı Ahmet Mekin Tüzün’ün yöneticiliğinde başlayan panelde tarım sektöründe üretim ve ihracat yapan firma temsilcileri firmalarının başarı hikâyelerini, faaliyetlerini, ülkeye, sektöre, bölgeye yaptıkları katkıları ve hedeflerini anlattılar.

Panel bitiminde sahne de katılımcılar, öğrenciler, çiftçiler, vatandaşlar toplu fotoğraf çektirdi. İyi dilekler de bulunularak veda edildi.
 

 
 
 
 
26.02.2020
Devamı

Yıldırım :Tarımda Zenginliğini Değerlendiremeyen Ülke; Türkiye

Dünya Gazetesi yazarı Ali Ekber Yıldırım, dünkü yazısında Türkiye'deki tarım üretimi konusunu ele aldı. Yıldırım," Tarım meselesi yüzeysel ele alınıyor" dedi.
Yıldırım,"Türkiye tarımsal üretim potansiyeli bakımından çok büyük zenginliğe sahip. Ancak bunu yeterince değerlendiremediği çok açık. Bunun nedenlerine kafa yormak ve tarımdan zenginlik üretecek politikalara, uygulamalara odaklanmak gerekir." değerlendirmesinde bulundu.

Muhalefet ile iktidar bugünlerde tarım konusunda sık sık karşı karşıya geliyor. Saman – kapçık ithalatı, tarıma verilen destekler,tarım ürünlerinde ithalat ve ihracat rakamları en çok tartışılan konuların başında geliyor.
Ülkenin Cumhurbaşkanı ile Ana Muhalefet Lideri ithal edilen 6 bin 500 liralık ürünün saman mı kapçık mı olduğunu tartışıyor. Türkiye, ilk kez 2012 yılında saman ithal etmeye başladı. Bugün de ithalat devam ediyor.Samanın kilosu sezon başına 20 kuruş civarındaydı. Bugün 1 liranın üzerinde. İsviçre’den ithal edildiği ve kilosu 200 lira olduğu iddia edilen de saman olamaz.
Saman ithalatı tartışılırken ithalat var mı yok mu tartışmasının ötesine geçilerek ithalatın nedenleri üzerinde durulmalı. Bu nedenlerin ortadan kaldırılması için çalışılmalı.
Liderler düzeyinde başlayan tartışma yukarıdan aşağıya doğru yayıldı.Tarımın gündemde olması, tartışılması elbette önemli. Ancak, tartışmanın düzeyi ve içeriğine bakıldığında tarım meselesinin ne kadar yüzeysel ele alındığı da görülüyor. Her zaman söylediğimiz gibi, tarım ülkenin dış politikası gibi siyasetin üzerinde ele alınması gereken ve tarladan,tohumdan başlanarak doğru analiz edilmesi gereken bir konu.

Türkiye tarımsal üretim potansiyeli bakımından çok büyük zenginliğe sahip. Ancak bunu yeterince değerlendiremediği çok açık. Bunun nedenlerine kafa yormak ve tarımdan zenginlik üretecek politikalara,uygulamalara odaklanmak gerekir.

FAO’dan biyoçeşitlilik raporu
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 2019’da çok önemli bir araştırma yayınladı. “Türkiye’nin Biyoçeşitliliği: Genetik Kaynakların Sürdürülebilir Tarım ve Gıda Sistemlerine Katkısı” başlıklı araştırma, Prof. Dr. Hafiz Muminjanov ve Prof. Dr. Alptekin Karagöz’ün editörlüğünde yayınlandı.

Araştırma da Türkiye’nin biyoçeşitliliği çok detaylı olarak ele alınıyor. Araştırmada özetle şöyle deniliyor:

“Türkiye, fındık ve incir üretimi bakımından dünyada açık ara birinci sırada, kavun, pırasa, kiraz ve vişne yetiştiriciliğinde ikinci sırada, baharatlar, biber, çilek, kestane, nohut, Antep fıstığı, ceviz, fiğ, mercimek, taze fasulye, havuç, karpuz, sofralık üzüm ve bal üretimi bakımından da üçüncü sırada yer almaktadır. Dünyadaki yedi biyo-coğrafi bölgeden üçü olan Akdeniz, Avrupa-Sibirya ve İran-Turan bölgeleri elementleri Türkiye’de bulunmaktadır. Her biyo-coğrafya bölgesi kendine has eşsiz ekosistemler barındırmaktadır. Akdeniz elementlerinden olan servinin dünyadaki en geniş ormanı buradadır. Avrupa-Sibirya elementi, alpin çayırları da içeren Karadeniz ormanlarından oluşur. Orta Anadolu ve Doğu Anadolu stepleri, İran-Turan elementlerindendir. Türkiye, kıtalar arasında köprü durumunda olması nedeniyle iklim ve coğrafi özellikler kısa mesafelerde değişmektedir.

Bunun sonucu olarak ülkemiz, ev sahipliği yaptığı orman, dağ, bozkır, sulak alan, kıyı ve deniz ekosistemleri, bunların farklı biçimleri ve kombinasyonları ile biyolojik çeşitlilik bakımından küçük bir kıta karakterindedir.

“Dünyanın en zengin ülkelerinden biri”

Bu olağanüstü ekosistem ve habitat çeşitliliği, önemli tür çeşitliliğini de barındırmaktadır. Türkiye’nin fauna çeşitliliği, ılıman kuşak ülkeleriyle kıyaslanacak ölçüde zengindir. Avrupa’daki (Türkiye hariç) damarlı bitki sayısı 12 bin 500 olup bunun yüzde 28’i Avrupa’ya özgü endemiktir. Akdeniz Bölgesi Avrupa’nın, en yüksek bitki çeşitliliğine sahip yeridir.
Türkiye, bünyesindeki 167 familya, 1320 cins ve 9 bin 996 tür ile bitki türlerinin çeşitliliği bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Bitki genetik kaynakları bakımından Türkiye, iki önemli gen merkezi olan Akdeniz ve Yakın Doğu’nun kesiştiği noktada yer almaktadır. Her iki gen merkezi de keten (Linum), soğan ve sarımsak (Allium), arpa (Hordeum), buğday (Triticum), yulaf (Avena), nohut (Cicer), mercimek (Lens), bezelye (Pisum), şeker pancarı (Beta), üzüm (Vitis), badem (Amygdalus) ve erik (Prunus) gibi tarla ve bahçe bitkilerinin ortaya çıkmasında kilit bir role sahiptir. Kazdağları, genetik çeşitlilik açısından ülkenin en önemli noktalarından biridir.”

Başka ülkeler ne yapıyor?

Bu araştırma, Türkiye’nin nasıl bir zenginliğin üstünde olduğunu gösteriyor. Benim aklıma gelen ilk soru şu oldu; bu zenginlik başka ülkelerin elinde olsa neler olurdu neler? Çünkü önümüzde çok önemli örnekler var.
Türkiye kadar biyoçeşitliliği olmayan öyle ülkeler var ki sadece bir kaç ürünle tarımda çok büyük zenginlik üretiyor. O ürünlerde dünya piyasalarına hakim oluyor. Kanada’nın gen merkezi Türkiye olan mercimekte, Rusya’nın buğdayda, Brezilya’nın soyada, Amerika’nın badem, mısır ve pamukta,Yeni Zelanda’nın hayvancılıktaki başarıları ve yarattıkları zenginlik bu ülkelerin ekonomisine, çiftçisine çok büyük katkılar sağlıyor.

Türkiye’ye bakıldığında dünya üretiminde tartışmasız lider olduğumuz, ikinci,üçüncü olduğumuz pek çok ürün var. Bunlardan ilk akla gelenler; fındık,incir,kiraz,vişne,domates, mercimek, kayısı,elma,Antep fıstığı,ceviz,zeytin, üzüm, kavun, karpuz,şekerpancarı, ayva, hıyar,biber,taze fasulye ve daha niceleri. Bu kadar çok üründe dünya üretiminde söz sahibi olan Türkiye, tarımdan zenginlik üretmek yerine başka ülkelerin çiftçilerini destekleyen ithalatçı politikalarla üretimi, üreticiyi yok ediyor. Çiftçinin üretmesi istenmiyor.

Yine her fırsatta dile getirdiğimiz gibi, ülke yararına doğru politikalarla, çevreyle dost üretimle Türkiye’nin çıkış yolu tarımda olacaktır. Zengin toprakların, fakir insanları olmayı hak etmiyoruz. Karamsar değil, umutluyuz. Umudumuz, tarımda sahip olduğumuz zenginlik ve insanlarımızdır.

Özetle, bugün iktidarda olanlar da,yarın iktidara gelecekler de tarımdaki zenginliği,tarımdaki potansiyeli değerlendirmek için üretimin önündeki engelleri kaldırmak için çalışmalı. Tarımın sorunlarını çözmeye ve üretime odaklanmalı. Bu konuyu daha ayrıntılı okumak isteyenler “Üretme Tüket” kitabımın son bölümünü okuyabilir.
 
 
26.02.2020
Devamı

82 Bin 623 İşletme Gıda Denetim'den Geçti

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli'nin talimatlarıyla 17 Şubat tarihinde ikincisi başlatılan ve 6 gün süren seferberlik kapsamında 82 bin 623 işletme denetimden geçti.
 
82 BİN 623 İŞLETME DENETİMDEN GEÇTİ
7 binden fazla denetçi ile gerçekleştirilen ikinci seferberlik kapsamında 82 bin 623 işletme denetimden geçti. Eş zamanlı olarak 81 ilde yürütülen denetimlerle gıda üretim, satış ve toplu tüketim yerleri ile okul kantin ve yemekhaneleri denetime tabi tutuldu.

4 BİN 275 İŞLETMEDE OLUMSUZLUK TESPİT EDİLDİ
Vatandaşların gıda güvenliği hususunda herhangi bir olumsuzlukla karşılaştıklarında Alo 174 Gıda Hattını aramaları gerektiğinin altını çizen Bakan Pakdemirli; “İkincisini tamamladığımız gıda denetim seferberliği kapsamında 5 kategoride ürün bazlı olarak denetimlerimizi yaptık. Bu bağlamda denetlediğimiz 82 bin 623 işletmenin 4 bin 275 adedinde olumsuzluk tespit edildi. Yine bu denetimlerde 695 numune alındı. Olumsuzluk tespit ettiğimiz işletmelere gereken cezai yaptırımları uyguladık” diye konuştu.

DENETİMLER SÜRECEK
Bu seferberliğin tamamlanması dolayısıyla kimsenin artık denetim yapılmayacak gibi bir düşünceye kapılmaması gerektiğine vurgu yapan Bakan Pakdemirli “Ekiplerimiz her zaman alanda olacaklar ve bu denetimlerini sürdürecekler. Vatandaşlarımızın güvenli gıdaya ulaşması için var gücümüzle çalışacağız. Gıda da sahtekarlığa asla izin vermeyeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yıl boyunca rutin olarak denetimden geçirilen gıda işletmelerine yönelik denetim seferberliğinin ilki Bakan Pakdemirli’nin talimatlarıyla 25 Kasım 2019 tarihinde başlatılmıştı. 6 gün süren bu denetim seferberliğinde 72 bin 783 işletme denetimden geçmişti.
 
 
 
25.02.2020
Devamı

YENİ BİR KORONAVİRÜS: 2019-nCoV

İnsanlarda ve hayvanlarda enfeksiyon oluşturan çok sayıdaki koronavirüslere, 2019 yılında Çin’de tanımlanan yeni bir koronavirüs (2019-nCoV) daha eklendi. Çin’de 2002 yılında ortaya çıkan SARS koronavirüsünün misk kedileri veya yarasadan, Orta Doğu’da 2012 yılında ortaya çıkan MERS koronavirüsünün develerden köken aldığı ortaya konulmuştur. Yeni koronavirüsün ise yarasalardan veya pangolinlerden insanlara bulaştığına dair veriler bulunmakla birlikte henüz kesinleşmiş bir bilgi sağlık otoritelerince paylaşılmamıştır. Virüs ile enfekte hastaların teyit edildiği ülkeler arasında Çin, Hong Kong, Makao, Tayvan, Vietnam, Japonya, Malezya, Nepal, Sri Lanka, Singapur, Kamboçya, Tayland, Kore Cumhuriyeti, Avustralya, Fransa, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada yer almaktadır. 2019-nCoV enfeksiyonu ateş, öksürük, nefes almada güçlük ile seyretmekle birlikte, ileriki safhalarda hastalarda zatürre, şiddetli akut solunum yolu sendromu, böbrek yetmezliği ve ölüme neden olmaktadır. Hastalıktan korunmada; tıbbi maske gibi kişisel koruyucu ekipman kullanımı, hastalık bulgusu gösteren kişilerle yakın temastan kaçınmak, ellerin sık sık sabun ile en az 20 saniye boyunca yıkanması, alkol bazlı antiseptiklerin kullanılması, sık kullanılan yüzeylerin ve eşyaların temizliğinin ve dezenfeksiyonunun yapılması, öksürme ve hapşırma esnasında kağıt peçete kullanılması gibi temel kurallara uyulmasının önemli olduğu belirtilmektedir.


YENİ BİR KORONA VİRÜS 2019-nCoV
 
Koronavirüsler, 26-32 kilobaz arasında değişen pozitif anlamlı tek sarmallı viral RNA genomuna sahip, zarflı virüslerdir. Koronavirüsler (CoV'ler) insan ve omurgalılar için önemli patojenlerdendir. İnsan, hayvan, kuş, yarasa, fare ve diğer birçok vahşi hayvanın solunum, gastrointestinal, hepatik ve merkezi sinir sistemini enfekte edebilirler. Son yirmi yılda ağır akut solunum sendromu koronavirüs (SARS-CoV) salgını 2002’de ve Orta Doğu solunum sendromkoronavirüs (MERS-CoV) salgını 2012'de ve son olarak 2019’da üçüncü koronavirüs (2019-nCoV) salgını ortaya çıktı. Diğer farklı iki koronavirüs olan HCoV-229E ve HCoV-OC43 de insanlarda hastalığa neden olmaktadır. Ayrıca insan koronavirüsü NL63 (HCoV-NL63) çocuklarda, yaşlılarda ve immün yetmezliği olan bireylerde soğuk algınlığı (nezle) ile ilişkilendirilmiştir. SARS-CoV ve HCoV-NL63 hücre içerisine girişte anjiyotensin dönüştürücü enzim 2 (angiotensin-converting enzyme 2; ACE-2) reseptörünü kullanmaktadırlar. Fakat birbirinden farklı klinik tabloya neden olan enfeksiyonlara sebep olmaları cevaplanamayan bir soru olarak kalmaktadır. Uluslararası virüs sınıflandırma komitesinin 2018b raporunda insanlarda hastalığa yol açan koronavirüsler aşağıdaki gibi sınıflandırılmıştır.
 
Riboviria›Nidovirales › Cornidovirineae › Coronaviridae › Orthocoronavirinae › Alphacoronavirus › Duvinacovirus › Human coronavirus 229E
Riboviria›Nidovirales › Cornidovirineae › Coronaviridae › Orthocoronavirinae › Alphacoronavirus › Setracovirus › Human coronavirus NL63
Riboviria›Nidovirales › Cornidovirineae › Coronaviridae › Orthocoronavirinae › Betacoronavirus › Embecovirus › Human coronavirus HKU1
Riboviria›Nidovirales › Cornidovirineae › Coronaviridae › Orthocoronavirinae › Betacoronavirus › Merbecovirus › Middle East respiratory syndrome-related coronavirus
Riboviria›Nidovirales › Cornidovirineae › Coronaviridae › Orthocoronavirinae › Betacoronavirus › Sarbecovirus › Severe acute respiratory syndrome-related coronavirus
 
Kedi ve köpeklerde enfeksiyona yol açan ve veteriner hekimlik açısından önem arz eden koronavirüsler ise alphacoronavirus 1 altında yer almıştır. Kedilerin koronavirüs enfeksiyonları (Feline infectious peritonitis- FIPV) ise iki farklı serotip (FCoVserotip I ve II) altında incelenmektedir. Köpeklerin koronavirüsleri (CCoV) de iki farklı serotip ve IIa, IIb, ve IIc olmak üzere üç ayrı alt tip altında incelenmektedir. Kedi ve köpek koronavirüslerinin insanlarda enfeksiyon yaptığına dair bir delil bulunamamıştır. SARS-CoV'un misk kedilerinden veya yarasadan, MERS-CoV'un ise tek hörgüçlü develerden insanlara bulaştığı ortaya çıkmıştır.
 
Yukarıda bahsi geçen koronavirüslerden farklı olarak 2019 yılının Aralık ayında Dünya Sağlık Örgütü ile Çinli yetkililer, Çin'in Hubei Eyaleti’nin Vuhan şehrinde tespit edilen ve etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarının görüldüğünü rapor ettiler. Yeni bir koronavirüs (2019-nCoV), 7 Ocak'ta Çinli yetkililer tarafından hastalık etkeni virüs olarak tanımlandı. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 7 Şubat 2020’de dünya genelinde teyit edilmiş vaka sayısı 31481 olarak bildirilmiştir. Bu vakaların büyük çoğunluğu Çin’in Hubei Eyaleti’nde olmak üzere, Çin’de toplam 31211 kişinin virüsle enfekte olduğu ve 637 kişinin hayatını kaybettiği bilinmektedir. Çin dışında ölümle sonuçlanan enfeksiyonun görüldüğü tek ülke 1 vaka ile Filipinler’dir. 2019-nCoV enfeksiyonunun teyit edilmiş vaka ve ölüm sayılarına bakıldığında hastalığın yaklaşık %2,02 oranında ölüm (31481 vakada 638 ölüm) ile seyrettiği görülmektedir. Teyit edilmiş 2019-nCoV enfeksiyon vakalarının Çin haricinde görüldüğü ülkeler arasında; Singapur, Japonya, Kore Cumhuriyeti, Avustralya, Malezya, Vietnam, Filipinler, Kamboçya, Tayland, Hindistan, Nepal, Sri Lanka, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Almanya, Fransa, Belçika, İtalya, İspanya, İngiltere, İsveç, Finlandiya, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri bulunmaktadır. Hastalığın hızlı bir şekilde yayılıyor olması insanları endişelendirmektedir. Bununla birlikte Dünya Sağlık Örgütü yetkilileri bu son salgının hayvansal kaynaklı olabileceğini ve insandan insana yayılımın sınırlı olduğunu, fakat insanlar arasında yakın temasın bulaşmada etkili olabileceğini bilgisini paylaştılar.
 
10 Ocak 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü bu yeni virüs hakkında tüm insanları nasıl hazırlayabilecekleri, hastalığın izlenmesi, örneklerin test edilmesi, hastaların tedavisi, sağlık merkezlerindeki enfeksiyonun kontrolü ve iletişim konularında bir rehber yayınladı. 2019-nCoV teyit edilen hastaların birçoğunda hafif semptomlar gözlenmektedir. Enfeksiyon, solunum bulguları, ateş, öksürük, nefes almada güçlük gibi bulgularla seyretmektedir. Daha ciddi seyirli olgularda ise zatürre (pnömoni), şiddetli akut solunum yolu sendromu, böbrek yetmezliği ve ölüm görülebilmektedir. Hastalığın laboratuvar tanısı ile henüz teyit edilmediği vakalarda, klinik tanısında ateş (≥38°C), pnömoninin radyografik kanıtı, düşük veya normal beyaz hücre sayısı, düşük lenfosit sayısı insanlarda 2019-nCoV enfeksiyonu şüpheli olarak değerlendirilmektedir. Bu hastaların antimikrobiyal veya semptomatik tedaviden sonra 3 ila 5 gün boyunca standart klinik kılavuzlar dahilinde müşahade altında tutulmasının önemli olduğu vurgulanmaktadır.
 
Hastalığın tanısı için Dünya Sağlık Örgütü bir kılavuz yayınlamıştır. Bu kılavuzda hastalığın tanısı için real-time RT-PCR testinde kullanılacak primer ve prob dizilimleri paylaşılmıştır. Şu ana kadar pubmed gen bankasında yeni koronavirüse (nCoV) ait toplam 24 gen sekans dizilimi yayımlanmıştır (Erişim numaraları: MT008023.1; MT008022.1; MN997409.1; MN994468.1; MN994467.1; MN985325.1; MN988669.1; MN988668.1; MN988713.1; MN975268.1; MN975267.1; MN975266.1; MN975265.1; MN975264.1; MN975263.1; MN975262.1; MN938390.1; MN938389.1; MN938388.1; MN938387.1; MN938386.1; MN938385.1; MN938384.1; MT007544.1). Yeni cins Koronavirüslerin (2019-nCoV) genom analizlerine göre üç farklı suşu tanımlanmıştır. Çift yönlü dizi analizleri, yarasa SARS benzeri koronavirüsünün (Genbank erişim numarası MG772933), %88 nükleotit benzerliği ile 2019-nCoV'ye en yakın virüs olduğunu göstermiştir. Pullu karıncayiyen bir memeli hayvan olan pangolinlerden izole edilen koronavirüs ile 2019-nCoV arasında genetik yakınlık %99 olarak bulunmuş ve 2019-nCoV’nün pangolinlerden insanlara bulaşmış olabileceği bilgisi paylaşılmıştır. 2019-nCoV, HCoV-229E, -NL63, –OC43, -HKU1 ve MERS-CoV ile %50'den az çok düşük nükleotit benzerliği paylaştığını bildirilmiştir. Bugüne kadar, insan klinik örneklerinde 2019-nCoV tespit edildiği yeni nesil sekanslama, real time RT-PCR, hücre kültürü ve elektron mikroskobu ile teyit edilmiştir.
 
 Paylaşılan genetik sekanslar sayesinde, daha fazla ülkenin bu yeni etken yönünden şüpheli hastalarda daha hızlı şekilde laboratuvar temelli teyit etmeleri amaçlanmaktadır. Hastaların tanısında nazofaringealsıvap ve balgam örnekleri kullanılmaktadır. Real time RT-PCR ile balgam örneklerinde hastalığı şiddetli dönemindeki bir hastanın viral yükü mililitrede 108 kopya olarak rapor edilmiştir. Filogenetik analizler, 2019-nCoV yarasa veya pangolin kaynaklı olduğunu gösterirken, 2019-nCoV ayrıca  çeşitli hayvan türlerinin (fareler ve sıçanlar hariç) ACE-2 reseptörünü potansiyel olarak tanıyabileceğini göstermiştir. 2019-nCoV geçirdiği evrimle, insanları enfekte etme ve insanlar arasında bulaşma yeteneğini geliştirdiği varsayılmaktadır. Bu hayvan türleri 2019-nCoV enfeksiyonları için olası ara konaklar veya hayvan modelleri olarak değerlendirilmiştir.
 
İlk 2019-nCoV vakaları, Vuhan'da vahşi hayvanların bir restoranda servis edildiği deniz ürünleri pazarından ortak bir maruziyetin bildirilmesi, hastalığın zoonotik potansiyelini göstermiştir. Bu nedenle yeni koronavirüsün, deniz ürünleri marketinde hayvanlardan (Huanan Seafood Wholesale Market) insanlara geçtiği düşünülmektedir. Ayrıca insandan insana bulaşma da söz konusudur. Hapşırma, öksürme ve enfekte kişilerle direkt temas ile virüs diğer insanlara bulaşmaktadır. Yeni koronavirüsün SARS virüsünde olduğu gibi ACE-2 reseptörüne bağlanarak hücre içerisine girdiği tespit edilmiştir.

KORUNMA
 
SARS-CoV, 56°C 90 dakika, 67°C’de 60 dakika ve 75°C'de ise 30 dakika kaldıktan sonra enfeksiyon yapma gücünü yitirmektedir. Koronavirüsler hafif asidik pH'da (6-6.5) alkali ortamlara göre daha dirençlidirler. Virüs, 96 saat boyunca balgam, serum ve dışkıda canlı kalabilir.
Korunmada hızlı vaka tespiti ve izolasyonu, temas takibi, karantina ve basit korunma önlemleri gibi temel halk sağlığı önlemleri önemlidir. Belirli bir antiviral tedavisi olmadığı için, hastalıktan korunmada yüksek konsantasyonda antiseptik-dezenfektanların (Sodyum hipoklorit, Kloramin T, sodyum hipoklorit ve potasyum bromit, glutaraldehit ile sodyum o-benzil-p-klorofenat+sodyumdodesilsülfat, %70 2-propanol, %78 etanol, 26% glukoprotamin) kullanımı çok önemlidir. İnsan hekimliğinde yaygın olarak kullanılan klorheksidin ve setrimid gibi dezenfektanlara etanol ilave edilmez ise HCoV 229E üzerinde etkisinin olmadığı bildirilmiştir. 2019-nCoV virüsünün çevresel kontaminasyonu ve yayılmalarında cansız malzemelerin rolü, antiseptik-dezenfektan formülasyonlarına karşı duyarlılıkları ve/veya dirençleri, yeni etkili ve toksik olmayan dezenfektanların geliştirilmesi koruma kontrolde önemlidir.
Son iki hafta içerisinde Çin başta olmak üzere koronavirüsenfeksiyonu görülen ülkeden geldiyseniz veya gelen biri ile temas etti iseniz, ateşiniz varsa, öksürüyorsanız ve nefes almada zorluk gibi semptomlar var ise maske takarak sağlık kurumuna başvurulmalıdır. Hastalar, hekimlerine son seyahatleri hakkında bilgi vermelidir. Eller sık sık su ve sabun ile en az 20 saniye boyunca yıkanmalı ve su veya sabunun olmadığı durumda alkol bazlı el antiseptiği kullanılması tavsiye edilmiştir. Soğuk algınlığı veya grip benzeri belirtileri (ateş, zor nefes alma, öksürük) olan kişiler ile yakın temastan kaçınılmalıdır. Hapşırma, öksürme ve ateş belirtileri olan kişiler ile en az 1 metre mesafede durmak da bulaşmayı engellemektedir. Hapşıran ve öksüren kişilerin kağıt peçete kullanamadığı durumlarda, kolu dirsekten katlayarak kıyafete hapşırması öksürmesi de virüsün saçılımını ve diğer kişilere bulaşmasını önemli ölçüde azaltmaktadır. Hastaların hapşırdıktan ve öksürdükten sonra ellerini yıkamaları gereklidir. Hapşırırken ve öksürürken kağıt peçetelerin kullanılması ve kullanılan peçetelerin çöp kutularına atılması da hastalığın yayılmaması için alınacak önlemler arasında sayılmaktadır. Öksürük ve hapşırık, canlı veya ölü hayvanlarla temas sonrasında, tuvalete girişte ve  tuvaletten çıkışta, yemek yemeden önce, yemek hazırlamadan önce ve hazırladıktan sonra ellerin yıkanması hastalıktan korunmada diğer önemli yollar arasında gösterilmiştir. Eller yıkanmadan göze, burna ve ağza temasından kaçınmalıdır.
Enfeksiyondan korunmada temel el ve solunum hijyeni önem arz etmektedir. Evcil hayvanlarla ve özellikle yarasa gibi vahşi hayvanlarla temas edilmemelidir. Çiğ veya az pişmiş hayvansal ürünler tüketilmemelidir. Çiğ et ve pişmiş yiyecekler için farklı kesme tahtası ve bıçaklar kullanılmalıdır. Hastalanan insanların evde kalmaları, dışarı çıkmamaları oldukça önemlidir. Sıkça dokunulan nesneler ve yüzeyler temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir. Şiddetli akut solunum hastalığına neden olan bir patojenin ortaya çıkması durumunda derhal yerel ve ulusal sağlık otoritelerine bildirilmelidir.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre tüm sağlık personeli ve laboratuvar çalışanlarının uyması gereken temel kuralları şu şekilde belirtmektedir: 
  • Virüs varlığını tespit etmek için hastaların erken taraması, bulaşmayı azaltmada anahtar uygulamadır. Hemen tarama yapılmalı, virüs varlığı doğrulanmalı, hastalar ayrılmalı ve gerekiyorsa karantinaya alınmalıdır.
  • Bu uygulamaları takiben, hastalar gözlemlenerek destekleyici ve semptomatik tedavi uygulanmalıdır.
  • Sadece uzman ve eğitimli personel tarafından hastadan doğru örnek alınmalı ve laboratuvar tanısı yapılmalıdır.
  • Hipoksemik solunum yetmezliği ve akut solunum distressendromu ve septik şok hastalarının semptomlarına yönelik özel uygulamalar yapılmalıdır.
  • Komplikasyonlar engellenmeli ve yeni koronavirüse (2019-nCoV) yönelik özel ve tavsiye edilen tedaviler uygulanmalıdır.
  • Gebe hastalara özel bakım ve sağlık desteği verilmelidir.
  • Sağlık çalışanlarının yüzük, saat, bileklik gibi takıları çalışma sırasında takmaması da korunmada önemlidir.
  • Kişisel koruyucu ekipman (maske, gözlük, özel kıyafet, eldiven gibi) kullanımının oldukça önemli olduğu belirtilmektedir.

Prof. Dr. Ahmet Kürşat AZKUR
           Dr. Emel AKSOY
Kırıkkale Üniversitesi Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Yahşihan/Kırıkkale

                                                                                  
 

 
25.02.2020
Devamı

Gürer : Tarımsal Kredilerin Faizleri Silinsin 5 Yıl Süre İle Yapılandırılsın

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, son yıllardaki doğal afetler dikkate alınarak, çiftçilerin tarımsal kredi borçlarının faizlerinin silinip 5 yıl süreyle yapılandırılması ve çiftçilerin sorunlarının incelenmesi talebiyle Meclis Araştırma Önergesi verdi.
 
