Haberler | Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

Süt Analiz Destekleri Ödeniyor

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Süt İçerik Analiz Desteği kapsamında 38,6 milyon liralık destek ödemesinin bugün itibariyle gerçekleştirildiğini duyurdu.
Bakan Pakdemirli, verilecek desteğe ilişkin şöyle konuştu;
 
‘‘Süt İçerik Analiz Desteği kapsamında 11 bin 758 üreticimize, 385 bin 431 Büyükbaş hayvan için, 38,6 milyon liralık destek ödemesi bugün saat 18.00’da hesaplarına aktarılacak.
 
Özellikle bu zorlu Pandemi döneminde, milletimiz, ülkemiz için özveriyle ve durmadan çalışan bütün üreticilerimize teşekkürlerimi iletirken, devlet olarak onların her daim yanlarında olduğumuzu da bir kez daha söylüyorum. Sizler ürettikçe bizler de sizi desteklemeye devam edeceğiz.
Bugün ödediğimiz Süt içerik Analiz Desteğimiz de bütün üreticilerimize hayırlı ve bereketli olsun…’’
 
 
03.07.2020
Devamı

Doğal Afetten En Büyük Zararı Çiftçiler Görüyor

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, doğal afetlerin, tarımsal üretimi olumsuz etkilediğini bildirerek, “Küresel iklim değişikliğinin etkisiyle doğal afetler artıyor. Doğal afetlerden en çok zararı çiftçilerimiz görüyor” diye konuştu.

Bayraktar, 2009 yılında 461, 2010 yılında 555, 2011 yılında 324, 2012 yılında 538, 2013 yılında 461, 2014 yılında 500, 2015 yılında 781, 2016 yılında 654, 2017 yılında 598, 2018 yılında 871, 2019 yılında ise 935 doğal afet gerçekleştiğini belirtti.

2020 yılının ilk 6 ayında ise 600’ü aşkın doğal afet yaşandığına dikkati çeken Bayraktar, “Son 10 yılda gerçekleşen doğal afetlere baktığımızda, 2020 yılının ilk 6 ayında, 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014 ve 2017 yıllarında yıl boyu yaşanan doğal afetlerden daha fazla afete maruz kaldık” diye konuştu.

2020 yılının doğal afetler nedeniyle tarımsal üretimde zor bir yıl olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Tarımda üretim üstü açık bir fabrikada gerçekleşiyor. Doğal afetler tarımsal üretime zarar veriyor” diye konuştu.

Bayraktar, şunları söyledi:
“Bu yıl çiftçilerimiz tam da üretim sezonumuz olan Nisan, Mayıs, Haziran aylarında ciddi hasarlara neden olan doğal afetlere maruz kaldı. Bu üç ayda 61 ilimiz doğal afetlerden etkilendi.

Buğday, arpa, mısır gibi tahıllar, domates, biber, kabak, patlıcan, hıyar, kavun, karpuz, gibi çeşitli sebzeler, mısır, patates, şekerpancarı, tütün, pamuk, ayçiçeği, kanola gibi endüstri bitkileri, kekik, lavanta, adaçayı, çay, yağlık gül, haşhaş gibi tibbi aromatik bitkiler, zeytin, kayısı, badem, erik, armut bağ, nar, çilek, kiraz, vişne, ceviz, narenciye, elma, antepfıstığı, fındık gibi meyveler ve yonca alanları doğal afetlerden zarar gördü. Ayrıca, seracılığın fazla olduğu Akdeniz Bölgesinde fırtına ve hortum seraların yıkılmasına ve sera örtülerinin yırtılmasına neden oldu, seralarda yetiştirilen sebzeler ve yeni dikimi yapılan sebze fideleri de zarar gördü.”
 
“Artan doğal afetler, iklim değişikliği yaşandığının bir göstergesidir”
 
Bayraktar, son yıllarda artan doğal afetlerin, ülkemizde iklim değişikliği yaşandığının bir göstergesi olduğunu belirtti.
Tarımın iklim değişikliğinden önemli oranda etkilendiğini ifade eden Bayraktar, “Sektör gıda ve giyim temininin yanı sıra, bağlı sanayilere hammadde sağlayan, hammadde alan, istihdam yaratan ve dış ticaret fazlası veren bir sektördür. Bu nedenle iklim değişikliği tarımı sosyo-ekonomik açıdan etkilemektedir. Üretim miktar ve kalitesindeki azalma ürün fiyatlarının artmasına, tüketicilerin daha fazla fiyat ödemesine, ithalatın artmasına ve ihracatın azalmasına neden olabilmektedir” diye konuştu.
 
“Doğal afetlerden en çok üreticiler zarar görüyor”
 
Doğal afetlerden en çok zarar gören kesimin üreticiler olduğunu vurgulayan Bayraktar, yaşanan doğal afetlerin sigorta yaptırmanın önemini bir kez daha gösterdiğine dikkati çekti. Tarımda sigortalılık oranının Çiftçi Kayıt Sistemi kaydı olan üreticilerde yüzde 20’de kaldığını belirten Bayraktar şöyle devam etti:
“Tarım sigortasında istenilen düzeyde artışın sağlanamamasının nedenleri arasında, yüksek prim tutarları gelmektedir. Ürünlerini sigorta yaptırmak isteyen üreticilerin prim bedelleri devlet tarafından destekleniyor olsa da, prim tutarları halen oldukça yüksektir. Üreticiler bu fiyatlarla sigorta yaptırmakta zorlanmaktadır. Tarım sigortasında prim tutarları düşürülmeli veya devlet desteği artırılmalıdır. Ülkemizde sıkça yaşanan doğal afetler nedeniyle ürünlerde risklerin tamamı teminat kapsamına alınmalı ve tarım sigortası zorunlu olmalıdır.”
 
Yapılması gerekenler
 
Doğal afetlerin önüne geçebilmek için iklim değişikliği ile mücadelenin bir zorunluluk olduğunu belirten Bayraktar yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
“Tüm ülkeler iklim değişikliği ile mücadeleye odaklanmalıdır.

Emisyonların azaltılmasına yönelik politikalar ve çabalar etkili olsa dahi, az da olsa iklim değişikliği kaçınılmazdır. Bu nedenle iklim değişikliğinin etkilerini azaltacak stratejiler geliştirilmelidir.

İklim değişikliği ve doğal afetlerin, ürünlerin verim ve kalitelerine olumsuz etkileri göz önüne alınarak önlem alınmalıdır. Tarımla ilgili tüm kesimlerin iklim değişikliği konusunda bilinçlendirilmesi için çalışmalar yapılmalıdır.

İklim değişikliği ve doğal afetlerin etkisini azaltmada, erozyon kontrolü, sulama için baraj yapımı, doğru gübre kullanımı, yeni ürünlerin ortaya çıkarılması, toprak verimliliğinin iyileştirilmesi, ekim ve hasat zamanlarında değişiklik yapılması, kuraklığa dayanıklı ürünlerin geliştirilmesi, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi gibi çalışmalar yapılmalıdır. Toprağın ve suyun yönetimine, korunmasına yönelik eğitim programları düzenlenmelidir.

İklim değişikliğinin yavaşlatılmasında önemli faktörlerden birisi yutak alanlardır. Türkiye için en fazla yutağa fırsat veren kaynaklar sırasıyla ormanlar, tarım alanları ve meralardır. Bu alanlar korunmalı, amaçları dışında kullanılmamalıdır.”
 
 
03.07.2020
Devamı

Muş'ta Hayvanlar Sele Kapıldı

Muş’un Malazgirt ve Hasköy ilçelerinde etkili olan sağanak yağış nedeniyle 50 hayvan sele kapılarak hayatını kaybetti, tarım arazileri de zarar gördü.
Muş’ta dün saat 15.00 sıralarında etkili olan yağış sele neden oldu. Malazgirt ilçesine bağlı Hasretpınar ve Bostankaya köylerinde su baskınları meydana geldi.
Bostankaya köyünde yaşanılan sel nedeniyle 50 büyükbaş hayvan hayatını kaybetti.

Malazgirt ilçesine bağlı 15 köyde etkili olan dolu nedeniyle ise birçok tarla kullanılamaz hale geldi.
Önceki gün de yaşanan sağanak nedeniyle Van’ın Erciş ilçesine bağlı Kırkpınar Mahallesi’nde su baskınları yaşanmış, sel sularına kapılan 70 koyun yaşamını yitirmişti.
 
 
03.07.2020
Devamı

Hobi Bahçeleri'ne Büyük Cezalar Geliyor

AK Parti, tarım ve ormancılıkla ilgili düzenlemeler içeren gıdada taklit ve tağşiş yapanların üretimden men edilmesinden hapis cezasına kadar yaptırımların artırılmasını öngören yasa teklifini geçen hafta Meclis Başkanlığına sunmuştu. AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamada tarım ve ormancılıkla ilgili düzenlemeleri konu alan 34 maddelik kanun teklifinde hobi bahçelerinin tarım alanlarına verdiği zararların önüne geçilmesi başlığı dikkat çekti. Muş’un, birinci sınıf tarım arazileri üzerine hiçbir izin almadan yapılan hobi bahçelerinin sayısında son dönemde önemli bir artış yaşandığını belirtmesi ve tarım arazilerini tahrip eden bu yapılar için yeni yaptırımlar getirdiklerini söylemesi arsası üzerinde kaçak yapılar inşa edenleri paniğe sevk etti. İstanbul’da Silivri Belediyesi de, bu tür yapılara müsaade edilmediğini gerçekleştirdiği yıkımlarla ortaya koydu. Torba yasa teklifinin  TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonundaki görüşmeleri ise devam ediyor.

Cezalar artırılıyor

“Vatandaşları, “Hobi bahçesi adı altında izinsiz, ruhsatsız, plansız programsız herhangi bir yapı almamaları konusunda özellikle uyarıyoruz” diyen Muş, hobi bahçesi adı altında tarım arazilerine yapılan bu yapılarla ilgili bin liradan az olmamak üzere her metrekare için 10 lira para cezası kesileceğini belirtti. Bu yapılardaki aykırılıkların giderilmemesi ve tarım toprağının eski haline getirilmemesi halinde iki aylık beklemeden sonra bu cezaların üç kat artırılarak uygulanacağını ve bunların yıkımı için belediye ve il özel idarelerini devreye gireceğini söyledi. Tarım Bakanlığı tarafından büyük oba olarak adlandırılan ve tescil edilen yerlerde hobi bahçelerinin kurulması halinde cezaların iki katı olarak uygulanacağını belirtti.

Hepsi yıkılmayacak

Konunun uzmanları ise kamuoyunda oluşturulan hobi bahçelerinin tümünün yıkılacağı algısının yanlışlığına işaret ederek, yasa teklifinde hobi bahçelerinin hepsinin yıkılacağına dair bir düzenlemenin olmadığını belirtiyor. Teklifin ana gayesinin verimli tarım arazileri üzerinde yasal olmayan yollarla oluşturulan  hobi bahçelerini kapsadığını kaydeden uzmanlar, tarım arazileri üzerinde oluşturulacak her türlü yapılaşmaya karşı çıkmanın yerel yönetimlerle, kamu otoritelerinin görevi olduğunu dile getiriyor.

Hobi bahçeli yapı kılıfına geçit yok 

1- Arsa özelliği kazanmamış tarım arazilerindeki hobi bahçeleri yıkılacak.
2- Bu amaçla bozulan tarım arazisinin metrekaresi için 165 lira idari ceza kesilecek.
3- Tarım arazilerine kurulan yapıların kaldırılması için 3 ay süre verilecek. Kaldırılmazsa, valilik veya il özel idaresi kaldıracak. Masrafı araziyi o hale getirenlerden alınacak
4- Hobi bahçesi ovadaki tarım arazisinde olması durumunda ceza iki kat artırılacak.
5- Çiftçiler bu uygulamanın dışında tutulacak. Tarımsal amaçlı ve izinsiz kurulan yapılar için çiftçiye 5 yıl süre ile cezanın yarısı uygulanacak.
6- Teklife göre 2005 yılından önce 1/5000 ve 1/ 1000’lik imar planı görmüş ve arsa vasfı kazanmış arazilerde olanlar etkilenmeyecek.

 

 
 
03.07.2020
Devamı

Kene'ler Can Almaya Devam Ediyor

Çorum Valisi Mustafa Çiftçi, son dönemde yükselen sıcaklıklarla beraber artan kene vakalarından dolayı kentte 2 kişinin hayatını kaybettiğini belirterek, "Yılın yarısında olmamıza rağmen geçen yılki vaka sayısını yakaladık" dedi. Vali Çiftçi ayrıca, vatandaşların tedbirleri olması gerektiğini ifade etti.
 
Son dönemde yükselen sıcaklıklarla beraber artış gösteren kene vakalarına karşı dikkat çeken çorum Valisi Mustafa Çiftçi, bu yıl kene vakalarından dolayı 2 kişinin hayatını kaybettiğini açıklayarak vatandaşları uyardı.

Kene'den 38 Vaka Var

Virüs taşıyan kenelerin bulaştırdığı Kırım Kango Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığından bu yıl iki ölüm olayı gerçekleştiğini dile getiren Vali Çiftçi, şuanda 8 kişinin hastanede tedavisinin devam ettiğini belirterek, bu yıl içerisinde 38 vakanın olduğunu dikkat çekti.
 
 
03.07.2020
Devamı

Tarlam Cepte'yi 20 Bin Çiftçi Kullanıyor

TürkTraktör tarafından geliştirilen "Tarlam Cepte" mobil uygulaması üzerinden 250 bin dekar tarım arazisinin takibi yapılıyor.
Türk traktör’ün çiftçilere tarımsal konularda tavsiyeler vererek destek sağlamak üzere geliştirdiği "Tarlam Cepte" mobil uygulamasını 20 bin çiftçi kullanıyor.
TürkTraktör açıklamasına göre, şirket, geçen yı, tarımda teknoloji kullanımını destekleyen ve saha çalışmalarında çiftçilere karar desteği sağlayan kullanıcı dostu "Tarlam Cepte" uygulamasını tanıtmıştı.

Çiftçilere tarımda girdi maliyetlerini azaltan ve operasyonel verimliliği artıran tavsiyelerde bulunurken, tarımsal üretime katma değer sunan bir çözüm olması için geliştirilen uygulama üzerinden 250 bin dekar tarım arazisinin takibi yapılıyor.

Uygulamadan en çok Ankara, İstanbul ve Konya illerindeki çiftçiler yararlanıyor

Açıklamaya göre, sektörde "bir ilk" olarak dikkati çeken Tarlam Cepte’nin sunduğu önemli avantajlardan faydalanarak uygulamayı kullanan çiftçilerin sayısı ise ilk yılında 20 bine ulaştı. Tarlam Cepte uygulamasından en çok Ankara, İstanbul ve Konya illerindeki çiftçiler yararlanıyor.
TürkTraktör, korona virüs salgınında tarımsal üretimin kesintiye uğramaması ve çiftçilerin sahadaki çalışmalarını kolaylaştırıp desteklemek adına nisan ve mayıs aylarında Tarlam Cepte’yi tamamen ücretsiz olacak şekilde kullanıma sunmuştu.
TürkTraktör’ün bu çalışmasıyla, salgın döneminde de yeni birçok çiftçi Tarlam Cepte’den yararlanmaya başladı. Uygulamanın en çok kullanılan ve sevilen yüksek çözünürlüklü uydudan bitki sağlığı takibi özelliği ise pandemi döneminde çiftçilerin en önem verdiği özelliklerden oldu.
 
Mobil cihazlar üzerinden arazi özelindeki tüm ulaşmak mümkün
 
Açıklamaya göre, uygulamayı akıllı cep telefonu veya tabletlerine indiren tüm kullanıcılar ücretsiz olarak bulundukları bölgenin hava durumundan, bakanlığın tarımsal hibe/desteklere ilişkin duyurularına, hal/borsa fiyatlarından mazot, gübre ve ilaç fiyatlarına kadar birçok güncel bilgiyi edinebiliyor.

Kullanıcılar ücretsiz özelliklere ek olarak, yılda 365 TL karşılığında tarlasına özel olarak sunulan ileri özelliklerden de faydalanabiliyor. Tarım yaptıkları arazi parçalarının harita üzerinde tanımlanarak izlenmesine imkan tanıyan "kullanıcının tarlasına özel" takip özelliği sayesinde çiftçiler, erken uyarı sistemiyle meteorolojik risk uyarılarını alıyor, uydudan sağlanan görüntüler ile bitki sağlığını düzenli olarak tarlaları özelinde takip edebiliyorlar. Risk ve kuraklık raporları, traktör ve ilaçlama kullanım saat önerileri ile yetiştiricilik tavsiyeleri ise çiftçilerin bu hizmet ile yararlanabileceği diğer imkanlar arasında yer alıyor.
 
 
 
03.07.2020
Devamı

KOOP Kapsamında 14 Bin Futbol Sahası Kadar Alan Daha Suya Kavuşuyor

Konya Ovası Projesi (KOP) kapsamında yer alan Konya-Çumra Projesinin 3. Merhalesi KOS 1,2,3’ün açılışı, Cumhurbaşkanı  Recep Tayyip Erdoğan’ın video konferans aracılığıyla teşrifi ve Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin tesisten bizzat katılımıyla yarın açılacak.

Konya Ovası Projesi (KOP), Güneydoğu Anadolu Projesinden sonra Türkiye’nin ikinci büyük entegre sulama projesi konumunda bulunuyor.

14 BİN FUTBOL SAHASINA DENK GELEN 72 BİN 650 DEKARLIK ALAN DAHA SUYA KAVUŞUYOR
Projenin en büyük ve geniş sulama kısmını Konya Çumra Projesi oluşturuyor.
Konya-Çumra Projesinin 3. Merhalesinde yer alan ve inşası tamamlanan KOS 1,2,3 ile Çumra, İçeriçumra, Doğanlı, Dineksaray ve Alibeyhüyüğü’nde 72 bin 650 dekarlık alan suya kavuşacak.
Bu sulama sayesinde ülke ekonomisine yıllık 65 milyon lira katkı ve 7 bin kişiye iş imkânı sağlanacak.
 
İNŞA EDİLECEK 3 BARAJ İLE KONYA’NIN YERALTI SUYU DESTEKLENECEK
Diğer taraftan, Konya-Çumra 3. merhale projesi ile Yukarı Göksu Havzası’nın Akdeniz’e boşalan suların yıllık 414 milyon metreküpü inşa edilecek olan 3 adet baraj ve Mavi Tünel vasıtasıyla Konya Kapalı Havzasına aktarılacak. Getirilecek bu su ile hem Konya Ovası’nın yeraltı suyu hem de 2 milyon 234 bin 100 dekarlık tarım alanının sulama suyu desteklenecek.
Öte yandan, 2015 yılında işletmeye alınan Bağbaşı Barajı’nda depolanan ve Mavi Tünel aracılığıyla Konya Kapalı Havzasına aktarılan suyla 1 milyon 480 bin dekar alan sulanarak ekonomiye 2,5 milyar lira katkı sağlandı.
 
KONYA’NIN MAVİ RÜYASI; ‘MAVİ TÜNEL’
Konya-Çumra 3. merhale projesinin en önemli ayağını 17 kilometre uzunluğundaki Mavi Tünel oluşturuyor. 2015 yılında hizmete alınan Mavi Tünel Projesi, Urfa tünellerinden sonra Türkiye’nin ikinci büyük sulama tüneli konumunda. Konya’nın Mavi Rüyası olarak bilinen tünelden saniyede 36 metreküp su Konya Ovası’na akıtılıyor.​
 
 
02.07.2020
Devamı

TÜDKİYEB Başkanı Çelik: Hacca Gidemeyen Hacı Adayları Kurbanlık Satışlarını Artıracak

Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Genel Başkanı Nihat Çelik, Kurban Bayramında geçen yıl yaklaşık 800 bin büyükbaş, 2,7 milyon küçükbaş hayvan kesildiğini hatırlatarak, “bu yıl küçükbaş hayvan kesiminin geçen yıla oranla yüzde 10 civarında artarak 3 milyonu geçeceğini tahmin ediyoruz” dedi.
 
TÜDKİYEB Genel Başkanı Çelik, yaptığı açıklamada, Kurban Bayramı için yeterli hayvan sayının her yıl olduğu gibi bu yıl da fazlasıyla mevcut olduğunu belirten, Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin geçtiğimiz günlerde verdiği bilgiye göre, halen 1,2 milyon büyükbaş, 3,5 milyon da küçükbaş hayvanın kesim için hazır beklediğini vurguladı.
 
Nihat Çelik, şunları kaydetti:
“Rakamlarımız 3,5 milyon küçükbaş hayvanla da sınırlı değil, yetiştiricimiz ihtiyaç olursa 5 milyona kadar küçükbaş hayvanı stoklarından pazara indirebilir. Kurban kesecek vatandaşlarımızın içi rahat olsun. Gönül rahatlığı içinde dini vecibelerini yerine getirebilirler. Yoksula, yetime, muhtaçlara yardım eden, onları doyurup gözeten kimseler, bunların karşılığını öbür dünyada alacaktır. Yüce rabbim bu insanlara kat kat fazlasıyla verecektir. Kurban bizim dini vecibelerimizden biridir. Kurban, Allah’a yaklaşmak demektir. Dolayısıyla Hazreti İbrahim’den bu yana her yıl Müslümanların özellikle kurban simgesi haline gelen koç kesimiyle yerine getirdikleri kutsal bir ibadettir. Kurban Bayramı, kurban kesip yoksullara dağıtacak insanlarımız için büyük bir fırsattır. Bunu her Müslüman çok iyi değerlendirmelidir.”
 
“Koronavirüs tedbirlerine harfiyen uyalım”
 
Çelik, bu yıl yeni koronavirüs salgını nedeniyle gerek insanların tatilden ziyade evlerinde kalmaları, gerekse Suudi Arabistan’ın, bu yıl yurt dışından hacı kabul edilmeyeceğini duyurmasının ardından hac farizasını yerine getiremeyecek olan hacı adaylarının kurbanlarını ülkede kesecek olmalarının kurbanlık kesimlerinin geçen yıla oranla artacağına dikkati çekti.
 
Nihat Çelik, vatandaşların ve yetiştiricilerin kurban pazarlarında yeni koronavirüs salgınına yönelik belirlenen tedbirlere harfiyen uymasının da hayati önemde olduğunu vurguladı.
 
Çelik, şunları kaydetti:
“Diyanet İşleri Başkanlığımızın, 26 Haziran 2020 tarihli Resmi Gazete’de 2020 Yılı Kurban Hizmetlerinin Uygulanmasına Dair Tebliği yayımlandı.
 
Tebliğe göre, kesimlerin daha düzenli yapılması, zaman kaybının ve karmaşanın önlenmesi ile koronavirüs bulaşma riskini en aza indirmek için kesim yerlerinde randevu sistemi uygulanacak, kesim işlemlerinin bayramın ilk gününde yoğunlaşmaması için gerekli tedbirler alınacak.
 
Satıcılar ve müşteriler arasında ''el teması'' olmayacak ve bu nedenle kurban pazarlığında, gelenekleşen 'tokalaşma' yapılmayacak. Kurban satış yerleri İstanbul'da bayramdan 15 gün, diğer illerde ise 1 ay önce hazır hale getirilecek ve bu tarihten önce kurbanlık hayvan girişine izin verilmeyecek. İstanbul'a kurbanlık hayvan girişleri 16 Temmuz'dan itibaren başlayacak. Tabii tebliğde ayrıntılı düzenlemeler de var. Biz yetiştiricilerimizin kurallara harfiyen uyacağına inanıyoruz. Vatandaşlarımızın da kurallara uyma konusunda hassasiyet göstereceğini biliyoruz. İnşallah, herhangi bir sıkıntıya yol açmadan, koronavirüs salgınının yayılmasına sebep olmadan Kurban Bayramımızı sağ salim geçireceğiz. Bu salgının panzehiri hijyen, mesafe, maske ve karantinadır. Lütfen hepimiz kurallara uyalım. Ülkemiz bu konuda aldığı tedbirlerle koronavirüs salgınını en az hasarla atlatan ülkelerin başında gelmektedir. Süreci gayet iyi yöneten başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Tarım ve Orman Bakanımız Dr. Bekir Pakdemirli’ye, Sağlık Bakanımız Dr. Fahrettin Koca’ya, İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’ya ve tüm Bakanlarımıza teşekkür ediyoruz. Bu sürece zarar vermememiz için elimizden geleni yapmak zorundayız.”
 
-Vekâlet yoluyla kurban hisse kesim bedelleri
 
Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfının, 2020 yılı vekâlet yoluyla kurban hisse kesim bedelini yurt içi için 85 lira artışla 890 liradan 975 liraya, yurt dışı için 100 lira artışla 725 liradan 825 liraya çıkardığını hatırlatan Çelik, “Türkiye Diyanet Vakfımız, vekâlet yoluyla kurban hisse kesim bedelini belirlerken, birliklerin de görüşünü almalı diye düşünüyoruz” dedi.
 
Vekaletle kurban hisse kesim bedellerinde yetiştiricilerin emeklerinin karşılığını alması gerektiğini bildiren Çelik, “Vekâlet yoluyla kurban kesimlerinde yetiştiricimiz mağdur edilmemelidir. Çünkü, yetiştiricilerimiz görevlerini her zaman eksiksiz yapmış, ülkemizin hiçbir zaman kurbanlık sıkıntısı çekmesine izin vermemişlerdir” diye konuştu.
 
Başta Diyanet Vakfı olmak üzere birçok kurum ve kuruluşun yurt dışında yüzlerce noktada kurban kesimi yaparak ihtiyaç sahiplerine dağıtmakta olduğunu ve bunun takdir edilecek bir davranış olduğunu bildiren Çelik, öncelikle ülke yetiştiricilerinin kurbanlıkların satılmasının sağlanması ve bunun çözümü için çalışılması gerektiğine dikkati çekti.
 
Çelik, “Elbette vatandaşlarımız vekâlet yoluyla kurban kestirebilirler. Ama biz vatandaşlarımızın dini vecibelerini tam olarak yerine getirmeleri bakımından kurbanlarını bizzat kesmeleri veya kasaplar aracılığı ile kestirmelerinin daha doğru bir yaklaşım olacağı için tavsiye ediyoruz. Ayrıca büyük marketlerde kurbanlık diye satılan kilogramı düşük et alınmasını da tasvip etmiyoruz. Müslümanların zor günler yaşadığımız şu günlerde kurbanlarını keserek daha çok fakir fukarayı gözetmeleri de Allah katında makbul olacaktır” dedi.
 
Kurbanda bir diğer unsurun da kurbanlıkların kurban vasfını taşıması olduğunu belirten Çelik, şunları kaydetti;
 
“Zaten Diyanet İşleri Başkanlımız tebliğinde bu konuya da dikkati çekmiş, dini ve sağlık açısından kurban olması uygun olmayan hayvanların sevklerine asla izin verilmeyeceğini, sevk işlemleri hayvan refahı mevzuatına uygun yapılacağını, kurban satış yerlerinde her satıcıdan hayvanların kurban olmaya uygun olduğuna dair taahhütname alınacağını, yapılan denetimlerde uygun olmayan hayvanların satış yerine getirildiğinin anlaşılması durumunda (X) sembolüyle işaretlenerek vatandaşların uyarılacağını bildirmiştir. Bu tedbirleri destekliyoruz.”
 
Fiyatlar
 
Kurbanlık alışverişinde hem yetiştiricilerin hem de alıcı konumunda olan vatandaşların memnun olacağı bir bayram olması temennilerinde bulunan Çelik, şöyle devam etti:
 
“Büyük zorluklarla ve özellikle de artan yem masraflarına rağmen kurbanlıklarını satmaya çalışan yetiştiricilerin değerinden ve mağdur olmayacak fiyatlarda hayvanlarına alıcı bulmalarını arzu ediyoruz. Artan yem maliyetleri ile birlikte yeni koronavirüsün birtakım olumsuz etkileri göz önüne alındığında küçükbaş kurbanlık hayvan fiyatlarının geçen yıla göre yüzde 10 civarında artabilir. Bölgesel farklılıklardan dolayı da artış oranı illere göre farklı olacaktır. Piyasada ortalama canlı kilogram fiyatının kuyruklu koyunda 24-25 lira, kuyruksuz koyunda 26-27 lira, kurbanlık fiyatlarının ise ortalama 1050-1500 lira arasında olacağını tahmin ediyoruz. Tabii hayvanın koç, teke olmasına ve vasfına göre de fiyatlar çok daha yüksek seviyelere çıkabilir.
 
Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da kurbanlık hayvanlarını satamayan ve elde kalan hayvanların Et ve Süt Kurumunca değerinden satın alınmasını Tarım ve Orman Bakanımızdan talep ediyoruz.”
 
Çelik, bu bayramın ve bayrama kadar olan sürecin yurdun her yerinde sağlıklı ve huzurlu bir şekilde geçmesinin en büyük temenni olduğunu vurguladı.
 
02.07.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli : Kırsal Kalkınma Yatırımlarına 2 Yılda 855 Milyon Hibe Verdik

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, kırsal kalkınma yatırımlarına son iki yılda 855 milyon lira hibe verdiklerini, bu yıl ise 13.etap kapsamında kabul edilen 2745 projeye, 970 milyon lira daha destek sağlayacaklarını söyledi.
 
Bakan Pakdemirli, 2006 yılında başlatılan Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programıyla,  81 ilde üretici gelirlerini artırmak ve çeşitlendirmek, yeni teknoloji içeren, tarıma dayalı küçük ve orta ölçekli sanayinin gelişmesine ve yaygınlaştırılmasına katkı sağlamak amacıyla ekonomik ve altyapı yatırımlarına destek verdiklerini belirtti.
 
Bu çerçevede; bitkisel, hayvansal ve su ürünlerinin işlenmesi, paketlenmesi ve depolanması, çiftçilik faaliyetlerinin geliştirilmesi, yenilenebilir enerji kullanan sera, el sanatları, soğuk hava deposu ve kırsal turizm gibi konularda yatırımcılara yüzde 50 oranında hibe desteği sağladıklarını ifade eden Pakdemirli, şunları kaydetti:
 
“Son iki yılda, 2756’sı tamamlanan 2859 projeye 855 milyon lira hibe desteği verdik. Bu destek sayesinde kırsalda yaklaşık 1,8 milyar liralık yatırım yapılmış oldu. Bu yıl ise 13. etap kapsamında, 1063’ü ekonomik yatırımlar, 1682’si de kırsal ekonomik altyapı yatırımları olmak üzere toplamda 2745 adet projeye destek sağlayacağız. Bu projelere de 970 milyon lira hibe sağlayacağız.”
 
DESTEKLEME KAPSAMI DAHA DA GENİŞLEYECEK
 
2021-2025 yıllarını kapsayan 4. Dönem Kırsal Kalkınma Destekleri Kapsamında Tarıma Dayalı Ekonomik Yatırımlar ve Kırsal Ekonomik Altyapı Yatırımlarının Desteklenmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararı ile ilgili çalışmaların devam ettiğini bildiren Bakan Pakdemirli, yeni dönemde kapsamın daha da genişleyeceğini söyledi.
 
Pakdemirli, bu kapsamda, mevcut konulara ek olarak, tarımsal ürünlerin işlenmesi, kurutulması, dondurulması, depolanması ve paketlenmesi, aile işletmeciliği faaliyetlerinin geliştirilmesi, su ürünleri yetiştiriciliği, ipekböceği yetiştiriciliği, tarımsal amaçlı kooperatif ve birlikler için makine parkları, yenilenebilir enerji üretimine bağlı olmaksızın yeni seraların yapılması, kanatlı yetiştiriciliği konularında destek vermeyi planladıklarını da dile getirdi.
 
 
 
02.07.2020
Devamı

Tarım Sektörünün İlk Sanal Fuarı'da Oldu

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, AgriVirtual Tarım ve Hayvancılık Makineleri Sanal Fuarı’nın 3 farklı özelliğe sahip olduğunu  belirterek, “Hem tarım ve hayvancılık makineleri sektöründe uluslararası alanda ilk sanal fuar, hem Türkiye’nin ilk 3 boyutlu sanal fuarı hem de kendi yerli ve milli yazılımımızla ilk sanal fuarımız” dedi.

Pekcan, Ticaret Bakanlığı desteğiyle Makine İhracatçıları Birlikleri organizasyonunda Selçuk Üniversitesi tarafından düzenlenen sanal fuarın açılışını yaptı.3 boyutlu geziliyor
Normalleşme süreciyle yenilikçi adımların atılması gerektiğinin altını çizen Pekcan, “Bu sanal fuar aynı zamanda, Türkiye’nin ve Türk üreticisinin yenilikçiliğini, vizyonunu, inovatif kapasitesini ve dijital çağda yer alma becerisini gösteren en güzel örneklerden” dedi.

Bakanlığın, salgınla hızlı bir şekilde sanal ticaret heyeti ve sanal fuar uygulamalarını hayata geçirmeye başladığına işaret eden Pekcan, sanal ticaret heyeti programlarına mayıs ayında Özbekistan, Kenya, Hindistan ile başladıklarını hatırlattı. Pekcan, Güney Kore, Nijerya, Pakistan, Almanya, Meksika, Kolombiya, Şili, BAE, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Umman’a da ticaret  heyeti programı planladıklarını söyledi.
Pekcan, şöyle konuştu:
“Ziyaretçilerin sanal gerçeklik ile üç boyutlu olarak fuar alanında gezmelerine imkan tanınmıştır. Firmalarımız, aynı zamanda sanal ortamdaki ziyaretçileriyle, potansiyel müşterileri ile anlık mesajlaşma veya görüntülü görüşme imkanına sahip olacaklar.”

TİM Başkanı İsmail Gülle de, “Kovid-19 pandemisi sürecinden en çok etkilendiğimiz dönemi geride bıraktık. Mayısta toparlandık, inşallah haziranda ihracatımızı tekrar eski rakamlara getirmek adına önemli gelişme içindeyiz” dedi. Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu ise, “Bu deneyimi, sektör olarak rakiplerimizden önce yaşayacak olmanın heyecanını derinden hissediyoruz” diye konuştu.
 
01.07.2020
Devamı

Van'dan Katar'a Hayvan İhracatı

Van'dan Katar’a 2019 yılında 30 sene aradan sonra toplam 32 bin 425 baş koyun gönderilirken, pandemi sürecinden sonra da bin 250 baş kesimlik erkek toklu ihraç edildi.

Saray ve Özalp ilçelerinde bulunan işletmelerde yetiştirildikten sonra Katar'a gönderilen akkaraman ve melezi ırklarından bin 250 baş erkek toklu, Saray ve Özalp ilçelerinden Ankara Esenboğa Havalimanına nakledildikten sonra Katar'a uçakla gönderildiği belirtildi.

Katar Doha'ya yapılan ihracat sonrası değerlendirmelerde bulunan İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Görentaş, Van'ın koyun varlığında ülkemizde birinci olduğunu söyledi. Van'ın hayvancılık potansiyelinin daha fazla olduğunu belirten Görentaş, yeni pazarlara açılmanın ülkemiz ve Van ekonomisi için ciddi bir katkı ve istihdam oluşturacağını kaydetti. İl Müdürü Görentaş, bu ihracatın başlangıç olduğunu ve yaklaşık 3 bin toklunun daha Katar'a gönderileceğini vurgulayarak, yurtdışı pazarlara ulaştıkça kentteki koyunculuğun daha iyi yerlere geleceğini söyledi. Görentaş, bu ihracatın hayırlı olması temennisinde de bulundu.
 
 
01.07.2020
Devamı

ÇKS'de Son Gün

Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) 2020 yılına ait başvuruları için, 30 Haziran 2020 Salı günü mesai bitiminde müracaat süresi sona erecek.
ÇKS; tarım politikalarının oluşturulmasına yönelik olarak çiftçilere ait tarımsal faaliyetlerin kayıt altına alınması, güncellenmesi ve geliştirilmesi ile bağlı sistemlere yönelik tarımsal destekleme programlarının denetlenebilir, izlenebilir, raporlanabilir bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından kullanılan tarımsal veri tabanıdır.

Bakanlık İl/İlçe Müdürlükleri tarafından ilgili yönetmelik ve talimatlar gereği, 2020 yılı bitkisel üretim üretim sezonu ÇKS başvuruları 01 Eylül 2019 tarihinde alınmaya başlamış olup, 30 Haziran 2020 Salı günü mesai bitiminde başvuru süresi sona erecek.

2020 yılına ait ÇKS kaydını yaptırmayan üreticiler, ÇKS’ye kayıtlı olma zorunluluğu bulunan tarımsal desteklemelerden faydalanamayacaklar. Bu nedenle, olası bir mağduriyet yaşanmaması için, bitkisel üretim yapan özel/tüzel kişilerin 30 Haziran 2020 Salı günü saat 17.00’ye kadar ÇKS başvurularını yapmaları gerekmektedir.
 
 
30.06.2020
Devamı

Zerdeçal ve Zencefil Talebi Arttı

Koronavirüs salgını boyunca bağışıklık sistemini güçlendirmek isteyenler baharat talebini patlattı.  Araştırma şirketi Nielsen’in verilerine göre, ABD’de haziranın ikinci haftasına kadarki 14 haftalık dönemde zencefil satışları yüzde 94 artarken, zerdeçal satışları yüzde 68, sarımsak satışları yüzde 62 artış gösterdi.

Singapur merkezli gıda ticareti kuruluşu Olam, Hint zencefili için talebin yıllık bazda yüzde 20, Vietnam zencefili ve karabiberi satışlarının da sırasıyla yüzde 65 ve 15 arttığını bildirdi. Asya baharatı ticareti yapan Legend Exim’i kontrol eden AR Azeem, Myanmar da üretilen zerdeçal satışlarının son 3 ayda yüzde 30 arttığını söyledi. Baharat talebindeki artış fiyatlara da yansıyor. Çin zencefilinin fiyatı 2 yıl önceki 7.5 yuan/ kg seviyesinden 10 yuan/kg seviyelerine yükseldi.
 
30.06.2020
Devamı

Seydikemer'de Hayvancılık İhtisas OSB Kuruluyor

Muğla’nın  Seydikemer’de 2018 yılında başlatılan Hayvancılık İhtisas Organize Sanayi Bölgesi çalışmaları sonuç veriyor. Muğla Tarım ve Orman İl Müdürü Barış Saylak, "Seydikemer İlçemizde Organize Sanayii Bölgesi projesini gerçekleştirmemiz için hiçbir engelimiz yok. Tüm prosedürleri yerine getirmek için büyük bir ekip olacağız" diye konuştu.
 
29.06.2020
Devamı

Yavru Karaca Keçiyi Anne Olarak Benimsedi

 Tarım ​ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü ekipleri tarafından dereden kurtarılan yavru karaca kendisini emziren keçiyi anne olarak benimsedi.

Duyarlı vatandaşlardan Bartın’ın Arıt mevkiinde derede yavru karacanın bulunduğu ihbarını alan DKMP ekipleri ivedilikle olay yerine intikal ettiler. İlgili ekiplerce dereden kurtarılan yavru karacanın veteriner hekimce muayenesi gerçekleştirildi. Muayenesinin ardından veteriner hekimce sağlık durumunun iyi olduğu, güçten düştüğü tespit edilen yavru karaca, keçi sütü ile beslenmesi ve annesinin yokluğunu hissetmemesi maksadıyla keçi çiftliğine götürüldü.

Burada bulunan bir keçiyi anne gibi benimseyen yavru karaca, keçinin de kendisini yavrusu gibi kabullenmesi ile özlediği anne şefkatine kavuştu.
 
29.06.2020
Devamı

ESK'dan Mangallık Tavuk Eti Üretimi

Yaz dönemi mangal sezonunun açılması ile birlikte tavuk ürünlerine olan talep arttı. Tüketicinin kaliteli  ve ekonomik ürünlere ulaşmasını hedefleyen Et ve Süt Kurumu, müşterileri için mangallık gövde tavuk üretiyor.  ESK'nın mangal için özel olarak parçalayarak ürettiği  gövde tavuklar kilogramı 12,50 TL'den satışa sunuldu. 

Tüketicilere ekonomik ve kaliteli et ürünleri ulaştırmak amacı ile çalıştıklarını dile getiren Et ve Süt Kurumu Genel Müdürü Osman Uzun, 'Ülkemize 68 yıldır güvenilir ve uygun fiyatla ürünler sunan Et ve Süt Kurumu yeni  ürünleriyle halkımıza hizmetini sürdürüyor.  Yaz sezonunda piknik mangal lezzetini yaşatmak için özel mangallık tüm tavuk üretip tüketicimize ekonomik fiyata sunuyoruz." dedi. 
 
 
29.06.2020
Devamı

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nden Hayvancılığa Destek

Kırsal kalkınma hedefiyle ürün toplama merkezlerinden ihracata kadar her alanda çiftçiye destek olan Bursa Büyükşehir Belediyesi, Tarım AŞ. Vasıtasıyla ‘Koyun Yetiştiriciliği Projesi'ni başlattı.

 Bursa’da kırsal kalkınmaya ve köyden kente göçün önlenmesine büyük önem veren Bursa Büyükşehir Belediyesi, şehrin hayvancılıkta daha da kalkınması amacıyla ‘Koyun Yetiştiriciliği Projesi'ni başlattı. Bu kapsamda ‘Damızlık küçükbaş hayvan çiftliği’ ve ‘Damızlık düve üretim merkezi’ yatırımlarını hayata geçiren Büyükşehir Belediyesi, projelerin uygulama noktalarından olan Mustafakemalpaşa Derekadı köyünde oluşturulan çiftlikte hayvancılığın özendirilmesi, yaygınlaştırılması ve hayvan varlığının artırılmasını amaçlıyor.

“1750 koyun üreticiyle buluşturuldu”
Geleceğin tarımda olduğunu belirten Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, bu manada üzerlerine düşen vazifeyi yerine getirebilmek için çalıştıklarını belirtti. Kırsalda kalkınmayı sağlamak amacıyla önemli adımlar attıklarını anlatan Başkan Aktaş, Bursa ve Türkiye’de hayvancılığının kalkınmasını ve üreticinin eğitilerek daha çok kazanmasını istediklerini dile getirdi. Üstün ırk verimli hayvanları üreticiye ulaştırarak kaliteyi ve verimliliği arttıracaklarını ifade eden Başkan Aktaş, “Özellikle damızlık hayvan getirerek ülkemiz ve şehrimizde hayvan varlığını arttıracak bir fayda üretiyoruz. Ürettiğimiz hayvanların, uygun ödeme imkânlarıyla ve piyasa koşullarına göre çok makul fiyatlarla satışlarını yapıyoruz. Projenin sürdürülebilirliğini sağlamayı amaçlıyoruz. Yetiştirme sürecinde eğitim ve kontroller yapılıyor. Bugüne kadar 1750 koyunu üreticimizle buluşturduk. Şu an çiftliğimizde 262 adet küçükbaş hayvan bulunuyor. Çok kaliteli damızlık koçlarımız var” dedi.

“Tarım ve hayvancılığa tam destek”
Bugüne kadar birçok vatandaşın bu hizmetten yararlandığını dile getiren Başkan Aktaş, “Bundan sonra da hayvancılığa başlamak ya da sürüsünü büyütmek isteyen üreticiler, Tarım AŞ’ye başvurabilir. İyi hayvanları en uygun imkânlarla vatandaşımızla buluşturmaya devam edeceğiz. Tarıma ve hayvancılığa desteğimiz hep devam edecek. Bursa’mız için bereketli olsun” diye konuştu.
 
 
29.06.2020
Devamı

Ilısu Barajı Enerji Üretiminden Ekonomiye Yıllık 412 Milyon Dolar Katkı Sağlayacak

Başta Diyarbakır, Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak illeri olmak üzere Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin tamamının kalkınmasına katkı sağlayacak olan Ilısu Prof. Dr. Veysel Eroğlu Barajı’nda önemli bir eşik daha aşıldı. İlk ünitenin devreye alınmasıyla üretime başlanan barajın 2. ünitesinde de elektrik üretimine başlandı.

Türkiye'nin en büyük elektrik üretimi projelerinden biri olan Ilısu Barajı'nın ilk elektrik üretim ünitesi 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın video konferans yöntemiyle iştirak ettiği, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin ise bizzat barajdan katılım sağladığı törenle hizmete alınmıştı.

EKONOMİYE YILLIK 412 MİLYON DOLAR KATKI SAĞLANACAK

1 200 MW kurulu gücü ve yılda üreteceği yaklaşık 4 milyar 120 milyon kWh enerji ile kurulu güç bakımından Atatürk, Karakaya ve Keban Barajlarından sonra ülkemizin dördüncü büyük barajı konumunda olan Ilısu Prof. Dr. Veysel Eroğlu Barajı’nın tüm ünitelerinin devreye girmesiyle sadece enerji üretiminden ekonomiye yıllık 412 milyon dolar katkı sağlanacak. Bu üretim rakamıyla 6 milyon nüfuslu bir şehrin yıllık enerji ihtiyacı karşılanabilecek.

2. ÜNİTE DEVREDE

Bu kapsamda kademeli olarak hizmete alınan barajın 400 MW Kurulu güce sahip olan 2. Ünitesi devreye alındı. 3. ve 4. ünitelerin test çalışmaları ise devam ediyor. 3. ünitenin Temmuz ayının ilk yarısında devreye alınması planlanıyor.

18 MİLYAR LİRA YATIRIM BEDELİNE SAHİP

Önyüzü beton kaplı kaya dolgu baraj tipinde, dolgu hacmi ve gövde uzunluğu bakımından ise dünyada birinci sırada yer alan baraj, temelden 135 metre yüksekliğe, 24 milyon metreküp dolgu hacmine ve 1.820 metre kret uzunluğuna sahip bulunuyor. Ilısu projesi baraj, yeniden yerleşim, tarihi ve kültürel varlıkların korunması ve diğer inşaatlar ile beraber yaklaşık 18 milyar liraya mal oldu.

29.06.2020
Devamı

Başkan Eroğlu Pandemi Sürecinde Kurban Bayramında nelere dikkat edilmesi gerektiğini açıkladı

Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu Covıd-19 pandemisi tedbirleri süresince Kurban hizmetlerinin nasıl yapılması gerektiği konusunda yazılı açıklamada bulundu.
 
Eroğlu basın bülteninde şunları açıkladı;
 
“Ülkemizde yıl içerisinde kesimi yapılan küçükbaş hayvan sayısının yüzde elliden fazlası ve büyükbaş hayvan sayısının ise tahmini yüzde 25’lik bir kısmı kurban bayramı’nda kesilmektedir.
Ülkemizde son beş yılda ortalama yıllık kurbanlık hayvan kesiminin, yaklaşık 900 bin adeti büyükbaş, 2 milyon 800 bin adeti ise küçükbaş, olarak gerçekleşmiştir.
Kurbanlık olarak kesilen hayvan sayılarına bakıldığında; artan nüfus ve son yıllarda müslüman ülkelerden ülkemize gelen sığınmacı ve göçlere rağmen genel bir düşüş eğilimi görülmektedir.
Kurbanlık hayvan kesim sayısındaki bu düşüşe, yurt dışında vekâlet yoluyla kurban kestirilmesi amaçlı organizasyonların etkisinin olduğu, bu kapsamda kesilen kurbanlık hayvan sayısının ortalama 80-100 bin büyük baş ve 200-250 bin küçükbaş hayvana ve toplamda 1.000.000 hisseye ve 150 milyon dolarlık bir mali büyüklüğe ulaştığı görülmektedir.
Bu uygulamanın, ülkemizdeki hayvancılık sektörünün sürdürülebilirliğini ve yetiştiricilerimizi olumsuz yönden etkilediği ve genelde kayıtsız bir şekilde işlediğinden ülkemiz adına da cari açığa sebep olduğu düşünülmektedir.

Covid-19 salgını sonrasında büyük önem kazanan gıda arz güvenliği açısından da hayvancılık sektörü ve dolayısıyla hayvansal ürünler açısından ciddi riskler oluşmuştur. Özellikle yetiştiricilerimiz asgari iki yıl boyunca emek verdiği kurbanlık hayvanlarının her yıl olduğu gibi vatandaşa intikaline engel bir durumun ortaya çıkıp çıkmayacağından emin olamamaktadır.
Diğer taraftan covid-19 salgınının dünyada ve ülkemizde halen devam ediyor olması kurban hizmetleri sürecince halk sağlığı ve çevre sağlığı açısından geçmiş yıllara göre ilave bir kısım tedbirlerin alınması zorunluluğunu ortaya koymaktadır.



Bu çerçevede türk veteriner hekimleri birliği’ne intikal eden raporlara göre; kurbanlık hayvan nakillerinde, hayvan satış yerlerinin oluşturulmasında, kesim ve kesim sonrası halk sağlığı ve çevre sağlığı hususlarında, toplu satış yerleri ile kesim yerlerinde olası risklere ve olumsuzluklara yönelik acil ve sıkı tedbirlerin alınması ve söz konusu yerler ile ilgili etkin bir denetim mekanizması kurulmasına ve işletilmesine imkan sağlayacak bir altyapının kurulması büyük önem arz etmektedir. Ayrıca kurulacak kontrol ve denetim sistemi içerisinde veteriner hekimlerin aktif olarak yer alması ve bu süreçte veteriner hekimlere dönük şiddet olaylarının yaşanmaması için gerekli idari ve güvenlik tedbirlerinin alınması gerekmektedir.

Türk veteriner hekimleri birliği olarak yaklaşan kurban bayramı sürecinde alınması gereken önlemler ve uygulamalara ilişkin görüş ve önerilerimiz aşağıda sunulmuştur.
Hayvansal gıda üretiminde tüketicilere güven vermek ve başta zoonoz hayvan hastalıkları olmak üzere olası hayvan hastalıkları ile mücadele ve gıda güvenliği için; çiftlikten başlayarak kesim, nakliye, dağıtım ve mutfağımıza girene kadar olan tüm süreçte veteriner hekimlerin daha etkin görev ve rol almaları sağlanmalıdır.

Kurban hizmetleri sürecinde kurbanlık hayvan tedarikinde, nakillerinde, satış ve kesim yerlerinde hayvan sağlığı, hayvan refahı, veteriner halk sağlığı ve çevre sağlığı açısından herhangi bir risk ve aksaklık yaşanmaması için; çalışmalar il pandemi komisyonu ile kurban hizmetleri komisyonunun işbirliği içerisinde yürütülmeli, bu komisyonlarda mutlak suretle il ve bölge veteriner hekimleri odası temsilcileri yer almalı ve kurban hazırlık süreci hızla sonuçlandırılmalıdır.

Kurban satış, kesim ve parçalama yerlerinde veteriner hekim odaları ile işbirliği içerisinde serbest veteriner hekimlerden yararlanarak, yeterli sayıda veteriner hekim istihdamı ile etkin bir denetime imkan sağlayacak bir alt yapı oluşturulmalıdır.

Halk sağlığını korumak için fedakarca çalışan veteriner hekimlere dönük şiddet olaylarının önüne geçmek için acil olarak gerekli idari ve güvenlik önlemleri alınmalıdır.
Ülkemizde hayvancılık sektörünün sürdürülebilirliği ve yetiştiricilerimizin bu süreçte mağdur olmaması açısından zaruret olmadıkça; yurt dışında vekâlet yoluyla kurban kestirilmesi amaçlı organizasyonlara müsaade edilmemelidir.

Bu tür organizasyonlar denetimli ve şeffaflık içerisinde yurt içindeki yetiştiricilerimizin kurbanlık hayvanları üzerinden gerçekleştirilmeli ve bu hayvanlardan elde edilen etlerin şoklanarak, konserve kavurma veya şarküteri şeklinde işlenerek raf ömrü uzun ürün hale getirildikten sonra yurt dışında ki ihtiyaç sahiplerine gönderilmesi sağlanmalıdır.
İller arasında hayvan nakilleri yapacak kişiler, hem gidiş hem de bayram sonrası kendi illerine dönüşlerde sağlık kontrolünden geçmelidir.
Nakilde hayvan refahına dikkat edilerek, nakil araçlarının genel temizlik ve dezenfeksiyonları yapılmalıdır.
Hayvan satış yerleri ile pazarların giriş ve çıkışları, hijyen tedbirlerin alınması ve uygulanması yönünden  sıkı kontrol altına alınmalıdır.
Hayvan pazarlarına mevcut kapasitelerinin azami yarısı kadar kullanım zorunluluğu tanınarak farklı sürüler arasında boş alanlar bırakılmalı ve kapalı padok sistemi kurulmalıdır.
Girişlerde tüm alıcı ve satıcıların ateşleri ölçülmeli, eldiven, maske, galoş vb. Koruyucu malzemeler giydirilmeli, hijyen tedbirlerinin alınması sağlanmalı, pazarlık ve para alışverişi aşamalarında asgari iki metrelik fiziksel mesafenin korunmasına yönelik tedbirler alınarak geleneksel el sıkışarak pazarlık yapma yönteminden vazgeçilmelidir.
Kesim hizmetleri kapsamında mevcut işletme onay belgesine sahip kesimhaneler ve mobil hayvan kesim üniteleri yer ve sayı olarak yeterli hale getirilmeli ve bu süreçte kamu ve özel sektöre ait tesislerin tamamının hizmet vermesi sağlanmalıdır.

Kamu veya özel sektörde işletme onay belgesi almadığından dolayı kapalı olan kesimhanelerin tekrar gözden geçirilerek bazı telafi edilebilir eksikliği olan veya yetersizliklerini kısa sürede tamamlayabilecek olanların geçici olarak hizmete açılması sağlanmalıdır.

Kurbanlık hayvan kesimi gerçekleştirilecek kesimhanelerde kapasiteye bağlı olarak değişmekle birlikte; hayvan hareketleri ve sevk raporları, kesim organizasyonu ve genel hijyen tedbirlerinin takibi, kasaplık hayvanların canlı (ante-mortem) muayenesinin yapılması, hayvan refahı koşullarının ve helal kesim şartlarının denetlenmesi ve kesim sonrası (post-mortem) muayenenin yapılması aşamaları için her vardiya döneminde asgari dört veteriner hekimin görev alması sağlanmalıdır.
Kesimde görev alan kasap ve yardımcı personelin öncesinde sağlık kontrolleri yapılmalı, söz konusu personelin görevli olduğu alanı terk etmesinin önüne geçilerek vatandaş mağduriyeti giderilmelidir.

Kesimhanede görev alacak kasap ve yardımcı personelin tulum, önlük, çizme, bone, maske ve eldiven kullanması sağlanmalıdır.
Kurbanlık hayvan kesimlerinde yığılma ve kargaşa yaşanmaması için tüm kesimhanelerin kurban bayramının 1. 2 ve 3 günü vardiyalı ve randevulu bir şekilde çalışması sağlanmalıdır.
Kesim, parçalama, paketleme vb. Aşamalarda hijyen kuralları ihlal edilmemeli, sosyal mesafe korunmalı ve asgari iki metre aralıklarla bariyer oluşturulmalıdır.
Kurban kesimi sonucu elde edilen etler ve tüketilebilir sakatatlar kurban sahiplerine ayrı ayrı ve gıda ambalajına uygun paketli bir şekilde teslim edilmelidir.
Kesim sonucu oluşan deri, işkembe, ayak vb. Yan ürün ve atıkların insan sağılığı ve çevre sağlığı açısından risk oluşturmaması için ivedilikle kesimhane içerisinden ve yakınından uzaklaştırılması ve bertaraf edilmesi sağlanmalıdır.

Yukarıda belirtilen tedbirlerin alınması ve kurban dönemi boyunca bu sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve tamamlanması için ilgili kurum ve kuruluşların merkezi birimleri nezdinde gerekli çalışmaların bir an önce başlatılmasını ve konu ile ilgili yapılacak düzenleme ve alınacak tedbirlerin taşra teşkilatları ve kamuoyu ile paylaşılmasının ve söz konusu süreçte yetiştiricilerimiz ve vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi amacı ile yazılı, görsel basın ve sosyal medya platformlarının etkin olarak kullanılmasının uygun olacağını düşünmekteyiz.
Türk veteriner hekimleri birliği olarak bu süreçte birliğimize bağlı 56 il ve bölge odası olarak ilgili tüm kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmaya ve bu zorlu sürecin yetiştiricilerimiz ve kurban kesimi yapacak vatandaşlarımız açısından problemsiz geçmesi için gerekli katkıda bulunmaya hazır olduğumuzu belirtmek isteriz.
 
28.06.2020
Devamı

Bakanlık Bölünüyor mu?

Tarım ve Orman Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Aile ve Çalışma Bakanlığı'nın bölünerek mevcut bakanlık sayısının 16'dan 19'a çıkarılması planlanıyor.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile beraber Bakanlık sayısı 16'ya düşürülmüştü. 1'de Cumhurbaşkanlığı Yardımcısı atanmıştı.

Görevde olan Bakanlar, 10 Temmuz itibariyle özlük haklarını kazanmış olacak. Bu tarihten sonra bazı değişikliklerin olması bekleniyor.

Hürriyet Gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi, bugün ki yazısında bakanlık sayısının 16'dan 19'a, Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı sayısının da 1'den 2'ye çıkacağını yazdı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Aile ve Çalışma Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın bölünmesi üzerinde duruluyor dedi.
 
 
26.06.2020
Devamı

Tarım İşçilerini Taşıyan Minibüs Tır'la Çarpıştı

Konya'da tarım işçilerini taşıyan bir minibüs ile TIR'ın çarpışması sonucu ilk belirlemelere göre 6 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Konya'nın Yunak ilçesinde meydana gelen feci kazaya ilişkin edinilen son bilgilere göre tarım işçilerini taşıyan minibüs ile tır kavşakta çarpıştı. Kazada, minibüs hurdaya dönerken, tır devrildi. Olay yerine sağlık, jandarma ve polis ekipleri sevk edildi. İlk belirlemelere göre kazada 6 kişi hayatını kaybederken, sağlık ekipleri yaralılar müdahale etti.
 
26.06.2020
Devamı

CHP'li Kaplan: İthal Hayvan Yerli Üreticiyi Çaresiz Bırakıyor

CHP Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin yanıtlaması için Meclis Başkanlığına verdiği önergede; hayvancılık sektöründe yerli üreticiyi mağdur eden ithal hayvan politikalarını, süt ve yem paritesindeki düşüşü, döviz artışıyla ile artan girdi maliyetlerinin yanında sektördeki hibe teşviklerin yetersizliğinin sebeplerini sordu.



CHP Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan, ülke genelinde 2007 yılından itibaren devam eden hayvan ithalatının yanında, besici ve süt üreticilerin en önemli girdi maliyeti olan hayvan yeminin de ithal ediliyor oluşu, üreticileri çaresiz bırakmaya devam ediyor.’’ dedi. Dövizdeki sürekli ve hızlı artış sebebi ile girdi maliyetleri artarken, süt ve et fiyatlarının beklentiyi karşılanmaması sebebi ile üreticilerin sektörden çekilmek zorunda bırakıldığı sözlerine ekledi. Döviz artışından payını alan kalemlerden birinin de ilaç sektörü olduğunu söyleyen Kaplan, hayvan bakımında hayati öneme sahip olan birçok ilaç fiyatında %40’ın üzerinde artış gözlemlendiğini ekledi.

YEM, SÜTTEN DAHA PAHALI; SÜT MALİYETİNİ KARŞILAMIYOR

Süt üretimi yapanların en önemli göstergesinin süt ve yem paritesi olduğuna dikkat çeken Kaplan, yemin sütten daha pahalı olduğunun ve sütün, maliyetini karşılamadığının altını çizdi. Milletvekili Kaplan, ‘’Sütten zarar eden üretici, hayvanlarını mecburen kesime göndermek durumunda kalıyor. Bu şekilde artan et üretiminin yanında ithal hayvanların da etkisiyle et fiyatları da üreticisini memnun etmiyor.’’ dedi. CHP’li Kaplan ‘’et randımanlarının yüksek olması ithal hayvanları tercih sebebi yaparken, yarı fiyatına satış yapmaya razı olan yerli üretici, en iyi ihtimalle zararına satış yapabiliyor, aksi halde besi hayvanı elinde kalıyor. Haksız rekabete sebep olan ithal hayvan politikası sebebi ile yalnızca Gaziantep’te beş büyük çiftlik üretimini durdurmuş, kayıtlı hayvan sayısında ciddi azalmalar olmuştur.’’dedi.

HİBE VE TEŞVİKLER YETERSİZ; MERA VE OTLAKLAR ÜCRETLİ
Milletvekili Kaplan, hayvancılıkta hibe ve teşvikler mevcut olmakla birlikte yetersiz ve üreticiyi borçlandıran bir sistem ile sunulmakta olduğunu söyledi. Gaziantep’te düve hibesine binlerce başvuru yapılmış iken; yalnızca 235 işletmenin faydalanabildiğini, küçükbaş besi üreticileri için hiçbir hibe ve teşvik sunulmadığını ayrıca mera ve otlaklardan ücret karşılında faydalanma uygulaması ile üreticinin daha da zor durumda bırakıldığının altını çizdi.

 Bakan Pakdemiriye yanıtlaması için Sorular;
1. Hayvancılık sektörünü bitirme noktasına getiren ithal hayvan politikasına devam edecek misiniz? Eğer edecekseniz sebebi nedir? Yerli üreticinin besi hayvanı elinde kalıyorken piyasanın ithal hayvanlara gerçekten ihtiyacı var mıdır?

2. Dövize endekslenmiş bu sektörde, üreticinin girdi maliyetlerini düşürmek için herhangi bir çalışmanız var mıdır? Var ise nelerdir?

3. Yem satışçıları için bir fiyat sınırlaması yapılmıyorken; et ve süt fiyatlarında sınırlamanın devam etmesinin paritelere olan olumsuz etkisini düzenlemeye yönelik bir çalışmanız var mıdır? Var ise nelerdir?

4. Teşvik ve hibe ile desteklenmeyen yerli ve küçükbaş besi üreticileri için herhangi bir teşvik ve hibe programı planlıyor musunuz? Planlıyorsanız ne aşamadadır?



 
26.06.2020
Devamı

7 Alanda Daha Üreticiye Destekler Ödeniyor

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Çay Budama Tazminatı desteğinden, Uzaman Eller Projesine, Zeytin Bahçeleri Rehabilitasyonundan Organik Arıcılığa, 7 alanda daha üreticiye destek ödemelerinin bugün itibariyle gerçekleştirildiğini duyurdu.

Bakan Pakdemirli, verilecek desteklerin ayrıntılarını şöyle açıkladı;

‘‘Çay Budama Tazminatı Desteği kapsamında 256 milyon 370 bin lira, Hayvan Hastalıkları Tazminatı kapsamında 628 yetiştiriciye 27 milyon 500 bin lira, Geleneksel Zeytin Bahçelerinin Rehabilitasyonu Desteği olarak 422 çiftçiye 1 milyon 500 bin lira, Toprak Analizi Desteği olarak 1 milyon lira, Kırsal Kalkınma Desteği kapsamında 52 projeye 7 milyon 300 bin lira, Uzman Eller Projesi kapsamında 2 projeye 200 bin lira ve Organik Arıcılık Desteği kapsamında da 243 üreticiye 373 bin lira bugün saat 18.00 itibariyle hesaplara aktarılacak.

Toplamda 294 milyon 243 bin lira desteği daha üreticilerimize ödemiş olduk.
Üreticilerimiz, Çiftçilerimiz bu ülke için üretmeye devam ettikçe bizler de onları desteklemeye devam edeceğiz. Bütün üreticilerimiz için hayırlı ve bereketli olsun.’’​ Dedi.
 
 
26.06.2020
Devamı

BENCİLLİK YAPMAYA HAKKIMIZ VAR MI?

Biz insanlar çok benciliz. Bırakın Dünyayı, bütün evren bizim çevremizde dönsün istiyoruz.
Dünya üzerinde tüketebilmeyi becerebildiğimiz bütün kaynakları yarın yokmuş gibi sömürüyoruz. Peki, böyle giderse ne olur? Cevap, çok basit. İnsanlık eninde sonunda kendini yok eder ama Dünyaya hiç bir şey olmaz. Kısa süre içinde doğada her şey sanki insanlar hiç var olmamış gibi kendi düzenine geri döner. İnanın biz yok olduktan sadece 100 yıl sonra Dünyaya uzaydan başka bir medeniyet gelse, izimizden eser bile bulamaz.

Üstelik Dünyada hayatta kalmamız neredeyse pamuk ipliğine bağlı sayılabilecek kadar tehdit altındayken bile, sömürmeye devam ediyoruz. Arılar, karıncalar ve solucanlar kadar bile Dünyada önemli bir rolümüzün olmadığını söylesek yeridir. Bu hayvanlardan birine bir şey olsa, yeryüzündeki varlığımız kısa sürede yok olur. Bunca yüksek teknolojimize rağmen kendimizi kurtaramayız ama o teknoloji ile Dünyaya verdiğimiz bütün zarar kısa sürede düzelir.

Kısacası; biz Dünyaya ve doğaya zarar vermiyoruz. Sadece kendimizi yok etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Yarın yokmuş gibi her şeye tek başına sahip olma duygusuyla bencilce tüketmeye devam ediyoruz.  Yaşadığımız felaketlerden bile ders almıyor, bilinçsizce tüketmeye devam ediyoruz. Son salgın hastalık karşısında verdiğimiz tepkiler bunun sayısız örnekleri ile dolu.

Salgın ilk çıktığında bana bir şey olmaz diyerek korunmayanlar, hastalanınca can korkusuyla sağlık merkezlerine koştular. Sağlık çalışanlarını hiç düşünmeden hadi beni kurtar dediler. Sağlıkçılar bizim de ailemiz var, bizim canımız can değil mi diyecek olduklarında maaşlarına biraz zam, akşamları birkaç ışık açıp kapama ve alkışla işi ucuz yoldan çözmeye çalıştık. Sadece sağlık çalışanı mı, maalesef değil. Toplumda asgari ücretle çalışan ve evlerimizde rahat hayatımızı sürdürmemizi sağlayan birçok hizmet sektörü çalışanına da aynısını yaptık. Üstelik “bakın bir sürü işsiz var” diyerek en kötü koruma şartları altında sanki köle muamelesiyle çalışmalarını normal karşıladık. Onlar risk altında kapımıza hizmeti bu kadar ucuza getirirlerken, bizim canımızı onlardan daha değerli saydık. Sizce bunlar bencillik değil mi?

Maddi gücü olanlar marketleri evlerine depolayarak evde kaldılar. Kendilerini korudular. Peki, günlük geçinenler, kredi kartları ile kıt kanaat idare edenler ne yaptılar. Yokluk arttığında özellikle çocuklu aileler evde kalmaya ne kadar dayanacaklar. Benim karnım tok, sen aç olsan da evde kal demek, bencillik değil mi?

Salgın süresince şu ana kadar stoklarımız ve süregelen tarımsal üretimimiz nedeniyle gıdada bir yokluk hissetmedik. Ama üretim aksarsa kısa süre içinde gıda yokluğu yasayabileceğimizi fark ettik. Bu yüzden bir anda önemi akıllara gelen çiftçiye, ben evde kalıyorum ama sen çık benim için üret demek sizce ne kadar doğru? Borç ertelemek, ucuz kredi vermek, geciken destekleri ödemek, bu sene biraz daha yüksek destekleme vermek sizce üretimde devamlılığı sağlamak için yeterli mi? Birikmiş borçları ve dövize bağlı artan maliyetleri nedeniyle hiç durmadan üretmek zorunda olan çiftçiye sokağa çıkma yasağını size uygulamıyoruz demek acaba kimin için bir lütuf olmaktadır. Şehirde gıda bekleyen için mi, yoksa üreten için mi? Birçok kimse kırsal kesimde risk yok sanıyor. Ama işin aslı öyle değil. Üretim öncesinde, sırasında ve sonrasında açık ya da kapalı alanlarda yapılan bir sürü faaliyet ve bu esnasında görüşülen tedarikçi, iççi, toplayıcı, alıcı, kabzımal gibi temas halinde olunan bir sürü kişi var. Yani çiftçiler ve tarım işçileri salgın açısından sanıldığından daha fazla risk altındalar.

Burada esas soru; Allah hak demekse, hepimizi yaratan tek Allah’ın huzurunda bencillik yapmaya hakkımız var mı?

Eğer bir şeyleri değiştirmek istiyorsak önce kendimizden başlamalıyız. Bunun için, Dünyada bizden daha hayatı öneme sahip arıları, karıncaları ve solucanları örnek alabiliriz. Onlar gibi çok çalışmamız, ama çalışmayı birlikte yapmamız gerekli. İhtiyaçtan fazlasını haram kabul eden, komşu açken tok yatmayı kabul etmeyen bir toplum olarak, ihtiyacımız kadarını tüketmeli ve sahip olduğumuz değerleri paylaşmalıyız. Her şeyin serbest olduğu küresel boyutlu bir piyasa ekonomisinde güçsüzlerin diğer aktörler kadar güçlü olabilmelerinin tek yolu var. Yabancılar buna kooperatif diyorlar. İsterseniz siz buna Hakbir deyin.

Adil, paylaşımcı, birlikte çalışan bir anlayışla sömürmeden, israf etmeden üretmeyi ve yaşamayı başarmak zorundayız. Bunu başarabilmek için ihtiyaç duyduğumuz araca sahibiz. Bundan sonrası bize kalmış durumda. Geleceğimiz sergileyeceğimiz tutuma bağlı. Ya torunlarımızın hayatlarına sahip çıkacağız, ya da onların katili olacağız.

Dr. Erhan Ekmen
Ziraat Yüksek Mühendisi
26.06.2020
Devamı

Pandemi Sonrası Tarım’da Bilgilendirme ÇalışmalarıYapılmalı

COVİD19’la yaşam tarzımız değişmeye devam ediyor. Dünya’da bir çok ülkede normalleşme adımları atılırken; ülkemizde ’de normalleşme çalışmaları kapsamında bir çok adım atıldı. Toplum olarak pandemi sonrası normalleşmeleri farklı algılar olduk.