ÇİFTÇİLER BORCU, BORÇLA KAPATMAYA ÇALIŞIYOR
 
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Meclis Araştırma Önergesinde, çiftçilerin tarımsal kredi borçlarındaki artışa dikkat çekti. Tarım kesiminin afetlerin de etkisiyle sıkıntılı dönemler yaşadığına vurgu yapan Gürer, çok sayıda çiftçinin kredi borcunu başka bankalarda kredi çekerek kapatma zorunda daldığını anlattı.

Bu yıl yaşanan afetler nedeniyle çiftçi borçlarının önemsenin zora girdiğini kaydeden CHP Milletvekili Gürer, çiftçilerin sorunlarının incelenmesi, araştırılması ve çözüm üretilmesi gerektiği belirtti.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun çiftçi kredileri verilerinden örnekler veren Gürer, 2019 Eylül ayı itibarıyla, son bir yılda tarım ve balıkçılık sektörüne kullandırılan nakdi kredi miktarının yüzde 3,3 artışla 101,2 milyar liradan 104,6 milyar liraya yükselmiş olduğunu ifade etti. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Bu dönemde Tarım Kredi Kooperatiflerinin çiftçiye kullandırdığı kredi miktarı da yüzde 5,6 artışla 8,1 milyar liradan 8,5 milyar liraya çıktı. Finansman sıkıntısı çeken çiftçimizin faiz yükünü bir nebze hafifletmiş olsa da borçların çevrilmesinde zorluk sürmektedir. Çünkü çiftçimiz, 2018 ve 2019 yıllarında özel bankalardan yüzde 40’lara, Tarım Kredi Kooperatiflerinden yüzde 32,5’lere, Ziraat Bankası’ndan yüzde 16’lara ulaşan yüksek faiz oranlan ile kredi kullanmış, yüksek faiz oranlan ile borcunu ertelemiş veya yapılandırmıştır” dedi.

Ziraat Bankası’nın 2019 yılında kredi talebinde bulunan çiftçilere kullandırdığı kredinin tamamım nakit olarak ödemediğini, İlçeden ilçeye oranların değişmekle birlikte genel olarak kredinin bir kısmını nakit, bir kısmım ise çiftçiye girdi alımı için vermiş olduğu çiftçi kartına yüklenmekte olduğunu belirten Gürer, “Bununla ilgili çiftçilerimizin şikâyetleri vardır. Çiftçimiz kredisini nakit olarak almak istemektedir. Bunun dışında bankalar, çiftçiye, hayat sigortası, tarım sigortası, ipotek gibi ilave masraflar da yaptırmaktadırlar. Ayrıca, bankaların talep ettiği ağır teminatları (memur kefil, şehir merkezinde konut) sağlayamayan çok sayıda çiftçimiz de kredi kullanamamıştır” şeklinde konuştu.

Gürer, 22 Şubat 2019’da çıkarılan 7166 sayılı kanunla getirilen 10 puanını çiftçi, 5 puanını Hazine’nin karşıladığı yüzde 15 faizle 5 yıl vadeli yapılandırma uygulamasının da çiftçilere daha önce yapılandırma yapıldığı için kanuni takibe girmeyen borçlarını kapsamamış olduğunu, faiz yüksekliği nedeniyle de çiftçimizden beklenen ilgiyi göremediğini vurguladı.

 Gürer, TBMM Başkanlığına sunduğu Meclis Araştırma Önergesinde şu ifadelere yer verdi:
 
“Çiftçimiz, doğal afetler nedeniyle yüzde 3 faizle ertelenmiş borcunu da yüzde 10 faizle yapılandırmak istememiştir.
Son yıllarda afetlerin de etkisiyle çiftçi kredi borcunu, başka banka kredisiyle kapatmak zorunda kalmaktadır. Bu yıl da yaşanan afetler nedeniyle borçların ödenmesi mümkün görünmemektedir.
Yıllardır biriken borçların bir hasat sezonunda ödenebilmesi de mümkün değildir. Nitekim çok sayıda çiftçi, borcunu vadesinde ödeyememiştir. Çiftçilere, alacaklı kurumlar uyarı yazıları göndermektedir. Bazı tarımsal kredilerde icralar da başlamıştır. Kefiller ile asıl borçlular arasında borcun ödenememesi nedeniyle çıkan sorunlar da her geçen gün artmaktadır.

Çiftçilerin tüm bankalara olan borçları, çiftçi kayıt sistemi kaydı olsun olmasın, faizleri silinmek suretiyle en az 5 yıl vadeyle yapılandırılmalıdır. 2019 yılı içinde yaşanan afetler nedeniyle kredi borçlarının faizsiz olarak ertelenmesini sağlayacak düzenlemeli ihtiyaçtır. Genel olarak sorunların yerinde tespiti ile çözümü için meclis yapılmalıdır
 
 
 
25.02.2020
Devamı

Timsah Yiyen Kaplumbağa El Konuldu

Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü, ülke genelinde yaban hayvanlarını koruma faaliyetlerine aralıksız devam ediyor.
Bu koruma faaliyetleri kapsamında DKMP Genel Müdürlüğü’ne bağlı ekipler yapılan bir ihbarı değerlendirerek 8 adet timsah yiyen (alligator tortoise) ve 4 adet mahmuzlu kaplumbağaya (sulcata tortoise) el koydu.

Sosyal medyada egzotik kaplumbağa satışı yapıldığı ihbarı üzerine harekete geçen ekipler, internete satış ilanı veren şahısla pazarlık yapmak üzere müşteri olarak görüştü. Görüşme sonucunda 8 adet timsah yiyen ve 4 adet mahmuzlu kaplumbağa için 16 bin 400 TL karşılığında anlaşma sağlanarak bir buluşma gerçekleştirildi.



Buluşma sırasında satışı yapılmaya çalışılan hayvanların yurda giriş belgeleri ve faturaları ibraz edilemeyince söz konusu havanlara ekipler tarafından el konuldu.
Yasa dışı hayvan ticareti yapan şahıs hakkında idari işlem başlatılarak 7 bin 667 TL idari para cezası uygulandı.

El konularak koruma altına alınan kaplumbağalar ise yapılan protokol çerçevesinde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesine teslim edildi.​
 
 
24.02.2020
Devamı

Geçirgen Bentler Hayata Geçiyor

Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü, taşkınlarda sel sularının getirdiği ağaç, dal, kütük gibi malzemelerin köprü ve menfezleri tıkamasıyla yaşanan taşkınlara son vermek üzere geçirgen bent uygulamasını hayata geçiriyor. Geliştirilen iki modelin ise patent başvuruları yapıldı.
Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde meydana gelen taşkınların en büyük sebeplerinden birini taşkın suyuyla birlikte yukarı havzalardan gelen ağaç, dal, kütük vb. odunsu malzemelerin köprü ve menfezleri tıkayarak barajlama yapması oluşturuyor. Bu sorunun çözümüne yönelik olarak dünyada son yıllarda geçirgen bentlerin yapımına ağırlık verilmiş ve ülkemizdeki ilk geçirgen bent uygulaması ise Rize’de yapılmıştı.

PATENT BAŞVURULARI YAPILDI
 Bu bağlamda DSİ Rize Bölge Müdürlüğü, rüsubat tutucu geçirgen bentlerin AR-GE çalışmaları kapsamında 2 farklı model tasarladı ve patent başvurularını yaptı. Söz konusu fikri eserlerin deneyleri Rize Bölge Müdürlüğü hidrolik laboratuvarında tamamlanarak, Dalgakıran ayaklı modelin Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde patenti alındı. Gemiburnu tip model ise Uluslararası patent başvurusu aşamasında bulunuyor.

RUSUBAT KAYNAKLI TAŞKINLAR ENGELLENECEK
Sel meydana geldiği durumlarda önü gelen odunsu materyalle hızla tıkanan bentlerinin sıklıkla iş makinaları ile temizlenmesi gerekiyor, bu durum ise bentlerin işletilmesini zorlaştırıyor. Geliştirilen bu iki geçirgen bent modeli ile rusubat kaynaklı taşkınların önüne geçilmesi hedefleniyor.

Özellikle son yıllarda Karadeniz Bölgesindeki taşkın sorununun çözümüne yönelik olarak çok sayıda öncü ve yenilikçi proje üreten DSİ, geçirgen bentlerin yanında, moloz bariyerleri, taşkın müzesi, taşkın acil müdahale ekibi, mobil taşkın koordinasyon merkezi, taşkın müdahale planı, deniz dalgalarının nehir taşkınlarına etkisi projesi, taşkın ve heyelan erken uyarı pilot çalışmaları, bölge menfezlerinin büyütülmesi kararı, pürüzlülük katsayısının revizyonu çalışmaları gibi birçok projeyi hayata geçirdi.
 
 
 
24.02.2020
Devamı

Geçmiş Olsun Van

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, depremden etkilenen Van’da ahırları zarar gören ve hayvanları telef olan vatandaşlarımıza yardım için çalışmaların başladığını ve 200 küçükbaş hayvanın sevkiyatının başladığını söyledi.

Merkez üssü İran olan 5,9 şiddetindeki depremin Van’ın Başkale ilçesi ve mahallelerinde şiddetli bir şekilde hissedildiğini belirten Bakan Pakdemirli “Devletimiz tüm imkanlarıyla depremzedelerimizin yanında ve yapılması gereken her şey yapılıyor. Bizde Bakanlık olarak depremde hayvanları telef olan, ahırları yıkılan vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmalarımızı başlattık” diye konuştu.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda Depremin etkili olduğu Başkale ilçesinin Böğrüpek, Gelenler, Güvendik, Kaşkol, Ömerdağı, Özpınar, Eşmepınar mahallelerinde hasar tespit çalışmalarının sürdüğünü ifade eden Bakan Pakdemirli şöyle devam etti:
“İlk gelen verilere göre bu mahallelerimizde 193 ahır yıkılmış, 105 ahır ise ağır hasarlıdır. Tespitlerimizde 1.916 küçükbaşın ve 109 büyükbaş hayvanın telef olduğu anlaşılmıştır. Zarar ziyan tespiti için görevlendirdiğimiz personellerimizin çalışmaları ise devam etmektedir. Yıkılan ahırların yerine kullanılmak üzere Bakanlığımız tarafından bölgeye 6x4 metre büyüklüğünde 30 adet çadır sevk edilmiştir.

Ayrıca Van depreminde zarar gören ailelerin hayvan yemi olarak kullanması için TİGEM’e bağlı Ceylanpınar Tarım İşletmesinden 50 ton yonca otu ve 25 ton saman bölgeye sevk edilmiştir. Yine depremde hayvanları telef olan aileler için 200 baş küçükbaş hayvanın sevkiyatına başlanmıştır”​
 
 
23.02.2020
Devamı

Kalaycı :Esnaf Yapılandırma, Çiftçi Af Bekliyor

TBMM Genel Kurulu’nda konuşan MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, sicil affı, vergi ve prim borçlarında yapılandırma, kuyu barışı ve pancar kota cezalarını gündeme getirdi.


Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, TBMM Genele Kurulunda Bankacılık kanun teklifi görüşmeleri esnasında yaptığı konuşmada banka komisyonları, sicil affı, vergi ve prim borçlarında yapılandırma, çiftçilerin kredi borçları, kuyu barışı ve pancar kota cezalarını gündeme getirdi.

 ‘BANKALARCA ALINAN ÜCRET VE KOMİSYONLARA SINIRLAMA GETİRİLMESİNİ DESTEKLİYORUZ’
Bankaların her türlü işlemlerinden elde ettikleri ücret, masraf, komisyon ve diğer menfaatlerin nitelikleri ile azamî miktar ya da oranlarını tespit etme, bunları kısmen veya tamamen serbest bırakma hususundaki yetkilerin doğrudan Merkez Bankasına verildiğini söyleyen MHP Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, “10 Şubat 2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan BDDK yönetmeliği ve Merkez Bankası tebliği ile bankaların alabileceği ücret ve komisyonlara sınırlamalar getirilmiştir. Vatandaşımız bankalarda yaptığı işlemlerde çeşitli adlarla istenen ücret ve komisyonları, yıllardır çaresizce ödemek durumunda kalmıştır. Bu durum, vatandaşlarımızın en fazla şikâyetçi olduğu konulardan biridir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak uzun süredir dile getirdiğimiz ve düzenleme yapılmasını istediğimiz bu konunun düzen altına alınması memnuniyet vericidir” dedi.

 ‘ESNAFIMIZI VE ÇİFTÇİMİZİ RAHATLATACAK POLİTİKALARA İHTİYAÇ VAR’
Türkiye’nin zor bir ekonomik dönemden çıktığına işaret eden MHP Konya Milletvekili Kalaycı, “Ekonomik göstergeler önümüzdeki dönem için umut vermektedir. Bu süreçte, reel sektöre yönelik bazı kararların alınmasının tam zamanıdır. Ekonomik sıkıntılardan dolayı borçlarını ödeyemez duruma düşen ticaret ve meslek erbabımızı, esnafımızı ve çiftçimizi rahatlatacak yeni politikalara ihtiyaç bulunmaktadır. Tarımsal krediler ile esnaf kredilerinin faiz oranlarının düşmesi çok olumludur. Fakat faiz oranları düşmekle birlikte kara listede yer alan birçok esnaf ve çiftçi uygun kredi şartlarından maalesef yararlanamamaktadır” diye konuştu.

‘ESNAF VE ÇİFTÇİYİ RAHATLATMAK AMACIYLA SİCİL AFFI ÇIKARILMALI’
“Esnaf ve çiftçi verilen kredilere ulaşamadıktan sonra, var olan borçlarını ödemekte zorlandığı süreçte faiz oranlarının düşmesinin onlar için hiçbir anlamı kalmamaktadır” diyen MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Konya Milletvekili Kalaycı, “Esnaf ve çiftçimizi rahatlatmak, ekonomiye canlılık kazandırmak, yeni kredilerin ve yatırımların önünü açmak amacıyla sicil affı mutlaka çıkarılmalıdır. Son iki yılda yaşanan sıkıntılılar vergi ve prim borçlarında yeni bir yapılandırma yapılmasını kaçınılmaz kılmakta. Vergi ve SGK primlerine ilişkin hem yapılandırma taksitlerini ve hem de cari yükümlülüklerini ödeyemeyen çok sayıda kişi bulunmaktadır. Yeniden yapılandırmanın vergi sistemine olan güveni sarstığı, vergi ahlakını bozduğu, bu konuda toplumda sürekli bir beklenti ortamının doğmasına neden olduğu doğrudur, ancak son iki yılda yaşanan sıkıntılılar ve halen ekonomide yaşanan toparlanma dikkate alındığı takdirde içinde bulunulan şartlar yeni bir yapılandırma yapılmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Vergi ve prim tahsilatının artırılması yanında vatandaşın rahatlatılması için eski yapılandırma borçları dâhil tüm borçların birleştirilerek yeni bir yapılandırmaya gidilmesi, cari ay ödemeleriyle birlikte ödenebilecek uygun faiz ve uzun vade öngörülmesi, hem amaca ulaşılması ve hem de tekrar bir yapılandırma ihtiyacı doğmasına meydan verilmemesi açısından önem arz etmektedir” dedi.

 ‘ÇİFTÇİLERİN KREDİ BORÇLARI UYGUN ŞARTLARDA YAPILANDIRILMALI’
Çiftçilerin de kredi borçlarının uygun şartlarda yeniden yapılandırılmasını beklediğini ifade eden Kalaycı, “Bankalara olan kredi borçları katlanarak artan ve başta mazot ve gübre olmak üzere girdi fiyatları pahalılaşan çiftçimiz gerçekten zor durumdadır. Mevcut uygulamada çiftçimizin kredi yapılandırmalarına yüksek faiz uygulanmaktadır. Ziraat Bankası ve Tarım Krediye olan borçlarında çiftçilerin ödeyebileceği uygun şartlarda yapılandırmayı içeren bir düzenleme ivedilikle yapılmalıdır.  Diğer yandan, çiftçimiz, zamlarla iyice artan elektrik faturalarını ödemekte zorlanmaktadır.
 Tarımsal sulamada ve seralarda kullanılan elektrik için daha düşük tarife belirlenmelidir. Elektrik fatura bedellerinin hasat sonrası fatura edilerek tahsili sağlanmalıdır” ifadelerini kullandı. Çiftçinin kuyu barışı yapılması suretiyle kuyulara ruhsat verilmesini de talep ettiğini dile getiren Kalaycı, “Konya ovasında ruhsatsız ya da depo ve benzeri adlarla izin alınmış çok sayıda yeraltı su kuyusu bulunmaktadır. Bu kuyular yıllardır kullanılmakta, elektrik faturaları ödenmektedir. Çiftçimiz kuyu barışı yapılması suretiyle bu kuyulara ruhsat verilmesini istemektedir. Pancar üreticisinin kotasını dolduramadığı için verilen kota cezalarında üreticinin kendi elinde olmayan sebepler dikkate alınmalı kota cezaları mutlaka kaldırılmalıdır. Çiftçimizin sorunlarının çözümüne yönelik acilen bir tedbir paketi uygulamaya konulmalıdır. Bu sorunlar giderilmeli ki, çiftçimiz daha fazla üretsin ve ekonomik büyümeye daha fazla katkı sağlasın” diye konuştu.



 
20.02.2020
Devamı

Hollanda'da Çiftçiler Hükumeti Protesto Etti

Hollanda'nın Lahey kentinde farklı şehirlerden gelen binlerce çiftçi hükümetin azot oksit emisyonlarıyla ilgili uyguladığı standartları protesto etti. Protesto sırasında 2 kişi gözaltına alındı.
Hollanda'nın farklı kentlerinden çok sayıda traktörle gelen binlerce çiftçi, Lahey kentinin Koekamp Meydanı'nda toplandı.

Traktörlerle ara yolları, sahili ve şehir içindeki tramvay yollarını kullanan göstericiler, kent trafiğinde aksamaya neden oldu.
Çiftçiler, şehir merkezindeki tramvay yollarını ve bazı noktaları kapattı.

Kapatılan yolların trafiğe açılması için çiftçileri uyaran polis, tehlike oluşturan iki kişiyi gözaltına  aldı.

Protesto nedeniyle meclis güzergahı ve çevresinde, Hollanda ordusunun da desteğiyle geniş güvenlik önlemi alındı.
Göstericiler, hükümetin azot oksit emisyonlarıyla ilgili uyguladığı standartları protesto etti.
 
 
20.02.2020
Devamı

Trans Yağ Miktarına Sınırlama Geliyor

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, bütün bitkisel ve bitkisel kaynaklı gıdalardaki trans yağ miktarına sınırlama getireceklerini belirterek, “Gıda satış ve toplu tüketim yerlerinde son tüketiciye arz edilecek gıdalarda trans yağ içeriği, toplam yağın 100 gramında 2 gramı geçemeyecek.” dedi.
Bakan Pakdemirli, trans yağ asitlerinin hayvansal ve bitkisel tüm yağların doğal yapısında bulunabildiğini, ayrıca, sıvı bitki yağlarının hidrojen ile doyurulması sonucu da trans yağ oluşabildiğini söyledi.

Trans yağlara sınırlama getirmek amacıyla yönetmelik hazırlığı yaptıklarının altını çizen Pakdemirli, şunları kaydetti:
“Düzenlemeyle, bütün bitkisel ve bitkisel kaynaklı gıdalardaki trans yağ miktarına sınırlama getiriyoruz. Hayvansal yağlarda doğal olarak bulunan trans yağ hariç, gıda satış ve toplu tüketim yerlerinde son tüketiciye arz edilecek gıdalarda trans yağ içeriği; toplam yağın 100 gramında 2 gramı geçemeyecek. Yönetmeliğimiz en geç mart ayında yayımlanacak. Gıda işletmelerine 2020 yılı sonuna kadar süre verilecek.”

KISITLAMA AB’DEN ÖNCE HAYATA GEÇECEK

​Bakan Pakdemirli, yönetmeliğin, Dünya Sağlık Örgütünün öngördüğü şekilde hazırlandığını ifade ederek, Avrupa Birliği’nde konuyla ilgili geçiş süresinin 1.4.2021 olarak belirlendiğini, dolayısıyla trans yağ kısıtlamasını AB’den 3 ay önce hayata geçirmiş olacaklarını söyledi.
 
 
20.02.2020
Devamı

Aromalı Şuruplara Yasak Getirildi

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Yönetmelikle, gıda ve gıda ile temas eden malzemelere ilişkin kriterler, pestisit kalıntıları ve veteriner ilaç kalıntıları, gıda katkı maddeleri, gıdalara eklenebilecek vitaminler, mineraller, aroma vericiler, gıda enzimleri, bulaşanlar, ambalajlama, etiketleme, maksimum kalıntı limitleri ile yatay ve dikey gıda kodeksine ilişkin esaslar düzenlendi.
Gıda ve gıda ile temas eden madde ve malzemeler için ilgili gıdalara eklenebilecek vitaminler, mineraller ve gıda katkı maddelerini düzenleyen yatay gıda kodeksi hükümlerine uyulması zorunlu olacak.

Dikey Gıda Kodeksi Hükümleri, Yatay Gıda Kodeksi Hükümleri İle Birlikte Uygulanacak
Gıda ile temas eden madde ve malzeme için belirlenmiş özel kriterleri içeren dikey gıda kodeksi hükümleri de yatay gıda kodeksi hükümleri ile birlikte uygulanacak.
Gıda ile ilgili coğrafi işaret veya geleneksel ürün adlarının kullanımının, tescilde belirtilen özelliklere uygunluğunun denetimi Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılacak.
Yönetmelik kapsamında yer alan ve ülkesel veya yöresel adlarıyla belirtilen gıdalar, coğrafi işaretten doğan haklara aykırı olmamak koşuluyla bu adlarla üretilebilecek.

Aromalı Şuruplara Yasak
Yönetmeliğe göre, pekmez olmadığı halde pekmez izlenimi veren meyveli şekerli şurup, meyve tatlısı, pekmez şurubu, meyveli şekerli şerbet ve benzeri isimlerle ürünler üretilemeyecek.
Bitkisel yağ veya diğer gıda bileşenleri kullanılarak peynir izlenimi veren ürünlerin de üretiminin önüne geçilecek.
Aroma vericiler veya bal eklenerek bal aromalı şurup, çam aromalı şurup, ballı şurup ve benzer isimlerle bal izlenimi veren ürünler üretilmesi yasaklandı. Bal aromalı ve benzeri şurup üreten gıda işletmecilerinin, yönetmeliğin yayımı tarihinden önce ürettikleri ürünler, 31 Aralık 2020 tarihinden sonra piyasada bulunamayacak. 
 
20.02.2020
Devamı

Başkan Erdoğan: Saman Değil Hububat Kapçığı

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun "İsviçre'den saman ithal ediyorlar" sözlerine yanıt veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nun yalan söylediğini belirterek, söz konusu ürünün hububat kapçığı olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Saman ithal ediyorlar" sözlerine yanıt verdi.

Erdoğan, İsviçre'den ithal edilen ürünün saman değil, hububat kapçığı olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu'nun ifadesinin yalan olduğunu belirten Erdoğan, "Çok ağır bir ifade kullanabilirim de bu kürsüye yakışmaz" dedi. Erdoğan konu hakkındaki açıklamasında şunları söyledi: "Milletin moralini bozmak için ülkemizin saman ithal ettiği yalanını utanmadan sıkılmadan tekrarlayabiliyor. Ben buradan çok ağır bir ifade de kullanabilirim de kürsüye yakışmaz
 
 
19.02.2020
Devamı

Tarım ve Orman Bakanlığının Belge ve İzinlerde Elektronik Kolaylık

Tarım ve Orman Bakanlığının  Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmeliklerine göre, bitki koruma ürünü veya bitki koruma ürünü teknik maddesi imalatı, tahıl tohum sertifikasyonu, yem bitkileri ve yemeklik tane baklagil tohumluğu beyannameleri, yurt içinde canlı hayvan ve hayvansal ürünlerin nakilleri ve zirai mücadele alet ve makinesi imalatı için gerekli başvuru ve belge teslimi, ilgili kuruluşlara elektronik ortamdan da yapılabilecek.

Ayrıca, canlı hayvan ticareti yapan satıcılar çalışma izni için, hayvan satış yeri kurmak isteyenler de bu amaçla gerekli belgelerle elektronik ortamdan müracaatını yapabilecek. Ev ve süs hayvanlarının üretim, satış barınma ve eğitimi amacıyla iş yeri açmak isteyen gerçek ve tüzel kişiler de ilgili belgelerini elektronik ortamdan iletebilecek.
 
 
19.02.2020
Devamı

Kırsal Kalkınma Destekleri Kapsamında 2745 Proje İle 14 Bin 839 Kişi İstihdam Edilecek

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Kırsal Kalkınma Destekleri kapsamında kabul edilen 2745 projeye 970 milyon 173 bin lira hibe desteği vereceklerini belirterek, bu sayede 14 bin 839 kişiye istihdam imkânı sağlanacağını açıkladı.
Bakan Pakdemirli, Kırsal Kalkınma Destekleri 13. Etap kapsamında tarıma dayalı ekonomik yatırımlara ve kırsal ekonomik altyapı yatırımlarına toplam 970 milyon 173 bin lira hibe vereceklerini bildirdi.

Desteklerden faydalanmak için 81 İl Tarım ve Orman Müdürlüklerine yapılan başvuruların 14 Kasım 2019 tarihinde sona erdiğini belirten Pakdemirli, şunları kaydetti:
“Proje kapsamında İl Müdürlüklerimize 6591 adet başvuru yapıldı. Yapılan ilk değerlendirme sonucu başvuruların 2783 adedi, bakanlığımıza gönderildi. Merkez Değerlendirme Komisyonu bu başvuruların 2745 adedini desteklemeye uygun gördü.

Uygun görülen 1063 adet ekonomik yatırım projesine 814 milyon 444 bin lira, 1682 adet ekonomik altyapı yatırım projesine de 155 milyon 729 bin lira olmak üzere toplamda 970 milyon 173 bin lira hibe sağlayacağız. Bu projeler sayesinde 14 bin 839 kişiye istihdam da sağlamış olacağız.”

YATIRIM SÜRECİ 15 KASIMA KADAR TAMAMLACANACAK

Bakan Pakdemirli, uygun görülen proje sahipleri ile İl Müdürlükleri arasında hibe sözleşmelerinin imzalanacağını belirterek, böylece yatırım sürecinin başlayacağını ve 15 Kasım 2020 tarihine kadar projenin fiziki olarak tamamlanacağını dile getirdi. 
Kabul edilen ekonomik yatırım projeleri şöyle: 375’i bitkisel ürünlerin işlenmesi, paketlenmesi ve depolanması, 80’i hayvansal ürünlerin işlenmesi, paketlenmesi ve depolanması, 15’i su ürünlerinin işlenmesi, paketlenmesi ve depolanması, 58’i çelik silo (tarımsal ürünlerin depolanması), 53’ü soğuk hava deposu, 35’i yenilenebilir enerji kullanan seralar, 66’sı yenilenebilir enerji üretim tesisi, 10’u hayvansal ve bitkisel orjinli gübrelerin işlenmesi, paketlenmesi ve depolanması, 371’i tanesi büyükbaş, küçükbaş, hindi ve kaz yetiştiriciliği, su ürünleri ve kültür mantarı üretimine yönelik sabit yatırım tesislerinden oluşuyor.

Kırsal ekonomik altyapı yatırımları ise şunlar:

10’u kırsal turizm yatırımları,
1659’u çiftçilik faaliyetlerinin geliştirilmesi,
12’si el sanatları ve katma değerli ürünler, 1’i bilişim sistemi yatırımları.   ​
 
 
18.02.2020
Devamı

İkinci Gıda Seferberliği Başlıyor

Türkiye genelinde hafta boyunca 7 bini aşkın gıda kontrol görevlisi ile gerçekleştirilecek gıda denetim seferberliği, bugün Bakan Bekir Pakdemirli’nin talimatlarıyla başlatılacak.

Tarım ve Orman Bakanlığı halk sağlığı ve gıda güvenilirliği konusunda ikinci denetim seferberliğini başlatıyor.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin talimatları ile 81 İl ve İlçede, 7004 gıda kontrol görevlisi ile 6 gün boyunca eş zamanlı denetimler gerçekleştirilecek.
 
17.02.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli Makamda Sahte Gıda Deneyi Yaptı

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, çayda boya, kaşar peynirinde patates, dönerde çamaşır suyu haberlerinin yüzde 90’ının gerçeği yansıtmadığını belirterek, “Geçen gün bir haber çıktı. ‘Dönerde çamaşır suyu’ diye. Cumhurbaşkanımız da beni aradı. ‘Bu ne?’ dedi. Makamda tavuk etlerini çamaşır suyuna bastırdım, ne olacak diye deniyorum. ‘Renk değişimi var mı?’ diye baktık. Söz konusu değil” dedi.
 
Milliyet Gazetesine gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan bakan Pakdemirli şöyle değerlendirdi.


TAĞŞİŞ GIDALAR
10 gün önce kanun taslağını Külliye’de görüştük. Diğer kurumların da görüşlerini aldık. Görünen o ki, gerektiğinde hapis cezasının getirilmesi konusunda bir problem olmayacak. Bizim, 7 bin denetçimiz var. 1 milyona yakın denetim yapıyoruz. Hakikaten piyasada, kolay kazancı amaç edinmiş insanlar var. Bunlara yönelik çok ciddi yaptırımlarla karşılarında durmadığınız sürece, bunu sürekli denemeye devam edecekler. Bizim öngördüğümüz taslakta, ‘2 yıl içinde filin tekrarı durumunda 5 yıldan 10 yıla kadar gıda sektöründen men, 5 yıla kadar hapis, 250 bin TL de ceza’ var.
 
MAKAMDA TAVUK ETİ DENEYİ
Çayda boya, kaşar peynirinde patates, dönerde çamaşır suyu... Bunların yüzde 90’ı yalan. Ismarlama haber. Kaşar peynirinin içerisine patatesi tutturamazsınız. Tutturacak usta varsa bravo. Geçen gün bir haber çıktı. ‘Dönerde çamaşır suyu’ diye. Cumhurbaşkanımız da beni aradı. ‘Bu ne?’ dedi. ‘Benim bildiğim kadarıyla dönerde çamaşır suyundan bir şey elde edilmez ama ben yine de bakayım’ dedim. Gıda Kontrol Genel Müdürümüz, bu haberi yapan arkadaşı aradı. Adam özür diledi. ‘Sen Türkiye’de bu haberi yaydın. Yaydığına göre bildiğin, neresi varsa söyle, ekiplerimiz hazır. Baskın düzenleyeceğiz’ dedik. ‘Yok hayır’ dedi. Bir yandan da ben, makamda tavuk etlerini çamaşır suyunun içerisine bastırdım, ne olacak diye deniyorum. Elde edilen bir şey var mı, renk değişimi var mı diye baktık. Söz konusu değil. Bu haberi, yayanlar rulo döner üreticileri. Bunlar hazır döner üretiyorlar. İsteniyor ki Türkiye’de bütün döner büfeleri, hazır döner satın alsınlar, yerinden hazırlama yapmasınlar.

BİLİM DIŞI BEYANATA CEZA GELİYOR
Bu iş gıda kirliliğine geliyor. Efendim, ‘yumurta yemeyin, kolestrol yapar’... Bu da yasal düzenlemeden geçecek. ‘Hangi bilimsel gerekçelerle bunu söylüyorsunuz?’ diyeceğiz. Açıklayamazsa bunun bir cezai yaptırımı olması lazım. Para cezası. Onu ekrana çıkaran yayıncı kuruluşa da ceza var. Gıda konularında herkes tribüne oynamayı çok seviyor. Bu, insanların söyleceklerini kısıtlamak asla değil ama bir yanlış yönlendirme yapılıyorsa orada bir nokta koymak lazım. Başkalarının sağlığına zarar veriyorsa orada bir durmak lazım.
 
 
14.02.2020
Devamı

Yerli Tohum Seferberliğine Start Verildi

Tarım ve Orman Bakanlığı, gelecek nesillerin sürdürülebilir ve sağlıklı gıdaya erişimi için Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı yerli tohum seferberliğini başlattığını duyurdu.
Çırağan Sarayı’nda gerçekleştirilen ve yerli tohum kullanımını arttırmak için başlatılan Atadan Toruna Tohum Seferberliği programında konuşan Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, “En temel amacımız; uluslararası pazardan vatandaşlarımızın daha çok pay almasını sağlamaktır” ifadelerini kullandı.

EN AZ SAVUNMA KADAR STRATEJİK BİR ALAN
 Türkiye jeostratejik konumu ve sahip olduğu biyo çeşitlilikle önemli tohum ihracatçısı olabilecek nadir ülkeler arasında yer alıyor. Tarım en az savunma sanayi kadar önemli ve stratejik bir alan. Tohumda ithalatçı olduğumuz zannediliyor ancak ithalatçı değil, ihracatçı bir ülkeyiz. Tohum ihracatında dünyada ilk 10’dayız. Türkiye’nin hedeflerini tohum alanında gerçekleştirdik. Yüzde 96’sı yurt içinde olmak üzere 86 ülkeye tohum ihraç ediyoruz.

2023 HEDEFİMİZ İKİ MİLYAR DOLAR
 Yerli tohum üretiminde 2019 itibarıyla 1 milyon 130 bin tona gelindi. 14 farklı türde 24 çeşit aromatik bitkiyi tescilledik. Bu aromatik bitkiler, Türkiye’nin 1 milyar dolarlık cari açığını kapatıyor. Dünyada bu işin 115 milyon dolarlık bir pazarı var. 2023’te hedefimiz piyasada 2 milyar dolarlık bir yer elde edebilmektir.

ÇİFTÇİYE ÖZEL İNDİRİM OLACAK MI?
Bakan Pakdemirli toplantıda gazetecilerin sorularını da yanıtladı. 'Tohumlar konusunda çiftçiye özel bir indirim olacak mı?' sorusunu Pakdemirli, 'Sertifikalı tohum desteklerinde bir miktar daha artırıyor olacağız. Bütçeye göre, bütçedeki imkanlara göre ayarlayacağız' şeklinde cevap verdi.

MİLLİ ÇEŞİT LİSTESİ
2002’de 145 bin ton olan tohum üretimimiz bugün itibarıyla neredeyse sekiz misli artarak 1 milyon 134 bin tona gelmiş. Bu yıl hedefimiz 1 milyon 250 bin tona gelmek. 2023 için de hedefimiz iddialı; iki milyon tona gelmek. Yedi bölgemizdeki 61 araştırma enstitüsünde 1963’ten günümüze kadar; yem ve tıbbi aromatik bitkilerde 766, yerli sebzede 242 çeşit, ülkemiz Milli Çeşit Listesi‘nde yer alıyor.

DİJİTAL TOHUM ARŞİVİ OLUŞTURULUYOR
 Başlattığımız dört ayaklı seferberliğin ilk aşamasını eğitim oluşturuyor. Daha sonra test, analiz ve fidan ihtisas eğitimleri geliyor. Türkiye’nin dijital tohum arşivini ve kataloğunu oluşturma konusunda önemli adımlar attık. Üst kademe tohumlarda Türkiye bundan sonra daha iddialı olacak. Tohumların özel teknoloji ve mikroskobik cihazlarla teşhis ve analizini sağlayacağız.

ÜRETİCİYİ VE TÜKETİCİYİ KOLLUYORUZ
 Ürün kayıplarına yol açan hastalık etmenlerine dirençli tohumluklar geliştireceğiz. İleri görüntüleme sistemleri sayesinde de tohumların ve tohumlara zararlı organizmaların ayrıştırmasını sağlamış olacağız. Geçmiş nesillerden aldığımız emaneti gelecek nesillere sağlam bir şekilde ulaştırmamız lazım bu nedenle tohum seferberliğini başlattık. Bundan sonra ağırlığımızı koyuyoruz, üreticiyi kolluyoruz, tüketiciyi kolluyoruz.
 
 
 
14.02.2020
Devamı

Tüfenkci :Lisanslı Depolarla Kayısıda Fiyat Düşüşünün Önüne Geçeceğiz

65. Hükümetin Gümrük ve Ticaret Bakanı ve Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci Anadolu İzlenimleri Genel Yayın Yönetmeni Muhammet Oluklunun sorularını yanıtladı. Tüfenkci lisanslı depolar ile ilgili şunları kaydetti.

 “Malatya’da 2 adet lisanslı depo ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Lisanslı depolarımız tamamlandığında İncir, Kuru üzüm ve Fındıkta olduğu gibi kayısıda ’da lisanslı depolarla daha da değerlenecektir. Lisanslı depolarla ilgili Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) ile sürekli irtibat halindeyiz. Bu süreç tamamlandığında kayısı üreticimizin yüzü daha çok gülecektir.
 Malatya’da lisanlı depolarla  hasat sırasında piyasada biriken ürünlerin fiyat düşüşlerini önlemek ve piyasada arz-talep dengesinin kurulmasını sağlamış olacağız.”dedi.



 Ak Parti MKYK üyesi Bülent  Tüfenkci Elazığ ve Malatya’daki depremde evleri ve ahırları zarar görenlere yönelikte bir değerlendirme yaparak şunları söyledi.

“Malatya genelinde ahırları zarar gören çiftçilerimize 1180 hayvan çadırı dağıtıldı. Köylerde evleri yıkılan vatandaşlarımıza çelik konstrüksiyondan evleri tekrar yapılacak.Çelik konstrüksiyondan yapılan bu evler en geç 1 ay içerisinde teslim edilecek.  Aynı zamanda köylerde evleri yıkılan çiftçilerimize kira yardımları da yapılacak” dedi.
 
12.02.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli: Türkiye Buğday'da Uzun Dönemde Net İhracatçıdır

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Türkiye’nin kendi ihtiyacını karşılayacak buğday üretimi gerçekleştirdiğini belirterek, “Son 17 yılda buğday ticaretinden ülke ekonomisine 12,5 milyar dolarlık katkı sağlandı.” dedi.

“2002-2019 yılları arasında 17,5 milyar dolar karşılığı 63,7 milyon ton buğday ithalatı varken, un, makarna, bulgur, irmik, bisküvi gibi mamul ürünlerin buğday karşılığında 29,9 milyar dolar değerinde 75,7 milyon tonluk buğday ve buğday mamulleri ihracatımız olduğu görülmektedir. Bu demektir ki 2002-2019 yılları arasında söz konusu ticaretten ülkemiz 12,5 milyar dolar net gelir elde etmiştir” diyen Bakan Pakdemirli, Türkiye’nin buğday üretiminde kendine yeterli olduğunu, 20 milyon tonluk üretime karşı tüketimin 18,5 milyon ton olduğunu söyledi.
Bakan Pakdemirli, buğday üretim fazlasının mamul madde ihracatında kullanılmakta olduğunu, bu yönüyle buğdayda uzun dönem ortalamasında net ihracatçı olan Türkiye’nin, un, irmik, bulgur gibi ürün ihracatında dünyada 1’inci, makarna ihracatında ise 2’inci sırada bulunduğunu belirtti.
 
ÇİFTÇİLERİMİZİ DESTEKLEMEYE DEVAM EDİYORUZ
Buğday üretimini artırmak amacıyla çiftçilere ödenen hububat prim desteklerine de değinerek, hububat prim desteklerini geçen yıla göre %100 oranında artırıp, 5 kuruştan 10 kuruşa çıkardıklarını belirten Pakdemirli;

“2005 yılında dekara 1,6 lira olan gübre desteğini 8 liraya,

2003 yılında 1,95 lira olan mazot desteğini de 19 liraya yükselttik.

Bu kapsamda, hububat üreticilerimize 11,8 milyar lira prim desteği,

20,1 milyar lira da mazot ve gübre desteği ödemesi gerçekleştirdik” dedi.

Bakan Pakdemirli, Toprak Mahsulleri Ofisinin (TMO) ekmeklik buğday alım fiyatını da 2019’da bir önceki yıla göre, %29 oranında artırarak, ton başına 1.350 lira olarak açıkladığını söyledi. 
 
12.02.2020
Devamı

Atadan Toruna Tohum Seferberliği Başlatılıyor

Tarım ve Orman Bakanlığı, gelecek nesillerin sürdürülebilir ve sağlıklı gıdaya erişimi için Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı yerli tohum seferberliğini başlatıyor.

Gıda zincirinde yerli tohum kullanımını daha da artırmak için başlatılacağı “Atadan Toruna Tohum Seferberliği’’ tanıtımı, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin katılımı ile düzenlenecek basın toplantısında tanıtımı yapılacak.
 
 
11.02.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli: Nohutta İhracatçı Duruma Geldik

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, her yıl 10 Şubat’ta kutlanılan Dünya Bakliyat Günü vesilesiyle bir mesaj yayınladı.
Bakan Pakdemirli mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Dünyada 2 milyardan fazla insan için protein kaynağı olan yemeklik baklagiller, insan beslenmesindeki bitkisel proteinlerin %22’sini, karbonhidratların %7’sini, hayvan beslenmesindeki proteinlerin %38’ini, karbonhidratların ise %5’ini sağlamaktadır.

Ülkemiz baklagillerin gen merkezi olup, tarla bitkileri ekim alanları içinde tahıllardan sonra ikinci sırada gelmektedir.
Baklagiller, istihdama olan katkıları, ihracat potansiyelleri, ekim nöbetine kolayca girebilmeleri, nadas alanlarının azaltılmasında etkili olmaları, besin değeri yönünden zengin olmaları nedeniyle üretim ve tüketimde önemli bir ürün grubudur.

Üretim avantajımızın olduğu bu ürünlerde ihracatçı konuma gelebilmek için 2017 yılına kadar 300 TL/ton olan pirim desteklerini, 2018 yılından itibaren 500 TL/ton olarak vermeye başladık. Ayrıca 25 yıl aradan sonra TMO’nun görev alanına bakliyat ürünlerini dahil ederek alım garantisi vermeye başladık.

Tüm bu politikalar sayesinde nohut ve yeşil mercimek üretimimiz rekor seviyelere çıkmıştır. Nitekim son iki yılda nohut ekim alanlarımız  %32, yeşil mercimek ekim alanlarımız  %72 oranında artmış, üretimimiz ise 2019 yılında 2017 yılına göre nohutta %34 artışla 630 bin tona, yeşil mercimekte %45 artışla 44 bin tona yükselmiştir.

Özellikle nohutta artan üretim sayesinde ülkemiz net ihracatçı konumuna gelmiştir. Nohut ihracatımız; 2017 yılında 23 bin ton iken 2018 yılında 117 bin tona, 2019 yılında ise 127 bin tona yükselmiştir”
 
 
10.02.2020
Devamı

Orman Köylüsüne 202 Milyon Kaynak

Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü (OGM) son 17 yılda orman köylerinde yaşayan vatandaşlara toplam 2,8 milyar liralık kredi ve hibe desteği sağladı. Bu bağlamda OGM, 2020 için ise 202 milyon liralık kaynak ayırdı.
Orman köylülerinin kalkınmasına yönelik ORKÖY ile farklı birçok alanda yürütülen faaliyetler çerçevesinde destek verdiklerini belirten Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli “Yapılan desteklemelerle orman köylüsünün gelir seviyesini artırmayı, orman ile halk ilişkilerini iyileştirmeyi,  ormanlar üzerindeki baskıyı azaltmayı ve ormanların sürdürülebilir yönetimini sağlamayı hedefliyoruz” diye konuştu.

SON 17 YILDA 2,8 MİLYAR LİRA
Orman köyü aile ve kooperatiflerine hibe ve kredi desteği verilmesi kapsamında son 17 yılda 2,8 milyar liralık destek verildiğini vurgulayan Bakan Pakdemirli “ Verilen destek miktarının % 20’sini hibe şeklinde veriyoruz. Kredi olarak kullandırılan kısım için ise çok düşük faiz uygulanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

2020’DE 202 MİLYON LİRA
Bu yıl orman köylülerine 202 milyon lira kaynak ayrıldığını ifade eden Bakan Pakdemirli “Bakanlığın politika ve hedefleri doğrultusunda ormanların sürdürülebilir yönetimini sağlayacak, köylünün ürettiği ürünleri ve iş gücünü değerlendirici, istihdam sağlayıcı her türlü proje desteklenecek. Bu yıl yaklaşık 10 bin 700 aileye ulaşmayı hedefliyoruz” açıklamasını yaptı.

ORMAN KÖYLERİNDE 7 MİLYON KİŞİ YAŞIYOR
22 bin 948 adet orman köyünde yaklaşık 7 milyon orman köylüsünün yaşadığını söyleyen Bakan Pakdemirli “Orman köylüleri sosyal imkanların azlığı, temel hizmetlere ulaşımın zor olması ve geçim sıkıntısı nedeniyle köyden kente hızla göç verdi. ORKÖY kapsamında verilen desteklerle köylünün yaşam konforunun artırılmasını ve dolayısıyla köyden kente göçün de önüne geçmeyi hedefliyoruz” değerlendirmesinde bulundu.​
 
 
10.02.2020
Devamı

Palandöken : Temel Gıda Ürünlerinde KDV 1'e Düşürülmeli

Üreticinin, tüketicinin ve esnafın rahatlaması için temel gıda ürünlerindeki KDV oranının yüzde 1'e düşürülmesi gerektiğini söyleyen TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Sofralarımızdan eksik etmediğimiz temel gıda ürünlerindeki KDV oranı yüzde 8'den yüzde 1'e düşürülmeli. Bu konuda atılacak adım, üreticiden tüketiciye, sanayiciden esnafımıza kadar tüm kesimleri büyük oranda rahatlatır. KDV oranı aşağı çekilip maliyetlerin azaltılması fiyatları düşürürken enflasyon da düşüşe geçer. Başta dar gelirli vatandaşlarımız olmak üzere tüm vatandaşlarımızın alım gücü yükselir" dedi.

Temel gıda ürünlerindeki KDV oranının düşürülmesiyle özellikle dar gelirli vatandaşların rahat bir nefes alacağını söyleyen Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Türk mutfağında sofralardan eksik olmayan patates soğan, domates gibi temel gıda ürünlerindeki KDV oranının düşürülmesi dar gelirli vatandaşlarımız başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerini rahatlatır. Temel gıda ürünlerinin fiyatı düştüğünde tüketicilerin yanı sıra üretici konumundaki çiftçiler, sanayiciler ve perakendeci olan esnafımız da rahat bir nefes alır. Özellikle enflasyonla mücadele ettiğimiz dönemlerde temel gıda ürünlerindeki KDV oranının düşürülmesine her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Gıdadaki KDV'nin düşürülmesi aynı zamanda enflasyonla mücadeleye de destek olur. KDV'nin düşürülmesi devleti zarara uğratmaz, aksine vergi gelirlerini artırır" diye konuştu.

"Mağduriyetlerin önlenmesi için KDV oranları eşitlenmeli"
KDV oranının düşürülmesine ek olarak gıda ürünlerindeki toptan ve perakende satışta tek bir KDV oranının uygulanması gerektiğine işaret eden Palandöken, "Gıda ürünlerinin birçoğunda toptan alınırken yüzde 1, perakende satarken yüzde 8 KDV oranı uygulanıyor. Bu uygulama, birçok sorunu da beraberinde getiriyor. Toptan alımda daha düşük oranda KDV ödeyen perakendeci esnafımız, lokanta, kafeterya gibi yerleri işletenler, üzerlerinde kalan KDV yükünden dolayı hem kayıt dışı satışa yönlendiriliyor hem de KDV iadelerinde birçok sorun yaşıyor. Hem gıda ürünlerinin fiyatlarının ucuzlaması hem de KDV uygulamalarındaki sorunların ortadan kalkması için gıdada tek KDV oranı uygulanmalı. Hem toptan satışta hem de perakende satışta KDV oranı yüzde 1 olmalı" şeklinde konuştu.
 
 
10.02.2020
Devamı

Tütün Mamullerinde Düz Paket Uygulaması Hedefine Ulaştı

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, 5 Ocak'ta zorunlu hale gelen sigarada düz paket uygulamasının hedefine ulaştığını belirterek, "Bu kapsamda yayımlanan makalelerde, düz paketin kullanıcılardan yüzde 81'inde günde en az bir kere sigarayı bırakmayı düşündürdüğüne, yüzde 70'inde sigarayı daha az tatmin edici buldurduğuna, yüzde 66'sında sigaranın kalitesinin düşük olduğu düşüncesi oluşturduğuna yer veriliyor." dedi.

Bakan Pakdemirli, tütün ürünleri tüketiminden kaynaklanan kamusal, toplumsal ve tıbbi nitelikteki her türlü zarara karşı yürütülen mücadele kapsamında 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü'nün özel anlam taşıdığını söyledi.

Türkiye'nin, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) öncülüğünde hazırlanan ve bugün itibarıyla 181 ülkenin taraf olduğu Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi'ni 2004'te imzaladığını anımsatan Pakdemirli, bu çerçevede Türkiye'nin tütün kontrolü konusunda dünyada örnek gösterilen ülkelerden biri haline geldiğini bildirdi.

Pakdemirli, Bakanlığın tütün kontrolü noktasındaki çalışmalarını titizlikle sürdürdüğüne işaret ederek, şöyle konuştu:
"Tütün mamulleri, dünyada her yıl yaklaşık 6 milyon insanı öldüren ve daha fazla kişinin de sağlığına zarar veren ölümcül, bağımlılık yaratan ürünlerdir. Bu nedenle tütün ürünleri tüketimini azaltmayı, onlarca hastalığın yarattığı sağlık, sosyal ve ekonomik zararların önüne geçmeyi hedefliyoruz. Çocuklarımız ve gençlerimiz başta olmak üzere, vatandaşlarımızın tütün kullanımına başlamasını ve bu ürünlerin pasif etkilerini önlemek amacıyla tütün kontrolü çalışmaları yapıyoruz."
DÜZ PAKET UYGULAMASIYLA UYARILARIN ETKİNLİĞİ ARTTI
Tütün mamullerinde ambalajın çekiciliğini ortadan kaldırmak ve söz konusu ürünlerin zararları konusunda farkındalığı artırmak amacıyla 5 Ocak'ta düz paket uygulamasının zorunlu hale getirildiğini hatırlatan Pakdemirli, düzenlemeyle bu paketlerdeki resim, figür, sembol, işaret, logo, renk ve renk kombinasyonlarının kaldırıldığını dile getirdi.
Pakdemirli, "Düzenleme sayesinde, tütün ürünlerinde ambalajın etkisi ve çekiciliğiyle bazı ürünlerin diğerlerinden daha az zararlı olduğu algısı ortadan kaldırılırken, sağlık uyarılarının fark edilirliği ve etkinliği artırılmış oldu." diye konuştu.

Uygulamanın üzerinden henüz bir ayı aşkın süre geçmesine karşın sonuçlarının görülmeye başlandığını vurgulayan Pakdemirli, şunları kaydetti:
"Yapılan deneysel odak grup çalışmaları ve araştırmalar düz paket uygulamasının hedefine ulaştığını gösteriyor. Bu kapsamda yayımlanan makalelerde, düz paketin kullanıcılardan yüzde 81'inde günde en az bir kere sigarayı bırakmayı düşündürdüğüne, yüzde 70'inde sigarayı daha az tatmin edici buldurduğuna, yüzde 66'sında sigaranın kalitesinin düşük olduğu düşüncesi oluşturduğuna yer veriliyor. 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü vesilesiyle tütün kullanan vatandaşlarımıza da bir çağrıda bulunarak, hem kendi sağlıkları hem de pasif içicilik nedeniyle yakınlarına verdiği zarardan dolayı sigarayı bırakmalarını ve sağlıklı yaşama merhaba demelerini temenni ediyorum."
 
09.02.2020
Devamı

"Türkiye İçin Değişim Başlıyor"

"Türkiye İçin Değişim Başlıyor" etkinlikleri "Osmaniye İş Dünyası Buluşması" programı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın katılımları ile düzenlendi.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak: "Tarımın desteklenmesi ve gıda enflasyonu ile mücadele kapsamında hem girdi finansmanı hem de üretilen ürünün pazarlanmasını planladığımız uçtan uca bir sistem tasarlıyoruz. Ziraat Bankamızın merkezinde yer alacağı bu sistemi çok yakında çiftçi ve üreticilerimizle paylaşacağız."dedi.

 Osmaniye Ticaret ve Sanayi Odası ev sahipliğinde Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi 15 Temmuz Şehitler Amfisi’nde ‘Türkiye İçin Değişim Başlıyor’ sloganıyla Osmaniye ‘İş Dünyası Buluşması’ düzenlendi. Etkinliğe, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Osmaniye Valisi Ömer Faruk Coşkun, Osmaniye Belediye Başkanı Kadir Kara, AK Parti ve MHP’li milletvekilleri, Korkut Ata Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Türk, Osmaniye Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Devrim Murat Aksoy, kamu bankaları yetkilileri, çeşitli oda ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile iş insanları katıldı.

Toplantıda konuşan Bakan Berat Albayrak, Osmaniye’yi daha iyiye taşıyacak görüş alışverişleri için kente geldiğini söyledi. Uluslararası rekabet gücünü daha yukarı taşımayı amaçladıklarını söyleyen Bakan Albayrak, “Bugüne kadar uygulama aldığımız tüm politik tedbirlerin yanında adım adım hayata geçirdiğimiz reformlar ekonomik göstergelere çok güçlü yansımaya başladı. Bu sayede ekonomide güvenin tesis edilmesiyle açık bir iyileşmeyi her geçen gün daha iyi noktaya taşıyoruz. Enflasyon, kur, faiz, şeytan üçgeni, ‘Türkiye bunlarla mücadele edemez, başaramaz’ diyorlardı. Pozitif gelişmelerle, faizdeki, enflasyondaki iyileşmelerle birlikte 2020 yılına çok daha iyimser iklimle girdik. 2019 yılını geride bıraktığımızda ki zor bir 2019 yılı geride bırakırken Türkiye tekrar güçlü büyüme trendine odaklanmaya başladı” diye konuştu.

Bakan Albayrak, Türkiye’nin son 1.5 yılda, 40-50 yıldır gerçekleştiremediği düzeyde önemli reformlar hayata geçirdiğini vurgulayarak şöyle devam etti:
“Gayri safi yurt dışı hasıla 2019 yılının ilk 3 çeyreğinde büyüme trendine girerken gayrı safı yurt içi hasıla 3. çeyrekte 0.9 ile pozitif trendiyle alakalı ilk trendi verdi. Geçtiğimiz yıl için ifade ettiğimiz yeniden dengelenme süreci, net ihracatın büyüme kompozisyonuna katkısıyla birlikte iyileşen altyapı, sağlıklı büyüme görünümüne yavaş yavaş kavuşturmaya başladı. Saldırılara, ataklara karşı, Türkiye’yi istikrarsızlığa taşıyacak ve bunun neticesinde ki Türkiye son 1.5 yılda çok hızlı bir dengelenme süreci. Belki hasarları, etkileri birçok kişinin, kurumun, uluslararası kurumun tahmin ettiğinin aksine, çok hızlı bir sürece girdi ve ‘2019 yılı Türkiye şu kadar küçülecek’ dendiği bir dönemde son çeyrekteki pozitif yüzde 5 civarı beklenti, 2019 yılını pozitif büyümeyle kapatacağız. İşsizlik oranında da gerilemeye şahit olacağız.”

Enflasyon rakamlarına ilişkin bilgiler aktaran Bakan Albayrak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2018 yılı ekim ayında enflasyon yüzde 25.2 seviyesindeydi ve enflasyon beklentilerindeki iyileşmeyle birlikte 2019 yılı eylül- ekim aylarında tek haneye ve yıl sonu 2019 yeni ekonomi programındaki hedeflediğimiz oranın altında 11.8 oranında yılı kapattı. 2020 yılının çok net ifade ediyorum hafif dalgalanma olsa da mayıs- haziranla birlikte Türkiye tek haneli, kalıcı enflasyon hedeflerine ulaşıp 3 yıllık yeni ekonomi programında hedeflediğimiz, 2020 enflasyonu yüzde 8.5 hedefini inşallah başaracağız ve 3 yıllık yeni ekonomi programında da yüzde 5’in altı hedefimizi de 2022 yılında en güçlü performansımızla ulaşacağız. 2020 yılında da enflasyonla mücadele noktasında çok kararlı duruşumuz devam edecek. Enflasyonla mücadele, faizle mücadele iş dünyası açısından maliyetlerin ve faizlerin düşmesiyle birlikte yatırım, istihdam iklimi, ekonomik özgüven iklimi daha ileri gidecek ve bu da yatırım iklimin ötesinde Türkiye’nin bölgesel etkinliğinde çok daha farklar ortaya koyacak.”

Üreticiden-tüketiciye ulaşana kadar fiyat makası açılan gıda ürünlerine de değinen Bakan Albayrak, projelerini şöyle anlattı.
“Hem girdi finansmanı, hem de üretilen ürünün pazarlanmasını planladığımız uçtan uca bir sistem planlıyoruz. Bu nokta çok hassas bir nokta. Tüm gıda sektöründeki, özellikle tarım ürünlerinin üretilmesinden sonra gıda zincirinin son halkasındaki son tüketiciye kadar o aradaki oyunculara sesleniyorum. Ziraat Bankamız merkezinde yer alacağı bu sistemle çok yakında çiftçilerimiz, tarım anlamında üreticilerimizle çok daha yakın ve koordineli şekilde gıda güvenliği gibi önemli bir alanda maliyet anlamında, fiyatlama anlamında çok etkin bir sürece girecek. Bu da son kertede son tüketiciye maliyetler, gıda fiyatları, fahiş, spekülatif süreçlere yönelik etkin süreç ortaya koyacak. Sektördeki oyunculara selam olsun ama esas vatandaşımıza hayırlı olsun dediğimiz süreci 2020’den itibaren göreceğiz. 2 damla yağmur yağdı, 3 seraya bir şey oldu. Ürünler ne olmuş yok? Başka bir dolap var. Orada başka bir operasyon. Çiftçi mağdur. ‘Oradan alayım, buraya vereyim’ tefecilik... Aylık yüzde 3-5. O zaman başka bir tezgah var. Hep şöyle algı var; ‘ona yasa buna yasa’. Hayır serbest piyasa koşulları içinde, devlet olarak doğru organizasyon içerisinde olursanız piyasa da islah olur. Küçük, azınlık insan için değil. 83 milyon insanın gıda güvenliği.”

Faizlerle mücadele konusuna da değinen Bakan Albayrak, şunları söyledi:
“Geçtiğimiz 6 aylık dönemde yüzde 24’ten 11.25 e indirdik. Piyasa şartlarına göre baktığımızda ihtiyaç kredileri yüzde 13, ticari krediler yüzde 10, konut yüzde 9, piyasada hakiki anlamda pozitif hava esmesine neden oldu. Kamu bankalarımız, yüzde 9-11.5 ticari kredi bandını yüzde 8-10 aralığına getirdi ki son 10 yılın en düşük TL faiz marjlarına düştüğü bir trende girdik. İnşallah kamu bankalarını özel bankalarımız da takip ederek yavaş yavaş düşüş trendine destek vereceklerini düşünüyorum. Her adım meyve vermeye başladı. Piyasaların, reel sektörün, vatandaşlarımızın, ekonomiye olan güveninin de arttığı, güçlü yukarı yönlü endeks trendi görmeye başladık. Özel sektör istediği finansmanı çok daha düşük maliyetle sağlayacak ve canlanma sürecini yaşayacak. Büyümede hedefimiz katma değerli üretime, ihracata ve istihdama dayalı modele geçmek.”
 