 Bu konuda başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere birçok kamu ve kuruluşlar üzerine düşen görev ve hassasiyetleri yerine getirmeye çalışıyor. Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu uyarıları bireyler olarak dikkate almak zorundayız.  Bilinmelidir ki sadece kamu ve kuruluşlar değil toplum olarak bizlerde bu konuda üzerimize düşenleri yerine getirmeliyiz. Kontrollü hayatı yanlış algılamamalıyız. Mesafemizi korumak aynı zamanda başta kendi sağlığımızı düşünerek maske takmamıza özen göstermeliyiz.

Tarım sektörün ’de pandemi sonrası önlemleri sıklaştırmalıyız.  Özellikle tarımdaki üretim alanları başta olmak üzere gıda üretim alanlarında daha çok hassasiyetle davranmalıyız. Hayvancılık ’la uğraş veren alın teri döken yetiştiricilerimizi üretim aksamadan bu konuda bilgilendirme afişleri hazırlayarak pandemi sonrası süreci ve işletmelerinde neler yapılması gerektiği hususlara önem göstermeliyiz. Bu konuda başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere tarımın her alanında iştigal eden üreten, yetiştiren ve gıda arzını sağlayan çiftçilerimize yönelik bilgilendirme çalışmalarına hız vermeliyiz. 

Covid-19 ile gıdanın önemi bir kez daha anlaşıldığı her kez tarafından aşikârdır. Öyleyse tarım her ülke için önemlidir. Tarıma artı değerler katarak üretenin ve yetiştirenin Pandemi sonrası süreçte hem ekonomik tedbirlerle hem de sağlık tedbirleri kapsamında koruma altına almalıyız. Korona sürecinde evin, arabanın para etmediği anlaşılmış oldu. Tek ihtiyaç duyduğumuz gıda arzını sağlayan başta çiftçilerimize ve döngüyü sağlayan kuruluşlara destek olarak Türk Tarımı’nın ve Türk çiftçisinin yanında yer alıp geleceğe güven ve kaliteli üretim ile Türkiye’nin tarım ’da şahlanmasını sağlayabiliriz.
Kalın sağlıcakla.
 
25.06.2020
Devamı

Muz'da Yerli Üretim Arttı İthalat Azaldı

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Türkiye’deki muz tüketiminin yüzde 79’unun yerli üretimden karşılandığını belirten 2002 yılında 95 bin ton olan üretimin yaklaşık 6 kat artarak 550 bin tona ulaştığını söyledi.

Türkiye, muz üretiminin Tarım ve Orman Bakanlığı’na Bağlı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’nün (TAGEM) çalışmalarının etkisi ile son yıllarda hızla arttığını kaydeden Bakan Pakdemirli, ihtiyacımız olan miktarın büyük çoğunluğunun yerli üretimden karşılanmaya başlandığını söyledi.
Muz üretiminin 2002 yılında 95 bin ton iken, 2010 yılında bu rakamın 210 bin 178 tona çıktığını belirten Pakdemirli, 2019 yılında ise 2002 yılına göre yaklaşık 6 katlık artış ile muz üretiminin yaklaşık 550 bin tona ulaştığını vurguladı.

YETERLİLİĞİMİZ YÜZDE 79’A ÇIKTI
Bu kapsamda yerli üretimin yaklaşık yüzde 32’sinin TAGEM’e bağlı Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü tarafından geliştirilen ve tescil ettirilen çeşitlerden oluştuğunun altını çizen Pakdemirli “Muz üretiminde verimi ve kaliteyi artırmak için Enstitümüz tarafından bugüne kadar 13 proje tamamlandı. Bu gelişmelerin de etkisiyle yıllara göre değişmekle birlikte 2018/2019 sezonunda muz yeterliliğimiz yaklaşık % 79’a yükseldi” dedi.

İTHALATTA AZALMA
Ülkemizin muz ürününde geçmişte net ithalatçı konumdayken, son yıllarda yerli üretimin artması ile birlikte ithalatta azalma yaşandığını belirten Bakan Pakdemirli “2017 yılında muz ithalatımız 208 bin ton, 2018 yılında 155 bin ton, 2019 yılında ise 122 bin ton olarak gerçekleşti” değerlendirmesinde bulundu.
 
 
25.06.2020
Devamı

Pakdemirli: “Selden Etkilenen Orman Köylülerine Hibe Desteği Vereceğiz”

Tarım ve Orman Bakanı   Bekir Pakdemirli, Bursa'daki selden etkilenen köylerin birçoğunun orman köyü olduğunu, ORKÖY kapsamında bu köylere 2 milyon lira hibe desteği verileceğini açıkladı.

Selden etkilenen bölgelerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile incelemelerde bulunan Bakan  Pakdemirli, Yenişehir Havalimanında gazetecilere yaptığı açıklamada, gün boyunca ekiplerin sahada, hızlı bir tempoyla çalışmalarını sürdürdüğünü söyledi.

"SELDEN 26 BİN DEKAR ALAN ETKİLENDİ"
Selden 5 ilçe, 43 kırsal mahalle ve 26 bin dekar alanın etkilendiğini belirten Pakdemirli, "Bizim burada olmamızın ana sebeplerinden biri, sel felaketinin kırsal bir alanda olması ve tarımsal faaliyetlere belli miktarda zarar veriyor olması. Zarar, hayvancılık anlamında çok önemli değil; 17 kuzu, 48 arılı kovan, 400 kanatlı bertaraf olmuş durumda." dedi.

Pakdemirli, Kestel, Orhangazi ve İznik ilçelerindeki tarımsal alanlarda incelemelerde bulunduklarını aktardı.

Sahadaki tarım arazilerinde özellikle rusubat zararı oluştuğunu, taş ve kayaların birikmesinden kaynaklanan özellikle dikili örtüde, ağaçlarda hasar gözlemlediklerini anlatan Pakdemirli, şöyle devam etti:
"Sayın Cumhurbaşkanımızla tabii ki irtibatlandık. Sabah Kestel ilçesinde ve diğer taraflarda Cumhurbaşkanımızla özellikle taziye konusunda birebir aileleri irtibatlandırarak, taziyelerini iletmiş olduk. Kader kızımızı defnettik. Görünen o ki hem köyün içinde hem de tek yapılaşmanın olduğu yerde, dere içine ve ağzına yapılan konutlar ve yerleşim yerleri, bizim için en büyük tehlike. Türkiye, bu anlamda hakikaten çok büyük bir devlet, çok büyük yatırımları olan bir devlet. Ancak şunu da unutmamamız gerekiyor; Türkiye'de yüz binlerce böyle ıslah edilmeyi bekleyen dereler var. Bundan kaçınmanın en iyi yolu, riske almamak. O yüzden mutlaka dere yataklarından uzak duruyor olmamız lazım. Birçoğumuz, maalesef 'Bana bir şey olmaz. Buradan akan suyun kalınlığı nedir ki?' diyebilir ama ben ailesinden bir ferdini taşkınlarda kaybetmiş biri olarak, hakikaten bu suyun ne zaman geleceğini, problem oluşturabileceğini, hayatımızı riske atabileceği konusunu daha önceden kestirmenin güç olduğunu söylüyorum."

Dere yataklarında evleri olanlara seslenen Pakdemirli, "Kendinizi, çoluğunuzu çocuğunuzu, akrabalarınızı seviyorsanız en yakın zamanda oradan mutlaka konutlarınızı taşınmanın bir yolunu bulun. Gerekirse Çevre ve Şehircilik Bakanlığından, illerdeki kamu kurumlarından destek alarak bu felaketler olmadan bunları önlemenin yolunu bulmamız gerektiğine inanıyorum. Tüm bu felaketlerin hepsinin bir şekilde çözümü var. Çözümsüz olan, can kayıplarıdır. Can kayıplarının olduğu yerde diyecek çok bir şey kalmıyor, kelimeler tükeniyor." değerlendirmesinde bulundu.

"BURSA'DA TARIM SİGORTALILIK ORANI, OLMASI GEREKENİN 5'TE BİRİ"
Bakan Pakdemirli, tarımsal faaliyetin devamının ve tarım sigortalarının (TARSİM) son derece önemli olduğunu vurguladı.
"Şu anda Bursa'da tarım sigortalılık oranı yüzde 18 yani olması gerekenin 5'te biri." diyen Pakdemirli, bu oran ne kadar fazla olursa zor günlerde çiftçinin sırtı rahat, arkası pek oturabileceğini dile getirdi.

Tarım sigortası olmadığında afet durumlarında büyük kayıplar yaşanabileceği uyarısında bulunan Pakdemirli, şunları kaydetti:
"Yüzde 45 ile armutta sigortalılığımız var. Bu sigortalılık oranını, tüm meyve ve sebzede artırmamız gerekiyor. Şu an özellikle domates ve sebzede ciddi kayıplar var. Dikilide çok ciddi bir kaybımız yok gibi gözüküyor. Bundan dolayı hasar görmüş arkadaşlarımız, ellerindeki hasar tespit raporlarıyla Tarım Krediye borçlarını, Ziraat Bankasına borçlarını erteleyebilecekler. Bu konuda herhangi bir sıkıntımız yok. Bu köylerin birçoğu orman köyleri. Bu sebeple ORKÖY kapsamında, bu köylerimize 2 milyon lira hibe desteği vermeyi öngördük, en azından tarımsal faaliyetin sürdürülebilmesi ve bir miktar da olsa yaşanan acıları telafi edebilmesi için böyle bir şey yapalım dedik.

"ALMAMIZ GEREKENDEN DAHA FAZLA BİR İNİSİYATİF VARSA DEVLET SU İŞLERİ OLARAK, BİZ BU İNİSİYATİFLERİ ALIRIZ"
Devlet Su İşleri ekipleri taşkınlar konusunda çalışıyor. Şu anda önemli olan, faaliyetin normal devam etmesiyle ilgili konularda Devlet Su İşleri ekipleri çalışıyor. Bugün sanayi bölgesini ve köyleri ziyaret ettik. Burada Büyükşehir Belediyesi de arzu ederse bunlara da almamız gerekenden daha fazla bir inisiyatif varsa Devlet Su İşleri olarak, biz bu inisiyatifleri alırız. Bu konuda bir sıkıntımız yok."

Bursa Büyükşehir Belediyesi ile çalışmaya devam edeceklerini aktaran Pakdemirli, "Menfezlere, drenaj tahliye kanallarına, tarlalarda biriken rusubatlara da hepsine de müdahale edeceğiz." bilgisini verdi.

Pakdemirli, yapısal tedbirleri almanın önemine değinerek, "Kaçınmak önemlidir ama yapılaşmanın belli noktalara geldiği bölgelerde, geleceğe yönelik hangi tedbirler alabiliriz? Sanayi bölgesine de kuşaklama kanallarıyla oraya suyun ulaşmayacağı bir şekle nasıl getirebiliriz? Bununla ilgili de çalışmaya başlandı." ifadelerini kullandı.
 
 
25.06.2020
Devamı

PANDEMİYE BAĞLI BİR HAYAT ve ALINACAK TEDBİRLER

Değerli okurlar son dönemlerde yaşadığımız pandemi nedeniyle yaşam tarzımız da hayli  değişti.  Dışarı  çıkıldığında fiziki mesafeyi  koruma ve maske takma  gerekliliği,  içeride bunlara ek olarak kalabalık oluşturmama  ya da en az bir buçuk metre  aralıklı oturma   gibi önlemler hayatımıza dahil oldu. Pek çoğumuz tarafından sık sık ellerimizi yıkayıp dezenfekte etme işlemleri başladı. Ayrıca kendi aracımızla gideceksek,  araçta  aile dışından da birileri varsa, kişi sayısı üçü geçemeyecek ve maskeli olacak. Yok eğer  toplu taşıma araçlarıyla seyahat edeceksek araçlara tıka basa binilmeyecek, belli sayıda yolcu alınacak.  Ya da uzun yol   gideceksek, bu defa da çapraz oturma koşuluyla birer koltuk atlayarak  oturulacak. Bu defa tam kapasite ile gidemeyeceği için yolcu taşıyan araç sahiplerinden itirazlar geldi. Öyle olunca devlet yetkilileri bunları göz önüne alarak Karayolları Kanununda değişikliğe gitti. 12 Haziran 2020 tarihli Resmi gazetede yayımlanan Karayolu ile Yolcu Taşımacılığı Alanında Uygulanacak taban- tavan ücret tarifeleri de her iki tarafı da korumak adına devlet eliyle belirlendi. Buna göre 101-115 kilometre yol mesafesi 70 lira, 551 -625 kilometre arası 125 lira ve 2001 kilometre üzeri yolculuklar için 375 TL taban fiyat belirlendi. Yani en az 70, en fazla 375 TL karşılığında seyahat edebileceğiz artık. Ancak buna köprü fiyatları dahil değildir. Sanırım onlar da eklenirse fiyatlar biraz daha yukarı çıkacaktır. Uçuş fiyatlarına gelince, onlar da Korona Pandemisinden  nasibini aldı. Daha sıkı güvenlik tedbirleri uygulanmaya başlandı. Uçağın kabinine çanta, valiz gibi malzemelerin konulması yasaklandı. Öyle eskisi gibi yolcu uğurlama, el sallayıp gönderme işleri de bitti. Bir tek sevindirici haber, Türk Hava Yolları  sağlık çalışanlarına %40 a varan indirim yapılacağı müjdesini verdi. Yani anlaşılıyor ki seyahat ve gezi durumlarımız çok çok değişti ve değişecek. Ayrıca fazla seyahat de edilemeyecek.  Pandemi süreci henüz tamamlanmadığı için  seyahatlerin  kısıtlanması ve azaltılması uzmanlara göre de doğru geliyor. Ne diyelim, yeni normalleşme böyle işte.

Ama her ne olursa olsun önceki yıllarda yaşadığımız tatiller de bitti artık, bunu anlatmaya söylemeye gerek yok. Şimdi yaz geldi ve önlemler biraz gevşetildiği için bir çoğumuz  nasıl tatil yapacağının hesabını yapmaya başladı. Bu yıl otel, motel dinlencesinden çok, bireysel tercihlerin ön plana çıktığı izlenen haberlerde görülüyor. İnsanlar artık kendilerine uygun havuzlu villaları tercih etmeye başladılar. Maddi durumum iyi değil o kadar ödeme yapamam diyenler de deniz sefası yapmak isterse, onları da sakin koylar veya aralarında en az 2 metre mesafeli konulmuş şezlongların bulunduğu halk plajları bekliyor.  Ayrıca yazı kendi köyümüzde kendi tarlamızda ya da   hobi bahçemizde   geçirmeyi planlıyoruz diyenler de olabilir. Onlar için de benzer senaryolar devrede. Fakat özellikle bu son grup için bir kaç uyarı yapmadan edemeyeceğim. Birincisi, bulundukları mıntıkada sürekli kalmalarını oraya buraya hareket etmemelerini belirtmek isterim. Yoksa Korona denen illet peşimizi bırakmaz ve başta bizi sonra da çevremizdekileri mutlaka bulur yakalar, hasta eder. İkinci en önemli sorun da Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı'dır. Namı diğer “Kene Hastalığı”. Bu yıl şu ana kadar ülke çapında 15 kişinin canına mal oldu. Maalesef memleketin pek çok vilayetinde ölüm saçmaya devam ediyor. Özellikle piknik alanları, çayırlar, meralar, koruluklar hepsi bu hastalığı taşıyan kenelerin evleri yuvaları olabilir. Böyle bakmalıyız olaya. Biz bahsedilen yerleri gezip eğlenirken bu canlılar da kendilerine kan emecek kurban bulma telaşındalar. “Adam ne olacak minnacık küçücük  böcekten”  diyerek  ihmalkarlığa asla  düşmeyelim. O küçücük canlı  tükürük bezlerinde yer alan virüsü vücudunuza zerk eder etmez,  durup dururken yaz ortasında ateşiniz yükselir, nezle-grip olmuşsunuz gibi belirtiler gösterirsiniz. Bu belirtilerden de hasta olduğunuzu anlayamazsanız vücudunuzda alerjik belirtiler, deride kızarıklıklar, döküntüler, kan oturmaları  görülmeye başlar. Hala teşhis konulmazsa ölüme kadar götürecektir sizleri. O yüzden pikniğe gittiğinizde ya da dış ortamda toprakla haşır neşir olup yerlerde oturduğunuzda eve döner dönmez kendinizi iyice gözlemleyiniz. Bu esnada vücudunuzda derinize tutunmuş bir kene görürseniz hemen en yakın sağlık kuruluşuna koşar adım gitmenizi ve acilen keneyi bir uzman tarafından çıkartarak tedavinizi olmanızı öneririm.  Yine böylesi zamanlarda  pikniğe gittiğinizden doktorunuza bahsetmez ve dış ortamda uzun süre oturduğunuzu söylemezseniz, doktor size sadece  nezle grip tedavisi önerecektir.  Daha sonra gerçekler ortaya çıktığında maalesef geç kalınacaktır. O yüzden bir kez daha tekrar edelim. Özellikle piknik amaçlı doğa gezileri, hafif eğimli bayırlar, otlaklar, çalılıklar bu tür kenelerin en sevdiği yerlerdir. Toprağın çatlakları için de yer alırlar ve yanından geçen canlının ayak titreşimlerini hissettikleri an bu çatlaklardan çıkarak aynı örümcek gibi hızlı hareketlerle saldırırlar. Çok hafif ve küçük olmaları nedeniyle çoğunlukla farkedilmezler. Aslında bu canlılar için birinci hedef tavşan, keklik, sansar, gelincik ve sığır gibi hayvanlardır. Ama onlara rastlayamazsa insan ve diğer canlıları da kan emip beslenmek için rahatlıkla kullanabilirler. Sanıldığının aksine tavuk beslemek, doğaya keklik salmak bu keneleri bitirmez, tam tersi artırır. Çünkü tavşan ve keklikler bu canlının birinci arakonakçısıdır. Ne demek ara konakçı? Parazitlerin Ergin forma geçmeden önce kullandıkları kan emilen canlı demektir. İşte ara konakçıdan kan emdikten sonra yere düşen kene daha sonra toprakta 3 bacaklı formdan 4 bacaklı olan ergin forma dönüşür. Ergin şeklini alan kene tekrar kan emerek bu defa da yumurtlayıp neslini sürdürmek için yeniden kan emmeye ihtiyaç duyar. İşte 3 bacaklı iken kan emdiği tavşan veya keklik gibi canlılardan aldığı virüsü biz insanlara bulaştırır hale gelir. Kenenin tükürük bezine yerleşen virüs kan emmeyi bitirmeye yakın veya kene tedirgin edildiğinde ısırdığı canlıya bulaştırılır, hayati tehlike başlar. Yoksa hastalık taşımayan bir kene tarafından ısırılmakla Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı insana geçmez. Bu keneler önceleri yurdumuzda Tokat, Amasya ve Sivas gibi kentlerimizde yer alırken, şimdilerde hemen her şehirde rastlanmaktadır. O sebeple bütün herkesin bu hastalığı kulağına küpe etmesinde fayda vardır. Bakın yeri gelmişken gerçek bir hikayeden bahsedeyim. Dört beş yıl önce Kırklareli’nin Bulgaristan’a sınır köyünün birinde yaşlı karı koca yaz gelince şehirden köye giderler. Evlerinin önünde küçük bir alanda sebze yetiştirmeye başlarlar. Sanırım her ikisi de yetmiş yaş üstündedirler. Bir süre sonra yaşlı teyzemizde soğuk algınlığı belirtileri başlar. Şehre gelip bir sağlık kurumuna gider muayene olur. Nezle olduğu söylenir kendine ona göre ilaçlar verilir. Fakat alınan ilaçlardan fayda görmez evin hanımı ve tekrardan hekime başvurur. Doktor hikayeyi dinledikten sonra durumdan şüphelenir ve keneden bahseder teyzemize. Yaşlı kadın da ona birkaç gün önce sırtında bir kenenin olduğunu farkettiklerini söyler. Keneyi de kendi çabalarıyla çıkarmaya çalıştıklarını ama başarılı olamadıklarını anlatır. Bunun üzerine hemen sağlık ocağında kene çıkarılır ve vakit kaybetmeden Trakya Tıp Fakültesi Hastanesine sevkedilir. Ama maalesef geç kalınmış ve iş işten geçmiştir. Kısa bir süre sonra vefat haberi gelir yaşlı kadından. Dolayısıyla böyle bir durumla karşılaşmamak için arazide ve riskli alanlarda dolaşılıyorsa, uzun kollu, paçalı elbiseler tercih edilmeli. Özellikle pantolon paçaları çizme giyilmişse onun içine veya çorabın lastiğinin arasına konularak gezilmelidir. Araziden dönüldüğünde de vücudumuz iyi bir kontrolden geçirilmeli, kene aranmalıdır.

Kıymetli okurlar anlattığım şeylerle sizlerin canını sıkmak, korkutmak veya germek istemiyorum elbette. Tamamen tedbirlerimizi alıp artırmak ve hayatı daha kaliteli yaşamak üzerine yazıyorum. Elbette insanlar doğada özgürce gezip dolaşma hakkına sahiptir. Ancak unutmamak gerekir ki maharet hasta olup tedavi edilmek değil, hastalığa yakalanmamaktır. Bu yüzden tedbirlerimizi artıralım ve sağlıklı mutlu kazasız bir yaz geçirelim. Kalın sağlıcakla.
 
 
Dr. Öğr. Üyesi Hakan KEÇECİ
                Bingöl Üniversitesi
Veteriner İç Hastalıkları Anabilim Dalı Bşk.
 
 
24.06.2020
Devamı

CHP'li Başevirgen: Çiftçi Geçen Yılın Ödemesini Alamadı

CHP’li Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, “Tarım Bakanı Pakdemirli’nin müjde olarak açıkladığı ödemeler aslında çiftçinin geçen yıldan kazanılmış ancak ödenmemiş hakkı” dedi.
CHP Manisa Milletvekili, Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Bekir Başevirgen, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin, yağlı tohumlu bitkiler desteği ve tarımsal sulama elektrik desteği kapsamında üreticilere müjde gibi duyurduğu toplamda 1 milyar 469 milyon 303 bin TL ödeme ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

2019 yılında ödenmesi gereken tarımsal destekleme ödemelerinin bir kısmının halen ödenmemesine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tüm ödemelerin yapıldığına dair açıklamalarda bulunduğunu belirten Başevirgen, “2020 yılının yarısını bitirdik. Çiftçi daha 2019 ödemelerini almaya çalışıyor. Bakanın müjde olarak açıkladığı ödemeler aslında çiftçinin geçen yıldan kazanılmış ancak ödenmemiş hakkı” dedi.

Girdi maliyetlerinin yüksekliğine karşı, iktidarın övünerek açıkladığı tarımsal desteklemelerin yetersiz olduğunu ve bu nedenle çiftçilerin üretemez hale geldiğini belirten Bekir Başevirgen, “Çiftçinin en büyük sorunu mazot. Çiftçi mazota yüzde 60 vergi ödüyor. Son 10 yılda mazot ve gübre fiyatları yüzde 250 oranında arttı. Kullandığı gübre ithal, yem ithal, kullandığı ilaçlar ithal. Elektrik, sulama pahalı. Bankalara borcu olmayan çiftçi yok. 2002 yılında borcu 1 milyar olan çiftçinin 2020 yılında borcu 130 milyara çıktı. Şimdi ‘veriyoruz’ diye övünülen hangi destek çiftçinin yarasına merhem oluyor?” diye sordu.

İKTİDAR ‘BORCUM BORÇ’ DİYOR

Avrupa Birliği bütçesinin yüzde 45’inin tarımsal desteğe ayrıldığını, ülkemizde ise bu oranın bütçenin yüzde 1,9-2,9’u arasında olduğunu ifade eden CHP Milletvekili Bekir Başevirgen, “Destekler yetmiyor. Oysa 2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu’na göre devletin çiftçiye ödemesi gereken 175 milyar TL borcu var. Pandemi sürecinin çiftçiye olan olumsuz etkileri de göz önüne alındığında yapılması gereken çiftçiye geriden gelen tarımsal destekleme ödemelerini müjde verircesine yapmak değil, Tarım Kanunu’nu uygulamaya koymaktır. Ancak iktidar ‘Borcum borç, ne öderim ne inkâr ederim’ gibi aymaz bir anlayışla bu borcu çiftçisine ödememekte, adeta kulağının üstüne yatmaktadır. Bu borç bir an önce gerçek sahiplerine ödenmeli” ifadelerini kullandı.
 
24.06.2020
Devamı

TMO ve Türkşeker arasında İş Birliği Protokolü İmzalandı

TMO Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür’ü Ahmet GÜLDAL  Türk şeker ile iş birliği protokolü imzaladıklarını twitter hesabından  duyurdu.

Güldal açıklamayı şu şekilde yaptı: “ Türkşeker'in üreticilerimizden sözleşmeli olarak alacağı hububat için Kurumumuz ve Türkşeker arasında iş birliği protokolünü imzaladık. Ülkemizin ve üreticilerimizin menfaatine olan her uygulamanın destekçisi olmaya devam edeceğiz.”
 
24.06.2020
Devamı

Kars Açık Ceza İnfaz Kurumu'nun Modern Besi Çiftliği Bölgeye Nefes Olacak

60 milyon liraya yapılan ve 2020 yılının 11’nci ayında hizmete girmesi öngörülen Kars Açık Ceza İnfaz Kurumu Modern Besi Çiftliği ve Kesimhane Projesi bölgeye nefes olacak.
8 Nisan 2017 tarihinde düzenlenen törenle temeli atılan Kars Açık Ceza İnfaz Kurumu Modern Besi Çiftliği ve Kesimhane Projesi geçtiğimiz yıl yüklenici firmanın işi sürdürememesi nedeniyle iş tasfiyeye gitti. Adalet Bakanlığı tarafından Kars Açık Ceza İnfaz Kurumu Modern Besi Çiftliği ve Kesimhane Projesi’nin ikmal ihalesi geçtiğimiz gün muhammen bedeli 15 milyon lirayla yapıldı. İlgili firmanın sözleşmeyi imzalamasıyla Kars Açık Ceza İnfaz Kurumu Modern Besi Çiftliği ve Kesimhane Projesi kaldığı yerden yapımına devam ediyor.

65. Dönem Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Kars Milletvekili Ahmet Arslan ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Kars Milletvekili Prof. Dr. Yunus Kılıç, Kars Valisi Türker Öksüz, Cumhuriyet Başsavcı Vekili Nazif Yücel, Meclis Başkanı Muzaffer Yağcı, Kafkas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüsnü Kapu, AK Parti Kars İl Başkanı Adem Çalkın, İl Emniyet Müdürü Yauz Sağdıç, İl Jandarma Komutanı Hidayet Arıkan ve protokol üyeleri Kars Açık Ceza İnfaz Kurumu Modern Besi Çiftliği ve Kesimhane Projesi’ni inceleyerek yüklenici firmadan yetkilisinden bilgi aldı.

İncelemeler sonrası gazetecilere açıklama yapan Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Kars Milletvekili Prof. Dr. Yunus Kılıç, “Kars için çok önemli olan ve Kars’ta yapmayı baştan beri arzu ettiğimiz, planladığımız hayvancılığın en son aşaması olan Kesimhane ve buranın besihanesiyle birlikte birkaç yıl önce Adalet Bakanlığının iş atölyeleri üzerinden yapımına karar verildi. Geçen yıl bitmesi gereken ancak ilgili firma ile bazı sıkıntılar yaşandıktan sonra kısa bir süre fesih süreci geçirildi. Daha sonra yeniden ihalesi gerçekleştirildi ve yeni bir yüklenici firma üstlendi. Kars’taki bu besihane ve kesimhane inşallah bu yılın sonuna kalmadan hizmet vermeye başlayacak. Bizim için çok önemli, çünkü biliyorsunuz Kars’ta hayvancılığın zahmetli tarafı yapılır. Yani bir buzağı alınır, büyütülür ve besi yapılamadan, en karlı kısmı Kars’ta halledilemeden başka illere satılırdı. Bununla beraber hem üretimiz, köylü kar edemezdi hem de özellikle kıtlık senelerde satmak zorunda kalırdı. Sattığı adamında ticari ahlakına çok bakma lüksü yoktu, çünkü satması lazımdı. O çoğu yıllarda da Kars’ta ciddi dolandırıcılıklar olurdu, Kars’ın hayvanını alırlardı ancak paraları ödemezlerdi. Besiciliğin Kars’ta yapılıyor hale gelmesi lazımdı, kesimhane Kars’ta olacak. Kesim için acaba Hatay’a mı götürsek, Ankara’ya mı götürsek, başka illere mi götürsek? korkumuz olmayacak.” dedi.
Kars Açık Ceza İnfaz Kurumu Modern Besi Çiftliği ve Kesimhane Projesi’nin sadece Kars için olmayacağını da anımsatan Kılıç, Kars’ın yanı sıra Ardahan, Iğdır ve sıkıştığı zaman da Ağrı için kurtuluş alanı olacağını söyledi.

Kılıç ayrıca, Kafkas Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nin uygulama alanının olmadığını Açık Ceza İnfaz Kurumu Modern Besi Çiftliği ve Kesimhane Projesi’nin hayata geçirildiğinde Veteriner Fakültesinin aynı zamanda uygulama alanı olacağını, aynı zamanda köylülere burada eğitim vererek besiciliğin nasıl yapılacağını uygulamalı olarak anlatacaklarını da sözlerine ekledi.

65. Dönem Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Kars Milletvekili Ahmet Arslan ise tarım ve hayvancılık şehrinde bu kadar baraj, bu kadar sulanabilir arazinin sulu hale gelmesiyle hayvancılığın tarımla birlikte geliştiğini ifade ederek, “Dolayısıyla kesimhane bunun olmazsa olmazı idi. Ne yazık ki bir önceki yüklenici firmanın işi sürdürememesi nedeniyle iş tasfiyeye gitti. İstediğimiz bir şey değildi ama kanunu bir şey olması nedeniyle yapacak bir şey yok. Şimdi işin ikinci kısmı ikmal ihalesi yapıldı, yüklenicimiz başladı, KDV’si ile birlikte yaklaşık 15 milyon liraya ihalesi gerçekleştirildi. İnşallah donanımıyla, teçhizatıyla birlikte en geç 2020 yılının 11’nci ayında hizmet verebilir hale gelecek. Bunu ziyadesiyle önemsiyoruz. Bu Kars Açık Ceza İnfaz Kurumu Modern Besi Çiftliği ve Kesimhane Projesi’nin toplam maliyeti 60 milyon lira. Bu proje inşallah bittiğinde hemşerilerimiz beslediği hayvanları herhangi bir yere götürmeden direk kesimhaneye getirebilecek ve en geç 3 gün içinde parasını alabilecek hale gelecek. O yüzden şimdiden hayırlı uğurlu olsun.” şeklinde konuştu.


Kars’ın her alanda kabuğunu kırdığını, her alanda çok büyük gelişmeleri gösterdiğini kaydeden Kars Valisi Türker Öksüz de, “Tarımda, turizmde, hayvancılıkta, dünkü törende gördüğünüz gibi tarımsal sulama boyutunda da çok önemli atılımlar içerisindeyiz. Bunlar rutin yatırımlar değil, bunlar bölgenin kaderini değiştirebilecek ölçekte ve nitelikte yatırımlar. Bu şehir bir yandan turizm, bir yandan da tarım ve hayvancılığa dayanan bir il. Dolayısıyla hayvancılığı geliştirmemiz lazım. Bizim küçükbaş ve büyükbaş toplam 1 milyon 100 bin hayvan varlığımız var ve yıllık 200 bin civarında canlı hayvan ticaretine konu olan bir şehir de yaşıyoruz. Burası Türkiye’nin hayvancılıkta gözbebeği olan bir şehir, onun için bu tesis çok anlamlı ve değerli. Bölgemizdeki çiftçilerimize, hayvancılık yapan vatandaşlarımıza da çok büyük bir nefes olacak, onların ürünlerinin kıymetiyle değerlendirilip bir entegre tesisinden yöreye ekonomik anlamda çok büyük destek sağlayacak.” diye konuştu.

Proje, 630 dönüm arazi üzerine gerçekleştirilecek olup toplam proje alanı 24.310,00 metrekare kapalı alan 67.185,00 metrekare yeşil alandan oluşacak. Bu tesiste 1 veteriner hekim, 1 ziraat teknisyeni, 1 gıda mühendisi,1 hayvan sağlığı teknisyeni 10 atölye şefi ve 70 hükümlü istihdam edecek.
 
 
 
 
 
23.06.2020
Devamı

TÜDKIYEB Genel Başkanı Çelik Hayvancılık'ta 455,07 Milyarlık Katkıda Bulunuyoruz

Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Genel Başkanı Nihat Çelik, bu ülkenin geleceğinin tarım ve gıdada olduğunu bildirerek, “Bu ülke ekonomisine tarım ve hayvancılıkta 455,07 milyar liralık üretim değerimizle büyük katkıda bulunuyoruz” dedi.
 
TÜDKİYEB Genel Başkanı Nihat Çelik, 2019 yılı rakamlarına göre çiftçinin 165,32 milyar liralık canlı hayvan, 93,92 milyar liralık hayvansal ürün, 77,55 milyar liralık tahıl ve diğer bitkisel ürün, 67,83 milyar liralık meyve, içecek ve baharat bitkileri, 50,45 milyar liralık sebze üretimi gerçekleştirdiğini belirtti.

Ülkenin tarımdaki üretime dayanarak 19,7 milyar dolarlık gıda ve tarım ihracatı yaptığını, tarımın 5,1 milyon kişiye iş sağladığını, işsizliği 2 puan civarında düşürdüğünü bildiren Çelik, “Tarım ve hayvancılık potansiyeli çok büyük olan bir ülkede yaşıyoruz. Mülteci ve yabancılarla birlikte 88 milyonluk bir ülkenin gıda güvencesini çiftçimiz ve yetiştiricimiz sağlıyor. Yakın çevrede tarım ve hayvancılıkta bizimle yarışacak bir ülke de yok. Bu ülkenin hala yeterince kullanılmayan tarlaları, otlakları var. Suya kavuşturulmamış 1,9 milyon hektar alan bulunuyor. Türkiye, verimli tarım alanlarını korumalı, sulama yatırımlarını tamamlamalı, kırsalda nüfusu tutacak kırsal kalkınma projeleri uygulamaya koymalı, tüm tarım arazilerini tarımsal üretim için kullanmalıdır. Hayvancılığın en ucuz yem kaynağı mera ve çayırlardır. Çayır ve meralar ıslah edilmelidir. Bu konuda Tarım ve Orman Bakanımız Dr. Bekir Pakdemirli’nin çayır ve mera ıslahı çalışmalarına büyük önem verdiğini ve bu konudaki çalışmaları aralıksız sürdürdüğünü de görüyoruz. Bu konuda ve diğer konularda tarıma ve hayvancılığa yaptığı katkılar için teşekkür ediyoruz" ifadelerini kullandı.

“TARIM VE HAYVANCILIĞA VERİLEN HER DESTEK EKONOMİYE KATKI OLARAK GERİ DÖNÜYOR”
Tarım ve hayvancılık için harcanacak her kuruşun misliyle ekonomiye geri döneceğinin unutulmaması gerektiğini vurgulayan Çelik, “Tarıma ve hayvancılığa verilen her destek ülkeye ekonomik katkı olarak geri dönüyor. Yeni koronavirüs salgınında da görüldü ki gıda güvencesi ve sağlık her şeyden önemli. Hayat dursa bile sağlık hizmeti durmuyor, gıda tüketimi azalmıyor. Aksine artıyor. Eğer gıda güvencenizi sağlayamıyorsanız, sağlık sisteminiz yetersiz ise istediğiniz kadar zengin ülke olun muhtaç duruma düşüyorsunuz. Bu kriz, bize sağlık sistemimizi ve tarımımızı ne olursa olsun ayakta tutmamız gerektiğini bize gösterdi" şeklinde konuştu.
Koronavirüs sürecinde tarımsal üretimin aksamadan sürdüğüne, çiftçinin ve yetiştiricinin gecesini gündüzüne katarak üretim faaliyetini devam ettirdiğine dikkati çeken Çelik, “bu konuda muhtarlarımızın büyük gayretleri de yadsınamaz. Devlet ile vatandaş arasındaki köprü görevini yapan muhtarlarımız, koronavirüs salgınında yetkili birimlerimizle müthiş bir eşgüdüm içinde çalıştı, kontrolü sağladı ve salgının kırsalda yayılmasının önüne geçtiler” ifadelerine yer verdi.

"KIRSALIN KALKINDIRILMASINDA ANA UNSUR MUHTARLARIMIZ OLACAKTIR"
Muhtarların kamunun verdiği her türlü görevi bugüne kadar layıkıyla yerine getirdiğini, kırsalı ayakta tuttuğunu belirten Çelik, “Kırsalın kalkındırılması, ülke ekonomisine tarım ve hayvancılıkla çok daha büyük katkı sağlanması konusunda yapılacak her türlü proje, verilecek her türlü destek uygulamasının başarısında da ana unsur muhtarlarımız olacaktır. Kamu kuruluşları devletin kırsaldaki temsilcisi muhtarlarımızla işbirliği içinde hareket ederse sorunlar çok daha hızlı, kolay ve hedefe uyumlu bir şekilde çözülür” dedi.
 
 
 
 
23.06.2020
Devamı

TKDK Başvuru Süreleri Uzatıldı

Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, 11 Mayıs 2020 tarihinde Dokuzuncu Başvuru Çağrı İlanına çıkmıştı.

Tarımsal İşletmelerin Fiziki Varlıklarına Yönelik Yatırımlar ile Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme bünyesinde süt üreten ve kırmızı et üreten tarımsal işletmeleri, bitkisel üretim ve arıcılık konusundaki projelerin hazırlanıp, 30 Haziran’a kadar başvuru yapılması istenmişti. Sözü edilen ilgili projelere başvuru tarihi 7 Temmuz’a uzatıldı.
Projeler ve başvuru hakkında ayrıntılı bilgi, merkez ve ilçe Tarım ve Orman Müdürlüğü Proje Destek Birimi veya Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’ndan alınabilecek.
 
 
23.06.2020
Devamı

Kurban Kesim Ve Satış Yerlerinde Pandemi Tedbirleri Açıklandı

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde Kurban kesimi ve satışı yapılacak olan yerlerde alınması gereken tedbirler hakkında açıklamalarda bulundu.

Kurban Bayramında bir gelenek olan tokalaşarak hayvan satış işleminin bu Bayramda olmayacağının altını çizen Bakan Pakdemirli, "Pazarlık esnasında gelenek haline gelen tokalaşma görüntüleri bu bayramda olmayacak. Sosyal mesafe kuralına uymak çok önemli. Bu yüzden bu bayramda tokalaşma olmayacak" dedi.

Kurban satış ve kesim yerlerinde uygun giriş-çıkış kapıları oluşturulacağını söyleyen Bakan Pakdemirli, kurban satış yerinin etrafı sınırlandırılacak ve çadırlar arası mesafe en az 2 metre olacak. Maskesiz girişlere de izin verilmeyecek. Ayrıca girişlerde vatandaşlarımızın el dezenfeksiyonu ve ateş ölçümü işlemleri titizlikle gerçekleştirilecek diye konuştu.
Hayvan satış yerlerine getirilen hayvanların kulak küpesi olmasının da önemine vurgu yapan Bakan Pakdemirli, "Hayvan satış yerlerine kulak küpesi, veteriner sağlık raporu/hayvan pasaportu/nakil belgesi olmayan hayvanlar alınmayacak. Vatandaşlarımız hayvanların bilgilerini ise  "HAYSAG" mobil uygulamasından sorgulayabilecekler" dedi.
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli hayvan sayısı hakkında da bilgi verdi. Bakan Pakdemirli: "Kurban Bayramı için 1,2 milyon büyükbaş, 3,5 milyon da küçükbaş hayvan kesim için hazır bekliyor. Geçen yıl da aşağı yukarı 800 bin büyükbaş kesildi 2,7 milyon da küçükbaş kesildi. Yani her yıl aşağı yukarı yüzde 50'i daha fazlasını sektör hazır ediyor. Bu konuda vatandaşlarımızın dini vecibelerini yerine getirmeleri konusunda herhangi bir endişeleri olmasın."
 
 
22.06.2020
Devamı

Erdoğan: “585’incı Barajımızı ülkemize kazandırıyoruz”

Cumhurbaşkanı  Recep Tayyip Erdoğan, serhat şehrimiz Kars'ın mümbit topraklarını suyla buluşturacak olan Kars Barajı'nın açılışına video konferans yöntemiyle iştirak etti.
Kars Barajı Açılış Töreni'ne video konferansla iştirak eden Recep Tayyip Erdoğan, hükümete geldiklerinde ülkede toplam 276 baraj olduğunu belirterek, "Bugün ise son 18 yıldaki 585. barajı ülkemize kazandırıyoruz." dedi.

Ülkeyi bir baştan bir başa adeta gerdanlık gibi kuşatan barajlara yeni bir halka daha eklemenin memnuniyeti içerisinde olunduğunu belirten Başkan Erdoğan, kısa bir süre önce GAP'ın en önemli eserlerinden biri olan Ilısu Barajı'nın ilk ünitesini hizmete açtıklarını anımsatarak, "Ilısu Veysel Eroğlu" ismi verilen barajın tüm bölgeye hizmet vereceğini kaydetti.

Ardından kendi alanında ülkenin en büyüğü olacak Yusufeli Barajı'nın gövde betonunun dörtte üçünün tamamlanması törenine de katıldığını dile getiren Erdoğan, Kars Barajı'nın açılışının koronavirüs nedeniyle video konferansla gerçekleştirildiğini anlattı. 

SON 18 YILDAKİ 585. BARAJ
Başkan Erdoğan, hükümete geldiklerinde tüm basın mensuplarıyla baraj bölgesinde bu çevreyi ve Kars'ın geldiği konumu izleme fırsatını bulduklarını dile getirerek, şöyle devam etti: 
"Hükümete geldiğimizde ülkemizde toplam 276 baraj vardı. Bugün ise son 18 yıldaki 585. barajı ülkemize kazandırıyoruz. Aynı şekilde sulama tesislerimizin sayısını da 2 katından fazla artırdık. Ülkemizin su potansiyelini en verimli şekilde kullanmasını sağlayacak yatırımları birer birer hayata geçirdik. Bu doğrultuda attığımız her adım bizi hedeflerimize biraz daha yaklaştırdı. Şehirlerimizi barajlarla, hidroelektrik santralleriyle, içme suyu tesisleriyle, sulama kanallarıyla donatarak milletimizin refah seviyesini sürekli yükselttik."
Erdoğan, Kars Barajı ile Kars ve Iğdır'ın topraklarını sulayarak verimliliği artırdıklarını belirterek, yaklaşık 10 yıllık bir inşaat mazisi olan barajda geçtiğimiz yıl su tutulmaya başladığını belirtti.

BARAJ BİR YILDA YAPILAN YATIRIMI GERİ ÖDÜYOR
Buradan Arpaçay Barajı'na yapılan takviyeyle Akyaka ve Iğdır Ovası'nda 541 dekar arazinin sıkıntısız bir sulama mevsimi geçirmesinin sağlandığını ifade eden Erdoğan, sadece bu bölgede bir yılda 603 milyon lira tarımsal gelir elde edildiğini kaydetti.
Erdoğan, inşa bedeli 330 milyon lira olan barajın bir yılda yapılan yatırımı iki katıyla geri ödediğini vurgulayarak, sulamalar ve diğer yatırımlarla bu projenin toplam maliyetinin 2 milyar lirayı bulacağını dile getirdi.

EKONOMİYE YILLIK 300 MİLYON LİRA GELİR
Proje kapsamındaki sulama ve elektrik üretim tesisleri tam kapasite faaliyete geçtiğinde 475 bin dekar daha toprak sulanarak yılda 300 milyon liralık gelir elde edileceğini belirten Erdoğan, baraj çevresinin aynı zamanda yakında olan Kars'ın mesire ve dinlenme alanı olarak da hizmet vereceğini ifade etti.
Erdoğan, şehrin atık sularının Kars Çayı'na dökülmesini engelleyecek projeyi de hayata geçirerek çevre kirliliğinin önüne geçeceklerini aktararak, "Görüldüğü gibi ülkemize ve bölgemize gerçekten büyük katkı sağlayacak bir eser ortaya çıktı. Barajımızla serhat şehrimiz Kars'a yeni bir sembol de kazandırdığımıza inanıyorum." dedi.

"BU TABLO TÜRKİYE'NİN SON 18 YILDA HER ALANDA GELDİĞİ SEVİYENİN İŞARETİDİR"
Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin demokrasi ve ekonomi yolunda katettiği mesafenin en somut sonuçlarını koronavirüs salgını döneminde hep birlikte görme imkânı olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
"Gelişmiş ülkelerin dahi çaresiz kaldığı salgın sürecini, hem sağlık altyapımızla hem gıda ve temizlik tedarik zincirimizle hem de kamu güvenliği bakımından örnek bir yönetimle göğüsledik. Bu tablo Türkiye'nin son 18 yılda sağlık yanında eğitimden adalete, güvenlikten sosyal desteklere, ulaşımdan tarıma, enerjiden sanayiye her alanda geldiği seviyenin işaretidir. Salgın sonrası yeniden şekillenecek küresel, siyasi ve ekonomik düzende hedeflediğimiz yere ulaşmamızda bu altyapı hayati öneme sahiptir. Ülkemizi bu seviyeye getirmek için 18 yıldır gece gündüz demeden çalıştık, çabaladık. Vesayet güçlerinin tuzaklarından darbe girişimlerine, ekonomimizi hedef alan saldırılardan sınırlarımıza yönelik tacizlere kadar nice mücadeleler verdik."
"SU MEDENİYETTİR"
Kars Barajı'nın hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, her zaman "Su medeniyettir" dediğini hatırlattı. Erdoğan, "Suyu olmayan medeniyetten nasipsizdir. Yol medeniyettir. Yolu olmayanın da maalesef nasibi yoktur. Barajımızın ülkemize kazandırılmasında emeği geçenleri tekrar tebrik ediyorum. Çiftçilerimize bol ve bereketli hasatlar diliyorum." ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasının ardından Kars'a bağlanarak, barajın açılışını gerçekleştirdi.
 
22.06.2020
Devamı

TSÜAB ToBRFV Karşı Farkındalık Projesi Başlattı

Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB), domates ve biber gibi sebzelerin koronavirüsü olarak tanımlanan Domates Kahverengi Buruşuk Meyve Virüsüne (ToBRFV-Tomato Brown Rugose Fruit Tobamovirus) karşı farkındalık projesi başlattı.

TSÜAB Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Aydın Atasayar’ın koordinesinde yürütülen projenin ilk eğitim toplantısı 16-17 Haziran tarihlerinde video konferans yöntemi ile yapıldı. 4 farklı oturumda gerçekleştirilen toplantılara yaklaşık 150 TSÜAB Üyesi ve teknik personeli katıldı.
 
Toplantının açılışını gerçekleştiren TSÜAB Başkan Yardımcısı Yıldıray Gençer; pandemi süresince tarımın ve gıdanın öneminin ortaya çıktığını belirterek, tohumculuk sektörünün çok büyük aksaklıklar ile karşılaşmadan, gerekli tedbirleri alarak faaliyetlerine devam ettiğini kaydetti. TSÜAB Yönetim Kurulu olarak Üyelerin karşılaşabileceği sorunlar konusunda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ilgili birimleri ile sürekli temasta olduklarını belirten Gençer, “Bu süreçten sonra belirlenecek olan politikaların da sektörümüze daha fazla katkı sağlayacak şekilde olacağına inanıyoruz” dedi.



Gençer sözlerine şöyle devam etti.
“TSÜAB olarak bölgesel ve tematik olarak gerçekleştirmiş olduğumuz eğitim faaliyetlerimize, bu süreçte video konferans yöntemi ile devam ediyoruz. Domates ve biber gibi sebzelerin koronavirüsü olarak tanımlanan, çok çabuk bulaşan ve ekonomik anlamda çiftçilerimize çok zarar veren Domates Kahverengi Buruşuk Meyve Virüsüne (ToBRFV-Tomato Brown Rugose Fruit Tobamovirus) karşı bir farkındalık projesi oluşturmak için harekete geçtik. TSÜAB’ın koordine ettiği bu iki günlük seminer programında, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi  Doç. Dr. Hakan Fidan hocamız Üyelerimize ve teknik personellerine bu virüsün yayılma tehlikesi karşısında seralarda ve fideliklerde alınması gereken tedbirleri detaylı bir şekilde aktaracaktır. Kendisine tüm üyelerimiz adına teşekkür ediyorum.”

Projenin Koordinatörlüğünü üstlenen TSÜAB Yönetim Kurulu Üyesi  Dr. Aydın Atasayar, Virüs ile ilgili çalışmaların devam edeceğini belirterek sahada bilfiil çalışmakta olan teknik personellerin ToBRV’yi tanımasının yayılımın önüne geçmek adına oldukça önemli olduğunu belirtti. Seminerlere olan yoğun ilgiden dolayı duyduğu memnuniyeti dile getiren Atasayar, tüm katılımcılara ve sektöre yönelik katkılarından ötürü Doç. Dr. Hakan Fidan’a teşekkürlerini sundu.
 
19.06.2020
Devamı

Çiftçi Kuruluşunda Milletvekili Dayanışması!

TKDK’dan 1.8 milyon lira hibe desteğiyle yaptırdığı çiftliği Tarım Kredi’ye 6 milyon liraya sattı.
Türkiye’nin en önemli çiftçi kuruluşu olan Tarım Kredi Kooperatifleri, şimdi de batık durumdaki arkadaş şirketlerini kurtarmaya başladı.
Milli Gazete ‘den Sadettin İnan’ın haberine göre Ak Parti’den 23. Dönem milletvekili olan Muharrem Selamoğlu, Ankara’nın Haymana ilçesinde Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’ndan (TKDK) yaklaşık 1,8 milyon lira hibe desteği alarak süt çiftliği kurdu. Süt çiftliğini işletemeyen ve zamanla büyük zarar eden Selamoğlu, çiftliğini satmak istedi. Ancak çiftliğin bulunduğu yerin bir cazibesinin olmaması ve çiftlikteki süt hayvanlarının bakımsızlıktan dolayı verimlerinin çok düşmesinden dolayı bir müşteri bulamadı.  Selamoğlu’nun imdadına eski milletvekili arkadaşı Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Fahrettin Poyraz yetişti. Bakımsızlıktan dolayı süt verimleri düşen batık çiftliğin geçtiğimiz Aralık ayında sessiz sedasız Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından alındığı ortaya çıktı.

CEZA YEMEMEK İÇİN BATIK ÇİFTLİĞİ DOĞRUDAN TARIM KREDİ ALDI
Tarım Kredi Kooperatifleri’nin hayvancılık alanında Tareks Hayvancılık adında iştiraki bulunurken, söz konusu batık çiftliğin bu iştirak üzerinden değil de doğrudan Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği tarafından alınması da dikkat çekti. Bilindiği üzere TKDK’dan hibe desteği ile yapılan yatırımlarda 5 yıl şirket devri yapılamıyor. Bunun için batık çiftlik, Tareks Hayvancılık üzerinden alınmış olsaydı şirket ismi değişecek ve TKDK’dan ağır bir cezai müeyyide uygulanacaktı. Bunun için batık çiftlik, doğrudan Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği adına alınarak şirket ismi değiştirilmedi.

SERMAYESİ 50 BİN LİRADAN 3 MİLYON 50 BİN LİRAYA ÇIKARILDI
Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği’ne doğrudan alınan Selamoğlu Hayvancılık Şirketi’nin sermayesi satın almadan iki ay önce 50 bin liradan 3 milyon 50 bin liraya çıkarıldı. Artırılan sermayenin de 2 yıl içinde ödenmek şartıyla yükseltilmesi dikkat çekti. Şirketin devri de hukuki ve mali yükümlülükleriyle birlikte Tarım Kredi’ye devredilmesinden dolayı artırılan sermaye de Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından ödenecek. Şirket, doğrudan bir iştirakin bünyesine alınamadığı için Selamoğlu Hayvancılık’taki bütün işlemler vekâletle yürütülecek. Bunun için Tarım Kredi Yem’den Ticaret Müdürü Muhammet Çığ’a vekâlet verildi.

ESKİ VEKİL SATIŞ RAKAMINI AÇIKLAYAMADI
AKP eski Niğde Milletvekili Muharrem Selamoğlu, TKDK’dan hibe desteği alarak yaptırdığı süt çiftliğini Tarım Kredi Kooperatiflerine kaç liradan satıldığını açıklamadı. Milli Gazete’nin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Selamoğlu, çiftliği kurmak için çok emek verdiğini ancak işletemediklerini belirtirken, batık çiftliğin Tarım Kredi Kooperatiflerine kaç liradan satıldığını açıklamadı.

TARIM KREDİ’NİN ÜÇ BÜYÜK SÜT ÇİFTLİĞİ VAR
 Tarım Kredi Kooperatifleri’nin hayvancılık alanında iştiraki olan Tareks Hayvancılık’ın Yozgat Boğazlıyan ve Kırklareli Lüleburgaz’da süt hayvancılığı üzerine büyük çiftlikleri bulunurken, geçtiğimiz yıl yine Kırklareli’nde büyük bir çiftlik kiralanmıştı. Tarım Kredi Kooperatifleri’nin süt hayvancılığı anlamında büyük çiftlikleri bulunurken, iyi işletilmemesinden dolayı süt verimi düşmüş hayvanların bulunduğu bir çiftliği satın alması sektör yetkililerinin, “satın alma değil kurtarma operasyonu” iddialarını kuvvetlendiriyor.

ÇİFTLİK ALIMI DEĞİL KURTARMA OPERASYONU!
 Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Fahrettin Poyraz ile batık çiftliği satın alınan Muharrem Selamoğlu’nun aynı dönem milletvekilliği yapması dikkat çekerken, sektör yetkilileri söz konusu çiftlik alımının bir ihtiyaçtan dolayı değil, arkadaş şirketini kurtarma operasyonu olarak değerlendirmesi dikkat çekti.

KAMUOYUNA HİÇ BİR AÇIKLAMA YAPILMADI
Çiftliği satan eski Milletvekili Muharrem Selamoğlu, satış fiyatıyla ilgili bilgi vermekten kaçınırken, Tarım Kredi Kooperatiflerinin de söz konusu çiftlik alımıyla ilgili kamuoyuna hiçbir açıklama yapmaması dikkat çekiyor. Çiftlikte bulunan hayvanların bakımsızlıktan dolayı süt verimlerinin günlük 5-6 litrelere kadar düştüğü ifade edilirken, Tarım Kredi Kooperatiflerinin bu satın almadan nasıl bir kâr elde ettiği ise tam bir muamma.
 
 
18.06.2020
Devamı

ÇKS Başvuru Süreleri Uzatılmalı

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, koronavirüsle mücadele sürecinde çiftçilerin, Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) işlemlerini bekletmek durumunda kaldığını belirterek, “30 Haziran Salı günü sona erecek olan ÇKS başvuru süresi uzatılmalıdır” diye konuştu.

2019 yılında ÇKS başvurusu yapan çiftçi sayısının yaklaşık 2,1 milyon olduğunu belirten Bayraktar, bu yıl sayının 1,2 milyonda kaldığına dikkati çekti. ÇKS kayıtlarının yapılmasının, çiftçilerin tarımsal faaliyetlerini sürdürmesine katkı sağlayan desteklerden yararlanabilmeleri için elzem olduğunu vurgulayan Bayraktar şunları söyledi:
“Her zaman olduğu gibi koronavirüsle mücadele sürecinde de fedakarlık göstererek tarlasında çalışmaya devam eden çiftçilerimiz, salgınla mücadele ederken sofralarımızı eksik bırakmadı. Tarlasında kalarak üretime devam eden çiftçilerimiz, koronavirüs salgını nedeniyle ÇKS işlemlerini ertelemek durumunda kaldı.
Başvurunun bitmesine sayılı günler kala, yaşanabilecek yoğunluğun neden olacağı salgının bulaşma riski de göz önüne alınarak başvuru süresi uzatılmalıdır.”
 
“ÇKS yaptırmayan üretici desteklerden yararlanamıyor”
 
Bayraktar, “ÇKS başvurusu yaptırmayan üreticilerin yıl içinde verilen mazot, gübre, yem bitkileri ve prim uygulamaları başta olmak üzere çiftçiye verilen desteklerden yararlanamadığını hatırlattı. ÇKS başvurusu bulunmayan üreticilerin düşük faizli kredi kullanamadığını, TMO gibi kurumlara ürün veremediğini, tarım sigortasına başvuramadığını belirten Bayraktar, “Çiftçilerimizin yaşanması muhtemel herhangi bir doğal afet sonucu meydana gelen zararları doğrultusunda kredi borçlarının ertelenmesi veya afet sonrası yapılacak her türlü tarımsal desteklerden yararlanabilmesi için ÇKS kayıtlarını yaptırmaları gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
Bayraktar, ÇKS başvurularının, 30 Haziran Salı günü mesai bitimine kadar, kayıtlara esas evraklarla birlikte Tarım ve Orman İl, İlçe Müdürlüklerine yapılabileceğini belirtti.
 
 
 
18.06.2020
Devamı

Eski Buğday Tohumunda 560 Ton Rekolte Bekleniyor

Mardin'de "Topraktan Tabağa: Yaşayan Toprak, Yerel Tohum Projesi" kapsamında ekilen, Mezopotamya'nın en eski buğday tohumlarından biri olarak bilinen "Sorgül"ün hasadına başlandı.
Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği'nin (AB) finanse ettiği Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünce uygulanan ve Şükraan Ekonomik Tarımsal Kalkınmayı ve Sosyal Gelişimi Destekleme Derneği tarafından yürütülen proje devam ediyor.

Artuklu ve Kızıltepe'de 17 çiftçinin gönüllü ekim yaptığı arazilerde kadınlar orakla biçim yaparken bazı arazilerde ise biçerdöverlerle hasat yapılıyor. 3 yıl önce 2 ton buğdayla başlayan ve ilk yıl 102 dönüm arazide 20 ton buğday hasadı yapılan projede, ikinci yıl 400 ton, bu yıl ise 1400 dönümden 560 ton rekolte bekleniyor.

ÇİFTÇİLERDEN TALEP YÜKSEK
Proje koordinatörü şef Ebru Baybara Demir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu sene 17 çiftçinin 1400 dönüm araziye ektikleri buğdaydan dönüm başına 400 kilogram ürün beklediklerini söyledi.

Ekim ayında bu arazilerden elde etikleri buğdayın büyük bir kısmını yine çiftçilerle paylaşacaklarını ifade eden Demir, çiftçilerden bu buğday türüne yoğun talep olduğunu belirtti.
Demir, her geçen sezon rekoltenin daha da yükseleceğini ve projenin amacına ulaşacağını umut ettiklerini dile getirerek, "Amacımız tohumu çoğaltmak, oluşabilecek kuraklığa karşı bu tohumu yaygın hale getirmek. Çiftçilerimiz bu konuda çok yapıcı. Çiftçilerden çok talep var." ifadelerini kullandı.

"BU, TÜRKİYE'NİN DEĞİL DÜNYANIN EN İYİ DURUM BUĞDAYI"
Sorgül buğdayının kalitesinin de fark yarattığını anlatan Demir, "Gluten miktarı az, bitkisel proteini yüksek. Bu, Türkiye'nin değil dünyanın en iyi durum buğdayı. Bu arazide yetişiyor. Hem iklim hem arazi koşulları çok iyi. Yüksek kalitede bir buğday elde ediyoruz. Üstelik buna tarım ilacı kullanmadık. Geleneksel yöntemleri kullandık." diye konuştu.
Demir, Suriyeli kadınların çok destek verdiğini aktararak, "Onlarla geleneksel tarım yöntemlerini kullanıyoruz.'' ifadesini kullandı.

''DÜNYANIN EN ESKİ BUĞDAYI MEZOPOTAMYA'DA HAYAT BULDU''
Özellikle Kovid -19 süresince gıdanın öneminin arttığını, aynı zamanda bu süreçte susuz tarımın ne kadar önemli olduğunun fark edildiğini belirten Demir, "Dünyanın en eski buğdayı dünyanın en eski topraklarında, Mezapotomya'da hayat buldu. Bu buğdayı gelecek kuşaklara aktarmayı misyon edindik. Amacımız sadece para kazanmak değil, gelecek kuşaklara olan borcumuzu ödemek, sağlıklı gıdaya onları ulaştırmak." şeklinde konuştu.

Demir, çiftçilerin su kullanmadan üretim yaptığını aktararak,  "Su kaynaklarını koruyabilmemiz için tarımdan suyu çekmemiz gerekiyor. Bu anlamda bu proje tarımdan suyun çekilmesi ve tarımdaki girdi maliyetlerinin ne kadar düşürülebileceği konusunda önemli bir örnek.''  diye konuştu.

''EMİNE ERDOĞAN'DAN İLHAM ALIYORUZ''
Şef Ebru Baybara Demir, yerel tohumlarda yaptıkları projelerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'dan ilham aldıklarını ifade etti.
Kendisinin de tohumla ilgili güzel projeler yaptığını bildiren Demir, şunları kaydetti:
"Kendisinin verdiği ilhamla proje buraya kadar geldi. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk'un da büyük desteklerini gördük. Kadınlarımız onların sayesinde sosyal güvenlik sitemine kayıt oldu. Projemizin liderliğini de 3 yıldır yürüten Milletvekilimiz Ceyda Bölünmez Çankırı'ya teşekkür ediyoruz. Gün geçtikçe çiftçi ve istihdam edilen kadın sayısını artırarak devam etmek istiyoruz.''

SURİYELİ VE TÜRK KADINLAR BİRLİKTE İSTİHDAM EDİLİYOR
Projede Türk ve Suriyeli kadınlarla çalıştıklarına dikkati çeken Demir, proje ile 310 kadının istihdam edildiğini ve hayatlarının değiştiğini anlattı.
Proje kapsamında istihdam edilen 4 çocuk annesi Ebru Karataş, elde ettiği gelirle çocuklarını okutma imkanı bulduğunu söyleyerek, "Kendi ayaklarımızın üzerinde durabiliyoruz. Bu benim için çok önemli. Kızlarıma çok iyi örnek oluyorum." ifadelerini kullandı.
Karataş,  üründen iyi verim aldıklarını, böyle bir projede yer aldığı için mutlu olduğunu belirtti.
Suriyeli Asya Mahmud da 7 yıl önce Kamışlı'dan geldiklerini, Suriye'de buğday ürettiğini aktardı.
Mardin'de de son 3 yıldır kadınlarla buğday yetiştirdiklerini anlatan Mahmud, ''Orada öğrendiğimizi burada uyguluyoruz. Bu çok güzel bir buğday. Her şey olur bu buğdaydan. Burada çalıştığım için çok mutluyum. Allah razı olsun emeği geçenlerden.'' diye konuştu.
 
17.06.2020
Devamı

Palandöken: Tarım Arazileri Üreticiye Bedelsiz Tahsil Edilmeli

Tarım alanlarının ve ekili alanların her geçen yıl azaldığına dikkati çeken Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Covid-19 sürecinde önceliğin temel gıdaya ulaşma ve gıda ürünleri olduğunu çok iyi anladık. Bağışıklığımız ve sağlığımız için en tazesinden sebze meyve tüketmek gerektiğini daha iyi idrak ettik. Dolayısıyla tarım ve toprakta yetişen ürün altından daha değerli hale geldi. Fakat ülkemizde tarım alanları her geçen yıl azalıyor. 1989’da 27,9 milyon hektar olan tarım alanları 2013’te 23,8 milyon hektara, geçtiğimiz yıl ise 23,1 milyon hektara geriledi. Yani 30 yılda yüzde 17 azaldı. Aynı dönemde ekili alanlar da 19 milyon hektardan 15,5 milyon hektara yüzde 18 geriledi” diye konuştu.

“TARIM ARAZİLERİ KÖYDE ÜRETİM YAPMAK İSTEYENE TAHSİS EDİLMELİ”

Boş duran tarım arazilerinin, köyde tarım veya hayvancılık yapmak isteyen vatandaşlara bedelsiz veya makul fiyata verilmesi gerektiğini belirten Palandöken, “Tarım ve hayvancılıkta devletimizin çok güzel destek projeleri var. Bunlardan en önemlileri köye dönüş projeleri. Farklı isim ve kriterlerle uygulanan bu projelerde tarım ile ilgili üniversitelerden mezun olmak, emekli olmamak, yaş kısıtlaması gibi birçok kriter bulunuyor. Yalnızca genç çiftçiler yetiştirmek yerine, köyüne geri dönmek isteyen tüm vatandaşları kapsayacak bir köye dönüş projesi hayata geçirilmeli. Arazilerin ve toprağın özelliğine göre desteklerin olması gerekli. Köyde evi, arazisi olmayanlar için ise hazineye bağlı boş duran tarım arazileri bedelsiz veya makul fiyata ve satılmamak koşulu ile tahsis edilmeli. Böylelikle kırsal kesime göç etmek isteyen tüm vatandaşlarımız desteklerden faydalanarak üretimi artırır ve tarımda daha güçlü hale geliriz. Hem topraklarımıza sahip çıkmış oluruz hem de bireysel işletme gibi herkes eker, biçer, üretime katkı sağlar, hayvancılık yapar. Bu şekilde özel teşviklerin verilmesi, planlı üretimi de artıracaktır” şeklinde söyledi.
 
 
 
17.06.2020
Devamı

Brusella'lı 600 Anaç Hayvanın Hesabını Kim Verecek?

CHP Yozgat Milletvekili Ali Keven, Yozgat Boğazlıyan ilçesinde kurulu bulunan Tarım Kredi Kooperatifleri’nin iştiraki TAREKS Hayvancılık Çiftliği’nde yaşanan şaibeli hayvan nakli ve 600 anaç hayvanda tespit edilen brusella hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu.

Keven, “Boğazlıyan ilçemizde kurulu bulunan TAREKS Çiftliği’nden 800 anaç hayvanın bin kilometre uzakta ki Kırklareli Bayramdere’de kiralanan çiftliğe taşınması ardından kısa bir süre sonra da tekrar acele bir şekilde Boğazlıyan’a getirilmesi izah edilmeye muhtaçtır. Ancak kamuoyuna herhangi bir açıklama yapılmamaktadır. Boğazlıyan ilçemizde kurulu bulunan çiftlikte milli değerimiz olan üç bin anaç hayvandan numune alınıyor ve 600 hayvanda brusella hastalığı tespit ediliyor. Bu hastalığı Kırklareli’nde götürüldükleri çiftlikte mi yakalandılar? Bin kilometre uzakta ki Kırklareli’ne onca hayvan neden nakledildi? Neden geri getirildi? Bu nakliye işini hangi şirket kaç milyona yaptı? Şimdi kesime gidecek olan brusellalı 600 anaç hayvanın hesabını kim verecek? Bunca maddi zararın, kamu zararının karşısında Cumhuriyet Savcılığını göreve davet ediyorum.” dedi.



İNSAFINA TERK EDİLDİ
Tarım Kredi Kooperatifleri’nin eski AKP milletvekillerinin insafına terk edildiğini dile getiren Ali Keven, “TAREKS Hayvancılık A.Ş.’nin Genel Müdürü AKP Giresun Eski Milletvekili Adem Tatlı ve Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü AKP Bilecik Eski Milletvekili Fahrettin Poyraz bu vahim durum karşısında kamuoyunu ne zaman aydınlatacak acaba? Görüldüğü üzere çiftçimizin göz bebeği Tarım Kredi Kooperatifleri AKP’nin çiftliği haline getirilmiştir. Yüz yıllık değerimiz Tarım Kredi Kooperatifleri esKİ milletvekillerine ya genel müdürlük ya da yönetim kurulu üyeliği dağıtılan bir parti çiftliğine dönüştürülmüştür. Siyasi parti referanslarıyla yönetilen Tarım Kredi Kooperatifleri ve iştiraki TAREKS Hayvancılık A.Ş. işinin ehli liyakatlı insanlarca yönetilmelidir. Aksi halde Boğazlıyan’da yaşanan vahim tablonun daha büyüklerinin yaşanması kaçınılmaz olacaktır” diye konuştu.
 
 
16.06.2020
Devamı

Bakan Duyurdu Depremde Zarar Gören Üreticiye Ahır ve Yem Desteği

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli Bingöl depreminin ardından bölgedeki hasar tespit çalışmalarının yapıldığını Twitter hasabından duyurdu.

Bakan Pakdemirli Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Bingöl deprem bölgesinde ilk tespitlerimize göre; 105 ahır yıkıldı, 43 küçükbaş, 85 de kanatlı hayvan telef oldu.” Dedi.

  Bakan Pakdemirli “Hayvanları telef olan üreticilerimizin  zararını karşılayacak, depremde zarar gören üreticilerimize yem desteği sağlayacağız.” 

 
15.06.2020
Devamı

Kenelere Dikkat !

Denizli İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ülkede bazı illerde yeniden ortaya çıkan ve birçok kişinin ölümüne neden olan keneler tarafından kan emerek Kırım Kango Kanamalı Ateşli Hastalık olaylarına karşı vatandaşları uyardı. Açıklamada; Kenelerin herhangi bir mücadele yöntemi ile tamamen yok edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle hastalıktan korunmak için, kenelere karşı kişisel korunma en etkili yöntemdir” denildi.
 
Denizli İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, havaların ısınması, doğada bulunan kene miktarındaki artışla paralel olarak tarım, hayvancılık, ormancılık, piknik vb. nedenlerle kırsal alanda faaliyet gösteren insanların kenelerle temas ihtimalinin arttığı ifade edildi. Denizli İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, “Keneler, kan emerek Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı başta olmak üzere birçok hastalığın hayvanlar ile insanlara bulaşmasında ve taşınmasında rol oynamaktadırlar. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığının etkeni olan virüs hayvanlarda hastalık oluşturmamaktadır. Hastalığı taşıyan hayvanlar hastalık belirtisi göstermemesine rağmen, keneler aracılığıyla virüs insanlara bulaşmakta ve bazen ölümle sonuçlanabilen enfeksiyonlara sebep olmaktadır. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı Ülkemizde 2002 yılından beri görülmekte olup, İlimizin coğrafi olarak göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunması, hastalığın görülme ihtimalini artırmaktadır. Bu nedenle Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığına karşı tüm vatandaşlarımızın daha duyarlı olmaları gerekmektedir.
 
Kenelerin herhangi bir mücadele yöntemi ile tamamen yok edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle hastalıktan korunmak için, kenelere karşı kişisel korunma en etkili yöntemdir” denildi.
 
KENELERDEN KORUNMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER NELERDİR?
Keneler uçamaz, sıçrayamaz. Ağaçtan insanların üzerine düşme ihtimalleri zayıftır. Keneler genellikle yerdedirler. Kenelerle olası teması azaltmak adına uzun otların, çimlerin ve çalılıkların bulunduğu yerlerde dolaşılmaması önerilmektedir. Kenelerin yaşama alanlarında bulunabilecek kişiler, repellent olarak bilinen böcek kaçırıcı ilaçlarla önleyici tedbir alabilirler. Arazide açık renkli, kolları ve bacakları kapatan kıyafetler giyilmesi tercih edilmelidir. Pantolon paçaları çorapların içine sokulmalı, kapalı ayakkabı ya da çizme giyilmelidir. Araziden eve dönen kişiler kendilerini ve çocuklarını kene yönünden kontrol etmelidirler. Vücudun özellikle diz arkası, koltuk altları, kulak arkası, ense, saç dipleri, kasık gibi kısımları kontrol edilmeli ya da ettirilmelidir.
 
KENE ISIRIĞINDA NE YAPILMALIDIR?
Yapışan keneler, kesinlikle öldürülmeden, ezilmeden ve kenenin ağız kısmı koparılmadan, bir pensle doğrudan düz olarak yavaşça çekilip alınmalıdır.
 
Çıplak elle keneye temas edilmemeli eğer elle tutulacaksa eldiven giyilmeli veya naylon bir poşet yardımı ile keneler toplanmalıdır.
 
Vücuttaki kenelerin üzerine alkol, kolonya, gazyağı vb. gibi kimyasal maddeler dökülmemeli, keneler sigara veya ateş kullanılarak uzaklaştırılmamalıdır. Çünkü bu maddeler kenenin kusmasına sebebiyet vereceğinden hastalık bulaştırma riskini artırmaktadır.
 
Isırılan yer; bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra tentürdiyot benzeri iyotlu antiseptiklerle muamele edilmelidir. Sabunlu su bulunamaması halinde alkol içeren mendiller de kullanılabilmektedir.
 
Kene tarafından ısırılan kişinin 10 gün içinde; halsizlik, iştahsızlık, ateş, vücut ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal şikâyetlerinden herhangi birini görmesi halinde, zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna gitmesi gerekmektedir.
 
Kenelerden korunma ve mücadele yöntemleri kapsamlı ve etkin bir biçimde anlatılarak toplumun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi amacıyla İl/İlçe Müdürlüklerimiz tarafından yapılan eğitim çalışmaları devam etmektedir.
 
 
15.06.2020
Devamı

Dolu Tarım Arazilerine Zarar Verdi

Amasya'nın Suluova  ilçesinde dolu, tarım arazilerinde zarara yol açtı.
İlçeye bağlı Özalakadı köyünde öğleden sonra etkili olan sağanak, bir süre sonra doluya dönüştü. Dolu, tarım arazilerine zarar verdi.
İlçe Tarım ve Orman Müdürü Tacettin Özmen, köyde incelemelerde bulundu.
Dolu yağışı nedeniyle ilk belirlemelere göre, ayçiçeği, buğday ve arpa ekili yaklaşık 2 bin 500 dekar ekili alanda hasar oluştuğunu belirten Özmen, ürünleri zarar gören çiftçilere geçmiş olsun dileğinde bulundu.
 
 
15.06.2020
Devamı

Van'da Şehir Merkezindeki Ahırlar Yıkılacak

Van'ın önemli sorunlarının başında gelen şehir merkezindeki ahırlarla ilgili açıklamalarda bulunan Van Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Emin Bilmez, Edremit ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi arasındaki sahil bandında 300'ün üzerinde ahır bulunduğunu ve ilk etapta bunları yıkacaklarını söyledi.
Gazeteci Ziya Türk'ün Van FM'de hazırlayıp sunduğu Van'da Gündem Programı'nın konuğu olan Van Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Emin Bilmez, Van Postası Gazetesi'nin yaptığı haberlerle gündeme getirdiği ahır sorununu ortadan kaldıracaklarını belirtti. Ahırların yıkımında Kurban Bayramı'nı beklemeyeceklerini ve biran önce çalışmalara başlayacaklarını belirten Vali Bilmez, ahırların yıkımında kendilerine karşı direnenlere çevre mevzuatı gereği 90 bin TL'den başlayan cezalar uygulayacaklarını söyledi.

"Ahırların tümünün yıkımına başlayacağız"

Kentin merkezinde köy hayatının devam ettiğini söyleyen Vali Bilmez, "Dünyada hiçbir zaman bütün sorunlar aynı anda çözülemez ama bir yerden de başlanması gerekiyor. Kentimiz büyükşehir oldu ve gelişti. Ama bir taraftan da kentin merkezinde köy hayatımızı hala devam ettiriyoruz. Oldukça fazla ahırımız var. Edremit, İpekyolu ve Tuşba belediye başkanlarıyla bir araya gelerek ortak karar aldık ve bunu da bütün ahır sahiplerine bildirdik. Edremit ile üniversitesi arasındaki sahil bandında 300'ün üzerinde ahır var. İlk etapta bu sahil bandında bulunan ahır sahipleriyle görüşüldü. Kendilerine tebligat yapıldı. Belediye encümenleriyle bunları tespit ettik. Yıkım kararı alıp bunlara tebligat yapacağız. Bu ahırların tümünün yıkımına başlayacağız. Kurban Bayramı'nı beklemeden bunların yıkımını gerçekleştireceğiz. Çünkü Kurban Bayramı'na kadar bize süre tanınsın istediler. Biz biliyoruz ki Kurban Bayramı denildiği anda bayramdan sonra da kış geldi baharın yıkın diyecekler. Geçtiğimiz günlerde bu partnerlerimizle de konuşurken Eminpaşa Mahallesi'nde ikamet eden Sabri bey kendi ahırının çatılarını gönüllü sökeceğini söyledi. Bize destek verene, yardımcı olana enkaz kaldırmasını belediye yapacak" dedi.
 
 
15.06.2020
Devamı

Yağlı Tohumlu Bitkiler Desteği Ödeniyor

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, yağlı tohumlu bitkiler ve besi desteği kapsamında toplam 886 milyon lira destek ödemesini, bugün saat 18.00 itibariyle üreticilerin hesaplarına aktarmaya başlayacaklarını açıkladı.
Bakan Pakdemirli, tarımsal destek ödemelerine ilişkin şu açıklamayı şaptı:
“Yağlı tohumlu bitkiler desteği kapsamında 7 ilde, 37.493 üreticiye 755 milyon lira,
Besi desteği kapsamında 75 ilde, 66.638 yetiştiricimize 131 milyon lira olmak üzere;

Toplamda 886 milyon lira destek ödemesi yapacağız.

Ödemeler, T.C. Kimlik numarası son hanesine göre yapılacak.
Buna göre;
0-2 olanlar 12 Haziran 2020 saat 18.00’den,
4-6 olanlar 19 Haziran 2020 saat 18.00’den,
8 olanlar 26 Haziran 2020 saat 18.00’den sonra üreticilerimizin hesaplarına yatmış olacak.
Ödemelerin, çiftçilerimize ve yetiştiricilerimize hayırlı olmasını diliyorum.”
 
 
12.06.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli'den Hobi Bahçelerine Yönelik Açıklama

Tarım Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, "Son zamanlarda tarım arazilerine izinsiz birçok hobi bahçesi yapılmakta, bu yapılar da tarımsal üretimi olumsuz etkilemektedir. Bu konuyla alakalı yasa teklifimiz de şu an Meclis'te" dedi. 

Bakan Pakdemirli, 'Dijital Tarım Pazarı (DİTAP) ve Atıl Tarım Arazileri Değerlendirme Toplantısı'nda İl-İlçe Tarım ve Orman Müdürleri ile video konferans yöntemiyle bir araya geldi. Pakdemirli, pandemi sürecinin tüm dünyada hayatı durdurduğunu; ama tarımın bir an bile durmaması için online toplantılar ile sürekli bir araya gelerek istişarelerde bulunduklarını bildirdi. DİTAP'ın, Türkiye'deki tarım sektöründeki birçok soruna ortak bir çözüm altyapısı oluşturacak tarihi bir reform niteliğinde olduğunu söyleyen Pakdemirli, şöyle konuştu:

"DİTAP, 2023'te Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında, yapısal sorunların çözülmesini ve 21'inci yüzyılın dijital dünyasında rekabet gücünün en üst seviyeye çıkarılmasını sağlayacaktır. Bu doğrultuda tarım sektörümüzde yer alan üreticileri, birlikleri, sanayicileri, bankaları ve diğer tüm paydaşları DİTAP platformu üzerinde bir araya getirerek, online bir pazarlama fırsatı ve büyük bir sinerji oluşturuyoruz. Diğer taraftan DİTAP ile üretici örgütlerimizi güçlendirerek, pazarlama kabiliyetlerini artırmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla DİTAP sayesinde; üreticimizin ürününü değer fiyattan satıp, kazancını artırmasına, tüketicimizin de kaliteli ürünü daha uygun fiyatlara almasına olanak sağlıyoruz. Tabii üreticimizin ürününü değer fiyattan pazarlayabilmesini sağlarken, sanayicimizin de uygun fiyatta hammaddeye ulaşmasına imkân veriyoruz."
Projenin merkezinde çiftçilerin ve üreticilerin bulunduğunu belirten Bakan Pakdemirli, "Yani bu reformun öznesi, çiftçimizdir. Dolayısıyla bu hususların çiftçilerimize çok iyi anlatılması gerekmektedir" diye konuştu.

3 MİLYON HEKTAR ATIL TARIM ARAZİSİ BULUNMAKTA
Pakdemirli, Türkiye'de ekilmeyen bir karış toprak bile bırakmamak adına atıl durumdaki hazine arazileri için önemli bir çalışma başlattıklarını vurgulayarak, "Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile koordineli çalışarak, pilot uygulama olarak atıl durumdaki hazine arazilerinin 14 bin dekarını, tarımsal üretime kazandırıyoruz. İlk tespitlerimize göre; 23,2 milyon hektar tarım arazisi olan ülkemizde, yaklaşık 3 milyon hektar atıl tarım arazisi bulunmakta olup, bu arazilerin 2 milyon hektar alanı üretime kazandırılabilecek durumda. Ancak arazilerin küçük, çok parçalı olması, mülkiyet sorunlarının bulunması, göç, yaşlı nüfus, sınır anlaşmazlıkları, kan davaları ve terör gibi nedenlerden dolayı atıl kalması nedeniyle maalesef yıllık yaklaşık 14 milyar liralık kayba yol açıyor. İşte hepimizin el ele verip bu kaybın önüne geçmesi lazım."

HOBİ BAHÇELERİ ÜRETİMİ OLUMSUZ ETKİLİYOR
Pakdemirli, il ve içe müdürlerinden tarımsal üretime uygun atıl durumdaki hazine arazilerinin tespitinin yapılıp, üretime kazandırılmasını isteyerek, "Ayrıca hepimizin şahit olduğu gibi; son zamanlarda tarım arazilerine izinsiz birçok hobi bahçesi yapılmakta, bu yapılar da tarımsal üretimi olumsuz etkilemektedir. Bildiğiniz üzere ilçelerdeki bu tür yapıların bir durum tespitini yapmanızı ve Bakanlığa bir değerlendirmeyle birlikte iletmenizi sizlerden daha önce de istemiştim. Bu konuyla alakalı yasa teklifimiz de şu an Meclis'te" ifadelerini kullandı.


 
 
11.06.2020
Devamı

Cücelik Virüsü Çiftçileri Kara Kara Düşündürüyor

Kırşehir'de cüce virüsü nedeniyle  binlerce dönüm ekili arazi zarar gördü.

Kışehir Haber Türk’ün haberine göre Birçok ekili alanda yüzde 70'lere varan zararın görüldüğü Cücelik virüsü çiftçileri de kara kara düşündürüyor.Tarımve Orman müdürlüklerinden sertifikalı tohum aldıklarını belirten çiftçiler, zararın karşılanması için sigorta şirketlerine başvurduklarını ancak sigorta şirketlerinin çiftçilere olumsuz dönüş yaptıklarını belirterek yetkililerin bu duruma müdahale etmesini talep ediyorlar.
Öte yandan Kırşehir'de bir çiftçi cücelik virüsünün ekili alanlara nasıl zarar verdiğini göstermek için sosyal medya üzerinden canlı yayın yaptı.
 
11.06.2020
Devamı

Normalleşmede Kurban Satışı ve Kesimi Nasıl Olacak?

1 Haziran itibarıyla başlatılan yeni normalleşmenin detayları belli olmaya devam ediyor. Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu, ‘Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberi’ isimli bir rapor yayınlayarak kurban kesim alanlarında alınması gereken tedbirleri paylaştı.

TOKALAŞMA YOK
Rapora göre, hayvan satış alanlarında sosyal mesafeye dikkat edilecek, maskesiz giriş yapılamayacak ve satışta pazarlık için kullanılan uzun uzun tokalaşmalar yapılamayacak. 

SATIŞ ALANLARINDA ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
 Hayvan satış alanının etrafı sınırlandırılmalı, insan kalabalığını önlemek için hayvan ve insanların giriş-çıkışına uygun kontrollü kapılar oluşturulmalıdır. Hayvan satış yerleri içinde uygun yönlendirmeler yapılmalıdır.

 Hayvan satış alanında 8 metrekareye bir kişi (müşteri ve satıcı beraber) olacak şekilde kontrollü insan girişi sağlanmalıdır.
Hayvan satış alanının giriş kapılarına ve uygun yerlerine, Covid-19’dan korunma önlemleri ile ilgili bilgilendirici kuralların olduğu tabelalar asılmalıdır.
 Hayvan satış alanlarına ateş, öksürük, burun akıntısı ve solunum sıkıntısı olanlar alınmamalıdır.

 Hayvan satış yerlerine girenlerin ateşi ölçülmelidir. Vücut sıcaklığı 38 derecenin üstünde olanlar alınmamalıdır.
Müşterilerin, hayvan satış alanlarında uzun süre kalmamaları için uyarılar yapılmalıdır.
 Kapalı alanı veya tesisi olan hayvan pazarlarında müşterilerin tesis alanlarına maskeli olarak girmeleri ve tesis içerisinde maskeli olmaları sağlanmalıdır.
 Girişte el dezenfektanı bulundurulmalı ve tesise giren her misafirin Sağlık Bakanlığı’nın el antiseptiğini kullanması sağlanmalıdır.
 Bütün kullanım alanlarda (bekleme, dinlenme vb.) en az 1 metre mesafeye uyacak şekilde düzenleme yapılmalı, ihtiyaç olan yerlerde zemine ve oturma alanlarına işaretlemeler yapılmalıdır.

 Tesis içinde veya dışında sıra beklenmesi gereken her yerde sosyal mesafe işaretlemeleri yapılır.

 Bu tesislerdeki yeme-içme alanları Covid-19 kapsamında restoran, lokanta, kafelerde alınması gereken önlemlere uyulmalıdır.

 Hayvan satış alanında insan kalabalığı ve belirli yerlerde yoğunluğu önlemek için uygun hayvan satış üniteleri oluşturulmalıdır. Bu üniteler arası mesafe en az 2 metre olmalıdır.
 Her hayvan satış ünitesinin uygun yerinde el antiseptiği veya en az yüzde 70 alkol içeren kolonya bulundurulmalıdır.

 Hayvan satış alanı içerisinde ulaşılabilir yerlerde el yıkamak için lavabolar oluşturulmalıdır.

 Yeterli sayıda lavabo ve tuvalet olmalıdır.

 Hayvan satış alanı içerisinde seyyar satıcı dolaşmamalıdır.

 Hayvan satış alanı yakınında hizmet veren büfe, bakkal ve kahvehaneler Covid-19 kapsamında alınması gereken önlemlere uymalıdır.

MÜŞTERİLERİN UYMASI GEREKEN ÖNLEMLER
 Müşteriler, hayvan satış alanlarına girerken bilgilendirme tabelalarını okumalıdır.  Girişte el antiseptiği kullanmalıdır.

 Ateşi, öksürüğü, burun akıntısı ve solunum sıkıntısı olan, Covid-19 tanısı alan veya temaslısı müşteriler hayvan satış alanlarına girmemelidir.
 Hayvan satış alanlarında maske takılmalıdır.

 Müşteri ve satıcılar, hayvan satış alanlarında sosyal mesafeye uymalıdırlar.
 Müşteri ve satıcılar arasında el teması (tokalaşma) olmamalıdır.

SATICILARIN UYMASI GEREKEN KURALLAR
 Satıcılar, hayvan satış alanlarına bilgilendirme tabelalarını okumalıdır. Girişte el antiseptiği kullanmalıdır.

 Ateşi, öksürüğü, burun akıntısı ve solunum sıkıntısı olan, Covid-19 tanısı alan veya temaslısı satıcılar, hayvan satış alanlarına girmemelidir.

 Satış ünitelerinin önüne Covid-19 için bilgilendirici afiş asılmalı ve el antiseptiği veya en az yüzde 70 alkol içeren kolonya bulundurulmalıdır.
 Müşteri ile el teması (tokalaşma) yapılmamalıdır.

 Hayvan satış alanlarında maske takılmalıdır. Maske nemlendikçe ya da kirlendikçe yeni bir maske ile değiştirilmelidir. Yeni maske takmadan önce ve sonra el antiseptiği kullanılmalıdır.
 Satıcı sık sık elini yıkamalı veya el antiseptiği (özellikle her para ödemesinden sonra) kullanmalıdır.

 Satıcıların geceledikleri yerde yataklar arası mesafe en az 1 metre olarak konulmalıdır. Satış ünitesinde bulunan satıcılar, diğer satış ünitesinde olanlarla temas etmemelidirler.
Hayvanlardan bulaşan zoonotik hastalıklardan korunmak amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan ‘2020/1 sayılı Hayvan
Hastalıkları ile Mücadele ve Hayvan Hareketleri Kontrolü Genelgesi’ ve Cumhurbaşkanlığı (Diyanet İşleri Başkanlığı) tarafından yayınlanan ‘Kurban Hizmetlerinin Uygulanmasına Dair Tebliğ’ hükümlerine uygun hareket edilmelidir.

KESİMHANELERDE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
Kurban Bayramı süresince, özellikle bayramın birinci ve ikinci günü fazla sayıda kurban kesimi talebi olmaktadır. Yerleşim birimlerinde bulunan kesimhaneler bu talebi karşılamakta yetersiz kalabilir, bu yetersizlik veya fazla kesim talebi, kontrolsüz ve hijyenik olmayan kesimlerin yapılmasına, ayrıca kontrolsüz kesim yapılan yerlerin önünde kurallara uymayan, kontrol edilemeyen, sosyal mesafeye uymayan bir kalabalık oluşumuna yol açacaktır. Bu amaçla Kurban Bayramlarında İl ve İlçe Kurban Hizmetleri Komisyonlarının belirlediği alanlarda hayvan kesim yerleri oluşturulmaktadır.

HASTALIK BULAŞMAMASI İÇİN ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
 Kesim yapılacak yerler önceden planlanmalı, belirlenmeli, standartları kontrol edilmeli ve yetkilendirilmelidir.
Hayvan kesim yerleri/kesimhanelerin önüne Covid-19 ile ilgili bilgilendirme afişleri asılmalıdır.
 İl, ilçe ve diğer yerleşim birimlerinde, kesim standartlarına uygun mevcut hayvan kesim yerleri/kesimhanelerin (hayvan satış yeri hayvan kesim yerleri/kesimhaneler, belediye mezbahaları, özel hayvan kesim yerleri/kesimhaneler) bayram süresince açık olması ve hizmet vermesi sağlanmalıdır.
 Hayvan kesim yerleri/kesimhane bulunmayan ilçe veya yerleşim birimlerinde yetkililer standartlara uygun mobil hayvan kesim yerleri/ kesimhaneler oluşturmalı, kesim yapılan yerlerin ve çevresinin temizliği için önlemler alınmalıdır.

 Hayvancılık işletmelerinin (10 hayvandan fazla kesim yapanlar) oluşturdukları kesim yerleri, ilgili kurumlar tarafından denetlenmelidir.
 Kontrolsüz ve yetkilendirilmemiş kişi veya organizasyonların kesim yapmaları önlenmelidir.

 Hayvan kesim yerleri/kesimhanelerde görev yapacaklara; kasaplara, temizlik görevlilerine ve yöneticilere önceden COVID-19 konusunda eğitim verilmelidir.
 Hayvan kesim yerleri/kesimhaneler önünde kalabalık oluşumunu önlemek için kesimler randevu ile yapılmalıdır.

 Hayvan kesim yerleri/kesimhaneler önünde bekleyenlerin sosyal mesafeye uymaları ve maske takmaları sağlanmalıdır.
 Kasaplar su geçirmeyen önlük, maske, eldiven, su geçirmez çizme kullanmalıdır. Kasapların hijyen kuralları ve Covid-19 ile ilgili alınması gereken tedbirlere uymaları sağlanmalı ve kesim sırasında kullandıkları giysi, eldiven, maske ve ekipmanların kirlilik oluşması durumunda veya belirli aralıklarla değiştirilmesi sağlanmalıdır.
 Her kesimden sonra kesim aletlerinin temizlenmesine dikkat edilmelidir.

LAVABO VE TUVALETLERDE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
 Tuvaletlere el yıkama ve maske kullanımı ile ilgili afişler asılmalıdır.
 Tuvaletlere tek kullanımlık kâğıt havlu ve tuvalet kâğıdı konulmalıdır. Hava ile el kurutma cihazları çalıştırılmamalıdır.
 Tuvaletlerde sıvı sabun bulundurulmalı ve devamlılığı sağlanmalıdır. Antiseptik içeren sabuna gerek yoktur.
 Tuvaletlerdeki su ve sabunlar mümkünse fotoselli olmalıdır.
 Tuvaletlerin pencereleri açık tutulmalıdır.

 Lavabo ve tuvaletlerin temizliği sık sık yapılmalıdır. Tuvaletlerin dezenfeksiyonu için 1/10 sulandırılmış çamaşır suyu kullanılmalıdır.
 Temizlik yapan personelin tıbbi maske ve eldiven kullanması sağlanmalıdır. Temizlik sonrasında personel maske ve eldivenlerini çıkarıp çöp kutusuna atmalı, ellerini en az 20 saniye boyunca su ve sabunla yıkamalıdır.
 
 
 
11.06.2020
Devamı

Doğal Afetten Zarar Gören Çiftçiye Hasar Tazminatı Ödenecek

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 2020 yılı içinde meydana gelen doğal afetlerin 57 ilde 163 bin 850 üreticiye ait 4 milyon dekarın üzerinde tarımsal alanı etkilediğini belirterek, tarım sigortası poliçesi olan üreticilere 780 milyon lira hasar tazminatı ödeneceğini söyledi.

Bakan Pakdemirli, tarımda doğal afetlere karşı TARSİM’in önemli bir güvence olduğunu belirtti.

Türkiye’de 2020 yılı içinde meydana gelen aşırı kar yağışı, aşırı sıcak, aşırı yağış, dolu, güneş yanıklığı, sel su baskını, çığ, deprem, don, fırtına, yangın, heyelan, hortum, kırağı, yıldırım düşmesi gibi afetler nedeniyle 57 ilde, 163 bin 850 üreticiye ait toplam 4.328.685 dekar alanın etkilendiğini ifade eden Pakdemirli, şöyle konuştu:

“Bu afetlerin büyük çoğunluğu mayıs ayı içesinde meydana geldi. Tarım sigortası kapsamında olan afetlerle ilgili TARSİM tarafından yapılan hasar tespit çalışmaları sonucunda yaklaşık muallak hasarlar dahil 780 milyon lira hasar tazminatı ödenecek. Ekspertiz çalışmalarının bitirilmesinden sonra hasar tazminat ödemeleri yapılacak.”
Bakan Pakdemirli, tarım sigortası kapsamında olan riskler için Tarsim hasar raporu ile, tarım sigortası kapsamına girmeyen afetler için ise üreticilerin, İl/İlçe Hasar Tespit Komisyonu raporuyla Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine başvurarak, tarımsal kredi borçlarını erteletebileceğini ya da taksitlendirebileceğini söyledi.

İL ACİL DESTEK ÖDENEĞİ TALEP EDİLEBİLECEK
Pakdemirli, ayrıca, TARSİM kapsamında olmayan afetlerle ilgili İl/ilçe Tarım ve Orman Müdürlüklerinin hasar tespit çalışmalarının ardından, ilgili valiliklerin Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığından İl Acil Destek Ödeneği talep edebileceklerini dile getirdi.

AŞIRI SICAKLARIN DA TARSİM KAPSAMINA ALINMASI İÇİN ÇALIŞMA BAŞLATTIK
Mayıs ayı içerisinde ani sıcaklık değişimleri nedeniyle Akdeniz ve Ege bölgelerindeki bazı illerde turunçgil, zeytin ve bağ üretim alanlarında küçük meyve dökümlerinde artış meydana geldiğini belirten Pakdemirli, şunları kaydetti:

“Ülkemizde uzun yıllardır ilk kez turunçgilleri olumsuz etkileyen aşırı sıcak zararı yaşandı. Aşırı sıcak zararı tarım sigortaları kapsamında bulunmuyor. Bu konuda gelen talepleri dikkate alarak önümüzdeki yıl itibariyle narenciyede sıcaklık zararının TARSİM kapsamına alınması için bilimsel bir çalışma başlattık.”

Bakan Pakdemirli, tarımın doğal afetlerden en çok etkilenen sektör olduğunu belirterek,   çiftçilerin mutlaka tarım sigortası yaptırması gerektiğini de sözlerine ekledi.
 
 
11.06.2020
Devamı

Bakan Yardımcısı Metin'den TÜDKIYEB'e Ziyaret

Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Fatih Metin, Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Genel Başkanı Nihat Çelik’i ziyaret etti.
Çelik, ziyaretle ilgili yaptığı açıklamada, Bakan Yardımcısı Metin ile görüşmelerinde, yetiştiricilerin sorunlarını dile getirdiklerini, sektörle ilgili talepleri aktardıklarını bildirdi.
Ziyarette, Bakan Yardımcısı Metin ile küçükbaş hayvancılığın tarihsel gelişimini de değerlendirdiklerini belirten Çelik, şunları kaydetti.

“Bu toprakların ana geçim kaynaklarından biri de hemen her zaman küçükbaş hayvancılık olmuştur. Bu yeni de değildir. Yüzyıllardır böyledir. Dünyanın en güzel halı ve kilimleri, kumaşları bu topraklarda dokunmuştur. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi de babası Ertuğrul Gazi de dedesi Süleyman Şah da geçimlerini küçükbaş hayvancılıktan sağlamışlardır. Atalarımız Osmanlı Devleti kurulana kadar obaları ve sürüleri ile hayvanlarını otlatabilecekleri güvenli topraklar için göç etmişlerdir. Koyun keçi otlatmayla işe başlayan Osmanlı İmparatorluğu, üretim faaliyetlerini, ipekten yüne, tiftikten kıla, kilimden dokumaya, baskı kumaşlara, süt ve süt ürünlerine, et ve et ürünlerine genişletmiş, bunun verdiği güçle yeryüzüne hakim olmuştur. Bin yıl önce koyunlarıyla, keçileriyle yola çıkan yüzlerce yıl dünyaya hükmeden ve imparatorluk kuran bir ecdadın torunlarıyız.”

Osmanlının ataları keçi çobanı olan kurucularının torunları olarak küçükbaş hayvancılığı her zaman baş üstünde tutmayı kutsal bir görev bildiklerini vurgulayan Çelik, “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın her zaman çobanları önemsemesinden, Tarım ve Orman Bakanımız Dr. Bekir Pakdemirli’nin her daim, her yerde desteğinin yanı başımızda olmasından ve bugün de  Tarım ve Orman Bakan Yardımcımız Fatih Metin’in Merkez Birliğimizi ziyaret ederek sektörümüzün sorunlarını dinlemesinden anlaşılıyor ki, kırsalda tarlasında ekip biçen, merasında koyun keçi güden yetiştiricilerimiz, çobanlarımız sahipsiz değildir” dedi.
 
Tarım Bakanımız her zaman biz yetiştiricilerin yanında olmuştur
Sektör temsilcisi olarak tüm üretici ve yetiştiriciler adına ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade eden Çelik, şunları kaydetti:
“Bakanımız Dr. Bekir Pakdemirli, hizmette sınır tanımayarak her zaman biz yetiştiricilerin yanında olmuştur. Bakanımızın yetiştiricilerimize değer verdiğini biliyor ve minnettarlığımızı ifade ediyoruz.

Bugün Tarım ve Orman Bakan Yardımcımız Fatih Metin’in Merkez Birliğimizi ziyaretiyle bizleri onurlandırmasından sektörüm adına büyük şeref duyduğumu ifade etmek istiyorum. Bakanımız Dr. Bekir Pakdemirli’nin şahsında Bakan Yardımcıma ziyaretlerinden dolayı çok teşekkür ediyorum. Merkez Birliğimizin kuruluşundan bu yana ilk kez bir Bakan Yardımcımızın bizleri ziyaret etmesinin mutluluğunu yaşıyoruz. Bu ziyaret, çalışmalarımızda bizlere güç verecek, küçükbaş hayvancılığımızın gelişimine de katkısı olacaktır.

Bakan Yardımcımızın ziyaretiyle üretici ve yetiştiricilerimizin yanında olduğunu göstermesi, pandemi döneminde her ne kadar sektörümüz olumsuz etkilenmiş olsa da durumun yeniden normalleşme sürecine girmesi ile birlikte  yetiştiricilerimizin eskiden olduğu gibi üretime devam etmesi bakımından sektörümüze büyük moral olacaktır diye düşünüyorum.”

Genel Başkan Çelik, ziyaretin sonunda günün anısına sektöre yaptığı hizmetlerinden dolayı Bakan Yardımcısı Metin’e bir plaket takdiminde bulundu.
 
10.06.2020
Devamı

Tarım ve Orman Bakanlığından CHP Lideri Kılıçdaroğlu'na Yanıt

Tarım ve Orman Bakanlığı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Partisinin TBMM Grup Toplantısında, çiftçilerin yeterince desteklenmediği, borçlarını ödeyemediği ve kredi borçlarının ertelenmediği yönündeki ifadelere bakanlıktan yanıt geldi.  Tarım ve Orman Bakanlığınca yapılan yazılı açıklamada şunlar kaydedildi.
“CHP Genel Başkanı’nın, çiftçilerimizin yeterince desteklenmediği yönündeki iddiaları hiçbir gerçeklik taşımadığı gibi, sadece 2020 yılında verilen Tarımsal desteklerdeki tarihi rekor, 2002 yılından bu yana izlenen yapıcı politikanın bir sonucudur.

Tarım ve Orman Bakanlığımızın çiftçilerimize verdiği destekte 2002 yılına göre 8 kat artış sağlandı. 

Tarımsal Desteklerde 2020 yılında, geçen yıla göre %36,7 artışla, yaklaşık 22 Milyar Lira ile tarihi bir rekora imza atıldı. Tarım ve Orman Bakanlığının 2020 bütçesinin %54,5’i de tarımsal desteklere ayrıldı.

Son 18 yılda, pek çok yeni ve etkin destekleme politikaları geliştiren Tarım ve Orman Bakanlığımız ilk kez bu dönemde, Dane Zeytin Desteği gibi, üreticileri birçok yeni destekle tanıştırdı. 2019 yılında, 12 yeni destek ve 32 destek birim fiyatında da artış sağlayarak, çiftçimizin yanında olduğunu, üretici dostu olduğunu gösterdi.
 
48,5 MİLYAR DOLARLIK TARIMSAL GSYH İLE AVRUPA’DA LİDER ÜLKEYİZ
Tarım orman sektörümüz, 2018 yılını, %1,9’luk ve 2019 yılını % 3,3 büyüme tamamladı. 2020 yılının ilk çeyreğinde ise %3 büyüdü. Son 18 yıldaki ortalama büyümesi ise %2,8 olarak gerçekleşti. Hollanda, İspanya, Fransa gibi Avrupa ülkesini geride bırakan ülkemiz, 48,5 milyar dolarlık tarımsal GSYH ile Avrupa’da lider ülke oldu.
Tarım orman sektörü, 2018 yılında GSYH’ye %6,2’lik, 2019 yılında %6,4 ve 2020 yılının ilk çeyreğinde ise %2,8 bir katkı yaparak ülke ekonomisine de güçlü bir destek sağladı. Yine 2002 yılında tarımsal hasılamız, 37 milyar lira iken,  7,5 kat artarak 2019 yılında 275 Milyar liraya yükseldi.

2003-2020 ARASINDA 310 MİLYAR TL’LİK DESTEK ÖDEMESİ YAPILDI
Tarım ve Orman Bakanlığımızın 2003-2020 yıllarında toplam reel olarak verdiği 310 milyar TL’lik destekleme ve elbette çiftçimizin eli, yetiştiricimizin emeğiyle; Ülkemiz 196 ülkeye, 1.690 tarımsal ürün ihraç ederek, ihracatçı bir ülke konumuna geldi. 18 milyar dolar tarımsal ihracat ve 5,3 milyar dolar dış ticaret fazlası sağlandı.
 
PANDEMİ SÜRECİNDE ÇİFTÇİ BORÇLARI FAİZSİZ ERTELENDİ
İçinde bulunulan pandemi sürecinde de çiftçilerimizin yanında olduk, olmaya da devam ediyoruz. Çiftçilerimizin, Mayıs ve Haziran aylarında vadesi gelecek ziraat bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan hazine destekli kredi geri ödemeleri faizsiz olarak, 6 ay ertelendi.
 
BU YILIN DESTEKLEME ÖDEMESİNİN YÜZDE 60’I HESAPLARA YATIRILDI
22 milyar TL desteklemenin 13 milyar TL’ lik ödemesi üreticilerimizin hesaplarına yatırıldı. Böylece ilk 5 ayda desteklerin %60’ı ödenmiş oldu.
 Ayrıca 2019 yılında açıklanan alım fiyatlarıyla da, her daim çiftçimizin yanında olduğumuzu ispat ettik.
2020 yılı üretim dönemi için TMO’nun sert ekmeklik buğday alım fiyatı, ton başına 1350 liradan 1650 liraya, Arpa alım fiyatı, ton başına 1100 liradan 1275 liraya çıkarıldı. Ayrıca çiftçilerimize hububatta 230 lira ton başına prim ve destek ödemesi yapılması kararlaştırıldı.

Ton başına bakliyat alım fiyatları da, Kırmızı mercimekte 3500 lira, Yeşil mercimekte 3200 lira, Nohutta 3350 lira olarak belirlendi. Bakliyattaki prim ve destek ödemesi de ton başına 800 lira olarak açıklandı.

Bizler, Tarım, hayvancılık gibi hayati önem taşıyan bir konuda ülkemiz, çiftçilerimiz için çalışmaya devam ediyoruz. Bugün yaşanan Pandemi sürecinde birçok ülke gıdaya ulaşmakta zorluk çekerken, biz ise omuz omuza verdiğimiz üreticimizle, kendi kendimize yettiğimizi bir kez daha ortaya koyarken, bir de ülke ekonomisine katkıda bulunmaya devam ediyoruz.” Denildi 
 
 
 
 
10.06.2020
Devamı

TVHB Başkanı Eroğlu Artan Kene Vakalarının Üzerinde Durulmalı

Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu yaz aylarının gelmesi le birlikte artan kene vakalarının üzerinde durulmasına dikkat çekti.  Başkan Eroğlu “ Doğadaki birçok canlı gibi insanlarda keneler için konak görevi görmektedir. Bu sebeple hastalıkların bir kısmının nakledildiği konaklar arasında insanlarda yer almakta ve keneler, özellikle ülkemizin de içinde yer aldığı tropik ve subtropik iklim kuşağında yer alan bölgelerde hem hayvan hem de insan sağlığını tehdit etmektedirler.”dedi.  Eroğlu; “Hastalık kenelerin aktivasyonu doğrultusunda ilkbahar mevsimi ikinci yarısı ile yaz mevsimi birinci yarısında en yüksek düzeye çıkmaktadır.” Eroğlu Kırım kango kanamalı ateş hastalığı konusunda şunları kaydetti.
 
“Keneler, hayatlarını devam ettirebilmek için konak adı verilen canlılardan türlere göre değişen düzeylerde kan emmek zorunda olan eklem bacaklılardır. Keneler için hayati anlamı olan kan emme süreci vektörlüklerinin (hastalığı taşıması) temelini oluşturmaktadır. Kan emme esnasında konaklarına birçok hastalık etkenini taşırlar. Esasında kenelerin konakları üzerine başka zararlı etkileri olsa da naklettikleri hastalıklar bu etkilerin en önemli olanıdır. Kenelerin tüm dünyada 200’ün üzerinde hastalık etkenine vektörlük yaptığı bilinmektedir.

            Doğadaki birçok canlı gibi insanlarda keneler için konak görevi görmektedir. Bu sebeple hastalıkların bir kısmının nakledildiği konaklar arasında insanlarda yer almakta ve keneler, özellikle ülkemizin de içinde yer aldığı tropik ve subtropik iklim kuşağında yer alan bölgelerde hem hayvan hem de insan sağlığını tehdit etmektedirler. Bu hastalıklar arasında yer alan Kırım Kongo kanamalı ateşi (KKKA) 2002 yılından itibaren ülkemizde özellikle Hyolamma marginatum marginatum’un yoğun olarak bulunduğu Giresun, Gümüşhane, Bayburt, Sivas, Tokat,  Amasya ve Çorum illerinde insan sağlığını tehdit etmektedir. Diğer taraftan bu kene türünün ülkemizin yedi coğrafi bölgesinde de tespit edilmiş bir tür olduğu unutulmamalıdır.



Hastalık kenelerin aktivasyonu doğrultusunda ilkbahar mevsimi ikinci yarısı ile yaz mevsimi birinci yarısında en yüksek düzeye çıkmaktadır. KKKA ülkemizde ilk tespit edildiği 2002 yılından sonra 2008 yılında en yüksek düzeye ulaşmış sonraki yıllarda ise benzer vaka sayıları ile devam etmiştir. İçinde bulunduğumuz 2020 yılının hastalık sezonunun henüz erken dönemlerinde önceki yıllara göre artan vaka oranları üzerinde durulması gereken önemli bir husus olarak dikkati çekmektedir.
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi bakımından kene mücadelesinin temelini bireysel korunma uygulamaları ile evcil hayvan zinciri ve yakın çevresinde kene popülasyonunun kontrol altın tutulması oluşturmaktadır.

Bireysel korunma uygulamaları kapsamında; özellikle hastalık yönünden riskli bölgelerde bulunan vatandaşların park, bahçe, tarla gibi her türlü araziye çıktıklarında açık renkli elbise giyinmeleri, çorapları paçalarının üzerine çekmeleri, elbiselerine repellent(Geçirmez) uygulamaları ve aktivite sonrası tüm vücudun kene yönünden kontrol edilmesi sayılabilir.

Vücut üzerinde kan emen kene tespit edilmesi halinde kenenin en kısa sürede çıkarılması önem taşımaktadır. Kene çıplak elle dokunulmadan çıkarılmalı ve en yakın sağlık kuruluşu ile irtibat kurulmalıdır. Kene çıkarıldıktan sonraki süreçte kişinin kendini takip etmesi, ateş, baş ağrısı ve diğer gribal belirtiler görülürse derhal en yakın sağlık kuruluşu ile irtibata geçilmelidir. Kırım Kongo Kanamalı ateşinde erken teşhis ve tedavinin hayati öneme sahip olduğu unutulmamalıdır.
Bireysel korunma yöntemlerini içeren eğitim faaliyetleri (TV programları, kamu spotları, broşürler vb.) toplumsal bilincin oluşumunu sağlayacaktır. Eğitim faaliyetleri eşgüdüm ve koordinasyonu ile çalışan bakanlıklar tarafında gerçekleştirilmeli ve kenelerin nasıl bir canlı olduğu, nerelerde bulunduğu, bulunduğu yerlerde davranış biçimleri, insan ve hayvanlardan beslenme yolları, konak üzerinde fark edildikten sonra yapılması ya da yapılmaması gerekenlerin öğretilmesini içermelidir.
Evcil zincir ve yakın çevresinde kene popülasyonunun kontrolüne yönelik yapılacak uygulamalar; meraların sürülmesi, tarlaların biçilmesi, otların kurutulması ve sökülmesi gibi mekanik kontrol uygulamaları ile konak canlılarda kimyasal mücadeleyi kapsamaktadır.

Mekanik kontrol uygulamalarının kene popülasyonunda bir azalmaya yol açacağı kabul edilmekte ancak uygulanabilirliği ile tarım ve hayvancılık üzerine olumsuz etkileri tartışılmaktadır. Bu uygulamaların Tarım ve Orman Bakanlığınca bölgelere göre uygun şekilde planlanarak gerçekleştirilmesinin fayda sağlayacağı düşünülmektedir.
Konak canlılarda kimyasal mücadele kene mücadelesinde yaygın olarak kabul gören en etkili yöntemdir. Hayvanların üzerinde veya çevresinde bulunan kenelerin akarasidler ile kontrol altına alınması anlamına gelen bu yöntem, kene kaynaklı hastalıkların ortadan kaldırılması için insan-evcil hayvan temas riskinin de azaltılacaktır. Buradaki en büyük problem ise bilinçsiz ve yoğun akarasidlerin kullanımıdır. Diğer taraftan beklenen etkinin elde edilmesi için, tüm bölgeleri kapsayan, yeterli sayıda tekrarı yapılan uygulamalarla başarılı sonuç elde edilebilecektir. Özellikle küçük ölçekli hayvancılık işletmelerinde uygulamaların maliyeti de mücadelenin yapılmamasının nedenleri arasında olduğu da dikkate alındığında ve teşvik kapsamında bu uygulamaların yapılması ile nispeten daha fazla fayda sağlanacağı düşünülmektedir. Nitekim bu uygulamalar daha önceki yıllarda hastalığın yoğun olarak görüldüğü bölgelerde yapılmıştır.

Kene mücadelesi söz konusu olduğunda zaman zaman çevre ilaçlaması gündeme gelmektedir. Oysa kenelerin yaşam alanlarının geniş olması ve çevrede ilaçların ya da etken maddelerin etki edemeyeceği alanlarda bulunmaları çevre ilaçlaması ile mücadelenin en büyük problemidir. Yine geniş çaplı bir çevre mücadelesinin ekolojik dengeye zarar vereceği, insan da dahil bir çok canlı türünün sağlığını olumsuz etkileyeceği unutulmamalıdır. Kene mücadelesinde çevresel ilaç uygulamaları etkin bir mücadele yöntemi olarak değerlendirilmemelidir. Bununla birlikte hayvan barınakları ve çevresinin ilaçlanması ile belli düzeyde etki elde edilebileceği de unutulmamalıdır.
 
Sonuç olarak; Kırım Kongo Kanamalı Ateşi bakımından kene mücadelesinin temelini; bireysel korunma uygulamaları ile evcil hayvan zinciri ve yakın çevresinde kene popülasyonunun kontrol altında tutulması için yapılacak bilinçli paraziter mücadele uygulamaları oluşturmaktadır. Başarılı bir mücadele programının yürütülebilmesi için bu temel uygulamaların tüm bölgeleri kapsayacak şekilde ve yeterli sayıda tekrarının yapılmasının gerekliliği unutulmamalıdır.”
 

 
10.06.2020
Devamı

1 Milyon TL'lik Süt Hayvancılık Çiftliği Kurdu

Niğde'de emekli öğretmen Mahmut Şahin, devletten aldığı 500 bin liralık hibe desteğiyle, 1 milyon lira yatırımlı süt hayvancılığı çiftlik kurdu. 
Niğde’nin Bor ilçesindeki Çukurkuyu'da yaşayan Mahmut Şahin, 500 bin lira devlet desteğiyle 2 bin 200 metrekare alan üzerine 150 büyükbaş hayvan kapasiteli çiftlik kurdu. Niğde Tarım ve Orman İl Müdürü Asım Baş, çiftliği ziyaret ederek, incelemelerde bulundu. Müdür Baş, çiftliğin kurulması için devletin sağladığı destekle ilgili bilgi vererek, "Tarım ve Orman Bakanlığı'nın destekleriyle kurulan bir çiftlik burası. Süt hayvancılığı yapılıyor. 150 büyükbaş hayvan kapasiteli bir çiftlik ama şu an itibariyle tam kapasitede değil. KOP Bölgesi desteklerinden 200 bin TL, 13'üncü etap kırsal kalkınma ve ekonomik destekler yatırımlar alet ekipman desteğinden yaklaşık 200 bin TL destek yapıldı. Toplam 1 milyon TL'ye yapılan bir işletme olmakla birlikte, bunun 500 bin TL'si hibe desteğidir. Bu tesis gelişmeye yönelik planlanmıştır. Şu an bu tesiste 80 civarında büyükbaş hayvan bulunmakta olup, 150 büyükbaş hayvan kapasitesine kadar çıkartılabilir" dedi. 

Hayvancılık ve çiftçilik için devlet desteğinin öneminden bahseden Mahmut Şahin de şöyle konuştu:



"Sadece hayvancılıkta değil diğer tarım ürünlerinde de devlet desteği olmadan olmaz. Bu hayvan çiftliği için müracaat edeli yaklaşık 2 yıl oldu. Projemiz onaylanmasıyla birlikte önce besi damımız sonra makine ve ekipmanlar olmak üzere 2 parça hibe desteği aldık. Kıraç ve yüksek olması nedeniyle bu araziyi seçtik. Kasım 2019 tarihinde inşaata başladık ve Haziran 2020 tarihi itibariyle hayvanlarımızı getirdik, süt hayvancılığı işine başladık. Bu çiftliğimiz 150 büyükbaş hayvan kapasitesinde olup şuan itibariyle yaklaşık 80 hayvanımız bulunuyor. Bu işi herkesin yapması lazım, bu ülke için yapılması gerekir." 
 
 
10.06.2020
Devamı

Halk Çerez Ekmek İsrafını Önlüyor

      
Ankara Halk Ekmek A.Ş ekmek israfının önlenmesine yönelik ürettiği halk çerezle gönüllere tat kuruyor. Konu ile ilgili bir açıklama yapan Halk Ekmek Genel Müdürü Dr. Hüseyin Velioğlu ekmek israfının önlenmesine dönük önemli çalışmalarımızdan biri de satışını gerçekleştirdiğimiz halk çerezlerdir.” Dedi.
Genel Müdür Velioğlu konu ile ilgili şunları kaydetti.

“Ekmek israfının önlenmesine dönük önemli çalışmalarımızdan biri de satışını gerçekleştirdiğimiz halk çerezler oluşturmaktadır. Üretim esnasında beyaz, fazla kızarmış, bıçak açmamış, şekli bozuk vb. ekmekler satışa sunulmayarak hijyenik koşullarda muhafaza edilmektedir. Bu ekmekler dilimlenerek tekrar fırınlandıktan sonra öğütülerek galeta unu yapılmaktadır.


Galeta unları ekstrüzyon pişirme teknolojisi kullanılarak sağlıklı ürün grupları olan ve her yaş grubuna hitap eden çerezler üretilerek katma değer oluşturulmuştur. Halk Ekmek Fabrikası olarak 6 çeşit Halk Çerez üretmekteyiz. Bunlar ; tam buğday unlu, yer fıstığı aroma çeşnili, sade dolgulu, dolgulu kakaolu ve glutensiz çerezdir. Sağlıklı Çerezlerimiz yağda kızartılmadan, fırınlanarak üretilmektedir. İçlerinde katkı maddesi yoktur, doğaldır. Çerezlerimiz günlük olarak üretilen ve fırınlarımızda satışa çıkmayan ekmeklerden üretilmektedir. Bu yolla ekmek israfı önlenmektedir. “dedi.
 
09.06.2020
Devamı

7 İlde Ücretsiz Tarım Arazisi Tahsis Edilecek

Çiftçilere ücretsiz hazine arazisi tahsisindeki çalışmalarda sona gelindi. Tespiti yapılan 14 bin dekar hazine arazisinde (1904 futbol sahası), tarımsal üretime elverişli olanlar çiftçilere ücretsiz olarak tahsis edilecek.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, “Amacımız ekilmeyen, atıl durumdaki boş arazileri üretime kazandırmak. Ülkemizde 23,1 milyon hektar işlenen tarım alanı varlığı bulunuyor. Bu üretim alanında 83 milyon vatandaşımızın gıda ihtiyacı karşılanıyor ve üstüne de 18 milyar dolara ulaşan ihracat gerçekleştiriyoruz. Türkiye 48 milyar dolarlık tarımsal hasıla ile Avrupa’nın lider ülke konumunda bulunuyor” diye konuştu.

‘ATIL OLAN ALANLAR DEĞERLENDİRİLECEK’

Erzincan, Bingöl, Erzurum, Kars, Kayseri, Muş ve Sivas’ta hazinelerin il müdürlüklerine tahsis edildiğini söyleyen Bakan Pakdemirli, “Özellikle atıl olan mülk, hazine ve vakıf arazilerinin parsel bazında tespiti için mayıs ayında bir çalışma başlattık.

Öncelikle bir envanter çıkaracağız. İlk aşamada Erzincan, Bingöl, Erzurum, Kars, Kayseri, Muş ve Sivas’ta hazine arazilerinin il müdürlüklerimize tahsisini sağladık. Bu çerçevede, 14 bin dekar hazine arazisinde, tarımsal üretime elverişli olanların tespiti yapıldı. Bu arazileri bedelsiz olarak çiftçilerimize tahsis edeceğiz. Çiftçilerimizin başvuruları 1 Haziran’a kadar alındı. Şimdi talepler değerlendirildikten sonra hak kazananlara çiftçilerimize tahsisleri yapılacak” diye konuştu.
 
 
 
09.06.2020
Devamı

Tarım ve Orman Bakanlığından İyi Partili Türkkan'a Yanıt

İyi Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan’ın TBMM’de düzenlediği basın toplantısında ‘Buğday İthalatı’ ve ‘Tohumculuk Kanunu Türk Tarımının Sevr Anlaşmasıdır’ iddialarına Tarım ve Orman Bakanlığı yazılı bir açıklma yaptı. 
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada şu sözlere yer verildi.

Sayın Türkkan’ın iddiaları doğru değildir. Buğday ve tohumculuk sektörüne ilişkin resmi veriler, bu asılsız iddiaların, kasıtlı ve yıpratma amacı taşıdığını da ortaya koymaktadır. 
Bakanlığımızca yürütülen projeler ve çalışmalar ve üretime yönelik teşvikler ile çok sayıda tarım ürününde dünya liderliğimiz devam ediyor. Türkiye, buğday unu ihracatında dünyada birinci, makarna ihracatında ikinci sıradadır.

Ülkemiz, buğday iç tüketimi tamamen yerli üretimden karşılanmaktadır. 2019 yılında 19 milyon ton olan buğday üretimimiz, 2020 yılında %7,9 artış ile 20,5 milyon ton olarak beklenmektedir. (TÜİK)

Buğdayda, Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında ihracat bazlı yurtdışı temin yapılmaktadır. İthal edilen buğday; un, makarna, irmik vb. işlenmiş ürün olarak, tekrar  ihraç edilmekte, ülkemize döviz girdisi sağlanmaktadır. 2019 yılında; 7,5 milyon ton buğdayın karşılığı olan mamul madde ihracatı yapılmıştır.

Türkiye tohumculuk sektörü de kendi ihtiyacı olan tüm tohumluğu üretecek güç, yetenek ve kapasiteye sahiptir. 2006 yılında çıkarılan 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile Ülkemiz Tohumculuk Sektöründe Özel Sektörün örgütlenmesi ve üretim sürecinde hızla yer almasıyla sertifikalı tohumluk üretimi 2020 yılı itibariyle 1 milyon tonun üzerine çıkmıştır. Son yıllarda tarımda kaydedilen gelişmeler sayesinde; üretimde, verimde, kalitede ve ihracatta artışlar gerçekleşmiştir. Ülkemiz tohumluk konusunda kesinlikle dışa bağımlı bir ülke değildir.

Dünyanın en büyük üretici ve ihracatçılarından biri olan ülkemiz, üyesi bulunduğumuz Dünya Ticaret Örgütü kuralları gereği her ülkeye tohum satabilmekte ve ihracat yaptığı pazarların talep çeşitliliği ve serbest pazar gerekleri doğrultusunda nihai ihraç ürününe dönüştürmek amacıyla tohumluk ithalatı yapmaktadır.
Son yıllarda uygulanan politikalar neticesinde sertifikalı tohum ile sertifikalı fidan üretimi ve ihracatta büyük artışlar sağlanmıştır.

2002-2019 döneminde; sertifikalı tohum üretimi 145 bin tondan 8 kat artış ile 1 milyon 134 bin tona, tohum ihracatımız 17 milyon dolardan 9 kat artışla 149 milyon dolara, İhracatın ithalatı karşılama oranı %31 iken %86 seviyesine yükselmiştir.  Yurtiçinde kullanılan sertifikalı tohumluk miktarının % 96 ‘sı yerli imkânlarla yurtiçinde üretilerek karşılanmaktadır.

Ülkemizde tohumculukla ilgili faaliyette bulunan firmaların tamamı Bakanlığımız tarafından yetkilendirilmekte ve kayıt altına alınmaktadır. Hâlihazırda bunların sayısı 939’dur. Sermaye durumuna göre; bu firmalardan 879’u yerli, 40’ı yabancı ve 20’si de yerli-yabancı ortaklığı şeklindedir. Bu şirketler sadece üretim yapmakla kalmayıp aynı zamanda kendi kaynakları ile yerli çeşitler de geliştirmektedir.
 
 
 
09.06.2020
Devamı

Başkan Günay : Sütün Olmadığı Yerde Eti Konuşamayız

Erzincan Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Yaşar Faruk Günay süt sektörüne yönelik Anadolu İzlenimleri ’ne bir açıklama yaptı. Başkan Günay “ Hayvancılığın süründürebilmesi için 1 litre soğutulmuş sütün fiyatı 3TL olmalıdır.” Dedi.

Başkan Günay; Hayvancılık sektörüne yönelik şunları kaydetti.

“Biz yetiştiriciler yılmadan usanmadan üretiyoruz. Üretmeye de devam ediyoruz. Ne yazık ki hayvancılık sektörü sürdürülebilir değildir. Girdi maliyetlerimiz her geçen gün artmaktadır. Süt yemine ardı ardına gelen zamlar hayvancılık yapamama durumuna getirmiştir.

 Korona sürecinden önce bir çuval süt yeminin fiyatı 85 TL idi. Bugün süt yeminin çuvalı 110 TL oldu. Yetiştiricimiz girdi maliyetlerinin altında ezilmektedir. Hayvancılığı ayakta tutabilmek için 1 litre soğutulmuş sütün 3TL olması gerekiyor.  Tarım ve Orman Bakanlığımızdan acilen önlem almasını bekliyoruz. Sütün olmadığı bir yerde kırmızı Eti’de konuşamayız.  Yetiştiriciler süt hayvanlarını kesime göndermektedir. Bu konuya acilen dur demek için bakanlık yetiştiricinin yanında yer alarak düğmeye basmalıdır. ”dedi.
 
 
08.06.2020
Devamı

Cinisli : Tarım Kredi Faizleri Bir Tefeci Faizinden Farklı Değildir

İyi Parti Erzurum Milletvekili Muhammet Naci Cinisli Tarım’da 2020 COVİD19 önlemlerinin alınmasına yönelik vurgu yaptı. Cinisli “  Tarım kredi kooperatifleri ve Ziraat Bankası kredi limitleri yüzde 25 artırılmalı. Tarım Kredi kooperatiflerinin faizleri bir tefeci faizinden farklı değildir. Çiftçiler 12 ay vadeli değil, 24 vadeli kredi kullanabilmeli. Kredi yapılandırmasında çiftçi ayrımı yapılmamalı. Vergisiz mazot hiç olmazsa pandemi döneminde kullandırılmalı. Soya ekiminin desteklenmesi gerekmektedir. ”dedi.

Milletvekili Naci Cinisli TARSİM sigortasına değinerek şunları kaydetti.

“Çiftçimizin, TARSİM sigortası kapsamına girmeyen, aşırı sıcak ve fırtınadan kaynaklanan zararlarını derhal poliçelere dahil edin, ortaya çıkan zararı tespit edip devletimiz tarafından karşılanmasını sağlayın. Şu anda TARSİM % 40 zararı karşılıyor. Biz bu oranın % 10’a indirilmesini teklif ediyoruz. Bizler İYİ Parti olarak geçtiğimiz dönemden bugüne kadar 238 kanun teklifi verdik. Bunların içerisinde bir tanesi gündeme alınmaz mı? Bir tanesiyle ilgili değerlendirelim denmez mi?

Çiftçimizin, TARSİM sigortası kapsamına girmeyen, aşırı sıcak ve fırtınadan kaynaklanan zararlarını derhal poliçelere dahil edin, ortaya çıkan zararı tespit edip devletimiz tarafından karşılanmasını sağlayın. Şu anda TARSİM % 40 zararı karşılıyor. Biz bu oranın % 10’a indirilmesini teklif ediyoruz. Bizler İYİ Parti olarak geçtiğimiz dönemden bugüne kadar 238 kanun teklifi verdik. Bunların içerisinde bir tanesi gündeme alınmaz mı? Bir tanesiyle ilgili değerlendirelim denmez mi?

BİZİM TARIM SEKTÖRÜNDE İHTİYACIMIZ OLAN ADET DEĞİLDİR, FAZLALIK DEĞİLDİR; KALİTEDİR.

Yaşlanan tarım nüfusunda gençleşme yapmak için tarım liseleri konusunun çok önemli bir yeri olduğunu düşünüyoruz. Bundan önce cumhuriyetin kuruluşundan devraldığımız 25 tane tarım lisesi bulunuyordu. Bu liseler Millî Eğitim Bakanlığına değil Tarım Bakanlığı’na bağlıydı. Bugün ise yüzlerce tarım lisesi adı altında meslek okulu var ve senede 13-14 bin mezun veriyorlar ve Millî Eğitim Bakanlığı bünyesindeler. Bu liselerden mezun olan gençlerimizin hiçbiri tarımla ilgili bir pratikleri yok. Mezun olana kadar hiçbir pratikleri olmuyor. Hâlbuki bundan önceki o Tarım Bakanlığı’na bağlı olan okulların mezunlarının pratikleri vardı. Bizim tarım sektöründe ihtiyacımız olan adet değildir, fazlalık değildir; kalitedir. Bu okulları tekrar eski statüsünde daha aktif ve katkı verecek şekilde Tarım Bakanlığına alacağız.

Diğer taraftan hasat döneminde olduğumuz Çay; Çaykur’un günlük kotaları 15 kg’a kadar indirmesiyle ve açıklanana taban fiyatı 3,25 ile üretici ürünü satamaz durumdadır. 2,60’lara düşen tüccar fiyatlarına mahkûm hale gelmiştir.”
 
İyi Parti Milletvekili Cinisli COVİD19 sonrası önerilere değinerek şunları söyledi.
 
2020 COVID-19 SONRASI İÇİN ÖNERİLERİMİZ
 
  • Özellikle ekim dikim hasat dönemleri içinde bulunduğumuz bugünlerde gıda tedarikinde sorun yaşanmaması için 2020 desteklerinin yarısı Haziran ayı sonu gelmeden ödenmelidir.
  • Tarım kredi kooperatifleri ve Ziraat Bankası kredi limitleri yüzde 25 artırılmalı. Tarım Kredi kooperatiflerinin faizleri bir tefeci faizinden farklı değildir.
  • Çiftçiler 12 ay vadeli değil, 24 vadeli kredi kullanabilmeli.
  • Kredi yapılandırmasında çiftçi ayrımı yapılmamalı.
  • Vergisiz mazot hiç olmazsa pandemi döneminde kullandırılmalı.
Soya ekiminin desteklenmesi gerekmektedir.
 
 
 
 
08.06.2020
Devamı

Bayraktar : Kalabalık Şehirlerden Kırsala Göç Başladı

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, pandemi sürecinin yaşam tercihlerinde de değişikliklere neden olduğunu bildirerek, “Kalabalık şehirlerden kırsala göç başladı. Vatandaşlarımız köy hayatını seçerek hem kazançlarını hem de huzurlarını artırmak istiyor. Şehrin karmaşasından uzak, toprağın işveren olduğu köylerde çiftçilik yapmak en cazip mesleklerden biri haline geldi” diye konuştu.
Kırsalda yaşama olan ilgi artarken, küçük aile işletmelerine pozitif ayrımcılık tanınması gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, küçük aile işletmelerinin daha fazla desteklenmesinin önemine vurgu yaptı.

Bayraktar, koronavirüs salgınıyla birlikte doğal yaşamın önem kazandığını belirtti. Sağlık, ekonomik ve psikolojik gerekçelerle köy hayatına olan ilginin arttığını ifade eden Bayraktar, “Pandemi ile mücadele ederken insanlar, sağlıklarının yanı sıra ekonomik güvencelerini de kaybetme endişesi yaşadı. İnsanlar artık kalabalık şehirlerden uzaklaşarak daha sakin bir hayatı seçmek ve üretmek istiyorlar. Ekonomik kaygıların, iş kayıplarının etkisi göz önüne alındığında, kentten köye göç edenlerin sayısında bir artış bekliyoruz” diye konuştu.
Bayraktar, daha iyi işlerde çalışmayı ümit ederek kente göç edenlerin de yeniden köye dönme eğilimi gösterdiklerini ifade etti. Ekonomik kaygıların yanı sıra memleket özlemi ve doğa tutkusunun da tersine göçte etkili olduğunu belirten Bayraktar, “Köyüne dönüp yeniden toprağını işlemek isteyenlerin yanı sıra, beyaz yakalılar da şehir hayatında elde ettikleri deneyimlerden faydalanarak üretmek, girişimci olmak istiyor” ifadelerini kullandı.
 
“Ekonomik güçlükler de köylere geri dönüşe bir ivme kazandırabilecektir”
 
Artan nüfus baskısı ve ekonomik dalgalanmaların göçleri etkilediğini belirten Bayraktar şunları söyledi:
“Eğer köylerden şehirlere göçenler tarım sektöründe gelir artışı yaşandığını görürlerse, geri dönüş hızı da o derecede artacaktır. Çünkü tarım dışı sektörler, zor dönemlerden en çok etkilenen sektörlerdir. Bu dönemlerde tarımda istihdamın arttığı, tarımın işsizliği azalttığı görülmektedir. 1994 krizinde tarımda istihdam 7,7 milyon kişiden 8,7 milyon kişiye, 2001 krizinde 7,8 milyon kişiden 8,1 milyon kişiye ve 2008 krizinde ise 4,9 milyon kişiden 5,2 milyon kişiye yükselmişti. Ekonomik krizlerde kırsala yönelim vardır. Salgın ve benzeri gelişmelerin neden olduğu ekonomik güçlükler de köylere geri dönüşe bir ivme kazandırabilecektir.”
 
“Hangi köye döneceğiz?”
 
Daha çok şehirlerde görülen koronavirüs salgınının beraberinde getirdiği sosyal problemlerin köy hayatına özendirdiğini ifade eden Bayraktar şunları söyledi:
“Ama hangi köylere? Alt yapısını tamamlamış, interneti de dahil iletişimin sağlandığı, tarımsal üretimin yapılabileceği arazilere sahip köylere mi? Yoksa tarımsal üretimle ilişkisi kesilmiş, sadece yaşlıların ve birkaç hanenin ikamet ettiği köylere mi?

Köye, kırsala dönmeyi özendirmeye yönelik uygulanan politikalar artırılmalıdır. Kırsalda yaş ortalaması yükselmektedir. Kırsaldaki gençler ve köylerine dönen gençler teşvik edilmelidir. Kırsalı yaşanır hale getiren eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, iletişim gibi hizmetler geliştirilerek altyapı modernize edilmelidir.
Tarımsal üretim karlı ve cazip hale getirilmeli, küçük aile işletmelerinin uygulayabileceği projeler geliştirilmelidir. Projelerin hazırlanması ve yürütülmesi konusunda Tarım Orman İl Müdürlüğü teknik elemanları ve Ziraat Odalarımızda çalışan danışmanlar görev almalıdır” diye konuştu.
 
Yapılması gerekenler
           
            Köylerdeki genç nüfusun her geçen gün azaldığına işaret eden Bayraktar, pandemi süreciyle birlikte cazip hale gelen tersine göçün, doğru değerlendirilmesi durumunda önemli bir avantaj olduğuna işaret etti. Köylerde yaşamın cazip hale getirilmesiyle şehirlerdeki göç baskısının da sona ereğini belirten Bayraktar, “Kırsala, kentlerde olan hizmetler götürülmelidir. Kent ve kır arasındaki sosyo- ekonomik farklılıklar giderilmeli, tarım sektörünün ülke ortalamasının üçte birinde kalan kişi başına gelir seviyesi yükseltilmeli, küçük aile işletmeleri desteklenmeli, tarıma dayalı sanayiler ve kırsal turizm geliştirilmelidir” diye konuştu.       
Bayraktar, kırsalda yaşamın avantajlı hale gelmesi için, tarımın, küçük ve parçalı arazi yapısı, sulama, örgütlenme, tarımsal eğitim ve yayım hizmetleri konusundaki yetersizlikler, kalite ve standartlara uyum konusundaki güçlükler, tarım-sanayi entegrasyonu ve pazarlama faaliyetlerinde etkinlik sorunları, sermaye ve mali kaynak yetersizlikleri, üretimin doğa koşullarına bağımlılığı ve verim düşüklüğü gibi yapısal sorunlarının çözülmesi gerektiğini belirtti.
Bayraktar, “Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi hizmetlerin başarıyla uygulanması, kırsal altyapının modernize edilmesi ve tarımsal sanayinin köylerde geliştirilmesi ile istihdam sağlanması durumunda kırsala ve köye dönüş olmaması için hiçbir sebep yoktur” diye konuştu.
 
 
 
08.06.2020
Devamı

Başkan Eroğlu: ‘Güvenli Olmayan Gıda Tüketimi Öldürüyor’

Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu  “7 Haziran Dünya Gıda Güvenliği Günü”  için bir basın açıklaması yaptı.  
Başkan Eroğlu: “Güvenli Olmayan Gıda Tüketimi Her Yıl 2 Milyondan Fazla İnsanı Öldürüyor”diyerek, açıklamasına şöyle devam etti:

“Birleşmiş Milletler Örgütü tarafından, 24 Aralık 2018’de alınan karar ile 7 Haziran olarak belirlenen Dünya Gıda Güvenliği Günü,  Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü  (FAO) işbirliği çerçevesinde bu yıl ikinci kez kutlanmaktadır

Bu Özel Günün amacı; gıda kaynaklı risklerin tespit edilmesi, önlenmesi ve yönetilmesi suretiyle gıda güvencesi ve güvenliğini sağlamak, halk sağlığı, ekonomik refah, tarım, turizm ve sürdürülebilir kalkınma gibi konulara katkıda bulunmak, bu kapsamda yapılan faaliyetler ile gıda güvenliğinin kamunun gündeminde yaygınlaştırılması ile küresel olarak gıda kaynaklı hastalıkların azaltılması çabalarına katkı sağlamaya çalışmaktır.

Toplumun sağlıklı ve üretken olabilmesi için yeterli miktarda ve güvenli gıdaya ulaşması şarttır. Bu nedenle gıda, ülkeler için son derece stratejik bir konudur. Gıdalar sağlıklı ve temiz hammaddeler ile hijyenik koşullar altında üretilmediklerinde ve/veya uygun koşullarda muhafaza edilmediklerinde içerdikleri fiziksel, kimyasal ve biyolojik tehlikeler ve özellikle hayvansal kaynaklı hastalıklar nedeniyle insan sağlığı açısından risk oluşturabilmektedir.



 
Dünyada her yıl yaklaşık 600 milyon hastalık vakası, bakteri, virüs, parazit, toksin ve kimyasallar gibi maddelerle bulaşan güvenli olmayan gıda tüketimine bağlı olarak şekillenmektedir. Hatta bir kişi yılda birkaç defa gıda kaynaklı bir enfeksiyondan etkilenebilmektedir.  Bu hastalık vakalarının önemli bir bölümü (yaklaşık %40) beş yaşın altındaki çocuklarda meydana gelerek, hayatlarını kaybedenlerin sayısı yüz binlerle ifade edilmektedir. Her 10 kişiden birisinin tehlikeyle bulaşık gıda tüketmek zorunda kalması dolayısı ile tıbbi tedaviye ihtiyaç duyar hale geldiği görülmekte olup, toplamda her yıl iki milyondan fazla insan gıda veya su kaynaklı bir hastalıktan hayatını kaybetmektedir.

Sağlık sorunları ve hayat kayıplarının yanı sıra, gıda kaynaklı hastalıklar ülkelerin sağlık harcamalarını arttırmakta, iş gücü kaybına neden olmakta ayrıca turizm ve ticareti olumsuz etkileyerek ekonomiye zarar vermektedir. Bu şekilde toplumların sosyoekonomik gelişimi bir kısır döngü içerisinde engellenmektedir.

Konuya insan ve hayvan hekimlerinin iş birliği içinde çalışması gerektiğini ifade eden “Tek Sağlık” kavramı çerçevesinden bakıldığında, hastalıklardan korunmak her zaman tedaviden hem daha ucuz hem de kalıcı hasarların oluşmaması açısından daha doğrudur. Hastalıklardan korunmanın birinci yolu da güvenilir gıdalar ile dengeli beslenmekten geçmektedir. Bu noktada gıda güvencesinin ve gıda güvenliğinin sağlanması ve denetimi öncelikle resmi otoritenin sorumluluğunda olmakla birlikte özellikle hayvansal gıdaların üretiminde ve denetiminde veteriner hekimler etkin rol oynamaktadır.