09.02.2020
Devamı

Amasya Suluova’dan Ekonomiye Büyük Destek

Hayvanın üretiminden kesimine, bakımından pazarlanmasına kadar bütün aşamalarını tek noktada içinde barındıran ve bu kapsamda, Türkiye'nin ilk Tarıma Dayalı İhtisas Besi Organize Sanayii Bölgesi olma özelliği taşıyan Amasya'nın Suluova İlçesindeki Besi OSB, alanında gerçekleştirdiği fark ile ülke ekonomisine büyük katkı sağlıyor.
Besi organize sanayi bölgesinin ekonomik döngüsünü tamamlamak anlamında en önemli yatırımlardan biri biyogaz tesisi. Osb içerisindeki biyogaz tesisi, türkiye'de tek noktaya kurulu en yüksek kapasiteye sahip olması açısından bir ilk olma özelliği taşıyor.

Amasya Valisi Osman Varol biyogaz tesisinde atık gübrelerin 2019 yılından buyana elektrik enerjisi üretiminde kullanıldığını; ayrıca tarım arazilerinde kullanılmak üzere sıvı ve katı gübreye dönüştürüldüğünü de söyledi.

Biyogaz tesisi bu gübrelerden ürettiği elektrik enerjisi ile yaklaşık olarak 52 bin hanenin elektrik enerjisini karşılayabilirken, ülke ekonomisine de böylece yıllık 7 milyon 580 bin dolar katkı sağladı.
Yine bu biyogaz tesisi ile bağlantılı, ilave olarak bir de gübre fabrikası bulunuyor. Yani hayvan atıkları, biyogaz tesisinde elektrik üretimi için kullanılırken, ardından da gübre üretimi için değerlendiriliyor.

Hem ekonomi hem çevre kazanıyor
Türkiye'nin ve bölgesinin en önemli hayvancılık noktalarından olan suluova'da, gübresel atıkların değerlendirilmesi anlamında çevreye büyük katkı sağlanıyor. Çiftçilerimizin en önemli sıkıntılarından biri olan hayvan gübresi atıklarının çevreye ve insan sağlığına zararlarını önlemek adına işleyen gübre fabrikası, aynı zamanda da hayvan gübrelerinin daha verimli bir şekilde sıvı ve katı olarak tarım için, çiftçilerimiz tarafından kullanılmasına imkan sağlıyor.

2018 yılı itibari ile faaliyetlerine başlayan amasya suluova tarıma dayalı ihtisas besi organize sanayii bölgesi 35 adet besi 3 adet sanayi parseli olmak üzere toplamda 38 parselden oluşuyor. 12 parselde inşaat çalışmaları sürerken, diğer 26 tanesinde üretim devam ediyor.

Besi organize sanayi bölgesinde 6 bin 700 büyükbaş hayvan üretim kapasitesi mevcut olduğunu söyleyen amasya suluova tarıma dayalı ihtisas besi organize bölge müdürü mahmut hatipoğulları önümüzdeki 6 ay içerisinde ise 9 bin 100 büyükbaş hayvana kadar ulaşılmasının planlandığını belirtti.

Hayvan yetiştirme kapasitesine ek olarak besi osb'de çok önemli modern bir et entegre tesisi de mevcut. Bu entegre tesisi de günlük ortalama 400 hayvan kesme kapasitesine sahip.
Şu an için yüzde 75 kapasiteyle çalışan ve 6 ay içerisinde kapasitesini yüzde 90'ların üzerine çıkaracak olan suluova besi organize sanayi bölgesi'nde, üretim, kesim ve enerji gibi döngülerinin yanında bir de hayvan sağlığı merkezi yer alıyor. Hayvan hastanesi tesisinin de inşaatı tamamlanmış olup, önümüzdeki günlerde açılışı gerçekleştirilecek.
 
09.02.2020
Devamı

AGROEXPO 15’inci  Kez Kapılarını Açtı

Tarım sektörünün en büyük buluşması Fuar İzmir'de başladı. Uluslararası alım heyetleri ile Türk üreticilerini bir araya getiren 15. Agroexpo Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı açıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Fuar İzmir kompeksindeki 110 bin metrekare alanda gerçekleştirilen etkinliğe 75 ülkeden 950 katılımcının ve 360 bin ziyaretçinin gelmesi bekleniyor.. Agroexpo, 9 Şubat Pazar akşamına kadar sürecek.
 
Fuarın açılışına Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, İzmir Valisi Erol Ayyıldız, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve sektör temsilcileri katıldı.


 
9 Şubat’a kadar İzmir’de gerçekleştirilecek fuarın, 75 ülkeden 950 katılımcı ve 360 bin ziyaretçiyi ağırlaması bekleniyor.
 
2002’DE 3,8 MİLYAR DOLAR OLAN TARIMSAL İHRACATIMIZ, 2019’DA 18 MİLYAR DOLAR OLDU
 
Fuar açılışında konuşan Bakan Pakdemirli, Türkiye tarımının tanıtılması anlamında bu uluslararası platformun oldukça önemli olduğuna dikkati çekerken, tarım sektörümüzün dünyadaki yerini de rakamlarla özetledi. Pakdemirli; ‘‘Tarım orman sektörümüz, 2019 yılının ilk üççeyreğinde ortalama %3,56’lık büyüme ile sanayi ve hizmet sektörlerine göre pozitif bir büyüme göstermiştir. Ülkemiz çok şükür, son 17 yılda; yıllık ortalama olarak %2,72’lik büyüme ile Hollanda, İspanya, Fransa gibi birçok Avrupa ülkesini geride bıraktı. Dünyada yaşanan hem ekonomik olumsuzluk hem de iklim değişikliklerine rağmen sektörümüz, son 17 yılın 14’ünde büyüyerek sürdürülebilir gelişmesini devam ettirmiştir. 2002 yılında 37 milyar lira iken, 2018 döneminde, tarımsal hasılamız %486 artışla, 216,7 milyar liraya yükseldi. Ülkemiz 44 milyar dolarlık tarımsal GSYH ile Avrupa’da lider ülkeler arasında yerini aldı. Tarım orman sektörümüz, 2019 yılının ilk üççeyreğinde, GSYH’ye ortalama %6,3’lük katkı sağlayarak ülke ekonomisine destek oldu. Tarımsal ihracatımızı, 2002 yılında 3,8 milyar dolar iken, 4,7 kat artırarak, 2019 yılında 18 milyar dolara çıkardık. Ülkemiz çok şükür 2019 yılında da 193 ülkeye, 1.827 tarımsal ürün ihraç ederek, ihracatçı bir ülke olduğunu ispat etti.’’
 
 
BİRÇOK TARIM ÜRÜNÜNDE DÜNYA LİDERİYİZ
 
Bakanlıkça yürütülen çalışmalar ve üretime yönelik destekler ile çok sayıda tarım ürününde, dünya lideri olduğumuzu da belirtti Bakan Pakdemirli; ‘‘Fındık, Kiraz, İncir, Kayısı ve Ayva üretiminde Dünya birincisiyiz. Hayvansal üretimde de Dünyada önemli ülkelerden biriyiz. Büyükbaş hayvan varlığımız 1 milyon artışla, 18,2 milyona, Küçükbaş hayvan varlığımız ise 4 milyon artışla, 50 milyona ulaştı. Ülkemiz, Avrupa’da toplam hayvan ve küçükbaş hayvan varlığında 1’nci, büyükbaş hayvan varlığında 2’nci sırada bulunuyor. 2023 hedefimiz; nüfusumuz kadar küçükbaş hayvan varlığına sahip olmak’’ dedi.
 
 
Bakan Pakdemirli son 17 yılda gelinen noktaya da değindi. Çiftçilerimize 17 yılda, toplam 141 milyar lira tarımsal hibe ve destek verildiğini belirten Pakdemirli; ‘‘Bunun sonucunda: Bitkisel üretimimiz, %22 artışla; 120 milyon tona, Süt üretimimiz, %146 artışla; 20,7 milyon tona, Kırmızı et üretimimiz, %167 artışla; 1 milyon 126 bin tona, Tavuk eti üretimimiz, %200 artışla; 2,1 milyon tona çıkmıştır. Yumurta üretimimiz ise, %66 artışla; 19,3 milyar adede ulaşmıştır. Ülkemiz, su ürünleri yetiştiricilik üretiminde; Dünyada En Hızlı Büyüyen 3. Ülke Konumundadır. AB ülkeleri arasında 7. sıradan 2. sıraya yükselmiştir. 2017’de 280 bin ton olan su ürünleri yetiştiricilik üretimimizin, 2023’te, 600 bin tona ulaşmasını hedeflemekteyiz’’ diye konuştu.
 
 
2020 YILI BÜTÇESİNİN YÜZDE 54,5’İ TARIMSAL DESTEKLERE AYRILDI
 
Tarımın birçok sorununa çözüm getirildiğini ve yeni üretim ve destekleme modellerinin devreye alındığını da ifade eden Bakan Pakdemirli, 2002’de neredeyse tek kalemde olan tarımsal desteklerin yeniden düzenlendiğini belirtti ve ‘‘Cumhuriyet tarihinde ilk defa sofralık zeytini 2019’da fark ödemesi desteği kapsamına aldık. Tarım sektörüne 2002 yılında toplam 1,8 milyar lira destek verilirken, bu rakamı 2019 yılında 17 milyar liraya çıkardık. Bununla da kalmadık. Bakanlığımızın 2020 yılı bütçesinin yüzde 54,5’ini, yani 22 milyar Lirayı tarımsal desteklere ayırdık. Böylece tarımsal desteklerimizi, bir önceki yıla göre yüzde 36,7 artırmış olduk. Tarımın en önemli girdilerini destekliyoruz. Mazot ve gübreye bugüne kadar, toplam 20,1 milyar lira destek verdik. 2019 yılında 2,9 milyar lira mazot destekleme ödemesi yaptık. Mazot maliyetinin %50’sini karşılıyoruz. Başta buğday, mısır, çeltik ve ayçiçeği olmak üzere birçok üründe Cumhuriyet tarihimizin üretim rekorlarını kırdık. Kırsal Kalkınma alanında gerçekleştirdiğimiz 25 bin proje ve toplam 10 milyar lira hibe ödemesi ile 200 bin vatandaşımıza istihdam sağladık. Kırsalda yaşayan gençlerimize verdiğimiz hibe destekler ile hem köyden kente göçü engelledik, hem de tarım ve hayvancılıkla teknolojiyi buluşturduk’’ dedi.
 
 
 
 
 
06.02.2020
Devamı

Türkiye’nin En Büyük Tarım Fuarı Yarın Açılıyor

Türkiye’nin en büyük, Avrupa’nın dört büyük tarım fuarı arasındaki “Agroexpo Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı” yarın 11.00’da Fuar İzmir’de açılıyor.

Avrupa'nın ilk dört büyük tarım fuarından biri olarak gösterilen 'Agroexpo Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı', 6-9 Şubat tarihleri arasında kapılarını İzmir'de ziyaretçilerini bekliyor. Fuarın 700 milyon doları aşan iş hacmi yaratacağı belirtildi.

Orion Fuarcılık tarafından düzenlenen Agroexpo Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı’nda 700 milyon dolarlık iş hacmi hedefleniyor. Ayrıca 75 ülkeden 950 katılımcının ve 360 bin ziyaretçinin gelmesi bekleniyor. Agroexpo İzmir, her yıl Fuar İzmir’de düzenleniyor ve Avrupa’nın dördüncü büyük tarım fuarı olma özelliğini koruyor. 2005 yılından bu yana tarımın başkenti İzmir’de düzenlenen ve dünya çapında başarılara imza atan Agroexpo, 2019 yılında 2000 üzerinde iş insanı arasında gerçekleşen ikili görüşmeler sayesinde 600 milyon dolarlık bir iş hacmi yaratarak sektörün lider fuarı olduğunu bir kez daha kanıtladı. Arjantin, Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Etiyopya, Romanya, Sırbistan, Slovenya, Somali, Katar, Gürcistan, Kırgızistan, KKTC, Makedonya, Moldova fuara katılan ülkeler. 9 Şubat’ta son bulacak tarımın bu en iddialı zirvesinde, yine ulusal ve uluslararası seçkin firmalar, tarım sektörü profesyonelleri ile bir araya gelecek. Fuar kapsamında paneller düzenlenecek.
 
 
05.02.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli Büyükelçiler ile Buluştu

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli Ankara’da 70’i Büyükelçi olmak üzere 153 Yabancı Misyon Temsilcisi, Uluslararası Kuruluşların Üst Düzey Temsilcileri, Dışişleri Bakanlığı Bakan Yardımcıları ve Genel Müdürler, Ticaret Bakanlığı Bakan Yardımcısı ve Genel Müdürlerinin de katıldığı toplantı düzenlendi.

Program’da Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli  2019 yılı faaliyetlerinin yanı sıra 2020 yılında yapılması planlanan uluslararası etkinlikler aynı zamanda hedeflerin değerlendirdi.


 
 
Bakan Pakdemirli konuşmasında şunları kaydetti.

BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine (SKH'ler) baktığımızda, neredeyse hepsinin doğrudan veya dolaylı olarak küresel gıda sistemi, su ve ormancılıkla bağlantılı olduğunu görüyoruz.
İklim değişikliği, hızlı nüfus artışı, kentleşme, açlık, doğal kaynakların hızla tükenmesi vb. zorlukların üstesinden gelmek gibi çok zor bir ödevimiz var…
Bu zorlukların üstesinden gelmek istiyorsak, özellikle tarım başta olmak üzere bu meseleleri politik kaygılardan uzak tutmalıyız.
Tüm tartışma ve konuşmaların ortak temeli, üretimden tüketime ve hatta ticarete kadar sürdürülebilirlik ve işbirliğinin güvenli bir gelecek için kaçınılmaz olmasıydı.
Tüm bu gerçekler bizi tek bir noktaya getiriyor: İkili ve çok taraflı işbirliğini geliştirmeliyiz.

Son 1,5 yılda, sayısız ziyaret, etkinlik düzenlemek ve ikili-çoklu işbirliği çabalarını yoğunlaştırmak vasıtasıyla uluslararası arenada, mevkidaşlarımıza karşı daha faal ve işbirliği içerisindeydik.
Bu diyaloglar, Uluslararası Anlaşmalar ya da Mutabakat Zabıtları olarak sonuçlandı.

Saygıdeğer Büyükelçiler, lütfen bu anlaşmaların uygulanma durumunu yakından takip edin.
Çünkü, bizim niyetimiz, bu anlaşmaları gerçekten pratiğe dönüştürmektir, onları raflarda bırakmak değil.
Türkiye, toplam 21 trilyon ABD doları ticaret hacmine sahip bir bölgedeki konumunun yanı sıra üretim, ticaret ve işbirliğinde de güçlü bir konuma sahiptir.
Bu avantajların yanı sıra, bizi işbirliği için iyi bir ortak yapan şevkimiz de var.

Biz 4,8 milyar ABD doları ticaret fazlası ve 200'den fazla ülkeye ihraç edilen yaklaşık 1700 farklı tarım ürünleri ile tarımda net ihracatçı konumundayız.


 
 
 
 
05.02.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli 70 Büyükelçiye Bakanlığın 2020 Faaliyetlerini Değerlendirecek

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli Ankara’da 70’i Büyükelçi olmak üzere 153 Yabancı Misyon Temsilcisi, Uluslararası Kuruluşların Üst Düzey Temsilcileri, Dışişleri Bakanlığı Bakan Yardımcıları ve Genel Müdürler, Ticaret Bakanlığı Bakan Yardımcısı ve Genel Müdürlerinin de katılım sağladığı;

“Tarım Bakanlığı’nın 2019 yılında yapmış olduğu faaliyetler ile 2020 yılında planlanan uluslararası etkinlikler ile gelecek hedeflerinin tanıtılacağı resmi çalışma kahvaltısına” katılacak.
Program’da Tarım ve Orman Bakanlığının 2019 yılı faaliyetlerinin yanı sıra 2020 yılında yapılması planlanan uluslararası etkinlikler aynı zamanda hedeflerin değerlendirilmesi bekleniyor.
 
 
 
04.02.2020
Devamı

Halk Elinde Islah Projesi İle 80 Bin Üstün Nitelikli Koç Teke Üretildi

Tarım ve Orman Bakanlığı, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) koordinatörlüğünde yürütülen “Halk Elinde Küçükbaş Hayvan Islahı Ülkesel Projesi” meyvelerini vermeye başladı. Proje kapsamında bugüne kadar işletmeler, kendi ihtiyaçları için 80 bin üstün nitelikli damızlık koç ve teke üretti.
Projenin 2005 yılında başlatıldığını belirten Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli “Proje, bugün itibariyle 56 ilde uygulanan 171 alt proje ile devam ediyor ve 21 koyun, 6 keçi ırkında, 1 milyon 100 bin küçükbaş hayvanda uygulanıyor” diye konuştu.

421 MİLYON LİRA DESTEK ÖDEMESİ YAPILDI
Proje kapsamında yer alan yetiştiricilere bu zamana kadar toplam 421 milyon TL destekleme ödemesi yapıldığının altını çizen Bakan Pakdemirli “Proje kapsamında 8 üniversiteden 62 öğretim üyesi ve TAGEM’e bağlı enstitülerinden 45 araştırmacı olmak üzere toplam 107 proje lideri görev alıyor. Ayrıca her alt projede görev almak üzere toplam 171 proje teknik elemanı bulunuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Proje ile döl veriminin, süt veriminin, gelişme hızı ve yemden yararlanma kapasitesinin artırılmasının hedeflendiğini vurgulayan Bakan Pakdemirli “Ayrıca projenin yapağı ve tiftik kalitesinin iyileştirilmesi, yerli koyun-keçi ırklarımızın saf olarak yetiştirilmesi, korunması ve mevcut verim potansiyellerinin ortaya çıkarılması, birim hayvan başına elde edilen verimin artırılması, bölgelere özgü damızlık üretimi ve kaliteli damızlık hayvan elde etmek gibi hedefleri de bulunuyor” açıklamasını yaptı.

80 BİN ÜSTÜN NİTELİKLİ DAMIZLIK ÜRETİLDİ
Projenin bu hedefler doğrultusunda başarılı bir şekilde uygulanmaya devam ettiğini ifade eden Pakdemirli “ Proje ile küçükbaş hayvancılıkta büyüme, gelişme, süt, yapağı-tiftik verim kayıtları alınmaya başlanarak veri bankası oluşturuldu. Küçükbaş hayvancılığa olan ilgi artırıldı ve azalmaya başlayan Ankara Keçisi gibi yerli gen kaynaklarımızda hızlı azalışın önüne geçildi. Kaliteli damızlık koç ve tekeler elde edilmeye başlandı ve işletmeler kendi ihtiyaçları için 80 bin üstün nitelikli damızlık koç/teke üretti” dedi.
Bakan Pakdemirli, proje kapsamında gerekli koordinasyonun sağlanması halinde, proje dışı işletmelere yaklaşık 150 bin baş erkek ve 350 bin baş dişi damızlığın sağlanabilecek duruma gelindiğini de sözlerine ekledi.​
 
 
04.02.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli : Hayvancılığa Son 17 Yılda 33 Milyarlık Destek Verdik

Hayvancılığa son 17 yılda 33 milyar lira destek verdiklerini belirten Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, GAP, DAP, DOKAP VE KOP kapsamında yer alan 41 ilde ise hayvancılığa yüzde 50 hibe desteğinde bulunduklarını söyledi.

UYGULAMA 2015 YILINDA BAŞLADI
GAP, DAP, DOKAP VE KOP kapsamındaki yüzde 50 hibe uygulamasının 2015 yılında hayata geçirildiğini ifade eden Bakan Pakdemirli “Uygulama çerçevesinde son 5 yılda 11 bin 838 kişiye 311 milyon lira hibe ödemesi yaptık. Bu ödemelerin de katkısıyla bu illerimizde toplam 2 bin 75 tesis faaliyete geçti” diye konuştu.

2019’DA 402 KİŞİYE 45,2 MİLYON LİRA HİBE
 Proje kapsamındaki 41 ilde ahır, ağıl yapımı ve tadilatlarına damızlık boğa, koç ve teke alımları ile gübre sıyırıcı ve süt sağım makinesi alımlarına hibe desteğinde bulunduklarını ifade eden Pakdemirli “2019 yılında ise bu bağlamda 402 kişiye 45,2 milyon lira hibe ödemesi yaptık” dedi.

HAYVANCILIĞA SON 17 YILDA 33 MİLYAR LİRA
Hayvancılığa verdikleri desteğin ülke genelinde son 17 yılda üretimi ve kaliteyi yükseltecek şekilde arttığını vurgulayan Bakan Pakdemirli “ 2002 yılında 83 milyon lira olan toplam hayvancılık desteklerini yaklaşık 60 kat artırarak 2019 yılında yaklaşık 5 milyar liraya yükselttik” açıklamasını yaptı.
Bakan Pakdemirli, 2003-2019 döneminde toplam 33 milyar lira hayvancılık desteği ödendiğini de sözlerine ekledi.​
 
 
03.02.2020
Devamı

Ocak Ayında Yüzde 34 Artışla Fiyatı En Çok Yükselen Ürün Kabak

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, "Ocakta üretici fiyatlarında yüzde 16,07 azalmayla fiyatı en fazla düşen ürün kuru soğan, fiyatı en çok yükselen ürün ise yüzde 130,34'lük artışla kabak oldu.
(TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, "Ocakta üretici fiyatlarında yüzde 16,07 azalmayla fiyatı en fazla düşen ürün kuru soğan, fiyatı en çok yükselen ürün ise yüzde 130,34'lük artışla kabak oldu." ifadesini kullandı.



Bayraktar, yazılı açıklamasında, ocakta markette 29, üreticide 22 üründe fiyat artışı, markette 9, üreticide 3 üründe fiyat düşüşü olduğunu, markette 4, üreticide 9 üründe fiyatın değişmediğini bildirdi.
Ocakta, markette kuru soğan, kuru fasulye, zeytinyağı ve yumurta fiyatında değişim olmadığının altını çizen Bayraktar, şöyle devam etti:
"Ocakta, markette en fazla fiyat düşüşü yüzde 15,09 ile havuçta görüldü. Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 73,17 ile kabakta yaşandı. Kabaktaki fiyat artışını yüzde 70,35 ile patlıcan, yüzde 56,93 ile yeşil soğan, yüzde 29,91 ile sivri biber, yüzde 23,99 ile mandalina, yüzde 17,25 ile salatalık, yüzde 14,40 ile limon, yüzde 12,33 ile maydanoz, yüzde 11,72 ile Antep fıstığı, yüzde 11,43 ile marul, yüzde 10,05 ile domates takip etti."

Üretici fiyatlarındaki değişim
Bayraktar, söz konusu dönemde üreticide maydanoz, elma, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru üzüm ve kuru incir fiyatında bir değişim meydana gelmediğini belirterek "Ocakta üretici fiyatlarında yüzde 16,07 azalmayla fiyatı en fazla düşen ürün kuru soğan, fiyatı en çok yükselen ürün ise yüzde 130,34'lük artışla kabak oldu. Kabaktaki fiyat artışını yüzde 57,89 ile salatalık, yüzde 57,58 ile patlıcan, yüzde 53,85 ile sivri biber, yüzde 52 ile yeşil soğan, yüzde 48,98 ile mandalina, yüzde 22,43 ile ıspanak, yüzde 15,98 ile limon, yüzde 13,51 ile fındık, yüzde 12,50 ile patatesin takip etti." ifadelerini kullandı.

Üretici fiyatlarında, kabak, salatalık, patlıcan ve sivri biberde görülen artışta, mevsim itibarıyla olgunlaşmanın yavaş olmasına bağlı olarak hasat edilen ürün miktarının azalmasının etkili olduğunun altını çizen Bayraktar, "Mandalina, limon ve portakalda çiçeklenme dönemindeki iklimsel olumsuzluklar nedeniyle rekoltede yaşanan düşüş fiyatlara yansımıştır. Fındık fiyatında görülen artışta artan talebin yanı sıra randımanın iyi olması etkili oldu. Patateste ise Birliğimizin tüketimi artırmaya yönelik çalışmaları fiyata yansısa da hâlihazırda üreticilerimiz maliyetine ürün satmak zorunda kaldı."
 
 
 
03.02.2020
Devamı

TESK'ten Esnaf ve Çiftçi İçin Sicil Affı Talebi

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, esnaf ve çiftçinin, getirilecek sicil düzenlemesiyle bankaların inisiyatifine bırakılmadan kara listelerden çıkarılmasını talep etti.

Palandöken yaptığı yazılı açıklamada, esnaf ve çiftçiye verilen desteklerin amacına ulaşabilmesi için öncelikle etkin sicil düzenlemesi ve yapılandırma getirilmesi gerektiğini aktardı.
Kredi faizlerindeki düşüşün esnaf ve çiftçi için de olumlu olduğunu bildiren Palandöken, kredi kefalet kooperatifleri kefaletiyle esnafın kullandığı kredilerin faiz oranının da yüzde 6'dan yüzde 4,5'e düştüğünü ifade etti.

Palandöken, esnaf ve çiftçinin bu imkânlardan faydalanabilmesi için öncelikle mevcut borçlarının yapılandırılması gerektiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Ödemekte zorluk çekilen kredi borçları ödenebilir hale getirildikten sonraki en önemli adım sicil düzenlemesidir. Geçmişte ödenemeyen borçlar nedeniyle bir şekilde kara listeye alınmış esnafımız ve çiftçimiz sicil düzenlemesi ile bankaların inisiyatifine bırakılmadan kara listelerden çıkarılmalı. Esnaf ve çiftçi kara liste sorunu yüzünden verilen kredilere ulaşamadığı için faiz indiriminin anlamı kalmıyor. Çiftçinin desteklenmesi demek esnafın da desteklenmesi demek. Çünkü tarladaki maliyetler ne kadar düşerse esnafın da tezgahtaki fiyatları o kadar düşer."
 
 
 
03.02.2020
Devamı

TİGEM 2019’da 237 Yarış Tayı Sattı

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Bakanlığa bağlı Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün (TİGEM) 2019 yılında 237 yarış tayı satışı yaptığını ve bu satışlardan son 10 yıldaki en fazla gelirin sağlandığını söyledi.

TİGEM'in esas faaliyet alanının üstün vasıflı damızlık hayvan yetiştiriciliği ve sertifikalı tohumluk üretimi olduğunu vurgulayan Bakan Pakdemirli, safkan Arap atı yetiştiriciliğinin, çok eski ve köklü bir tecrübenin ürünü olduğunu ve Osmanlı geleneklerine dayandığını belirtti.
Atçılık Osmanlının Kuruluşuna Dayanıyor

Atçılık faaliyetlerinin Osmanlı'nın kuruluşundan beri devam ettiğini ifade eden Pakdemirli "1300'lü yıllarda kurulan Karacabey Harası, 1815 yılında kurulan Çifteler Harası ve 1889 yılında kurulan Sultansuyu Harası olmak üzere 3 işletmemizde toplam 1.126 baş hayvan varlığı ile bu faaliyetler günümüzde de devam ediyor" diye konuştu.

Yılda Ortalama 250 Üstün Performanslı Yarış Tayı Atçılık Sektörüne Kazandırılıyor
TİGEM'in her yıl ortalama 250 baş üstün performanslı yarış tayını atçılık sektörüne kazandırdığının altını çizen Bakan Pakdemirli "TİGEM'in yetiştirdiği atlar bu zamana kadar, yarış otoritesi tarafından dağıtılan toplam prim ve ikramiyelerin yüzde 33'ünü kazandı" dedi.

Satışlardan 2019'da 22 Milyon 981 Bin Tl Gelir
TİGEM'in 2019 yılında toplam 237 tay satışından 22 milyon 981 bin TL satış geliri ile son 10 yılın en yüksek ortalamasını ve satış hasılatını elde ettiğini de söyleyen Bakan Pakdemirli, Arap atının geniş kitlelere etkin bir şekilde tanıtılması, at ve biniciliği ile ilgili toplumsal bilincin geliştirilmesi amacıyla kurulan Arap Atı Tanıtım ve Hipoterapi Merkezlerinde eğitim faaliyetlerinin devam ettiğini de sözlerine ekledi.
 
02.02.2020
Devamı

Düve Alım Desteği İçin Düzenleme Yayımlandı

Tarım ve Orman Bakanlığının "Hayvancılık Desteklemeleri  Uygulama Tebliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ’i Resmi Gazete'de yayımlandı.  Yayımlanan tebliğ’e  göre  20 Kasım 2019 tarihinden itibaren  geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi.

Yetiştiricilerin düve alım desteğinden yararlanabilmesi için hayvanları temin edebilecekleri yerlere birliklerin yanı sıra yetiştirici ve üretici örgütleri de eklendi.
Buna göre, yetiştiriciler, Bakanlığın düve alım desteğinden yararlanabilmek için düve ve mandalarını yetiştirici ve üretici örgütlerinden de temin edebilecek.

Geçmiş düzenlemede, söz konusu destekten yararlanabilmek için hayvanların düve yetiştirici merkezlerinden, hayvancılıktan ari işletmelerden, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünden, Damızlık Sığır Yetiştirici Birlikleri, Damızlık Manda Yetiştirici Birlikleri ile Tarım Kredi Kooperatifleri ve iştiraklerinden temin edilmesi şartı bulunuyordu. Böylece, bu kuruluşların yanı sıra aralarında kooperatiflerin de bulunduğu yetiştirici/üretici örgütlerinden temin imkanı sağlanacak.
 
02.02.2020
Devamı

KORKULU RÜYAMIZ "KUŞ GRİBİ-DOMUZ GRİBİ VE KORONAVİRUSLAR"

       Malum, kış geldi halk arasında nezle-grip başladı. Tabi bunlar olağan şeyler. Ancak bu yıl öncekilerden biraz farklı gidiyor. Önce Kuş gribi, sonra domuz gribi derken, yakın zamanda bir de Korona Virus çıktı ortaya.  Bir anda hepimizde bir korku, bir panik oluştu.  Ancak, çoğumuz hatırlarız, yıllar evvel Van'da bir kaç vatandaşın hayatını kaybetmesiyle ilk olarak Kuş gribi hastalığını duyduk. Ve gerçekten pek çoğumuz ne olacağını asla tahmin edemedik. Hemen ülkenin bir çok noktasında karantina tedbirleri alındı. Yetkililerin aldığı radikal kararlar gereği, hatırı sayılır  miktarda kanatlı imha edildi. Çünkü o kadar korktuk, o kadar korktuk ki, mevcut durumu böyle kurtarabileceğimizi düşündük. Bu sırada hava limanlarında, kalabalık alanlarda karantina odaları oluşturularak,yüksek vücut sıcaklığını tespit edebilen dijital dedektörler yerleştirildi. Şüpheliler hemen karantinaya alındı. Neyse ki hatırladığım kadarıyla başka ölümler olmadı, hastalık söndü ve unutulup gitti. Ama sonra gördük ki, kanatlılardan insana kolay geçebilen  hastalık, insandan insana çok da rahat bulaşmıyormuş. Şimdilerde dünyanın farklı yerlerinden kuş gribi haberleri gelmeye başladı.
            Son olarak kuş gribi salgını Balkan ülkelerinden komşumuz Romanya'da ortaya çıktı. Burada en son üç yıl önce görülmüştü. Bizim hemen yanımızda ve batı sınırımızda gelişen olaylar ister istemez hepimizin içini şöyle bir ürpertti. Şimdi isterseniz bu hastalığı genel hatlarıyla bir hatırlayalım;

            Kuş gribi etkenleri H5N1, H7N9 şeklinde tanımlanan influenza (nezle) ailesine ait virüslerdir. Fakat en çok bilinen türü H5N1'dir. Bu virüs kuşlar dahil bir çok hayvan ve insanda görülebilir. Fakat sanıldığının aksine çoğu kuş gribi virüsü insanlarda pek hastalığa neden olmaz. Bulaşabilmesi için  hasta olan veya ölen kümes hayvanlarıyla yakın temas, solunum ve sindirim yoluyla uzun süreli maruziyet gerekir.  Hatta enfekte olan veya tam pişirilmemiş / az pişmiş kanatlı ürünlerinin (et, yumurta - kan dahil) hazırlanıp tüketilmesi ve bu hayvanların dışkı ya da tüylerine kontrolsüzce temas edilmekle de olur.  Konuyu biraz daha açarsak;

            Aslında çok farklı kuş gribi türü vardır. Bunların çoğu yabani kuşlarda dolaşır, ancak sadece bazı genç su kuşlarında enfeksiyon yapar. Bu virüsler iyi huyludur ve en kötüsü sadece hafif hastalığa neden olur. Bunlara “Düşük Patojenik Kuş Gribi” (LPAI) virüsleri denilir ve kümes hayvanları üzerinde sadece hafif etkiler oluşturur.
Bir diğeri, kalabalık koşullar altında yoğun kümes hayvanı yetiştiriciliğinin yapıldığı yerlerde, yabani kuşlardan türetilen H5 ve H7 'alt türlerinin' bazı varyantlarıdır. Bunlar kümes hayvanlarında büyük ölümlere neden olabilecek “Yüksek Patojenik Kuş Gribi” (HPAI) virüslerine dönüşebilir. Bu nedenle HPAI, H5N1 bir kümes hayvanı hastalığıdır. Şu anda, HPAI virüslerin insanları enfekte etmesi son derece zordur, ancak yukarıda belirtildiği gibi virüsün hızla insandan insana bulaşması ve ölüm oranının artırması konusunda ciddi bir endişe vardır. HPAI virüsleri yabani kuşlara da bulaşabilir ve onları öldürülebilir, ancak bu nadiren görülen bir durumdur. 

            H5N1'in izlenmesi ve kontrol edilmesi çok önemlidir. Tüm olası yayılma kaynaklarının belirlenmesi gerekir. H5N1'in ülkeler içinde ve arasında yayılması birkaç yolla olur.  En çok enfekte olmuş kümes hayvanlarının veya işlenmemiş kanatlı ürünlerinin (gübre dahil) hareketleri, yeterince temizlenmemiş kafesli taşıma kasalarıyla taşınmasıdır. BM Gıda ve Tarım Örgütü, yüksek riskli faaliyet olarak tanımlanan ve potansiyel olarak enfekte olmuş kanatlı dışkısının tarımda gübre olarak ya da balık ve domuz çiftliklerinde yem olarak kullanılmaması konusuna dikkat çekmiştir. Bu ve benzeri konularda daha fazla araştırmaların yapılması gerektiğini de vurgulamıştır.

            Kuş gribi, insanlarda nezle-grip benzeri belirtilerle ortaya çıkar. Hastalığın kuluçka süresi birkaç saat ile 2-3 gün arasında değişir. Rahatsızlığın ilerlediği vakalarda halsizlik, yüksek ateş, öksürük, solunum güçlüğü, baş- boğaz- kemik ağrıları, ishal, bulantı- kusma görülebilir. Yine bir bölüm hastada, özellikle de kronik hastalığı bulunan yaşlı insanlarda ölümle sonuçlanabilecek şiddetli zatürreye çevirebilir. Virüs hızlıca kendi genetik yapısını değiştirebildiği (mutasyon) için aşı hazırlamaya pek fırsat vermez. Dolayısıyla aşısı mevcut değildir. Etkenin bu mutasyon özelliği başka canlılara, özellikle insanlara kolaylıkla geçebileceği şeklinde bilim adamlarının öngörüleri mevcuttur.

            Hastalığın bulaştırılıp yayılmasında yabani kuşların rolü olduğu kadar, kanatlı çiftliklerinden elde edilen dışkıların balık veya domuz yemi olarak kullanılması da başka bir nedendir. Yem meselesi özellikle uzak doğu ve bazı Avrupa ülkelerinde görülür. Bununla ilgili 2006 yılının ikinci yarısında Avrupa'da H5N1 davası açılmıştır. Dava konusu; Avustralya türü bir Siyah Kuğu'nun (Black Swan-Cygnus atratus) kuş gribinden ölmesidir. Almanya'nın Dresden Hayvanat Bahçesi'nde 2006 Nisan'da yumurtadan çıkan Siyah Kuğu, hep aynı süs göletinde yaşamış ve 2006-Ağustosunda kuş gribinden ölmüştür. Dolayısıyla başka bir yerden enfeksiyon kapma olasılığı yok gibidir. Bu nedenle mahkemece gölde kullanılan yapay yem, virüsün olası kaynaklarından biri olarak kabul edilmiştir. Bu da enfeksiyonun gübre kaynaklı bulaşmasına en iyi delil olmuştur.

            Kümes hayvanlarında yüksek enfeksiyon görülme oranının aksine, yabani kuşların hastalıktan etkilenme durumu çok daha azdır. Her yıl diğer kanatlı hastalıklarından ölen kuş sayısı, kuş gribinden ölen hayvan sayısından çok daha fazladır. Örneğin, kuzey Almanya'da Niedersachsen eyaletindeki bir rapora göre, 2019'da test için laboratuara getirilen 7.000 ölü kuşun % 0.1'den azında H5N1 virüsüne rastlanmıştır.

            Önemsenmesi gereken bir diğer sorun da domuz gribidir. Domuz gribi, yediden yetmişe her yaştan insanı etkileyebilen, tehlikeli, bulaşıcı başka bir hastalıktır. Tipik soğuk algınlığı belirtileri ile kendisini gösterir. Yani ağız, boğaz ağrısı, hapşırık, öksürük gibi belirtilerle başlar. Teknik olarak etken H1N1 koduyla tanımlanan virüstür. Virüs hızla yapısal değişikliğe uğrayabilme yeteneğine sahip  olduğundan, başlangıçta çok tehlikeli olmadan hafifçe seyreder. Fakat, dikkat edilmezse zamanla tehlikeli bir hastalık haline dönüşebilir. Mevsimsel gribe oranla daha ağır bir tablo gösterir.
Dünyada İlk kez Meksika'da 2009 yılında tespit edilmiş, sonra hızla dünyaya yayılarak bir salgın (pandemi) haline gelmiştir. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi alarmı verilmiştir.  Kronik hastalığı olan veya vücut direnci düşük kişiler herkesten daha fazla dikkat etmelidir. Hem kuş, hem de domuz gribi "Aman ne olacak!" deyip geçiştirilecek dertlerden değildir. Özellikle astım, domuz gribiyle birleştiğinde çok daha şiddetli,  çok daha ağır sonuçlar  doğurabilmektedir.

Son olarak, Korona virüs nedir? Ondan bahsedelim. Gerek hayvan, gerek insanlarda solunum ve sindirim sisteminde etkindir.  Vücut direnci azalan canlılarda  özellikle şiddetli solunum yolu enfeksiyonlarına neden olurken, yeni doğanlarda viral ishallerin başlıca sebeplerinden biridir. Bu gün Dünya Sağlık Örgütü tarafından başta  Çin olmak üzere, Japonya, Tayland, Güney Kore dışında ABD'de rastlandığı bildirilmiştir. İnsanlarda ilk olarak 1960’lı yıllarda saptanan virüs, solunum yolu enfeksiyonlarında SARS-CoV suşuyla tehlikeli olmaktadır. Bu da Suudi Arabistan, Katar ve Ürdün’de görülmüştür. Genelde Hac ve Umreye giden insanlar için önemli  bir risk kaynağıdır. Son olarak Çin'de görülen yeni tip (Wuhan Coronavirus /2019-nCoV) nedeniyle Wuhan Pnömoni adını almıştır. Wuhan Koronavirüs'ün esas tehlikesi vucüdumuz tarafından yeterince tanınmamasıdır. Böylece meydana gelecek enfeksiyonlar çok daha şiddetli seyretmekte ve ölüme neden olabilmektedir. Henüz ülkemiz sınırları içinde rastlanmamıştır. Ortaya çıkmaması için herkesin hijyen kurallarına üst düzeyde riayet etmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak; sayılan hastalıkların hepsi yetkililerce bildirilen kurallara yeterli duyarlılık ve özen  gösterilerek hasarsızca atlatılabilecek problemlerdir. Ömür boyu sağlıklı kalmamız dileklerimle.
 
Dr. Öğr. Üyesi Hakan KEÇECİ
Bingöl Üniversitesi Veteriner Fak.
Ana Bili Dalı Başk.

 
31.01.2020
Devamı

Türkiye, Dünyaya Fındık Yedirmeye Devam Ediyor

Fındıkta dünya pazarının yüzde 70’ini elinde tutan Türkiye, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok ülkesine fındık yedirmeye devam ediyor.
Üretiminde ve ihracatında dünyada birinci sırada olduğumuz fındık, ülkemizde 39 ilde, 728 bin ha alanda yaklaşık 592 bin çiftçi tarafından üretiliyor.
Türkiye geçen yıl, son 10 yılın en yüksek üretim rakamı olan 776 bin 46 ton fındık üretimi gerçekleştirdi. Türkiye’nin fındıkta yeterlilik derecesi ise yüzde 501.

SON 4 AYDA 1,2 MİLYAR DOLARLIK FINDIK İHRAÇ EDİLDİ

Dünya fındık ticaretinin yaklaşık 70’ini elinde bulunduran Türkiye, son 4 dört ayda (1 Eylül 2019-5 Ocak 2020) bir önceki yılın aynı dönemine göre, fındık ihracatını 673 milyon dolardan 1,2 milyar dolara çıkardı. Böylece 4 aylık süreçte, bir önceki döneme göre 442 milyon dolarlık daha fazla ihracat yapılmış oldu.

Fındık ihracatı başta AB ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok ülkesine gerçekleştiriliyor. İhracatın 75-80’i AB ülkelerine yapılıyor. En fazla fındık ihraç edilen ülkeler ise Almanya, İtalya ve Fransa.
İhraç edilen ürünün yüzde 56’si iç fındık, yüzde 25’i dilimlenmiş, kıyılmış, yüzde 19’si ise kavrulmuş, ağartılmış olarak yapıldı.

FINDIK ÜRETİCİLERİNE 7,8 MİLYAR LİRALIK DESTEK
Türkiye’nin stratejik ürünlerinden biri olan fındık üretimine Tarım ve Orman Bakanlığı da destek sağlıyor. Bakanlık son 10 yılda, alan bazlı gelir desteği kapsamında fındık üreticilerine 7,8 milyar liralık destek ödemesi gerçekleştirdi.
 
 
31.01.2020
Devamı

Hibe Destekle Hayvancılık yapıyor

Uşak’ta 3 yıl önce kocasıyla birlikte başvuru yapan ancak hibe desteği kendisine verilen 23 yaşındaki Canan Debil, aldığı destekle birlikte hayvancılık yapmaya başladı. Geçimlerini hayvancılık yaparak sağladıklarını belirten ve kırsalda yaşayan kadınlara örnek olan Debil, kadınların hayatın her alanında olması için çağrıda bulunuyor.

Uşak merkeze bağlı Sorkun köyünde yaşayan 23 yaşındaki Canan Debil, 3 yıl önce devletten aldığı hibe desteğiyle hayvancılık yapmaya başladı. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen ‘Genç Çiftçi Projesi’ kapsamında, kocasıyla birlikte başvuru yapan ancak hibe desteği kendisine verilen, Debil’in aldığı 30 küçükbaş hayvan hibe desteğiyle birlikte şu an 60’ın üzerinde hayvanı bulunuyor. Kocasının başka bir geliri olmadığını ve çift olarak geçimlerini hayvancılık yaparak sağladıklarını belirten Debil, vaktinin büyük bir bölümünü hayvanlarına bakarak geçiriyor. Hayvanlarına sevgiyle yaklaşan Debil, kuzularına elleriyle süt veriyor. Genç çift hayatlarından memnun olduklarını dile getirerek hayvancılık yapmaya devam edeceklerini kaydetti.

Pek çok kadına örnek teşkil eden ve kadınların her alanda çalışabileceklerini gösteren Debil “Hibe desteği olarak 30 koyun aldım. Kendi gelirimizle de 30 tane almıştık. O şekilde hayvancılığa hala devam ediyoruz. Köydeki arkadaşlarımız eşime söylemiş. O da kendisi başvurmaya gitti, ben sonradan gittim başvurdum ve bana çıktı” dedi.

Debil hayvancılık yaparak güzel noktalara ulaştıklarını kaydederek, “Ekonomik açıdan çok rahat. Bakıyorsun kuzusu oluyor, ondan sonra ikinci kuzu oluyor. Eşim başka işe gitmiyor, hayvancılıkla uğraşıyoruz. Gelirimizi hayvancılıktan karşılıyoruz. Hayvancılık denince genç çiftçiler olarak ismimiz anılıyor. ‘Şu kişide var, gidelim onlardan alalım. Onların hayvanları iyi ‘ deniliyor. Devam ettiriyorum çünkü bir şeyler yapmamız gerekiyor, yaşımız çok genç. Arkamızda çocuklarımız var. O yüzden devam ettireceğiz” diye konuştu.

Aldıkları destekle hayatlarının değiştiğini ve ekonomik anlamda refaha ulaştıklarını kaydeden 28 yaşındaki Murat Debil, “Ben senelik, hiç pazara indirmeden 50 tane kurbanlık satıyorum. Biz memnunuz müşterilerimiz de memnun. Ekonomik anlamda katkı sağlıyor. Allah bereketini versin. Bütün gençlere de tavsiye ederim” dedi.
 
 
31.01.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli Tarım Ve Orman Şurası Eylem Planını Açıkladı

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, tohumdan sofraya dijital değer zincirine ilişkin bir bilgisayar ve yazılım sistemi kurarak, üretim ve tüketimde her adımı takip edeceklerini söyledi.
Pakdemirli, Orman Genel Müdürlüğünde düzenlenen Tarım Orman Şurası Eylem Planı Tanıtım Toplantısı'na katılarak, 18-21 Kasım 2019'da gerçekleştirilen şurada alınan tavsiye kararlarının hayata geçirilmesine ilişkin eylem planlarını açıkladı.



Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sonuçlarını açıkladığı şura kapsamında 38 eylem planı belirlendiğini hatırlatan Pakdemirli, "Bunların alt eylemi olarak da 333 eylem bulunuyor. Bazı eylemler 2023 yılı sonrasında tamamlanacak. Bu yıl 38 eylemin tamamına başlıyoruz ancak bazıları 2021, 2022 ve 2023 yıllarında bitecek. Bu yıl 16 eylemi bitirmeyi hedefliyoruz. 2021'de 8, 2022'de 11, 2023'te ise 3 eylemin hayata geçirilmesi planlanıyor." dedi.



"Çiftçi bir yıl önceden ne üreteceğini bilecek"
Bu yıl tamamlanacak eylemlere ilişkin bilgi veren Pakdemirli, "Tohumdan sofraya dijital değer zincirine ilişkin bir bilgisayar ve yazılım sistemi kuracağız, üretim ve tüketimde her adımı takip edeceğiz." diye konuştu.
Pakdemirli, sözleşmeli üretim ve alternatif destekleme modelinin oluşturulması ve uygulanmasını sağlayacaklarını ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu:
"Bu sistemle çiftçi 1 yıl önceden ne üreteceğini bilecek. Sözleşmeli üretim desteklenecek ve destekler daha etkin kullanılacak. Birim alanda daha az masrafla daha fazla ürün üretilecek. Birliklerimiz ve üreticilerimizle bir araya geleceğiz. Önümüzdeki günlerde bunun da lansmanı yapılacak, talep edenlerle üretim yapmak isteyenler bir araya gelecek. Domates üretecekse tohumunu, ilacını sistem içinde temin edeceği, girdi finansmanına uzanan, ürünün yarın kaç liraya satılacağını bileceği bir sistem olacak. Bu konuyla ilgili TBMM'de de bir yasa teklifi için çalışıyor olacağız. İlgili kamu kuruluşlarıyla Külliyede de bu işin çalışmalarından çoğunu bitirdik."



Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü ile bu yıl Gıdanı Koru Kampanyası başlatacaklarını açıklayan Pakdemirli, gıda kayıp ve israfının önlenmesine yönelik altyapıyı oluşturacaklarını kaydetti.
Gıdada taklit ve tağşiş cezalarının caydırıcı olması için mevzuat düzenlemesi yapacaklarına işaret eden Pakdemirli, gıda kontrolü konusuna son derece önem verdiklerini, aldığı üründen şüphelenen her vatandaşın bakanlık laboratuvarlarında test ettirerek, sonucunu SMS ile öğrenebileceğini anlattı.



 "Gıdada bilgi kirliliğine karşı kurul oluşturulacak"
Pakdemirli, tağşiş yaparak vatandaşın sağlığıyla oynayanları ifşa etmeye devam edeceklerine dikkati çekerek, "Bu cezaların ağırlaştırılması ve gerekiyorsa hapis cezasına varma konusunda çalışmalarımız sürüyor. Bu yıl ilk çeyrek olmadan, şubat ayı içinde bu konuda gerekli aksiyonu almış olacağız." ifadelerini kullandı.



Gıdada bilgi kirliliğinin önlenmesi ve gıda okuryazarlığının artırılması için de atım atacaklarını vurgulayan Pakdemirli, şöyle konuştu:
"Her gün birileri 'Şunu yiyin, bunu yemeyin, tereyağı, yumurta tüketmeyin' gibi şeyler diyor. O kadar karmaşa var ki bu iş böyle yürümemeli. Bu iş bir kurul tarafından ele alınmalı. Bununla ilgili de yasa değişikliği çalışmamız devam ediyor. Hangi bilimsel gerekçelere dayanıyorsun diye vatandaş namına bunu kurulun sorma hakkı olacak."



İyi ürünler için "şemsiye marka" olacak
Pakdemirli, tarım ve orman ürünlerinde markalaşmaya gidileceğini belirterek, şöyle devam etti:
"Tarım ürünü üretmek yetmez, Türkiye için küresel bir marka düşünüyoruz. Yılın ikinci yarısında lansmanımız olacak. Yurt dışında bu markanın pazarlanması için çalışmamız olacak. Zeytinyağı, Türk lokumu, Türk baklavası, fındık, işlenmiş ürünler gibi stratejik ürünler bu kapsamda olabilir. Türkiye'nin iyi ürettiği ürünlerin birçoğu şemsiye marka altında toplanacak. Bunların başta gümrüklü satış mağazaları olmak üzere yurt dışındaki perakende noktalara satılması için marka desteği verilecek. Devlet olarak marka desteği verip, küçük üreticilerin ihracatla tanışması sağlanacak."
Orman ve orman ürünlerinin katma değerinin artırılması gerektiğini anlatan Pakdemirli, özel ağaçlandırma yapacak olanlara yüzde 65 hibe sağlanacağını söyledi.
Pakdemirli, bu kapsamda tıbbi aromatik bitkiler, lavanta, trüf mantarı, mavi yemiş, reçine, salep gibi geliri yüksek bitkilerin üretiminin artırılması gerektiğini bildirdi.

Yangınlara karşı yeni teknolojik önlemler yolda
Orman yangınlarına da değinen Pakdemirli, yangınlara müdahale süresinin 12 dakikanın altına indirilmesi için yeni teknolojik önlemleri de devreye alacaklarını dile getirdi.
Damızlık düve üretim merkezlerinin sayısını 25'ten 32'ye yükselttiklerini anlatan Pakdemirli, ıslah çalışmaları yapacaklarını ve elit damızlık sürüler üreteceklerini ifade etti.
Uluslararası projelere de önem vererek, yurt dışındaki iyi projelerden faydalanılacağını vurgulayan Pakdemirli, şunları kaydetti:



"Yabancı ülkelerde üretim teşvik edilecek. Ülkemiz uluslararası tarımla tanışmalı. ABD'nin, Brezilya'nın, Çin ve Malezya'nın dünyanın çeşitli ülkelerinde tarım toprakları var. Bu ülkelerde toprak mı yok? İklim ve benzeri koşullardan dolayı gıda güvenliğiyle ilgili riskler yaşayabilirsiniz. Ülkelerin bugünden önlem alması önemli."

Pakdemirli, kamu, özel sektör ve üniversite iş birliğini de geliştireceklerini belirterek, meteorolojik verilerin ürünlerin planlaması ve izlenmesine katkı sağlayacağını söyledi.
Suya ilişkin atılacak adımlara dikkati çeken Pakdemirli, "Suyun tek elden yönetilmesi, tasarruflu ve verimli kullanılması ile su kaynaklarının kirlenmeye karşı korunması için Su Kanunu çıkarılacak. Kanunun bu sene içinde çıkması için gayret içinde olacağız." diye konuştu.



Ürünlerin sanayisinin gelişmesi için çalışılacak
Pakdemirli, kenevir gibi bitki türleri üretilirken, bu ürünlerin sanayisinin de geliştirilmesi gerektiğine dikkati çekerek, "Çiftçinin ürettiği ürünleri satacak nokta bulamaması konusunda endişelerimiz var. Bu konuda bu yıl adım atıyor olacağız." ifadelerini kullandı.
Büyükşehir belediyelerinde mahallelerin "kırsal" ve "kentsel" mahalle olarak yeniden tanımlanması gerektiğini vurgulayan Pakdemirli, burada köylerin tüzel kişilerinin koruması gerektiğini, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının da bu konuda bir çalışma yaptığını kaydetti.
 
 
30.01.2020
Devamı

Tarım ve Orman Şurasının Tavsiye Kararları Açıklanıyor

Tarım ve Orman Bakanlığı “Tarım Orman Şurası Eylem Planı kapsamında alınan tavsiye kararların hayata geçirilmesine ilişkin eylem planını açıklayacak.
Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü salonunda gerçekleştirilecek lansman toplantısına Bakan Pakdemirli'de katılıcak.

8 ana başlıkta ve 39 maddede toplanan Şura eylem planlarından 2020’de 18, 2021’de 9, 2022’de 9, 2023’te ise 3’ünün hayata geçirilmesi planlanıyor.

2020 yılında hayata geçirilecek eylem planları arasında, Tohumdan Sofraya Dijital Değer Zincirinin Kurulması, Gıda Kayıp Ve İsrafının Önlenmesine Yönelik Alt Yapının Oluşturulması, Gıdada Taklit Ve Tağşiş Cezalarının Caydırıcılığı İçin Mevzuat Düzenlemesi Yapılması Ve Uygulamaya Konulması, Su Kanununun Çıkarılması gibi maddelerde yer alıyor.

 
 
 
29.01.2020
Devamı

SU ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜNDE YENİ KANUN VE ÖRGÜTLENMENİN ARTAN ÖNEMİ

Su ürünleri sektörü, 2020 yılına yeni bir kanun ile girdi. Balıkçılarımızın yıllardır beklediği mevzuat değişikliği sonunda 2019 Aralık ayında yapıldı. Yaklaşık 50 yıllık bir geçmişe sahip 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununda yenilikler yapan bu yeni kanun ile umutlarımıza yenilerini eklemek için iyi bir ortam oluştu. Bu arada yıllardır ciddi uğraşlar verdiğimiz AB’ye uyum konusunda mevzuat göre eksik kalan birçok konuda önemli bir gelişme sağlandı. AB’de 2013 yılının yine Aralık ayında yayınlanan ve enteresan bir tesadüfle 1380 sayı ile yürürlüğe giren AB Kanunu kapsamında Ortak Balıkçılık Politikasında yapılan en son düzenlemelerle daha uyumlu hale gelindi.

Kanun birçok kısıtlama ve yasak içermesine rağmen sektörün tamamında memnuniyetle karşılandı. Geleceği güvence altına alabilmek ve stoklar üzerindeki baskıyı azaltabilmek amacıyla alınan sürdürülebilirlik ile ilgili bu zorlayıcı kararlara öncelikle balıkçımız sahip çıktı. Bu yaklaşım, balıkçımızın ne kadar bilinçli olduğunu gösteriyor. Artık ileriyi görmek ve yeni yatırımlarda bulunma zamanının geldiğini düşünebiliriz. Buraya kadar her şey gerçekten güzel olduğunu söyleyebiliriz.

2000’li yılların ilk 20 yılını tamamladığımız bu günlerde aslında tarihte ikinci bin yılın %2’sini tamamladık. Hızla akıp geçen zamanda geçen yıllara baktığımızda teknolojik bunca gelişmeye karşın, sorunların çözümünde hedeflere hala ulaşamadığımızı görüyoruz. Öyleyse fırsatları, daha hızlı ve iyi bir şekilde değerlendirmeliyiz.

Türkiye, FAO verilerine göre dünya su ürünleri üretiminin ancak %1’lik kısmını oluşturmakla beraber yetiştiricilik alanında Dünya’da en hızlı gelişen üçüncü ülke durumundadır. Avrupa Birliği ülkeleri arasında ise yetiştiricilikte ilk sıralarda yer alan ülkemiz, Avrupa Çipura-Levrek pazarında %25’lik paya ulaşarak lider durumu gelmiştir. Yine de ülkemiz gibi büyük ekonomik güce ve ciddi su ürünleri potansiyeline sahip bir ülke için bu üretim yeterli değildir. Dünya’daki ve AB’deki gelişmelere bağlı olarak dış ticaret yönelme ve iç tüketimdeki artış sonucunda su ürünleri sektörü giderek önem kazanmaktadır.

Bütün Dünyada olduğu gibi, bizde de giderek azalan stok miktarı karşısında getirilen sınırlamaların yanı sıra, yüksek girdi fiyatları, pahalı teknoloji ve finansman yetersizliği gibi sorunlar balıkçılarımızı daha üretime başlamadan zorlamaktadır. Bunun üzerine bir de balıkçıdan tüketiciye uzanan pazarlama kanalında aracı kademelerin çok olması ve gelirin önemli bir kısmının bunlar tarafından alınması eklenince, balıkçının zaten az olan geliri daha da düşürmektedir. Burada bir başka sorun ise, piyasanın taleplerinin takip edilmemesi nedeniyle doğru bir av planlaması yapılamaması ve avlanan balıkların gerçek değeri üzerinden pazarlanamamasıdır. Sonuçta insanüstü gayretlerle üretilen bu ürün değerinin altında satılmakta, balıkçı emeğinin karşılığını alamamakta, tüketici ise balığı pahalıya yemektedir.

Bu sorunların çözümü tek başına mümkün değildir. Piyasa şartlarında rekabet edebilmek ve hayatta kalabilmek amacıyla balıkçıların mutlaka birlikte faaliyet göstermeleri gerekmektedir. AB ülkelerinde balıkçılık sektöründeki başarıların ardında yatan temel etmen, örgütlenebilme kabiliyetleridir. Son model, modern av araç ve gereçleri ile AB’deki kadar büyük bir avcılık gücüne sahip olan balıkçımız, sürdürülebilirlik konusunda da AB’deki meslektaşları gibi hassasiyet göstermektedirler. Balıkçımızın bu bilinçli davranışı, bütün sorunlarının çözümü olan örgütlenme alanında da aynı şekilde göstermesi gerekmektedir. Bugüne kadar örgütlenme alanındaki birikimimizi artık daha etkili kullanma zamanı gelmiştir. Yeni Kanun, bunun için uygun ortamı sağlayacaktır.