Veteriner hekim kontrolünde yetiştirilen sağlıklı hayvanlardan elde edilen et, süt, yumurta ve bal gibi ürünler yine veteriner hekim kontrolünde hijyenik ve uygun koşullarda üretilmesiyle halka arz edilebilmektedir. Veteriner hekimler, gıda güvencesi ve güvenliğinde, bulunabilirlik, erişim, kullanım ve istikrar alanında önemli katkılar sağlarlar. Ayrıca;hayvan sağlığı ve refahını koruyarak, daha güvenilir, sürdürülebilir, çevreyi kirletmeyen ve istenmeyen maddelerden ari olan besleyici gıda teminine öncülük ederler.

Bu bağlamda içinden geçtiğimiz COVID-19 pandemisi sürecinde daha da önemli hale gelen güvenli gıda arzının kesintisiz olarak sağlanması için özveri ile çalışmalarına devam etmektedirler.

Uluslar arası düzeyde kutlanan “Dünya Gıda Güvenliği Günü” kapsamında gerçekleştirilecek aktiviteler ile tükettiğimiz gıdaların üretim, işleme, hazırlanma aşamalarının her biri için güvenliğinin sağlanması hususunda daha çok emek verilmesinin gerekliliği net bir biçimde ortaya konulmakta olup, bu konuda Gıda değer zincirinde yer alan tüm kişi ve kuruluşların güvenli gıda temini konusunda sorumluluğu bulunmaktadır.

Ülkemiz ve tüm insanlık için sağlıklı ve insanca bir yaşama vesile olmasını temennisi ile Dünya Gıda Güvenliği Gününü kutluyoruz.
 
07.06.2020
Devamı

Çiftçilere Fark Destek Ödemeleri Yatırıldı

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, destek ödemesi olarak, çiftçilerin  hesabına 374 milyon lira yatırıldığını açıkladı.

Bakan Bekir  Pakdemirli; 

"Fark Ödemeleri kapsamında;  Yağlı Tohumlar desteği olarak 49.946 çiftçimize 340 Milyon TL, Hayvancılık Destekleri kapsamında Hayvan Hastalıkları Desteği olarak 1.131 üreticimize 27 Milyon TL, Hayvan Genetik Kaynaklarının Yerinde Korunması Projesi desteği kapsamında 468 çiftçimize 3,6 Milyon TL, olmak üzere, toplamda 374 Milyon TL destekleme ödemesi, bugün saat 18:00 itibari ile çiftçilerimizin hesaplarına yatırılmıştır" dedi.
 
06.06.2020
Devamı

Su Ürünlerinde Rekor Üretim

Tarım ve Orman Bakanı  Bekir Pakdemirli, 2019 yılının su üretimi açısından bereketli geçtiğini belirterek, “Yaptığımız çalışmalar ve sektöre sağladığımız destekler sayesinde su ürünleri üretimimiz tarihi bir rekor kırarak 836 bin tonun üzerine çıkmıştır.” dedi.

Bakan Pakdemirli, 2019 yılı su ürünleri üretim verileriyle ilgili açıklamada bulundu.

Su ürünleri üretimi açısından bereketli bir yılı geride bıraktıklarını ifade eden Pakdemirli, “Bakanlığımız tarafından balıkçılık kaynaklarının korunmasına yönelik alınan kararlar, yapılan denetimler, üretimi artırmak için verilen teşvikler ve teknolojik gelişmelerin de etkisiyle, su ürünleri üretim miktarlarımız 2019 yılında geçmiş yıllara göre rekor bir artışla %33,1 artarak 836.523,7 tona ulaşmıştır. Toplam üretimin, %55,4’ünü su ürünleri avcılığı %44,6’sını ise yetiştiricilik ürünleri oluşturmuştur. İstatistiklere giren en yüksek toplam üretim miktarı 2007 yılında 772 bin ton olarak gerçekleşmişti.” değerlendirmesinde bulundu.
SU ÜRÜNLERİ AVCILIĞI YÜZDE 47,5 ARTTI
Bakan Pakdemirli, 2019 yılında avcılık yoluyla 463.167,7 ton, yetiştiricilik yoluyla ise 373.356 ton olarak üretim gerçekleştiğini belirterek, avcılığın bir önceki yıla göre %47,5 oranında arttığını söyledi.

Hamsi ve çaça avı miktarlarında önemli oranda artış görüldüğünü, palamut ve lüfer gibi balıkların avcılığında ise düşüş yaşandığını dile getiren Pakdemirli, balık avcılığındaki bu değişimin tür biyolojisi, besin durumu ve çevresel şartlardan kaynaklandığı belirtti.
Pakdemirli, su ürünleri yetiştiricilik üretiminin ise her yıl olduğu gibi geçen yıl büyümeye devam ettiğini, bu kapsamda çipura, levrek ve alabalık üretiminin önemli miktarda arttığını dile getirdi.

ÇİPURA ÜRETİMİNDE ARTIŞ YÜZDE 30 OLDU
Son yıllarda özellikle deniz balıkları yetiştiriciliğinde hızlı bir artış görüldüğünü ifade eden Pakdemirli, “2019 yılında, çipura üretimi yüzde 30 artarak 99,7 bin tona, levrek üretimi ise yüzde 17,5 oranında artışla 137,4 bin tona ulaşmıştır. Toplam yetiştiricilik üretimi ise yüzde 18,7 büyümüştür.” dedi.

SU ÜRÜNLERİ İHRACATI 1 MİLYAR DOLARI GEÇTİ
Su ürünleri üretimi ve yetiştiriciliğindeki artışın ihracata da yansıdığının altını çizen Pakdemirli, şöyle konuştu:
“2019 yılında ihracat bir önceki yıla göre miktar olarak yüzde 12,8 artarak 200 bin tona, değer olarak ise yüzde 7,8 oranında artışla 1 milyar 30 milyon dolara ulaşmıştır. İthalatımız ise 90 bin ton ve değer olarak 189 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ülkemiz su ürünleri dış ticaretinde net ihracatçı ülke konumundadır. 100’e yakın ülkeye su ürünleri ihracatı yaptık.”

YAPILAN YASAL DÜZENLEME SEKTÖRE OLUMLU YANSIYACAK
Bakan Pakdemirli, kasım ayında yapılan 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’ndaki bazı değişikliklerin sektöre olumlu yansıyacağını belirterek, “Bu düzenlemenin stoklar üzerinde olan olumlu yansımaları şimdiden görülmeye başladı. Önümüzdeki 4-5 yıl içerisinde deniz kaynaklarımız bugünden çok daha iyi durumda olacaktır. Şimdiden ulaştığımız 2023 yılı hedefimizi ise revize ettik. Bu hedefimizi güzide kaynaklarımızdan efektif şekilde yararlanarak, koruma ve kullanma dengesini göz önünde bulundurarak yakalayacağız.” diye konuştu.
 Bakan Pakdemirli, insan beslenmesi için vazgeçilmez bir protein kaynağı olan su ürünlerinin ekonomi ve istihdama önemli katkılar sağladığını da belirtti.
 
​ 
 
 
05.06.2020
Devamı

Başkan Erdoğan:Hafta Sonu Sokağa Çıkma Yasağını Kaldırdı

Cumhurbaşkanı Erdoğan hafta sonu 15 ilde uygulanacak sokağa çıkma yasağının kaldırdığını Twetter hesabından duyurdu. Erdoğan Twetter hesabından sokağa çıkma yasağı ile ilgili şu sözlerle duyurdu.
“Bilindiği gibi salgın döneminde, milletimizi Koronavirüs'ten korumak için çok sayıda tedbiri hayata geçirdik. Bunlardan biri de tüm Türkiye’de veya belirli illerimizde uyguladığımız sokağa çıkma sınırlamalarıydı.
Esasen, en son sınırlamanın ardından bu yöntemi yeniden kullanmayı düşünmüyorduk. Ancak, bir ara 700 küsurlere kadar inen günlük vaka sayısı neredeyse bini buldu. Bu olumsuz gelişme üzerine, sokağa çıkma sınırlaması tedbirini tekrar gündemimize almak zorunda kaldık. Sağlık Bakanlığımızın önerisi ve İçişleri Bakanlığımızın genelgesi ile bu hafta sonu da 15 ilimizde sokağa çıkma sınırlaması uygulanacağı dün gece ilan edilmişti. Fakat vatandaşlarımızdan aldığımız değerlendirmeler, bizi kararı yeniden gözden geçirmeye yöneltti.

Tek amacı hastalığın yayılmasını önlemek ve vatandaşımızı korumak olan bu kararın, farklı sosyal ve ekonomik sonuçlara yol açacağı anlaşıldı. 2,5 aylık bir aradan sonra yeniden günlük hayatını düzenlemeye başlayan vatandaşlarımızın sıkıntıya düşmesine gönlümüz razı olmadı.

Bunun için, Cumhurbaşkanı olarak, 15 ilimizi kapsayan hafta sonu sokağa çıkma sınırlaması uygulamasını iptal etme kararı aldım. Vatandaşlarımdan, MASKE-MESAFE-TEMİZLİK kurallarına bu süreçte de titizlikle riayet etmelerini önemle rica ediyorum.” Dedi.
 
05.06.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli'den Dünya Çevre Günü Mesajı

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, 5 Haziran Dünya Çevre Günü ile ilgili bir mesaj yayımladı. Bakan Pakdemirli’nin mesajında şu sözlere yer verdi.
“Çevre, insanların ve diğer tüm canlıların içinde yaşamak zorunda olduğu doğal ve yapay yaşam alanlarıdır. Bu nedenle her bireyin ve ülkenin içinde bulunduğu çevreyi koruma ve gelecek nesillere de yaşanabilir bir dünya bırakma sorumluğu vardır. Bizler de bu bilinçle çalışıyoruz ve çalışmaya da devam edeceğiz.

Ülkemiz, biyolojik çeşitlilik açısından zengin bir ülkedir. Bakanlık olarak bir taraftan biyolojik kaynaklarımızı kayıt altına alıp korunan alanları artırırken diğer taraftan da iyi tarım, organik tarım ve çevre dostu çeşitli uygulamalara destek sağlayarak tarımsal faaliyetlerden kaynaklı çevre kirliliğini en aza indirmek için gayret gösteriyoruz.
Öte yandan ağaçlandırma, erozyonla mücadele ve mera ıslahı gibi çalışmalara ağırlık veriyoruz. Bu çerçevede, son 18 yıllık dönemde 4,7 milyar fidanı toprakla buluşturduk. Bu dönemde orman varlığımızı 1,8 milyon hektar artırarak 20,8 milyon hektardan 22,6 milyon hektara ulaştırdık.

Ayrıca doğa ile baş başa bir hayat için korunan alanlarımızı hızla çoğaltıyoruz. 2002 yılında 33 olan milli park sayımızı 44’e, 17 olan tabiat parkı sayımızı 249’a yükselttik.
Sonuç itibariyle her biri ülkemize ayrı bir değer katan korunan alanları, biyolojik zenginliği, yaban hayatı çeşitliliği, endemik türleri ve kültürel değerleri ile ülkemizin ve çevremizin daha yaşanılabilir bir yer olması için özveriyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Unutmayalım ki çevre olmadan yaşam da olmaz. Yaşanabilir bir çevre için üzerimize düşen görevi yapmaya edeceğiz.” ​
 
 
05.06.2020
Devamı

YUSUFELİ’NDE 3 MİLYONUNCU METREKÜP BETON, 6 HAZİRAN’DA DÖKÜLECEK

Türkiye’nin vizyon projelerinden olan ve inşaat çalışmaları süren Yusufeli Barajı’nda 3 milyonuncu metreküp betonun dökümü, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın video konferans yöntemiyle iştiraki ve Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin baraj inşaatından katılımıyla 6 Haziran günü gerçekleştirilecek.
Bakan Pakdemirli, Çoruh Nehri üzerinde inşaat çalışmaları devam eden Yusufeli Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin temelden 275 metre yüksekliği ile çift eğrikli beton kemer gövde kategorisinde Türkiye’nin birinci, dünyanın üçüncü yüksek barajı olacağını belirtti.

GÖVDE İNŞAATININ YÜZDE 75’İ TAMAMLANIYOR
Yusufeli Barajı ve HES inşaatında baraj ünitelerine ait yapıların inşaat çalışmalarının tüm hızıyla devam ettiğini dile getiren Pakdemirli, “Bu kapsamda, 6 Haziran 2020 tarihinde, gövde betonuna başlama tarihi itibarı ile 22 ay içerisinde 4 milyon metreküplük gövde betonunun 3 milyon metreküplük kısmını dökmüş olacağız ve gövde inşaatının yaklaşık yüzde 75’ini tamamlamış olacağız. Beton döküm merasimimize Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da video konferans yöntemiyle iştirak edecek.” dedi. 

2,5 MİLYON KİŞİNİN ENERJİ İHTİYACI KARŞILANACAK
Yusufeli Barajı’nın, tamamlandığında rezervuarında 2,13 milyar mektreküp su depolayacağını ve 558 megavat gücündeki santrali ile yıllık bir milyar 888 milyon kilovatsaat enerji üreteceğini dile getiren Pakdemirli, “Baraj ve hidroelektrik santrali milli ekonomiye yıllık 1,5 milyar lira katkı sağlayacak. Üretilecek enerji ile 2,5 milyon kişinin enerji ihtiyacı karşılanacak.” ifadelerini kullandı.

Bakan Pakdemirli; nehir akış yönüne göre kendisinden sonra gelen barajlardan Deriner’de 100, Borça’da 43 ve Muratlı’da 17 olmak üzere toplamda 160 megavat ilave kapasite artışı sağlayacak olan Yusufeli Barajı’nın, Çoruh Nehri’nden kaynaklanan taşkın riskini azaltacağını ve buradaki barajların işletme ömrünü uzatacağını da söyledi.

112 BİN DEKAR ARAZİ MODERN SULAMAYA KAVUŞACAK
Bakan Pakdemirli, 239 milyon liraya mal olan ve inşaatı tamamlanan Bayburt Demirözü sulama tesisini de hizmete açacaklarını belirti. Projeyle 18 yerleşim yerinde 112 bin 600 dekar arazinin modern sulamaya kavuşacağını dile getiren Pakdemirli, bu sayede 11 bin 260 kişiye doğrudan istihdam ve çiftçilere de 85 milyon liralık ilave tarımsal gelir sağlanacağını belirtti.

9 MESKUL MAHAL VE 1000 DEKAR TARIM ALANI TAŞKINDAN KORUNACAK
Pakdemirli, ayrıca, Rize’nin taşkınlar açısından riskli bir il olduğunu ve bu nedenle “Rize Merkez ve Güneysu İlçeleri Taşlıdere Vadisi Islahı 5. Kısım” projesini 123 milyon lira yatırım bedeliyle tamamladıklarını ve onun da açılışını yapacaklarını söyledi.
İçerdiği “geçirgen tersip bentleri” ile Türkiye için örnek olacak ve ilk kez burada uygulanan proje sayesinde yağış esnasında sürüklenen iri kayalar, ağaç, dal ve köklerin bentlerin ızgaralarında tuzaklanacağını, mansabında yer alan köprü ve menfezlerin tıkanmasının engelleneceğini belirten Pakdemirli, böylelikle 9 meskun mahallin ve 1000 dekar tarım alanının taşkın riskinden korunacağını ifade etti.
​ 
 
 
 
 
05.06.2020
Devamı

Bakan Albayrak : Çiftçiye 400 Milyonluk Avans Desteği

Salgınla mücadele sürecinde verilen ekonomik desteklere ilişkin bir paylaşımda bulunan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, "Pandemi sürecinde de çiftçilerimizin yanındaydık. Hububat üretimi ve pancar küspesi için toplam 400 Milyon TL’yi aşan avans desteğinde bulunduk." dedi.
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde çiftçilere, hububat üretimi ve pancar küspesi için toplam 400 milyon lirayı aşan avans desteği verdiklerini bildirdi.

Bakan Albayrak, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, "Pandemi sürecinde de çiftçilerimizin yanındaydık. Hububat üretimi ve pancar küspesi için toplam 400 milyon lirayı aşan avans desteğinde bulunduk. Çiftçilerimizden ilk hasadı TÜRKŞEKER almaya başladı." ifadelerini kullandı.
Öte yandan Albayrak'ın paylaşımında yer alan infografikte, 1,5 milyon dekar sözleşmeli ekili alanda 300 bin ton ürün için sözleşme yapıldığı, 32 bin 900 ton ilk hasat üretimi elde edildiği bilgisi paylaşıldı.



 
 
 
05.06.2020
Devamı

Vakıfbank'tan 15Bin Çiftçiye Tarım Kart

Vakıfbank  Kayseri Şeker Fabrikası AŞ hizmet alanında 15 bin çiftçiyi kapsayan bir iş birliği anlaşması imzaladı. VakıfBank Genel Müdürlüğü’ndeki törene VakıfBank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih ve Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Başkanı Hüseyin Akay da katıldı.

Tarım stratejik sektör

VakıfBank Genel Müdürü Üstünsalih, “VakıfBank olarak tarımın stratejik sektör olduğunun farkındayız. Köy köy gezen tarım uzmanlarımızla, TarımKart’ın merkezde olduğu, tablet ile yerinde hizmet sunduğumuz ve ‘Mobil Çiftçi Paketi’ gibi pek çok teknolojik altyapıyla desteklediğimiz Tarım Bankacılığı yaklaşımımızla çiftçilerimize desteği sürdürüyoruz” dedi.

 
 
 
05.06.2020
Devamı

Buğday Üretiminin Bu Yıl 20 Milyon Tonu Aşması Bekleniyor

Ulusal Hububat Konseyi’nin raporuna göre, söz konusu yağış buğday için dengeli bir seyir izlemiş oldu. Bu gelişmelerin etkisi ile Türkiye genelinde buğday ekim alanlarında geçen yıla göre yüzde 3 dolayında artış gerçekleşirken, makarnalık ekimlerinde ise bu oran yüzde 10 seviyelerine çıktı. Bu dönemde gübre kullanımı da fiyatların dengeli seyretmesi nedeni ile bir önceki döneme göre arttı. Rapor sonuçlarına göre bu durum rekolte artışı da beraberinde getirecek. Türkiye’de uzun yıllar buğday ekim alanı ortalaması 7 milyon hektar, üretim ortalaması ise 19,7 milyon ton olarak gerçekleşti. Raporda bu yıl ise buğday üretiminin yüzde 2 artış ile 20.1 milyon tona çıkacağı belirtildi.
  
Rapora göre arpa ise 2009 yılından bu yana 2.4 milyon hektar ile 3.0 milyon hektar arasında değişen alanlarda ekim gerçekleşti. Raporda, “2017 yılından bu yana düzenli olarak ekimi artmakla birlikte, geçen üretim yılında belirgin artışla 2.9 milyon hektar alanda arpa ekimi yapıldı. Bu artışta da arpa fiyatlarındaki yükselişin büyük payı büyük. Arpanın ekim alanındaki değişime ve iklim koşullarındaki farklılıklara bağlı olarak, 2009 yılından günümüze üretimi 6.3 milyon ton ile 7.9 milyon ton arasında değişim gösterdi” denildi. Arpanın ekonomik değerinin artması nedeni ile bu yıl da ekim alanının yüzde 4-5 artış ile, 3.0 milyon hektara ulaşması nedeni ile üretimin son 12 yılın rekorunu kırarak, 8.4 milyon tona çıkacağı öngörülüyor. Öte yanda. Dünyada ise bu yıl arpa üretiminin düşmesi ve fiyatların artması bekleniyor.
 
Tahıllar içinde mısırdan sonra en yüksek yağ oranına sahip olan yulaf da yüksek besin değerine sahip olması ile de ön plana çıkıyor. Rapor, ürünün, bebek mamalarında, bisküvi ve ekmek yapımında kullanımının artmaya başladığını ortaya koydu. Son 11 yılda ekim alanı 86 bin hektar ile 113 bin hektar arasında, üretimi ise 204 bin ton ile 265 bin ton arasında değişen yulafın bu üretim yılında 112 bin hektar alanda ekileceği ve 265 bin ton üretim yapılacağı tahmin ediliyor.
 
 
04.06.2020
Devamı

Mavi Yüzgeçli Orkinos Avcılığı Başladı

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli Mavi Yüzgeçli Orkinos balıkçılarının Vira Bismillah diyerek avlanmaya başladığını ifade ederek, bu yıl ülkemizce 2 bin 305 ton orkinosun avlanabileceğini söyledi.
 
Türk bayrağıyla Akdeniz’in uluslararası sularında orkinos avcılığı yapacak balıkçılarımızın bu avı başarıyla gerçekleştirebilmeleri için Bakanlık olarak gerekli tüm hazırlıkları tamamladıklarını söyleyen Bakan Pakdemirli, “Avlanacak balıkçılarımızın kazasız belasız ve bereketli bir avcılık geçirmelerini temenni ediyorum” dedi.
 
Avcılık 30 Hazirana Kadar Sürecek
Mavi yüzgeçli orkinos avcılığı ve kota miktarının merkezi İspanya’da bulunan uluslararası bir bölgesel balıkçılık yönetim örgütü olan ICCAT tarafından belirlendiğinin altını çizen Bakan Pakdemirli “Mavi yüzgeçli orkinos avcılığı Akdeniz’de 15 Mayıs itibarıyla başladı ve 30 Haziran 2020 tarihine kadar devam edecek” diye konuştu.
 
Kota 1.000 Tondan 2.305 Tona Çıkartıldı
Bakanlık olarak uluslararası platformlarda gösterilen üstün gayret ve başarıdan dolayı ülkemizin kotasının arttığını belirten Bakan Pakdemirli “Bu çabalar neticesinde kotamız 1000 tondan 2.305 tona çıkartıldı. Bu kota limitleri içinde orkinoslar, Bakanlığımız tarafından belirlenen şartları yerine getirerek avlanma hakkına sahip olan 27 balıkçı gemisi tarafından avlanacak” açıklamasında bulundu.
 
Yaklaşık 2 Bin Kişiye İstihdam Sağlanacak
Avcılık sonucu yakalanan orkinosların kafeslerle taşınarak çiftliklere ulaştırılması için 50 balıkçı gemisinin de avcılık faaliyetinde yer alacağını vurgulayan Pakdemirli, bu avcılık faaliyetleri sırasında yaklaşık 2 bin kişiye istihdam sağlanacağını söyledi.
 
Orkinoslardan Yılda 100 Milyon Dolar İhracat Geliri Sağlanıyor
Avcılığı yapılan mavi yüzgeçli orkinos balıklarının hemen hemen tamamının başta Japonya olmak üzere A.B.D ve Uzakdoğu ülkelerine ihraç edildiğini ifade eden Bakan Pakdemirli “Orkinos avcılığından her yıl ülkemize 100 milyon dolar ihracat geliri sağlanmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.​
 
 
04.06.2020
Devamı

Serin Hava Karpuz Fiyatlarını Düşürdü

Türkiye’nin en önemli karpuz üreticisi olan Adana’da karpuzun fiyatı tarlada 60-70 kuruşa kadar düştü. Havaların serin gitmesi nedeniyle karpuzun fiyatının düşmesi üreticiyi hüsrana uğrattı.

Yaz sıcaklarının vazgeçilmez meyvelerinden biri olan karpuzda hasat kent genelinde sürüyor. Ülkenin yıllık ortalama 4 milyon ton seviyesinde bulunan karpuz üretiminin yüzde 20-25'i Adana'da gerçekleştiriliyor. Haziran ayında olunmasına rağmen ülke genelinde hava sıcaklıklarının düşmesinden dolayı vatandaşların karpuz talebi de azaldı.

Tadı, aroması, kokusu ve rengiyle ünlü Adana karpuzunun kilogramı Mayıs ayının ilk haftasında tarlada 2 ile 2 buçuk lira arasında satılırken şuanda fiyatlar 60-70 kuruşa kadar geriledi. Düşen fiyatlar ise çiftçiyi memnun etmedi.
 
03.06.2020
Devamı

TZOB Başkanı Bayraktar :İsrafla Mücadele Tarlada Başlamalıdır

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, üretim aşamasındaki israfın da en az tüketim aşamasındaki israf kadar önemli olduğunu bildirerek, “İsrafla mücadele tarlada başlamalıdır” diye konuştu.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, üretimden sofraya her aşamada gıda israfının büyük boyutlara ulaştığını, ülkemizde üretim, kullanım, piyasa ve tüketim esnasında israf edilen gıdanın boyutunun 35,4 milyar doları bulduğunu bildirdi. Dünyada 820 milyon insan açlık çekerken, her yıl 10 milyonun üzerinde insan açlıktan ölürken, yılda üretilen 4 milyar tonluk gıdanın 1,3 milyar tonunun tüketilemeden israf edildiğini ifade eden Bayraktar, bu gıdanın yarısına yakın bir kısmıyla bile dünyadaki açlığın tamamen ortadan kaldırılabileceğini belirtti. Bayraktar, açlık sorununu çözmenin yolunun israfı önlemekten geçtiğini vurguladı.

Bilimsel araştırmalara göre, tarladan sofraya gıda israfının gelişmiş ülkelerde yüzde 40’ı bulduğuna, Türkiye’de sebze ve meyvenin en az dörtte birinin tüketilemeden çöpe gittiğine, Türkiye’deki tarladan sofraya yüzde 25-30’larda olan gıda israfıyla Suriye kadar, 20-25 milyon insanın doyurulup, açlıktan kurtarılabileceğine dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“İşin insani boyutu bir yana, ekonomik boyutu da çok büyük rakamlara ulaşıyor. Ülkemizde, istatistiği tutulan temel ürünlerde 2019 yılında 119,2 milyon ton olan üretimin 10,7 milyon tonu sofraya ulaşamadan, kaybedildi. Sadece bu bile 8-10 milyon nüfuslu bir ülkenin tüketebileceğinden fazla ürün demektir. Her gün 6 milyon ekmek çöpe gidiyor. Türkiye gibi çok ekmek tüketen bir ülkede bile bu rakamla 6 milyon nüfusun ekmek ihtiyacı rahatlıkla karşılanabilir.”
2018 yılında gıda ve alkolsüz içecekler için yapılan hane halkı harcamasının 90,6 milyar dolara ulaştığını, belirten Bayraktar, bu tutarın yüzde 25-30’u israf ediliyor. Buna göre nihai tüketicide israf, 27,2 milyar dolara ulaşıyor. Yapılan hesaba göre, üretim, kullanım ve piyasa kayıpları da tüketici fiyatlarıyla 8,2 milyar doları buluyor. Böylece, toplam kayıp 35,4 milyar dolara ulaşıyor.”
 
-Türkiye’deki gıda israfı, 96 ülkenin milli gelirinden fazla
 
Dünya Bankası tahminlerine göre, 2018 yılında 193 ülkeden 96’sının gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH), 35,4 milyar doların altında olduğunu bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Bizdeki gıda israfının 35,4 milyar doları bulması israfın boyutlarının korkunç olduğunu gösteriyor. Bu ülkelerin birçoğu açlıktan çok sıkıntı çekiyor. Üstelik gıda şu günlerde ön plana çıktığı için bu israfın önlenmesinin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor”
 
İsraf önleme 7’den 70’e herkesin sorunu
 
Dünyada bu kadar aç insan varken, israfı önlemenin 7’den 70’e herkesin sorunu olduğunu, bu konuda tüm insanlığın sorumluluk taşıması gerektiğini belirten Bayraktar, şunları kaydetti:
“Üretici de tüketici de bilinçli davranmalıdır. 21. yüzyılda hala gıda sorununu çözememişsek, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere bütün ülkeler bunun sorumluluğunu almalı, açlığı ortadan kaldıracak etkili politikaları bir an önce uygulamaya koymalıdır. Toplum bilinçlendirilmelidir. Kıt olan dünya kaynakları çok iyi korunmalı, temiz çevre bilinci toplumsal akla yerleştirilmelidir.”
 
Bitkisel üretimde kayıplar
 
Bitkisel üretimde, hasat, taşıma, depolama aşamalarında kayıplar yaşandığını belirten Bayraktar, üretimden tüketime kadar yüzde 25’i bulan kayıpların yaklaşık yüzde 60’ının hasat ve depolama safhasında meydana geldiğini belirtti. Bayraktar şunları söyledi:

“Zamanında ve uygun araçlarla yapılamayan hasat işleri ve gerekli koşulları taşımayan depolama sistemlerine bağlı olarak ürünlerin önemli bir kısmında kayıplar meydana gelmektedir. Yani 8,2 milyar dolarlık toplam kaybın yaklaşık 4,9 milyar doları hasat, taşıma, depolama kayıplarıdır.
Tarımsal üretimde hasattaki kayıplar miktar olarak 5,1 milyon tonu bulurken, bu miktar 2019 yılı döviz kuruyla 3,1 milyar dolara denk geliyor. Bu rakam Türkiye’nin 34,5 milyar dolarlık bitkisel üretim değerinin yüzde 9’ünü oluşturuyor.

Yaş sebze ve meyvedeki kayıp oranları tür ve çeşitlere göre yüzde 10 ile 30 arasında değişiyor. Toplam yaş sebze ve meyve üretimimizin 51,4 milyon ton olduğu dikkate alındığında her yıl, toplam yaş sebze ve meyve üretimimizin 5,1 ile 15,4 milyon ton arasındaki kısmı zayi olmaktadır. Meyve ve sebzelerde hasat sırasında yüzde 4-12, taşıma sırasında yüzde 2-8, pazara hazırlık evresinde yüzde 5-15, depolamada yüzde 3-10, tüketici evresinde yüzde 1-5 oranlarında kayıp meydana gelmektedir.
Zamanında ve uygun araç gereçlerle yapılmayan hasat işlemleri esnasında oluşan biçerdöver kayıpları ise yüzde 2 civarındadır”
 
“İsrafla mücadele tarladan başlamalıdır”
 
İsraf ile ilgili mücadelenin tarladan başlaması gerektiğini belirten Bayraktar, üreticilerin yetiştirme teknikleri ve hasat teknikleri konusunda da bilgilendirilmesi gerektiğini ifade ederek, şunları söyledi:

"Tarladan sofraya israfla mücadele eksiksiz ve etkili bir şekilde yapılmalıdır.

Tarımda kültürel işlemlerden, yetiştirme tekniklerine, hastalık ve zararlılarla mücadeleye, hasada, depolama, paketleme ve pazara ulaştırmaya, tüketicinin bilinçli tüketimine kadar her aşamada israfı en aza indirecek uygulamalara öncelik verilmeli, yatırımlar buna göre yapılmalı, toplumlar buna göre örgütlenmelidir.
Bitkisel üretimde hastalık ve zararlılarla yeterince mücadele edilmemesinden kaynaklanan üretim kaybı yüzde 35'tir. Üreticilerimiz, üretim aşamasında yanlış uygulamalar yapmamalı, hastalık ve zararlılarla mücadele konusunda dikkatli davranmalıdır. Ürün olgunlaşmadan önce veya aşırı olgunlaşmış şekilde toplamamalı, bahçede uygun meyve ve sebze toplama kapları bulundurmalı, ürün güneşten korunmalı ve paketleme tesislerine teslimde veya pazara taşımada gecikilmemelidir. Hasat edilen ürünler uygun şekilde paketlenmeli, taşınmalı ve depolanmalıdır. Bu amaçla soğuk hava depolarının sayısı ve kapasitesi yükseltilmeli ve bu tesislere verilen destekler artırılarak devam etmelidir."
 
Eğitim çalışması
 
İsrafın önüne geçmek için en etkili yollardan birinin eğitim olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, israfın en önemli sorunlardan biri olduğunun bilinciyle hareket ediyor, israfı en aza indirmek için farkındalık oluşturacak projelere imza atıyoruz. Üretim aşamasındaki israfı en aza indirmek için de eğitim çalışmalarına başlayacağız. Çiftçilerimize israfı önlemek için yapılması gerekenler hakkında eğitim vereceğiz” diye konuştu.

Şemsi Bayraktar, gıda israfını önleme konusunda kamu spotları hazırlanması ve bu konunun medyada geniş ölçekte yer almasının toplumsal bilinç oluşturmada yeri doldurulamaz bir görevi yerine getireceğine dikkati çekti. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin bu konuda da çalışmalar gerçekleştirdiğini belirten Bayraktar, israfa karşı farkındalık yaratmak amacıyla hazırladıkları kamu spotlarının izleyiciyle buluşmasını sağladıklarını ifade etti.

İsrafın önlenmesi için yapılması gerekenleri Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin ev sahipliğinde düzenlenen panel ve toplantılarla da masaya yatırdıklarını, raporlar hazırladıklarını anlatan Bayraktar, düzenlenen panelin, bu konuda yol gösterici bir kaynak olarak kitap haline getirildiğini belirtti. Bayraktar, israfla mücadele konusunda tüm kaynak ve tecrübeleri, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile paylaşmaya hazır olduklarını ifade etti.
 
 
 
 
03.06.2020
Devamı

EİB'nin İhracatı Geçen Yılın Aynı Dönemine Göre Yüzde 39 Geriledi

Ege İhracatçı Birlikleri'nin Mayıs ayı ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 39 gerileyerek 793 milyon dolar olarak kayıtlara geçti. Türkiye’nin ihracatı ise Mayıs ayında 9 milyar 964 milyon dolar oldu.
 
Ocak-Mayıs döneminde 4 milyar 859 milyon dolarlık ihracata imza atan Ege İhracatçı Birlikleri, son 1 yıllık dönemde 12 milyar 511 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.
 
Ege İhracatçı Birlikleri’nin kayda aldığı ihracat verilerine göre Mayıs ayında EİB üyelerinin sanayi ürünleri ihracatı 380 milyon dolar, tarım sektörlerinin ihracatı 344 milyon dolar, madencilik sektörünün ihracatı ise 68 milyon dolar oldu.
 
Mayıs ayında en çok ihracat gerçekleştiren ilk 3 il; 3 milyar 822 milyon dolarla İstanbul, 626 milyon dolarla Kocaeli ve 589 milyon dolarla İzmir.
 
Demir ve demirdışı metaller zirveyi koruyor, yaş meyve artışta
 
Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği 80 milyon dolarlık ihracatla birinci sırada, Ege Maden İhracatçıları Birliği ise 68 milyon dolarla ikinci sırada yer alıyor.
 
Üçüncü sırada ise 67 milyon dolarla Ege Tütün ihracatçıları Birliği ve Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamulleri İhracatçıları Birliği var.
 
Yaş meyve sebze ihracatı yüzde 32’lik artışla 20 milyon dolara yükselirken, meyve sebze mamulleri ihracatı ise 39 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği toplamda 59 milyon dolarlık ihracata imza attı.
 
Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği ise 57 milyon dolarlık dövizi Türkiye’ye kazandırdı.
 
Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği 48 milyon dolarlık ihracatla Mayıs ayını geride bırakırken, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin ihracatı ise 44 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.
 
Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği 42 milyon doları, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği ise 13 milyon doları hanesine yazdırdı.
 
Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği 11 milyon dolarlık, Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği ise 5 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi.
 
Eskinazi’den kararlılık mesajı: Daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz!
 
Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, dünyada ve Türkiye’de normalleşme takvimine geçildiğini, kademeli normalleşme adımlarıyla birlikte toparlanma sürecine girilmesinin etkilerinin Türkiye geneli ihracat rakamlarında bu aydan itibaren görülmeye başlandığını söyledi.
 
“Türkiye’nin ihracatı Genel Ticaret Sistemi'ne (GTS) göre bir önceki aya nazaran Mayıs’ta yüzde 10,84 arttı. Bu olumlu hava önümüzdeki aylarda ihracatımızda yaşanacak pozitif gelişmelerin ayak sesi ve işaret fişeğidir. Dünya pazarından aldığımız payı genişletmek için sanal fuarlar, sanal ticaret heyetleri gibi teknolojik hamlelere odaklandık. Pandemi sonrası gelen yeni dünya düzeniyle birlikte artık hiçbir şey eskisi gibi değil ve hiçbir şey bizim için de eskisi gibi olmayacak. Her zamankinden daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz. Bu süreçte dijital dönüşüme önayak olduk ve hedeflerimizi büyüttük. Bu yüzden pandemi süreci bizim için bir irtifa kaybı değil, bir sıçrama tahtası olacak.”
 
İhracat tarihinde dönüm noktası: “Türkiye’de ve dünyada bir ilki başardık”
 
Jak Eskinazi, “Egeli ihracatçılar olarak Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda gerçekleştirdiğimiz ayakkabı ve saraciye sektörlerine yönelik sanal fuarımız Shoedex2020 ile korona günlerinde Türkiye ve dünyada bir ilki başararak, ihracat tarihimizde dönüm noktası olacak anlara tanıklık ediyoruz. Gıda sektörümüze yönelik dijital fuar ve sanal ticaret heyeti hazırlıklarımıza da başladık. Yenilikçi vizyonumuzu sürdürerek, dünyadaki olumsuz değişkenlerin bize sirayet etmesine izin vermeyeceğiz.” dedi.
 
Uzak Doğu pazarlarında yeni kapıların açıldığını, tarım ürünleri ihracatının önündeki engellerin bir bir kalktığına değinen Eskinazi sözlerini şöyle sürdürdü:
 
“Tayland’a elma ihracatının, Çin’e ise süt ve süt ürünleri ihracatının önünün açılması da pandemi sürecinde Uzakdoğu ülkeleriyle ikili ticaretimizde en son yaşanan olumlu gelişmeler arasında. Bu süreçte ihracatçılar için yoğun çaba sarf eden, bizi destekleyen Ticaret Bakanımız Sayın Ruhsar Pekcan’a şükranlarımı iletiyorum. Türkiye inovatif çözümlerle, yenilikçi fikirlerle kendini hızla toparlayan ülkelerden biri olacak. Dijitalleşme hamlelerimizle güçlü bir tedarik zincirinde eskisinden de güçlü bir pozisyon alacağız.”
 
 
03.06.2020
Devamı

Atakum'da Atıl Araziler Tarım Okulu Oldu

Samsun’un Atakum Belediyesi, ilçedeki çiftçi ve besicileri uygulamalı şekilde bilgilendirmek için Taflan bölgesindeki atıl tarım arazisini Yem Bitkisi Deneme Sahası’na dönüştürdü.
Nisan sonunda ekimi yapılan yoncaya alternatif yem bitkisi ‘korunga’, ilk yapraklarını gösterdi. Bitkinin gelişim sürecini sahada takip eden ziraat mühendisleri; korungaya ilgi duyan, tanımak isteyen çiftçi ve besicileri sahaya bekliyor. Talep edenlere, mühendisler tarafından arazi ziyareti eşliğinde bilgilendirme yapılacak. İlk kez üretime açılan deneme sahası tarım okulu olacak.

Atakum Belediye Başkanı Av. Cemil Deveci’nin öncülüğünde ilçenin köyden mahalleye dönüşen kırsal bölgelerinde yaşayan yurttaşları kalkındırma amacıyla kurulan Kırsal Hizmetler Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, Atakumlu çiftçi ve besicileri bilgilendirmek ve teşvik etmek için yoncaya alternatif yem bitkisi yetiştirmeye başladı. Taflan’da belediyeye ait 5 bin 500 metrekare büyüklüğündeki atıl tarım arazisi, ‘korunga’ adlı alternatif yem bitkisinin denenmesi için ilk defa tarımsal üretime açıldı. Kırsal Hizmetler Müdürlüğü’ne bağlı ziraat mühendisleri, Atakumlu çiftçi ve besicileri susuz ortamda yetişebilen, protein değeri yüksek korunga hakkında saha gezileri eşliğinde bilgilendirecek. Yıllardır atıl halde bekleyen arazi, ilçenin kırsal kalkınması için tarım okuluna dönüştürüldü. Nisan sonunda taban gübresi serilerek ekim yapılan arazide korungalar ilk yapraklarını gösterdi. Yem Bitkisi Deneme Sahası’nı yakından takip eden belediye ekipleri, haziran ayı ile birlikte araziyi yabani otlardan temizlemek için harekete geçti. Ziraat mühendislerinin gözetiminde saha çalışmalarını sürdüren tarımsal üretim ekipleri, yabani otları mekanik yöntemle araziden uzaklaştırdı.

Çiftçi ve besicilere sahada bilgilendirme

İlçedeki yetiştiricilerin hayvanlarını beslemek için genelde yonca ekimi yaptığını belirten Atakum Belediyesi’nin ziraat mühendisleri, korunganın yoncaya göre daha avantajlı bir bitki olduğunu belirtti. Çiftçilerin korungayı bol yağışlı Karadeniz ikliminde yılda 56 kez biçebileceğini ve dönüm başına yaklaşık 22 balya ürün alabileceklerini kaydeden mühendisler, “Oluşturduğumuz Yem Bitkisi Deneme Sahası’nı bir eğitim alanı olarak kullanacağız. Korunga hakkında bilgi sahibi olmak isteyen Atakumlu üreticilerimiz bizle temasa geçebilir. Sahamızda gruplar halinde bilgilendirme faaliyetlerimiz olacak. Bu bitki hakkında öğrenmek istedikleri tüm ayrıntıları bize sorabilir, arazideki uygulamayı yerinde incelemek için talepte bulunabilirler” ifadelerini kullandı.

Taşlı ve susuz arazilerde dahi yüksek verim

Kırsal bölgelerde yaşayan vatandaşları, modern tarım yöntemleri ve nitelikli ürünlere yönlendirmeyi amaçladıklarını belirten mühendisler şunları kaydetti:
“Korunga, geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan kırsal nüfus için çok önemli bir yem bitkisi. Her şeyden önce yetişme döneminde sulamaya ihtiyaç duymuyor. Hiçbir bitkinin yetişmediği verimsiz, taşlı ve meyilli arazilerin değerlendirilmesi için kıymetli bir ürün. Protein yönünden zenginliği nedeniyle hayvan yetiştiriciliğinde kaliteli bir yem türü olarak kullanılıyor. Bitkideki protein oranı yüzde 12 ila 16 civarında. Korunganın çiçekleri, arılar için bal özü ve polen kaynağı oluyor. Hasadı yapıldıktan sonra hayvanlar tarafından yeşil ya da kuru ot şeklinde tüketilebiliyor.”

Tek ekimle yılda 56 kez ürün alınabiliyor

Korunganın tohumlarının dahi hayvan yemi olarak kullanılabildiğinin altını çizen ziraat mühendisleri, “Bitkinin kazık şeklindeki kök sistemi, ekildiği toprağı derinlere kadar işliyor ve ıslah ediyor. Korunga sonrası aynı arazide kültür bitkileri yetiştirebilmek için elverişli bir ortam, nitelikli bir tohum yatağı oluşuyor. Bir dönümlük alan için yaklaşık 10 kilogramlık tohum kullanımı yeterli oluyor. Karadeniz gibi yağışın bol olduğu iklim bölgelerinde aynı yıl içerisinde yaklaşık 5 kez kesim yapılabiliyor. Her kesimde de bin metrekarelik alandan ortalama 2022 balya ürün elde ediliyor. 5 bin 500 metrekarelik deneme sahamızda bir yıl içerisinde yaklaşık 700 balya korunga hasadı yapmayı hedefliyoruz. Bu bitkiye ilgi duyan, tanımak isteyen tüm Atakumlu çiftçilere bize ulaşmaları için çağrıda bulunuyoruz. Tarıma çok elverişli olmayan arazilerini dahi korunga ile kıymetli hale getirebilirler. Talep eden tüm çiftçilerimiz, besicilerimizle sahada bir araya gelip bilgilendirme çalışmaları yürüteceğiz” bilgilerini verdi.
 
03.06.2020
Devamı

COVID19 Sonrası Türk Gıda Ürünlerine Talep Arttı

Korona virüs (Covid-19) sonrasında Türk gıda ürünlerine talep attı. Dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi Hindistan ve dünyanın en önemli ticaret merkezlerinden Singapur Türk gıda ürünlerini talep ediyor.

Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), "Korona virüs Salgınının Hedef Pazarlarımızdaki Seyri" isimli video konferansların dördüncüsünde, Ege İhracatçı Birlikleri Genel Sekreteri İ. Cumhur İşbırakmaz'ın moderatörlüğünde Hindistan ve Singapur'da görev yapan ticaret müşavirleriyle ihracatçıları buluşturdu. Toplantıda konuşan EİB Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, Covid-19 sonrasında dünya genelinde gıda ürünlerine talepte bir düşüş yaşanmadığını, EİB'nin nisan ayında gerçekleştirdiği 819 milyon dolarlık ihracatta tarım ürünleri ihracatının yüzde 45 paya ulaştığını kaydetti. Eskinazi, Ege Bölgesinin lezzetlerinin dünya genelinde daha fazla talep görmesi için gıda sektörüne yönelik Sanal Ticaret Heyeti Organizasyonu ve Sanal Gıda Fuarı düzenlemek için çalışma başlattıklarını da sözlerine ekledi. "Korona virüs Salgınının Hedef Pazarlarımızdaki Seyri-4" isimli video konferansa Yeni Delhi Ticaret Müşavirleri Aysun Ergezer Timur ve Ali Özdin, Mumbai Ticaret Ataşesi Hüseyin Aydın ve Singapur Ticaret Müşaviri Müge Dağlı Durukan katılarak, Hindistan ve Singapur'da Covid-19 sürecinde yaşanan değişimi anlattı.

"Firmalarımız sanal ortamı iyi kullansınlar"

Hindistan'ın 2.9 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe sahip olduğunun altını çizen Yeni Delhi Ticaret Müşaviri Aysun Ergezer Timur, "Rotamızı daha fazla Hindistan'a yönlendirmemiz gerekiyor. Çok büyük bir potansiyel var. Firmalarımız bu süreçte sanal ortamı çok iyi kullansınlar, web sitelerindeki teşhir ettikleri ürün kataloglarını güncellesinler. İnsanlar bu süreçte birbirleriyle temas edemeyecek. Sanal ortamdaki kimlikleri daha ön plana çıkacak. Bu süreçte sanal ticareti geliştirmeliyiz. Hindistan'da ekonominin olumlu bir seyir izleyeceğine inanıyorum" diye konuştu.

"Hindistan zihinlerimizde daha uzak bir ülke"
Hindistan pazarını Türk firmaları açısından bakir kalmış bir pazar olarak tanımlayan Mumbai Ticaret Ataşesi Hüseyin Aydın, tespitlerini şu şekilde dile getirdi:
"Firmalarımız Hindistan'ı alternatif pazar olarak görüyor. Hindistan ile Türkiye arasındaki uçuş mesafesi 6-6.5 saat olmasına karşın, insanımızın zihnindeki uçuş mesafesi çok daha fazla. Bu da algının düşüklüğünün bir göstergesi. Bu pazarda iş yapmak isteyen firmalarımızın orta vadeli düşünmesi gerekiyor."
"Hindistan önemli bir potansiyel barındırıyor"

Hindistan pazarında işlenmiş tarım ürünleri, konserve edilmiş gıda ürünlerinde Hindistan pazarında fırsatlar olduğunu dile getiren Aydın, "Hindistan'da değişik kriterlere göre 400 ile 600 milyon arasında orta sınıf var. Bu orta sınıf tüketicileri Covid-19 sonrasında sağlıklı gıda ürünleri tüketimine yönelmiş durumda. Sosyal medya fenomenlerini takip ediyorlar. Kuru kayısı, kuru incir, kuru üzüm, zeytin, zeytinyağına yöneliş var. Zeytinyağına ülkede ilave bir talep var. Türk kayısısı biliniyor ve tercih ediliyor, ancak zeytin ve zeytinyağında İspanyol, İtalyan ve Yunan markaları var. Hindistan'a 200-250 gramlık kavanozlarda bu ülkeye zeytin satılabilir. Taze elma ihracatımızda dört kat artış oldu. İki ülke arasındaki anlaşmalar tamamlandığında armut ihracatımız için de büyük potansiyel var. Ülkemiz ürünlerine uyguladıkları gümrük vergileri düşük olduğu için temizlik ürünlerinde bir potansiyel var. Sabunlar, ıslak mendil, tuvalet kağıtları, havlu kağıt için 1.4 milyarlık büyük bir pazar. Mobilyada ciddi bir talep var. Mobilyasını ağırlıklı olarak Çin'den alıyor. Türk mobilyası dizayn ve kalite olarak Hindistan pazarında yer alabileceğini düşünüyoruz. Küçük mobilyaların online pazarda bu ülkede pazarlanabileceğini düşünüyoruz. Hastane mobilyasında da Hindistan önemli bir potansiyel barındırıyor. İnşaat sektörü 2 aydır durmuş durumda o nedenle Mermere kısa vadede bir talep olmayacağını düşünüyoruz" diyerek görüşlerini özetledi. Yeni Delhi Ticaret Müşaviri Ali Özdin'de ihracatçı firmalardan gelen soruları cevaplandırdı.
"Singapur'un 13 milyar dolarlık gıda ithalatından daha fazla pay alabiliriz"
 
Dünyadaki önemli ticaret merkezlerinden biri olan Singapur'un 2019 yılında 390 milyar dolar ihracatı olduğunu, bunun 206 milyar dolarının reexporttan kaynaklandığını ifade eden Singapur Ticaret Müşaviri Müge Dağlı Durukan, Singapur'un gıdada dışa bağımlı olduğunu, 2019 yılında 13 milyar dolar gıda ithalatı yaptığını, Türkiye'nin Singapur'a gıda ihracatının ise sadece 28 milyon dolarda kaldığının altını çizdi. Durukan, şöyle devam etti:
"Türkiye'den Singapur'a gıda ihracatında kiraz, elma, buğday unu, çikolata, şekerleme ürünleri öne çıkıyor. İlerleyen süreçte Singapur Türk gıda ihracatçılarının ihracatlarını artırabilecekleri bir pazar konumunda. Gıdada en çok meşrubat, süt ürünleri, deniz ürünleri, tavuk eti ve balık, yaş meyve sebze, hububat en çok ithalatını yaptıkları ürünler diyebiliriz."

30 binden fazla uluslararası firmanın irtibat ofisi
Türkiye'nin Singapur ile 1 Ekim 20178 tarihinde yürürlüğe giren kapsamlı bir serbest ticaret anlaşması olduğu bilgisini veren Durukan, Singapur'a ihracatımızı arttırmak için atılması gereken adımları ise şöyle özetledi:

"Pazara giriş açısından bakacak olursak perakende zincirlerle direkt temas kurularak bir giriş söz konusu olabilir. Online platformlar alışveriş için zaten oldukça popüler alanlardı. Şu anda popülaritesi tüm dünyada ziyadesiyle artış durumda. Dolayısıyla bu açıdan da Singapur'u online platformlar açısından göz önünde bulundurmakta fayda var. Singapur'a girişte distribütörlerle çalışmak çok önemli. Singapur'u sadece Singapur pazarına hitap eden bir ülke olarak düşünmemek lazım. Aynı zamanda Güneydoğu Asya'daki ülkelerle bu distribütörlerin bir şube ya da ağı bulunuyor. Bu ülkelerle iş yapma kültürünü genel olarak iyi biliyorlar. Singapur'da 30 binden fazla uluslararası firmanın irtibat ofisi bulunuyor." 
 
 
 
03.06.2020
Devamı

Türkiye Çin Halk Cumhuriyetine Süt Ürünleri İhracatı Yapabilecek

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip Çin Halk Cumhuriyeti’ne süt ihracatının kapılarının açıldığını belirterek, “Ramazan Bayramı öncesinde açıkladığımız 54 tesisimiz, Çin Halk Cumhuriyeti’ne süt ürünleri ihracatı yapabilecek”

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 1 Haziran Dünya Süt Günü’nde video konferansla süt sektörü temsilcileriyle bir araya geldi. Acil Durum Yönetim Merkezi’nde gerçekleşen programa Bakan Pakdemirli’nin yanı sıra, Ulusal Süt Konseyi Başkanı Muhittin Özder, ASÜD Başkanı Harun Çallı, Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği Genel Başkanı Tevfik Keskin ile çok sayıda sektör temsilcisi katıldı.

Dünya Süt Günü’nü kutlayarak, sektöre verdikleri destekler hakkında bilgi veren Pakdemirli, son 18 yılda, hayvancılık desteklemelerini, 4 kalemden 10 kaleme çıkarttıklarını, 38,4 milyar lira hayvancılık hibe desteği ödemesi yaptıklarını hatırlattı. Pakdemirli, “IPARD ve kırsal kalkınma yatırımları kapsamında, bugüne kadar süt sektörüne yönelik toplam 2 bin 217 projeye 2,1 milyar lira hibe desteği vererek, 4,5 milyar liralık yatırımın hayata geçirilmesini sağladık” dedi.
 
 
02.06.2020
Devamı

Deniz Patlıcanı Avcılığı Sona Erdi

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Türkiye'nin önemli ihraç kalemlerinden biri olan deniz patlıcanında av sezonunun sona erdiğini söyledi.

Bakan Pakdemirli,  deniz tabanındaki kum ve çamuru süzerek beslenen ve deniz ekosistemi için önem taşıyan deniz patlıcanında 1 Ocak'ta başlayan av sezonunun 1 Haziran'da sona erdiğini bildirdi.

Türkiye'nin temiz deniz sularında sağlıklı ve kaliteli olarak doğal yollarla yetişen deniz patlıcanın özellikle Çin mutfağında önemli bir tuttuğunu ve iç tüketimde kullanılmadığını ifade eden Pakdemirli, deniz patlıcanı avcılığının İzmir Dikili, Çeşme ve Balıkesir Ayvalık ilçeleri arasında yapıldığını belirtti.

Dış talepten dolayı kaçak avcılığın artığını dile getiren Bakan Pakdemirli, bu nedenle kota sistemi getirdiklerini ve Sahil Güvenlik Komutanlığı ve deniz polisiyle yürüttükleri etkin denetim sayesinde geçmiş yıllarda yaşanan kaçak avcılığı bitirdiklerini söyledi.

Bakan Pakdemirli, kota kapsamında 230 balıkçı gemisine toplam 2500 ton deniz patlıcanı avcılığı yapılması için izin verdiklerini ifade etti.

Av sezonun 1 Haziran'da sona erdiğini belirten Pakdemirli, avlanılan 2084 ton deniz patlıcanının fabrikalarda işlendiğini ve Çin ve Güney Kore başta üzere Uzak Doğu ülkelerine ihraç edildiğini söyledi.

Bakan Pakdemirli, Türkiye'nin yılda 30 milyon dolar değerinde deniz patlıcanı ihraç ettiğini de sözlerine ekledi.

02.06.2020
Devamı

COVID-19 ile Göz Sağlığınızı İhmal Etmeyin

Covid19 ile hem dünya hem ülkemiz mücadele etmeye devam ediyor. İnsan sağlığı için çok önemli olan aynı zamanda görme duyu organımız olan gözlerimiz, COVID-19 yani Korona ile daha da hassaslaştı. Dolayısı ile Pandemi süreci kapsamında göz sağlığına dikkat edilmesi gerektiğini bir kez de biz vurgulayalım.
 Bu kapsamda göz sağlığına yönelik Dünyagöz Keçiören Hastanesi Müdürü Nermin Toktay COVID-19 önlemleri kapsamında göz sağlığının önemine değindi.

Hastane Müdürü NerminToktay “Ülkemiz sahip olduğu güçlü sağlık sistemini ve acil durumlarda ortaya koyduğu profesyonel örgütlenme kabiliyetini Corona ile mücadelede de göstermiştir. 25 yıldır sağlık sektöründe görev almış bir profesyonel olarak; böyle güvenli bir ortamda sağlık ihtiyaçlarımızı ihmal etmemeliyiz. Göz hastaneleri Pandemi (salgın) hastanesi değildir.” dedi.

Keçiören Dünyagöz Hastanesi Müdürü Nermin Toktay korona sonrası göz ve göz sağlığının önemine değindi. Toktay şunları kaydetti.
 
"ÜLKEMİZİN SAĞLIK SİSTEMİ ÇOK GÜÇLÜ"

“Covit-19 nedeniyle tüm dünya zor bir dönemden geçiyor.  Sağlık turizminde gösterdiği başarılarla dünya gündeminde olan Türkiye’nin şimdi de Corona ile nasıl bir mücadele sergilediğini hepimiz yakından biliyoruz. Bildiğiniz üzere tüm dünya beraberinde biz de Covid-19’ dan dolayı rutinimizin dışında önlemler alarak hizmet veriyoruz. Hekimlerimiz bu dönemde daha önce tanısı konulmuş ve tedavisi düzenlenmiş bir göz hastalığınız varsa tedavinize ihmal etmeden devam etmenizi, doktorunuz ve hastanenizle irtibat içinde olmanızı öneriyorlar. Acil tedavi gerektiren rahatsızlıkların tedavisinin geciktirilmemesi tedavinin başarısı için oldukça önemlidir. Ülkemiz sahip olduğu güçlü sağlık sistemini ve acil durumlarda ortaya koyduğu profesyonel örgütlenme kabiliyetini Corona ile mücadelede de göstermiştir. 25 yıldır sağlık sektöründe görev almış bir profesyonel olarak; böyle güvenli bir ortamda sağlık ihtiyaçlarımızı ihmal etmemeliyiz. Göz hastaneleri Pandemi (salgın) hastanesi değildir. Öte yandan, Corona Virüs salgını için aldığımız üst düzey önlemler sayesinde hastalarımız güvende ve bizler de sağlıklarını korumak için her gün görevimizin başındayız...” dedi.



Keçiören Dünya göz Hastanesi Müdürü Nermin Toktay göz ve göz hastalıkları ile ilgili şunları kaydetti.

"GÖZ SAĞLIĞINIZI İHMAL ETMEYİN"

“Çarpma, batma gibi dıştan gelen etkilerle gelişen travmaya bağlı veya kimyasal göz yaralanmaları, hastalığa bağlı gelişen ani kalıcı-kısmi görme kayıpları, bekletilmeyecek tedavi ve ameliyat süreçleri gibi göz sağlığı ihtiyaçlarında hiç vakit kaybetmeden hastaneye, göz hekimine gidilmesi gerekiyor. Tedavi ihtiyacınızda ilk olarak maske ve eldivenlerinizi takıp sosyal mesafe kurallarına dikkat ederek acil durumlarda randevu almadan doğrudan hastaneye başvurabilirsiniz. Hastane olarak misafirlerimizi, enfeksiyon Komitemizin, T.C. Sağlık Bakanlığımızın ve Dünya Sağlık örgütünün COVID-19 düzenlemeleri çerçevesinde karşılamaktayız. Hastanemizin kapısından girildiği andan itibaren tüm misafirlerimizin ateşini ölçülmekte,  yeni maske ve eldiven verilmektedir.


 
"İŞİMİZ SAĞLIĞI KORUMAK VE GERİ KAZANDIRMAK"

“Bizim işimiz sağlığı korumak ve geri kazandırmak, bu uğurda gereken tüm tıbbi süreçleri tavizsiz şekilde yerine getiriyoruz. Hastanelerimizde “Foglama” adı verilen uygulama ile bütün hastanelerimizi dezenfekte ediyoruz. Ameliyathanelerimizin sterilizasyonu için uyguladığımız bu işlem ilaçlı bir solüsyonla yüksek ısıda buhar uygulaması prensibine dayanıyor. Bu sterilizasyon işlemini Covid-19 süreciyle beraber hastanemizin her köşesine gün içinde düzenli aralıklarla uygulamaya başladık.
COVID-19 dan korunmanın en önemli yolu bireysel önlemlerden başlıyor. Gelen misafirlerimizi, hastane çalışanlarımızı, doktorlarımızı virüsten korunmak için maksimum önlemlerle hijyen uygulamaları yapıyoruz. Hastanelerimizde her şey kontrol altında. Bunu sağlamak için çok çalışıyor hiçbir noktada taviz vermiyoruz ancak unutulmamalıdır ki COVID-19 dan korunmanın en etkili yolu; maske – eldiven kullanımı yaparak ve sosyal mesafeye dikkat ederek aldığımız bireysel tedbirlerimizden vaz geçmeden hem kendimize ve çevremize duyarlı hareket etmemizdir” dedi.
 
 
 
 
02.06.2020
Devamı

TVHB Başkanı Eroğlu :Süt Verimi AB Ortalamasının Yarısı Kadar

 1 Haziran Dünya Süt günü nedeni ile Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali EROĞLU süt verimine ilişkin açıklama yaptı.
Başkan Eroğlu “süt verimi AB ortalamasının yarısı kadardır.” dedi. Eroğlu yerli hayvan ırklarına da değinerek “Son yıllarda, işletmelerde yerli ırk hayvan sayısı azalırken melez ve kültür ırkı hayvan sayılarının ve işletme büyüklüklerinin artması son derece olumlu olmakla birlikte halen 1-20 baş hayvan bulunan süt işletmeleri, toplam süt işletmelerinin %90’ını oluşturmaktadır. Bu durum verimliliği önemli ölçüde azaltmaktadır.”dedi.

Başkan Eroğlu dünya süt gününde süt ve hayvan ırkları ile ilgili şunları kaydetti.
 

Dünya Süt Günü, sütün insan sağlığı ve beslenmesi açısından önemini vurgulamak ve toplumsal yaşama katkılarını hatırlatmak amacıyla, 2001 yılında BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından belirlenmiş olup 20 yıldan beri her yıl 1 Haziran’da dünya genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.
Süt; yüksek kalitede protein, yağ, kalsiyum, magnezyum, selenyum, riboflavin, B5 ve B 12 vitamini gibi maddeleri içeren sağlıklı beslenme bakımından çok değerli bir üründür.
Kaliteli, sağlıklı ve yeterli süt elde edebilmek için öncelikle sütün kaynağı olan hayvanların başta brusellozis ve tüberkülozis gibi insan sağlığını da tehdit eden hastalıklardan korunmaları, sağlıklı ve genetik açıdan verimi yüksek hayvanlar olmaları ve uygun koşullarda refah içinde bakılmaları gerekmektedir.
Bu çok değerli besin ögesini ulaşılabilir kılmak için; süt işletmelerinin küçük, orta ya da büyük fark etmeksizin desteklenmesi, süt verimi yüksek ancak ülkemiz iklimine ve bakım şartlarına da uygun ırkların ve hayvan türlerinin teşvik edilmesi, sütün toplama ve nakliyesindeki giderlerin azaltılması, süt ürünlerinin de çeşitlendirilerek coğrafi işaretlemelere ilişkin faaliyetlerin artırılması ve teşvik edilmesi gibi düzenlemelerle sektörün desteklenmesi gerekmektedir

Son yıllarda, işletmelerde yerli ırk hayvan sayısı azalırken melez ve kültür ırkı hayvan sayılarının ve işletme büyüklüklerinin artması son derece olumlu olmakla birlikte halen 1-20 baş hayvan bulunan süt işletmeleri, toplam süt işletmelerinin %90’ını oluşturmaktadır. Bu durum verimliliği önemli ölçüde azaltmaktadır.
Yine doksanlı yıllarda ülkemizde 1.351 kg olan ortalama süt verimi günümüzde yıllık yaklaşık 3.200 kg’a kadar yükselmiştir. Ancak bu değer halen AB ortalamasının neredeyse yarısı düzeyinde olup arttırılmasına yönelik çalışmalara hız verilmelidir. Zira bu konu sadece gıda arzı açısından değil çevre kirliliği ve küresel ısınma açısından da önem taşımaktadır.

Dünya genelinde süt hayvanları yılda yaklaşık 3 gigaton (1 milyar ton) karbondioksit eşdeğeri emisyon üretmektedir. Bu miktar toplam hayvancılıktan kaynaklanan emisyonun %40'ını oluşturmaktadır. Süt hayvanlarının oluşturduğu emisyonun %51 ila %67’si enterik metandır. Atmosferde 200 yıla kadar kalarak küresel ısınmaya neden olan karbondioksit ile karşılaştırıldığında metan, kısa ömürlü̈ olmasına karşın havaya salındıktan sonra karbondioksitten 84 kat daha fazla ısı tutabilmektedir.
Bu nedenle, süt hayvanlarının verimliliğini artırarak üretilmesi hedeflenen süt miktarının daha az süt hayvanı besleyerek üretilmesi iklim üzerindeki olumsuz etkilerin azaltılması açısından çok önemlidir. Bu noktada kg süt başına oluşan emisyonun azaltılması için yem kullanım verimliliği, gübre yönetimi ve sürü performansını arttırmaya yönelik çalışmalar yapılmalıdır.

Süt maliyeti üzerine en etkili faktörlerden birisi yem giderleridir. COVID-19 salgını sırasında döviz kurlarındaki kontrolsüz artış hayvancılık işletmelerinde dışa bağımlı olan yem giderlerini arttırmıştır. Hayvancılık işletmelerinin artan yem fiyatlarından korunmasına yönelik önlemler alınması gerekmektedir.
Ülkemizde mera alanlarının yetersiz olması, meraların verimlilik ve ot kalitesi özelliğini yitirmesi ve etkin kullanılamamaları süt üretiminde yem giderlerinin süt maliyeti üzerine etkisinin yüksek olmasının başlıca nedenlerindendir.

Ayrıca yıl boyunca üretimde meydana gelen artış ve azalışa bağlı olarak süt fiyatlarında yaşanan fiyat dalgalanmaları üreticilerimizi ve sektörü olumsuz etkileyebilmektedir.
Çiğ süt alımında fiyat istikrarının ve gerekli rekabetin sağlanması açısından Et ve Süt Kurumu, AOÇ vb. kamu kurum ve kuruluşların daha fazla süt piyasasının içerisinde olması ve özellikle arz talep dengesinin bozulduğu dönemde süt tozu, tereyağı vb. müdahale alımlarının devreye girmesi gerekmektedir.

Süt endüstrisi ve süt üreticileri, son yıllarda basın ve yayın organlarında süt ve süt ürünlerinde taklit ve tağşiş gibi hususların sık sık gündeme gelmesi, yazılı ve görsel basında konu uzmanları dışındaki kişilerin yanlış bilgi ve beyanları dolayısıyla kamuoyunda zaman zaman tekrar eden bilgi kirliliğinden ciddi zarar görmektedir.
Süt ve süt ürünlerinin kalitesini belirleyen; hayvan sağlığı, hayvan refahı ve halk sağlığı hizmetleri, işletme şartları, sağım hijyeni, üretim, işleme, depolama ve pazarlama aşamaları dikkatle takip edilmeli ve göz ardı edilmemelidir. Bu kapsamda süt ve süt ürünlerinin Çiftlikten Sofraya geliş sürecine kadarki tüm aşamalarında veteriner hekimler aktif olarak yer almaktadır ve almalıdır.

Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, süt ile toplum ve çevre arasında sıkı bir bağ bulunduğundan dolayı süt hayvancılığı ve süt sektörünün kalkınmasının teşvik edilmesi ile toplum sağlığının korunması, dengeli beslenme, toplumsal refah ve çevre sağlığı gibi konulara da katkı sağlanmış olacağına inanıyor, bu vesileyle Dünya Süt Gününü kutluyoruz.”dedi.
 
 
01.06.2020
Devamı

Ankara Halk Ekmek Dünya Süt Gününde 4 Bin Adet Ücretsiz Süt Dağıttı

 Dünya süt günü nedeni ile Ankara Halk Ekmek Genel Müdürlüğü ve Ankara Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliğinin ortaklaşa düzenlemiş olduğu Dünya süt gününde sosyal mesafe kurallarına dikkat edilerek dünya süt günü kutlandı. Ankara Halk Ekmek Genel Müdürlüğünün organizasyonunda düzenlenen programda sütün önemine değinilerek çocukların beyin ve kemik gelişimine, büyüklerin ise kemik erimelerine karşı önemli bir kalsiyum kaynağı olduğuna vurgu yapıldı.

Dünya Süt günü programında Ankara Halk Ekmek Genel Müdürü Dr. Hüseyin Velioğlu bir konuşma yaparak şunları kaydetti.



“Dünya Süt Günü, Birleşmiş milletler Gıda ve Tarım Örgütü tarafından sütün küresel bir gıda olarak önemini kabul etmek için kutlanılan uluslararası bir gündür. Süt hakkında toplumu bilinçlendirmek ve tüketimin artmasını teşvik etmek amacıyla Birleşmiş Milletler Gıda ve tarım Örgütleri (FAO) 2001 yılından beri her yıl 1 Haziran’da kutlanmaktadır. Gün, Süt sektörü ile bağlantılı faaliyetlere dikkat çekme fırsatı sunmayı amaçlamaktadır.


Süt son derece değerli bir besin kaynağıdır. Bu yüzden çocukların beyin ve kemik gelişimi ile büyüme hormonları açısından son derece değerli bir besin maddesidir. Ayrıca yaşlılık da kemik erimelerine karşı önemli bir kalsiyum kaynağıdır. Süt ürünleri proteinleri aynı zamanda yağsız vücut kitlesini arttırma ve obeziteyi azaltma aracılığı ile dolaylı yoldan  metobalik sağlığı iyileştirmektedir. Önemli bir protein kaynağı olması, bağışıklık sistemini güçlendirmesi, kemik gelişimini sağlaması ve, kemik erimesini engellemesi, kalp hastalıklarından koruması, gebelikte mineral kaybını önlemesin, dişleri koruması, cildi güzelleştirmesi, kilo alımını engellemesi, enerji vermesi ve çocukların okul başarısını arttırması gibi özellikleri ile süt, günlük beslenmenin vazgeçilmez bir parçası olması gerekiyor.



Süt üretiminde ülkemiz dünya genelinde ( 850 Milyon ton) 9’uncu sırada( 23 Milyon Ton) olmasına rağmen süt tüketiminde Avrupa’da sonlarda yer almaktadır. Üretilen sütün yaklaşık yarısı sanayiye aktarılmakta olup diğer yarısı ev tüketimi ve sokak sütü ve diğer şekilde ürünlere dönüştürerek satışa sunulmaktadır.
Kişi bası Süt tüketimi Avusturalya, Norveç, İsveç, Fransa, Almanya gibi ülkelerde süt eşdeğeri olarak 300 kg üzerinde iken bu oran ülkemizde 270 kg civarındadır. Sadece içme sütü olarak kıyaslandığında, Belarus, Ukrayna gibi ülkelerde 110 kg civarında iken ülkemizde bu oran 42 kg civarındadır. Ülkemizde de süt tüketimini arttırıcı çalışmaların, desteklemelerin yapılması gerekmektedir. 

Yeni dönemde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş’ın önderliğinde kırsal kakınmaya ciddi manada destekler verilerek başkent marketler ile birlikte Ankara üreticisinden tüketicisine aracısız kaliteli, sağlıklı, hijyenik ve ekonomik gıda, ve özellikle süt ve süt ürünlerini teminine yönelik çalışmalarımız yoğun bir şeklide devam etmektedir.


Ankara Büyükşehir belediyesi olarak tüm çocukların, gençlerin, annelerin ve değerli büyüklerimizin yeterli miktarda sağlıklı ve güvenli süte ulaşabildiği doya doya süt içebildiği güzel bir gelecek dileği ile dünya süt günü kutlu olsun”.dedi.


Konuşmanın ardından Ankara Halk Ekmek Genel Müdürlüğünün fabrika satış mağazası içinde alış veriş yapan bütün vatandaşlara ücretsiz olarak pastörize 500ml süt dağıtımı gerçekleştirildi.
 
 
01.06.2020
Devamı

Eskişehir'de Gölete 3 Bin Yavru Sazan Bırakıldı

nden yapılan açıklamaya göre, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Balıklandırma Programı kapsamında Akdeniz Su Ürünleri Araştırma, Üretme ve Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü'nden temin edilen sazan yavruları Beyyayla göletine salındı.

Ortalama ağırlıkları 2 gram civarında olan sazan yavrularının, yaklaşık 4 yıl sonra avlanabilir asgari boy limiti olan 40 santimetreye ulaşabilecekleri belirtildi.

Balıklandırma çalışmalarında yetiştiriciliğe açılmamış olan ve amatör balıkçıların avcılıkta yararlanabileceği su kaynaklarının tercih edildiği ifade edildi.

Ayrıca gerek su kaynaklarına yeni bırakılan ya da suda mevcut diğer yavru balıkların gelişimlerini tamamlamaları ve en az bir kez üreyebilmeleri için avcılık sırasında yakalanan küçük balıklara herhangi bir zarar verilmeden suya geri salınmaları konusunda avcılar uyarıldı.
 
28.05.2020
Devamı

Tarım Ve Orman Bakanlığı 2019'da 32 Bin 600 Ton Defne Üretimi Gerçekleştirdi

Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü (OGM) 2019 yılında yaptığı çalışmalarla odun dışı orman ürünlerinden olan defneden 32 bin 600 ton üretim gerçekleştirdi. Bu defne üretimi sürecinde çalışan orman köylülerine ise 115 milyon lira ekonomik katkı sağlandı.

Anavatanı Anadolu ve Balkanlar olan defne Akdeniz bitki örtüsünün karakteristik bitkilerinden biri konumunda bulunuyor. Ülkemizde defne, Ege, Akdeniz ve Karadeniz Bölgesi’nin bütün kıyı şeridi boyunca yayılış gösteriyor ve bu bitkiye, yaklaşık 600-800 metre yüksekliklerde rastlanıyor. Dünyada ise Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü bütün Akdeniz ülkelerinde ve Rusya’nın Karadeniz kıyılarında yetiştirilebiliyor.

Dünya nüfusunun sürekli artması, insan ihtiyaçlarının da artmasına ve çeşitlenmesine yol açıyor. İnsanların besin temini konusunda bilinçlenmeleri, sentetik maddelerden mümkün olduğunca korunma istekleri, ekolojik veya tabiattan toplanan ürünlere olan talebi artırıyor, bu ise odun dışı orman ürünlerine yansıyor. Ülkemizin odun dışı orman ürünlerinden ve önemli tıbbi aromatik bitkilerinden birisi olan, ayrıca dış ticaretimizde de önemli yer tutan Akdeniz Defnesi de bu talepten nasibini alıyor.
Bu çerçevede defnenin tabii yayılış alanlarından yapılan yaprak ve tohum faydalanmalarının sürdürülebilir nitelikte olmasını, üretim maliyetlerinin düşürülmesini, üretimde yaşanan değer kayıplarının azaltılmasını ve orman köylüsünün gelirlerinin artırılmasını sağlamak maksadıyla Tarım ve Orman Bakanlığı 2016 yılında “Defne Eylem Planı”nı hayata geçirmişti.

12.500 Dekar Alanda Rehabilitasyon ve 160 Km Yol Yapılacak
2016 ve 2020 yılları arasında uygulanacak bu eylem planı çerçevesinde hedefleri belirleyen Bakanlık, bu süre zarfında 12.500 dekarlık alanda defne rehabilitasyonu çalışmaları yapacak. Ayrıca bu alanlarda toplanan defnelerin taşınabilmesi için 160 kilometrelik bir yol şebekesi inşa edecek.
Diğer yandan eylem planı ile 1.000 dekarlık defne alanı, tohumundan faydalanmak üzere koruma altına alınacak ve 5.000 kişiye eğitim verilerek iç tüketimin arttırılmasına yönelik 13 adet tanıtım faaliyeti gerçekleştirilecek.

9.610 Dekar Alanda Rehabilitasyon Çalışması Tamamlandı
Eylem planı kapsamında yürütülen çalışmalar ile bugün itibarıyla 9.610 dekar alanda rehabilitasyon çalışması tamamlanarak 122 km’lik yol yapıldı. Ayrıca 810 dekar alan defne tohumundan faydalanılmak üzere koruma altına alındı ve 4.000 kişiye eğitim verildi.

Türkiye 2019’da 40 Milyon Dolar Defne İhracatı Yaptı
Dünyada önemli bir üretici konumunda bulunan Türkiye yıllar itibarıyla sürekli ihracat gelirlerini artırıyor. 2005 yılı defne ihracat geliri yaklaşık 12 milyon dolar olan Türkiye’nin 2019 yılı ihracat geliri 40 milyon dolar oldu. OGM de defne üretimi ve defnenin korunması için çalışmalarını sürdürüyor. 2005 yılında OGM’nin 6 bin 436 ton olan defne üretimi 2019 yılında 32 bin 600 tona yükseldi. Bu üretimden ise 4,2 milyon lira tarife bedeli tahsil edildi.

Defne Alanlarından Aşırı ve Bilinçsiz Faydalanılıyordu
Toplayıcıların defne alanlarından aşırı ve bilinçsiz faydalanmaları sebebiyle verimli defne alanlarının tahrip olduğu ve yaprak veriminin düştüğünü ifade eden Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli ise “Faydalanılan alanlarda makinalı çalışma imkanlarının olmaması, defne alanlarından iç kısımlara ulaşımını sağlayacak yol şebekesinin de yetersizliği bu eylem planının hazırlanmasını zorunlu hale getirdi” değerlendirmesinde bulundu.

Orman Köylüsüne Ek Gelir Kapısı Açılıyor
Dünya’da ve ülkemizde, orman kaynaklarının gelecek nesillere aktarılabilmesinin önemli şartlarından birisinin de, o civarda yaşayan halka alternatif gelir kaynakları sunma olduğunu ifade eden Dr. Pakdemirli “Bu eylem planı ile orman köylümüze ek gelir kapıları açıyoruz. Bu çerçevede 2019 yılında üretimi gerçekleştirilen defnenin üretim aşamalarında yer alan orman köylülerine 115 milyon lira ekonomik katkı sağladık. Bugüne kadar birçok eylem planı hazırladık ve uyguluyoruz. Bu eylem planının da başarıyla hedefine ulaşacağından hiç şüphem yok. Bu tip uygulamalar kırsal kalkınmanın lokomotifi olacak” diyerek sözlerini tamamladı.​
 
28.05.2020
Devamı

Avrupa’nın En Büyüğünde Enerji Üretimi Başladı

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Dicle Nehri üzerinde yapılan ve silindirle sıkıştırılmış beton tipine göre Türkiye ve Avrupa'nın en büyük barajı olan Çetin Barajı'nın enerji üretimine başladığını ifade ederek, barajın milli ekonomiye yıllık 500 milyon lira katkı sağlanacağını söyledi.
Siirt'in Şirvan ve Pervari ilçeleri sınırları içerisinde bulunan Çetin Barajı ve Hidroelektrik Santralinin temelden 165 metre gövde yükseklikte inşa edildiğini belirten Bakan Pakdemirli "Kendi kategorisinde Türkiye ve Avrupa'nın en büyük barajı olan Çetin Barajı'nın maksimum işletme kotunda, 615 milyon metreküp su depolanacak, 37 kilometre uzunluğunda ve 12 kilometre alanında bir gölalanı oluşacak" dedi.

Yılda 1 Milyar 175 Milyon Kwh Enerji Üretilecek
Barajın üç büyük ve bir küçük olmak üzere 4 türbin ile toplamda 420 MW kurulu güce sahip olduğunu vurgulayan Bakan Pakdemirli "Baraj ile yılda 1 milyar 175 milyon kWh enerji üretilecek ve milli ekonomiye yılda yaklaşık 500 milyon TL katkı sağlanacak" değerlendirmesinde bulundu.

Enerji Kaynaklı Dış Ticaret Açığına Olumlu Yönde Etki
Projede bir küçük ünite ve bir büyük ünitenin devreye girdiğini ve elektrik üretimine başladığını açıklayan Pakdemirli "Yerli ve yenilenebilir enerjinin payının artırılması bakımından son derece önemli olan bu barajın tamamlanarak milli ekonomiye katkı verir duruma gelmesi, ülkemizdeki enerji kaynaklı dış ticaret açığına olumlu yönde etki yapacak" açıklamasında bulundu.
 
28.05.2020
Devamı

KORONA PANDEMİSİ SONRASI NELER YAPILMALI

  Ocak ayından beri devam eden Korona enfeksiyonu, belki biraz bulaşma hızını azaltsa da maalesef devam ediyor. Evlerimizde bekleyiş sürüyor. Ama genel manada sorunlar da büyüyor. En başta dünya ekonomisinde küçülme, işsizlik oranlarında artış, daha kötüsü de açlığı iyice körüklemiş durumda. Dünya Sağlık Örgütüne göre 217 ülke pandemiden etkilenmiş ve 100’den fazla ülke de iflas ettiğini açıklayarak, yazık ki IMF'den yardım talep eder olmuştur.

            Tüm bu olan biten içinde bizler de “ne zaman normal hayata döneceğiz ?” diyoruz. İnanın kimse de net olarak bilmiyor. Ama bir gerçek var, o da en erken Haziran sonu gibi biraz normalleşeceğiz. Tahmin ediyorum Kurban Bayramına kadar itidalli tutumumuz sürecek. Fakat istesek de istemesek de bu dar ve meşakkatli yoldan geçmek zorundayız. Ancak bizi bekleyen esas gerçekler, Korona sonrasında daha net ortaya çıkacak. Bu sebeple her tür tedbiri şimdiden düşünüp, almalıyız. Gerek sağlık, gerek tarım, gerekse sanayi alanında yenilikçi ve ileriyi gören bir takım senaryolar üretmeli ve hızla hayata geçirmeliyiz. 

Şunu da söylemek gerekiyor ki sadece sağlık alanında yapılacak iyileştirmelerle tek bir yol haritası  çizmemeliyiz.

            Bakın söylüyorum, şu an dünyada meydana gelen salgın ilerde benzer başka hastalıklar, başka şekillerde dünya çapında gündem olacak gibi.  Nereden söylüyorum, çünkü birilerinin dediği gibi eğer salgın planlı bir eylem olarak tasarlandı ise  benzer teşebbüsler de tekrar tekrar  karşımıza çıkacaktır.  Yok sadece bir hata sonucu, yanlışlıkla meydana geldiyse o zaman da başka hatalar dünyanın başını ağrıtacaktır. Öyleyse biz ülkemiz açısından şimdiden bir takım tedbirler almalıyız, almak zorundayız.  Birçok insan, özellikle de devlet yetkilileri aynı benim gibi düşündüğünü biliyorum. Bu nedenle salgın sonrası mutlaka birçok yeni uygulama devreye girecektir.
         
   İşte yapılanma esnasında özellikle tarımsal alanlarda çok güçlü adımlar  atmamız gerekiyor. Köylüyü çiftçiyi bu hususta eğiterek, aynı deprem tatbikatı yapar gibi bu tür biyolojik saldırılara karşı bilgilendirip donatmalıyız. Yine şehirde yaşayanları da işin içine katarak daha akılcı üretim ve tüketim modellerini oluşturmalıyız. Yani ne demek  istiyorum ki, tam manasıyla her yönden kendine yeter, kendi ayakları üzerinde durabilecek bir ülke olmak zorundayız.  Sağlıklı toplum ve sağlıklı bireyler olmanın bir ayağı sağlıklı beslenmeden geçiyor. Böyle olması nedeniyle tarım ve hayvancılık hususunda da şimdiki konumumuzdan çok daha iyi duruma gelmemiz şart oldu. O yüzden Tarım ve orman Bakanlığımızın böylesi pandemilerde gücünü artırmak, özellikle zoonotik (hayvanlardan insana bulaşan) hastalıklar başta olmak üzere, memlekette büyük ekonomik kayıplara yol açan hayvansal kaynaklı salgınları çok daha etkili ve kısa zamanda durdurup yok edecek bir alan açması mecburi olmuştur.

            Bunun için yeni bir birim kurması zamanı geldi de geçiyor bile. O nedenle kendi  bünyesinde tamamı uzmanlardan oluşan yeni bir  Genel Müdürlük oluşturmalıdır. Bu bahsettiğim genel müdürlüğün içinde tamamen profesyonel klinisyen tabipler, veteriner hekimler, eczacılar, ziraat, gıda, su ürünleri, genetik mühendisleri, biyologlar, bilişimciler ve ilgili alan uzmanlarından müteşekkil olmalıdır. Zaten dünyada bunun tanımı TEK SAĞLIK ‘tır. Şu pandemi yaşadığımız günlerde birçok  ülkede de bu ve benzeri oluşumlardan bahseden çok fazla tartışma ve bilimsel makale mevcuttur.  Tarım, hayvancılık  ve halk sağlığı ayrılması mümkün olmayan üçlüdür. Her birini ayrı ayrı idare edelim derken bazı hususlar atlanıyor, hız ve zaman  kaybına uğruyor, radikal kararlar almada zorlanıyoruz. Bakın Korona pandemisinde bunu hepimiz gördük. İlk Başta Sağlık Bakanlığınca doğal olarak tabiplerden meydana gelen bir Bilim Kurulu oluşturuldu. Daha sonra, zaman ilerledikçe kurulun daha geniş perspektiften bakması gerektiği, başka mesleklerden de yardım alınması gerektiği görüldü. Ardından salgın hastalıkları ve onunla mücadeleyi bilen tabipler dışındaki meslek dallarından bilim insanları yavaş yavaş kurula eklendi. Çok daha etkili ve güzel çalışmalar oldu. Keşke ta işin en başında ve zaman geçmeden bu şekliyle şekillenmiş olsaydı. Ama pandemi pek çok şeyi etkilediği için bize bunu zorla öğretti.

            Bakın hastalığın Çin’de çıkması ve dünyaya yayılması ne kadar çabuk oldu, değil mi? Gelişmiş, zengin,sağlık alanında çok iyi bildiğimiz ülkeler düşünmeye, tedbirler almaya fırsat bulamadan bir bir çöktüler. Bizim hastalığa yakalanmamız Mart ayına kadar geciktiği, hastanelerle sağlık çalışanlarımızı çok daha iyi organize ettiğimiz için bu salgında başarılı olduk. Yöneticilerimiz ve sağlık çalışanlarımızla gurur duyduk ve duyuyoruz. Hastanelerde canla başla çalışan tabip, hemşire, hastabakıcı, güvenlikçi, memur vs. hepsine müteşekkiriz. Ama bu yetmez. Onları rahatlatacak, hastanelere hastaların yığılmasını önleyecek başkaca tedbirler gerekiyor. Bu kaçınılmaz bir gereksinim. 

            Şimdi olaya başka bir açıdan bakalım isterseniz. Şöyle bir senaryo düşünün, “bu defa meydana gelen hastalık yine dünya çapında  hem hayvanda, hem de insanlarda yayılsa ve öldürme oranı da yüksek olsaydı” ne yapardık? İnsanlara müdahale edecek hastane sayısı yeterli iken, hayvanlara müdahalae edecek yeterli donanıma sahip klinik veya hastane yeterli mi? Ayrıca oluşan kaosu çözmek, iş takibi yapıp yönetmek hangi bakanlık koordinesinde olacak?  Soruyorum. Böylesi acil durumlarda kamu kurum ve kuruluşlarının Acil Eylem Planları oluşturduğunu biliyorum. Ama hangi sıra dahilinde ve öncelik ne olacaktır? 

Dolayısıyla çok daha hızlı, çok daha güçlü kararlar alıp, bürokratik engellere takılmadan uygulayacak yeni birim ya da birimlere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. İşte, benim vurgulamak istediğim budur. Şu an yukardaki senaryoyu uygulayacak hayvansal salgınların kontrolünü sağlayacak yetkili Tarım ve Orman Bakanlığı’dır. Bütün il ve ilçelerde örgütlenmiş, her türlü hayvansal hastalıkla mücadele eden deneyimli personeli mevcuttur. Ayrıca içinde yüksek lisans ve doktora yapmış uzmanları  bulunan, çok çeşitli aşı- serum ve biyolojik madde üretebilen enstitüleri ve en önemlisi halkla olan yakın ilişkili altyapısı vardır. Sağlık Bakanlığı da benzerdir. Onlar da güçlü bir altyapıya sahip, her tür iş yapma yeteneği vardır. Ancak sadece insan ve insan sağlığıyla uğraşmaktadır. Tarım ve hayvancılık kısmı eksiktir. Bakın önceki yıllarda Gıda Denetim işi büyük ölçüde Sağlık Bakanlığı yetkisindeydi ve çevre sağlık teknisyenleriyle yürütülüyordu. Maalesef istenen başarıyı sağlayamadılar.  Tarım Bakanlığı kadar başarılı  olamadılar.  Tarım Bakanlığı Gıda Denetim işlerinde gerçekten  iyi ve etkin  bir rol oynuyor.  O halde söylemiş olduğum yeni oluşum ancak Tarım Bakanlığı bünyesinde diğer bakanlıklarla koordineli çalışarak başarılı olabilir.  

            Yani;  ülkemizde  savaş şartlarında veya ani gelişen salgın durumlarında meydana gelebilecek her türlü halk ve hayvan hastalığını koruyup müdahale edebilecek özgün bir sağlık çalışma ekibi oluşturulmalıdır. İnsan ve hayvan sağlığı tek çatı altında oldukça etkili korunabilir. Belki bu fikir birçok yetkili için gereksiz veya cazip gelmeyebilir. Ama artık bir bölgede hayvanlarda hastalık çıktığında, ölen hayvanını çoban Ali efendi basit bir torbaya koyup, kendine ve çevreye bulaşıp bulaşmadığını düşünmeden minibüse atıp ilçeye veya ile gelmesin. Sokaklarda koşturan kurbanlık boğaları zabıtalar veya polis memurları kovalamasın. Kolu kanadı kırık kuş veya yabanıl hayvanları hiç işten anlamayan görevliler müdahale etmesin. Bahçesinde yılan, akrep gibi zehirli hayvanlarla kuduz dahil pek çok hastalığı bulaştırabilen çakal, tilki, porsuk vs yabani hayvanları görenlerin aradıklarında konu sorumlusu acil müdahale edebilecek bir birim olsun. O zavallı hayvanları bir belediyeye, bir kliniğe, bir veteriner fakültesi hastanesine veya bir yaban hayatını koruma kurumuna top gibi atarak  ordan oraya dolaştırıp durulmasın. Yoksa hiç bir salgınla veya hastalıkla istenildiği gibi başarı sağlamak mümkün olmaz. Mesleki taassup veya bağnazlığa mahal verilmeden eldeki güçler bir an evvel birleştirilerek, TEK SAĞLIK uygulaması tez zamanda başlatılmalı ve geç kalmadan dünyaya bu alanda da örnek olmalıdır. Böylece devletimizi, milletimizi yüceltip, halkımızın sağlıklı gıda ve sağlıklı yaşam olanaklarını hızla artırmalıyız.
 
 
Dr Öğretim Üyesi Hakan KEÇECİ
            Bingöl Üniversitesi
Veteriner İç Hastalıkları Anabilim Dalı Bşk.

 
 
22.05.2020
Devamı

Bakanlık Gıda İsrafını Önlemek İçin Düğmeye Bastı

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) iş birliğiyle yürütülecek Gıdanı Koru Kampanyası kapsamında, strateji belgesi ve eylem planı hazırlandı.

Türkiye'nin gıda kayıpları ve israfının önlenmesi, azaltılması ve yönetimine ilişkin hazırlanan planla, ilgili bakanlıklar, kamu kurumları ve sivil toplum örgütlerinin katkısıyla gıda israf ve kayıplarının önlenmesi için 100 eylem hayata geçirilecek.

Bu kapsamda, özellikle tüketiciler için farkındalık oluşturulması amaçlanıyor. Uygun gıda muhafaza koşulları, kalan yemeklerin muhafazası ve tekrar kullanılması, planlı alışverişin önemi konusunda eğitimler ve atölye çalışmaları yapılacak.
 

Ürün etiketi üzerindeki son tüketim tarihi ve tavsiye edilen tüketim tarihi arasındaki fark anlatılacak ve güvenilir tüketim konusunda farkındalık artırılacak. Evlerde gıda israfını azaltmaya yönelik tarifler ve çözümler yaygınlaştırılacak.

Kusurlu, şekil bozukluğu olan ancak güvenilir ve besleyici meyve ve sebzelerin israfının önüne geçilmesi mesajı verilecek.

Şekli bozuk ürünlerin süpermarketlerde satışa sunulması sağlanacak, bu kapsamda gıdanın şeklinden öte kalitesinin önemli olduğuna ilişkin bilgi posterleri kullanılacak. Şekli bozuk ürünler restoran ve hazır yemek şirketlerinin satışlarına da entegre edilecek.

Gıda israfıyla mücadele için mesaj verilecek

Okullarda, temel askeri eğitim müfredatında, Gençlik ve Spor Bakanlığı yurtlarında, gençlik merkezlerinde, gençlik kamplarında, cezaevlerinde ve hastanelerde, posterler, seminerler, videolarla gıda israfı konusunda bilgi, bilinç ve farkındalık düzeyi artırılacak.

Ramazan da dahil, kültürel ve sanatsal faaliyetler yoluyla porsiyon ayarlama ve pişirme kalan yemekleri muhafaza etme ve raf ömrünü uzatma, yeterli miktarda meyve ve sebze satın alma yöntemleri konusunda tüketicilerin farkındalığı sağlanacak.

Televizyon programlarında, filmlerde veya TV dizisi senaryolarında gıda kaybı ve israfıyla mücadele konusunda gizli veya açık mesajlar verilecek.


 
 
22.05.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli Biyolojik Çeşitlilik Günü İçin Mesaj Yayınladı

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, 22 Mayıs Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü münasebetiyle bir mesaj yayınladı. Bakan Pakdemirli’nin mesajında şunları söyledi.

“Biyoçeşitlilik ile ilgili sorunlara dikkat çekmek, halkı bilinçlendirmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin kabul edildiği gün olan 22 Mayıs,
Birleşmiş Milletler tarafından “Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Günü” olarak ilan edilmiştir.

Her yıl dünya genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanan Biyolojik Çeşitlilik Günü’nün bu yıl ki teması “Çözümlerimiz Doğadadır” olarak belirlenmiştir.
Bu günlerde dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını da bir kez daha göstermiştir ki; bütün teknolojik ilerlemelere rağmen sağlık, su, gıda, ilaç, barınak ve enerji için tamamen sağlıklı ve canlı ekosistemlere ihtiyacımız vardır.

Bu yılın teması olan “Çözümlerimiz Doğadadır” sloganı; umut, dayanışma ve doğa ile uyumlu bir gelecek inşa etmek için birlikte çalışmanın önemine de değinmektedir. Yine bu slogan; biyoçeşitlilik kaybının önlenmesi için küresel çerçevede güçlü bir iradenin oluşması gerektiğine, bu yıl her zamankinden çok daha fazla işaret etmektedir.
Ülkemiz, biyoçeşitliliğin korunması için önemli adımlar atan ülkelerden biri olmasının yanında 2022 yılında düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 16. Taraflar Konferansına ev sahipliği yapacak ve 2022-2024 yılları arasında sözleşme dönem başkanlığını yürütecektir.

Bu kapsamda, geçtiğimiz yıl Ağustos ayında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla bir genelge yayınlanarak Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Koordinasyon Kurulu kurulmuş ve faaliyetlerine başlamıştır. İlgili bakanlıklar başta olmak üzere diğer kurum ve kuruluşlar seferber edilerek geniş bir biçimde katkı ve katılımlarının sağlandığı bu süreç, ülkemizin biyolojik çeşitliliğe verdiği önemin bir göstergesidir.

Bu vesile ile 22 Mayıs Biyolojik Çeşitlilik Gününüzü tebrik eder, biyolojik çeşitliliğimizin korunmasına gösterdiğiniz katkı ve duyarlılıktan dolayı en kalbi şükranlarımı sunarım”
 
 
22.05.2020
Devamı

BU SENE RAMAZAN DAHA ANLAMLI

Ramazan ile ilgili sohbetler hep “nerede o eski Ramazanlar diye” başlar. Bu sefer Korona Salgını gölgesinde çok farklı bir Ramazan yaşıyoruz. İlk anda yasaklar altında kapalı buruk bir Ramazan diye düşünülebilir. Ama birçok anlamlı gününde bir araya geldiği bu Ramazan birçok şeyi düşünmek için aslında güzel bir fırsat yakaladık.
Gerçekten de bu sene Ramazanın maneviyatını milli günlerimizin coşkusuyla birlikte yaşıyoruz. Daha en baştan Ramazanı karşıladığımız ilk sahura, Bağımsızlığımızın 100. yılını kutladığımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında kalktık. Ama daha önemlisi 1000 aydan daha kıymetli bu yılki Kadir Gecesini, milli mücadelenin ilk adımının atıldığı 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Bayramında idrak ediyoruz. Her Kadir Gecesinde, dualar ettiğimiz Büyük Önderi, silah arkadaşlarını ve bugüne kadar ülkemiz için can vermiş şehitlerimizi bu gece daha minnetle anacağız.

Bunlara ilaveten bu yıl, emek, hak ve rızık gibi büyük manevi anlamları olan özel günleri de Ramazanda kutlayacağız. Emeğin karşılığının teri soğumadan verilmesini Hak bilenler için 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı çok anlamlıdır. Yine rızık kadar rızkı üretenlerin de değerini bilenler için 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Gününü önemlidir. Bu özel günlerin de Ramazan içine denk gelmesi milli günler kadar anlamlıdır.

Sonuç olarak; bu sene Ramazan, milli ve manevi değerlerimizin birlikte harmanlandığı bir ay oldu.
Her fırsatta sahip olduklarımızın önemini anlamak ve şükretmek gerektiğini söylesek de ancak bir felaket yaşadığımızda farkındalığımız artar. Bu açıdan Dünyayı sarsan salgın hastalık da birçok konuya bize bir daha hatırlattı. Teknoloji ne kadar gelişse de hayatlarımızın nasıl bir anda tehlikeye girebileceğini bu korkunç durumdan korunmanın ise sosyal mesafe ve hijyen ile ne kadar basit olduğunu gördük. Marketlere saldırırken aslında gıdanın ne kadar vaz geçilmez olduğunu anladık. Daha birkaç ay önce sürdürülebilirlik kelimesini fiyakalı bir söz sananlar, sadece birkaç günlük sokağa çıkma yasağı sonrasında hızla değişen tabiatı gördükçe; ne kadar savurgan olduğumuzu, kaynaklarımızı hoyratça kullandığımızı anlamaya başladılar. Aslında bilim çevreleri yıllardır doğa, ekonomi ve sosyal yaşam çerçevesinde karşılıklı dengelerin devamlılığını savunan sürdürülebilirlik ile ilgili tedbirleri anlatıyorlar. Bu farkındalığın artmaya başladığı günlerde, Ramazanı idrak ediyor olmak, topluma doğru yolu göstermek adına büyük bir şans. Rızka şükretmeyi, bu kapsamda israfı engellemeyi ve yoksulla paylaşmayı emreden Ramazan, sürdürülebilirliğin anlaşılması ve kamuoyu desteği bulması için iyi bir vesile oluşturuyor.
Bütün Dünya yıllardır bilinçsiz tüketimle aslında kendi geleceğini yok ettiğinin farkına vardıktan sonra giderek yaklaşan kıyametten korumanın en iyi yolunun tarımda sürdürülebilirlik olduğu sonunda anladı. Bunun teminatının ise dev işletmeler değil, küçük aile çiftçilerinin olduğu, yaşanan krizler sırasında gördü. Tek başına zayıf olan bu kahramanların, güçlü olabilmek için ellerindeki tek silah ise kooperatifleri. Dünyayı kurtarabilecek kahramanların küçük aile işletmelerine sahip çiftçiler olduğunu artık herkes biliyor. Giderek artan bu farkındalık, salgın hastalık ile daha da belirgin hale geldi.

Piyasadaki daralma nedeniyle ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalan, artan girdi fiyatları karşısında borçlarını ödeyemez duruma gelen çiftçi, salgın hastalığın kol gezdiği bir ortamda sağlığını hiçe sayarak üretimine devam ediyor. Onun bizim adımıza verdiği hayatta kalma mücadelesine destek vermek gerekmektedir. Birlik ve beraberliğimizin iyice pekiştiği bu Ramazan rızık üretenlere hak ettikleri saygının verilmesi için iyi fırsat oluşturmuştur.
Artık milletimizin kendisi için her dönem fedakârlık yapan Türk Çiftçisine vefasını göstermesinin vakti gelmiştir.
Salgınla mücadelede başarı sağlayarak sağlıklı, huzurlu çiftte bayramın ötesinde, çiftçimizle kucaklaştığımız birlik ve beraberlik içinde çok daha anlamlı bir Ramazan bayram diliyorum.

Dr.Erhan Ekmen
Ziraat Yüksek Mühendisi

 
21.05.2020
Devamı

Ceylanpınar'da 60Bin Dekar Arazi Sulamaya Açılıyor

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli Türkiye’nin en büyük tarım işletmesi olan Şanlıurfa Ceylanpınar Tarım İşletmesinde 60 bin dekar alanı suyla buluşturacak yatırımın tamamlandığını açıkladı ve 22 Mayıs 2020 Cuma günü açılışının yapılacağını söyledi.

Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen TİGEM-Ceylanpınar Sulama Projesinin yaklaşık 70 milyon lira yatırım bedeli ile hayata geçirildiğine vurgu yapan Bakan Pakdemirli, proje ile işletmede kuru tarım yapılan alanda üretim düşüklüğü riskinin ortadan kalkacağını belirtti.

Tek Tuşla Binlerce Dönüm Arazi Sulanacak
Sürdürülebilir tarım ve gıda güvenliği için daha yüksek verime ulaşmada modern sulama yöntemleri kullanılacak.  Bakan Pakdemirli “Üretim artışı için vazgeçilmez olan suyu, modern sulama sistemleriyle daha tasarruflu kullanıyoruz. Ceylanpınar Tarım İşletmesinde toprakları en ileri teknolojilerle donatılmış modern sistemlerle suluyoruz. Sadece tek tuşa basarak binlerce dönüm araziyi suya kavuşturuyoruz” diye konuştu.

Türkiye Su Zengini Bir Ülke Değil
Bu projede olduğu gibi modern basınçlı sulama sistemleriyle suyu daha tasarruflu kullandıklarını kaydeden Pakdemirli “Bilinenin aksine Türkiye su zengini bir ülke değil. Bu sebeple suyumuzu mümkün olduğunca tasarruflu kullanmak zorundayız. Bu sebeple her damla suyumuz toprağa hayat olacak, bereket olacak, toprak da bize” değerlendirmesinde bulundu.

Ülke Ekonomisine 4 Kat Daha Fazla Katkı Sağlanacak
Toplam 60 bin dekar zirai araziye can suyu olacak TİGEM Ceylanpınar Sulama Projesi ile iki yılda bir ürün yerine yılda iki ürün alınacağının altını çizen Bakan Pakdemirli şöyle devam etti:
“Bu arazilerde nadas sistemi kalkacak, ikinci ürün ekilişleri sayesinde bitki çeşitliliği artacak, verim ve kalitede artış gerçekleşecek. Hububat verimi 250 kg/dekardan, 500 kg/dekara çıkacak ve kalite yükselecek. Her yıl ilave 25 milyon TL gelir sağlanacak. İkinci ürün ekilişleri ile bu gelir 70 milyon TL düzeylerine çıkacak. Böylece ülke ekonomisine 4 kat daha fazla katkı yapılacak. Ayrıca daha fazla istihdam sağlanacak, kanal sulaması nedeniyle enerji tüketimi azalacak. Üretim maliyeti düşecek. Yer altı su kullanım oranı azalacak”

Hedefimiz 2023 Yılına Kadar 150 Bin Dekar Araziyi Daha Suyla Buluşturmak
Ceylanpınar Tarım İşletmesinde 2008 yılında 108 bin dekar arazinin sulandığını ifade eden Pakdemirli “2019 itibarıyla sulanan alan büyüklüğünü 613 bin dekara yükselttik. Açılışını yaptığımız bu projeyle bu alan 2020 itibarıyla 673 bin dekara çıktı. Hedefimiz 2023 yılına kadar 150 bin dekar araziyi daha suyla buluşturmak ve işletme arazisinde 820 bin dekar arazinin sulanmasını sağlamak” diye konuştu.

18 Yılda 800 Milyon Liralık Yatırım Yapıldı
Bakan Pakdemirli, 2002 yılından 2019 yılına kadar Ceylanpınar Tarım İşletmesine sulama, hayvancılık, mekanizasyon ve tarımsal tesis anlamında 721 milyon lira yatırım yapıldığını ve bu yıl yapılacak 80 milyon liralık yatırımla son 18 yılda yapılan yatırımın 800 milyon lirayı aştığını da sözlerine ekledi. ​
 
 
 
 
21.05.2020
Devamı

Organomineral Gübre Desteği Ödemeleri Başladı

Tarım ve Orman Bakanı  Bekir Pakdemirli, 2019 yılı organik ve organomineral gübre  kullanan  çiftçilere uygulanacak desteklere ait açıklamalarda bulundu.
         Bakan Pakdemirli'nin açıklaması şu şekildedir:
         "Ülkemiz topraklarının organik madde kapsamının  yükseltilmesi,  kimyevi  gübre kullanım etkinliğinin artırılması ve topraklarımızın ihtiyacı olan bitki besin maddelerinin ülkesel kaynaklardan karşılanması amacıyla ilk defa 2019 yılında uygulamaya başladığımız normal gübre desteğine ilave olarak organik ve organomineral gübre  kullanan  çiftçilerimize  dekara  10  TL  destekleme  ödenmeye başlanmıştır.
         Bu çerçevede başvuru, icmal, askı ve kontrolleri tamamlanan 57 İlde 18.892 çiftçimize 14 milyon 481 bin liralık destek ödemelerine 15 Mayıs Cuma günü başladık.
Tüm çiftçilerimize hayırlı olsun"
 
19.05.2020
Devamı

Ilısu Barajı’nda Elektrik Üretimi Başlıyor

Türkiye'nin en büyük elektrik üretimi projelerinden biri olan Ilısu Barajı'nın altı tribününden ilki, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda hizmete alınıyor. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın video konferans yöntemiyle iştirak edeceği ilk tribünün hizmete alınma törenine; Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez de katılacak.

Konuyla ilgili açıklama yapan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Türkiye’nin 70 yıllık rüyası olan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2008 yılında temeli atılan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nde elektrik üretiminin başlayacağını müjdeledi.



KAYA DOLGU TİPİNDE DÜNYANIN EN BÜYÜĞÜ

Dicle Nehri üzerine inşa edilen ve kurulu güç bakımından Atatürk, Karakaya ve Keban barajlarından sonra Türkiye’nin dördüncü büyüğü konumunda bulunan Ilısu Barajı’nın önyüzü beton kaplı kaya dolgu baraj tipinde dolgu hacmi ve gövde uzunluğu bakımından ise dünyada birinci sırada yer aldığını ifade eden Pakdemirli, tesisin, temelden 135 metre yüksekliğe, 24 milyon metreküp dolgu hacmine ve bin 820 metre kret uzunluğuna sahip olduğunu dile getirdi.

YILSONUNDA TAM KAPASİTEYLE HİZMETE GİRMİŞ OLACAK

Pakdemirli, inşa edilen Ilısu Barajı ve hidroelektrik santralinin, her biri 200 MW gücünde 6 tribünden oluştuğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da video konferans yöntemiyle açılışına katılacağı ilk tribünü, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda hizmete alacağız. İlk tribünün hizmete girmesiyle yıllık 687 milyon kWh elektrik enerjisi üretilecek ve ekonomiye ilave 355 milyon lira katkı sağlanacak. Bu üretim rakamı 1 milyon nüfuslu bir şehrin yıllık enerji ihtiyacının karşılanması anlamına geliyor.

Daha sonra ise her ay bir tribünün daha hizmete alınmasıyla yılsonuna kadar barajın tam kapasiteyle üretime geçmesini hedefliyoruz. Toplam kurulu gücü 1200 MW olan santral tam kapasite ile devreye girdiğinde, yılda ortalama 4120 GWh enerji üretimi gerçekleştirilecek. Böylece sadece enerji üretiminden ekonomiye yıllık 412 milyon dolar katkı sağlanacak. Bu üretim rakamıyla 6 milyon nüfuslu bir şehrin yıllık enerji ihtiyacı karşılanabilecek.”

BARAJ SAYESİNDE ÇOK SAYIDA KÖY YOLU DA YAPILIYOR

Baraj inşaatı kapsamında, araçların zorlukla geçtiği Midyat- Dargeçit yolunun yeniden yapıldığını belirten Pakdemirli, bu çerçevede 52 km ulaşım yolu ile Dicle Nehri üzerine 250 metre uzunluğunda köprü inşa edildiğini, ayrıca Batman-Siirt-Şırnak ve Diyarbakır’a ait köylerde de 237 km asfalt kaplı köy yolunu yapmaya başladıklarını söyledi.

ILISU PROJESİ 18 MİLYAR LİRAYA MAL OLDU

Bakan Pakdemirli, Ilısu projesinin baraj, yeniden yerleşim, tarihi ve kültürel varlıkların korunması ve diğer inşaatlar ile beraber yaklaşık 18 milyar liraya mal olduğunu da sözlerine ekledi. 
 
19.05.2020
Devamı

Ağrı Hayvan Pazarı Kısmen Açıldı

Ağrı’da, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle kapatılan Ağrı Hayvan Pazarı artık haftada 2 gün açılacak.

Ağrı Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mehmet Nuri Samancı, açıklanan karara yetiştiricileri adına Ağrı Valisi Süleyman Elban’a teşekkür etti.

Başkan Samancı: “ Ağrı Valiliğimizin yapılan değerlendirme sonucunda Hayvan Pazarının 14 Mayıstan itibaren haftada iki gün  ( Pazartesi - Perşembe ) olmak üzere açılmasına karar verilmiştir.  Bu karardan dolayı Valimiz Sayın Süleyman Elban ` a yetiştiricilerimiz adına çok teşekkür ederim. Şükranlarımı arz ederim. Hayvan pazarı yetiştiricilerimizin can damarıdır.” dedi

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, yurdun hayvancılık açısından önde gelen illerinden Ağrı’daki hayvan pazarının yeni tip koronavirüs nedeniyle 20 Mart tarihinden bu yana kapalı olduğu hatırlatıldı.





 
16.05.2020
Devamı

Covıd-19 Anti-Serumu İçin Önemli Bir Adım Daha Atıldı…

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın desteklediği, Etlik Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (Etlik VKMAEM), ve Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü iş birliği içerisinde yürütülen “COVID-19’a Karşı Terapötik Amaçlı Hiperimmunserum (Anti-serum) Üretimi” isimli proje kapsamında Etlik VKMAEM Viroloji Teşhis Laboratuvarında, SARS CoV-2 (COVID-19) virüsü izole edilerek, genetik sekanslama metoduyla virüsün haritasının çıkartılması çalışmalarına başlandı. Projede temel amaç, COVID-19 hastalığı etkeni SARS-CoV-2 virüsüne karşı acil olarak Antiserum geliştirilmesi.

Bütün dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan Covid-19’a karşı bilim insanlarının dünya genelinde çalışmaları devam ediyor. 100 yılı aşkın süredir antiserum üretme tecrübesi olan Bakanlığımızın veteriner kontrol enstitüleri ile Türk tıp ve veteriner hekimleri bir kez daha, tedavide hayati önem taşıyan antiserum geliştirilmesi noktasında oldukça tecrübeli olduklarını ortaya koyuyor.
Tarım ve Orman Bakan  Bekir PAKDEMİRLİ’nin eşi Dr. Ahu PAKDEMİRLİ’nin de içerisinde olduğu tıp ve veteriner hekimlerden oluşan ekip Covid-19’e karşı Antiserum geliştirme projesi kapsamında sürdürdüğü çalışmalarda önemli bir aşamaya geldi.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Etik Kurul’u ve akabinde Ankara İl Sağlık Müdürlüğü izinleri ile pozitif hasta örnekleri toplanarak, Etlik VKMAEM imkânları ile virüs izolasyonları tamamlandı.

Virüs izolasyonu, yüksek miktarda üretilmesi ve inaktivasyonu işlemleri Biyogüvenlik Seviyesi 3 (BSL3) olan laboratuvarda uzman ekip tarafından, kısa sürede tamamlandı. Şimdi ise hayvanlar üzerinde denemelere başlamak için virüs canlılık kontrolleri yapılıyor. Kontrollerin ardından tavşan ve atlar üzerinde denemeler başlayacak.
Hayvan denemelerinden sonra Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı ortak çalışmalar yürüterek elde edilen immunglobulinleri, insanlarda kullanıma uygun olarak saflaştıracak ve elde edilen antiserumlar insanlığın hizmetine sunulacak.
 
ANTİ-SERUM ÇALIŞMALARI SÜRERKEN YÜRÜTÜLEN DİĞER ÇALIŞMALAR
Etlik VKMAEM sadece Anti-serum projesi konusunda çalışmıyor. Hastalığın ortaya çıktığı Wuhan kentinde bulaş kaynağı olarak gösterilen yarasalar konusunda 2020 yılı başında Etlik VKMAEM bünyesinde kurulan Yaban Hayatı Birimi yaban hayatından gelen örneklerde COVID-19 taraması yapmaktadır.
İstanbul ve Ankara’dan gelen atık su numunelerinde COVID-19 taraması yapılarak elde edilen virus sayısından hareket ile popülasyondaki gerçek vaka ortalaması tahmin edilmesi hedeflenmektedir.

Türkiye doğal zenginlikleri açısından Dünya’nın önde gelen ülkelerinden biridir ve Bakanlığımız bünyesinde birçok tedavi amaçlı tıbbi aromatik bitki üretilmektedir. Anadolu’da fitoterapi uygulamaları çok uzun yıllardır sürdürülmektedir. Etlik VKMAEM ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi multidisipliner bir bakış açısıyla COVID-19’a karşı kullanılabilecek bazı bitkisel ekstraktlarının ve yine Bakanlığın bünyesinde üretilen uçucu yağların çeşitli hücrelerde üretilen COVID-19’a karşı etkinliği üstüne çalışmalar yapmaktadır.
 
“VİRUSLER KONUSUNDA ÇOK DENEYİMLİ VE BAŞARILIYIZ”
Tarım ve Orman Bakanı  Bekir PAKDEMİRLİ de veteriner hekimleri içinde barındıran çok önemli bir bakanlık olduklarını söyledi. Virolojinin veteriner hekimlikte anabilim dalı olduğunu ve bu nedenle virüsle ve salgın hastalıklar ile ilgili çok fazla çalışma yapıldığını anlatan Pakdemirli, “Başta Etlik ve Pendik olmak üzere bakanlığımıza bağlı 8 tane veteriner kontrol enstitümüz var. Sığır vebası ve kuş gribi gibi salgın hastalıkları yenmiş bir kurumuz. Virüslerin neden oldukları hastalıklar konusunda çok deneyimli ve başarılıyız. Korona virüse karşı hem aşı hem serum konusunda arkadaşlarımız çalışıyor. Yakın bir zamanda önemli gelişmeler kaydedileceğini umut ediyorum” diye konuştu.
 
ANTİ-SERUM PROJESİNDE KİMLER GÖREV ALIYOR?
Tüm proje ekibi:
Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Harun SEÇKİN,
Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürü Özkan KAYACAN, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Fatih KARA, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü Hayvan Sağlığı Gıda ve Yem Araştırmaları Daire Başkanı Ramazan BÜLBÜL, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Veteriner Sağlık Ürünleri ve Halk Sağlığı Dairesi Başkanı Mustafa BEBEK, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Mikrobiyoloji Referans Laboratuvarları ve Biyolojik Ürünler Dairesi Başkanı Prof. Dr. Selçuk Kılıç, Etlik VKMAEM Müdürü Dr. Cevdet Yaralı, Etlik VKMAEM Müdür Yardımcısı Özcan Yıldırım, Etlik VKMAEM Virolojik Teşhis Laboratuvarı Sorumlusu Dr. Sabri Hacıoğlu, Etlik VKMAEM Teknik Koordinatör Dr. Erdem Danyer, Etlik VKMAEM Viral Aşı Üretim Laboratuvarı Sorumlusu Dr. Özden Kabaklı ve Dr. Elvin Çalışkan, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğretim üyesi Ahu Pakdemirli ve Uzm.Meral SARPER, Etlik VKMAEM Biyogüvenlik seviye 3 Labaratuvar Sorumlusu Dr. Özlem KARDOĞAN, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Mikrobiyoloji Referans Laboratuvarları ve Biyolojik Ürünler Dairesi Uzman Veteriner Hekim Mehmet Ali KANAT ve Dr. Metin SERİN, Etlik VKMAEM Viral Aşı Üretim Laboratuvarından Züleyha ERGÜN, Hakan TAŞKAYA, Bora ÜNDAR, Ankara 29 Mayıs Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Dilek Dülger ve Dr. Ümmü Sena SARI, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğünden Dr. Erkan TAÇBAŞ, Vet. Hek. Şahin ÇAKIR,
Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü'nden Dr. Gencay ERGİN, Etlik VKMAEM Deney Hayvanları Ünitesi Sorumlusu Dr. Ufuk ÜLKER.
 
 
16.05.2020
Devamı

Eski Tarım Bakanı Hayatını Kaybetti

Eski Tarım Bakanı Musa Demirci hayatını kaybetti. Musa Demirci, 19, 20 ve 21. dönem Sivas milletvekilliği ve Tarım ve Köyişleri Bakanı olarak hizmet etmişti.
Eski Tarım Bakanı ve milletvekili Musa Demirci geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını kaybetti. 

Musa Demirci kimdir?
1942 yılında Sivas’ta doğdu.

Eğitim Hayatı
Musa Demirci, Erzurum Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden mezun oldu.

Çalışma Hayatı
Sivas Teknik Ziraat Müdürlüğü teknik elemanı ve Başmühendisliği, Kahramanmaraş ve Erzurum Teknik Ziraat Müdürlüğü, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Ziraat İşleri Genel Müdürlüğü ve Genel Müdür Başyardımcılığı, Tarım Orman ve Köy işleri Bakanlığı Aydın İl Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

Siyasi Hayatı
20 Ekim 1991 (19. Dönem) ve 24 Aralık 1995 (20. Dönem) tarihlerinde yapılan genel seçimlerde Refah Partisi (RP) Sivas Milletvekili seçildi. Necmettin Erbakan’ın 28 Haziran 1996 tarihinde kurmuş olduğu 54. Hükümet’te Tarım ve Köy işleri Bakanı olarak atandı. Bakanlık görevini İsmet Attila’dan devraldı. 29 Haziran 1996 tarihine kadar Tarım ve Köy işleri Bakanlığı görevini sürdürdü. Bakanlık görevini Mustafa Rüştü Taşar’a devretti. 18 Nisan 1999 (21. Dönem) tarihinde yapılan genel seçimlerde üçüncü defa Fazilet Partisi Sivas Milletvekili seçildi. Numan Kurtulmuş’un kurmuş olduğu HAS Partide Başkan Yardımcılığı yapmıştır. Son olarak 2015-17 yılları arasında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı olan Faruk Çelik’in Danışmanlık görevini yürütmüştür.



 
15.05.2020
Devamı

Yaşasın Türk Çiftçisi

Bilindiği gibi her yıl 14 Mayıs tarihinde "Dünya Çiftçiler Günü" kutlanıyor. Bu gerçekten anlamlı bir kutlama... Çünkü "Çiftçilik" ile birlikte esasında çok önemli bir konuya gönderme yapılıyor. Bu konuyu biraz açalım. Kamuoyu artık "Tarım - Gıda" ve "Çiftçilik" ile daha fazla ilgileniyor. Bu hususta ciddi bir farkındalık sorunu vardı ve bu mutlaka çözülmeliydi, yavaş yavaş da çözülüyor.

ÜRETİM KİMLER İÇİN - Çiftçiler olmazsa gıda olmaz... Gıda olmazsa hayat olmaz! Ne kadar açık bir ifade değil mi? Öyleyse neden insanlar bir farkındalık sorunu
yaşıyor. Sağlıklı ve düzenli yaşayabilmek için düzgün beslenmemiz şart. Bu söze kimsenin itiraz edecek hali yok. Ancak çiftçiler olmazsa bu nasıl sağlanacak?
İşte tam olarak bu gerçeği tartışmıyoruz. Aslında sürdürülebilir bir hayat için çiftçilere muhtacız. Diğer yandan özellikle Afrika ve Asya'da kol gezen açlık ve
yoksulluk gibi devasa sorunların çözümü de tarımdan geçiyor. Yani bir yanda yüz milyonlarca aç insan, öte yanda her geçen gün artan nüfusla gıda ihtiyacı büyüyen yeni insan toplulukları!

EKONOMİ KİMLER İÇİN - Hep biliyoruz, çok stratejik olduğu kabul edilen sektörler var. Enerji, makina ve bilişim gibi... Oysa bugünkü nüfusu ele alırsak yani 7.5
milyarın üzerinde ya da 2050 yılındaki 10 milyara yaklaşacak muazzam bir insan kitlesini, bir tek sektörün olmazsa olmaz olduğunu görürüz. Gıda sektörünü!
İşin doğrusu en yüksek stratejik değer taşıyan ekonomik sektör tarım ve gıda olarak karşımızda duruyor. Sonuç itibarıyla şöyle bir benzetme yapalım. Tarım ve
gıda Mısır piramitlerine benziyor. Taş üstüne taş konulmuş. Hem çok zor hem de çok zahmetli ve riskli. Bir de bütün bu işleri sessizce ve sabırla yapan insanları
düşünün, karınca misali! Bunlar da çiftçiler!

BU TOPRAKLAR BİZİM - Bir düşünelim.. Bir yanda 83 milyon nüfus, diğer yanda 5 milyon olduğu tahmin edilen mülteciler ve 40 milyonun üzerinde yabancı turist bu topraklarda, Anadolu'nun bereketli topraklarında besleniyor. Tabii bir de 18 milyar dolara yakın tarım ve gıda ihracatı var. Ama bütün bunların hepsinin arkasında TÜRK ÇİFTÇİSİ var! Tüm dertleri ve sıkıntıları omuzlarında taşıyan bu insanlar durmadan üretiyor. Üretim kolay değil, çok zor! Yüksek maliyetler ve piyasa şartlarının belirsizliği tam bir çıkmaz sokak.. Üstelik her vesile ile üzerinde durduğumuz üretim planlaması sorunu da cabası. Her şeye rağmen Türk çiftçisi, "Ya bu deveyi güdeceğiz ya bu deveyi güdeceğiz, yani bu diyardan gitmek yok" diyor.

İsmail UĞURAL
Tarım Gazetecileri ve Yazarları D. Başk.
(TAGYAD)

 
15.05.2020
Devamı

Bir Alkış’ta Türk Çiftçisine Gelsin

11 ayın sultanı ramazan ayını geride bırakarak Covid19 ile mücadelemiz aralıksız devam ediyor.
Ülkemizin bütün kurumlarının yanı sıra sivil toplum örgütleri, emekçi ve alın teri ile çalışan çiftçilerimizde gıda arzını sağlamak için korona ile mücadele kapsamında büyük rol oynamaya devam etmektedir.

Üreten ve ürettiği ile mutlu olan çiftçilerimiz; Ben, Sen, o, Biz, Siz, Onlar aç kalmasın diye gece gündüz üretim durmasın diye çalışmaya devam ediyor.
Korona ile mücadele kapsamında sağlık çalışanlarımız kadar çok değerli olan üreticilerimizi de ayakta alkışlamak gerekmez mi?

Bence bir büyük alkışı da alın teri ile ekip diken yağmur çamur demeden yedi yirmi dört Türk Tarımına hizmet edenler için gelmelidir.
Türk çiftçisi her şeyin en iyisine en güzeline layıktır.  Korona kapsamında devletimiz tüm kurumları ile seferber olarak covid19 salgınından zarar gören birçok işletmeye kişi ya da kişilere ek destekler vererek bu zorlu süreci atlatmamıza büyük katkılar sağlamış ve sağlamaya devam etmektedir. Bu anlamda üreten ve ürettiği ile ülkesine katma değer sağlayan Türk Çiftçisi de göz ardı edilmeyip ek destek, ilave destek, covid19 desteği adına artık ne derseniz bu desteklerden ayrıca yararlandırılmalıdır.

Çünkü onlar ülkemizin gıda arzı için gelecekte gıda arzında sorun yaşanmaması için gece gündüz çalışmaya ve üretmeye devam etmektedirler.

 Bu duygu ve düşüncelerle
En büyük Alkış’ta Türk Çiftçisi ve Türk Tarımına Gelsin.

Muhammet OLUKLU
Anadolu İzlenimleri Genel Yayın Yönetmeni
muhammetoluklu@gmail.com

 
 
 
15.05.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli: “Tüm çiftçi kardeşlerimin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü kutlu olsun”

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü münasebetiyle ilgili mesaj yayınladı. Bakan Pakdemirli, mesajında tarımın, her zamankinden çok daha önemli ve stratejik sektör haline geldiğini vurguladı.

Bakan Pakdemirli'nin mesajı şöyle:
“Tarım, her zamankinden çok daha önemli ve stratejik sektör haline gelmiştir. Gıdanın ana kaynağı olan tarım birçok sektöre de hammadde sağlamaktadır. Çin’de başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan Korona virüs salgını, gıdanın ülkeler için adeta bir milli güvenlik meselesi olduğunu göstermiştir.

Bakanlık olarak bu önemin farkındayız ve tarımsal politikalarımızı bu bilinçle oluşturup hayata geçiriyoruz. Salgın sürecinde tarımsal üretimimizin aksamaması ve çiftçilerimizin mağduriyet yaşamaması için birçok tedbiri hayata geçirdik, geçirmeye de devam ediyoruz.

Karşı karşıya kaldığımız bu zor süreçte çoğu ülke gıdaya erişim konusunda sıkıntılar yaşarken ülke olarak aldığımız önlemlerle tarımsal üretim ve gıda tedarik zincirinde hiçbir sıkıntı yaşamadık. Bu da kendi kendimize yeterliliğimizin bir göstergesidir.

Çiftçilerimize uzaktan eğitim ve danışmanlık hizmetini uygulamaya koyduk. Ayrıca, üreticilerimizi koruyacak ve destekleyecek olan Dijital Tarım Pazarı (DİTAP) platformumuzu devreye aldık. Hasat öncesi alım fiyatlarını açıklayarak üreticilerimizi sevindirdik. Sadece tarımsal üretime değil, üretilen ürünlerin kolayca işlenmesi, katma değerli hale getirilmesi ve pazarlanması için de kırsal kalkınma yatırımlarına destek sağlıyoruz. Çiftçilerimizi, üreticilerimizi sokağa çıkma kısıtlamasından muaf tuttuk.

Son 18 yılda ise çiftçilerimize toplam 310 milyar lira tarım desteği ödemesi yaptık. Bu yıl da çiftçilerimize toplamda 22 milyar lira destek sağlayacağız. 2020 yılının ilk üç ayında toplam destek ödemesinin %56’lik kısmı olan 12,4 milyar lirayı çiftçilerimizin hesabına yatırdık. Tarımsal üretimde verimin artması ve çiftçilerimizin daha fazla kazanç elde etmesi için 565 yeni baraj inşa ettik, 6,6 milyon hektar araziyi tarımsal sulamaya açtık. Bu sayede tarımsal hasılamız yüzde 645 artışla 275 milyar liraya ulaştı. Tarımsal ihracatımız ise 18 milyar dolara çıktı. Tarım ve gıdada dış ticaret fazlamız 5,3 milyar dolar oldu. Tarımda net ihracatçı bir ülke konumuna yükseldik.

Yine hayvancılıkta da 48,5 milyon küçükbaş hayvan varlığı ile Avrupa’da birinci, 17,9 milyon baş büyükbaş hayvan varlığı ile ikinci, 23 milyon tonluk süt üretimi ile üçüncü sırada yer alıyoruz.
Bugün ülkemiz; tarımsal gayri safi milli hasılası açısından Hollanda, İspanya Fransa gibi tüm Avrupa ülkelerini geride bırakarak, 48 milyar dolarlık tarımsal GSYH ile Avrupa’da lider konumda bulunuyor.

Tarımda yakaladığımız bu başarı hiç şüphe yok ki; yaz kış demeden çalışan, emek veren, alın teri döken, eli nasırlı çiftçilerimiz sayesindedir.
Çünkü biz savaş dönemlerinde bile tarımsal üretimi bırakmayarak kendi kendini doyurabilmiş bir milletiz. Geçmişte olduğu gibi bugün de çiftçilerimiz bağında, bahçesinde ve tarlasında yağmur çamur demeden emekleriyle sofralarımızı bereketlendirmeye devam ediyor.

Çiftçilerimiz yeter ki üretsinler; ekimden hasada kadar tarımsal üretimin her aşamasında, onların yanındayız ve olmaya da devam edeceğiz.
Onların bu ülke için verdiği emek ve alın teri her zaman kutsaldır.

Bu vesileyle ülkemiz için üreten, hizmet eden tüm çiftçi kardeşlerimin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü kutluyor, bereketli, bol kazançlı, sağlıklı bir yıl geçirmelerini temenni ediyorum.”
 
14.05.2020
Devamı

Bayraktar: ' Bir alkışı da emektar çiftçimiz hak ediyor'

 Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, koronavirüsle mücadele sürecinde, tüm kesimlere “evde kal” çağrısı yapılırken çiftçilerin üretime devam ettiğini bildirerek, “Koronavirüsle mücadelenin kahramanlarından biri de Türk çiftçisidir. Bir alkışı da emektar çiftçimiz hak ediyor” diye konuştu.
Şemsi Bayraktar, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, tarımın ve çiftçilerin öneminin salgınla mücadele sürecinde daha iyi anlaşıldığını vurguladı.
Hastalıklarla mücadelede yeterli ve dengeli beslenmenin ilaç kadar önemli olduğunu ifade eden Bayraktar, “Çiftçimiz pandemi sürecinde fedakarlık göstererek üretmeye devam etmiş gıda arzında kesinti yaşanmasına müsaade etmemiştir. Dünyada çiftçiler, pandemi sürecinde üretimden kaçarken bizim çiftçimiz ülkemiz için üretmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı.
            Bayraktar, “Bu süreçte üretimi ile hayati bir rol üstlenen tarım ve gıda sektörü durursa, ülkemizde hayat durur. Üretimin aksamadan sürdürülebilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır” diye konuştu.
 
            -“İthalata bağımlı ülkeler bu süreçte yara alıyor”
Bayraktar, koronavirüs salgınıyla birlikte tarımsal üretiminin ve tarımda kendine yeter ülke olmanın öneminin daha iyi anlaşıldığını belirterek, “Tarım demek gıda güvencesi demektir. Gıda güvencemizi sağlamak için çiftçilerimizi desteklemek zorundayız. Tarlada kalmak, üretmek, insanlarımızı doyurmak istiyoruz. Arz açığı olan temel ürünlerde kendine yeterlilik derecemizi en üst seviyeye çıkarmalıyız” diye konuştu.
Kendi kendine yeten ülkelerin, zor dönemleri daha başarılı bir şekilde atlattığına işaret eden Bayraktar şunları söyledi:
“İthalata bağımlı ülkeler bu süreçte yara alıyor. Gıda milliyetçiliği kavramının önem kazandığı bu dönemde ülkeler, uyguladıkları korumacılık tedbirleri kapsamında ihracata kısıtlamalar getiriyor. Bu şartlarda ithalat yapılsa bile ürünün çok daha pahalıya geleceği bir gerçektir. Bu süreçte tarım sektörünün ve üretimde kendi kendine yeten ülke olmanın ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılmıştır.
Yaşadığımız tecrübeler gösteriyor ki, tarım potansiyelimizin tamamını kullanmak, arz açığımız olan ürünlerimizin üretimini doğru planlamak zorundayız.
Arz açığı veren ürünlerin üretiminin artırılması için iyi bir üretim planlaması yapılmalı, üretimin artırılmasına yönelik destek politikaları belirlenmeli, verim artışı sağlanmalıdır. Bunun için de özellikle sulama yatırımları tamamlanmalı, 1 milyon 850 bin hektar arazi sulamaya açılmalıdır.”
 
-“Çiftçilerimiz tüm kaygılara rağmen üretime devam ediyor” 
Şemsi Bayraktar, çiftçilerin diğer kesimlerin üçte biri oranında bir gelir elde ettiğini, bu durumun sürdürülebilir olmadığını belirtti.
Üretimin artarak devam etmesi için çiftçilerin yeterli gelir elde etmesinin önemine işaret eden Bayraktar, “Bunu sağlamak için sektörün başlıca sorunlarının çözüme kavuşturulması gerekmektedir” diye konuştu.
Bayraktar şöyle devam etti:
“Koronavirüsle mücadelenin ne kadar süreceği ve nasıl önlemler alınacağı konusundaki belirsizlikler, çiftçilerimizin önünü görmesine engel olmaktadır. Salgın nedeniyle vatandaşlarımızın evlerinde kalması, turistik tesisler, lokanta, restoran gibi yerlerin kapalı olması, her yıl ülkemize gelen 40 milyon turistin bu yıl belki de gelemeyecek olmasının doğuracağı muhtemel talep daralması üreticilerimizi kaygılandırmakta, tedirginliğe yol açmaktadır.
Çiftçilerimiz tüm kaygılara rağmen üretime devam ederken, ürününü hasat edemeyeceği ve satamayacağı gibi endişeler yaşamaktadır. Bu endişelerin giderilmesi için, gıda zincirinin ilk halkası olan tarladaki üretimin
güvence altına alınması gerekmektedir. Beklentimiz, bir an evvel tarım sektörüne özel bir ekonomik paket açıklanmasıdır.”
           
-Çözüm önerileri ve talepler-
Çiftçilerin bu günlerde her zamankinden daha çok desteğe ihtiyacı olduğunu ifade eden Bayraktar, üretimin artması için çözüme kavuşturulması gereken başlıca sorunları şöyle sıraladı:
“Gübre, mazot, elektrik, ilaç, yem gibi girdiler ile sulama ücretlerindeki artış tarımsal üretimi olumsuz etkilemektedir. Gübre fiyatları üretimde önemli bir kriterdir. Fiyatlar arttığında kullanım azalmakta, yeterli ve kaliteli bir üretim sağlamak güçleşmektedir. Girdi fiyatları makul seviyelere çekilmelidir.
Çiftçilerimizin sulama birlikleri ve elektrik şirketlerine olan borçları nedeniyle tarımsal desteklere konulan blokeler kaldırılmalıdır.
Üreticilerimiz, özellikle kredi borçlarının ödenmesi konusunda da büyük sıkıntı yaşamaktadır. Beklentimiz çiftçilerimizin bankalara ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan kredi borçları ile elektrik, sulama, BAĞ-KUR primleri gibi borçlarının faizsiz olarak uzun vadeli yapılandırılmasıdır.

Destek miktarları girdi fiyatlarında yaşanan artışlar göz önünde bulundurularak arttırılmalıdır. Çiftçilerimize ek destek verilmelidir. Küçük aile işletmeleri ve genç çiftçilere özel olarak desteklenmelidir. 2019 yılı destekleri biran evvel ödenmeli 2020 destekleri avans olarak verilmelidir.
Et ve süt fiyatlarındaki dengenin üretici ve tüketici aleyhine bozulmasını önleyecek tedbirler alınmalı, sektör desteklenmelidir. Gerektiğinde Et ve Süt Kurumu müdahale etmelidir.
Bazı gıda ürünlerinde spekülatif olarak yaşanan fiyat artışları, üretici- tüketici makasının açılmasına neden olmaktadır. Bu durum hem üreticilerimizi hem de tüketicileri olumsuz etkilemektedir. Üreticilerimiz ürününü düşük fiyatla satarken
tüketici pahalıya almaktadır. Bu spekülatif hareketlerin denetimlerle kontrol altına alınması gerekmektedir.
Hafta sonu uygulanan sokağa çıkma yasaklarında da tarladan sofraya kadar uzanan zincirde aksama yaşanmaması için önlemler alınmalıdır.”
 
- “Ziraat Odaları ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak çiftçimizin hizmetindeyiz”
            Çiftçilerin, tüm zorluklara göğüs gererek, tarlasında, bağında, bahçesinde, ahırında, ağılında üretmeye devam ettiğini belirten Bayraktar, bu gayretin karşılıksız kalmaması gerektiğini ifade etti.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Ziraat Odaları’nın çiftçinin hizmetinde, Anayasal meslek kuruluşu olduğunu belirten Bayraktar, “Her zaman olduğu gibi koronavirüsle mücadele ettiğimiz bu süreçte de çiftçilerimizin karşılaştığı her sorunda yanlarında olduk. Çiftçilerimizin tarlada çalışmaya devam edebilmesi için önemli çaba sarf ettik. Ziraat Odası İl Koordinasyon Kurulu Başkanlarımızla gerçekleştirdiğimiz toplantılarda, üreticilerimizin bitkisel ve hayvansal üretimde karşılaştıkları sorunlar, çözüm önerileri ve beklentileri görüştük. Toplantıların ardından hazırladığımız raporları Sayın Cumhurbaşkanı ve ilgili Bakanlarımıza gönderdik.
Odalarımız ve Birliğimiz, 5 milyon üyesinin hak ve menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da her platformda sonuna kadar savunacaktır” ifadelerini kullandı.
 
-“Çiftçimiz kazanırsa ülke kazanır” 
Türkiye’nin tarım potansiyeli açısından en şanslı ülkeler arasında bulunduğuna dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:
“İçinde bulunduğumuz süreç gösterdi ki her zaman önemini koruyan tarım sektörü daha da önem kazanacak. Üreticilerimizi daha fazla destekler, sektörün yapısal sorunlarını çözersek tüm ülkelerin zarara uğradığı bu süreçte durumu fırsata çevirebilir, içinde bulunduğumuz coğrafyanın gıda ambarı olabiliriz.
Cumhuriyetimizin 100. yılında 90 milyonluk Türkiye nüfusuyla birlikte 60 milyon turisti besleyecek, tarım ve gıdada 40 milyar dolarlık ihracat geliri, gıda sanayi ile birlikte 200 milyar doların üzerinde üretim değeri sağlayacak kapasiteye sahibiz. Ülkemizin zenginleşmesine katkı sağlamak istiyoruz.
Hedefimiz; bütün sorunlarını çözmüş, örgütlenmesini tamamlamış, üretimde yüksek verim ve kaliteyi yakalamış, dünya ile rekabet eden, üreticisine istikrarlı gelir sağlayan, tüketicisine bol ve makul fiyatlarla ürün sunan, başta Ortadoğu ülkeleri olmak üzere çevre ülkelerin gıda açığını kapatan bir tarım sektörü oluşturulmasıdır.
Bunun için üreticiyi merkez almış, istikrarlı, sorun çözen, geleceği planlayan politikalara ihtiyacımız vardır.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Ziraat Odaları olarak bu hedeflerin peşindeyiz. Gece gündüz bu amaçlar için çalışıyoruz. Tarımda gelişmiş ülkeler arasında yer alma mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz.

Tarımda ülkemizin içinde bulunduğu bölgenin yıldızı olacağına yürekten inanıyoruz. Yeter ki ülkemizin tarımdaki potansiyeli harekete geçirilsin.
Çiftçimiz kazanırsa ülke kazanır.
14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günümüzü kutluyor, gece gündüz üretimini sürdüren bütün çiftçilerimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.”
 
 
13.05.2020
Devamı

Toplanan İnek Sütü 878 Bin 593 Tona Yükseldi

Türkiye genelinde toplanan inek sütü miktarı, mart ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 4,7 artarak 878 bin 593 tona yükseldi.

Türkiye İstatistik Kurumu, mart ayına ilişkin süt ve süt ürünleri üretimi verilerini açıkladı. Buna göre, toplanan inek sütü miktarı, martta yıllık bazda yüzde 4,7 artışla 878 bin 593 ton oldu. Bu dönemde ticari süt işletmeleri tarafından yapılan içme sütü üretimi ise yüzde 16,1 yükselerek 145 bin 282 tonu buldu.

Mart ayında geçen yılın aynı ayına göre, tam yağlı süt tozu üretimi yüzde 40,3, inek peyniri üretimi yüzde 12,2, tereyağı üretimi yüzde 1,2 arttı.

Diğer yandan ticari süt işletmeleri tarafından toplanan inek sütü yağ oranı ortalama yüzde 3,5 ve protein oranı yüzde 3,2 olarak tespit edildi.
 