Bu aşamada, kanunlar ile ilgili genel bir kuralı hatırlatmamızda fayda olduğunu düşünüyorum. Bir kanunun uygulanabilirliği, “devletin yaptırım gücü ve cezalarının büyüklüğünden daha ziyade hitap ettiği kesim tarafından sahiplenilmesine” bağlıdır. Kanunun gerekçesinin sektördeki paydaşlara net bir şekilde anlatılması ve uygulanması esnasında izleme, denetleme ve değerlendirme sorumluklarının en iyi şekilde yapılması gerekmektedir. Bu sorumlulukların devletten beklenmesi yerine AB’de olduğu gibi balıkçının temsilcisi olan kooperatifler tarafından yapılması daha makul olacaktır. Çünkü bu görevleri daha hızlı, daha güvenli ve daha ucuza ancak gelecekte de mesleğine devam etmeyi isteyen balıkçıların ortağı olduğu kooperatifler yapabilirler. Bu nedenle yeni Kanunun uygulanmasına ilişkin çıkartılacak ikincil mevzuatta kooperatiflere öncelikli ve ayrıcalıklı yer verilmesi gerekmektedir.

Bu yaklaşım hem işleri kolaylaştıracak, hem de sektörde yer alan üretici örgütleri arasında ortaklaşa çalışma acısından önemli bir fırsat yaratacaktır. Bu çalışmanın nasıl yapılacağı konusunda, AB mevzuatı ve Bakanlıkta daha önceki yıllarda yapılan AB Projesi kapsamında hazırlanan “taslak mevzuat” oldukça yol gösterici olacaktır.

Ülkemizde sektördeki üreticiler tarafından kurulmuş tüzel kişiliğe haiz çeşitli örgütler bulunmaktadır. Bakanlığımız sorumluluğunda iki ayrı kanun ile üç tip örgüt kurulmaktadır. Bunlar 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu ile kurulan “Su Ürünleri Kooperatifleri” ve 5200 sayılı Üretici Birlikleri Kanunu ile kurulan “Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birlikleri” ve “Su Ürünleri Avcıları Üretici Birlikleri”dir.
1163 Sayılı Kanun ile kurulan Su Ürünleri Kooperatiflerin amacı; her türlü su ürünlerinin üretimi, yetiştiriciliği, avcılığı, işleme, depolama ve pazarlama konularında yeteri derecede iktisadi güce sahip olmayan balıkçılara hizmet vererek, ihtiyaçlarını karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle rasyonel bir şekilde ve ekonomik olarak karşılamak ve temin etmektir. 5200 Sayılı Üretici Birlikleri Kanunu kapsamında yetiştiricilerin ya da avcıların bir araya gelerek kurdukları Üretici Birliklerinin amacı ise; kendi mülkiyetine almamak kaydıyla pazara uygun ürün sevk etmek ve yönlendirici, iyileştirici faaliyetlerde bulunmaktır.

Ülkemizde su ürünleri sektöründe çalışan yaklaşık 38.000 balıkçı bulunmaktadır. Bunlardan yaklaşık 32.000’i, toplam 590 Üretici Örgütü altında örgütlenmiş durumdadır. Örgütlenenlerin 31.000’e yakın önemli bir çoğunluğu 560 adet Kooperatif altında bir araya gelmişlerdir. Geriye kalan yaklaşık 1.200 balıkçı ise 30 adet Üretici Birliği kurmuşlardır. Her örgüt kendi içinde üst yapılanmaya sahiptir. Kooperatiflerin önemli bir çoğunluğu kendi bölge birliklerini ve onlarda Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliğini (SÜRKOOP) oluşturmuşlardır. 30 Üretici Birliği arasından yetiştiricilikle uğraşan 18 tanesi bir araya gelerek Yetiştirici Üretici Birliklerinin Merkezi Birliğini, avcılık yapan 8 tanesi de bir araya gelerek Deniz Avcıları Üretici Birliği Merkez Birliğini kurmuşlardır. Ülkemizdeki üretici örgütlerinin ve bunlara ortak/üye olanları sayıları, tabi oldukları kanuna göre aşağıda tablo halinde verilmektedir.

 
Tablo. Türkiye’de su ürünleri üretici örgütlerinin tabi oldukları kanuna göre dağılımı ve sayıları
TABİ OLDUĞU KANUN BİRİM
ÖRGÜT TİPİ
DİKEY
YAPILANMA
1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu Birim
Kooperatif
Kooperatif
Bölge Birliği
Kooperatif
Merkez Birliği
Kooperatif
 Sayısı
Ortak
 Sayısı
 Bölge
 Sayısı
Ortak Koop
 Sayısı
Ortak
 Sayısı
Merkez
 Sayısı
Ortak Koop.
 Sayısı
Ortak
 Sayısı
560 30.668 17 231 14.523 1 200 11.608
5200 Sayılı Üretici Birlikleri Kanunu Birim
Üretici Birliği
Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliği Merkez Birliği Deniz Ürünleri Avcıları Üretici Birliği Merkez Birliği
Üretici Birliği Sayısı  Üye
 Sayısı
Merkez
 Sayısı
Üye Birlik
 Sayısı
Üye
Sayısı
Merkez
 Sayısı
Üye Birlik
 Sayısı
Üye
 Sayısı
30 1.193 1 18 888 1 8 312
 
 
Sonuç olarak; balıkçımızın büyük oranda örgütlendiği hatta dikey yapılanmayı da tamamladığı görülmektedir. Yani balıkçımızın örgütlenme sorunu olmadığı söylenebilir. Esas sorun, mevcut örgütlerin gelişmiş ülkelerdeki emsalleri gibi piyasada daha etkin hale gelmeleridir. Halkımızın balık ihtiyacını karşılayabilmek, kaynakları koruyabilmek ve balıkçılarımıza sürdürülebilir bir iş ve gelecek imkanı sunabilmek adına yeni kanunumuzun, kooperatiflerimiz sayesinde etkin ve yaygın bir şekilde sahada uygulanabilmesini, ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Dr. Erhan EKMEN
Ziraat Yüksek Mühendisi
erhan.ekmen@tarimorman.gov.tr
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
29.01.2020
Devamı

Renkli Pamuk'ta Sözleşmeli Üretim Yapılacak

Tarım ve Orman Bakanlığı, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) tarafından geliştirilen renkli pamuk çeşitlerinde deneme üretiminde başarılı olundu. Bu yıl renkli pamukların sözleşmeli üretim modeli ile üretilmesi sağlanacak.

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin de daha önce kamuoyuna tanıtımını yaptığı iki renkli pamuk çeşidinde önemli bir eşik geride bırakıldı. TAGEM tarafından tescil ettirilen renkli pamuklar “Sarı Gelin” (açık kahve) ve “Gelincik” (koyu kahve) özel sektörün de büyük ilgisini çekmişti.

ÜRETİM YAYGINLAŞTIRILACAK
​Doğal renkli pamukların tekstil sektöründe kullanılması için bu konuya ilgili olan ve bu alanda faaliyet gösteren özel bir firma ile birlikte çalışılmaya başlandı. 2019 yılında bu çeşitlerden deneme üretimi yapıldı ve başarılı olundu. Bu yıl ise özel firma ile sözleşmeli üretim kapsamında üretim yapılacak ve bu üretimin yaygınlaştırılması sağlanacak. Aynı zamanda renkli pamukların lif verimi, kalitesi ve renk çeşitliğinin arttırılması konularında da firma ile ortak ar-ge çalışmalarının yapılması kararı alındı.

ÇOCUK GİYİMDE BÜYÜK İLGİ GÖRMESİ BEKLENİYOR
Pamukların doğal bir şekilde, herhangi bir kimyasal kullanılmadan renkli olmaları sebebiyle sağlık açısından olumsuz bir etkisi bulunmuyor. Renklendirmek için kimyasal kullanılmadığından çevreye de kötü bir etkisi bulunmayan renkli pamuklardan üretilen tekstil ürünlerin, özellikle çocuk giyimde kullanılarak, büyük rağbet görmesi bekleniyor. 
 
 
29.01.2020
Devamı

İzmir'de Yapılacak Olan Tarım Fuarında Geri sayım

Avrupa'nın ilk dört büyük tarım fuarından biri olarak gösterilen 'Agroexpo Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı', 6-9 Şubat tarihleri arasında kapılarını İzmir'de açıyor.
Avrupa'nın ilk dört büyük tarım fuarından biri olarak gösterilen 'Agroexpo Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı', 6-9 Şubat tarihleri arasında kapılarını İzmir'de açıyor. Fuarın 700 milyon doları aşan iş hacmi yaratacağı belirtildi.

Orion Fuarcılık A.Ş. tarafından düzenlenecek olan 'Agroexpo Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı'nda ulusal ve uluslararası firmalar, tarım sektörü profesyonelleri ile bir araya gelecek. Fuar, Türk tarımını dünya tarımı ile 15'inci kez buluşturmaya hazırlanıyor. 14 holde ve 337 bin metrekare alanda düzenlenecek fuarın açılışı, Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli'nin katılımıyla gerçekleşecek. Geçtiğimiz yıl yapılan fuarda 70 ülkeden 854 firma katılırken 337 bin 240 ziyaretçi ziyaret etmişti. Bu yıl ise fuarın 75 ülkeden 950 katılımcı ve 360 bin ziyaretçiyi ağırlaması hedefleniyor.
 
 
29.01.2020
Devamı

Propolis

Bal arıları (apis mellifera) tarafından çok değerli ürünler olan bal, polen, arısütü ve propolis üretilmektedir. Uzun yıllardır bu ürünler birçok araştırma konusu olmuştur. Dünya genelinde binlerce yayın yapılmış ve son yıllarda bu ürünlere ilgi artmıştır.

Propolis ilk kez Yunanlılar tarafından keşfedilerek doğal antibiyotik olarak kullanılmıştır. Propolis Yunancada pro (“ön”) ve polis (“şehir”) anlamına gelen sözcüklerin birleşmesinden meydana gelmiş ve eski zamanlardaki arıcılar tarafından, arıların kovan girişini bu madde ile kapladıkları göz önüne alınarak şehirden önce anlamına gelen propolis adı verilmiştir (Ghisalberti, 1979).
Bal arıları propolisi, çiçeklerin ve tomurcukların koruyucu salgılarını alt çeneleri yardımıyla kazıyarak ağızda nemlendirip yumuşatarak ve bu sırada bazı enzimler ekleyerek küçük paketler haline getirir ve bu paketçikleri ön bacaklarını kullanarak arka bacaklarındaki polen sepetine aktarırlar (Ghisalberti, 1979; Krell, 1996). Arıların polen sepetlerinde taşınan propolis, kovanda yoğun olarak kovan tabanına, uçuş deliği arkasına ve örtü tahtaları arasına biriktirirler. Ancak kovan dip tahtası ve uçuş deliği arkasına biriktirilen propolis, içerisine mum kırıntısı ve artık maddelerin karışması nedeniyle saf değildir. Örtü tahtalarına biriktirilen propolis ise daha temiz ve saftır. Son yıllarda propolis tuzakları geliştirilmiş ve bu tuzaklar yardımıyla propolis en saf haliyle toplanmaktadır. Toplanan propolis kaynağına göre renk, koku, miktar ve kimyasal olarak ürün kalitesi değişkenlik göstermektedir. Bir de bölgedeki hava kirliliği, sanayi varlığı gibi dış etkenler ürün kalitesini etkilemektedir. Arılar tarafından toplanan kırsal bölgelerdeki propolis daha saf halde bulunabilir. Arılar yeterince propolis kaynağı bulamadıkları zaman asfalt yollardan zift bile toplayabiliyorlar. Bu anlamda yapılan üretim alanı çok fazla önem arz etmektedir. Ülkemizde hava kirliliğinden ari, doğanın en temiz haliyle duran bölgelerimizin başında Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri gelmektedir.
Arılar topladıkları propolisi arı barınağı olan kovan içerisindeki tüm hijyeni sağlamak için toplarlar. Arılar, kovan içerisindeki zararlılardan propolis yardımıyla korunurlar. Petek gözlerindeki temizliği ve özellikle kuluçka alanını propolis ile hazırlar ve kraliçe arı bu petek gözlerine yumurta bırakır. İşçi arılar tarafından toplanan propolisten, kovandaki ufak açıklıkları doldurarak kapatmakta, kovan girişini daraltmakta, böcek ve hayvanlar için giriş ve çıkışları tutmakta yararlanılmaktadır. Kovan içi sıcaklığının 34 °C ve nem % 40 - %65 olduğundan virüsler, bakteriler ve funguslar için çok ideal bir ortam oluşturmasına rağmen propolisin antimikrobiyal özelliği sayesinde, mikroorganizmalar üreme imkânı bulamayıp, arı kolonileri hastalıklara karşı korunmuş olurlar (Ghisalberti, 1979; Krell, 1996).
Ham propolisin bileşimi kaynağına göre değişmekle birlikte genel olarak % 50 reçine, % 30 mum, % 10 esansiyel ve aromatik yağlar, % 5 polen, % 5 diğer organik bileşikler ve mineral maddelerden oluşmaktadır. Kovandan toplanan propolis hamdır ve saflaştırılarak kullanılması gerekir. Propolis için çeşitli ekstraksiyon yöntemleri kullanılmaktadır. Ancak ham propolisin en pratik çözücüsü % 96’lık etanoldur. Tıbbı amaçlı kullanımlarda % 70’lik etanolde erimiş çözelti kullanılırken, kimyasal analiz amaçlı çözücü için % 99’luk etanol gerekmektedir (Pietta ve ark., 2002). Propolisin tıbbı amaçlı kullanımı sırasında alerjik içeriğinden dolayı bazı reaksiyonların olabileceği ifade edilmektedir. Bu nedenle ham propolis işlendikten sonra kullanılmalı, kontrol altında üretilmeli ve pazarlanmalıdır (Banskota ve ark., 2001).

Son yıllarda, Apiterapinin yaygınlaşması ile birlikte bazı hastalıkların tedavilerinde destekleyici olarak kullanılmaktadır. Yine bazı araştırmalar da vücut direncini arttırmak amacıyla günde 30 - 60 mg’ a kadar alınabilir. Tedavi edici amaçla, kardiyovasküler sistem ve kan dolaşımı rahatsızlıklarında, kulak, burun, boğaz (boğaz enfeksiyonları, faranjit, laranjit, rinit, sünizit, kulak iltihabı) kullanılabilir. Genel akciğer hastalıklarında, kısmi olarak tüberküloz’un tedavisinde kullanılmaktadır (Azevedo ve ark., 1986; Dobrowlski, 1991). Dermatolojide, kesiklerde, yaralarda (Morales ve Garboniva, 1997) soğuk ısırması (parmak, yüz ve kulakta) mayasıl hastalığında, birinci ve ikinci dereceden yanıklarda, nasır, çıban, egzamada, sedef hastalığında, mantar hastalıklarında, zona hastalığında, deride renk bozulmasında, kullanılmaktadır. Romatizmal hastalıklarda, ayrıca gözde arpacık gibi çeşitli yangı tiplerinde tedavi amacıyla kullanılmaktadır (Ghisalberti, 1979). Propolis ender bulunan geniş spektrumlu antibiyotik olarak kabul edilmektedir (Erdem, 2002).
 
 
 
KAYNAK
Azevedo I. B. S., Sampaio R.F., Montes J. C., Contreras R. L. L., 1986. Tratamento de escaras de decúbito com própolis. Rev Bras Enferm 39: 7-33
BANSKOTA, A.H., TEZUKA, Y., KADOTA, S.: Recent Progress in Pharmacological Research of Propolis. Phytotherapy Research, 15: 561-571, 2001.
ERDEM, G.B., 2002. Propolisin Diş Çürüklüğü Oluşumuna Etkisinin Sıçan Dişlerinde Araştırılması. Teknik Arıcılık, 77, 27-28.
GHİSALBERTİ, E. L., 1979. Propolis: A review, Bee World, 60, 59-84.
KRELL, R., 1996. Value-Added Products from Beekeeping, Fao Agricultural Services Bulletin No. 124, Chapter 3, Pollen, http://www.fao.org/docrep.
Morales W, F., Garbarino J,L. 1997. Clinical evaluation of a new hypoallergic formula of propolis in dressings. In: Mizrahi A, Lensky Y. Bee products: Properties, Application and Apitherapy. New York: Plenum Press: 101-105.
PİETTA, P.G., GARDANA, C. And PİETTA A.M.: Analytical Methods for Quality Control of Propolis. Fitoterapia 73 Suppl. 1: 7–20, 2002.

Ümit SAYLAK  - ZİR.YÜK. MÜHENDİSİ
BEYÇERİ ARICILIK
ÜRETİM MÜDÜRÜ

 
28.01.2020
Devamı

Soğanın İhracat Kısıtlamasına Protesto

Ticaret Bakanlığı tarafından patates ve soğana getirilen ihracat kısıtlaması üreticiyi isyan ettirdi. Geçtiğimiz yıl fiyat artışlarıyla gündeme gelen patates ve soğana ihracat kısıtlaması getirilmesi Çorum'un Alaca ilçesinde soğan ve patates üreticileri tarafından protesto edildi.
Çorum, Tokat, Amasya ve Yozgat'tan Alaca ilçesinde bir araya gelen 1000 kişilik soğan üreticisi, 200 traktörle eylem yaptı. Üreticiler, ürünlerine sahip çıkılması gerektiğini ve ihracatın açılmasını istediler.
Alaca ilçesi içerisindeki Zile ve Yozgat caddelerinde bir süre taşıt trafiğini durduran eylemciler, Cumhuriyet meydanında bir basın açıklaması yaparak olaysız bir şekilde dağıldılar. Üreticiler, gelecek hafta içerisinde eylemi Çorum il merkezine taşıyacaklarını belirttiler. 

Soğan üreticileri, yüzlerce ton soğanın ellerinde kalarak depolarında çürümeye yüz tuttuğunda soğanlarını kimin alacağını sordular. "Soğan üreterek suç mu işledik" diye seslenen üreticiler, ''Şu ana kadar sesimizi duyuracak hiçbir yetkili bulamadık. Geçen yıl soğan üreticilerinin depolarını basıp terörist ilan eden yetkililer, bu yıl elimizde kalan soğanları ise kimse almıyor.'' şeklinde konuştu.
Öte yandan dış ülkelerle ihracat konusunda binlerce ton anlaşma yaptıklarını hatırlatan soğan üreticileri, ellerinde 300 bine tona yakın soğanın bulunduğunu ifade ettiler.

"BİZLERİ TERÖRİST İLAN ETTİNİZ!"
Osman Kılıç İsimli soğan üreticisi, ‘’Üretici yok oluyor. Sesimizi duyuracak bir yetkili bulamadık. Bütün mal varlıklarımız bankalara ipotekli. Girdiler ağır. Almış olduğumuz zirai aletler ve traktörlerimiz bankaya borçlu. Biz elimizdeki ürünü satamaz isek icralarla uğraşmak durumunda kalacağız. Biteceğiz, yok olacağız. Bu ülkenin çiftçisi yok olursa ülkemiz yok olur. Bizim sesimizi duyun ey yetkililer. Geçen yıl depolarımızı basarak gördüğünüz 3-5 ton soğanla bizleri terörist ilan ettiniz. Şimdi depolarımızda yüz binlerce ton soğan var satamıyoruz. Şimdi biz neyiz? Biz ölüyoruz ölüyoruz’’ dedi.
 
 
28.01.2020
Devamı

Tarım Arazi Vasfını Kaybeden Arazi Miktarında Düşüş

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli "AK Parti hükümetleri öncesi senelik 120 bin hektar olan tarım vasfını kaybeden arazi miktarını geçen yıl itibarıyla 10 bin hektarın altına indirdik" dedi.
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, AK Parti hükümetleri öncesinde senelik 120 bin hektarı bulan tarım vasfını kaybeden arazi miktarını, geçen yıl itibarıyla 10 bin hektarın altına indirdiklerini bildirdi.

Pakdemirli, AA muhabirine, tarım arazilerinin üretime kazandırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin bilgi verdi.

Türkiye'deki tarım arazilerinin şahısların mülkiyetinde olması nedeniyle bunlarla ilgili plan ve program yaparken toplumla birlikte hareket edilmesi gerektiğini belirten Pakdemirli, ülkede işletme başına ortalama büyüklüğün 6 hektar olduğunu ve bu rakamın toplulaştırma düzenlemeleriyle sağlandığını söyledi.
Pakdemirli, bir tarım arazisinin ekim ve dikimi konusundaki hürriyetin kişilere ait olduğunu vurgulayarak, "Dikmiyorsa bazı caydırıcı şeyler getirilebilir, bunların üzerinde çalışıyoruz. Bunları yaparken mevcut tarım arazilerinin kayıplarını da minimuma indiriyor olmamız lazım." dedi.

"TARIM ARAZİLERİNİ ÇOK DİKKATLİ ŞEKİLDE KORUYORUZ"

Türkiye'nin son 30 yılda ortalama 2,7 milyon hektar tarım arazisi kaybettiğine dikkati çeken Pakdemirli, şunları kaydetti:

"Bu aslında önemli bir kayıp. AK Parti hükümetleri öncesi iktidarlara bakınca karne çok kötü, 'geçer' bile değil, 'başarısız'. Tarım vasfını kaybeden arazi miktarı senelik 120 bin hektar. 2005 yılında çıkan kanunla kaybedilen tarım arazisi miktarı 60 bin hektara düşmüş. 2017 yılında çıkan büyük ovalara ilişkin kanunla kaybedilen alan miktarı 20 bin hektara inmiş. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile beraber de geçen yıl itibarıyla 10 bin hektarın altına indirdik. Yani kaybedilen arazi miktarı senelik 10 bin hektarın altına indi."

Pakdemirli, büyük sanayi tesisi ya da yol yapımı gibi kamu yararını ilgilendiren nedenlerle de tarım arazilerinin kaybedilebildiğine işaret ederek, "Bunlarla ilgili gerekli izinler veriliyor ancak önceki dönemlere göre daha dikkatli şekilde bu kararlar alınıyor. Çok dikkatli şekilde tarım arazilerini korumaya ve muhafazaya devam ediyoruz." diye konuştu.
 
 
28.01.2020
Devamı

Elazığ ve Malatya'nın Tarımsal Destekleri Ödeniyor

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Elazığ ve Malatya’da bulunan çiftçilerin tarımsal destek ödemelerini bugün yapacaklarını açıkladı.
 Bakan Pakdemirli, yapılacak tarımsal destek ödemesiyle ilgili şu açıklamada bulundu:
 
“Elazığ ve Malatya’da bulunan çiftçilerimiz için 31 Ocak 2020 tarihinde yapılması planlanan 33,3 milyon lira değerindeki tarımsal destek ödemelerini bugün saat 18.00 itibariyle üreticilerimizin hesaplarına aktarmış olacağız.
 
Bu kapsamda Elazığ ve Malatya'daki üreticilerimize; buzağı için 23 milyon lira, yem bitkileri için 6,5 milyon lira, hububat için 3 milyon lira, ÇATAK için 700 bin lira, sertifikalı tohum kullanımı için de 100 bin lira olmak üzere toplamda 33,3 milyon destek ödemesi yapacağız.
 
Yapacağımız bu destek ödemeleri çiftçilerimize, üreticilerimize hayır olsun.
 
Bu vesile ile Elazığ ve Malatya’da meydana gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.”dedi.
 
 
27.01.2020
Devamı

Tarım ve Orman Bakanlığı Deprem Bölgesin'de

Elazığ Depremi sonrası devletimiz tüm imkânları ve kurumlarıyla yaraları sarmaya devam ederken, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin talimatları ile Tarım ve Orman Bakanlığı ’da vatandaşların yaralarını sarmayı sürdürüyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nca yapılan ilk incelemeler neticesinde Elazığ ve Malatya’da yıkılan hayvan barınakları ve telef olan hayvan sayıları belirlendi. Bu kapsamda mağdur vatandaşlara büyükbaş ve küçükbaş hayvan dağıtımı başladı.

Elazığ Merkez ve Köyleri, Sivrice İlçesi merkez ve köyleri, Maden merkez ve köyleri ile Baskil İlçesi merkez ve köylerinde depremde, toplam 48 ahır yıkılırken, 86 büyükbaş ile 110 da küçükbaş hayvanın telef olduğu belirlendi.

Malatya’da ise, Doğanyol Merkez ve köyleri, Battalgazi Merkez ve köyleri ile Pütürge Merkez ve köylerinde 95 ahırda hasar olduğu ve 55 büyükbaş, 21 küçükbaş, 4 tavuk ve 20 Arılı kovanın telef olduğu belirlendi.

Tarım ve Orman Bakanlığınca, telef olan hayvan sayısı kadar yapılacak hayvan yardımlarının yanı sıra, bakanlıkça çadır hayvan barınağı ve yem desteği de verilecek. Dün  itibari ile başlayan ve ilk etapta 130 küçükbaş ile 30 büyükbaş hayvan ve 1 kamyon kaba yem, bir kamyon da kesif yem desteğinin koordinasyonu Elazığ Tarım Ve Orman İl Müdürlüğü’nce yürütülecek.
ve Kahramanmaraş Bölge Müdürlüklerindeki tüm baraj ve göletler ilgili teknik personelimizce tetkik edilmiş olup, herhangi bir hasar tespit edilmemiştir.
Ayrıca, bölgedeki il tarım ve orman müdürlüklerimizce, battaniye, atkı, bere, yardım kolileri, çocuk bez ve mamaları ile yiyecek maddelerinden oluşan kamyonetler, Kızılay lojistik merkezlerine teslim edilmek üzere, yardımlara devam ediliyor.

Bakan Pakdemirli başkanlığında Elâzığ’da il müdürleri ve bölge müdürleri ile yapılan değerlendirme toplantısı neticesinde de vatandaşlarımızın yaralarını sarmak üzere Tarım ve Orman Bakanlığı tüm imkanlarını seferber etmeye devam edecektir.
 
 
27.01.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli'den 2 Milyar 384 Milyon Destek Müjdesi

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, bugün ödenmeye başlayacak destek ödemeleriyle ilgili açıklamalarda bulundu.
Bakan Pakdemirli, buzağı, hububat, ÇATAK, sertifikalı tohum kullanımı, sertifikalı fidan kullanımı, hayvan hastalıkları tazminatı ve hayvan gen kaynakları destekleri kapsamında çiftçi ve yetiştiricilerimize toplam 2 milyar 384 milyon lira ödeme yapılacağını müjdeledi.
Bakan Pakdemirli şöyle devam etti:

“Buzağı Desteği kapsamında; 81 ilde, 761.486 kişiye, 1 milyar 345 milyon TL,
Hububat Desteği kapsamında; 45 ilde, 193.293 kişiye, 948 milyon TL,
ÇATAK Desteği kapsamında; 21 ilde, 7.937 kişiye, 25 milyon TL,
Sertifikalı Tohum Kullanım Desteği kapsamında; ise 17 ilde, 13.638 kişiye,
10 milyon 500 bin TL’lik ödemeyi,
bugün saat 18:00’dan sonra TC Kimlik numaralarının son hanelerine göre ödemeye başlayacağız
TC Kimlik numaralarının son rakamı 0-2 olanlara bugün, son rakamı 4, 6 ve 8 olanlara ise 31 Ocak'ta saat 18:00'dan sonra ödeme yapılacak.
Ayrıca;

Sertifikalı Fidan Kullanım Desteği kapsamında; 23 ilde, 4.713 kişiye,
19 milyon TL,
Hayvan Hastalıkları Tazminatı kapsamında; 72 ilde, 951 kişiye, 18 milyon TL,
Hayvan Gen Kaynakları Desteği kapsamında; 22 ilde, 1478 kişiye, 18 milyon 500 bin TL’lik ödeme ise bugün saat 18:00’dan sonra tek seferde yapılacak.
 
 
24.01.2020
Devamı

5 Hes'ten Ekonomiye Bir Yılda 11,1 Milyar Liralık Katkı

Türkiye'de geçen yıl en fazla enerji üretimi yapan 5 baraj ve hidroelektrik santralinden (HES) ekonomiye yaklaşık 11,1 milyar liralık katkı geldi.

1992'de tamamlanarak elektrik enerjisi üretmeye başlayan Atatürk Barajı ve HES, enerji, tarım ve hizmet sektörlerinde Türkiye'ye önemli ekonomik katkılar sağladı.
Kurulduğundan bu yana yaklaşık 184 milyar kilovatsaat enerji üretimiyle ekonomiye yaklaşık 110 milyar lira katkı veren baraj, 932 bin hektar arazinin sulanmasını temin edecek suyu depoluyor. Atatürk Barajı her yıl yaklaşık 50 bin kişi tarafından ziyaret edilerek turizme de destek oluyor.

Tesiste geçen yıl 8 milyar 300 milyon kilovatsaat enerji üretimi gerçekleştirilerek, ekonomiye yaklaşık 3,3 milyar liralık gelir oluşturuldu. 

Keban Ve Karakaya'dan Ekonomiye Büyük Katkı

Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü tarafından inşa edilen Karakaya Barajı'ndan bugüne kadar 219 milyar kilovatsaat enerji üretilerek ekonomiye 88 milyar lira katkı verildi.

Geçen yıl barajda 7 milyar 700 milyon kilovatsaat enerji üretimi gerçekleştirildi. Böylece ekonomiye sağlanan destek yaklaşık 3 milyar lirayı buldu.
 