13.05.2020
Devamı

18 Yılda 587 Hes Hizmete Alındı

"Üretim Potansiyelimiz 44 Milyar kWh'den 102,1 Milyar kWh'ye Çıkmıştır"

Tarım ve Orman Bakanı  Bekir Pakdemirli, Türkiye'de hidroelektrik enerjinin, elektriğin sigortası olduğunu belirterek, "Bu alanda son 18 yılda Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğümüz büyük işlerin altına imza attı. Özel sektöründe bu alanda yatırım yapmasına imkân sağlanmasıyla birlikte DSİ ve özel sektör, ülkemizde 18 yılda 587 adet HES projesini tamamlayarak hizmete almıştır." dedi.

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, bu 587 adet Hidroelektrik Santralinden (HES) 233 milyar liralık üretimin gerçekleştirildiği bilgisini verdi.    Bakan Pakdemirli açıklamasında şu bilgilere yer verdi;
"Hizmete alınan 587 adet HES ile üretilen 895 milyar kWh elektrik ile ülke ekonomisine bugüne kadar 233 milyar liralık katkı sağlandı. Üretim potansiyelimiz ise 44 Milyar kWh'den 102,1 Milyar kWh'ye yükselmiştir. Enerji bağımlılığını azaltmak için yerli kaynakları hızla devreye alıyoruz. Su kaynakları bakımından söz konusu avantajlara sahip ülkemiz, bu kaynakların değerlendirilmesi noktasında ne yazık ki henüz ulaşılması gereken düzeyde değil. Ancak biz bu kaynağı etkin bir şekilde kullanmakta kararlıyız. Hizmete alınan son 18 yıldaki 587 HES'in yıllık ortalama enerji üretim potansiyeli 57,1 milyar kWh ve bu tesislerden bugüne kadar 895 milyar kWh elektrik üretildi."

Kalkınmakta olan ülkemizin hızla artan enerji talebinin yerinde, zamanında, temiz ve yenilenebilir olarak karşılanmasını sağlama açısından HES'lerin çok önemli olduğunu ifade eden Bakan Pakdemirli "Bütün dünyada, Amerika'dan Kanada'ya, Finlandiya'dan Japonya'ya kadar birçok ülke, hidroelektrik enerji potansiyelini yüzde 80 hatta yüzde 100'e kadar artırmıştır. Dolayısıyla bu alandaki çalışmalarımıza tüm hızımızla devam ediyoruz" diye konuştu. 
 
 
12.05.2020
Devamı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Yaş Çay Alım Fiyatlarını Açıkladı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kabine toplantısı sonrasında 2020 yılında yaş çay ücretini açıkladı.

Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan  başkanlığında toplandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan  koronavirüs tedbirleri kapsamında alınan önlemleri duyurdu.

Koronavirüs tedbirlerinin açıklanmasının ardından merak edilen bir diğer konu ise 2020 çay fiyatıydı. 4 ilde yapılacak çay hasadı için üreticiler fiyatın ne kadar olacağıyla alakalı meraklı bir bekleyiş içerisindeydi. 

‘Müjdeyi vermek istiyorum’ diyerek açıklamayı yapan  Cumhurbaşkanı Erdoğan “2020 için yaş çay alım fiyatı 3 lira 27 kuruş olarak belirlenmiştir Bu rakam 13 kuruşluk destekleme ile kilogramda 3 lira 40 kuruşa tekabül etmektedir. Hasatla beraber yaş çay alımları başlayacaktır. Ülkemizin en büyük enerji ve sulama projelerinden biri olan Ilısu Barajı'nın 6 türbininden ilkini 19 Mayıs'ta hizmete alacağımızın müjdesini kamuoyumuzla paylaşmak istiyorum.” dedi.
 
 
11.05.2020
Devamı

Ipard-II Programı Kapsamında 9. Başvuru Çağrı İlanına Çıkıldı

Avrupa Birliği tarafından da desteklenen IPARD-II programı kapsamında 9. başvuru çağrı ilanına çıkıldı. Program kapsamında toplam hibe desteği 1,2 TL olurken, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, "Kırsalda daha çok yatırım, üreticiye daha çok gelir, istihdama daha çok katkı amacıyla IPARD kırsal kalkınma desteklerini yatırımcılarla buluşturmaya devam ediyoruz." dedi.
 
İşte Bakan  Pakdemirli’nin açıklamaları;
“Kırsalda daha çok yatırım, üreticiye daha çok gelir, istihdama daha çok katkı amacıyla IPARD kırsal kalkınma desteklerini yatırımcılarla buluşturmaya devam ediyoruz. Bu kez de toplam hibe desteği bütçesi 158 milyon avro yani 1.2 milyar TL olan IPARD-II 9. Başvuru Çağrısı için ilana çıktık.

IPARD destekleri ile bir yandan AB standartlarında, rekabetçi yeni işletmeler kurulmasını desteklerken, diğer yandan kırsalda gelir getiren faaliyetleri çeşitlendiriyoruz. Böylece kırsaldaki kadın ve genç girişimcilerimizi daha çok desteklemeyi ve kaliteli üretimi teşvik etmeyi amaçlıyoruz.

Bu çağrı kapsamında Tarımsal İşletmelerin Fiziki Varlıklarına Yönelik Yatırımlar (101) ile Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme (302) sektörlerinde sunulacak projeler desteklenecek.

Hayvancılık sektöründeki yatırımların destekleneceği Tarımsal İşletmelerin Fiziki Varlıklarına Yönelik Yatırımlar (101) tedbirinin destek bütçesi 104 Milyon Avro, yani 790 Milyon’dur. Bu kapsamda, yatırım tutarı 5.000 ila 500.000 Avro arasındaki projelere %50-70 oranında hibe desteği sağlanacak.

Çiftlik Faaliyetlerinin Çeşitlendirilmesi ve İş Geliştirme (302)  tedbiri için ise 54 Milyon Avro 410 Milyon Liralık destek bütçesi tahsis edildi. Bu çerçevede de, yatırım tutarı 5.000 ila 500.000 Avro arasındaki projelere % 55-65 oranında hibe desteği sağlanacak.

Toplamda 1.2 Milyar TL hibe desteği bütçesi ayrılan IPARD-II 9. Başvuru Çağrı İlanına ilişkin ayrıntılı bilgiye Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun internet sitesinden de ulaşabilirsiniz.

Hepinize sağlıklı ve bereketli günler diliyorum.”
 
11.05.2020
Devamı

Trans Yağa Yüzde 2 Sınırı Getirildi

Gıda satış ve toplu tüketim yerlerinde son tüketiciye arz edilecek bitkisel ve bitkisel kaynaklı gıdalarda trans yağ içeriği, toplam yağın 100 gramında 2 gramı geçemeyeceği şeklinde yönetmelik yayımlandı.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre , “Türk Gıda Kodeksi Gıdalara Vitaminler, Mineraller ve Belirli Diğer Öğelerin Eklenmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” Resmi Gazete’de  yayımlandı.

Getirilen düzenlemeye göre, gıda satış ve toplu tüketim yerlerinde son tüketiciye arz edilecek olan bütün bitkisel ve bitkisel kaynaklı gıdalardaki trans yağ miktarı yüzde 2’yi geçemeyecek. Hayvansal kaynaklı yağlarda doğal olarak bulunan trans yağ kapsam dışı bırakıldı.

Düzenleme, Dünya Sağlık Örgütünün öngördüğü şekilde yapıldı.

Trans yağ düzenlemesi Avrupa Birliği’nde 1 Nisan 2021 uygulamaya girecek. Yayımlanan yönetmelikle, gıda işletmelerine 31 Aralık 2020 tarihine kadar geçiş süresi verildi. Dolasıyla Türkiye, trans yağ kısıtlamasını Avrupa Birliği’nden 3 ay önce hayata geçirmiş olacağı ifade edildi.
 
08.05.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli Açıkladı! 2 bin 153 kişi işe alınacak

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 2 bin 153 personel alımıyla ilgili başvuruları 15-22 Mayıs tarihleri arasında almaya başlayacaklarını açıkladı.
 

08.05.2020
Devamı

Tarımda İhracatın Lideri Fındık Oldu

Türkiye'nin tarım  ürünleri ihracatı, Kovid-19 salgınına rağmen ocak ve nisan aylarında  arttı.

Tarıma Bağlı Sektörlerin İhracatı 2,9 Arttı

Söz konusu dönemde Türk ihracatçılar tarım, sanayi ve madencilik olmak üzere 3 ana sektörden ürün sattı. Tarıma bağlı sektörlerin ihracatı yüzde 2,9 artarak 7,8 milyar dolara ulaştı.
İhracat Artışının Lideri Fındık Oldu

Kovid-19 salgınının etkisinde geçen ocak-nisan döneminde dış satımını oransal bazda en fazla artıran sektör fındık ve mamulleri oldu. Sektörün ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32,6 artarak 754,3 milyon dolara ulaştı.

İhracatta kaydedilen oransal artışta bu sektörü, dış satımı yüzde 21,6 yükselerek 756,3 milyon dolar olan yaş meyve ve sebze, yüzde 12,9 artarak 565,4 milyon dolar olan meyve sebze mamulleri ve yüzde 4,1 artarak 2,4 milyar dolara ulaşan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri takip etti.
 
08.05.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli, Video Konferans Aracılığıyla İlçe Tarım Ve Orman Müdürleriyle Görüştü

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, video konferans aracılığıyla 81 ilin, 922 Tarım ve Orman İlçe Müdürleriyle bir araya geldi. Pakdemirli, "İşi bilen, sahaya dokunan, ilçelerimizi emanet ettiğimiz ve de büyük bir sorumluluk yüklediğimiz ilçe müdürlerimizle bir arada olmaktan son derece mutluyum" dedi.
Pandemi nedeniyle Ramazan'ın bu yıl buruk ve mahzun geçirildiğini dile getiren Pakdemirli, fakat alınan tedbirler sayesinde Türkiye'nin salgınla mücadele örnek gösterilen bir ülke olduğunu, bu süreçte tarım ve orman sektörünün de büyük bir gayret ve emek ortaya koyarak, ülkenin dik duruşuna omuz verdiğini söyledi.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte verilen desteklerle tarımsal üretimdeki artışın büyük bir ivme kazandığını belirten Pakdemirli, "Tarım orman sektörü olarak, 2019 yılında GSYH'ye, %6,4'lik bir katkı yaparak, ülke ekonomisine de güçlü bir destek sağladık. Bugün ülkemiz; tarımsal gayri safi milli hasıla açısından Hollanda, İspanya Fransa gibi tüm Avrupa ülkelerini geride bırakarak, 48 milyar dolarlık tarımsal hasıla ile Avrupa'da lider konumuna gelmiştir." dedi.

TARIMSAL HASILA 275 MİLYAR LİRAYA ULAŞTI
Son 18 yılda yapılan yatırımlar ve verilen destekler ile Türkiye'nin güçlü bir tarım ve orman altyapısına kavuştuğunu anlatan Pakdemirli, bu dönemde sektöre 310 milyar lira destek verdiklerini, 565 baraj inşa ettiklerin, 6,6 milyon hektar araziyi sulamaya açtıklarını ve böylece tarımsal hasılanın 7,5 kat artışla 275 milyar liraya ulaştırdıklarını söyledi.
Bakan Pakdemirli, geçen yıl, 15 yıl aranın ardından 'Ortak Akıl Buluşması' adıyla, 3. Tarım Orman Şûrası'nı topladıklarını ve ocak ayında şurayla ilgili 38 eylem planını hayata geçirmek üzere kamuoyuyla paylaştıklarına dikkati çekti.

"HERKESİ GELECEĞE NEFES OLMAYA DAVET EDİYORUM"
Yine geçen yıl, milli bir seferberliğe dönüşen, "Geleceğe Nefes" kampanyasını Gines Rekoruyla taçlandırdıklarını anımsatan Pakdemirli, "Şimdi de sağlık çalışanlarımız için 'Sağlık Kahramanları Hatıra Ormanı' kampanyasını başlattık. Bu çerçevede toplam 1 milyon 61 bin 635 fidanı 81 ilimizde toprakla buluşturacağız. Buradan herkesi sağlık çalışanlarımız için gelecegenefes.com sitesinden fidan sahiplenmeye ve Geleceğe Nefes olmaya davet ediyorum." diye konuştu.

KÜÇÜK AİLE İŞLETMELERİNE 100 MİLYON LİRALIK YEM DESTEĞİ
Salgın nedeniyle tarım sektörünün sekteye uğramaması ve gıda arz güvenliğinde bir sıkıntı yaşanmaması için birçok çalışmayı hayata geçirdiklerini anlatan Pakdemirli, kurdukları ürün masalarıyla 50'ye yakın ürünü yakından takip ettiklerini, aşı çalışmalarına dahil olduklarını, çiftçi borçlarıyla ilgili ertelemeye gittiklerini, çiğ sütte prim desteğini artırdıklarını, küçük aile işletmelerine hayvan başına 65 lira olmak üzere toplamda 100 milyon liralık yem desteği ödemesini başlattıklarını bildirdi.
Hasattan önce hububat ve bakliyat alım fiyatlarını açıkladıklarını dile getiren Pakdemirli, çiftçilerin eğitim ve bilgi ihtiyacını karşılamak amacıyla uzaktan eğitim portalı olan Tarım Orman Akademisini ve sözleşmeli tarımın yaygınlaştırılması ve pazarlama sorunun çözümü amacıyla da tüm tarafların bir araya getirildiği Dijital Tarım Pazarını hayata geçirdiklerini söyledi.

"POLİTİKALARIMIZIN SAHADA HAKİM OLMASINI SİZLER SAĞLAYACAKSINIZ"
Bakanlık politikalarının sahada hakim olmasını ilçe müdürlerinin sağlayacağını dile getiren Pakdemirli, şöyle konuştu:
"Öncelikle sizlerden beklentim; çiftçilerimizin her türlü sorununda yanlarında olmanız ve ilçenizde tarımsal hasılayı artırmaya yönelik çalışma yürütmeniz. Kırmızı et üretiminde, dünya ile rekabet edebilir konuma gelmeliyiz. Bu hedefe ulaşmak için küçükbaş yetiştiriciliğine önem veriyoruz. Yetiştiricilerin özellikle et ve sütte üretim maliyetlerini, açıklanan çiğ süt satış fiyatına uyulmasını ve spekülatif fiyat artışı yapan firmaları yakından takip edin. Hayvanların aşılama çalışmalarını hassasiyetle yapılmasını sağlayın. Her zaman dediğimiz; 'üreticiyi koruyan, tüketiciyi de kollayan' politikamızın sahada hâkim olmasını ancak ve ancak sizler sağlayacaksınız Açık söyleyeyim; ben, çiftçiye "hayır" diyen bir müdür istemiyorum. Yetkili sizsiniz, söz sahibi sizsiniz, çözüm makamı sizsiniz. Sizi ehil görmüş, sizi müdür olarak atamışsak, siz de gerekeni yapın. Sorunları çözün, çözemiyorsanız il müdürünüze götürün. Onlar da çözmezse bize ulaştırın, biz her anlamda gerekeni yaparız."
 
08.05.2020
Devamı

“Tarım Orman Akademi de" İlk Dersi Bakan Pakdemirli’den

Çiftçi ve üreticiye ihtiyaç duyduğu konulardaki bilgiyi, internet üzerinden yayınlanacak ders ve eğitim videolarıyla vermeyi amaçlayan "Tarım Orman Akademi"de ilk dersi Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli verdi.

Çiftçinin istediği an, hızlıca, aradığı bilgiye ulaşmasını sağlayan eğitim portalı yayınlarına başladı.
Tarım ve Orman Bakanlığı Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı tarafından hizmete sunulan ve "akademi.tarimorman.gov.tr ve www.tarimtv.gov.tr" adreslerinden üretici ile buluşan portalda, Bakan Pakdemirli, ilk derste detaylarıyla Dijital Tarım Pazarı'nı ve avantajlarını anlattı.

İLK DERS; DİJİTAL TARIM PAZARI
Geçtiğimiz hafta tanıtımı yapılan ve devreye alınan Dijital Tarım Pazarı'nın tüm alıcılar ve üreticilerin online olarak ulaşabileceği bir platform olduğunu belirten Bakan Pakdemirli, bu yeni sistemle hem üreticinin, hem tüketicinin hem de gıdaya dair her kesimin daha avantajlı olacağını ifade etti. Bakan Pakdemirli; "Bugün üreticimize sorsanız şunu söyleyecektir; ben ürünümü üretiyorum, tam karşılığını alamıyorum. Çünkü pazardaki fiyatlara baktığımız zaman, ben bu kadar ter dökerken, bir başka aracı ya da aradaki zincir daha fazla para kazanabiliyor, ben alnımın terinin karşılığını almak istiyorum. Peki, tüketiciye sorsanız; İstanbul'daki Ankara'daki İzmir'deki markete gidip gelen tüketiciye de sorsanız, tüketiciler de ürün tarlada ucuz, ama bana ulaşana kadar çok pahalılaşıyor ve bunu sürekli bulma noktasında sıkıntı çekiyorum. İşte Dijital tarım Pazarı, üretici ile tüketiciyi nerdeyse biraraya getiren bir sözleşmeli üretim platformu" dedi.

DİJİTAL TARIM PAZARI İLE ALAN DA SATAN DA MEMNUN OLACAK
Bu sözleşmeli üretim platformunda tohumdan çatala, gıdaya dair her kesimin olabileceğini belirten Bakan Pakdemirli, en önemli avantajlardan birinin finansman olacağını vurguladı ve "Bunun üreticiye şöyle bir faydası olacak; sözleşmeli üretim yapan üreticimiz bir defa malını kaç liradan satacağını en baştan biliyor olacak. Bunun önemli bir faydası, önemli bir ekişi var. Ayrıca eğer alıcı ile satıcı arasında girdi finansmanı ile alakalı bir ek sözleşme varsa, girdi finansmanı sağlayacak. Yani sebzesini, meyvesini satmak isteyen üreticimiz eğer bir perakende zincirle bir marketle anlaştıysa, belki bunun yüzde 20 – 25'ine varan bir kısmını ayni yardım olarak alacak veya peşin para olarak alacak. Bununla gübre ihtiyacını, tohum ihtiyacını, fide ihtiyacını, ilaç ihtiyacını karşılayacak. Yani böylelikle de aslında tarımın finansmanına da genel anlamı ile bir çözüm bulunacak. Bugün üreticimize sorsanız, hep girdilerden size bahsedecek. Mazottan, gübreden, yemden, ilaçtan, tohumdan bahsedecek. Yani bunların finansmanı da üretici üzerinde bir yük olmaktan bir süre sonra kalkacak. Ektiğiniz, diktiğiniz günden itibaren eğer fiyatını da biliyorsanız bu üretici için gerçekten aranacak bir durumdur" dedi.

SON 18 YILDA TARIMSAL HASILA 7,5 MİSLİ ARTTI
Türkiye'nin son 18 yıllık Ak Parti Hükümetleri döneminde tarımda önemli bir ivme yaşadığını ve bugün olduğu noktaya geldiğini belirten Bakan Pakdemirli, bu süreçte yaşanan gelişimi de örnekleri ile hatırlattı; "Son 18 yılda, Ak parti dönemlerinde tarımsal hasılamız tam 7,5 misli arttı. 565 baraj inşa edildi; Ak Parti hükümetleri öncesi inşa edilen barajların tam 3 misli baraj daha inşa edilmiş oldu. 308 milyar lira toplamda tarımsal destek verdik. 6.6 milyon hektar araziyi de sulamaya açtık. 4.5 milyar fidanı toprakla buluşturduk. Kırsal kalkınma hibeleri iel de 200 bin vatandaşımıza istihdam sağladık. Tohumluk ihracatımız 10 katı arttı. 18 milyar dolar tarımsal ihracata geldik, nerden geldik, 3.7 milyar dolar ihracattan bugün 18 milyar dolar tarımsal ihracata geldik. İnşallah bu sene bu rakamı da katlayarak artıracağımıza son derece eminiz. Türkiye kendi kendine yeterliliğini ispat etmiş ve tarımsal fazla olarak yani net tarımsal fazla olarak da 5.3 milyar dolar dış ticaret fazlası veren kendi kendine yeterli bir ülkedir. Tohumluk üretimimiz de 8 misli artmıştır."
SON İKİ YILDA GSMH YÜZDE 45 ARTTI
Bu 18 yıllık süreçte Gayri Safi Milli Hasıla'da da önemli bir artış yaşandığını belirten Bakan Pakdemirli, sadece son iki yılda bile yüzde 45 artış yaşandığını söyledi. "2017 yılında 189 milyar lira olan tarımsal GSMH 2018 yılında 217 milyara, 2019 yılında da 275 milyara, yüzde 27 artış, toplam, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde yüzde 45 artışla, gerçekten Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde tarım sektörü başarısı ile taçlandırmıştır.

"DESTEK BİZDEN, GAYRET SİZDEN"
Tabi ki bu başarının ardında Ak Parti Hükümetlerinin tarıma verdiği destek vardır. Desteklerimiz son 18 yılda 12 misli artmasına rağmen sadece son iki yılda da 14,5 milyar lira ile 2018 de 16.1 milyar lira, 2019'da ve 2020 desteklerinin toplamı da 22 milyar liraya geldi. Yani son iki yılda destekler yüzde 52 artış, hasılada da yüzde 45 artış. Biz her zaman şunu söylüyoruz; destek bizden, gayret sizlerden, bereket de Allah'tan. Biz desteği verdikçe bu topraklarda on binlerce yıl boyu üretim yapan çok kıymetli, elleri öpülesi çiftçilerimiz, üreticilerimiz, besicilerimiz, yetiştiricilerimiz bu desteklerin karşılığını Türkiye'ye üretim olarak taçlandırıyorlar."
Türkiye'nin coğrafi konum açısından, 4 saatlik uçuş ile dünyanın yüzde 40'ına yaklaşabilen, 1.9 trilyon dolar ticaret hacmine sahip bir bölgede olduğunu ancak, tarımsal hasılada Avrupa'da bir, dünyada ilk 10 arasında yer aldığını belirten Bakan Pakdemirli, bundan sonraki süreçte sözleşmeli üretimle bu sıralamada ilk 5 arasında yer almayı hedeflediklerini de belirtti. 

"DİJİTAL TARIM PAZARI'NA HER KİM OLURSAN OL GEL!"
Tarım Orman Akademi'deki ilk derste Bakan Pakdemirli, sözleşmeli üretim platformunun toplumun her bireyine açık olduğunu vurgulayarak; "Mevlana misali, dijital tarım pazarına her kim olursan ol gel diyoruz. Bu, tüm yapılanları tek bir yerde toplayıp daha verimli hale getirmeye çalışan bir sistemdir. Burada herkese yer var. Yani kooperatiflere de yer var, çünkü kooperatifler de burada daha aktif rol alarak hem girdi finansmanında hem de Pazarlama tarafında olabilirler. Böylelikle kooperatiflerin, birliklerin ve örgütlerin üreticiye daha fazla faydalı olma yollarını aramış olacaklar. Üretici de, alıcı da, gıda işleme tesisleri de olacak burada. İsterse halciler ve nakliyeciler de olacak" dedi.  
Dijital tarım pazarı ile hem üreticinin hem de tüketicinin yanında olduklarını belirten Bakan Pakdemirli; "Dijital tarım pazarında üretici ürününü değer fiyattan satmak istiyor, tüketici de ürünlerini daha uygun fiyata almak istiyor. Böylelikle iki taraf da günün sonunda birbirinden memnun ayrılıyor. Arz ve talep buluşuyor, tohumdan çatala kadar olan zincirin hem takibi, hem planlaması hem daha sağlıklı yürümesi hem de gıda zayiatından da kurtulmuş oluyoruz.
Dijital tarım pazarındaki ana mantığımız şu; üreticinin yanında olan her kim varsa biz de onların yanındayız. Buradaki tüm paydaşların da bunu bilmesini ve anlamasını istiyoruz" diye konuştu.  

DİJİTAL TARIM PAZARI, ULUSLARARASI ÖRGÜTLERE DE ÖRNEK OLUYOR
Dijital tarım pazarının henüz bir haftadır uygulamaya alınmasına rağmen dünya ülkelerinin de dikkatini çektiğini belirten Bakan Pakdemirli, Türkiye'nin önemli bir başarıya imza atacağını söyledi; "Uluslararası örgütlerin hepsi bunula ilgili bizden sunum aldı. Bunu örnek alacaklarını söyleyerek de, attığımız adımları takip etmek istediklerine dair de bize bilgi verdiler. Yani Türkiye gerçekten tarımla ilgili önemli bir başarıya daha imza atmak üzere. Ancak dediğim gibi bu platform bizim değil. Bu platform sizlerin platformu. Ancak sizler bu platformun bir parçası dijital tarım pazarını kullananlar olduğunuz sürece ve buradaki işlemler derinleştiği sürece burası son derece başarılı olacak ve buranın paydaşı olan herkes dünden daha fazla gelir kazanacak."

DİJİTAL PAZARLA ÜRETİCİ ÖRGÜTLERİ DAHA DA GÜÇLENECEK
Sözleşmeli üretimin neden öncelikli bir konu olarak ele alındığını da şöyle açıkladı Bakan Pakdemirli, "Bir defa üretici örgütleri de buradan daha iyi güçlenecek. Çünkü hem alımda hem satımda tüm süreçte yer almaya başlayacakları için üreticiyi de memnun eden üretici birlikleri kooperatifleri meydana çıkacak. Üretici memnun olduğu sürece, örgüt ve kooperatifteki dayanışması daha da yüksek bir seviyeye gelecek. Pazarlama kabiliyetleri artacak. Dediğim gibi en küçük üreticiden en büyük üreticiye kadar hepsinin pazarlama kabiliyetleri neredeyse eşitlenecek ve üretimin olduğu yerde tüketim de olacağı için son derece verimli bir ekosistem oluşacak. Üretim faaliyetlerinin de Pazar koşullarına optimize edilmesi son derece önemli verimliliği de artırarak üretici gelirleri de artırmış olacağız. Sürdürülebilir tarım için de sözleşmeli tarım modelinin önemli olduğunu düşünüyoruz. İnşallah daha önce de söylediğim gibi en ufak üreticimizin bile ürünü tek yumruk haline gelecek, tek yumruktan kastımız şu, aynı büyük üreticiler gibi küçük üreticilerimizin de ürünleri yüksek fiyattan değer fiyattan pazarlanabilir olacak."
Bakan Pakdemirli, Dijital tarım pazarının sağlayacağı en önemli avantajlardan birinin de tarım ürünlerinin doğrudan satışının sağlanması ile ihracata yönelik pazarın artması olacağını belirtti.

DİJİTAL PAZARLA TARIM İLE SANAYİ BÜTÜNLEŞECEK
Türkiye'nin coğrafi işaretli ürünlerinin de bu Pazar sayesinde hem Türkiye içinde hem dünyada çok daha iyi bir şekilde pazarlanacağını söyleyen Bakan Pakdemirli, en önemli amaçlardan birinin de tarım ile sanayiyi bütünleştirmek olduğunu belirtti. Pakdemirli; "Gıda sanayiinin gelişmesindeki en önemli engellerden biri de sözleşmeli üretimde Türkiye'nin istenilen yerde olmamasıdır. Gıda sanayide İnşallah istenilen yere bu şekilde gelecek. Arz talep fiyat bunların hepsi bir şekilde dengede olacak. Gıda arz güvenliği içinde sözleşmeli üretim ve tarımsal planlamanın son derece önemli olduğunun altını çiziyoruz. Tarımsal ürünlerin pazarlanması ve tarıma dayalı sanayinin zamanında ve nitelikli hammadde talebini karşılamada bu dijital tarım pazarının uygun bir model olacağını biz düşünüyoruz."
 
06.05.2020
Devamı

TVHB Başkanı Eroğlu: “Hayvanlara şiddette artık Polyannacılık oynanmamalı”

Türk Veteriner Hekimleri Birliği  Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu;  Hayvanlara yapılan  şiddet ile ilgili bir açıklamada bulundu.  Eroğlu, yaptığı açıklamada; “Hayvan hakkının olmadığı yerde insan hakkının olmayacağı aşikardır. Çözümün adresi TBMM’dir.” dedi
 
Başkan Eroğlu açıklamasında şöyle devam etti; “Ülkemizde maalesef her gün hayvanlara yönelik yeni bir şiddet olayı ile güne başlıyoruz. Önceki gün Ankara Haymana'da, görüntülere göre bir şahsın kendisine ait olduğu ifade edilen 2 çoban köpeğini vahşice eşek yavrusuna saldırtarak, hayvanın ölümüne yol açması ve görüntülerin bir maharetmiş gibi sosyal medya hesabından yayınlaması bizleri bir kez daha üzüntüye ve derin endişeye sevk etmiştir.” dedi
 
Hayvanlara şiddet bir psikolojik vakadır. Bugün şehirlerin en büyük mağdurları konumunda olan sahipsiz hayvanlara eziyet edenlerin devlet gözetiminde rehabilitasyon merkezlerinde belli sürelerde tedavi altına alındıktan sonra toplum içerisine döndürülmeleri gerekmektedir. Aksi taktirde ileride toplum açısından çok daha vahim sonuçlarla karşılaşılması kaçınılmazdır. Hayvana şiddet konusunda iktidarından muhalefetine, sivil toplum kuruluşlarına kadar sosyal medyada tepkisel paylaşımlar yapılması olumlu ancak, çözüm değildir. Kamuoyunun tepkisi hızla büyüyüp aynı hızla sönmektedir. Hayvan hakkının olmadığı yerde insan hakkının olmayacağı aşikardır. Çözümün adresi TBMM’dir.
 
ABD’de hayvana şiddet, tıpkı kundakçılık, cinsel istismar gibi kayıt altına alınıp, sabıka kaydı oluşturulmakta ve takip edilmektedir. Böyle bir uygulamanın ülkemizde de olmaması için bir sebep yoktur. Bu sebeple yıllardır çıktı çıkacak denilen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun bir an önce yasalaştırılarak hayvanlara karşı her türlü şiddetin, istismarın ve terk etmenin Kabahatler Kanunu’ndan çıkartılarak, Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamına alınarak caydırıcı para cezaları ile birlikte hapis cezası gibi yaptırımların bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.
 
 
05.05.2020
Devamı

Dsi ve Toki Arasında Sulamada İşbirliği Protokolü

Sulamada yeni bir adım daha attıklarını belirten Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü ile TOKİ Başkanlığı arasında sulama tesislerinin yapımı konusunda bir protokol imzalandığını belirtti.

İmzalanan protokol çerçevesinde değişik illerde 25 adet sulama projesinin hayata geçirileceğini vurgulayan Bakan Pakdemirli "Bu kapsamda, 3 milyon 200 bin dekar civarında araziyi sulayacak projeler ile çiftçimizin yanında olacağız. Söz konusu projelerin tamamlanması ile 300 bin kişiye istihdam sağlanması ve ülke ekonomisine yıllık 2,5 milyar TL katkı sağlamayı hedefliyoruz" dedi.
Sulamaya yapılan yatırımlar ile suya hasret toprakları suyla buluşturduklarını söyleyen Pakdemirli, protokol ile yapılacak tesislerin toplam maliyetinin 8,5 milyar lirayı bulduğunu söyledi.
Ülkemizin 85 milyon dekar olan ekonomik sulanabilir arazisinin yüzde 78'inin yani 66,5 milyon dekarının sulamaya açıldığını ifade eden Bakan Pakdemirli "Sulamaya açılan 66,5 milyon dekar arazide uygun ziraat usulleri ve ürün deseniyle tarım yapılması durumunda takriben yıllık 49,5 milyar TL zirai gelir artışı sağlanması mümkün"  dedi.

Türkiye'de suyun dörtte üçünün sulamada kullanıldığını belirten  Bekir Pakdemirli "Bu yüzden sulama tesislerini inşa ederken en modern ve tasarrufu en yüksek yağmurlama ve damlama sistemleri tercih ediyoruz. Protokol kapsamında inşa edilecek tesislerde de bu sistemler uygulanacak. Kapalı sistem basınçlı borulu sulamaya geçilmesi ile iletim kayıpları minimum seviye indirilmekte ve tarla içi sulama sistemleri ile önemli ölçüde su tasarrufu sağlanarak çiftlik randımanı maksimum seviyeye yükseltilmektedir. Böylelikle, yağmurlama sulamalarda % 35 damla sulamalarda ise % 65 oranında su tasarrufu sağlanmaktadır " değerlendirmesinde bulundu.
 
 
04.05.2020
Devamı

DİTAP Üreticiye Avantaj Sağlayacak

Seralarında kesintisiz üretime devam eden Antalyalı çiftçilerde  DİTAP heyecanı başladı.

Antalya’ da sera ve tarlalarında kesintisiz üretime devam eden çiftçiler, devreye giren Dijital Tarım  Pazarı'nı (DİTAP) hem alın terinin korunması hem de daha fazla üretimi teşvik edecek olmasından dolayı mutlu.

Muratpaşa Ziraat Odası Başkanı Nazif Alp, AA muhabirine, DİTAP'ın üreticiye birçok avantaj sağlamasını beklediklerini söyledi.

Yıllardır "ürün deseni"ni savunduklarını belirten Alp, bir kişinin örneğin 10 veya 30 dönüm arazisi varsa, buraya tek tip değil, çeşitli ürünleri ekmesinin önemli olduğunu ifade etti.

Çeşitli ürünler ekildiğinde fiyatlarda düşüşler yaşansa bile üreticinin zor durumda kalmayacağını aktaran Alp, fiyatı yükselen ürünün diğerinin masrafını karşılayabileceğini dile getirdi.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli'nin DİTAP sayesinde ürünün çiftçinin elinde kalmayacağını açıkladığını vurgulayan Alp, yetiştirilen ürünün serada, tarlada kalmayacak olmasının hem üreticiye hem de tüketiciye avantaj sağlayacağını bildirdi.



 
04.05.2020
Devamı

Pakdemirli: “ Kimsenin ürünü tarlada, hayvanı elinde kalmayacak”

Tarım ve Orman  Bakanı Bekir Pakdemirli, "Kimsenin ürünü tarlada, hayvanı elinde kalmayacak. Gerekirse devlet olarak biz alacağız" dedi. Hububat fiyatlarının hasattan önce açıklanacağını söyleyen Pakdemirli'nin hayvancılığa dair de açıklamalarda bulundu.

"Kimsenin ürünü tarlada, hayvanı elinde kalmayacak. Gerekirse devlet olarak biz alacağız.". Tarım  ve Orman Bakanı Pakdemirli, mesajlarını video konferans yöntemiyle gerçekleşen Türkiye Ziraat Odaları Birliği  Danışma Kurulu Toplantısından verdi.

2020 yılında ödenmesi planlanan 22 milyar liralık tarımsal desteğin 12,4 milyar lirasının ödendiğini hatırlatan Pakdemirli, hububat alım fiyatlarının hasattan önce açıklanacağını söyledi.  Türkiye’nin tarımsal hasılada Avrupa ’da zirvede yer aldığını söyledi.
 
Hayvancılığa dair de mesajlar veren Pakdemirli, “Aile işletmeleri desteklenecek, entegre tesis sayısını artıracağız” dedi.
 
Meraların yoğun olduğu yerlerde daha fazla buzağı elde etmek için 22 ili yetiştiricilik bölgesi ilan edileceğini açıkladı. Kaliteli sütü ayrı fiyatlandırmaya başladıklarını belirten Pakdemirli, küçükbaş hayvan varlığında ise 2020 hedefinin 56 milyon küçükbaş hayvan varlığı olduğunu paylaştı.
 
02.05.2020
Devamı

Gümüşhane'de tarım arazileri sulanmaya başlandı

Tarım ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü yaptığı yatırımlarla modern sulama sistemlerini yaygınlaştırmaya, tarımda su tasarrufu sağlamaya, çiftçilerin kazançlarını doğrudan ve dolaylı yollarla artırmaya ve ülke tarımına katkı sunmaya devam ediyor.

DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada Gümüşhane'de 113 bin 800 dekar tarım arazisinin sulanmasına başlanıldığı ifade edilerek yapılan sulu tarım ile birlikte 2020 yılı birim fiyatları ile ülkemiz ekonomisine 56 Milyon TL katkı sağlanmasının hedeflendiği belirtildi.

Açıklamada, "DSİ olarak son yıllarda modern sulama projelerini geliştirerek uygulamaya koymaktayız. Modern sulama ile tarımda sağlanan verim artışları, üretim deseninin çeşitlenmesi, çiftçi gelirlerinde doğrudan ve dolaylı artışa neden oluyor. Bu durum bir yandan kırsal kalkınmanın hedeflerinden olan yoksulluğun azaltılması amacına hizmet ediyor bir taraftan da yaşam standardını yükseltmektedir. Bu kapsamda Kuşburnu diyarı Gümüşhane ilimizde 1 Mayıs tarihinde başlayan 2020 yılı sulama sezonunda Gümüşhane ilimiz ve ilçelerimizde toplam 113 bin 800 dekar tarım arazisi sulanacaktır. Gümüşhane il ve ilçelerimizde 2020 yılında toplam 113 bin 800 dekar arazide yapılan sulu tarım ile birlikte 2020 yılı birim fiyatları ile ülkemiz ekonomisine 56 Milyon TL katkı sağlanması hedeflenmektedir. Gümüşhane ilimizde en önemli sulama projelerinin başında Koruluk Sulaması işi kapsamında 40 bin 740 dekar zirai arazinin sulanması sağlanacak olup bölgede yapılacak sulu tarım ile birlikte 2020 yılı birim fiyatları ile ülkemiz ekonomisine 27 Milyon TL katkı sağlanması hedeflenmektedir" denildi.

 
02.05.2020
Devamı

Orman Yangınlarına Karşı İlk Kez İha’lar Kullanılacak

Tarım ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü (OGM) orman yangınları ile mücadele için hazırlıklarını tamamladı.

Ülkemizde özellikle Hatay'dan başlayıp Akdeniz ve Ege sahil bölgelerinden İstanbul'a kadar uzanan kıyı bandı orman yangınları için en riskli bölgeyi oluşturuyor. Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli de hazırlıkların bu riske göre yapıldığını ve yangınla mücadele için yangın sezonunda araç, gereç ve personelinin büyük bir bölümünün buralarda hazır bekletildiğini ifade etti.
Orman yangınlarıyla mücadelede 3 temel strateji belirlediklerini söyleyen Bakan Pakdemirli "Bunların ilki önleme, yani yangın çıkmasına mani olacak eğitim ve bilinçlendirme çalışması. Unutmayalım ki orman yangınlarının yüzde 88'i insan kaynaklı ve bu oranın inmesi ancak eğitim, bilinçlenme ve dikkatle sağlanabilir" dedi.

İkinci stratejilerinin ise önleme, yani erken uyarı, hızlı ve etkin müdahale olduğunu vurgulayan Pakdemirli 'Orman yangınlarını tespitte bu yıl ilk defa İHA'lardan faydalanmaya başlıyoruz. Ülke genelinde 776 yangın gözetleme kulesinden ormanlarımızı izliyoruz Yangından anında haberdar oluyor ve 1.140 noktada konuşlanmış ilk müdahale ekiplerimiz ile en kısa sürede yangınlara müdahale ediyoruz. Böylece yangınlara ilk müdahale süremizi 12 dakikaya indirdik." dedi.

YANGINLA MÜCADELE KAPSAMINDA 300 ARAZÖZ YENİLENECEK
Orman yangınlarıyla mücadele için büyük bir planlamaya ve titiz çalışmaya ihtiyaç olduğunu belirten Bakan Pakdemirli, ekipmanın da oldukça önemli olduğunu vurgulayarak; "Yangınla mücadele kapsamında yaklaşık 8 bin araç görev alacak. 300 arazözü de bu yıl yenileyeceğiz" ifadelerini kullandı.

"BU YIL ALINACAK YANGIN SÖNDÜRME PERSONELİ İLE EKİBİMİZ DAHA DA GÜÇLENECEK"
OGM'nin orman yangınları ile mücadele ekibi genişliyor. Bu yıl ülkemizde meydana gelebilecek her büyüklükte ve zorluktaki yangına karşı hazırlıklarını tamamladıklarını vurgulayan Bakan Pakdemirli,  "Orman yangınlarında bu yıl 18 bin 545 personel görev alacak. Bu arkadaşlarımızla beraber, bu yıl alımı yapılacak yeni elemanlar ile ekibimizi daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz" ifadelerini kullandı.

AYNI YIL İÇİNDE TEKRAR AĞAÇLANDIRIYORUZ
Stratejilerinin son ayağını ise yanan alanların tekrar ağaçlandırılmasının yani rehabilitasyon çalışmalarının oluşturduğunu belirten Bakan Pakdemirli" Yanan ormanlık alanları ilk ağaçlandırma sezonunda yani aynı yıl içinde tekrar ağaçlandırıyoruz. Anayasa gereği bu alanları başka bir maksatla asla kullandırmıyoruz. Ağaçlandırırken asli türlerin korunmasına da dikkat ediyoruz" diye konuştu.
 
 
01.05.2020
Devamı

Halk Ekmeğin Yeni Genel Müdürü Velioğlu Oldu

30 Nisan 2020 tarihinde Ankara  Büyükşehir Belediyesi  Halk Ekmek A.Ş   Genel Müdürlüğüne Dr. Hüseyin Velioğlu getirildi.
Tarım Bakanlığından emekli TÜGEM Genel Müdürü,  Dr. Velioğluna  yeni görevinde başarılar diliyoruz.
 
Hüseyin Velioğlu Kimdir?
1958 Of Doğumlu Hüseyin Velioğlu evli ve 3 çocuk babasıdır. 1982 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni bölümünden mezun olan Velioğlu, 1999 yılında; Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü doktorasını  yapmıştır.
 
1982-1983      Tarım Bakanlığı Su Ürünleri Dairesi Başkanlığı  Mühendis

1984-1987      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Proje ve Uygulama Genel Müdürlüğü Mühendis

1988-1996      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı Müfettiş Yardımcısı, Müfettiş, Baş Müfettiş

1996-1997      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü  Genel Müdür Yardımcısı

1997-1998      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı APK Kurul Başkanlığı APK Uzmanı

1998                Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Şırnak İl Müdürlüğü  İl Müdürü

1998-1999      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü  Genel Müdür Yardımcısı

1999-2000      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü Mühendis

2000-2003      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü   Genel Müdür Yardımcısı

2003-2007      Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü  Genel Müdür

2005-2007      TARSİM Kurucu Yönetim Kurulu Üyeliği

2007-2009       TARİŞ Pamuk ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Genel Müdürlüğü, İzmir   Genel Müdür
          
2007-2009      TARİŞ İncir Tarım Satış Kooperatifi Genel Müdürlüğü, İzmir Genel Müdür
                       
2010-2016      JICA (Japon Teknik Yardım Kurumu) JICA Mensupları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
                       
2009- 2017     Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Genel Sekreter
                       
2018- 2019     Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği  Danışman
                 
 
 
01.05.2020
Devamı

COVİT – 19 ile değişiyoruz…

Kaygı, korku, belirsizlik, güvensizlik, öfke, panik... Korona salgınının tüm hızıyla devam ettiği günlerde birbirinin içine geçen duygularımızın bazıları…  Salgın krizinin hayatımıza girmesi ile hissettiklerimiz yaşadıklarımız hepimizi başka başka yerlere sürükledi.

Geçtiğimiz yıllarda size biri, gözünüzle göremeyeceğimiz ama tüm Dünya’yı durduracak bir olay yaşayacaksınız deseydi muhtemelen hepimiz saçmalama olur mu öyle bir şey gibi cümlelerle tepki gösterirdik. Hatta söyleyen kişinin de hayal gücü ile dalga geçecektik…

İnsanoğlu, 2020 yılına da yeni umutlarla yeni planlarla girmişti.  Fakat düşünemediği gözden kaçırdığı bir şey vardı ve ancak yaşayarak bunu öğrenecekti…

Evren, doğa, tabiat ana, eşitlik, adalet, denge bu kelimeler sizlere neler anlatıyor bilmiyorum ama korona hayatıma girdiğinden beri bana pek çok şey anlattı öğretti.
Şimdi gelin hep birlikte neler yaşıyoruz, hangi yollardan geçiyoruz biraz iç dünyamızda yolculuk yapalım.  Görünende hayat durdu, evlerimizden dışarı çıkamıyoruz değil mi?

 İşte böyle düşünürsek yaşadığımız bu süreci kendimize yakınlarımıza zindan ederiz… Bu bir son değil bu yeniden doğuş uyanış tam anlamıyla. Tabi bunu fark edebilir ve doğru geçirebilirsek.    Bu tüm insanlığa verilmiş bir ikaz bence…  Hepimizin hayatında öncelikli olanların sıralaması çok farklıydı ama ortak paydamız hep aynıydı.   Herkes doyumsuz şükürsüz ve mutlu görünselerdi iç dünyalarında mutsuzdu. Kendimizi ailemizi düşünmek yerinde dünya telaşına o kadar kaptırmıştık ki en yakınlarımızı hatta hatta kendimizi bile göz ardı ediyorduk.  Ocak ayı itibari ile önce Çin de duran hayat sonra tüm dünyayı etkiledi. Ve o kadar enteresan ki insanları ölümle burun buruna getiren virüs çocukluklarımıza dokunmuyordu. Sizce de burada görmemiz gereken bir durum yok mu ?

Gelelim bizlere yaklaşık 40 gündür çok değişik bir deneyim yaşıyoruz. Evet bu bir pandemi evet can kayıplarımız var, hayat durdu ama ben bardağın dolu tarafından bakanlardanım.  Tedbirimizi alacağız takdiri yüce yaratana bırakacağız ve alınması gereken mesajları alıp gelecek günlerde ona göre yaşayacağız…
Hani şu ah keşke zaman olsa da bunu yapsaydım dediklerimiz vardır hepimizin içinde, ya da sarılması gereken yaralarımız, ilgilenmemiz gerekenler, yapmaktan keyif alıp da hep yakındığımız zamansızlıktan yapamadığımız tonlarca olay… İşde fırsat her ne kadar kısıtlıda olsa kendimizi yenileyebileceğimiz uzun bir yolculuk. Bu pandemi bitecek ve bittikten sonra umut ederim ki hepimizin hayatında güzel dokunuşlar bırakmış olsun.

Evlerimizde kalıyoruz… Hayat eve sığar diyoruz. Ve bunu derken kendimizi bulmayı seçiyoruz… Özümüze dönüyoruz… Zenginle fakir eşitlendiği,   dengenin kurulduğu anlardayız. Evren, tabiat bizlere, siz evinize girin hayatı bize bırakın demedi mi sizce de. 

Yıllardır yaşadığım başkentte ilk defa sokağa çıkma kısıtlaması geldiğinde kuş cıvıltılarını şehrin merkezinde duydum… Nasıl bir şaşkınlık ve mutluluktu anlatamam… O anda diyebildiğim tek şey şükürdü… Evet bizler büyük şehirde hep özlemini kurduğumuz kuş seslerini yaşamıştık… Teşekkürler tabiat ana… 

Bizler dilimizden şükretsek te  kalben şükretmesini  unutmuştuk… Dünya da değer vermemiz gereken konuların çok farklı olduğunu görmedik mi…  Sağlığımızın, nefes almanın kıymetini anlamadık mı? Sadece dışarı çıkıp özgürce yürüyebilmenin ne kadar güzel olduğunu beklide ilk defa bu kadar iyi anladık…

 Sinsi, ciddi,  hatta ölümcül olabilen ama ne yazık ki görünmeyen düşmanla karşı karşıyayız. Tüm dengeleri alt üst eden bir süreç yaşıyoruz. Fakat Şemsi Tebriz’in ne demişti bizlere..  'Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını? 

Bilmiyoruz ki yeni hayatımızın bizlere ne kadar çok mutluluklar getirecek. O yüzden sevgili dostlar bu günlerimizin kıymetini bilelim. Yaşadığımız zor süreci iyi yönetelim ki bu deneyimden de payımıza düşenleri alıp yolumuza yeniliklerle devam edelim…
 
#EVDEKALTÜRKİYE
Anadolu İzlenimleri Haber Müdürü                         
Gizem Cengiz

 
30.04.2020
Devamı

Taş Fırından Çıkmış Gibi Evde Ramazan Pidesi

Hoş Geldin Ey şehir Ramazan…  11 ayın Sultanı Mübarek ramazan geldi. Bu seferki ramazan ayı biraz farklı içinde bulunduğumuz pandemi nedeniyle diğerlerinden farklı geçecek.  Biraz buruğuz bu sene…  İftar sofralarında kalabalık olamamak, ramazanın olmazsa olmazı sıcak pideden, teravi namazlarından mahrum kalmak  11 Ayın Sultanını buruk yaşatacak.  İçinde bulunduğumuz durumdan ötürü herkes evlerinde mutfaklarında tüm hünerlerini keşif etti . Bizlerde siz değerli okuyucularımız için derledik.

Çıtır çıtır ramazan pidesi tarifi için yapmanız gerekenler aşağıda;
KAÇ KİŞİLİK
2 adet
HAZIRLAMA SÜRESİ
20 dakika
PİŞİRME SÜRESİ
20 dakika
Ramazan Pidesi Tarifi İçin Malzemeler
Üzeri için:
  • 3,5 su bardağıun
  • 1,5 su bardağısu
  • 6 gr.yaş maya
  • 1 silme tatlı kaşığıtuz
  • 1 adetyumurta sarısı
  • 1/2 su bardağıyoğurt(sulu bir kıvamda)
  • 1/2 çay bardağısu
  • 1 yemek kaşığızeytinyağı
Tuzu çözdürmek için:
  • 1/3 su bardağısu
Altı ve üzeri için:
  • 1 su bardağıyulaf kepeği
Süslemek için:
  • 1 yemek kaşığısusam
  • 1 yemek kaşığıçörek otu
Derince bir kaba 1,5 su bardağı oda ısısındaki suyu alın ve içine mayayı katıp silikon bir spatula ile maya eriyene dek karıştırın. Unu başka bir kaba alın ve ortasını çukurlaştırın. Mayalı suyu unun ortasına ekleyin ve spatula ile karıştırarak  una yedirin. Yarım su bardağından bir parmak eksik suya tuzu katın karıştırın ve bunu da ekleyip tekrar karıştırın. 10 dakika kadar karıştırın ve hamuru tezgaha alıp, tezgaha vurdurarak yoğurun. Ele oldukça yapışan bir hamur olacak ekstra un eklemeyin. Hamur elinize daha az yapışmaya başlayınca etrafına biraz un serpin ve hamuru ikiye kesip, iki hamur topu yapın. Bu topları üst üste koyup bastırın ve tekrar ikiye bölüp, tekrar iki top yapın. Bu şekilde 3 kere ikiye bölüp üst üste alın ve en sonunda 2 hamur topunu ılık bir yerde üstü örtülü olarak 2 saat mayalanmaya bırakın. Üzeri için gerekli tüm sos malzemeleri bir kapta çırpın. Bir tahtaya yulaf kepeğini serpin ve mayalanma süresinin sonunda, hamur toplarından birisini onun üstüne alıp, ıslattığınız ellerinizle pide şeklinde açın. Bir servis tabağı büyüklüğünde açtığınız hamura yine parmağınızla kenar ve üstüne kare şekiller yapın. Yumurta sarısı, yağ, yoğurt, su karışımını bir fırça ile üstüne sürün ve susamla çörek otu serpin. Yağlı kağıt serilmiş bir fırın tepsisine pidenizi kaydırarak alın. Önceden ısıtılmış 230 derece fırında 5 dakika pişirin ve sonra fırın ayarını 200 dereceye indirip, 15 dakika daha kontrolü olarak pişirin. Sıcak sıcak servis edin. Afiyetler olsun!
 
 
 
 
 
30.04.2020
Devamı

Prof.Dr. Erbaş'tan Gıda Alış Veriş Uyarısı

Akdeniz Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Erbaş, corona virüsü (COVID-19) salgını döneminde önemli konulardan biri olan gıdaların güvenli temin edilmesi sürecine ilişkin önemli uyarılar yaptı. Prof. Dr. Erbaş, alışverişi kısa tutmanın yollarını sıraladı ve ekmek tüketimi ile ilgili önemli bir uyarıda bulundu.

Korona virüsü tehlikesinin uzun bir süre devam edebilme ihtimalini göze alarak günlük hayatta alışveriş ve beslenme konuları başta olmak üzere birçok şeyi alışkanlık haline getirmek gerektiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Erbaş, corona virüsü salgınında alışveriş yaparken nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda önemli açıklamalar yaptı.



MARKETTE GEÇİRİLEN SÜRE NASIL KISALTILABİLİR?
Prof. Dr. Erbaş, alışveriş öncesi bir liste oluşturulmasının, ihtiyaçların meyveler, sebzeler ve süt ürünleri gibi gruplandırılarak mantıksal bir sıra ile yazılmasının markette geçirilen süreyi kısaltacağını ve alışverişte nakit para yerine temassız ödeme yapan kredi kartı kullanılmasının, alışverişe giderken maske, eldiven, dezenfektanlı veya kolonyalı mendiller bulundurulmasının korunma seviyesini yükselteceğini söyledi.



“MARKET ARABASININ TUTMA YERİNİ TEMİZLEYİN”
Market arabasının tutma yerinin eldivenli bir şekilde dezenfektanlı mendille silinmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Erbaş, market içerisinde diğer kişilerden en az üç adım uzak durarak sosyal mesafeye dikkat ederek alışverişe başlanılması gerektiğini ve alışverişte temel olarak, açıkta satılan ürünler yerine fabrikada paketlenmiş veya markette poşetlenmiş ürünleri tercih etmenin oldukça koruyucu bir davranış olacağını ifade etti.

HANGİ GIDALAR TERCİH EDİLMELİ?
“Alışverişte sağlıklı beslenmeye ve bağışıklık sistemine yardımcı olan yumurta, et ve süt gibi proteinli gıdalar ve kırmızı, mor, yeşil, sarı ve beyaz gibi doğal renkleri birbirinden farklı vitamin ve minerallerce zengin meyve ve sebzeler tercih edilmelidir” şeklinde konuşan Prof. Dr. Erbaş, bunlara ilave olarak yoğurt, boza ve turşu gibi probiyotik özellikli gıdalara, kekik ve zerdeçal gibi antioksidan özellikli baharatlara, ay çekirdeği ve kabak çekirdeği gibi çinko mineralince zengin tuzsuz kabuklu yemişlere de bağışıklık sistemini desteklemeleri nedeniyle öncelik verilmesi gerektiğini söyledi.

Marketlerde ürünlerin elle değil gözle seçilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Erbaş, eve gelindiğinde market poşetleri içerisindeki et ve süt gibi bozulabilir ürünler ayrıldıktan sonra market poşetlerinin balkon gibi havadar bir yere çıkartılarak birkaç saat bekletilmesi gerektiğini söyledi. Açık şekilde veya poşetlenmiş olarak alınan ekmeklerin, sıcaklığı doksan derece kadar olan fırında 10 dakika kadar tutulması gerektiğini dile getiren Erbaş, “Salata ve meyveler gibi çiğ olarak pişirilmeden tüketilen gıdalar, bir ön yıkama işleminden geçirildikten sonra derin bir kap içerisindeki sirkeli suda en az 15 dakika bekletilmeli ve sonra iyi bir şekilde ovalanarak akan suyun altında yıkanmalıdır” dedi.

Erbaş, alışverişlerde tek kullanımlık poşetlerin kullanılması gerektiğini ve poşetlerin başka amaçlarla kullanılmadan iç içe geçirilerek geri dönüşüme atılması gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Erbaş, “Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) gıdalarda veya gıda ambalajlarında korona virüsün çoğaldığına ve buralardan insana bulaştığına dair bir bildirimde bulunmamıştır. Ancak gıdaların tedarik ve hazırlanma süreçlerinde kişilere bir bulaşma olabileceği de göz önünde bulundurularak alışverişte özen gösterilmeli ve bağışıklık sistemini destekleyen gıdalar tercih edilmelidir” dedi. İHA
 
 
 
29.04.2020
Devamı

Büyükşehir Dağıtıcak Çiftçi Yetiştirecek

Başkentli çiftçileri teşvik ederek tarımsal üretimi artırmak amacıyla destek programlarını genişleten Ankara Büyükşehir Belediyesi, Mayıs ayında çiftçilere 5 milyon domates ve sivri biber fidesi dağıtarak bu desteğini sürdürecek.

Tarım ve hayvancılıkla uğraşan üreticilere su fiyatlarını 50 kuruşa indiren, ellerinde kalan ürünleri satın alan, yem bitkisi tohumu dağıtan ve sözleşmeli üreticilik modeline geçen Büyükşehir Belediyesi, şimdi de yüzde 75’i hibe, yüzde 25’i çiftçi katkı payı olmak üzere toplam 5 milyon 95 bin 20 adet domates ve sivri biber fidesini çiftçiyle buluşturacak.
Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı, Başkan Mansur Yavaş’ın talimatıyla Başkent ekonomisini canlandırmak amacıyla 10-15 Mayıs tarihleri arasında merkez dahil 25 ilçenin tamamında çiftçilere domates ve sivri biber fidesi desteği sağlayacak.

Ankara’nın tarımın da başkenti olmasına yönelik çalışmalar aralıksız devam ederken, 2020 yılı sebze fidesi desteği kapsamında Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Tarım ve Hayvancılık Şube Müdürlüğü ekipleri çiftçilere 2 milyon 704 bin 170 domates, 2 milyon 390 bin 850 sivri biber fidesi dağıtacak.
Özellikle üreticilerin tercihi olan nergis cinsi domates ile Demre cinsi sivri biber fide çeşitleri seçilerek üreticiye ulaştırılacak. Sebze fidesi desteğinden yararlanmak isteyen çiftçiler, Ankara Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı’a başvuru yapacak.
 
 
29.04.2020
Devamı

Kilosu 1 Liraya Düştü Tüketimi Azaldı

Adana Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, “Soğan fiyatları 2 ile 3 TL’den satışa sunulurken aradan bir hafta geçmeden soğanın kilosu 1 TL’ye düştü” dedi.
Adana Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, bir otelde çiftçi ile tüccarlar bir araya gelerek soğanın fiyatının bir anda düşmesi hakkında görüştüler.
Çiftçilerin sesi olan Mehmet Akın Doğan, “Bütün dünyayı etkisine alan korna virüs salgınından sonra ülkenizde tarımsal üretim devam etti. Yalnız yaş meyve sebze üretimi çok. Corona virüsü salgınından dolayı yaş meyve sevkiyatı yurt dışına yapılmadığından dolayı şuan çiftçiler ve tüccarlar zor durumda” dedi.

KAMYON ÜSTÜ SOĞAN 1 LİRA
Nisan ayının ilk günlerinde Adana'da ve Reyhanlı'da soğan hasadı başladığını dile getiren Doğan, ”Soğan fiyatları 2 ile 3 TL'den satışa sunuldu. Aradan bir hafta geçmeden soğan fiyatları bir anda aşağı çekildi. Şuan soğanın kilosu 1 TL, bunun en az 40 kuruş çuval maliyeti var. Kamyon üstü soğan şuan 1 TL” diye konuştu.

Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, “Bu yıl soğan fiyatları çok düşük, ülkemize yetecek kadar soğan var ve soğan bol. Günlük tüketim 5 tondan 2 tona düştü. Neden, lokantalar, yemekhaneler, otellerin çoğu kapalı olduğundan dolayı soğan tüketimi çok düşük.” Dedi.

“YURT DIŞINDA İHRACATIN AÇILMASINI İSTİYORUZ”
Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, “Soğanların çoğu tarlada, bakanlığımızdan bir an önce yurt dışına soğan ihracatının açılmasını bekliyoruz. Çiftçimiz ile tüccarımız şuan zor durumda, bakanlığımızın sesimizi duymasını bekliyoruz. Eğer bu soğanlar yurt dışına gitmez ise çiftçi ve tüccarın elinde kalacak. İhracat kapandığı için çiftçi ve tüccarımız çok zor durumda” diyerek sözlerini sonlandırdı. 
 
 
29.04.2020
Devamı

Küçükbaş Yetiştiricisinden Ormancıya Mesaj Et, Süt Peynir Yağ Yoğurt İstiyorsanız Bize İyi Bakın.

Isparta Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Yaşar Köroğlu yayla ve meralara çıkma zamanının geldiğini ifade ederek öyle ya da böyle gerekçelerle işlerimizi zorlaştırmaya çalışıyorlar dedi.

Başkan Köroğlu konu ile ilgili şunları kaydetti.

“Mübarek Ramazan ayının içerisindeyiz. Korona virüs ülkemizde de zarar vermeye devem ederken bizler yetiştirici olarak yani küçükbaş hayvan yetiştiricileri olarak üretmeye devam ediyoruz.
Bizler küçükbaş Yetiştiricileri olarak bahar aylarına girmek üzere iken kuzularımız yetişti. Oğlaklarımız doğdu. Artık meralara yaylalara çıkma zamanımız geldi. Çıkacağız ama hala orman içi otlak alanları ve yaylalarla ilgili hala sıkıntılarımız var. Buradan Tarım ve Orman teşkilatımızdan kolaylık ve yardım bekliyoruz. Et süt peynir yağ yoğurt istiyorsanız bize iyi bakın. Bu cefakâr insanlar sizden fazla bir şey beklemiyor. Anladınız mı? Biz yaylaya çıkıyoruz. ”dedi.

Başkan Süleyman Yaşar Köroğlu ormancıları isli demlikten de çay içmeye davet ederek;

 “Buyurun gelin isli çaydanlıktan çay içmeye”. Dedi.
 
28.04.2020
Devamı

Çiftçi Borçlarına Faizsiz 6 Ay Erteleme

Başkan Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrası oldukça önemli bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Başkan Recep Tayyip Erdoğan corona virüsü salgınında zor günler geçirmesi muhtemel çiftçi vatandaşlara müjdeli haberi verdi.

ÇİFTÇİYE KREDİ BORCU ERTELEME

Başkan Recep Tayyip Erdoğan, "Çiftçilerimizin mayıs ve haziran ayında vadesi gelecek Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan kredi geri ödemelerini faizsiz olarak 6 ay erteliyoruz. Evden çalışma sürelerini de 27 Mayıs'a kadar uzatıyoruz. Tüm bakanlıklarımız kendi sorumluluk alanlarıyla ilgili planlarını ve hazırlıklarını sürdürüyor. Salgınla mücadele için aşama aşama hayata geçirdiğimiz tedbirlerin tüm kesimler üzerindeki olumsuz etkilerinin önüne geçmek için pek çok paketi devreye soktuk. Verdiğimiz desteklerin toplamı 200 milyar lirayı buldu. Sıkıntılı günlerde milletimizin her kesiminin yanında olduğunu gösterdik. Yaklaşık 4 milyon vatandaşımıza 22,3 milyar liralık kaynak tahsis edildi. Esnafımıza 8,4 milyar lira finansman tahsisi yapıldı." ifadelerini kullandı.

 
28.04.2020
Devamı

Her Derde Deva HURMA

11 Ayın sultanı Ramazan ayının gelmesi ile birlikte iftar ve sahurlarımızın vaz geçilmezi hurmalar alışveriş tezgâhlarında yerini aldı. Birçok derde deva hurma hem kalp ilacı hem de sindirim kolaylaştırıcı. İnsan vücudunun zinde kalabilmesi için hayati önem taşıyan hurma 10’dan fazla element içermektedir. İşte hurma ile ilgili tüm detayları sizler için derledik.
Potansiyel sağlık faydaları ve zengin hayati besinleri barındırması hurmayı hemen hemen ideal bir gıda haline getiriyor.

Şeker, protein, lif ve yağın dışında 15 farklı mineral ve C, B1, B2, niasin ve A Vitaminleri içeriyor. Dişlerin çürümesini önleyen flor ve bağışıklı sistemini güçlendirerek kanser önleyici işlevi olan Selenyum gibi minerallerde hurmalarda bulunuyor.

Hurma, insan vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati önem taşıyan 10'dan fazla element içermektedir. Bu nedenle günümüzde bilim adamları, insanın sadece hurma ve suyla yıllarca yaşayabileceğini belirtmektedirler. Bu konuda tanınmış uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson ise, bir hurma ve bir bardak sütün bir insanın günlük besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir.

Hafızaya İyi Geliyor
Hurmalar, bağırsakta bir Vitamin A türü olan Retinal'e dönüşen 15,6 mg Beta-karoten içerir. Yakın zamanlarda yapılan bir araştırma Beta-karoten'in uzun süreli kullanımı hafıza kaybı gibi önleyici faydalar sağlayabileceğini ortaya koymuştur.

Kanseri Önleyici
Hurmalarda yüksek oranda lif bulunur. (Yüzde 6,5-18). Büyük oranda hurmayla beslenen bedevi Araplarda kanser ve kalp hastalıkları riskinin düşük olduğu ortaya çıktı. Araştırmalar yüksek lifli yiyeceklerle beslenmenin kolon, göğüs ve rahim kanseri olasılığını düşürdüğünü gösterdi.

Hurma, betakaroten açısından da son derece zengindir. Betakarotenin hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak, kanseri önleyici özelliği vardır.
Antioksidan Kaynağı
Yüksek besin değerinin yanında hurmaların antioksidan özelliklere sahip olduğu çeşitli araştırmalarda ortaya kondu. Antioksidanlar kanser, damar tıkanıklığı ve yaşlanmanın önlemesinde faydalı olduğu biliniyor. Depolanırken bozulmaya meyilli diğer meyvelerin aksine, hurmaların soğukta muhafazasında antioksidanların yoğunluğu artıyor.

Kalp İlacı
Sâd İbn-i Ebî Vakkas (r.a.) hasta olduğunda Resûlûllah (s.a.v.) Efendimiz hasta zi­yaretine giderler "Mübarek ellerini göğsüme koydu. Hatta ben mübarek elinin soğukluğunu kalbimde hissettim. Sonra -"Sen kalp hastalığına yakalanmışsın! Sakif'in kardeşi Haris İbn-i Kelede'ye git. Tedavi ol. O tabib birisidir. Medine'nin Acve hurmasından yedi tane al­sın, onları çekirdekleri ile beraber dövsün (öğütsün) sonra onu süt ile yağ ile sulandırarak sana yedirsin." Sâd (r.a.) böylece bu hastalıktan kurtulmuştur.

"Eğer Acve hurması bulunamazsa, Medine hurması çekirdekleriyle öğütülür, az badem içi ve hı­yar çekirdeği öğütülür. Süt, zeytinyağı ve bal ile pişirilip macun yapılıp soğuk olarak yedirilir." Bu macun birçok hastalığa şifadır.

Kolesterole ve Damar Sertliğine Faydalı

Çağın hastalığı damar sertliği ve kolesterolü yok eder. Kan damarlarını yumuşatıcı etkisi vardır. Özellikle Arap ülkelerinde yaşayanların hurmadan dolayı kolesterole, kalp damar hastalığına ve kanser hastalığına yakalanma oranları çok düşüktür.
Doğumu Kolaylaştırıcı
Rahim adalesini kuvvetlendirir. Bu özellik doğumu kolaylaştırır. Hurma macununa 1/3'ü kadar defne tohumu öğütülüp karıştırılarak, doğuma 1 hafta kala yenmeye de­vam edilirse, doğum ağrısız ve çok kolay olur.

Hurmada bulunan oksitosin maddesi de, modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı bir ilaç olarak kullanılmaktadır. Oksitosin, doğumu kolaylaştırıcı etkisi nedeniyle pek çok kaynakta "rapid birth" yani "hızlı doğum" ifadesiyle tanımlanmaktadır. Doğum sonrasında ise anne sütünü artırıcı etkisiyle bilinmektedir. Oksitosin esas olarak beyinde salgılanan, doğum sancılarını başlatan bir hormondur. Doğum öncesi vücudun tüm hazırlıkları bu hormon sayesinde başlar. Hormonun etkisi, ana rahmini oluşturan kaslarda ve anne sütünün salgılanmasını sağlayan kas yapısındaki hücrelerde görülür. Doğum esnasında ana rahminin etkili olarak kasılması doğumun gerçekleşebilmesi için son derece önemlidir. Oksitosin de, rahmi oluşturan kasların çok güçlü bir şekilde kasılmasını sağlar. Ayrıca oksitosin, yeni doğmuş olan bebeğin beslenmesi için anne sütünün salgılanmasını başlatır. Hurmanın tek başına bu özelliği -oksitosin içermesi- bile Kuran'ın Allah'ın vahyi olduğunun önemli bir delilidir. Tıbbi olarak hurmanın faydalarının tespit edilmesi ancak yakın tarihlerde mümkün olmuştur. Halbuki Kuran'da yaklaşık 1400 sene evvel Allah'ın Hz. Meryem'e hamilelik döneminde hurma ile beslenmesini vahyettiği bildirilmektedir.



Hamilelikte Hurma Tüketiminin Doğumu Kolaylaştırıcı Etkisi ile İlgili Bilimsel Bir Araştırma
Ürdün Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nde hamilelik sırasında hurma tüketiminin doğum sonuçlarına etkisi üzerine bir çalışma yapılmıştır. Araştırmada doğumdan önceki 4 haftada günde 6 adet hurma tüketen 69 kadına ve hurma tüketmeyen 45 kadına ait doğum sonuçları karşılaştırılmıştır. 2011 yılında yayınlanan çalışma sonuçlarına göre;

1- Hurma tüketen anne adaylarında rahim açıklığı belirgin şekilde (3,52 cm) tüketmeyenlere göre (2,02 cm) fazladır.

2- Hurma tüketen adayların % 96'sı herhangi bir tetikleyici olmadan doğuma başlarken, bu oran tüketmeyenlerde % 76'da kaldı.

3- Prostin/oksitosin kullanımı hurma tüketen adaylarda (% 28) tüketmeyenlere göre (% 47) belirgin olarak daha düşüktü.

4- Doğumun birinci evresi olan Latent Fazı hurma tüketmeyenlerde 906 dk = 15 saat sürerken hurma tüketenlerde bu süre 510 dk = 8,5 saate kadar düşmüştür.

Buna göre doğumdan önceki 4 haftada hurma tüketiminin doğum olayı için dışarıdan tetikleme ve takviye ihtiyacını belirgin şekilde azalttığı sonucuna varılmıştır.
http://www.tandfonline.com/doi/full/10.3109/01443615.2010.522267

Lohusa Gıdası - Bebek Maması
Resûlûllah (s.a.v.) Efendimiz - "Kadınlarınıza loğusa döne­minde hurma yediriniz. Kim loğusalığında hurma yerse onun çocuğu AKILLI ve AĞIR­BAŞLI olur. Çünkü hurma Hz. Meryem'in loğusalığındaki yiyeceği idi. (Hz. Meryem vali­demize Allah (c.c.) kuru bir hurma ağacından onu vermişti). Şayet (loğusa için) hurmadan daha iyi bir yiyecek olsa idi Allah (c.c.) Onu Meryem'e ikram ederdi." buyurarak hurmanın önemini belirtmişlerdir.

Tabibler de yaptıktan araştırmalarda hurmanın antiseptik olduğunu, loğusalık yaralarını çabuk iyileştiren bir ilaç olduğunu, süt arttırdığını, bebeği beslediğini, içindeki potasyumun çocukların büyümesini sağlayan ideal besin olduğunu belirtmişlerdir.

Bebek ilk doğduğunda damağına dünya gıdası olarak hurma ezip ovuşturmak, hurma ezmesi tattırmak, sünnettir ve bebeğin zeki olmasını sağlayan ilaçtır.

Loğusa, hurmayı sade olarak yer, süte ıslayıp yer, bebeğe de hurma şıralı sütten yedirir. Polenli hurma macunu yapıp yer ve bebeğe de yedirir.

"250 gr. hurma, 100 gr. polen, 50 gr. badem içi, 50 gr. ceviz içi, 100 gr. zeytinyağı, 150 gr. halis bal, 50 gr. hıyar çekirdeği, 500 gr. süt kaynatılıp macun kıvamına getirilir." Soğutulup ömür bo­yu yenebilir.

Ayrıca doğum sırasında meydana gelen kan kaybı, vücut şekerinin düşmesine sebep olur. Hurma vücuda tekrar şeker girişinin sağlanması açısından önemlidir ve tansiyon düşmesini de engeller. Kalori değerinin çok yüksek olması sebebiyle hastalıktan güçsüz düşmüş ya da yorgun olan kimseler için özellikle çok faydalıdır. Bu bilgiler, Allah'ın Hz. Meryem'e, hem kendisine enerji ve canlılık verecek hem de bebeğin tek gıdası olan sütün meydana gelmesini sağlayacak "hurma"dan yemesini bildirmesindeki hikmetleri ortaya koymaktadır. Örneğin hurma, insan vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati önem taşıyan 10'dan fazla element içermektedir. Bu nedenle günümüzde bilim adamları, insanın sadece hurma ve suyla yıllarca yaşayabileceğini belirtmektedirler.1 Bu konuda tanınmış uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson ise, bir hurma ve bir bardak sütün bir insanın günlük besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir.

Bebeğin Büyümesini Sağlayıcı
Hurmada potasyum miktarı bol olduğu için bebeğin gelişmesi­ni, gürbüzleşmesini, hasta olmamasını sağlar. Hurmadaki potasyum oranı, bebeğim beslensin di­ye ilk akla gelen çikita muzundan 2.5 kat daha fazla. Hurmanın muz gibi hazmı da zor değildir.

İktidarsızlığa iyi geliyor
Klasik tıp uygulamalarında hurmalar afrodizyak olarak da kullanılır. Hurma palmiyesi poleni bazı ülkelerde iktidarsızlık için kullanılır. Deney hayvanlarında yapılan araştırmalara göre hurma özleri sperm sayısı ve hareketliliğini artıyor. İnsanlardaki faydalarını tespit edebilmek için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyuluyor.

Kısırlık İlacı
Hurma bol miktarda fosfor ihtiva ettiği için kısırlık tedavisinde ila­hi bir ilaçtır. Polenli hurma macunu yapılıp yenmeye devam edilir.

1- 8. âyette Zekeriya (a.s.)'in "Yarabbi zevcem kısır, ben ise ihtiyarım nasıl çocuk sahibi olabilirim" sualine.

2- 25. Âyet-i Kerîme'de doğum sancısı çeken Meryem validemize hurma ağacını silkele ve hurmaları dökülüversin (ye) mealindeki -hurmanın, kısırlık tedavi edici ve doğum kolaylaştırıcı etkisi.-

3- 24. Âyet-i Kerîme'de "Sakın mahzun olma muhakkak ki Rabbin senin alt yanında bir su deresi meydana getirdi."




Şeker Hastalığı ve Hurmanın Faydaları

Diyabete ve yüksek tansiyona faydalı

Yüksek öğretim enstitüleri etkinlikleri konusunda geleneksel ilaçların biyolojik değerlendirmesine yakın zamanlarda artan bir ilgi gösteriyorlar. Halk tıbbının sıklıkla uygulandığı Fas'ta geleneksel tıp bitkileri üzerine çeşitli araştırmalar ve çalışmalar yürütülüyor. Modern tıp olmasına rağmen, klasik ilaçlar (örneğin hurmaların diyabet ve yüksek tansiyon'da kullanılması) Fas'ın uzak toplumlarında yaygın olarak kullanılıyor.

Kandaki Şekeri Artırmıyor
2003'te yapılan bir çalışma hurmaların glisemi (kandaki şeker oranı) endeksinin düşük olduğunu ortaya koydu. Bunun anlamı kan şekeri ve ensülin seviyelerinde düşük oynamalara neden olmaları. Çalışmadaki bilim adamları hurmaların şekerli olmasına rağmen şeker hastaları için zararsız olduğunu söylüyorlar. Yine de şeker hastaları hangi meyvelerin onlar için uygun olduğunu öğrenmek için kesinlikle doktorlarına danışmalılar.

Şekeri Ayarlar
Vücuttaki şeker oranını ayarlayan (regüle eden) tek meyve hurmadır. Hurmada insan vücuduna bol miktarda hareket ve ısı enerjisi kazandıran, vücutta parçalanıp kullanılması kolay olan bir şeker türü bulunmaktadır. Üstelik bu şeker kan şekerini hızla yükselten glikoz değil, meyve şekeri fruktozdur. Özellikle şeker hastalarında kan şekerinin hızla yükselmesi, pek çok organı olumsuz olarak etkiler, ancak en çok hasar gören organ ve sistemler göz, böbrekler, kalp-damar sistemi ve sinir sistemidir. Gözde görme kaybına kadar varan rahatsızlıklar, kalp krizi, böbrek yetmezliği gibi pek çok ciddi hastalığın en önemli nedenlerinden biri, kan şekeri yüksekliğidir.




Kan Yapıcıdır, Anemi Hastalığını Kaldırır
Hurmanın içerdiği demir, kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobin sentezini kontrol eder ve bu da hamilelikte kansızlığın engellenmesini ve bebeğin gelişimi için hayati önem taşıyan kandaki alyuvarlar dengesinin uygun hale gelmesini sağlar. Bilindiği gibi alyuvarlar kanda oksijen ve karbondioksiti taşıyarak hücrelerin canlılığını sürdürmesinde rol oynarlar. Çok fazla demir içermesi sebebiyle, bir insan günde 15 tane hurma yiyerek vücudunun demir ihtiyacını karşılayabilir ve demir eksikliğinden kaynaklanan rahatsızlıklardan korunmuş olur.

Gözleri Kuvvetlendirir
Hurma A vitamini ihtiva ettiğinden hurma yiyenlerde özellikle gece körlüğü ve diğer göz zaafiyetleri olmaz. İkinci Dünya Savaşında gece hücumu yapacak olan Amerikan pilotlarına hedeflerini daha net görebilmeleri için hurma yedirmişlerdir. Göz sinirlerini kuvvetlendirici özelliği vardır.

Kemik Erimesini Engeller
Hurmada bulunan kalsiyum ve fosfat, iskelet oluşumu ve vücudun kemik yapısının dengelenmesi için çok önemli elementlerdir. Hurma, içerdiği bol fosfor ve kalsiyum ile kemik zayıflığına karşı bünyeyi korur ve bu hastalıkların azaltılmasına yardım eder.

Karaciğer Güçlendirici
B1 ve B2 vitaminleri ihtiva ettiği için karaciğeri güçlendirir. Karaciğer soğuk tatlıları sever. Onun için hurmayı kavun, acur, hıyar gibi (soğutucu) gıdalarla yemek daha uygun olur. Sünnettir. Tabipler tabibi Efendimiz (s.a.v.) hurmayı acurla yemişlerdir. Sarılık hastalığının iyileşmesine yardımcı olur.

Stres ve Gerginliği Gidericidir
Bilim adamları hurmanın stres ve gerginliği giderici etkisine de dikkat çekmektedirler. Berkeley Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalar, sinirleri güçlendiren B6 vitamininin ve kasların çalışmasında önemli rol oynayan magnezyum mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya koymuştur. Hurma ayrıca içerdiği magnezyum ile böbrekler için de son derece önemlidir. Bir insan günde 2-3 tane hurma yiyerek vücudunun magnezyum ihtiyacını karşılayabilir.

Hurmada bulunan B6 'Sinir Vitamini' diye adlandırılır. Stresli ve gergin yaşantısı olanlara sabah, öğle ve akşam saatlerinde üçer adet hurma yemesi son zamanlarda tıp adamlarınca tavsiye edilmektedir.

Sinir Sistemini Dinlendiricidir
İçerdiği B1-B2 vitaminleri ile sinir sisteminin sağlıklı olmasını kolaylaştırır ve dinlendirici etki yapar. Vücuttaki karbonhidratların enerjiye çevrilmesine, protein ve yağların vücudun diğer ihtiyaçları için kullanılmasına yardımcı olur. B2 vitaminiyle de, vücudun enerji sağlaması ve hücrelerin yenilenmesi için protein, karbonhidrat ve yağların yakılmasına yardımcı olur.

Sindirim Sistemini Çalıştırır, Kabızlığa İyi Gelir
Hurmaların yüksek oranda lifli ve şekerli oluşu bilinen bir gerçektir.
Araştırmalar göstermiştir ki farelerin mide ve bağırsak sistemi hurma verildiğinde hızlanmıştır. Bilim adamları lifli yiyeceklerin müshil etkisi olduğunu düşünüyorlar. Hurmalardaki şeker ve melatonin içeriğinin bağırsak sisteminin hızlandırmasına da etki edebileceği düşünülüyor.

Zayıflamaya Yardımcı Olur
Sindirim sistemini hızlandırıcı etkisiyle ve tok tutma özelliği ile son yıllarda hurma diyet listelerinde önemli yer tutmaya başlamıştır.

Folik Asit (B9) İçerir
Hurmanın besleyici oranının gücü, içerdiği uygun mineral dengesinden kaynaklanmaktadır. Hurmada, hamilelikte kadınların alması gereken bir B vitamini olan folik asit de bulunmaktadır. Folik asit (B9), vücutta yeni kan hücresi yapımında, vücudun yapı taşı olan amino asitlerin yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde önemli görevler üstlenen bir vitamindir. Bu yüzden hamilelikte folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük ihtiyaç iki katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz olduğunda yapısal olarak normalden büyük, ancak işlevleri düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve kansızlık belirtileri ortaya çıkar. Özellikle hücre bölünmesinde ve hücrenin genetik yapısının oluşmasında önemli rol oynayan folik asit, hamilelik sırasında gereksinimi iki katına çıkan tek maddedir. Hurma da, folik asit açısından çok zengin bir besin türüdür.
Potasyum Zengini
Yüksek enerjili bir yiyecek olmasının yanında hurmalar mineral zenginidir. Etkin mineral potasyumdur(648mg). Aynı zamanda fosfor, magnezyum, sodyum ve demir de içerir. Araştırmalar potasyum zengin bir beslenmenin farelerde mide ülserlerini yavaşlatabildiği ve önleyebildiğini gösterdi. Ayrıca doğum sonrası meydana gelen potasyum ihtiyacı da hurma tüketerek karşılanabilir.

Kan Kesici
Hurma yemek iç kanamayı durdurur. Onun için lohusa yemeği olmuştur. Haricen kanayan yere konsa kanı durdurur.

Cild Bakımında Kullanılır
Hurma suyu ile cilt pansuman edilir­se cildi besler, hamilelik ve güneş lekelerini yok eder.

Zihni Açıcı ve Dinlendirici
Hurma yemek, polenli hurma macunu ye­mek, ya da hurma kahvesi içmek, fikir işçileri için ideal gıdadır.
Beynimizin temel ihtiyacı fosfor hurmada bol miktarda bulunmaktadır. Yoğun zihinsel aktivitede bulunanların hurma tüketmeleri dinlendirici etki yapacaktır.

Balgam, Öksürük ve Gribe İyi Gelir
Meyve arasında en iyi göğüs ilacı hurmadır. Hurma yemek ya da polenli hurma macunu yemek soğuktan mütevellid hastalıkları iyileştirir.

Yarayı Çabuk İyileştirir
Hurma özü sürülür. Hurmanın yaprağı yakılıp külü basılır. Hurma zeytinyağıyla krem yapılıp sürülür. Hurma özü hurma ağacının tepesinde bulunur (çam sakızı gi­bi), beyaz renkli, süt tadındadır.

Ülsere Bire Bir ve Mideyi Kuvvetlendirici
Bazı ülkelerde halk arasında mide ülserlerinin tedavisinde hurma kullanımı denenmiştir. 2005'te ilgili bir dergide yayınlanan araştırmaya göre, hurma farelerde mide ülseri şiddetini azaltmıştır. Mide astarında hurmanın koruyucu bir görev yaptığı ve insanlarda da uygun olabileceği sonucuna varılmıştır.

Mideye faydalı olabilmesi için hurma yenmeye de­vam edilir. Polenli hurma macunundan aç karına bir tat­lı kaşığı yenmesi faydalıdır.

İftar Sağlığı
Hurma iftarda çok yemenizi engelleyebilir. Kolay sindirilebilir şeker bakımından zengindir. Düşük kan şekeri oruçtan sonra hissettiğiniz açlığın nedenidir. Birkaç hurma yiyip ondan sonra Akşam namazını kılarsanız vücudunuz kan şekerini ayarlama fırsatı bulur. Böylece siz de açlık hissini bastırmak için tıka basa yemek zorunda kalmazsınız.

Böbrek Harabiyetine Engel Olur
2008'de yapılan bir çalışmada hurma meyvesinden ve çekirdeklerinden elde edilen özün, bir antibiyotik (gentamicin) etkisi göstererek böbrek hasarını azaltıp azaltmadığı araştırıldı.

Özün böbreklerin korunmasında etkili olduğu ortaya çıktı. Bilim adamları hurmalardaki antioksidan (E Vitamini, askorbik asit ve melatonin) bileşiklerin bu korumayı sağladığını öne sürdü.

Böbrek kumları iltihabında hurma yenmeye ve polenli hurma macunu yenmeye devam edilir. Hurma suyu böbrek taşlarının parçalanmasında etkilidir.

Yaşlandırmayı Geciktiriyor
2002'de bir araştırma hurma palmiyesi özünün kırışıklık giderici yani yaşlandırma etkilerini geciktirici etkileri olduğunu ortaya koydu. Bunun nedeniyse hurma palmiyesi özündeki bitki hormonları. Araştırmaya göre içeriğinde yüzde 5 hurma palmiyesi özü bulunan kremi kullanan kadınların göz çevrelerindeki kırışıklık yüzeyi ve derinliği azaldı.

Çekirdekleri Bile Faydalı
Hurma çekirdeği karın şişliklerine, bağırsak gazlarına ve toksinlere karşı faydalıdır.

Çekirdekler parçalanarak su ile iyice kaynatılıp içilirse böbrek ve safra taşları olanlara iyi gelir.

Hurma çekirdeği yakılarak sürme gibi göze çekilirse kirpikleri uzatır, göz çapaklarına iyi gelir.

Çevre Dostu
Ormanların azalması ve nüfusun artması, odun yerine kullanılabilecek bitki lifleri gibi alternatiflere yöneltiyor. 2008'de İranlı araştırmacılar preslenmiş hurma palmiyesinden yapılan ağaçların genel kullanım için uygun olacak kadar sağlam olduğunu ortaya koydu.
Kaynaklar :Biyolog Yaşar Yeni'nin  Doğal ve Şifalı Bitkilerle Tamamlayıcı Tedaviler/Hurma AraştırmasıKuranmucizeleri.com




 
28.04.2020
Devamı

AB'den Tarladan Sofraya Kadar Tarım Eğitimine Destek

Yaşar Üniversitesi Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi, tarladan sofraya kadar tüm tarım-gıda zincirini en iyi hale getirmek amacıyla hazırlanan eğitim projesinde 893 bin 455 Avro destek kazandı.

Ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik konularında araştırmalar yaparak tarım ve gıda sektörüne nitelikli katkı sağlamayı hedefleyen Yaşar Üniversitesi, Hollanda'nın bu alanlarda dünya markası olan Wageningen Üniversitesi Araştırma Merkezi ile işbirliği de gerçekleştirecek. Bu hedefle 2021 yılında ilk öğrencilerini kabul edecek olan Yaşar Üniversitesi Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi, fakültenin ilk Avrupa Birliği (AB) projesini şimdiden hayata geçiriyor. Bu çerçevede Yaşar Üniversitesi, AB Erasmus+ Knowledge Alliances Programı kapsamında "AgTech7: Tarladan Sofraya Tarım Ve Gıda Teknolojileri Eğitimi İçin Tarım-Gıda İşletmeleri, Akademi ve Yatırım Melekleri Bilgi Müttefikliği Projesi" kapsamında 893 bin 455 Avro destek kazandı. Üniversite, toplam 195 başvurunun yapıldığı programda desteklenen 33 projeden biri olma başarısını gösterdi.

Tarım-gıda zincirinin en iyisi için eğitim

Projede; Türkiye, Yunanistan, Sırbistan, Belçika ve Hollanda'dan üç üniversite, iki sektörde çalışan araştırma merkezi, iki tarım ve gıda İşletmesi ve bir yatırım melekleri konsorsiyumu olmak üzere toplam sekiz ortak yer alıyor. Türkiye'den Yaşar Üniversitesi ile birlikte Çamlı Yem Besicilik'in de yer aldığı konsorsiyumda; Sırbistan'dan Novi Sad Üniversitesi ve BioSense Enstitüsü, Hollanda'dan Maastricht Üniversitesi, Belçika'dan Avrupa İş Melekleri Ağı, Yunanistan'dan ise Güneydoğu Avrupa Araştırma Merkezi ile Neuropublic kuruluşu bulunuyor. Beş ülkeden üniversite, merkezler ve melek yatırım kuruluşlarının yer aldığı proje ile tarladan sofraya kadar tüm tarım-gıda zincirini en iyi hale getirmek için kullanılabilecek teknolojilerden girişimciliğe kadar kapsamlı bir eğitim programı geliştirilecek.

Proje 3 yıl sürecek

3 yıl sürecek projede, Yaşar Üniversitesi adına Araştırma ve Yenilikçilikten Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Levent Kandiller, Açık ve Uzaktan Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Doç. Dr. Yasin Özarslan ile Endüstri Mühendisliği Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Dr. Efthimia Staiou yer alacak. Proje hakkında bilgi veren Prof. Dr. Levent Kandiller, "Tarım sektöründe yeni teknolojilerin benimsenmesi için temel ihtiyaç; öğrenci ve mezunların yanı sıra çiftçilerin ve endüstrinin de eğitimi. Proje ortaklarının deneyimi sayesinde uygulamalı ve teorik eğitim alacak öğrenci ve mezunlara ek olarak tarımdaki gelişmelerden haberdar olmak, teknoloji alanındaki yatırımların artmasına katkıda bulunmak amacıyla alandaki uzmanlar gibi profesyonellerin yanı sıra yatırımcılara da açık olacak" dedi.

Yapay zekadan girişimciliğe yedi modül

Kurulacak eğitim platformunun sorumluluğun Yaşar Üniversitesinde olduğunu da belirten Prof. Dr. Levent Kandiller, "Proje boyunca geliştirilen eğitim modülleri, doğrudan Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi programlarının müfredatına da katkı koyacak. Yedi modülde; çiftlik yönetimi bilgi sistemleri için veri analitiği, tarım-gıda değer zinciri için teknoloji uygulamaları, tarım finansmanında ve sigorta faaliyetlerinde tarım-gıdaya özel yenilikçi uygulamalar, nesnelerin interneti ve uydu sistemlerini kullanarak kaynakların verimliliği ve rekolte arttırma yöntemleri, tarım gıda tedarik zinciri yönetimi optimizasyonunda yapay zeka uygulamaları, tüketiciye özgü yeni pazarlama teknikleri geliştirme, çevik tarım-gıda girişimciliği konusunda katılımcılara işlerini hızlı geliştirme teknikleri eğitimleri yer alacak" diye konuştu.

Herkese açık bir öğrenme ortamı

Projenin sonunda, Yaşar Üniversitesi bünyesinde geliştirilecek Açık ve Uzaktan Eğitim Platformunda, kuramsal ve uygulamalı bilgiler yeni eğitim teknolojileri ile sunulacak. Herkese açık olacak bu online platform ile daha fazla insanın kolayca bilgiye ulaşması hedefleniyor. Ayrıca, proje kapsamında uluslararası bir tarım-gıda eğitimi konferansı düzenlenerek geliştirilen sistemler değerlendirilecek ve sektörün geleceği tartışılacak.
 
28.04.2020
Devamı

VİRÜSTEN SONRA YENİ DÜNYA DÜZENİNDE TARIM

Geçtiğimiz milenyumun yani 1000 yıllık dönemin son 20 yılında en fazla tartışılan konu Yeni Dünya Düzeni olmuştu. İçinde bulunduğumuz yeni milenyumun ilk 20 yılını geride bıraktık. Yani yeni dediğimiz bin yılın yüzde 2’lik kısmını bitirdik bile. Bu süreçte de küresel çaplı yeni düzen arayışı sürdü. Son 40 yıllık arayış boyunca özellikle Birleşmiş Milletler bütün ülkelerin mutabakatı ile önce “milenyum hedefleri” ve devamında da “sürdürülebilir kalkınma hedefleri” belirledi. Çevre koruma, açlık, adil gelir/refah dağılımı gibi konulardan oluşan bu hedeflere ulaşma konusunda devletler gayet gevşek ve maddiyatçı bir yaklaşım sergilendi. Bol konuşmanın olduğu fakat özellikle gelişmiş ülkelerinin ellerini ceplerine atmadıkları uluslararası konferanslar yapıldı. Sonra var olmak için insanlara hiç ihtiyaç duymayan doğa, kendini hatırlattı. Yeryüzünde insanlardan önce var olan virüsler, insanlık tarihi boyunca bizimle verdiği yaşam mücadelesinde sadece bir adım öne geçti. Aniden ölümcül bir salgın hastalık ile karşılaştık.

Başlangıçta bu hastalıkla mücadelenin yollarını ararken, zamanla hastalık sonrasında bizi nasıl bir Dünyanın beklediğini tartışmaya başladık. Hastalığın bir süre sonra biteceğini ve insanların virüslere karşı verdikleri savaşı yine atlatacaklarından eminiz. Bu nedenle daha felaket bitmeden yeni dünya düzeni yeniden ama bu sefer daha ciddi bir şekilde gündeme geldi. Öyle ki; bu düzenin kısa süre içinde radikal değişimlere neden olacağı, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ve insanların sergileyecekleri tutumun medeniyetin geleceğini belirleyeceği konusunda herkesin hem fikir olduğunu söyleyebiliriz.

Tabii olarak; bu değişim ile ilgili iddialarda bulunanlar ancak kendi sektörleri için konuşabilirler. Biz de salgın sonrası tarım sektöründe neler olacağını, birlikte düşünelim.

Salgının ilk günlerinde toplumda önce sağlık sektörü konuşulmaya başladı. Hemen sonrasında işsizlik, finansman, tüketim, lojistik, güvenlik gibi konular tartışılmaya başladı. İlk etapta hiç kimse hızla evlerine depoladıkları gıdanın nasıl tekrar üretileceği konusunu düşünmedi. Mevcut stoklar şimdilik herkese yetecek durumda görüldüğü için ciddi bir panik yaşanmadı. Bu nedenle en son konuşulan, akla en son gelen sektör tarım sektörü oldu. Her ne kadar, birkaç meslek kuruluşu konunun ciddiyetini “virüs insanı, açlık ise insanlığı öldürür” şeklinde çarpıcı başlıklarla basına taşıdılarsa da pek sonuç alamadılar. Maalesef bu haklı uyarılarda bulunanların, çiftçiye ve tarım işçilerine yönelik alınması önerdikleri önlemler sadece “destekleme paketleri” sınırlı kaldı. Sorumluluk tek başına devletin üstüne atıldı. Acil çözüm bekleyen birçok konu ile ilgilenmek zorunda olan idari kesimler, vatandaşa verilmesi gereken mali destek için bile yine vatandaşa müracaat etmek zorunda kaldığı bir dönemde, olağan olarak tarıma yönelik destekleme paketlerine dayalı eylemlerde bulunamıyorlar. Alınabilen kararlar ise, pansuman tedbirler olmakla suçlanıyor.

Peki tek suçlu idare mi?, Acaba, sorunun gerçek sahibi çiftçiyi ve tarı sektörünü temsil eden sivil toplum örgütlerinin bu süreçte hiç payı yok mu? Bu sorunun cevabını elbette herkesin kendi aklı ve vicdanı verecek. Cevap ne olursa olsun kesin olan bir şey var. Bugüne kadar sorunların çözümünü devletten bekleyen, ancak devlet destek verirse bir şey yapılabileceğine inanan zihniyetin, sorumluluğu yine devlete atması bize fayda sağlamayacak.

Bugün acilen tedbir alınması gereken sorunlar bulunmaktadır. Öncelikle yakın bir gelecekte toplumun gereksinim duyacağı gıdayı üretebilmek için halen sürdürülmekte olan tarımsal faaliyetlerin kesintisiz devam ettirilmesi ile ilgili bir dizi tedbir alınmalıdır:

1- Bunlardan ilki hiç şüphesiz çiftçilerin ve tarım işçilerinin sağlığının emniyet altına alınmasıdır. Bunun yolunun evde karantina olmayacağı aşikardır. O zaman koruyucu tıbbi hizmetlerin kırsal alanda yaygın ve sürekli olarak verilmesi sağlanmalıdır. Sağlık ocaklarında koruyucu hekimlik yapılmalı, üreticilere ve tarım işçilerine koruyucu tıbbı teçhizat dağıtılmalıdır. Hastanelerde bile bu yapılamazken kim dikkate alır çiftçiyi diye düşünebilirsiniz.

2- Üretici ve tarım işçilerinin üretim alanlarına hijyen ortamında ulaşmaları sağlanmalıdır. Büyük şehirlerde sağlık çalışanları, emniyet mensupları ve diğer meslek mensupları dolmuş bile bulamazken çiftçi kimim umurumda diye düşünebilirsiniz.

3- Üretim ile ilgili bütün girdilerin temininde hem hijyen şartlarının sağlanması, hem de maddi sıkıntıların azaltılması ile ilgili tedbirler alınmalıdır. Hastanelerde, eczanelerde ve lojistik firmalarında bu tedbirler alınamazken çiftçiyi kim dikkate alır diye düşünebilirsiniz.

4- Değer zincirindeki kopmalar nedeniyle, üretilen mevcut tarımsal ürünlerin, tüketiciye ulaştırılmasında yaşanan sorunlar, öncelikle üreticinin kazancını sıfırlamakta ve sonraki üretime geçmesini engellemektedir. Toplumun büyük bir çoğunluğunun geliri düşerken çiftçinin gelirini kim, niye önemsemeli diye düşünebilirsiniz.

Bugün siz bunları kendinize göre haklı gerekçeler ile düşünürken; kısa bir süre sonra gıda temini ile ilgili yaşanacak sorun, şu anda önemli olduğu sanılan bütün sorunların önüne geçecektir. O zaman bu tedbirler mutlaka alınacak demektir. Burada esas sorun; eğer yönetimler bunu tek başların başaramıyorlarsa, bu iş nasıl gerçekleştirilecektir.
İnternette basit bir araştırma ise; hükümetlerin korona salgınıyla mücadelede yetersiz kaldığı yerlerde kooperatiflerin nasıl etkili olduğunun örneklerini görebilirsiniz. Sağlık, eczacılık, bankacılık, finans, iş bulma, tedarik gibi konularda faaliyet gösteren kooperatifler halka maddi ve manevi desteklerde bulunuyorlar. Yardım kampanyaları oluşturuyor, yardımları ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor ve ortaklarının ekonomik faaliyetlerinin sürdürülmesini sağlıyorlar.

Yani esas sorunun cevabı; üretici örgütleri özellikle kooperatiflerdir. Maddi ve manevi her sorunda ortaklarını korur ve destek olurlar, gerektiğinde ulusal ya da uluslararası destek mekanizmalarını kullanabilirler, büyük sorunlar karşısında devlet ile muhatap olup alınacak hizmetlerin organizasyonunda işbirliği yaparlar, ortağının ürününe değer zincirinde tüketiciye ulaşana kadar sahip çıkarlar. Güçlü kooperatifler, ortaklarının ürünlerini en avantajlı şekilde tüketiciye kadar ulaştırabilmektedirler. Kendi tedarik imkanları ile ihtiyaç duyulan girdiyi sürekli en uygun şartlarda sağlayabilmektedirler. Sağlık ve korunma hizmetleri ile ilgili tedbirlerin kırsal alanda yaygınlaştırılmasında bile hem düzenleyici, hem de maddi olarak yüklenici rolünü üstlenebilirler. Kooperatifler çiftçinin üretimden gelen gücünü, işbirliği ile katlayarak arttıran lokomotif misali dev kuruluşlardır.

Durum çok ciddi olmasına rağmen; tarım sektörü olarak bu sefer şanslıyız.

Çünkü bu salgın hastalık yetiştirdiğimiz ürünlere zarar vermiyor ve onlar üzerinden insanlara bulaşmıyor. Daha önce benzer durumlar ile karşılaşıldığında zor durumlara düşülmüştü. Hastalık olup olmadığına bakılmaksızın bütün hayvanlar itlaf edilmişti. En başta çiftçiler olmak üzere sektördeki bütün paydaşlar hem maddi, hem manevi kayba uğramıştı. Özellikle dar gelirli tüketici gıdaya ulaşmakta zorluk yaşamıştı. Peki, bu salgında yine böyle olsaydı; maddi ve manevi bakımdan hazır mıydık? Çiftçiye kim yardım edecekti?
Bu durumda da cevap yine kooperatifler, üretici örgütleridir. Kooperatifler tarafından uygulanabilecek yedek akçe sistemleri, acil durum eylem planları, sigorta şirketleri ile toplu pazarlık yöntemleri, sahip oldukları sağlık teknik personeli ve ekipmanları ile alabilecekleri birçok tedbir bulunmaktadır.

Burada mühim olan her musibette bir hayır vardır diyerek geçmişten ders alabilmektir. Gelecekte Allah’a tevekkül etmeden önce Allah’ın bize verdiği aklı kullanarak tedbir almak gerekmektedir. Ama çiftçinin tek başına büyük felaketlere karşı tedbir alabilmesi neredeyse imkansız denecek kadar zordur. Kooperatifler iyi günde emeğinizin karşılığını almanızı sağlamanın yanı sıra kötü günde çiftçinin yanındadır. Gelecek sefere daha kötü şartlarla karşılaşırsak, babayiğit bir güce sahip olmalıyız.

Bu felaket, bugüne kadar yaşanan krizlerde halkımızı aç bırakmayan, her koşulda daima üretmeye devam eden çiftçimizin önemi bir kere daha ortaya çıkartmıştır. Hastalık toplumun bir kısmını alır götür ama açlık geri dönüşü olmayan çok daha ağır tahribatlar yapabilir. Yeni Dünya Düzeni oluşurken, ülkemizin tam bağımsızlığını koruyabilmesi bakımından silahtan daha büyük etkiye sahip tarım sektörünün önemi halkımıza açıkça izah edilerek toplumun desteği sağlanmalı ve bir sonraki kriz için şimdiden kooperatiflerimizle tedbir almaya başlamalıyız.

Dr. Erhan Ekmen 
Ziraat Yüksek Mühendisi

 
27.04.2020
Devamı

Çam Balı Türk Gıda Kodeksinde

Türkiye Arıcılar Birliği Başkanı Ziya Şahin, Türk çam balının gıda kodeksinde yerini aldığını ve Tarım ve Orman Bakanlığının Türk arıcılarına yaptığı en büyük tarihsel görev olduğunu belirtti.

Dünya çam balının yüzde 92'sini Türkiye'nin ürettiğini, dünyanın çam balını Türkiye'den aldığını dile getiren Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Şahin, "Dış pazara balı satarken, hep Avrupalıların kendi kriterleri olan Alplerde olan salgı balı, yani kara basra balı olarak alıyorlar. Bizim çam balı, salgı balı değil, salgı balı 45 gün üretilir, çam balı yılın 9 ayında üretiliyor" diye konuştu.

"Kendi ürettiğimiz balı kendi kriterlerimiz ile satma özgürlüğüne kavuştuk"

Türkiye arıcılığında, Avrupalıların çam balı alırken büyük bir haksızlık yapıldığını söylen Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Şahin, "Türkiye'de üretilen balı bilimsel raporlar ile bunu ortaya koyamadık. 10 yıldan bu yana Türkiye arıcısını özellikle Muğlalılar olmak üzere yapılan bilimsel çalışmalarda iki tane bilimsel çalışmanın sonunda artık Türk gıda kodeksi alt ve üst komisyonlarının katkılarıyla Türkiye'deki üretilen çam balı gıda kodeksine girdi. Kodekste kendi özelliklerimiz çerçevesinde çam balı olarak girdi. Bu Türkiye arıcısının ve ihracatçının da önünü açan bir davranıştır. Tarihsel bir görevdir. Kendi ürettiğimiz çam balını kendi kriterlerimizle satma özgürlüğüne kavuştu. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Türk arıcılarına yaptığı en büyük tarihsel görevdir" dedi.

Ham bal da gıda kodeksinde

Çam balının yanı sıra ham balın da kodekste yerini aldığını hatırlatan Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Şahin konuşmasına şöyle devam etti:

"Ham bal arıcılarımızın ilk ürettiği kovandan çıkardığı baldır. Bu bal hiçbir ısı işlemi görmeden üretilip sofralara giden baldır. Bu ham bal da gıda kodeksinde yerini almıştır. Bu ham bal bütün dünyada vitrinlerde var. Ham bal ısıl işlem görmeden pazara çıkıyor. Türkiye üreticisi de kristale olmuş bala dört elle sarılmalı. Kristale edilen bal doğal baldır."

"Tarihsel bir görevi yerine getirdik"

Çam balının ve ham balın Türk Gıda Kodeksinde yerini almasının tarihsel bir görev olduğunu söyleyen Şahin, "Türk Gıda Kodeksi'nin 22 Nisan'da resmi gazete yayımlanan bal tebliği ile çak balı ve ham bal kodekste yerini aldı. Öncelikle başta Muğla arıcılarımız ve sektörümüz olmak üzere tüm arıcılık camiasına hayırlı olması diliyoruz. Yeni bal tebliğinin yayımlanma sürecine kadar birliğimizce çok yoğun çalışmalar, projeler yürütülmüş olup bu noktaya gelinmiştir. Şöyle ki, özellikle çam balı üretiminin merkezi olan bir ülkede bu ürünün özelliklerini de yine ülkemizde yapılacak bilimsel çalışmalardan elde edilecek veriler ışığında hazırlanmasını öncelik kabul ettik ve çalışmalarımızda bilimsellikten asla vazgeçmedik. Bugün, ülkemizde yapılan bilimsel çalışmalar ışığında hazırlanmış bir tebliğimizin olduğunu ve bu çalışmalarda her zaman yer alan MAYBİR olarak bizler tarihsel bir görevi yerine getirmiş olmanın haklı gururunu yaşıyoruz" dedi.

Yürürlükten kaldırılan tebliğde özellikle çam balına ait bazı değerlerin tebliğde belirtilen değerler ile örtüşmediğini ve bu durumun başta arıcılar olmak üzere tüm sektöre ciddi zararlar verdiğini her platformda dile getirdiklerini belirten Şahin, "Örtüşmeyen ve uzun yıllardır mücadelesini verdiğimiz, çam balı ihracatımıza en büyük darbeyi vuran değer 'Balda protein ve ham bal delta C13 değerleri arasındaki fark ve bu fark üzerinden hesaplanan C4 şeker değeridir.' Yürürlükten kaldırılan tebliğde C4 değeri en fazla yüzde 7 olarak belirlenmişti. Ancak birliğimizce yaptığımız çam balı analiz çalışmalarında ve laboratuvarlardan aldığımız sonuçlara baktığımızda söz konusu bu C4 değerinin tebliğde belirtilen değerden zaman zaman yüksek çıktığı ve bunun neticesinde üretici çam balını pazarlamada çok büyük sorunlar yaşadığını görüyorduk. Ayrıca ilimizde paketleyici ve ihracat yapan firmaların da birliğimize yazılı olarak söz konusu bu C4 değerinin büyük sorun oluşturduğu ve çözüme kavuşturulması konusunda bizlerden talepleri de olmuştur. Tüm yapılan bu çalışmalardan elde edilen veriler haklılığımızı ortaya koydu ve neticesinde bugün yeni bal tebliğimizde arıcılık sektörümüze büyük darbe vuran çam balımızda 'Balda protein ve ham bal delta C 13 değerleri arasındaki fark ve bu fark üzerinden hesaplanan C4 şeker değeri aranmaz ibaresi yer almıştır" dedi.

"Sürece katkı koyanlara teşekkür ediyorum"

Çam balının gıda kodeksinde yer almasında emeği geçenlere teşekkür etti. Şahin, "Gelinen noktada uzun yıllardır ve çok zorlu süreçler neticesinde Muğla İli Arı Yetiştiricileri Birliği olarak yaptığımız ve yürüttüğümüz çalışmaların karşılığını almış bulunmaktayız. Çam balı üretimin başkenti Muğla emeği geçen Başta Bakanlığımıza, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğümüze, Gıda Kontrol Genel Müdürlüğümüze, Muğla Tarım ve Orman İl Müdürlüğümüze, üniversitelerimize ve akademisyenlerimize ve bu süreçte tüm çalışmalarımızda her daim yanımızda olan hiçbir zaman desteğini esirgemeyen emektar arıcılarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum" dedi.
 
27.04.2020
Devamı

Kaya Kartalına Milli Parklar'dan Anlamlı TAKİP

Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Burdur’da bir kaya kartalı yuvasına kamera yerleştirilerek, yuvadaki iki yavru ve ebeveynleri takibe aldı. Kaya kartalı ailesinin yuvayı tek edene kadar kayıt altına alınan görüntüleri ise belgeselleri aratmadı.

Yırtıcı kuş türlerinin beslenme davranışlarının kaydedilerek besin zinciri içerisinde yer alan canlıların ve yaşam alanlarının korunmasına yönelik olarak eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinde kullanılmasının amaçlandığı bu çalışmada, yaklaşık üç haftalık yavru iken tespit edilen yavruların yuvadan uçana kadar ebeveynleri tarafından hangi canlılarla beslendiği tespit edildi. Bu süreçte yabani tavşan, tilki, kaplumbağa, kertenkele ve yılan gibi canlıların, kartalların temel besinini oluşturduğu gözlendi.

Ülkemizde bugüne kadar tespit edilen on kartal türünden biri olan ve son derece iri olan kaya kartalı geniş bir yayılışa sahiptir. Karadeniz ve Ege kıyıları ile İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’nun güneyi hariç her yerde dağılım gösteren kaya kartalı genellikle yüksek dağları sever ve kayalık, ormanlık alanları tercih eder. Dağların özellikle sarp kayalık kısımlarını yuva yeri olarak tercih eden türün besinlerinin çoğunluğunu memeli türler oluşturuyor. Türün ülkemizde üreyen popülasyon büyüklüğünün, 2000 ila 3000 çift olduğu tahmin ediliyor.

Ülkemizin yaban hayatı çeşitliliğini yakından takip ettiklerini ifade eden Tarım ve Orman Bakan Dr. Bekir Pakdemirli ise “Ülkemiz biyoçeşitlilik bakımından oldukça zengin ve biz bu zenginliğimizi koruyarak gelecek nesillere aktarmak için yoğun çaba sarf ediyoruz. Doğaya yerleştirdiğimiz binlerce kamera sayesinde yaban hayvanlarının hareketlerini kayıt altına alarak koruma çalışmalarımıza altlık oluşturuyoruz” diye konuştu.
 
26.04.2020
Devamı

GÖZLE GÖRÜLMEYEN DÜŞMAN "KORONA"

Koronavirüs (COVİD 19), oluşturduğu hastalıkla bütün dünyayı kasıp kavuruyor. Tüm hızıyla ilerliyor, sorun  olmaya, insan öldürmeye hala devam ediyor.  Haliyle akşam- sabah bizlerin de aklından çıkmıyor, konuşmalarımızdan   eksik olmuyor. Ana ekrana kilitliyor bizi, ‘acaba bugün kaç test yapıldı, kaç kişi etkilendi, ne kadar insanı kaybettik ? ’. Sanki bu soru ve cevaplara da alıştık hani.  Artık hastalık bulaşma sıralamasında Çin liderliği Amerika’ya kaptırdı. Avrupa da İran'ı solladı.
Biz de Avrupa’da İngiltere’den sonra 6. sıraya geldik. Her gün yaklaşık 2-3 bin insanımız hastalığa yakalanıyor. Günlük hasta kaybımız 60-80 kişi aralığında gidip geliyor. Ancak, moral bozmak yok !  Öyle ya da böyle yeneceğiz bu canavarı. Toparlanacağız tez zamanda, bir çoğumuz buna inanıyor, bunu temenni ediyoruz. Fakat yenmeye yeneceğiz de ‘bu belayı nasıl savuşturacağız?’ Herkes kısa zamanda bilim insanlarının bulacağı mucize bir ilaç, aşı veya bir tedavi yöntemi bekliyor. Bunu kullanan insanların da hemen iyileşmesini umuyor.  Malesef hiç de öyle olmayacak. Biz ilacı bekleye duralım. Hızla kendine kurban bulan virüs milleti hastanelik edecek.  

Değerli okurlar bir daha buradan belirteyim ki, sorun ancak virüsle teması kesip vücudumuza almayarak çözülebilir. Onu kendimizden, evimizden, çoluk çocuğumuzdan ırak tutmak zorundayız. Bangır bangır yetkililer bağırıyor, uyarıyor bizi. Lütfen işiniz yoksa, mecbur değilseniz “EVDE KALIN, DIŞARI ÇIKMAYIN ” ama nerde !… Ne hikmetse bazı insanlar bunu duymuyor, pek aldırış etmiyor. Bakın, koyulan kural bir delindi mi, enfeksiyon hızı fırlayacak, canavar hortlayacak ve daha fazla insanı kendi pençesine düşürecek. Bunu Amerika, İtalya gibi örneklerde gördük, görüyoruz. Şimdi bu gamsızlara sesleniyorum, “illa COVID adlı düşmanı kendi gözünle görüp, bir tanıman mı gerekiyor? İlla endamını süzüp, bir tarttıktan sonra “ işte benim aradığım düşman” mı diyeceksin?” Yapmayın, yok böyle bir düşman, yok böyle bir şey! Lütfen aklımızı başımıza alalım, duyarlı olalım artık. 

Unutmayın! herhangi bir salgın, hele de pandemi (dünya çapında yayılma) ancak ve ancak, virüse fırsat tanımamaktan geçer. O da insanların en az 14 gün boyunca topyekün sokağa çıkmadan evde kalmasıyla mümkündür. İşin uzmanları böyle bilip, böyle söylüyor. Aksi halde istenmeyen sonuçları hep birlikte çekeceğiz.

Durumu başka bir yönden değerlendirelim. Bakın, bu tür salgınlar dünyada, insanlardan çok hayvanlar arasında daha fazlaca yaşanıyor.  Dolayısıyla gerek viral, gerekse bakteriyel kökenli sagınları sıklıkla veteriner hekimler yaşıyor, uğraşıyor ve tecrübe ediyor. Böylesi facialar, böylesi dertler belki dünya çapında 100-200 yılda bir meydana gelir. Hayvanlar arasında çıkan salgınların bazıları da insanlara bulaşıyor ve tehlike yaratabiliyor. Örneğin; kolera, veba, tifo ya da tüberküloz vb. Yıllarca birçok insanı öldürmüş ve pek çok hayvanı da telef etmiştir. Örneğin 1700’lü yılların sonunda dünyada çıkan sığır vebası hastalığı, milyonlarca insanı açlığa sefalete itmiş, hatta bu gibi sorunları çözmesi amacıyla Avrupa'da (Fransa’da) Veteriner Fakültesinin kurulmasına vesile olmuştur.

Pastör gibi bir kimyacı kuduz başta olmak üzere viral ve bakteriyel hastalıklara çare olmak için çalışmış didinmiştir. Yine 20. yüzyılın başlarında İspanya'da başlayan ve tüm dünyayı saran grip salgını da milyonlarca insanı katlettikten sonra 1. dünya savaşının bitmesine katkı sağlamıştır. Bu olaylar meydana gelirken ülkemizde tabiplerin yanı sıra veteriner hekimler de canla başla çalışmıştır. Yakın tarihe bir göz atarsak; veteriner hekim bakteriyolog  Adil Mustafa Şehzadebaşı (1871-1904) sığır vebası aşısını araştırırken, Fransız araştırıcı Nicolle ile birlikte tek hücreli kan protozoonlarını bulmuş, ayrıca difteri, sığır vebası ve kızıl hastalığına karşı tedavi edici serum geliştirmiştir.  Tuğgeneral Ord. Prof. Dr. Süreyya Tahsin Aygün (1895-1981) Türk Üniversal Antraks Aşısını geliştirmiş, dünyada ilk kez sığır vebası aşısını bulmuş. Dünyada ilk Tüberküloz (Verem) ve Ruam hastalıklarını teşhis etmek için test geliştirip, uygulamış ve üretmiş. Yine dünyada ilk olarak damar içi Antraks aşısını bulup uygulamış, ayrıca 1960 yılında kök hücrenin varlığını ve tedavi edici özelliğini dünyada ilk olarak gündeme getirmiş ve daha bir çok konuda öncü olmuş biridir. Veteriner hekim bakteriyolog Ahmet Şefik Kolaylı da (1886-1976) Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul işgal edilince, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’daki Bakteriyolojihane’nin aşı üretim malzeme ve hayvanlarını bir trene yükleyip ülkenin aşı  ve serum ihtiyacını bir dönem karşılamış ve daha bir çok yararlı işte katkı sağlamıştır. Bunlar gibi dünden bu güne daha pek çok örnek saymak mümkündür.

Geçenlerde bir televizyon programında rastladım. Prof. Dr. İbrahim Saracoğlu konuşmasında; " Bakın şunu söylüyorum, 1933'de Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi kuruldu. Biliyorsunuz korona virüs hayvandan insana geçen zoonoz kökenli bir hastalık. Çok fazla veteriner hekimimiz var, onlarla birlikte eczacılık fakültesini de bu işin içine alarak aşı ve ilaç geliştirebiliriz.

Veteriner Fakültesinde Viroloji Anabilim Dalı ve yetişmiş virologlar var. Tıp fakültelerinde Viroloji Anabilim Dalı şeklinde değil ve veterinerler kadar tecrübeli uzman kişiler yok denecek kadar az. Ayrıca veterinerlerin bilgi ve tecrübeleri oldukça yüksek. Bu nedenle Koronovirüsle mücadelede en iyi ve etkili çalışmalar veteriner hekimlerle eczacıları bir araya getirerek yapabiliriz
"  diyordu. Bakın şimdilerde de büyük bir gururla yazıyorum, önce Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Öğretim üyesi Prof. Dr. Aykut Özdarendeli (veteriner hekimdir) hocamız COVID 19 virüsünü izole etti. Sonra da Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Başkanı ve Biyoteknoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Aykut Özkul hocamız korona virüse karşı serum, aşı ve ilaç üretiminin ilk adımı olan yeni tip korona virüsü izole etmeyi başardığını bildirdi. Sayın Saracoğlu'nun konuşması tam olarak bunları işaret etmektedir. Ancak bu kadar tecrübe, bu kadar geri plana rağmen bakıyorum güncel tartışma programlarında o kadar az başvuruluyor ki veteriner hekim görüşlerine, pandeminin çözümü sanki tek başına tabiplerin gayretleriyle çözülecekmiş gibi lanse ediliyor. Bu bakış açısı hiç doğru değil. Sağlık sektörü kimsenin tekelinde olamaz, olmamalı. Eğer gelişmek, muasır medeniyetler seviyesine erişmek istiyorsak, bu alanı her birim kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde kullanmalıdır. Artık at gözlüğü takarak program yapma huyunu da tüm basın-yayın derhal terk etmelidir. 

Burada yeri gelmişken vurgulayalım; son yıllarda Dünya Sağlık Örgütünün de önemsediği TEK TIP denilen bir alan daha vardır. Özellikle; tabip, veteriner hekim, diş hekimi, eczacı, biyolog ve genetik uzmanlarının hep birlikte salgınlar ve enfeksiyöz hastalıklar karşısında işbirliği yaparak çalışması esasına dayanmaktadır. Bir dayanışma bir etkileşim temelinde sorunların çözümünü amaçlıyor. Artık dünya COVID 19 pandemisinden sonra her yönüyle değişecek. Bu bilinen bir gerçek. Ekonomiden tutun da sağlığa, sağlıktan tutun da tarıma kadar her sektör tek tek etkilenecek. Yepyeni alanlar açılacak, bu besbelli. Biz de sağlık sektörünü tekrar gözden geçirip tam manasıyla güncellemek zorundayız artık. Yoksa ayrı ayrı meslek kuruluşlarına, temsilciliklerine bölünerek, paramparça faaliyetler fasit daire içinde dönüp durulacak, sonuçta adam akıllı hiç bir şey yapılamayacaktır.

Tekrar konumuza gelelim. Eğer bir bölgede hayvanlarla ilgili bulaşıcı bir hastalık meydana gelmişse, olay yeri (mihrak) hemen tespit edilir. Hastalığın yayılma hızına göre, talimatlarda bildirilen miktarda bir yarıçap (örnek olarak; 3-10 km) belirlenir. Merkez baz alınarak harita üzerinde yasaklı saha tespit edilir ve hemen alan giriş çıkışlara kapatılır. Yani karantinaya alınır. Uygulanacak karantina süresi de hastalıkların türüne göre belirlenir. Bu 15 gün olabildiği gibi, kuduz hastalığında 6 aya kadar da çıkabilir. Yalnız hastalık Korona pandemisindeki gibi çok kolay ve hızlı bulaşıyorsa, onun için herhangi bir çap, bir alan çizilmez. Acilen yetkili birimlerce karar alınarak; bir şehir, bir bölge veya ülke çapında  uygulamalar başlatılır. Tıpkı şimdi yapılanlar gibi. Bu önlem, işin en zor ama en can alıcı noktasıdır. Çünkü hastalığın yayılımını durdurur ve sürü bağışıklığı şekillenirse enfeksiyon kendiliğinden söner gider. Fakat unutmayalım ki her salgının, her pandeminin ağır bir faturası çıkar ve hepimiz de bunu zorunlu olarak öderiz. Dolayısıyla yapılan kısıtlamalar ne kadar kısa sürer, ne kadar çabuk biterse vereceği kayıplar da o oranda az olacaktır. O nedenle, gelin bu hassas süreci en az 14 gün süreyle evlerimizde, ailemizle birlikte sükunet içinde geçirelim. Ne olur, şu günlerde salgının hızı ülkemizde kendini sabitlemişken, bu seviyede tutalım ve bu illetten bir an önce kurtulalım.

Ülkemizde devlet büyükleri mevcut sorunu adım adım takip ederek, aynen bu yöntemi kullanıp çözmeye gayret ediyor. Özellikle aktif olarak çalışan sağlık görevlilerimizin her biri  cephede savaşan bir asker gibi hayatlarını ortaya koyuyor. Bizlerin sağlık, rahat ve huzurunu korumak için canla başla çalışıyorlar. Ben bu vesileyle bir defa daha onlara sonsuz kez teşekkür ediyorum. Hayata veda eden meslek şehitlerine de şükranlarımı sunuyor, yüce Allah'tan rahmet diliyorum. Tüm yaşananları görüp ders almayan, keyfi olarak illa sokağa çıkanlara da teessüflerimi iletiyorum. Lütfen onları taşkınlığa yol açmadan uygun bir dille uyaralım. Yaptıkları yanlışı düzeltmelerini teklif edelim. Bakın 65 yaş üstü insanlar sokağa çıkmasın denildi. Ekrana hiç de hoş olmayan görüntüler yansıdı. Asla böyle şeyler olmamalıdır.  Aynı şeyler 20 yaş altı gençlerimizi kontrol için de geçerlidir. Lütfen kendimizi ve tüm sevdiklerimizi korumak için, dışarı çıkmayalım, sağlıcakla EVDE KALALIM.
 
     Dr. Öğr. Üyesi Hakan KEÇECİ
    Bingöl Üniversitesi Veteriner Fak.
    Ana Bilim Dalı Başk.

 
 
25.04.2020
Devamı

Ramazan'da Gıda İşletmelerine Sıkı Denetim

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Ramazan'da gıda işletmelerine yapılacak denetimlere ilişkin değerlendirmede bulundu.
Bakan Pakdemirli, Bakanlık tarafından gerekli tüm tedbirlerin alındığını ve resmi gıda kontrollerinin artarak devam edeceğini belirtti.

RAMAZAN'DA SIKI KONTROL

Pakdemirli, "Halkımızın beslenme alışkanlıklarında oluşacak değişiklikleri göz önünde bulundurarak, özellikle tüketimi artacak unlu mamuller, ekmek, tatlı, şeker ve şekerli mamuller gibi gıda ürünlerini üreten ve satan işletmelerin resmi kontrollerine ramazan süresince ağırlık verilecek." dedi.

Sosyal mesafenin korunması, işletmede çalışan personelin mutlaka maske takması, alışveriş mekanına kısıtlı sayıda müşteri alınması, el hijyeni için dezenfektan kullanılması, maske takmayan müşterilerin işletmeye alınmaması ve gerekli her türlü hijyen tedbirinin eksiksiz olarak uygulanması yönünde ramazan ayı öncesinde gıda işletmelerine yönelik bilgilendirmeleri yaptık."

"SON TÜKETİM TARİHİNİ TİTİZLİKLE KONTROL EDECEĞİZ"
Ramazan paketi gönderilmesinin bu ay içinde yoğun olarak uygulandığını anımsatan Pakdemirli, "Muhtelif gıdaların bir arada yer aldığı bu paketlerin, satış ve dağıtımının yapıldığı iş yerlerine yönelik denetimlerde paket içeriğinde bulunan gıdaların son tüketim tarihi ve etiket bilgilerini de titizlikle kontrol edeceğiz." ifadelerini kullandı.
 
 
 
24.04.2020
Devamı

Buzağı Desteği ,Sürü Büyütme ve Yenileme Destekleri Ödeniyor

 Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, bugün ödenmeye başlayacak destek ödemeleriyle ilgili açıklamalarda bulundu.

Bakan Pakdemirli, 2019 yılı 1. dönem buzağı desteği, sürü büyütme ve yenileme ile sertifikalı tohum üretim desteklemeleri kapsamında yetiştiricilerimize toplam 1 milyar 626 milyon lira ödeme yapılacağını söyledi.

Bakan Pakdemirli destekleme ödemelerine ilişkin şunları kaydetti

“2019 yılı 1. Dönem Buzağı Desteği kapsamında; 81 ilde, 701.111 yetiştiricimize, 1 milyar 434 milyon TL,

Sürü Büyütme ve Yenileme Desteği kapsamında; 80 ilde, 71.845 yetiştiricimize, 187 milyon TL,

Sertifikalı tohum üretim kapsamında; 7 ilde, 11 firmamıza, 5 milyon TL’lik ödemeyi,

bugün saat 18:00’dan sonra TC Kimlik numaralarının son hanelerine göre ödemeye başlayacağız

2019 yılı 1. Dönem Buzağı Desteği ile Sürü Büyütme ve Yenileme desteği kapsamındaki ödemeler, TC Kimlik numaralarının son rakamı 0 olanlara bugün, son rakamı 2 olanlara 30 Nisan,  4 olanlara 8 Mayıs, 6 ve 8 olanlara ise 15 Mayıs’ta saat 18:00'dan sonra yapılacak”

Bu ödemeler ile birlikte 1 Ocak 2020 tarihinden itibaren ödenen desteklemelerin toplam 12,4 Milyar TL’ye ulaştığını vurgulayan Bakan Pakdemirli “Toplam 22 Milyar TL olan tarımsal desteklerin %56’sı ödenmiş olacak. Tüm çiftçi ve yetiştiricilerimize hayırlı olsun” diyerek sözlerini tamamladı.
 
 
 
24.04.2020
Devamı

Şeker İş'den Ramazan Öncesi Yapay Tatlandırıcılar İçin Uyarı

Şeker İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök “Halkımızın salgın hastalık korona günlerinde bağışıklığımızı düşürecek ucuz ve merdiven altı ürünlerden uzak durmalıdır.” Dedi. Genel Başkan Gök NBŞ vurgusu yaparak şunları kaydetti.

“Şeker sektörünün baş aktörü olan şeker pancarından üretilen doğal şekerin güvenilir gıdalar arasında yer aldığı, buna karşılık pancar şekerinin muadili olarak algı oluşturulmaya çalışılan ve insan sağlığı için tehlikeli olduğu öne sürülen Nişasta Bazlı Şekerlerin ise doğal şekerlerin yerini alamayacağı yönünde net tavrın sergilenmesi gerekmektedir.” Dedi.

Başkan Gök tüketiciye yönelik mesajlar vererek merdiven altı ürünlerin alınmamasını istedi .

“Toplumsal hayatımızda huzur, sosyal yardımlaşma ve kaynaşmanın yoğun olarak yaşandığı af, mağfiret ve bereketin sembolü olan Ramazan ayına hep birlikte kavuşmanın mutluluğu içerisindeyiz.
Ramazan ayının başlamasına sayılı günler kala iftar sofralarının vazgeçilmezi gıdalara da rağbet artıyor.  Artan rağbetle birlikte tüm dünyada ve ülkemizde, zaten pahalı olan gıda fiyatlarına birde salgın hastalık Korona da eklenince içinden çıkılmaz bir hâl almaya başlıyor.

Merdiven altı üretimlerde kullanılan yapay tatlandırıcılar halk sağlığını tehdit ediyor. Korona günlerinde bağışıklığımızı düşürecek ucuz ve merdiven altı ürünler virüsten bile daha tehlikeli olabilir.

Merdiven altı imalatı yapan yerlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Buda beraberinde gıda güvenliği sorununu daha da çok öne çıkarıyor. Gıda mevzuatını bilmeyen eğitimsiz merdiven altı üreticiler tarafından üretilen ürünlerde yasal olarak kullanımına izin verilmeyen aroma ve renklendiricilerin kullanılması ürkütücü boyutlara ulaşması öngörülüyor. Özellikle kayıt dışı istihdamın yoğunluklu olduğu bu yerlerin ucuz olduğu gerekçesiyle tercih ettikleri nişasta bazlı şeker ve yapay tatlandırıcılar sağlığımız açısından bir tehdit unsuru oluşturabiliyor.

 Hâl böyle olunca insanlarımız ucuz diye satın alırken belki de telafisi mümkün olmayan hastalıklara davetiye çıkartıyorlar. Ödediğimizden kat kat fazlası ise sağlık harcamalarına gidiyor ve sağlığımız geri gelmiyorsa o halde cebimizin değil ne yiyip içtiğimizin önemi daha da artıyor.

Bu noktada halkımız sağlıklı ve doğal pancar şekerinden üretilmiş ürünleri kullanmasını tavsiye ediyor, özellikle bu salgın günlerinde bağışıklığımızı düşürecek bu ucuz ve merdiven altı ürünlerden uzak durmalılarını öneriyoruz.

İnanın bu ürünler sağlığımız açısından Korona virüsünden bile daha tehlikeli olabilir.

Ayrıca diğer bir konu ise şeker sektörünün baş aktörü olan şeker pancarından üretilen doğal şekerin güvenilir gıdalar arasında yer aldığı, buna karşılık pancar şekerinin muadili olarak algı oluşturulmaya çalışılan ve insan sağlığı için tehlikeli olduğu öne sürülen Nişasta Bazlı Şekerlerin ise doğal şekerlerin yerini alamayacağı yönünde net tavrın sergilenmesi gerekmektedir.

 
Kendi yemediğini insanlara yedirmeye çalışanlara dikkat edilmelidir!

Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası olarak diyoruz ki; Bilinçli gıda tüketicisinin, ne yediğini, ne içtiğini bilmesi gerek. Çoğu vatandaşımız satın aldığı gıdaların etiket bilgilerindeki üretim ve son kullanım tarihlerini kontrol ediyor. Sağlıklı gıda tüketimi için bu önemlidir. Ancak aynı duyarlılığı gıdanın etiketi ve içeriği konusunda da göstermeliyiz.

Merdiven altı diye tabir ettiğimiz sağlığa uygun olmayan ve hangi maddeler ile yapıldığı bilinmeyen ürünlere, kısaca kendi yemediğini insanlara yedirmeye çalışan dolandırıcılara karşı dikkat etmeliyiz.

Halkımızı bilinçli ve sorgulayan tüketiciler olmaya davet ediyor, devletimizin de bu konuda denetimlerini artırarak, bunlara aman vermemesini diliyoruz.”
 
 
22.04.2020
Devamı

Eski Tarım Bakanı Demirci Yoğun Bakımda

1996-97 yılları arasında Tarım Bakanlığı yapan Musa Demirci'nin dün akşam saatlerinde beyin kanaması geçirdiği öğrenildi.
Dün akşam saatlerinde evinde fenalaşan Demirci’ye ilk müdahale gelen ambulans ekipleri tarafından yapıldı. Hastanede yapılan tahliller sonucunda beyin kanaması geçirdiği söylenilen Musa Demirci hastanenin yoğun bakım ünitesine alındı. Musa Demirci’nin durumunun stabil olduğu belirtildi.

Musa Demirci kimdir?
1942 yılında Sivas’ta doğdu.

Eğitim Hayatı
Musa Demirci, Erzurum Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden mezun oldu.

Çalışma Hayatı
Sivas Teknik Ziraat Müdürlüğü teknik elemanı ve Başmühendisliği, Kahramanmaraş ve Erzurum Teknik Ziraat Müdürlüğü, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Ziraat İşleri Genel Müdürlüğü ve Genel Müdür Başyardımcılığı, Tarım Orman ve Köy işleri Bakanlığı Aydın İl Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

Siyasi Hayatı
20 Ekim 1991 (19. Dönem) ve 24 Aralık 1995 (20. Dönem) tarihlerinde yapılan genel seçimlerde Refah Partisi (RP) Sivas Milletvekili seçildi. Necmettin Erbakan’ın 28 Haziran 1996 tarihinde kurmuş olduğu 54. Hükümet’te Tarım ve Köy işleri Bakanı olarak atandı. Bakanlık görevini İsmet Attila’dan devraldı. 29 Haziran 1996 tarihine kadar Tarım ve Köy işleri Bakanlığı görevini sürdürdü. Bakanlık görevini Mustafa Rüştü Taşar’a devretti. 18 Nisan 1999 (21. Dönem) tarihinde yapılan genel seçimlerde üçüncü defa Fazilet Partisi Sivas Milletvekili seçildi. Numan Kurtulmuş’un kurmuş olduğu HAS Partide Başkan Yardımcılığı yapmıştır. Son olarak 2015-17 yılları arasında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı olan Faruk Çelik’in Danışmanlık görevini yürütmüştür.

Eşi ve Çocukları
Evli ve üç çocuğu bulunmaktadır.
İyi derecede Almanca bilmektedir.
 
 
22.04.2020
Devamı

TMO'dan Yanlış ve Yanıltıcı Haberler İçin Açıklama

 Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) kamuoyunda yeni ithalat yetkileri verildiği şeklindeki yanıltıcı yanlış haberlere ilişkin basın açıklaması yaptı. TMO dan yapılan açıklamada “ 18 Nisan 2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2421 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile sadece 16.01.2019 tarih, 649 sayılı Karar kapsamında Kuruluşumuza verilen yetkilerde aynı zamanda Ek Mali Yükümlülük yönüyle de muafiyet sağlanmasına ilişkin bir düzenleme yapılmıştır. Bu kararla, TMO veya özel sektöre ilave bir hububat ithalat yetkisi verilmemiştir.” Denildi.
TMO dan yapılan açıklamada şunlar kaydedildi.

“18 Nisan 2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2421 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla; ülkemize hububat ithalatında uygulanan gümrük vergilerinin sıfırlandığı ya da TMO’ya yeni ithalat yetkileri verildiği şeklinde yanıltıcı ve yanlış yorumların yapıldığı gözlemlenmiştir.

Bu nedenle halkımızı doğru bilgilendirmek adına Kuruluşumuzca açıklama yapılması gereği duyulmuştur.
Bilindiği üzere, dönem dönem, uluslararası ticari işlemlerde karşılıklı olarak ek vergiler koymak suretiyle Ek Mali Yükümlülük Uygulamaları hayata geçirilebilmektedir.
18 Nisan 2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2421 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile sadece 16.01.2019 tarih, 649 sayılı Karar kapsamında Kuruluşumuza verilen yetkilerde aynı zamanda Ek Mali Yükümlülük yönüyle de muafiyet sağlanmasına ilişkin bir düzenleme yapılmıştır.

Bu kararla, TMO veya özel sektöre ilave bir hububat ithalat yetkisi verilmemiştir.

Diğer taraftan TMO stoklarında piyasalarda istikrarı sağlayacak miktarda ürün bulunmakta olup yaklaşan hasat dönemi de dikkate alındığında hububat piyasalarında arz yönüyle herhangi bir sıkıntı öngörülmemektedir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
 
 
20.04.2020
Devamı

TZOB Başkanı Bayraktar'dan Ramazan Öncesi Market Değerlendirmesi

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ramazan ayı öncesinde yaptığı fiyat değerlendirmesinde, geçen ay sonuna kıyasla üretici ve market fiyat farkının 6,4 kata kadar ulaştığını bildirdi.

Bayraktar, “Üreticilerimiz ürününü düşük fiyata satarken tüketicilerimiz pahalıya tüketmek durumunda kalıyor. Bütün kesimler sağduyulu davranmalı, spekülatörlere fırsat verilmemelidir” diye konuştu.
Ramazan ayının bu yıl, koronavirüs salgını ile mücadele sürecinde idrak edileceğini hatırlatan Bayraktar, “Sofralarda eksik olmasın diye çiftçimiz tarlada kalacak. Virüse karşı mücadelede milletimizin sağlıklı beslenmesi ilaç kadar önemlidir. Çiftçilerimiz, vatandaşlarımızın huzurlu bir şekilde iftar yapabilmeleri ve sağlıklarını koruyabilmeleri için çalışacak. Ramazan’da sofralarda hiçbir şey eksik kalmayacak” diye konuştu.

 Bayraktar, “Gıda arzında sıkıntı yaşanmaması için çiftçilerimizi desteklemek, üretime devam etmelerini sağlamak zorundayız” ifadelerini kullandı.
Yeterli ve dengeli beslenmenin sağlıklı yaşam için bir gereklilik olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Ramazan ayını huzurlu bir şekilde geçirebilmemiz için vatandaşlarımızın gıda ihtiyacını eksiksiz olarak karşılamalı, sağlıklı beslenmelerini sağlamalıyız. Çiftçilerimizi motive etmek ve tarlada tutmaktan başka çaremiz yok. Aksi takdirde gıda ürünlerini, ya raflarımız boş kaldığı için bulamayacağız ya da çok pahalı olduğu için satın alamayacağız” ifadelerini kullandı.
Koronavirüsle mücadele edilen bu dönemde, gıda güvenliği ve tarımsal üretimin öneminin daha iyi anlaşıldığını ifade eden Bayraktar, fedakar Türk çiftçisinin tüm zorluklara rağmen üretime devam ettiğini vurgulayarak, “Üreticilerimizin 766 Ziraat Odamız aracılığıyla tespit ettiğimiz sorun ve taleplerini, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ilgili Bakanlara ilettik. Tarım sektörünün öncelikli olacağı bir ekonomik paket açıklanmasını bekliyoruz” diye konuştu.

Üretilen gıdaların tüketiciye ulaştırılması konusunda da özenli davranılması, pazarlama sürecinde sorun yaşanmaması için önlem alınması gerektiğini ifade eden Bayraktar, “Ramazan ayı içerisinde sokağa çıkma yasağı uygulanması durumunda, vatandaşlarımızın taze meyve sebze ihtiyaçları ekmek dağıtımında olduğu gibi evlerine kadar ulaştırılmalı, iftarı bekleyen tüketicilerimizin taze gıdaya erişimi sağlanmalıdır” diye konuştu. Bayraktar, “Belediyeler ve belediyeler tarafından belirlenen pazarcı esnafının, semtlerde seyyar olarak satış yapması sağlanabilir” önerisinde bulundu.
Bayraktar, Ramazan ayında görülebilecek gıda fiyat artışları konusunda uyarılarda bulundu. Ramazan nedeniyle gözlerin gıda fiyatlarına çevrildiğini bildiren Bayraktar, “Beklentimiz bütün kesimlerin sorumlu davranması, artan talebin suiistimal edilmemesidir” dedi.

Bayraktar, 2007 yılından bu yana, Ramazan öncesi fırsatçılığa izin verilmemesi konusunda çalışmalar yapan Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin, bu Ramazan boyunca da üretici ve market fiyatlarını takip edeceğini, kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğini vurguladı.
 