Hidroelektrik enerji açısından Türkiye'nin ilk dev yatırımlarından biri olan Keban Barajı'nın yapımı 1981'de tamamlandı. Enerji üretmeye başladığı tarihten bu yana 267 milyar kilovatsaat üretim yapılan Keban HES'in, ülke ekonomisine getirisi 106 milyar lirayı buldu. 

Söz konusu barajda 2019'da 7 milyar 15 milyon kilovatsaat enerji üretimi yapıldı ve ekonomiye yıllık yaklaşık 2,9 milyar lira katkı oluşturuldu. 

Birecik ve Berke Barajlarında Üretim

Birecik Barajı geçen yıl 2 milyar 600 milyon kilovatsaat enerji üretimiyle ekonomiye yaklaşık 1 milyar lira, Berke Barajı ise 2 milyar 200 milyon kilovatsaatlik üretimle 880 milyon lira katkı sağladı.
Böylece söz konusu 5 baraj ve HES'ten üretilen enerji miktarı 28 milyar kilovatsaate yaklaştı. Ekonomiye verilen katkı da 11,1 milyar lirayı buldu. 
 
23.01.2020
Devamı

Buzağı Destekleri Ödeniyor

Tarım ve Orman Bakanlığınca 2019 yılında ödenmesi gereken  2018/2 dönem buzağı desteği nihayet ödeniyor.

Buna göre 2018/ 2dönem buzağı desteği yetiştiricilerin hesaplarına yatırılacak.

 T.C Kimlik numarasının  son hanesi 0 - 2 olanların ödemeleri  24 Ocak 2020 saat 18:00 den  sonra gerçekleştirilecek.  T.C Kimlik numarasının   son hanesi 4-6-8 bitenler ise 31 Ocak 2020 saat saat 18:00‘den sonra ödemelerini almış olacak. Tarım ve Orman Bakanlığı 2018/2 dönem buzağı desteği için  yaklaşık  1.5 Milyar ödeme yapacak.
 
22.01.2020
Devamı

Küçükbaş Hayvancılığa Milli Ve Yerli Teknolojik Destek

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, inovasyon odaklı geliştirdikleri Gezen Hibrit Sağım sistemiyle küçükbaş hayvanlarda sağım hijyenini sağlayarak çiğ süt kalitesini artıracaklarını ve işletme maliyetlerini düşüreceklerini söyledi.

Bakan Pakdemirli, Bakanlığa bağlı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) tarafından kamu özel sektör proje destekleri kapsamında Ar-Ge'si tamamlanan ve aynı anda 12 ve 24 hayvanın sağımının yapılabildiği iki farklı "Gezen Hibrit Sağım Sistemi" prototipi oluşturduklarını açıkladı.

Türkiye'de ilk defa inovasyon odaklı böyle bir ürünün yapıldığını ifade eden Pakdemirli, Gezen Hibrit Sağım sisteminde el değmeden sağım yapıldığından dolayı küçükbaş hayvanlarda sağım hijyenini sağlayarak çiğ süt kalitesini iyileştirmek ve işletme maliyetlerini düşürmek amacıyla tasarlanıp imal edildiğini dile getirdi.

Geliştirilen sağım sistemi ile makinenin otomatik olarak kendi kendini temizleyebildiğini vurgulayan Bakan Pakdemirli "Soğutma tankı bulunduğu için sağılan süt bozulmadan uzun süre saklanabilecek. Böylece sütte soğuk zincir bozulmadan vatandaşlarımıza sağlıklı bir şekilde ürün ulaşmış olacak" dedi.

Sistemin elektrik olmayan yerlerde de kullanılabildiğini belirten Pakdemirli "Sistemde yer alan fotovoltaik paneller sayesinde işletme giderlerinin çok önemli bir kısmını oluşturan enerji gideri de azaltılmış olacak. Traktörler ile istenilen yere götürülebilen bu makineden birden fazla üretici ve elektrik olmayan yaylalardaki vatandaşlarımız da faydalanabilecek" diye konuştu.

Geliştirilen sistemin tamamen yerli ve milli olduğunun altını çizen Bakan Pakdemirli "Ayrıca bu sistemde sağım tekniğiyle hayvanın meme sağlığı korunacak. Dolayısıyla sistemle birlikte küçükbaş hayvanlarda sağım işi hem kolaylaşacak hem de elde edilen sütün kalitesi artacak, işletme maliyetleri önemli oranda düşürülecek. Diğer taraftan yıllardır uygulanmaya çalışılan ortak makine ekipman kullanımına yönelik örnek bir projeyi de hayata geçirmiş olacağız" açıklamasında bulundu.

Bakan Pakdemirli, sistemin koyun yetiştiriciliğinin ekonomiye katkısının artırılmasında çok büyük bir alternatif olduğunu belirterek, "Sistemin prototiplerinin saha denemeleri yapılıyor. Makinenin seri üretime geçilmesiyle alakalı çalışmalar ise devam ediyor" dedi.
 
21.01.2020
Devamı

Devlet Ve Millet İşbirliği İle Kararan Dünyası Aydınlandı

Van'ın Çatak ilçesinde, çöken ağıldaki 389 küçükbaş hayvanının telef olması nedeniyle dünyası kararan 22 yaşındaki Şehriban Şipal, devletin ve yardımseverlerin desteğiyle yeniden sürü sahibi oldu. 

İlçeye 15 kilometre uzaklıktaki Sözveren Mahallesi'nde besicilik yapan Şipal, ailesiyle 31 Mart Mahalli İdareler Seçimi'nde oy kullanmaya gittiği sırada yağışlar nedeniyle ağılın çöktüğü haberini aldı. 
Mahalleye döndüğünde yıkılan ağıldaki 389 küçükbaş hayvanının telef olduğunu gören Şipal, hayatının en kötü anlarından birini yaşadı. 

Ağılla birlikte hayalleri de yıkılan Şipal'e, çevredeki mahalle sakinleri, imece usulüyle topladıkları 200 küçükbaş hayvanı hediye etti. Tarım ve Orman Bakanlığı İl Tarım ve Orman Müdürlüğü de Doğu Anadolu Projesi kapsamında 600 metrekarelik ağıl yaptırdı. 

Verilen destekler sayesinde kararan dünyası aydınlanan Şipal, babasıyla, devlet-millet işbirliği ile yapılan yeni ağılında yeni koyunlarına gözü gibi bakıyor. 
Şipal, ortaokulu bitirdikten sonra babasıyla hayvancılık yapmaya başladığını söyledi.

Taş ve topraktan inşa edilen eski ağılın yağış nedeniyle yıkılması sonucu bütün hayvanların telef olduğunu belirten Şipal, "Oy kullanmaya gittiğimizde ağılın çöktüğü haberini aldık. Döndüğümüzde çok kötü bir manzarayla karşılaştık. Çok üzülmüştük. Komşularımız yardımımıza koştu. Devletimiz bize modern bir ağıl yaptı. Çevre mahallelerden vatandaşlar da bize küçükbaş hayvan yardımında bulundu. Şimdi hem ağılımız var hem de hayvanımız. Bize yardım eden herkese teşekkür ederim." diye konuştu. 

Hayvancılık yapmaya devam edeceğini dile getiren Şipal, kendini geliştirerek ekonomiye katkı sunmak istediğini, milletine faydalı bir çiftçi olacağına inandığını ifade etti. 
Baba Mehmet Selim Şipal ise mahalleye gelerek inceleme yapan Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım ve Orman İl Müdürlüğü yetkililerinin, 4 ayda, yıkılan ağılın yerine daha modern bir ağıl inşa ederek kendilerine teslim ettiğini belirtti.
 
 
21.01.2020
Devamı

Ultrasonlu Gebelik Takibiyle Hayvan Varlığında Artış Sağlandı

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan mobil ultrasonlu gebelik takibiyle hayvan varlığında önemli ölçüde artış sağlandı.

Tarım ve Orman Bakanlığı'nın hayvan varlığını korumak ve sağlıklı hayvan ırklarının devamlılığı sağlamak amacıyla başlattığı mobil ultrasonlu gebelik takibi meyvelerini vermeye başladı. Pilot illerden olan Ankara'da uygulama başarılı bir şekilde sürdürülüyor. Pilot illerden olan Ankara'da devam eden uygulama sayesinde erken dönemde öğrenilen gebelik sürecinin kontrollü bir şekilde ilerlemesine ve olumsuzluklara anında müdahale edilmesine olanak sağlanıyor.

Ankara Tarım ve Orman İl Müdürlüğü'ne bağlı veteriner hekimler, belli aralıklarla büyükbaş hayvanlara ulstrasonlu takip yapıyor. Çok erken dönemde gebeliği öğrenmeye imkan tanıyan ultrasonlu takip sistemiyle oluşabilecek problemlerinde önüne geçiliyor. Böylelikle sağlıklı hayvan ırklarının devamlılığı sağlanmış oluyor. 2018 yılından bu yana devam ettirilen uygulamada her yıl artan bir başarı oranı yakalandı. Büyükbaş hayvanların ultrasonlu takibi Türkiye genelinde yaygınlaştırılacak.

Uygulamanın amacına ulaştığını belirten Ankara Tarım ve Orman İl Müdürü Bülent Korkmaz, "Ankara'da hayvancılık işletmelerinde yaptığımız incelemede hayvan kayıpları ve buzağı ölümlerinin fazla olduğunu tespit ettik . Buzağı Kayıplarının düşürülmesi projesi hayata geçirildi. Hayvan sağlığı, aşılama küpeleme gibi hizmetler ilgili veteriner hekim tarafından takip ediliyor. Geçmiş yıllara oranla projenin ilk yılında hayvan varlığında doğum oranlarında önemli bir artış olduğunu gözlemledik. 

Veteriner hekim geliyor işletme sahibi ile birlikte hayvanların nasıl beslendiği, hangi koşullarda barındığı, et verimleri, süt verimleri, aşıları ve kayıt altına alınmaları ve en önemlisi buzağıların sağlık durumlarına ilişkin takip yapıyorlar" diye konuştu.

Projenin başladığı 2018 'de buzağı doğum sayısının 83 bin olduğunu belirten Korkmaz "Geçen yılı ise 113 bin rakamıyla tamamladık. Bu sene 130 bin civarında buzağı bekliyoruz. Her yıl ortalama 10 bin buzağı artışı varken projenin hayata geçmesiyle beraber projenin ilk yılında bu artış 20 bine ulaştı. Geçmiş yıllara nazaran önemli bir artış meydana geldi. Bu proje ülkemiz için önemli bir sorun olan buzağı kayıplarının azaltılması halinde, et ihtiyacımızın giderilmesi açısından önemli katkı sağlayacaktır. Hem hayvanların verimliliği noktasında hem hayvanların sayısal olarak artırılması noktasında yürütülen bir proje" dedi.

Projenin bir parçası olarak bazı illerde suni tohumlama yapıldığını kaydeden Korkmaz, "Tarım ve Orman Bakanlığı veteriner hekimleri her alanda sahadalar ve bu projeyi takip ediyorlar. Veteriner hekim işletme sahibine yönelik eğitimler de veriyor. Proje hayvan varlığının yoğun olduğu 17 ilçemizde uygulanıyor. Her ilçemize mobil ulrtrason cihazı verildi. Hayvan varlığında önemli artış gözlemliyoruz. Doğan buzağılar hemen kayıt altına alınıyor. Böylece sağlıklı bir istatistik tutuluyor. Ülkemizde sağlıklı bir hayvancılık politikası oluşumuna önemli katkı sağlanıyor. Vatandaşlarımız, il ilçe müdürlüklerimizle irtibata geçebilir ve bu ücretsiz hizmetten yararlanabilir" diye konuştu
 
21.01.2020
Devamı

Yusufeli barajı’nda son 100 metre

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli tamamlandığında ülkemizin en yüksek barajı unvanını alacak Yusufeli Barajı’nın 175 metre yüksekliğe ulaştığını ifade ederek, 275 metre yüksekliğe sahip olacak barajda son düzlüğe girildiğini söyledi.

Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü tarafından inşa edilen Yusufeli Barajı ve HES Projesinde şu an itibariyle baraj gövde betonu dökülmesi çalışmalarının hız kesmeden devam ettiğini vurgulayan Bakan Pakdemirli “Yusufeli Barajı genelinde şu an için yaklaşık % 72’lik fiziki gerçekleşme sağlandı” dedi.



Yusufeli Barajı’nın 275 metre gövde yüksekliği ile Türkiye'nin en yüksek barajı olacağını belirten Bakan Pakdemirli “18 ay içerisinde 4 milyon m3lük gövde betonunun 2 milyon 300 bin m3’lük kısmı dökülerek yaklaşık % 58 gerçekleşme sağlandı ve bu kategoride bir rekora imza atıldı. Yapılan programlamaya göre gövde betonunun 2 yılda tamamlanması hedefleniyor” değerlendirmesinde bulundu.

Baraj tamamlanıp işletmeye alındığında üretilecek enerjiyle 650 bin kişinin elektrik ihtiyacının karşılanacağını ifade eden Bakan Pakdemirli “Her biri 186 megavatlık 3 üniteden oluşan Yusufeli Barajı ve HES tesisinin toplam kurulu gücü 558 megavat, yıllık enerji üretimi ise 1 milyar 888 milyon kilovatsaat olacak. Yusufeli Barajı ve HES, ürettiği enerjiyle milli bütçeye yıllık 1 milyar 200 milyon lira katkıda bulunacak” açıklamasını yaptı.

Bakan Pakdemirli, Çoruh Nehri üzerinde kurulu Muratlı, Borçka, Deriner ve Artvin barajlarının ekonomik ömürlerini uzatacak barajın, kendisini 7 senede amorti etmesinin beklendiğini de sözlerine ekledi.
 
 
20.01.2020
Devamı

“Türk ürünlerine çok daha fazla para vermeye hazır pazarlar”

Düsseldorf'ta Türk iş adamlarıyla bir araya gelen Bakan Pakdemirli, Türkiye'de genetiği değiştirilmiş organizmalı ürünler yerine tamamen sağlıklı ürünler üretildiğine işaret ederek, dünyada Türk ürünlerine çok daha fazla para vermeye hazır pazarlar olduğunu söyledi.

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Almanya'nın Düsseldorf kentinde bulunan Türkiye'nin Düsseldorf Başkonsolosluğu resmi konutunda, Avrupa'da tarım ve gıda alanında faaliyet gösteren Türk iş adamlarıyla bir araya geldi.

Pakdemirli, Türk iş adamlarına hitaben, "Türkiye'nin halen harekete geçmeyi bekleyen çok büyük bir potansiyeli var. Siz de bu durumda köprü olmaya aday iş adamlarısınız. Türkiye'nin 2 bin 500'den fazla coğrafi işaretli olmaya aday potansiyel gıda ürünü var. Bunun anlamı, binlerce ürünü çok daha fazla katma değer ekleyerek, anlam ve hikâye yükleyerek satma imkânımız olabilir. Kars'ın kaşarından tutun Türkiye coğrafyasında belki 500'den fazla peynirimiz var ve bunların hepsini artık dünyaya tanıtmamız lazım. Burada yapılabilecek çok şey var. Biz devlet olarak her zaman yanınızdayız." dedi.
Bugün itibarıyla  Türkiye'nin Avrupa'da tarımsal hasılada birinci, dünyada ise yedinci sırada olduğunu aktaran Pakdemirli, şöyle devam etti:

"Yani genel itibarıyla baktığınız zaman Türkiye başarılı bir ülke. Hâlbuki arazilerimiz Avrupa'ya oranla çok daha ufak, hala yüzde yüz iyi planlama yapıyoruz diyemiyoruz, örgütlenme konusunda Avrupa'nın birçok ülkesinden daha gerideyiz. Yani bizim de eksiklerimiz olmasına rağmen şu an Türkiye iyi bir performans gösteriyor ama bu performansı daha iyiye götürmek mümkün. Bir yandan daha fazla satıp bir yandan da parasal anlamda daha çok gelir getirecek duruma getirmemiz lazım diye düşünüyorum." 

Dünyada Türk ürünlerine çok daha fazla para vermeye hazır pazarlar olduğunu belirten Pakdemirli, şunları kaydetti:

"Türkiye'nin şöyle bir avantajı var. Türkiye GDO'lu bir pazar değil, genetiği değiştirilmiş organizmalardan ari bir ülkeyiz. Türkiye'de GDO'lu ürünler üretilmemekte ve tamamen sağlıklı ürünler üretilmekte. Bunun faydasını Türkiye yeterince görebiliyor mu? Hayır göremiyor. Bir diğer alan daha helal gıdayla ilgili ne yazıkki istediğimiz yerde değiliz. Helal gıdayla ilgili biraz daha çalışırsak, Türkiye'nin Müslüman dünyadaki helal gıdayı da domine etme şansı olabilir diye düşünüyorum." 
 
20.01.2020
Devamı

Japonya İmparatorluğundan Velioğlu’na Devlet Nişanı

Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) Derneğinin önceki dönem başkanı Dr. Hüseyin Velioğlu'na, Türkiye-Japonya dostluğu için sarf ettiği çabalar nedeniyle "Altın Işıklar, Yükselen Güneş Nişanı ve Boyun Bağı" verildi.

Bir dönem Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme genel müdürlüğü de yapan Velioğlu için Japonya'nın Ankara Büyükelçisi Miyajima Akio'nun ev sahipliğinde, büyükelçilik konutunda davet düzenlendi.

Davete, Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Dr.Mustafa Altuğ Atalay'ın yanı sıra JICA Derneği mensupları, Tarım ve Orman Bakanlığı bürokratları, iş insanları, Velioğlu'nun ailesi ve çok sayıda davetli katıldı.

Törende konuşan Büyükelçi Miyajima, Velioğlu'nun, Japonya'nın uluslararası iş birliği vesilesiyle Türkiye ekonomisine sağladığı önemli katkılara ve iki ülkenin dostluğunun temelinin oluşturulmasında gösterdiği çabalara yönelik bir övgü olarak "Altın Işıklar, Yükselen Güneş Nişanı ve Boyun Bağı" ile taltif edildiğini belirtti.


Miyajima, Velioğlu'nun 1986'da JICA'nın Japonya'da düzenlediği su ürünleri yetiştiriciliği eğitim programına katılmasının ardından Türkiye'de Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürü olarak da JICA projesinde görev aldığını ve yetiştirilmesi zor olan Karadeniz kalkan balığı üretim tekniklerinin geliştirilmesi konusunda başarılara imza attığını anlattı.
Velioğlu'nun, JICA Derneği Başkanı olarak da teknik ve kültürel açılardan Japonya-Türkiye ilişkilerinin ilerletilmesine katkı sağladığını belirten Miyajima, Velioğlu'nu ve ailesini tebrik etti.
Miyajima, konuşmasını "Japonya ve Türkiye, iki devlet tek yürektir." sözleriyle sonlandırdı.



Büyükelçi Miyajima'nın konuşmasının ardından, Velioğlu'na verilen devlet nişanına ilişkin berat metni okundu ve devlet nişanı rozeti takdim edildi.
Kendisine verilen devlet nişanı dolayısıyla büyük onur duyduğunu dile getiren Velioğlu, Japonya'ya, Japonya'nın Ankara Büyükelçisi Miyajima'ya, iş arkadaşlarına, ailesine ve davete katılanlara teşekkür etti.


JICA'nın eğitimine katılmasının ardından Tarım ve Orman Bakanlığındaki görevi ve emekliliği sırasında iki ülkenin balıkçılık, tarım ve kültür iş birliği alanındaki iş birliğine katkı sunmaya gayret ettiğini anlatan Velioğlu, konuşmasını "Yaşasın Türk Japon dostluğu, yaşasın hilal ile güneşin kardeşliği." sözleriyle bitirdi.
Törende konuşan Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Atalay da bakanlığın her kademesinde yıllarca görev yapmış Velioğlu'na verilen bu nişanın, iki ülke dostluğunun da göstergesi olduğunu vurgulayarak, yurt dışındaki görevi nedeniyle törene katılamayan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli'nin de tebrik ve selamlarını iletti.


 
 
 
 
17.01.2020
Devamı

BAKAN PAKDEMİRLİ :38 PROJEYE 52 MİLYON LİRA HİBE SAĞLANACAK

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, IPARD-II Avrupa Birliği Kırsal Kalkınma Destekleri 5. Başvuru Çağrısı 5. Grubunda destek almaya hak kazanan 38 projeye 52 milyon lira hibe sağlanacağını açıkladı.   

Bakan Pakdemirli, kırsal kalkınmayı üretim ve insan odaklı bir bakış açısıyla ele aldıklarını belirterek, kırsaldan kente göçün önlenmesi, kadın ve genç girişimcilerin desteklenmesi, istihdamın artırılması ve kaliteli üretimin teşvik edilmesi amacıyla, IPARD-II kapsamında Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu aracılığıyla 42 ilde 16 sektördeki yatırımlara yüzde 40 ila yüzde 70 arasında hibe desteği sağladıklarını bildirdi.

Bu çerçevede, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun (TKDK) 16 Şubat 2019 tarihinde çıktığı IPARD-II 5. Başvuru çağrı ilanı kapsamında uygun bulunan ve onaylanan projelerin 5. Grup sonuçlarının www.tkdk.gov.tr adresinden açıklandığını dile getiren Pakdemirli, şunları kaydetti:   
“Hibe desteği alacak projelerin; 12’si meyve ve sebze soğuk hava deposu, 7’si besi çiftliği, 9’u süt çiftliği, 3’ü broyler, 1’i yumurtacılık yatırımı, 4’ü süt işleme, 1’i kırmızı et ve 1’i de kanatlı eti işleme yatırımını kapsıyor.

Bu 38 projeye toplam 52 milyon lira hibe sağlanacak. Verilen hibe sayesinde kırsal alanlara 125 milyon lira yatırım kazandırılacak.
Onaylanan projelerle ilgili yatırımcılarla hibe sözleşmesi imzalama süreci de başladı.” 

KIRSALDA 1,4 MİLYAR LİRALIK YATIRIM YAPILACAK
IPARD-II 5. Başvuru Çağrı İlanı kapsamında bugün açıklanan 5. Grupla birlikte desteklenecek proje sayısının 516’ya ulaştığını söyleyen Pakdemirli, bu projelere toplam 593 milyon lira hibe verileceğini ve böylece kırsal alanlara 1,4 milyar liralık yatırım yapılacağını da ifade etti. ​
 
 
17.01.2020
Devamı

Başkan Erdoğan: 2022'de Et İthalatını Sıfırlıyoruz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan "Bu yıl 6,6 milyar lira hayvancılık desteği vereceğiz.
Cumhurbaşkanlığı 2019 Yılı Değerlendirme Toplantısı’nda et ithalatının 2022 yılında sıfırlanacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ziraat Bankası’nın geri ödemede sıkıntı yaşayan çiftçilerin borçlarını uygun şartlarda 5 yıla kadar vadelendireceği müjdesinide verdi.
Tarım ve Orman sektöründe ülkemizi ilklerle buluşturduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sektör 2019’un ilk 3 çeyreğinde %3,6 büyüyerek diğer sektörlerin önüne geçti. Çiftçilerimize bugüne kadar toplamda 138 milyar lira tutarında tarımsal destek verdik. Ziraat Bankası ise geri ödemede sıkıntı yaşayan çiftçilerimizin borçlarını uygun şartlarda 5 yıla kadar vadelendirecek” diye konuştu.

Tarımda dış ticaret fazlası 4,8 milyar dolar

Tarımsal ürün ihracatımızın 3,7 milyar dolardan 17 milyar dolara yükseldiğinin altını çizen Erdoğan, “Dünyanın 195 farklı ülkesine 1.690 tarım ürünü ihraç ediyoruz. Tarımda dış ticaret fazlamız 4,8 milyar dolar gibi ciddi bir rakama ulaştı” açıklamasını yaptı.
Topraksız tarım yapılan teknolojik sera sayısının 2019 sonu itibariyle 1.532’yi bulduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı, “Stratejik bir ürün olan tohum üretimimiz 145 bin tondan, 1 milyon tonu geçti. Bugün artık tohum ihtiyacımızın % 96’sını yerli olarak karşılıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
 
 "Bu yıl 6,6 milyar lira hayvancılık desteği vereceğiz. Et ithalatını daha da azaltacak ve inşallah 2022'de tamamen sıfırlayacağız."
 
 
17.01.2020
Devamı

Hastalıktan Ari İşletmelere Destekleme Ödemesi Bugün Başlıyor

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, yetiştiricilere hastalıktan ari işletme desteği kapsamında 84,8 milyon lira ödeme yapacaklarını açıkladı. Ödemeler, bugün (17 Ocak 2020) hesaplara yatacak. 

Bakan Pakdemirli, tarımsal destek ödemeleriyle ilgili şu açıklamada bulundu:

“Hastalıktan ari işletme desteği kapsamında, 1.253 işletmemize 323.247 baş hayvan için toplam 84,8 milyon lira ödemeye yapacağız.
Yetiştiricilerimize ayrıca, küpe uygulama ve hayvan atık desteği ödemesi de yapılacak.
Ödemeler, bugün yetiştiricilerimizin hesaplarına aktarılmış olacak.”​
 
 
17.01.2020
Devamı

BAKAN PAKDEMİRLİ, BERLİN’DE GIDA VE TARIM KÜRESEL FORUMU ve 12. TARIM BAKANLARI KONFERANSINA KATILACAK

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Gıda ve Küresel Forumu ile 12. Tarım Bakanları Konferansına katılmak ve çeşitli temaslarda bulanmak üzere 16-20 Ocak tarihleri arasında Almanya’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirecek.

Bakan Pakdemirli, her yıl ocak ayında Berlin’de düzenlenen Uluslararası Yeşil Hafta (IGW) fuarına katılacak. Pakdemirli, burada, Gıda ve Tarım Küresel Forumu kapsamında gerçekleştirilecek “Tarım Bakanları Zirvesi”ne iştirak edecek.

Teması “Herkes İçin Gıda! Güvenli, Çeşitli ve Sürdürülebilir Beslenme için Ticaret” olan 2020 Gıda Zirvesine katılacak olan Pakdemirli, etkinlikler kapsamında “Tarımsal Kalkınma için Ticaret” konulu 4. ara oturumunda bir konuşma yapacak.

Bakan Pakdemirli ayrıca, Moğolistan, Özbekistan, Almanya, Brezilya, Hırvatistan ile AB Komisyon Başkanı ve FAO Direktörü ile ikili görüşmeler gerçekleştirecek.
Pakdemirli, Almanya programı kapsamında Türk-Alman Sanayi ve Ticaret Odası’nda Almanya’da yaşayan Türk iş insanlarıyla bir araya da gelecek. 
 
 
 
16.01.2020
Devamı

Tarım ve Orman Bakanlığından Üniversitelere Burs

Tarım ve Orman Bakanlığı ile YÖK Başkanlığı arasında, işbirliği için protokol imzalandı. Törende konuşan YÖK Başkanı Yekta Saraç, "Protokol, ülke için fevkalade yararlı, görülebilir sonuçlar oluşturacak. Bu neredeyse tarım eğitiminin yeni bir modellemesi süreci" dedi. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ise, "YKS’de ilk 10 bine girip tercihleri doğrultusunda bakanlığımızın asli görevlerini yürüten ziraat, gıda, su ürünleri, balıkçılık teknolojisi, orman mühendislikleri, veterinerlik gibi fakülte ve bölümlere yerleşenlere burs verilmesini planlıyoruz" diye konuştu.
Tarım ve Orman Bakanlığı ile Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı (YÖK), bakanlık ile yükseköğretim kurumlarının sorumluluk alanlarındaki altyapı, personel, eğitim ve Ar-Ge, tarımsal yayım hizmetleri gibi konularda işbirliği için protokol imzalandı. YÖK Konferans Salonu'nda Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli'nin katılımıyla düzenlenen imza töreni öncesi konuşan YÖK Başkanı Yekta Saraç, dünya nüfusundaki yükseliş, şehirleşme oranlarındaki artışla çevre ve iklim sorunlarının, tarım ve gıda sektörünü çok yakından ilgilendirdiğini söyledi.

‘TALEBİN AZALDIĞI ALANLARDA, PROGRAM DEĞİŞİKLİĞİNE GİDİLDİ’
YÖK'ün eğitim, araştırma ve uygulama alanlarında bütün dünyada olduğu gibi ciddi değişiklikler yaptığını anlatan Saraç, şöyle konuştu:
“Fakültelerde talebin azaldığı alanlarda, program değişikliğine gidildi. Bu değişiklikleri yaparken, tarımda dijitalleşme, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın dijital tarıma yönelik çalışmaları, dünya ve Türkiye'de akıllı tarım teknolojilerindeki gelişmeler, hassas tarım karar destek sistemi, tohum çalışmaları gibi önemli başlıkları önlerine koyarak hareket ettik. Bu başlıklar, üniversitelerde çalışma yapan 165 araştırma ve uygulama merkezinin programlarını da belirledi. Uluslararası bağlamda, tarım, gıda ve hayvancılık eğitiminde gelinen ve önem verilen noktaları özenle takip ettik. Tarımın stratejik bir sektör olduğunu herkes biliyor. YÖK olarak, başarı sırası yüksek öğrencileri tarım, hayvancılık, orman ve su ürünleri alanlarına çekebilmek için YÖK destek bursları tahsis ettik. Gelişmiş ülkeler de dahil, dünyada tarım ve hayvancılıkta, yükseköğretime talepte belirgin bir düşüş oldu. Gözlemler nedeniyle bu burslar, tüm YÖK Destek Bursları’nın 3'te 1'ini kapsıyor.

10 ÜNİVERSİTEYE BÖLGESEL KALKINMA MİSYONU
Üniversitelerde ihtisaslaşmayı öne alan projeler doğrultusunda, 10 üniversiteyi tematik talepleri doğrultusunda bölgesel kalkınma misyonuyla görevlendirdik. Bu proje 11'inci Kalkınma Planı'nda da yer aldı. Bu üniversitelerden sekizi tarım, hayvancılık, orman ve bölge tarım ürünleriyle ilgili. Umuyorum ki bakanlığımızla yürütülecek olan bu işbirliği protokolü, özellikle konuyu ana tema olarak gören üniversitelerimizin akademisi ve araştırma grubuyla birlikte çalışmalar yaparak ülke için fevkalade yararlı, görülebilir sonuçlar oluşturacak. Bu neredeyse tarım eğitiminin yeni bir modellemesi süreci. Bu süreç, ayrıca bakanlık bünyesindeki değerli araştırma laboratuvarlarının üniversiteye kapılarını açmasıyla hem eğitimin gelişmesine hem yetişen genç akademisyenlerin bizzat uygulama alanlarında çalışmasıyla ayrı değerli bir katkı sunacak."
 
 
16.01.2020
Devamı

Amik Ovası İçin Kanun Teklifi

CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur, 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun ile 2090 sayılı Tabii Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanuna geçici maddeler eklenmesini isteyerek, su altında kalan Amik Ovası’nın yaralarının afet bölgesi düzeyinde sarılması ve bölge çiftçileri ile üreticilerinin tarım sigortası olup olmadığına bakılmaksızın zararlarının devlet tarafından karşılanması için kanun Meclis’e teklifi verdi.

Amik Ovası, Ocak ayı başından bu yana süren etkili yağışlar ve baraj kapaklarının açılmasından dolayı sular altında kaldı. Amik Ovası mağdurlarının sesi olan Güzelmansur, afet bölgesi düzeyinde sarılması ve bölge çiftçileri ile üreticilerinin tarım sigortası olup olmadığına bakılmaksızın zararlarının devlet tarafından karşılanması için kanun teklifi sundu.



CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur , “Bölgenin yaralarının sarılmaması durumunda Hatay’da tarım ve hayvancılığın bitme noktasına geleceğini söyleyen Güzelmansur  “Amik Ovası’nda binlerce dönüm ekili arazi, evler, ahırlar, ağıllar, yollar, meralar, tarım işçilerinin kaldığı çadırlar, hayvan yemleri sular altında kalmıştır. Bölgede durum öylesine vahim boyutlara ulaşmıştır ki çiftçiler tarlalarına gidemez duruma gelmiş, hayvan üreticileri ise ne hayvanlarını besleyecek yem ne de yatıracak yer bulabilmektedir. Soğuk, açlık hayvanların telef olmasına, gebe hayvanların düşük yapmasına yol açmıştır. Hatay’da her yıl yaşanan benzer felaketler ve sonrasında kaderine terkedilen çiftçiler tarlalarını satıp bölgeyi terk etme aşamasına gelmişlerdir. Hayvan üreticileri de benzer durumdadırlar. Dolayısıyla bölgenin yaralarının sarılması elzemdir. Aksi durum Hatay’da tarım ve hayvancılığı bitme noktasına getirecektir.” ifadesinde bulundu.
 
15.01.2020
Devamı

Tarım Kredi'de Vurgun

Silvan'daki Çiftlik Bank vurgunuyla sarsılan Diyarbakır'daki çiftçiler bu kez, Silvan Tarım Kredi Kooperatifindeki yolsuzluk ve usulsüzlükle, sarsıldı. 15 milyon liralık vurgun yapıldığı iddia edildi.
Diyarbakır Sözün  haberine göre Diyarbakır  ve yöresindeki hayvan yetiştiriciliğiyle uğraşan çiftçileri sarsan Silvan'daki Çiftlik Bank vurgunundan sonra şimdi de, Silvan Tarım Kredi Kooperatifindeki yolsuzluk ve usulsuzlük patlak verdi. Kooperatif yetkililerinin, çiftçilere boş kağıt imzalatıp daha sonra adlarına fazladan gübre ve mazot aldığı iddia edildi. Çiftçiler üzerinden yaklaşık 15 milyon liralık vurgun yapılırken, mağdur çiftçiler, yetkililere seslenerek usulsüzlüğün giderilmesini istedi.



15 MİLYONLUK VURGUN
Silvan’da Tarım Kredi Kooperatifi’ne kayıtlı 76 çiftçinin, talep edilen mazot ve gübre rakamlarından çok daha fazlasının çekildiği iddia edildi. 76 çiftçiden 15 milyon liraya yakın haksız kazanç elde edilirken, çiftçiler kendilerine boş kağıt imzalatıldığını kaydederek usulsüzlüğün giderilmesini istedi. Tarım Kredi Kooperatifi üyesi çiftçi Ömer Eraslan, kendisinin 20 ton gübre aldığını, senet imzalatıldığını fakat kendi adına 46 ton gübre alınmış şekilde işlem yapıldığını söyledi.

BOŞ KAĞIT ÜZERİNE
Eraslan, “2 ton mazot alırken, 8 ton mazot yazılmış bu haksızlıktır. Toplam 76 üye adına usulsüzlük yapılmış yaklaşık 15 milyon liraya yakın. Tarım Kredi Kooperatifinin yaklaşık 2 bine yakın üyesi var. Gübre alınmış, nakit alınmış, mazot alınmış, bir ton gübre alan kişiye 3 ton gübre yazılmış, bin litre mazot alan kişiye 3 bin litre mazot alınmış gibi gösterilmiş, aslında almayan üyelere bile almış gibi yazılmış. Müfettişler geldi derdimizi anlattık ve ifadelerimizi aldılar. Kendileri de müfettişlere evet doğrudur biz yapmışız diye ifadelerin altına imza atmalarına rağmen yine mağdur olan bizleriz.

GÜBRE VE MAZOT
Şimdi de bütün dosyalarımızı icraya vermişler traktörlerimize haciz konulmuş, arabalarımıza haciz konulmuş, satamıyoruz. Satsak bile borçları ödeyemiyoruz. Bankada ve kooperatifte her hangi bir işlem yapamıyoruz. Geçen sene tefecilerin eline düştük. Bu mağduriyetlerden dolayı ürün alamadık, gübre piyasalarda 1 lira iken tefecilerden 1,5 liraya almak zorunda kaldık. Devlet büyüklerimizden yardım bekliyoruz" dedi.
Bir başka çiftçi Celal Aykut ise, kooperatif yetkililerinin kendi adına veresiye olarak 42 ton gübre yazdığını savundu. Aykut, “Bütün arkadaşlarım mağdurdur buna el atılmasını istiyoruz. Hepimiz icralığız her hangi bir işlem yapamıyoruz” diye konuştu.

MAĞDURİYET GİDERİLSİN
Eski Tarım Kredi Kooperatifi Başkanı ve üyesi Müfit Çapan ise şu anda bütün çiftçilerin mağdur olduğunu söyledi. Çapan, “Benim adıma olan 2,5 ton 10,5 ton yazılmış, 700 kilo normal gübre almışım 6 ton 700 kilo yapılmış. Eski borçlarımızı ödeyemiyoruz, hepimiz icralık olmuşuz” diye konuştu.
Çiftçiler, 2015 yılından beri Silvan Tarım Kredi Kooperatifi yetkileri tarafından boş kağıtlara imza attırıldığını, kuruma güvendikleri için bunu yaptıklarını kaydederek, yetkililerin seslerini duymasını istedi.

MÜFETTİŞLERİN SORUŞTURMASI
Silvan Tarım Kredi Kooperatif Başkanı Fesih Varlık ise “Kooperatifimiz ile çiftçilerimiz arasında yaşanan bu olumsuzluk Silvan’a büyük zarar getirir. Tarım Kredi Kooperatifi olarak biz çiftçilerimiz ile kooperatif arasında aracı konumundayız. Muhasebe bölümüne hiç bir şekilde müdahale etme gibi bir yetkimiz yok. Ben çiftçilerimizin mağdur olmamaları için görüşmeler yaptım. Müfettiş raporları doğrultusunda davalar açılmış, dava sonuçlarını beklemek lazım. Ben her zaman da çiftçiden yanayım. Mağdur olmalarını istemem” şeklinde konuştu. 
 
 
15.01.2020
Devamı

386 Üründe Taklit ve Tahşiş Var

Tarım ve Orman Bakanlığı, Türkiye genelinde satışı yapılan ve taklit, tağşiş veya ilaç etken maddesi tespit edilen 229 firmaya ait 386 farklı ürünü ifşa etti.
Gıdada en çok sahtecilik yapılan ürünler zeytinyağı, margarin, süt ve süt ürünleri oldu. Yüzde 100 dana etinden yapıldığı iddia edilen köfte, sucuk ve kıyma gibi ürünlerde de kanatlı hayvan etinin ve soyanın yoğun olarak kullanılması dikkat çekti.

Bakanlığın açıkladığı listede bal, kahve, enerji içecekleri, et ve et ürünleri, baharat, bitki çayı, bitkisel yağ ve margarin, çikolata, kuruyemiş ve çerezler, şekerli mamüllerle takviye edici gıdalar kategorisinde toplam 386 üründe taklit ve tağşiş tespit edildiği belirtildi.

3 AY ÖNCEKİ DENETLEMELERDE 1211 ÜRÜNDE TAĞŞİŞ BELİRLENDİ
Euronews'ten Kerem Çongar'ın haberine göre, daha önceki ifşalarda olduğu gibi bal ve arıcılık ürünlerinde sakkaroz, fruktoz ve glukoz gibi maddelere rastlanırken, bitki çayı, kahve ve baharatlarda gıda boyası tespit edildi. En fazla sahtekarlığın naturel sızma zeytinyağlarında yapıldığı tespit edildi. Zeytinyağına diğer bitkilerin tohum yağlarıyla bitkisel yağlar karıştırıldığı tespit edildi.
Süt ve süt ürünlerinde kategorisinde değerlendirilen peynir, yoğurt, tereyağ gibi ürünlerde bitkisel yağ, nişasta, jelatin ve süt harici yağlara rastlandı.

Tarım Bakanlığı 14 Ekim 2019 tarihinde de tağşiş ve sahtecilik yapıldığı belirlenen ve Türkiye genelinde satışı yapılan 1.211 ürünü ifşa etmiş, aynı suçu 21 kere işleyen firmaların olduğu gözlemlenmişti.


 
15.01.2020
Devamı

Tohum İhtiyacının Yüzde 96' sı Türkiye'de Üretiliyor

Türkiye’nin buğday unu ihracatında dünyada birinci, makarna ihracatında ise ikinci sırada olduğunu vurgulayan Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Yeni Akit Gazetesi’nden Ertuğrul Şahan’a açıklamalarda bulundu. Bakan Pakdemirli “Ülkemiz bugün 195 ülkeye, 1.690 çeşit tarım ve gıda maddesi ihraç ediyor” dedi. Bakan Pakdemirli, “Sertifikalı tohum üretimimiz, 2002 yılına göre 7 kat artışla 145 bin tondan 1 milyon 59 bin tona çıktı. Toplam tohum ihtiyacımızın yüzde 96’sını yurt içinde üretiyoruz” diye konuştu. 2019 yılında yapılan gıda denetimine ilişkin verileri paylaşan Pakdemirli, “2019 yılında 26 Aralık tarihi itibariyle 1.195.809 adet gıda denetimi yapılmış olup, denetimlere devam ediyoruz” ifadelerini kullandı. Pakdemirli, “Yeni dönemde elektrikli traktörün 65 HP’lik 2. prototipini ve kendi yürür ilaçlama makinesinin prototipini üreteceğiz” şeklinde konuştu. Bekir Pakdemirli, “Özellikle teknoloji ve değer zincirinin bir bütün olarak ortaya çıkması ile 2020 yılını, Tarım ve Orman Bakanlığı dijitalleşme yılı olarak tasarladık” dedi. Pakdemirli, “Küçükbaş hayvan varlığımızı ise sürü büyütme projesi kapsamında, sürüye katılan hayvan başına ilave 100 lira destek ve diğer projeler ile 56 milyon başa ulaştıracağız” ifadelerini kullandı. Bekir Pakdemirli, 2020 yılında 10 adet yeraltı barajı yapmayı planladıklarını da söyledi.

Tarımsal üründe dünya liderliğimiz sürüyor
İklim değişikliği ve ekonomik dalgalanmalara rağmen tarım ve gıda sektörünün son 17 yılda, yıllık ortalama yüzde 2,72’lik büyüme kaydettiğini belirten Bakan Bekir Pakdemirli, “Sektördeki büyüme 2019 yılında da devam ediyor. Bu yılın birinci çeyreğinde yüzde 2,7 ikinci çeyreğinde yüzde 4,2 olarak gerçekleşen büyüme, üçüncü çeyrekte yüzde 3,8’e ulaştı. Tarım sektöründeki yukarı yönlü ivmenin devam ettiğini görüyoruz. 2019 yılında gübre desteği başta olmak üzere bazı desteklerde, birim destek miktarlarını artırdık, bazı konularda ise yeni destekler başlattık. Bu çerçevede 12 yeni destek ve 32 destek birim fiyatında da artış sağlayarak çiftçimizin yanında olmaya devam ettik.  Bu yıl bitkisel üretimimizin 119 milyon ton, büyükbaş ve küçükbaş toplam hayvan varlığımızın 68 milyon baş, süt üretimimizin 22,1 milyon ton, kırmızı et üretimimizin 1,1 milyon ton, tavuk yumurtası üretimimizin 19,6 milyar adet, tavuk eti üretimimizin 2,2 milyon ton olarak gerçekleşmesini öngörüyoruz. Fındık, kiraz, incir, kayısı ve ayva gibi birçok tarımsal üründe dünya liderliğimiz sürüyor” şeklinde konuştu.

Türkiye 195 ülkeye tarım ve gıda maddesi ihraç ediyor
Türkiye’nin buğday unu ihracatında dünyada birinci, makarna ihracatında ise ikinci sırada olduğunu vurgulayan Bekir Pakdemirli, “Ülkemiz bugün 195 ülkeye, 1.690 çeşit tarım ve gıda maddesi ihraç ediyor. 2019 yılının ilk 9 ayında 12,4 milyar dolar tarım ve gıda ürünleri ihracatı yaptık. Ülkemiz 44 milyar dolarlık tarımsal GSYH ile Avrupa’da lider ülkeler arasındadır.  2019 yılı ilk 6 ay verilerine göre; büyükbaş hayvan varlığımız 1 milyon artışla, 18,2 milyona, küçükbaş hayvan varlığımız ise 4 milyon artışla, 50 milyona ulaştı. Ülkemiz, Avrupa’da toplam hayvan ve küçükbaş hayvan varlığında 1’nci, büyükbaş hayvan varlığında 2’nci sırada bulunuyor. Hedefimiz; nüfusumuz kadar küçükbaş hayvan varlığına sahip olmak. 2019 yılının ilk dokuz ayında, 1 milyar 60 milyon dolarlık hayvan ve hayvansal ürün ihracatı gerçekleştirdik. Hayvan ithalatının sonlandırılması konusunda son derece kararlıyız. 2018 yılına göre 2019’da canlı hayvan ithalatının yarı yarıya azaldı. 26 Ekim’den itibaren başvuru almıyoruz. Bir ihtiyaç olmadığı sürece de sosyal sorumluluk projeleri haricinde herhangi bir şekilde et ithalatına da girmeyeceğiz” diye konuştu.

Tohum ihtiyacının yüzde 96’sı yurt içinde üretiliyor
Kırsal kalkınma yatırımları kapsamında yaklaşık 11 bin adet projeye 4,5 milyar lira hibe desteği sağlandığını söyleyen Pakdemirli, “Buzağı ölümlerini engellemek konusunda yaptığımız çalışmalarımızı da inşallah çok yakın bir zamanda yaygınlaştırmış olacağız. Tarımsal kredilerde, yüzde 25 ile yüzde 100 arasında faiz indirimi uygulaması ile hayvancılık sektöründe sıfır faizli kredi uygulaması devam ediyor. Bu kapsamda Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri, Eylül ayı sonu itibariyle 6,6 milyar lira faizsiz kredi kullandırıldı. Sertifikalı tohum üretimimiz, 2002 yılına göre 7 kat artışla 145 bin tondan 1 milyon 59 bin tona çıktı. Toplam tohum ihtiyacımızın yüzde 96’sını yurt içinde üretiyoruz. 86 ülkeye 152 milyon dolarlık tohum ihraç ettik” şeklinde konuştu.

Tohumculuğu geliştirme çalışmalarına ağırlık verilecek
Yerli sebze tohumculuğu geliştirme çalışmalarına ağırlık verileceğini ifade eden Pakdemirli, “Yerli sebze tohumculuğunun geliştirilmesi amacıyla TİGEM’e bağlı Antalya’daki Boztepe İşletmesinde 11 adet modern sera kuracağız. Bu seralarda tarla şartlarında yeni Ar-ge yöntemlerinin uygulanması ile domates, biber, patlıcan, hıyar, kavun gibi ürünlerde toplam 240 yeni hat ve 17 yeni çeşit elde edilecek. Nadas alanlarının değerlendirilmesi için arz açığı olan bitkisel ürünlerde sözleşmeli üretim modelini yaygınlaştıracağız. Pancar şekeri satışlarında Cumhuriyet tarihinin rekoru kırıldı. Şeker kotalarında yaptığımız düzenleme ile Nişasta Bazlı Şeker Kotası; 2018 yılında yüzde 10’dan yüzde 5’e, 2019 yılında ise yüzde 2,5’e düşürüldü. Böylelikle, bir önceki yıla göre pancar üretiminde yüzde 13’lük bir artış bekliyoruz” dedi.

Özel sektöre 21,4 milyonluk Ar-Ge desteği verilecek
Gelecek için Ar-Ge ve inovasyona ilişkin çalışmaların hız kesmeden devam edeceklerinin altını çizen Pakdemirli, “Ar-Ge’ye 27 milyon lira uluslararası finansman sağlayacağız. Özel sektöre Ar-Ge Destek Programı kapsamında, 21,4 milyon lira destek vereceğiz. Yüzde 50 devlet destekli Tarım Sigortaları (TARSİM) uygulamamız devam edecek. Orman varlığımızı 2020 yılı sonunda, 22,9 milyon hektara ulaştıracağız. Koruma altına alınan büyük ova sayısını 265’ten 280’e çıkaracağız. 230 olan toplulaştırma projesi sayısını da 237’ye yükseltip, 143 bin hektar toplulaştırma yapmış olacağız. Böylece tescil olan toplulaştırma alan miktarı 4,5 milyon hektara ulaşacak” şeklinde konuştu.

2019 yılında yaklaşık 1,2 milyon gıda denetimi yapıldı

2019 yılında yapılan gıda denetimine ilişkin verileri paylaşan Pakdemirli, “‘Tarladan Sofraya Güvenilir Gıda’ anlayışıyla, tüketici sağlığını en üst düzeyde korumaya yönelik çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. 2019 yılında 26 Aralık tarihi itibariyle 1.195.809 adet gıda denetimi yapılmış olup, denetimlere devam ediyoruz. 17 yılda, 30 bin futbol sahası alanı kadar toprağın erozyon ile taşınmasını önledik” dedi.

2020 tarımda dijitalleşme yılı olacak
Büyüme odaklı, tarım ve ormancılığı geliştirecek sürdürülebilirlik temelli, kalkınmayı destekleyen politikaların uygulamaya devam edeceğine dikkat çeken Pakdemirli, “Özellikle teknoloji ve değer zincirinin bir bütün olarak ortaya çıkması ile 2020 yılını, Tarım ve Orman Bakanlığı dijitalleşme yılı olarak tasarladık. Tarımda dijital kayıtlılık ile üretimde ve gıda sanayiinde beklenen gelişim ve verim artışı en kısa yoldan sağlanabilecek, dijital değer akışı haritalama ile tarladan sofraya kayıtlılık ve yapay zekâ uygulamaları üzerine hedef koyarak, hem üreticinin gelir seviyesini artıracak, hem de tüketicinin daha kaliteli, zamanında ve uygun fiyata beslenmesini sağlayacak bir üretim planlamasını hedefledik. Kıt olan kaynakların verimliliğini artırmak için yeni teknoloji ve teknikleri kullanarak daha az girdi ile daha fazla ürünü, birim maliyeti azaltarak ulaşabiliriz. Bu amaçla, tedarikten lojistiğe kadar bütün süreci optimize edecek bir sistemi tanımladık. Erken uyarı sistemleri ile iklim değişimi, toprak analizi, teknolojik eğitim, ürün ve girdi fiyatlarının takibi, küçük ölçekli işletmelerin üretim ve fiyat alanında karşılaşabilecekleri sorunları önceden tespit ederek, geleceğe yönelik alınması gereken tedbirleri alacağız. 2020 yılı bitkisel ürün miktarının arttığı ve meraların optimum kullanıldığı bir yıl olacaktır. Bitkisel üretimimizi yaklaşık 125 milyon tona, sertifikalı tohum üretimimizi 1,2 milyon tona çıkaracağız” açıklamasında bulundu.

2020’de 10 adet yeraltı barajı yapılacak
Kısıtlı su kaynaklarından azami ölçüde yararlanabilmek için ilk etapta 100 adet yeraltı barajı ve suni besleme yeri tespit ettiklerini ifade eden Bekir Pakdemirli, “2020 yılında 10 adet yeraltı barajı yapmayı planlıyoruz. Atık suların yeniden kullanılması için çalışmalara başladık. Ülkemizde akarsular tarafından denizlere taşınan toprak miktarını 154 milyon tondan, 140 milyon tona düşüreceğiz. 841 olan baraj sayımızı 856’ya ve 177 milyar m3 olan depolama hacmini, 178 milyar m3’e çıkartacağız. 3 bin 105 adet olan sulama tesisini 3 bin 201’e çıkacağız. Böylece 52 bin hektar araziyi daha sulamaya açarak, sulanan arazileri 6.703.000 hektara yükseltip, çiftçimize yıllık toplam 390 milyon lira ek gelir artışı sağlayacağız. Tüm işlemleri e-devletten yapılabilir hale getireceğiz. Böylece birlik dernek aidatı ortadan kalkacak, çiftçi evden işlem yapacak, kamuda iş yükü azalacak. 854 olan e-Devlet hizmet sayımızı, 904’e çıkaracağız. 2020 yılında Bakanlık bütçemizin yüzde 54,5’ini oluşturan 21 milyar 968 milyon lirayı tarımsal destek olarak çiftçilerimize, üreticilerimize ödeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Küçükbaşta hedef; 56 milyon baş
Küçükbaş hayvancılığına ilişkin bilgi veren Bekir Pakdemirli, “Küçükbaş hayvan varlığımızı ise sürü büyütme projesi kapsamında, sürüye katılan hayvan başına ilave 100 lira destek ve diğer projeler ile 56 milyon başa ulaştıracağız. Küçükbaş hayvanlardaki sayısal artış, büyükbaş hayvanlardaki üremeye bağlı kayıpların azaltılması ve etçi - kombine buzağılara ilave 250 lira destek ile kırmızı et üretimimiz 1,25 milyon tona çıkacak. Beyaz et üretimimiz de, 2,4 milyon ton olacak. Kırsal kalkınma destekleme programı kapsamında toplam 4,1 milyar lira tutarında yatırımı destekleyerek 16 bin yeni istihdam sağlayacağız. Tarıma dayalı sanayi bölgelerimizi artırarak, sanayi üretimine katkı sağlayacağız” dedi.

Elektrikli traktörün 2’nci prototipi üretilecek
Elektrikli traktörün ikinci prototipi üretileceği müjdesini veren Bakan Pakdemirli, “Üreticimizin en önemli sorunu olan mazot kullanımını azaltmak ve çevreci yaklaşımları benimsemek için yüzde 100 yerli ve milli, 45 dakika şarj ile 7 saat aralıksız çalışabilen, çevre dostu ve sessiz Elektrikli Traktör Prototipini geliştirdik. Yeni dönemde elektrikli traktörün 65 HP’lik 2. prototipini ve kendi yürür ilaçlama makinesinin prototipini üreteceğiz” ifadelerini kullandı.
 
 
13.01.2020
Devamı

Pakdemirli: Türkiye Un Ve Makarna İhracatında Dünya Birincisi

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli Mersin'de tarım ve orman sektör temsilcileriyle bir araya geldi.

"Söz sizde" sloganıyla düzenlenen "Tarım Orman Buluşmaları"ndaki konuşmasında, kentin önemli bir tarım merkezi olduğunu söyleyen Bakan Pakdemirli, 15 yıl aradan sonra 7 binden fazla paydaşın katılımıyla 3. Tarım Orman Şurası'nın düzenlendiğini ifade etti.

Türkiye'nin coğrafi işaretli ürün potansiyelinin 2 bin 500 olduğunu ve bu ürünlerin tanıtımını çok önemli bulunduğunu belirten Pakdemirli "Coğrafi işaret ve ürünlere hikaye ekleme önemli. İngiliz kraliyet ailesi hep çok konuşuluyor. Kraliyet ailesinden bir hanımefendi, hamileyken bizim Bursa'nın siyah incirini yiyor. Bugün o siyah incir, düne göre avro bazında 2-3 katına satılıyor" diye konuştu.
Türkiye'nin, coğrafi konumunun da önemli bir avantaj olduğuna işaret eden Bakan Pakdemirli "1,9 trilyon dolarlık tarımsal ticaret hacminin tam ortasında bulunuyoruz. Hatta dünyanın tam merkezindeyiz. Türkiye'nin konumu, dünyadaki birçok ülkeden çok daha iyi" ifadesini kullandı.

Türkiye'nin 2002'de un ve makarna ihracatında dünya 11'inciliğinden, 2005'ten itibaren dünya birinciliğine yükseldiğini belirten Pakdemirli, tarımın, günlük hayatta ve siyasette speküle edilmemesi gereken bir konu olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:

"Hep, 'Buğdaya Türkiye'yi muhtaç ettiniz' derler. Halbuki Türkiye, kabaca son 15-20 senedir 20 milyon ton buğday üretir, 20 milyon ton da tüketir. Türkiye'nin buğday ithalatı var mıdır? Vardır. İşte var olmasının sebebi Türkiye'nin un ve makarna ihracatında dünyada ilk sırada yer alması. Ne zamandır bir 'Demirperde' ülkesi olduk da Türkiye ithalat yapmayacak? Mersin'e soruyorum. Rahmetli Özal zamanında bir yandan da koruyarak muz ithalatını serbest bırakmasaydı bugün muzda bu noktaya gelebilir miydik? Kontrollü olduğu sürece ithalat, buğday ithalatı yapılabilir. Bunu nerede kullanıyorsunuz? Un ve makarna ihracatında. Türkiye, 21. yüzyılda, kendi içine kapanıklıklarının ve akıl tutulmalarının hepsini kırıp çok daha büyük ihracat yapan, çok daha büyük potansiyeli olan bir ülke olmak durumunda. Şunu da müjdelemek istiyorum. Birkaç yıl içerisinde Mersin artık sadece Türkiye'ye değil dünyaya muz ihraç eder konuma gelmiştir, gelecektir."
Türkiye'nin son 17 yıldaki tarımsal rakamlarına da değinen Bakan Pakdemirli,  bitkisel üretimin yüzde 20 arttığını, kırsal kalkınma alanlarında 200 bin istihdamının sağlandığını, tohum üretiminin 7 kat, tohum ihracatının da 9 kat yükseldiğini söyledi.

1.700'e yakın ürün, 195 ülkeye satıldığını ifade eden Pakdemirli "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi içerisindeki çok kısa bir dönemde yüzde 100 yerli ve milli, 45 dakika şarjla 7 saat çalışabilen bir elektrikli traktör prototipini de geliştirdik. Bunda eğer seri üretime geçebilirsek ki çalışmalar sürüyor, çiftçimizin ve üreticimizin en önemli girdi kalemlerinden biri olan mazotun maliyetini yüzde 90 düşürmemiz mümkün olacak. Bu da Türk üreticisine farklı bir yön vermiş olacak. Bu traktörün dünyaya ihraç potansiyelini de unutmamak gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Toplam desteklerin 2002 yılında 1,8 milyar lirayken 2019'da 9 kat artışla 16,1 milyar liraya çıkarıldığını kaydeden Pakdemirli, 2020'de tarımsal desteklerin tam yüzde 36 artışla 22 milyar liraya çıkarıldığını belirtti.

Mersinli çiftçilere son 17 yılda 1 milyar 760 milyon liralık tarımsal destek verildiğini belirten Pakdemirli, 2016-2018'de 582 projeye 17,5 milyon liralık destek sağlandığını dile getirerek, sulama konusunda önemli yatırımlar yapılan kentin, üretiminde birinci olduğu muz, limon, yeni dünya, çilek, erik gibi ürünlerin geliştirilmesi konusunda iş birliğini önemsediklerini belirtti.
Yurt genelinde yapılan "Geleceğe Nefes" kampanyasına da değinen Bakan Pakdemirli, şöyle konuştu:

"Biz orman teşkilatı olarak çalışkan bir teşkilatız. Zaten her yıl önemli ölçüde fidan dikiyoruz. Önemli olan bunu milletle, vatandaşla dikmekti. Bu konuda gerçekten çok önemli bir başarı elde ettik. Tabii ki bu başarı bizim değil, sizlerin başarısı. Millet bu projeye sahip çıktı. 11 milyon fidan programında 268 bin fidan dikimini Mersin'de yaptık. Bu o kadar güzel bir proje oldu ki bize de ilham verdi. Yeni yılda da bir tweet ile bu işi