Üretici market fiyatları
 
Bayraktar, geçen ay sonuna göre markette 26, üreticide 6 üründe fiyat artışı; markette 12, üreticide 13 üründe fiyat düşüşü olduğunu; markette 2, üreticide 13 üründe fiyatın değişmediğini bildirdi.
Ay sonundan bu güne fiyatı en fazla artan ürünün markette domates, üreticide karnabahar olduğunu belirten Bayraktar, fiyatı en fazla düşen ürünün ise markette patlıcan, üreticide ise sivri biber olduğunu belirtti.
Ramazan ayı öncesinde üretici ve market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 541,90 ile lahanada yaşandığında dikkati çeken Bayraktar, “Fiyat farkının kuru incirde yüzde 390, elmada yüzde 304,50, maydanozda yüzde 295,60, kabakta yüzde 284,29 olduğunu bildirdi.
Lahananın 6,4 kat, kuru incirin 4,9 kat, elmanın ve maydanozun 4 kat, kabağın 3,8 kat fazlaya tüketiciye satıldığını vurgulayan Bayraktar, “Üreticide 35 kuruş olan lahana markette 2 lira 25 kuruşa, 13 lira olan kuru incir 63 lira 70 kuruşa, 1 lira 63 kuruş olan elma 6 lira 59 kuruşa, 50 kuruş olan maydanoz 1 lira 98 kuruşa, 1 lira 38 kuruş olan kabak 5 lira 32 kuruşa satılmaktadır” dedi.
 
-Market fiyatlarındaki değişim-
 
Ay sonundan bu güne markette kuru fasulye ve kuru üzüm fiyatında bir değişim meydana gelmezken, fiyat düşüşünün en fazla yüzde 24,87 ile patlıcanda görüldüğünü bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Patlıcandaki fiyat düşüşünü yüzde 12,34 ile sivri biber, yüzde 9,54 ile kabak, yüzde 9,13 ile limon, yüzde 9,05 ile pırasa, yüzde 7,03 ile salatalık izledi.
Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 46,42 ile domateste yaşandı. Domatesteki fiyat artışını yüzde 35,82 ile karnabahar, yüzde 22,20 ile elma, yüzde 12,52 ile lahana, yüzde 11,54 ile havuç, yüzde 7,23 ile patates, yüzde 7,11 ile nohut, yüzde 6,89 ile tavuk eti, yüzde 6,61 ile yeşil soğan, yüzde 6,60 ile maydanoz, yüzde 5,56 ile yumurta, yüzde 5,32 ile kaşar peyniri takip etti.”
 
Üretici fiyatlarındaki değişim
 
Ay sonundan bu güne üreticide, pırasa, lahana, elma, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru kayısı, kuru incir, fındık, zeytinyağı ve süt fiyatında bir değişim meydana gelmezken, yüzde 45,41 azalmayla fiyatı en fazla düşen ürünün sivri biber olduğunu belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:
“Sivri biberdeki fiyat düşüşünü yüzde 38,52 ile kabak, yüzde 31,45 ile salatalık, yüzde 24,64 ile yeşil soğan, yüzde 22,02 ile patlıcan, yüzde 18,10 ile marul, yüzde 14,81 ile limon, yüzde 11,82 ile kuru soğan, yüzde 9,33 ile patates, yüzde 9,09 ile maydanoz, yüzde 7,69 ile ıspanak, yüzde 3,07 ile kuzu eti, yüzde 0,28 ile dana eti izledi.
 Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 73,33 ile karnabaharda görüldü. Karnabahardaki fiyat artışını yüzde 59,14 ile domates, 28,13 ile havuç, yüzde 19,81 ile yumurta, yüzde 6,59 ile kuru üzüm, yüzde 3,54 ile Antep fıstığı takip etti.”
 
 
Fiyat değişimlerinin nedenleri
 
Artan hava sıcaklıkları ve alınan karantina tedbirlerinin fiyatlarda etkili olduğunu belirten Bayraktar şu bilgileri verdi:
“Geçen ay sonundan bu yana, sivri biber, kabak, salatalık, yeşil soğan, patlıcan, marul ve maydanozda artan hava sıcaklıkları ile birlikte hasat edilen ürün miktarında yaşanan artışın yanı sıra karantina tedbirleri kapsamında vatandaşların sokağa çıkmaması nedeniyle talepte yaşanan daralma fiyatların düşmesinde etkili olmuştur.
Özellikle çabuk bozulan yeşil soğan, marul, maydanoz, ıspanak gibi ürünlerde tüccarın aldığı malı satamama endişesi ile piyasada görülen yavaşlama fiyatları etkilemiştir.
İhracata getirilen yasak limon fiyatlarının düşmesine neden olmuştur. Limonda ihtiyaç fazlası ürünün; üretici fiyatlarını düşürmeden, iç piyasada arzda daralmaya meydan vermeyecek şekilde kademeli ve kontrollü olarak ihracatı sağlanmalıdır.

Kuru soğanda Çukurova Bölgesinde yazlık çeşitlerin hasadının başlamasının yanı sıra soğanda devam eden ihracat yasağı fiyatları aşağı çekmiştir.
Patateste görülen fiyat düşüşünde karantina tedbirleri nedeniyle alımlardaki yavaşlama etkili olmuştur.
Bu süreçte fiyatı artan ürünlere baktığımızda karnabaharda artık sezon sonunun gelmiş olması, domateste ihracattaki artış fiyata yansımıştır.
Havuçta ise önemli üretim merkezi olan Beypazarı’nda sezon sonuna gelinmesi etkili olmuştur.
Kuru üzümde dolar kurundaki yükselme ile ihracatta yaşanan artış fiyatı yükseltmiştir. Antep fıstığında az da olsa görülen artışta rekoltenin düşük olması etkilidir.”
 
Geçen yıl Ramazan öncesine göre market fiyatlarındaki değişim
 
Bu yıl ve geçen yıl Ramazan ayı öncesindeki fiyatları da değerlendiren Bayraktar; geçen yıl Ramazan öncesine göre markette 26, üreticide 14 üründe fiyat artışı; markette 13, üreticide 17 üründe fiyat düşüşü olduğunu bildirdi.
Bayraktar, geçen yıl Ramazan öncesine göre fiyatı en fazla artan ürünün markette Antep fıstığı, üreticide kırmızı mercimek; fiyatı en fazla düşen ürünün ise markette pırasa, üreticide lahana olduğunu belirtti.
Geçen yıl Ramazan öncesine göre markette fiyat düşüşünün en fazla yüzde 57,85 ile pırasada görüldüğünü bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Pırasadaki fiyat düşüşünü yüzde 56,30 ile lahana, yüzde 50,93 ile havuç, yüzde 40,06 ile kuru soğan, yüzde 28,33 ile domates, yüzde 27,20 ile patates, yüzde 21,68 ile marul, yüzde 15,01 ile patlıcan izledi.
Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 55,88 ile Antep fıstığı, yüzde 52,09 ile limon, yüzde 40,68 ile elma, yüzde 34,16 ile mısırözü yağı, yüzde 33,45 ile süt, yüzde 26,22 ile kırmızı mercimek, yüzde 25,39 ile ayçiçek yağı, yüzde 24,37 ile kaşar peyniri, yüzde 23,11 ile maydanoz, yüzde 22,30 ile yoğurt, yüzde 20,31 ile sivri biber takip etti.”
 
-Geçen yıl Ramazan öncesine göre üretici fiyatlarındaki değişim-
 
Geçen yıl Ramazan öncesine göre üreticide fiyatı en fazla düşen ürünün 76,67 ile lahana olduğunu belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:
“Lahanadaki fiyat düşüşünü 69,21 ile pırasa, yüzde 65,83 ile havuç, yüzde 48,48 ile patlıcan, yüzde 45,19 ile domates, yüzde 35,33 ile kuru soğan, yüzde 35,32 ile yeşil soğan, yüzde 35,24 ile patates, yüzde 30,83 ile kabak, yüzde 30,77 ile ıspanak, yüzde 29,10 ile marul, yüzde 26,09 ile salatalık, yüzde 16,67 ile maydanoz ve sivri biber, yüzde 14,91 ile kuru üzüm, yüzde 13,33 ile kuru incir, yüzde 8,54 ile nohut izledi.
Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 55,92 ile kırmızı mercimek, yüzde 47,21 ile Antep fıstığı, yüzde 40,40 ile süt, yüzde 30,62 ile kuru fasulye, yüzde 27,78 ile limon, yüzde 22,92 ile yeşil mercimek, yüzde 20 ile pirinç, yüzde 17,93 ile dana eti, yüzde 15,26 ile kuzu eti, yüzde 11,11 ile fındık, yüzde 10,34 ile zeytinyağı, yüzde 10 ile kuru kayısı, yüzde 7,24 ile elma, yüzde 1,35 ile yumurta takip etti.”
 
-“Piyasalarda görülen yavaşlama nedeniyle yaşanan fiyat düşüşlerinden en çok üreticilerimiz etkilendi”
 
Ramazan ayının her yıl 10 gün geriye geldiğini hatırlatan Bayraktar, Ramazan ayları arasındaki fiyat farklılıkları kıyaslanırken, mevsimsel değişikliklerin göz ardı edilmemesi gerektiğini, mevsimsel etkiler nedeniyle fiyat farkı yaşanabileceğini ifade etti. Bayraktar şöyle devam etti:
“Artan girdi fiyatlarının üretime yansımasının yanı sıra Antep fıstığında yok yılı olması, kırmızı mercimek, limon ve zeytinyağında olumsuz iklim koşulları nedeniyle rekoltenin düşük olması fiyatlara yansıdı. 
Bu yıl yaşanan koronavirüs salgını üreticilerimizi derinden etkiledi. Karantina tedbirleri kapsamında piyasalarda görülen yavaşlama nedeniyle yaşanan fiyat düşüşlerinden en çok üreticilerimiz etkilendi.”
 
-“Beklentimiz bütün kesimlerin sorumlu davranmasıdır”
 
Halkın Ramazan’da makul fiyatlara ürün tüketebilmesi için market fiyatlarının özenle takip edilmesi gerektiğini belirten Bayraktar şöyle devam etti:
 
“Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak üretici ve market fiyatlarının takipçisi olmaya ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz. Beklentimiz, bütün kesimlerin sorumlu davranması, artan talebin suiistimal edilmemesi, tüketicilerin yeterli ve güvenilir gıdaya uygun fiyatla erişebilmesinin sağlanmasıdır. Üreticilerimiz ve halkımızın mağdur olmaması için spekülasyonlara fırsat verilmemeli, tedbirler zamanında alınmalı, pazarlama sorunları çözülmeli, gıda denetimleri artırılmalıdır.”
 
 
 
20.04.2020
Devamı

Tarım Ve Orman Bakanlığı Maske Üretimine Başladı

Koronavirüs’le mücadele tedbirleri kapsamında tüm imkanlarını seferber eden ve çok sayıda çalışma yürüten Tarım ve Orman Bakanlığı, şimdi de maske üretimine başladı.

Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı’na bağlı El Sanatları Eğitim Merkezlerinde günlük ortalama 2 bin 500 – 3 bin adet maske dikiliyor.

KOVİD-19 SALGININA KARŞI MASKE SEFERBERLİĞİ BAŞLATILDI

Tarım ve Orman Bakanlığı vatandaşlarımızın sağlığının korunması için, Koronavirüs salgınıyla mücadelede çok yönlü bir çalışma yürütüyor. Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü çalışma ile el sanatları atölyelerinde kadınlarımız, salgınla mücadelede aranan standartlara uygun tıbbi koruyucu maske üretimine başladı.

Kırsalda yaşayan çok sayıda kadına, gence, ihtiyaç sahibine eğitim vererek meslek sahibi olmalarını sağlayan Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı’na bağlı El Sanatları Eğitim Merkezleri, şimdi de vatandaşımızın sağlığı için seferber oldu.

Halk Eğitim Merkezleri, Milli Eğitim İl Müdürlükleri ve Sağlık İl Müdürlükleri’yle işbirliği yapılarak yürütülen çalışmanın hazırlıkları tamamlandı ve Sağlık il müdürlüklerinin maskeye uygun kumaş temini sağladığı çalışmada usta öğreticiler halk sağlığı için binlerce maske dikimine başladı.

Bilecik, Düzce, Elazığ, Kastamonu, Silifke ve Sivas’ta bulunan El Sanatları Eğitim Merkezlerinde günlük ortalama 2 bin 500 ile 3 bin arasında maske dikiliyor.

Halk sağlığının korunması için çalışan atölyelerde kısa sürede üretim kapasitesinin de artırılması amaçlanıyor.

20.04.2020
Devamı

Dar Vadinin Gizli Hazinesi Dünyanın 3. Yüksek Barajı Olacak

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli ülkemizin vizyon projelerinden olan dar vadideki gizli hazine, Yusufeli Barajı’nda yüksekliğin 200 metreye ulaştığını söyledi.
Barajın yeri ve milli kaynaklar ile Türk mühendisleri tarafından Artvin’de yapıldığının altını çizen Bakan Pakdemirli “ Yusufeli Barajı 275 metre yüksekliği ile çift eğrilikli beton kemer kategorisinde ülkemizin en yüksek ve dünyanın 3. yüksek barajı olacak “dedi.

200 METREYE ULAŞTI
Günümüz itibarı ile barajda 2 milyon 850 bin m3 beton dökülerek gövde betonunda % 70 gerçekleşme sağlandığını belirten Bakan Pakdemirli “Günlük ortalama 4.400 m3 beton dökümünün gerçekleştiği baraj 200 metre yüksekliğe ulaştı” diye konuştu.

YILLIK 1 MİLYAR 888 MİLYON KWH ENERJİ ÜRETİLECEK
Ülkemiz için enerji ve arz güvenliği açısından Yusufeli Barajı’nın çok önemli olduğunu belirten Bakan Pakdemirli “Yerli, çevreci ve yenilenebilir enerji kaynağı olan bu barajımızın tamamlanmasıyla 558 MW kurulu güçle yıllık 1 milyar 888 milyon KWh enerji üretilecek” değerlendirmesinde bulundu.

KULLANILAN BETONLA ARTVİN’DEN EDİRNE’YE 13 METRE GENİŞLİĞİNDE YOL YAPILABİLİYOR
Barajın gövde yüksekliğinin 100 katlı bir gökdelen yüksekliğine eşdeğer olduğunu ifade eden Bakan Pakdemirli, Yusufeli Barajının büyüklüğünün anlaşılması bakımından gövdesinde kullanılacak olan 4 milyon m³ beton ile Artvin’den Edirne’ye 13 metre platform genişliğinde beton yol yapılabildiğini de sözlerine ekledi.​
 
 
19.04.2020
Devamı

Çiğ Süt Desteği ve Malak Desteği Ödeniyor

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, “Çiğ Süt ve Manda-Malak Destek Ödemeleri” ne ait açıklamalarda bulundu.
Açıklamasında 2020 yılı tarımsal destekleme bütçesi olan 22 milyar liranın 10,5 milyar liralık kısmının ödemesini bu yılın ilk çeyreğinde çiftçilerin hesaplarına yatırdıklarına vurgu yapan Bakan Pakdemirli “Biz bu zorlu süreçte üreticimizin, yetiştiricimizin yanındayız. Amacımız, salgın nedeniyle çiftçimizin üretimden çekilmemesi, aksine tarlasının, işletmesinin başında olmasıdır. Onları desteklemeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Bakan Pakdemirli şunları kaydetti.
“Bu çerçevede toplam 129 milyon TL’lik Çiğ Süt ve Manda-Malak Destek Ödemelerini 17 Nisan Cuma günü (bugün) saat 18.00’dan sonra üreticilerimizin hesaplarına yatıracağız. Tek seferde yatırılacak destek miktarları;
Çiğ Süt Desteklemeleri: 232 bin 223 üreticimizin 729 bin ton çiğ sütü için 98 milyon TL,

Manda-Malak Desteklemeleri: 10 bin 994 yetiştiriciye, 113 bin baş manda/malak için 31 milyon TL, şeklindedir.

Tüm üreticilerimize hayırlı olsun.”​ dedi.
 
 
17.04.2020
Devamı

Yetiştiriciye Ek Destekler Verilsin

İnek çiğ süt Referans fiyatı 2.30
Günlük pastörize süt fiyatı 5-6 TL
Süt yem fiyatları üreticiye maliyetin 85- 90 TL
• Üretici süt satmakta zorlanıyor, zararına satmaya başladı.
• Marketlerdeki süt fiyatları sürekli artışta
• Yem fiyatları da aynı şekilde artışta, zam oranı bir ayda % 20 yi geçti.
• ESK kesim işinde çok nazlı davranıyor. Üretici tüccarın eline kaldı. Tüccar, Küçükbaş ve büyükbaş kg alım fiyatlarını sürekli düşürüyor. Buna karşılık markette kasaplardaki fiyatlar artıyor.
• Yem satıcıları ve hayvan alıcıları üreticilerin sırtından fahiş karlar elde eder hale geldi.
• Virüs krizi bir gün bitecek ama üreticinin sektörden çekilmeye başlaması daha büyük bir krizin geldiğini gösteriyor.
• Virüs tüm dünyayı etkilediğinden ithalat yaptığımız ülkeler de etkilendiğinden paramız olsa bile ithalat zor olacaktır.

• ACİLEN;
• ESK alımları hızlandırmalı
• Üreticiden Sütün tamamının alınması, fazla sütün süttozu haline getirilmesi, üreticinin süt satış fiyatının düşmemesi sağlanmalıdır.
• Üreticilere Yem hammadde desteği verilmeli, geçiş döneminde yem fiyatları satış fiyatları ve kâr limitleri sıkı kontrol altına alınmalı.
                •             ithalat bitti, bir yandan artık ithalat yapılmayacak derken, diğer taraftan  üreticinin hayvanını kesmeyip, hiç bir ad altında ithalat yapılmamalı, üreticinin gelecekle ilgili yaralanmış olan güveni tamamen yok edilmemelidir.

• Hayvancılık yetiştiricilerine 2020 yılında, bu yıla özgü olarak destekler bir misli fazla ödenmeli. Bu durum şimdiden ilan edilmeli.
Mübarek ramazan ayına yaklaştığımız şu günlerde korona virüsüyle mücadele kapsamında süt ve et sektöründe ciddi daralma yaşanıyor lokanta cafe gibi 200 bin civarında işletme kapalı tüketim azaldı sanayici süt bırakmaya başladı.

Bu konuda belediyeler vakıflar özel idarelerin halka dağıtacağı gıda paketlerine mutlaka süt, peynir kıyma kuşbaşı gibi temel gıdanın konması çok önemli hem halkın sağlıklı beslenmesi hem de çiftçinin ürününün elde kalmaması için geçici olarak et ve süt süt mamullerinde KDV  bu dönemde sıfırlanması üretici ve tüketici açısından çok önemlidir.

Muhammet OLUKLU
Anadolu İzlenimleri Genel Koordinatörü
muhammetoluklu@gmail.com

 
15.04.2020
Devamı

Balıkçılık Av Sezonu Sona Erdi

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, 2019-2020 balıkçılık av yasağının 15 Nisan tarihi itibariyle başladığını belirterek, av sezonun mezgit, kalkan, hamsi, istavrit, sardalya ve çaça gibi balık avcılığı açısından verimli geçtiğini ve su ürünleri sektörünün geçen yıl bir milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirdiğini söyledi.
Bakan Pakdemirli, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleriyle 31 Ağustos 2019 gecesi, 'vira bismillah' denilerek açılan balıkçılık av sezonunun, tüm denizlerde trol ve gırgır ağları ile avcılığın bugün itibariye sona erdiğini belirtti.

Göçmen balık avcılığının, balığın biyolojisi ve su sıcaklığı gibi çevresel faktörlerin etkisiyle yıldan yıla farklılık gösterdiğine dikkati çeken Pakdemirli, sezonun mezgit, kalkan, hamsi, istavrit, sardalya ve çaça gibi balıkların avcılığı açısından verimli geçtiğini ifade etti.

Bakan Pakdemirli, deniz ve iç su kaynaklarını koruyarak su ürünleri avcılığının sürdürülebilir işletilmesini sağlamak amacıyla Su Ürünleri Kanunu’nda değişiklik yapıldığını ve bu sayede yasadışı avcılıkla etkin mücadele edildiğini söyledi.

YASA DIŞI AVCILIK VE SATIŞA 28,6 MİLYON LİRA CEZA UYGULANDI
Yasadışı avcılığın önlenmesi için modern ekipmanlarla donatılmış yeni kontrol botları aldıklarını ve Balıkçı Gemileri İzleme Sistemi ile balıkçı gemilerinin avcılık faaliyetlerini anlık takip ettiklerini dile getiren Pakdemirli, şunları kaydetti:

“2019 yılında su ürünleri avcılığıyla ilgili toplam 127 bin 357 denetim gerçekleştirdik. Denetimlere Sahil Güvenlik Komutanlığımız da katkı sağlıyor. Denetimlerde,  kaçak avcılıkla elde edilen 955 ton su ürününe el konuldu. Yasa dışı avcılık faaliyetinde bulunan ve satışını yapan 10 bin 763 kişi ve iş yerine 28 milyon 600 bin lira idari para cezası uygulandı. Ayrıca, avlanma ruhsatına sahip olmayan ve kurallara uygun avlanmayan 50 adet gemiye el konularak mülkiyeti kamuya geçirildi.”

KÜÇÜK TEKNE SAHİBİ BALIKÇILARA 12 MİLYON 831 LİRA DESTEK
İsteyen balıkçıların, ekonomik faaliyetlerine devam etmek ve halkın yazın da balık ihtiyacının karşılanması için izin alarak ve kurallara uyarak uluslararası sularda gırgır ve trolle avcılık yapabileceğini dile getiren Pakdemirli, küçük ölçekli kıyı balıkçılarına ise kurallara uymaları şartıyla uzatma ağlarla avcılık yapmalarına izin vereceklerini söyledi.
Bakan Pakdemirli, geçen yıl deniz ve iç sularda avcılık yapan 10 metreden küçük tekne sahibi 12 bin 269 balıkçıya 12 milyon 831 lira destek sağladıklarını, uygulamanın bu yıl da genişletilerek devam edeceğini bildirdi.

SU ÜRÜNLERİ İHRACATI BİR MİLYAR DOLARI GEÇTİ
Türkiye’nin su ürünleri sektöründe net ihracatçı olduğunu kaydeden Pakdemirli, geçen yıl 100’e yakın ülkeye 1 milyar 25 milyon dolarlık su ürünleri ihracatı gerçekleştirildiğini ifade eti.
Bakan Pakdemirli, balıkların üreme ve büyüme döneminde getirilen yasaklara uyulmasının, sürdürülebilir avcılığın devam ettirilmesi ve balıkçıların geleceği açısından önemli olduğunu da sözlerine ekledi.
 
15.04.2020
Devamı

Bayraktar: Bütün Çiftçiler Sokağı Çıkma Yasağından Muaf Tutulmalı

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımsal üretimin yalnızca hasattan ibaret olmadığını vurgulayarak, “Yalnızca hasatta çalışanlar değil, bütün çiftçiler ve tarım işçileri sokağa çıkma yasağından muaf tutulmalıdır” diye konuştu.

Tarımsal faaliyetlerin yoğun bir şekilde devam ettiğine işaret eden Bayraktar, “Çiftçimiz bu dönemde, hasat, gübreleme, fide dikimi, çapalama, sulama, ilaçlama, tekleme işlemlerini gerçekleştirmektedir. Bütün bu işlerin zaman kaybetmeden yapılması gerekmektedir. Çiftçilerimizin sokağa çıkma yasaklarından muaf tutulması tarımsal üretim için çok önemlidir” diye konuştu.
 
“Gıda üretimi her koşulda devam etmelidir”
Üretim sürecinde bir günün bile çok değerli olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Cumartesi- pazar da dahil olmak üzere, tarımda yasak, izin, tatil olmaz. Gıda üretimi her koşulda devam etmelidir. Çiftçilerimiz ve tarım işçilerimizin güvenliği ön planda tutulmalı, sosyal mesafe kuralına uyularak üretime devam etmeleri sağlanmalıdır” ifadelerini kullandı.
 
Öneriler
Koronavirüsle mücadele kapsamında alınan önlemler çerçevesinde, uygulanan sokağa çıkma yasağının, üreticiden tüketiciye uzanan tedarik zincirinde aksamaya neden olduğunu belirten Bayraktar, tarımın yalnızca üretimden ibaret olmadığını, pazarlama sürecinin gıda tedarikinin en önemli aşamalarından biri olduğunu bildirdi.

Hafta sonu hasat yapılmasına izin verilmesinin tek başına çözüm olmadığına işaret eden Bayraktar, “Üreticimiz hasadını yapıyor ancak tüketiciye ulaşmak üzere hallere sevk edilen ürünlerden dayanıksız olanlar, haller kapalı olduğu için çürüyor. Pazarlama sorunu çözülmediği sürece hasadın devam etmesinin bir anlamı yoktur” diye konuştu.
Bayraktar, sokağa çıkma yasağı uygulanırken yapılması gerekenler hakkında şunları söyledi:

“Havaların ısınmasıyla birlikte bu dönemde, meyve sebzede üretim artışı yaşanacaktır. Tedarik zincirinde kopukluk yaşanması ve ürünlerin tüketiciye ulaşmaması durumunda, üreticinin hasat edip satamadığı ürünlerde kalite kayıpları ve hatta sıcak havanın da etkisiyle bozulmalar yaşanacak üretici mağdur olacaktır. Bu olumsuzlukların yaşanmaması için tarladan sofraya uzanan tüm aşamalarda çalışanlar yasaktan muaf tutulmalıdır.

            Tarım ürünleri, ekmek satışında yapıldığı gibi tüketiciye ulaştırılmalıdır. Belediyeler ve belediyeler tarafından belirlenen pazarcı esnafının, semtlerde seyyar olarak satış yapması sağlanabilir.”
 
-“Tedarik zincirde yaşanan her aksaklık üreticimize zarar vermektedir”
Uygulanan tedbirler kapsamında alınan kararların talepte daralmaya neden olduğunu, bu daralmanın üreticilere olumsuz yansıdığını belirten Bayraktar şunları söyledi:
“Bozulma riski bulunan tarım ve hayvancılık ürünlerinin hasadında çalışacaklar yasaktan muaf tutulmuştur. Tarım sektörünün pazarlama ayağı da ihmal edilmemeli, tarımsal üretimde üreticiden tüketiciye kadarki tüm süreç bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Tedarik zincirinde yaşanan her aksaklık üreticimize zarar vermektedir.
            Gerekli önlemlerin alınmaması durumunda üretici fiyatlarında sert düşüşler yaşanabilir. Yükselen girdi maliyetleri ve giderek kabaran borçlar nedeniyle güçlükle üreten çiftçilerimiz üretici fiyatlarının düşmesi durumunda üretemez hale gelecektir.

            Gıda arzının sekteye uğramaması için çiftçilerimiz desteklenmeli, kararlar alınırken tarım sektörü ihmal edilmemelidir.
Bu ülkenin üreticilerimize ve üretime ihtiyacı var. Üreticilerimizin moralini yüksek tutmak zorundayız. Tarım ihmal edilirse bunun faturasını ülkemiz öder, tüketicilerimiz öder.”
 
 
 
15.04.2020
Devamı

ATIK SULARDA COVID-19 TARAMASI YAPILACAK

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Covid19-virüsünün su ve atık sulardaki varlığının araştırılacağını ve bu konuda olası risklere karşı erken uyarı sisteminin geliştirileceğini söyledi.
Bakan Pakdemirli, Türkiye’deki Covid-19 virüsünün dağılımı hakkında detaylı bilgi edinmek ve olası erken uyarı sisteminin geliştirilmesi amacıyla Türkiye Su Enstitüsü Başkanlığı tarafından bir çalışma yapılacağını belirtti.

Bu çerçevede, Covid19- virüsünün su ve atık sulardaki varlığının araştırılması için Türkiye Su Enstitüsü Başkanlığı koordinasyonunda Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği bölümü öğretim üyesi Doç.Dr Bilge Alpaslan Kocamemi ve Moleküler Biyolog Dr. Halil Kurt danışmanlığında, Türkiye çapındaki atık su arıtma tesisleri giriş ve çıkışlarında 24 saatlik kompozit atıksu numuneleri alınacak. Numune alma çalışmalarına Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü de katkı sağlayacak. Alınan numunelerin Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Laboratuvarlarında kantitatif PCR (qPCR) analizleri ile Covid-19 miktar tayinleri yapılacak.
 
 
14.04.2020
Devamı

TÜDKIYEB'ten Milli Seferberlik Talebi

Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Genel Başkanı Nihat Çelik, korona virüs salgınının etkilerini azaltmak için küçükbaş hayvancılık ve tarım sektöründe de milli seferberlik ilan edilmesiyle ilgili açıklamalarda bulundu.

Sadece insan sağlığı ve toplumsal hayatta değil, ekonomide de tüm dünya ve Türkiye'de etkili olan yeni tip korona virüs (Covid-19) salgınının, küçükbaş hayvancılık ve tarım sektörünü olumsuz etkilediğini, bu etkinin azaltılması gerektiğini belirten Çelik, hayvansal üretim ve gıda ihtiyacının karşılanmasında aksaklık yaşanmaması için acil eylem planı uygulanmasının önemine dikkat çekti.

Korona virüsün etkisiyle yükselen maliyetler ve talebin düşmesiyle birlikte yetiştiricilerinin üretimde sıkıntı içine girdiğine dikkat çeken Çelik, şunları kaydetti:
"Hayvancılıkta üretimde, pazarlamada devamlılık çok önemlidir. Üretimde belli bir seviyeye gelmek zaman ister. Kısa zamanda üretim kapasitesini artırmak mümkün değildir. Fakat, üretim sıkıntıya girerse çok kısa zamanda üretim kapasitesinde büyük kayba uğramak mümkündür. Yetiştiricilerimiz yatırımların heba olmaması adına korona virüsün getirdiği zorluklarla mücadele etmeye çalışıyorlar. Bu ortamda başta yem fiyatları olmak üzere üretim maliyetleri artmışken, kesim fiyatlarının düşmesi, talebin de azalması yetiştiricilerimizi içinden çıkılmaz bir duruma doğru itmektedir. Yetiştiricilerimizin daha çok desteklenmeleri şarttır. Zararına üretim yapmaya ilelebet devam edemezler. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın da hemen her konuşmasında vurguladığı gibi, salgınla mücadele sürecinde, kendi kendine yeten ve üretimde kesintinin olmadığı bir ülke olmak artık daha çok önem taşımaktadır. Bu durumu devam ettirmeliyiz."

Türkiye'nin gıda üretiminin etkilenmemesi, sektörün ve yetiştiricilerin sorun yaşamaması için gerekli tedbirlerin alınması, sektörde "Acil Eylem Planı" uygulanması gerektiğine dikkat çeken Çelik, "Küçükbaş hayvan yetiştiricilerine yönelik 'sıfır faizli işletme kredileri' verilmeli, sektörün finansal sorunları çözülmelidir. Yem bitkisi üreten yetiştiricilere faizsiz, uzun vadeli finansman sağlanmalıdır.

Yem bitkisi üretiminin artırılması için, yem bitkisini kendi üreten yetiştiricilerin yem maliyetlerinin yarısı sübvanse edilmelidir. Kuzu kesim fiyatlarına müdahale edilmeli, fiyatların üretimi etkileyecek düzeylere inmesinin önüne geçilmelidir. Et ve Süt Kurumu piyasaya müdahale etmeli, kesim çağına gelmiş hayvanların etleri 'kavurma' gibi et ürünlerine dönüştürülerek raf ömrünü uzatmalıdır. Özellikle piyasa ihtiyacının üzerindeki keçi sütü, keçi yetiştiricilerinden alınarak süt tozuna çevrilmelidir. Hayvansal üretim yapan yetiştiricilerin kredilere başvuru koşulları kolaylaştırılmalıdır.

Genç çiftçi hibe projeleri uygulanmaya devam etmelidir. Köye dönüş yapan çiftçilere yönelik 300 koyun desteği projesi sürdürülmelidir. Küpe ve küpeleme işlemleri birliklere devredilmelidir.

Hayvan hastalıklarıyla mücadele için altyapısı uygun olan birliklere hayvan hastanesi kurma imkanı tanınmalıdır" ifadelerini kullanarak, alınması gereken tedbirlere değindi.
 
13.04.2020
Devamı

Pehlivan Silajlık Mısır Çeşidi Ekonomiye Yüz Milyon Katkı Sağlayacak

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, bakanlığına bağlı araştırma enstitüleri tarafından geliştirilen ve standart çeşitlere göre daha fazla verime sahip olan “Pehlivan07” silajlık mısır çeşidinin ekonomiye 100 milyon lira katkı sağlayacağını söyledi.

Bakan Pakdemirli, bakanlığına bağlı Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (BATEM) ve Mısır Araştırma Enstitüsü’nün işbirliğiyle geliştirilen Pehlivan07 silajlık mısır çeşidinin, 11 lokasyonda 2 yıl süren denemelerin sonunda Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkezi Müdürlüğü tarafından geçen yıl tescil edildiğini belirtti.

Silajlık mısırın hayvan beslenmesinde önemli bir role sahip olduğunun altını çizen Pakdemirli, “Yeni geliştirilen “Pehlivan07” adlı silajlık mısır çeşidi; standart çeşitlere göre, yüzde 7,7 daha fazla verime sahip. Böylece birim alandan daha fazla ürün alınacak ve hayvancılığımıza da önemli katkı sağlanmış olacak.” ifadelerini kullandı.

ÜRETİM VE SATIŞ HAKKI İHALEYLE DEVREDİLDİ
Yeni çeşidin üretim ve satış hakkının, yapılan ihaleyle 6 yıllık bir süre için özel bir firmaya devredildiğini belirten Bakan Pakdemirli, “Pehlivan07’den 125 ton sertifikalı tohumluk üretilecek ve bu tohumların ekilmesiyle de ülke ekonomisine yaklaşık 100 milyon liralık katkı sağlanması öngörülüyor.” dedi.​
 
 
13.04.2020
Devamı

Çiftçiye, Hayvancılık Yapan Üreticiye Ödeme Koruması Geliyor

Torba teklif taslağında yer alması planlanan düzenlemeyle, özellikle büyük market zincirlerine ürün veren çiftçi ve hayvancıların alacakları, bir ay içinde ödenecek. Teklifin 48. maddesinde yer alan düzenlemeye göre, Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 7. maddesinde değişiklik yapılıyor. Buna göre, “Üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler arasındaki alım satım işlemlerinden kaynaklanan ödemelerin, sözleşmede öngörülen tarihte yapılması esas olacak. Ancak, et ve süt ürünleri ile üretim tarihinden itibaren 30 gün içinde bozulabilen hızlı tüketim mallarına ilişkin ödemelerin süresi, borçlunun büyük ölçekli işletme olduğu hâllerde, malın teslim tarihinden itibaren 30 günü geçemeyecek.”

Maddeyle ilgili gerekçede, amacın temel gıda maddelerinin tedarik sürecinin aksamamasını sağlamak olduğu belirtildi. Bu nedenle, perakendeci, tedarikçi ve üretici arasındaki ödeme ilişkilerinin üretimin devamlılığında aksaklıklara neden olmayacak şekilde yeniden düzenlenmesi ihtiyacı doğduğu belirtilen gerekçede, “Bu kapsamda, perakende işletmelerin üretici ve tedarikçilerle arasındaki ödeme ilişkilerine dair mevcut düzenleme, tüm tarafların birbirleri arasındaki ödeme ilişkilerini de içerecek şekilde genişletilmiş, borçlunun büyük ölçekli işletme olduğu durumlarda, üretim tarihinden itibaren 30 gün içinde bozulabilen hızlı tüketim mallarıyla birlikte et ve süt ürünleri için de ödeme süresinin otuz günü aşmaması kuralı getirilmiş ve 30 günlük ödeme süresinde alıcının küçük ölçekte olması kuralı kaldırılmıştır” denildi.

Elektirik Borçlarına Yapılandırma 

Taslakta, elektrik borçları için de yapılandırma getiriliyor. Elektrik borçları için 2017 yılında çıkarılan 6824 sayılı yasada yapılandırma getirilmişti. Taslakla 6824 sayılı yasaya bir ekleme yapılarak 1 Şubat 2020 tarihi itibariyle vadesi geldiği halde ödenmemiş ve yapılandırılmamış olanlar borçlar için yeniden bir imkan tanınıyor. Bunun için 2021 yılının Eylül ayına kadar başvuru yapılabilecek. Yapılandırılan alacakların ilk taksidi 2021 yılının ekim ayının son gününe kadar yapılabilecek. Üç eşit taksitte ödenecek. Her yıl ilk taksit ne zaman ödenmişse diğer taksitler de o dönemde ödenecek. Maddenin gerekçesinde, “Vatandaşların TEDAŞ’a olan geçmiş dönem elektrik tüketiminden kaynaklanan borçlarına ilişkin yapılandırma imkanı sağlanarak tarımsal, ticari ve sınai faaliyetlerin canlandırılması hedeflenmektedir” denildi.
 
10.04.2020
Devamı

At Yarışları İçin Karar Mayıs Ayının İlk Haftasında Verilecek

COVID-19 salgınına karşı alınan önlemler kapsamında ertelenen at yarışları için karar Mayıs ayının ilk haftası verilecek.

Tarım ve Orman Bakanağından yapılan yazılı açıklamada şunlar bildirildi.

Ülkemizdeki Covid-19 salgınının seyri takip edilerek, başta Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu olmak üzere ilgili makamların görüşlerinin de uygun olması halinde ayrıca alınacak ilave tedbirlerin kapsam ve mahiyetinin de gerekli ve yeterli düzeyde olması kaydıyla, at yarışlarının yapılmasına karar verilecektir.

Bu bağlamda at yarışları ile ilgili daha önce alınan erteleme kararının 2020 yılı Mayıs ayının ilk haftasında tekrar değerlendirilmesine karar verilmiştir.
6132 sayılı Kanun’a göre icra edilen at yarışları Bakanlığımız tarafından 20.03.2020 tarihinden geçerli olmak üzere ikinci bir bildirime kadar ertelenmişti.
 
 
10.04.2020
Devamı

Tarım Bakanlığı Enstitüleri Tıbbi Aromatik Konusunda TÜBİTAK'a Destek Veriyor

Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı enstitülerde çalışan araştırmacılar, TÜBİTAK’ın kurduğu COVİD-19 Türkiye Web Portalına tıbbi ve aromatik bitkiler konusuyla ilgili gelen projeleri inceliyor, ıslah ve agronomi gibi konularda destek sağlıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü, TÜBİTAK’ın sanal ortamda yeni tip korana virüse karşı araştırma ekosistemini bir araya getirmek ve yararlı bilgilerin paylaşılması amacıyla kurduğu COVİD-19 Türkiye Web Portalına (https://covid19.tubitak.gov.tr)  tarımsal konularda destek veriyor.



Bu kapsamda, tıbbi ve aromatik bitkiler konusunda çalışan 15 araştırma enstitü müdürlüğündeki araştırmacılar, oluşturulan portal üzerinden gelen “Tıbbi ve Aromatik Bitkiler” ile ilgili öneri, fikir ve proje konularını inceliyor ve olası tıbbi ve aromatik bitkilerde ıslah, agronomi, kalite ve kültüre alma, içerik analizi konularında gelen taleplere yardımcı oluyor.

Ayrıca, özellikle tıbbi aromatik bitkilerin alternatif tıptaki kullanım alanları konusunda sorulan sorular da yine araştırmacılar tarafından cevaplandırılıyor. ​
 
 
09.04.2020
Devamı

Çiftçi Soğan İçin İhracat İzni Bekliyor

Türkiye’nin soğan ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan Adana’da bu hafta başlayacak hasat öncesi üreticiler, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan ihracat izni bekliyor.

Türkiye’deki depolarda 50 bin ton soğan olduğunu söyleyen Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, “Bu yıl verim çok olacak. Bu soğanı iç piyasada tüketmemiz mümkün değil. Bu stoktaki soğanlar erimez ise hem fiyatlar çok düşer hem de üretici para kazanamaz” dedi.

ÇİFTÇİ ZORA DÜŞER
Doğan, yaptığı açıklamada, şu anda pazarda kilosu 3 liradan satılan soğan için 20 Nisan’a kadar Rusya ve Avrupa ülkelerine ihraç edilmezse yeni çıkacak soğanlar ile birlikte bu sene çiftçinin para kazanamayacağını ve fiyatların çok düşeceğini söyledi. Doğan, verimin yüksek olduğunu belirterek, “Geçen yıl soğan hasadı yapıldığında soğanda hastalık vardı. Bir yağmur, bir güneş olması da verim düşüklüğüne neden oldu. Geçen yıl dönüm başına 2-3 ton verim alınırken bu sene 5-6 ton soğan verimi bekliyoruz. Eğer 50 bin ton soğan ihraç edilirse çiftçinin yüzünü güldürecek” diye konuştu
 
 
08.04.2020
Devamı

ESK dan İyi Parti Vekile Yalanlama

Et ve Süt Kurumu (ESK) Genel Müdürlüğü, depolarında uygun koşullarda muhafaza edilen etlerin çürümeye terk edildiği iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu bildirdi.
ESK'dan yapılan yazılı açıklamada, İyi Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan'ın TBMM'de yaptığı konuşmada, "ESK'nin depolarındaki etlerin bekletildiği ve çürüdüğüne dair" kamuoyunu yanıltıcı iddialarda bulunduğu aktarıldı.

Açıklamada, Türkkan'ın iddialarına ilişkin, "Depolarımızda uygun koşullarda muhafaza edilen etlerin çürümeye terk edildiği iddiası tamamen gerçek dışıdır ve kurumumuza yapılan çirkin bir iftiradır." değerlendirmesinde bulunuldu.

"DEPODAKİ ETLER YERLİ"
Kurumun, 1952'den beri sağlıklı, güvenli, kaliteli ve ekonomik ürün çeşitlerini "Et ve Balık Kurumu" markası ile tüketicilerine ulaştırdığına işaret edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
ESK, üreticileri korumak amacıyla hayvanlarını satın almakta, depolamakta ve piyasa ihtiyaçları doğrultusunda et fiyatlarını regüle etmek için stokunda bulundurduğu etleri, ihtiyaç olduğu dönemlerde iç piyasada satışa sunmaktadır. Depolarımızdaki etlerin tamamı yerli üreticilerden alınan hayvanların etleri olup ithal et stokumuz bulunmamaktadır. ESK, 10 Şubat'ta piyasa ihtiyaçları doğrultusunda karkas et satışını başlatmıştır ve sektörün ürünlerimize olan talepleri her geçen gün artmaktadır. Kovid-19 salgınının alışveriş kültürüne etkilerini de göz önünde bulunduran kurumumuz, kıyma ve kuşbaşı konserve veya dondurulmuş şekilde raf ömrü uzun, kolay muhafaza edilebilen ürünlerin ülkemizin dört bir yanında tüketicilere ulaştırılmasını sağlamaktadır."

Açıklamada, ESK'nin, tüketiciler yanında Milli Savunma Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı başta olmak üzere çok sayıda kamu kurum ve kuruluşunun da et ihtiyacını yıllardan beri karşıladığı anımsatılarak, "Hem üreticimizi hem de tüketicimizi koruyarak ülkemize 68 yıldır güvenle hizmet eden ESK, içinde bulunduğumuz bu zor günlerin sağlıkla ve gıda arzında herhangi bir sıkıntı yaşanmadan geçirilmesi hususunda çalışmalarını titizlikle sürdürmektedir. Devlet kurumlarının günlük siyasete alet edilerek yıpratılması hususunu kamuoyunun takdirine sunarız." ifadeleri kullanıldı.
 
 
 
 
 
08.04.2020
Devamı

GAP 2020 Sulama Sezonu Hazır

Tarım ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü ülkemizin en büyük barajı olan Atatürk Barajı’nın 2020 sulama sezonu hazırlıklarını tamamladı. Baraj ile Harran Ovası’nda 3 milyon dekar zirai arazi can suyuna kavuşacak.

Şu günlerde yaşadığımız COVİD 19 salgını sebebiyle gıda arz ve güvenliğinin her zamankinden daha da önemli bir hal aldığının altını çizen Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli  “Gıdanın ilk aşaması tarla ve oradan alacağımız verim gıda güvenliği açısından büyük önem arz ediyor. Verimi en fazla etkileyen etkenlerden birisini de sulama oluşturuyor” diye konuştu.

3 MİLYON DEKAR ZİRAİ ARAZİYE SU SAĞLAYACAK
Bu çerçevede Şanlıurfa ve Harran Ovası’nda 3 milyon dekar zirai araziye su sağlayacak olan ülkemizin en büyük barajı olan Atatürk Barajı’nda 2020 sulama sezonu hazırlıklarını tamamladık. Bölgede sulama sezonunun Nisan ayı sonu itibarıyla başlamasını öngörüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

YAKLAŞIK 6 MİLYAR M³  SU DEPOLANDI
2020 yılı yağışlarından sonra Atatürk Barajı göl rezervuarında mevcut durumda yaklaşık 6 milyar m³  su depolandığına vurgu yapan Bakan Pakdemirli “Şanlıurfa – Harran ve Suruç ovalarını sulayacak bu su adeta bir nehir kapasitesine sahip ana kanal ve tüneller vasıtasıyla iletiliyor” dedi.

ÜLKE EKONOMİSİNE 2.2 MİLYAR LİRA KATKI SAĞLANACAK
Şanlıurfa genelinde sulanacak 3 milyon dekar zirai arazinin ülke ekonomisi ve tarımı açısından çok önemli olduğuna vurgu yapan Pakdemirli “ Bu arazilerin suya kavuşması ile ülke ekonomisine yaklaşık 2.2 milyar lira katkı sağlanması bekleniyor” açıklamasını yaptı.
Bölgeye yapılan sulama yatırımları sayesinde bölge çiftçilerinin bir yıl içinde 2 ürün ekebildiklerini ifade eden Bakan Pakdemirli “DSİ Genel Müdürlüğümüz bölgede önemli bir görev üstlenerek halkın sorunsuz bir şekilde tarımsal üretim yapmasına katkı vermektedir. 2020 sulama sezonunun sorunsuz bir şekilde devam etmesi için ise gerekli tüm hazırlıklar yapılmış ve önlemler alınmaya devam etmektedir” diye konuştu.​
 
 
08.04.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli :Barajlarda Yeteri Kadar Su Var

Tarım ve Orman Dr. Bekir Pakdemirli, Türkiye’de barajlarda yeteri kadar su bulunduğunu ve içme suyunda herhangi bir sıkıntı öngörmediklerini açıkladı.
Bakan Pakdemirli, 1 Ekim 2019 – 06 Nisan 2020 tarihleri arasında Türkiye genelinde kümülatif yağışlar ortalamasında uzun yıllar ortalamalarına göre % 1,7 oranında azalma olduğunu ancak barajlarda yeterli su bulunduğunu söyledi.

İşletmede olan 98’i içme suyu, 125’i enerji ve diğerleri sulama maksatlı toplam 360 adet depolama tesisinde doluluk oranının yüzde 53,8 olduğunu dile getiren Pakdemirli, bu barajlardaki mevcut su miktarının 140,3 milyar metreküp olduğunu bildirdi.

HİÇ YAĞIŞ OLMAMASI DURUMUNDA BİLE İSTANBUL’UN 7 AYLIK SUYU VAR
4 Büyükşehrin içme suyu barajlarında geçen yıla göre yüzde 14 oranında su azalışı olmasına rağmen bunun sıkıntı yaratmayacağını ifade eden Pakdemirli, şöyle konuştu:
“İstanbul’a içme ve kullanma suyu temin eden barajlarda bugün itibariyle 575 milyon metreküp su bulunuyor. Bu miktar hiç yağış olmaması durumunda bile şehrin 7 aylık suyunun bulunduğu anlamına geliyor. Darlık Barajı’nda %100 doluluk oranına ulaşıldığı ve savak açılarak kontrollü su bırakılmaya başlandı. Ömerli Barajı’nda ise doluluk % 99 seviyesindedir. Bulunduğumuz mevsim itibariyle halen bahar yağışları ve yüzey akışları devam ediyor.
Ankara’da ise 346 milyon metreküp su bulunuyor. Bu, hiç yağış olmaması durumunda bile şehrin 10 aylık suyunu karşılayabilecek miktardır. İzmir’de 164 milyon metreküp, Bursa’da ise 29 milyon metreküp su bulunuyor.”

HEM HİJYENİN GEREKLERİ YERİNE GETİRİLMELİ HEM DE İSRAF EDİLMEMELİ
2020 yılında ülke genelinde içme suyu sıkıntısı yaşanmayacağını öngördüklerini vurgulayan Pakdemirli, yeni tip korona virüs (Covid-19) nedeniyle hijyen ve kişisel temizliğe gerekli önemin verilmesi gerektiğinin altını çizerek “Hijyen konusunda tasarruf ikinci planda, ancak bu durum suyu gereksiz yere israf etmemiz anlamına gelmemeli. Türkiye su zengini bir ülke değil. Suyumuz kısıtlı ve bu bilinçle hem hijyen gereklerini yerine getirmemiz hem de kısıtlı olan bu kaynağı gerektiği gibi israf etmeden ihtiyaçlarımız kadar tüketmeliyiz” diye konuştu.

Bakan Pakdemirli, başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere ülke genelinde geçmişte olduğu gibi önümüzdeki dönemde de içme ve kullanma suyu sıkıntısı yaşanmaması için gerekli yatırımları planlanarak peyderpey hayata geçirdiklerini ve gerekli tedbirleri aldıklarını da sözlerine ekledi. ​
 
07.04.2020
Devamı

Yazlık Ekim İçin Çiftçiye Yüzde 75 Hibeli Tohum

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, "Yazlık ekim için 21 ilde çiftçiye tohumun yüzde 75'i hibe edilecek" dedi.
Tarım ve Orman Bakanlığı, koronavirüs dolayısıyla tarımsal üretimin kesintiye uğramaması için harekete geçti.

Tohumluk dağıtım başladı

Proje kapsamında 21 ilde üreticilere tohumların yüzde 75’i hibe edilecek, yüzde 25'i ise çiftçi tarafından karşılanacak. Böylece stratejik ürünlerde rekolte artırılacak, ürün tedarikinde sıkıntı yaşanmayacak.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli konuyla ilgili açıklama yaptı. 
Bakan Pakdemirli, tüm ekilebilir arazilerin üretime katılması için "Bitkisel Üretimin Geliştirilmesi" programını başlattıklarını ifade etti.
Adıyaman, Konya, Samsun'un da içinde bulunduğu 21 ilde üreticilere tohum dağıtımı başladı. Ekimi yapılacak ürünler ise buğday, arpa, kuru fasulye, mercimek, mısır, ayçiçeği ve çeltik olarak belirlendi.
Proje kapsamında 364 bin dekar alanda 6 bin 700 ton tohum toprakla buluşturulacak.
Böylece stratejik ürünlerde rekolte artışının sağlanması ve çiftçilerin üretime yönlendirilmesi hedefleniyor.
 
 
 
06.04.2020
Devamı

Güçlü Bağışıklık Sistemi İçin Bal Tüketin

Günümüzde arıcılık faaliyeti büyük ilerlemeler göstererek sektörel bir hayvancılık kolu haline gelmiştir. Türkiye’de önceleri geleneksel yöntemlerle yapılan arıcılık faaliyeti ekonomik önemlerinden dolayı son yıllarda modern gezginci arıcılık halini almıştır. Küreselleşme yolunda hızla ilerlerken, sanayi ve hizmet sektöründeki gelişmeler nüfusun kırsaldan kentlere göç etmesiyle yeterli ve kaliteli tarımsal üretimin geliştirilmesi ve uygulanması ülkeler için oldukça önem arz etmektedir. Bu anlamda kendi gıdalarını yeterli düzeyde üretebilen ülkeler dünyada ki varlıklarını sürdürmenin yanında güçlü aktörler olacaklardır. Tarımsal üretimdeki gelişmeler bir yandan hızlı bir şekilde sürdürülürken diğer yandan kirlilik ve doğanın tahrip edilmemesi de göz ardı edilmemelidir. Bu anlamda arıların varlığı, dünya ve insanlar için küçümsenmeyecek öneme sahiptir (Çankaya ve ark, 2008).
 
                          

          
                                     Şekil 1.1. Arıcılık Faaliyetinden Bir Görünüş

            Arıcılık tarımsal faaliyetler içerisinde teknik olarak daha kolay yapılması, birçok ürünün elde edilmesi, belli bir toprağa gereksinim duyulmaması, çok düşük yatırım ve işletme sermayesi ile kurulabilmesi, ilk sezonda bile gelir sağlaması, işgücü ihtiyacının az olması, toplumun her kesimi tarafından yapılabilmesi gibi özelliklerinden dolayı alternatif bir ekonomik faaliyet olmuştur (Çelik ve ark, 2014). Bu duruma paralel olarak günümüzde arıcılık faaliyeti büyük ilerlemeler göstererek sektörel bir hayvancılık kolu haline gelmiştir (Vural ve ark, 2007).

            Arı ürünlerini kıymetli yapan bileşenler esasında içermiş oldukları vitamin, mineral madde, organik asit düzeyleri ve en önemlisi enzim düzeyleri olması nedeniyle daha kolay sindirilebilir ve besleyici olmasının yanı sıra hastalıklara karşı koruma, bağışıklık ve tedavi edici özelliklerinden dolayı tercih edilen gıdalardandır (Özmen ve ark, 2006). Arıların üretmiş oldukları en önemli ürün olan balın yanı sıra diğer arı ürünlerinin de insan sağlığının korunması üzerine olumlu etkilerinin bilinmesi arı ürünlerine olan talebi her geçen gün daha da artırmaktadır (Çelik ve ark, 2014).

            En fazla bilinen balın, rengi, tadı ve aroması nektar alındığı bitkinin türüne göre farklılık gösterir. Bal akıcı, viskoz, yoğun ve bulunduğu ortamın sıcaklığında kısmen veya tamamen kristalize olabilir. Balın kristalize olarak tanımlanması, balda mevcut olan şekerin belli sıcaklık derecelerinde doyması sonucunda dibe çökmesi olarak tanımlanır. Bal genellikle oda sıcaklığında kristalize olmaz ama yine de bazı türler oda sıcaklığında da kristalize olabilir. Arı kovan içerisinde, topladıkları nektarı bazı işlemlerden geçirirken (bala dönüştürürken) balın içerdiği suyu uçurarak olgunlaştırır. Bu anlamda petekli ballarda kristalize ya hiç görülmez ya da çok geç ve kısmen görülebilir. Kristalize olan bal tüketiciler için tercih edilmeyen, şekerli (dışardan şeker ile besleme) diye algılanıyor. Ancak yapısı gereği kristalize olma balın doğal bir sürecidir. Kristalize olan ballar belli sıcaklıklarda ve denetimli bir şekilde su banyosu içerisinde eski haline dönüştürülebilirler. Tabi ısıl işlem uygulanırken yüksek sıcaklıkta uzun süre kalan ballar için, içerdiği enzimler bozulmaya uğrayarak HMF miktarında artışlar meydana gelecektir (Günbey 2009). HMF miktarının artması istenmeyen bir durumdur.

Balın içerisinde tespit edilen yaklaşık 15 ayrı aminoasit (Prolin, Tirosin, Triptofan, Lisin, Glutamik Asit, Histidin, Arjinin, Treonin, Serin, Glisin, Valin, Metionin, Lösin, Alanin, Fenilalanin) bulunmaktadır. Koyu renkli ballarda tirosin ve triptofan’a rastlarken açık renkli ballarda bu iki aminoasit tespit edilmemiştir. Aynı zamanda, balda en fazla bulunan aminoasit prolin olmuştur (Hışıl ve ark. 1986).

Balın, su aktivitesinin düşük olması ve asit oranının ise yüksek olması yapısında bulunan hidrojen peroksit, fenolik asit ve flavonoid gibi bileşikleri bünyesinde bulundurmasından kaynaklı olarak antimikrobiyal özellik gösterdiği bilinmektedir. Balın bu özelliklerinden kaynaklı, insan sağlığını tehdit eden hastalık yapıcı bakterilerin gelişmesini önleyerek, inhibe edici bir ortam halini alır (Mutlu ve ark. 2017).
 
Zir. Yük. Mühendisi Ümit SAYLAK
Beyçeri Arıcılık Üretim Müdürü
 

 
03.04.2020
Devamı

Tarım Bakanlığı Misafirhaneleri Sağlık Çalışanlarına Tahsis Edildi

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin talimatlarıyla Bakanlığa ait Türkiye genelinde ve 81 ilde bulunan 5 bin 450 oda kapasiteli misafirhaneler sağlık çalışanlarına tahsis edildi.
Konuyla alakalı açıklamalarda bulunan Tarım ve Orman Bakanlığı Destek Hizmetleri Daire Başkanı Fatih Sarıkaya, “Sayın Bakanımızın talimatlarıyla bu zor günlerde canla başla çalışan sağlık çalışanlarımızın yanında olduğumuzu göstermek ve onlara destek vermek maksadıyla ülke genelinde bulunan 5 bin 450 oda kapasiteli, toplam 307 misafirhanemizi tahsis ettik.

ÜCRET TALEP EDİLMEYECEK
Tahsis edilen misafirhanelerde kalan sağlık çalışanlarından ücret talep edilmeyeceğine vurgu yapan Sarıkaya "Tarım ve Orman Bakanlığı olarak virüsün etkilerini en aza indirmek için tüm imkanlarımızı seferber ettik ve etmeye de devam ediyoruz. Şu anda 5 bin 450 oda kapasiteli misafirhanelerimizin hemen hemen yarısı dolmuş durumda” diye konuştu.

MİSAFİRHANELERDE HER TÜRLÜ İMKAN VAR

Misafirhanelere yerleştirme işlemlerinin Valilik koordinasyonunda yapıldığını belirten Sarıkaya “Valiliklerin yetkilendirdiği il müdürlükleri bize bir liste yönlendiriyor. Bizde bu listeleri misafirhanelerdeki yetkili arkadaşlarımıza iletiyoruz ve sağlık çalışanlarımız burada konaklamasını sağlıyoruz. Sağlık çalışanlarına konaklayacakları misafirhanelerde her imkanı sunuyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Tüm dünyanın ve Türkiye'nin 'korona virüs' salgınıyla bir mücadele içerisinde olduğunu aktaran Sarıkaya, "Bilindiği gibi yaklaşık 4 ay önce Çin'de ortaya çıkan 'korona virüs' salgını tüm dünyayı tehdit ediyor. Tüm dünyada olduğu gibi bizde ülke olarak bu virüs salgınıyla çetin bir mücadele içerisindeyiz. Bakanlık olarak bu mücadeleye her türlü desteği veriyoruz.  Buradan Sayın Bakanımız ve şahsım adına hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum, yine tedavisi devam eden tüm vatandaşlarımıza da Allah'tan acil şifalar diliyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
 
 
03.04.2020
Devamı

Üreticinin Elektrik Borçları Ertelenmeli Desteklerden Blokeler Kaldırılmalı

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, sulama ve elektrik borçlarını ödeyemeyen üreticilerin desteklerine bloke konulduğunu bildirerek, “Elektrik şirketleri, DSİ- sulama birlikleri, diğer su kullanıcı teşkilatların üreticilerimizin desteklerine koydukları blokeleri kaldırmalarını bekliyoruz” diye konuştu.

DSİ- sulama birlikleri ve diğer su kullanıcı teşkilatlara olan sulama suyu borcu ve elektrik dağıtım şirketlerine olan tarımsal sulamada kullanılan elektrik borçlarını vadesinde ödeyemeyen üreticilerin, 2020 yılı Mart ayında hesaplarına yatan gübre ve mazot desteklerine bloke konulduğunu ifade eden Bayraktar, “Dicle Elektrik A.Ş. desteklere konulan blokeleri kaldırmıştır. Kendilerine teşekkür ediyor, diğer şirketlerin de örnek almasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
 
-“Üreticilerimizin borçları son yıllarda uygulanan zamlar nedeniyle ödenemez duruma geldi”
 
Üreticilerin sulama ve elektrik borçlarının, son yıllarda uygulanan zamlar nedeniyle ödenemez duruma geldiğine işaret eden Bayraktar şöyle devam etti:
“2017 Aralık ayında 35,6 kuruştan elektrik alan üreticilerimiz yapılan yüzde 126,2'lik artışla birlikte 2019 Aralık ayında 80,60 kuruştan elektrik kullanmak zorunda kalmıştır. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce her yıl yayınlanan ‘Su Kullanım Hizmet Bedeli Tarifelerine’ göre de 2015 yılından bu yana sulama ücretlerinde yüzde 43,3 ile yüzde 47,1 arasında değişen oranlarda artış olmuştur.
Üreticilerimizin birçoğu bu artışlar karşısında çaresiz kalmış, borçlarını ödeyememiştir. Koronavirüs salgını nedeniyle önünü görmekte, üretimini planlamakta güçlük yaşayan üreticilerimizin bu borçlarını ödemesine imkan bulunmamaktadır.

Üreticilerimizin sulama ve elektrik borçları 1 yıl süreyle faizsiz olarak ertelenmeli, desteklere konulan blokeler kaldırılmalıdır.”

Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Ziraat Odaları olarak üreticilerin sorunlarının çözümü için girişimlerde bulunduklarını ifade eden Bayraktar, “Dün Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’yi arayarak talebimizi ilettim. Pakdemirli, bu konuda bir çalışma yaptıklarını söyledi. Kendilerinden en kısa zamanda üreticilerimizi memnun edecek bir haber bekliyoruz” diye konuştu.
 
 
02.04.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli : Dünyayı Doyuran Ülke Dünyanın Lider Ülkesi Olacak

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli Covid-19 salgını tedbirleri dolayısıyla illerde gerçekleştirdiği tarım orman sektör toplantılarını ilk kez videokonferans yöntemiyle Antalya tarım orman sektör temsilcileri ile gerçekleştirdi.

Toplantıda yaptığı konuşmada geldiği ilk günden beri, ülkemizi karış karış gezerek, çiftçilerin problemlerini yerinde çözmek adına toplam 70 ilde ve 200’ün üzerinde toplantı ve program gerçekleştirdiğini söyleyen Bakan Pakdemirli “Ancak şuan koronavirüsten sonra alınan tedbirlerden dolayı, il ziyaretlerimizi erteledik, ama çalışmalarımıza ara vermedik” diye konuştu.
“Bu günlerde çiftçilerimizim, üreticilerimizin bizim desteğimize daha çok ihtiyacının olduğunu biliyoruz” diyen Bakan Pakdemirli Bu sebeple “söz sizde” buluşmalarımızın videokonferanslı ilk toplantısını ülkemizin sebze-meyve hali, cennet şehir Antalya ile yapmaya karar verdim” dedi.

Artık insanlığın farklı bir dünyaya doğru evirildiğine vurgu yapan Bakan Pakdemirli “Bu hastalık bittiği zaman, nasıl bir tablo ile karışılacağımızı net bir biçimde bilmiyoruz. Fakat bazı öngörülerimize bağlı olarak, planlarımızı yapıyor, tedbirlerimizi almaya devam ediyoruz” açıklamasını yaptı.

DÜNYAYI DOYURAN ÜLKE, DÜNYA’NIN LİDER ÜLKESİ OLACAK
Göreve geldiği günden beri ortaya koydukları öngörülerin bir bir kendilerini doğruladığını ifade eden Pakdemirli şöyle devam etti:
“Peki ne idi bu öngörüler?  İlk olarak, göreve geldiğimizde dedim ki; ‘Dünyayı doyuran ülke, Dünya’nın lider ülkesi olacak’ Şuan gündemde sağlık, gıda, eğitim var. Tüm dünyada teknoloji üreten fabrikalar kepenklerini kapattı. Tekstil sektörü yavaşladı. Ulaşım sektörü durdu. Mobilya sektöründe üretim durdu. Ancak bu süreçte, tek bir sektör kapasitesini arttırarak hızlı bir şekilde üretime devam ediyor: O da “GIDA” sektörü.  Bu da ön görümüzde ne kadar haklı olduğumuzun göstergesidir.  Çünkü en basit ifadesiyle; karnınız açsa, elinizdeki telefonun kaçıncı seri olduğu önemli olmuyor.

İkinci öngörümüz ise; yurt dışından tarımsal üretim için arazi kiralama meselesiydi. Biz Sudan’dan arazi kiralama konusunu gündeme aldığımızda;  gıda arz güvenliğimizi garanti almak amacıyla yola çıktığımızı defaten söylememize rağmen, bize olmadık söylemlerde bulundular. Şimdi bunu kabul etmeyenler, bizlerden gıda arz güvenliğini garanti altına almamızı istiyor.

Üçüncü olarak da bütçe görüşmelerinde, “2020 yılının, Tarım ve Orman Bakanlığının Dijitalleşme Yılı” olacağını kurguladığımızı, ve çalışmalarımızı bu doğrultuda gerçekleştirdiğimizi bildirmiştik. Şimdi görüyoruz ki şükürler olsun; bu konuda da isabetli kararlar almışız. Böylelikle; çiftçimiz, üreticimiz, İl ve İlçe tarım müdürlüklerinde yapacakları iş ve işlemleri, bir tıkla hemen halledilebiliyor. E-TARIM portalı ile mevcutta kullandığımız E-ÇİFTÇİ Portalını yeniden düzenleyerek, Çiftçi, İşletme, Vatandaş ve Firmalar için çok kapsamlı bir e-TARIM portalına dönüştürdük. Böylece portal üzerinden, çiftçiler destekleme ön başvurularını yapabilecek ve Sanal POS sistemi ile ödemelerini gerçekleştirerek, ÇKS ön başvurularını yapacabilecek ve mevcut ÇKS’lerini sistem üzerinden alabileceklerdir”

TARIM, SAVUNMA SANAYİSİ KADAR ÖNEMLİ, COVİD-19’LA TOP VE TÜFEKLE SAVAŞILMIYOR
2020 yıllında, gıda güvenliğimizin sağlanması açısından çiftçilerimizin daha çok sübvanse edilmesi gerektiğini bildiklerini vurgulayan Bakan Pakdemirli “Onun için destekleme ödemelerini, 2019 yılına göre %36 artırarak, 22 milyar liraya çıkardık ve bakanlığımız 2020 yılı bütçesinin %54,6’sını tarımsal desteklemelere ayırdık. Hep söylediğimiz gibi Tarım, savunma sanayisi kadar önemli, çünkü COVİD-19’ la top ve tüfekle savaşılmıyor. İlaç ile savaşılıyor, bağışıklık ile savaşılıyor, gıda ile savaşılıyor. İnsanımızın bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için, kaliteli ve sağlıklı gıdaya her durumda ulaşabiliyor olması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Son 17 yıldır alınan tedbir ve önlemlerle gıda ile ilgili hiçbir sıkıntı yaşanmadığının altını çizen Bakan Pakdemirli, vatandaşlarımızın gıda arz güvenliği konusunda endişeleri olmaması gerektiğini ifade etti.

KREDİLERİ YÜZDE 25 İLA YÜZDE 100 ORANLARINDA SÜBVANSE EDECEĞİZ
Bu zorlu süreçte çiftçilere destek olmak adına ve tarımsal üretimimizde sorun olmaması için, İl Tarım ve Orman Müdürlerine çiftçimiz için tüm imkânlarını seferber etmeleri talimatını verdiğini belirten Pakdemirli “Çiftimizin üretim için finansman kaynağı sağlaması amacıyla 3,5 miyar liralık destekleme ödemesini hesaplarına yatırdık. Çiftçilerimizin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden kullanacakları kredileri yüzde 25 ila yüzde 100 oranlarında sübvanse edeceğiz” dedi.

BU SÜREÇTE ÜLKEMİZİN SAVUNMA SANAYİSİ BİZLERİZ
Diğer yandan Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığı ile verilen kredilerde COVID-19 virüsüne karşı çiftçimizin yanında olduklarını ve 4 karar aldıklarını söyleyen Bakan Pakdemirli şu şekilde konuştu:
“-30 Nisan 2020 tarihine kadar, yurt genelinde yürütülmekte olan icra ve iflas takipleri durdurulmuş olup, bu çerçevede yeni takip işlemleri yapılmayacak,  ihtiyati haciz kararları icra edilmeyecektir.
-Kredi ödemlerindeki gecikmelere esneklik tanınarak,  gecikmeye giren krediler, takip ve hesaplarına aktarılmadan önce 90 gün yerine 180 gün beklenecek.
-Çiftçilerimizin kredi borçları sebebiyle risk merkezindeki siciline “Mücbir Sebep” notu düşülmesi sağlanacak.

-Vadesi Nisan ve Mayıs aylarında dolacak olan kredilerin anapara ve faiz tutarları 2 ay süreyle faizsiz olarak ertelenecek.
Siz yeter ki üretmeye devam edin, biz her daim arkanızdayız. Unutmayalım bu süreçte ülkemizin savunma sanayisi bizleriz. COVID-19’a karşı kullanacağımız topla tüfek; ürettiğiniz et, süt, balık, buğday, mısır, sebze ve meyvelerdir.

ANTALYA BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR CEPHE, ÇOK ÖNEMLİ BİR CEPHANEDİR
Antalyalı çiftçilerin, ürettiği tarımsal ürünlerin hem ülkemizin gıda ihtiyacını karşıladığını hem de yaptığı ihracat ile dünyanın gıda ihtiyacını karşıladığını ifade eden Pakdemirli “Biz, son 17 yıldır yaptığımız yatırım ve desteklerle her daim Antalyalı çiftçilerimizin yanında idik, bundan sonrada olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Antalya’ya son 17 yılda, 8 milyar 800 Milyon lira tarımsal destek verdiklerini söyleyen Bakan Pakdemirli “Kırsal Kalkınma desteklerimiz ile ulusal kaynaklarımızdan Antalya’mıza,  209 proje için 103 Milyon Lira hibe desteği ödedik.  Bu hibeler ile yapılan yatırımlar neticesinde, 2.640 kişiye istihdam sağlandı.  Genç Çiftçilerimizin toplam 689 projesini, yaklaşık 21 Milyon Lira ile destekledik. Hayvancılığın olmazsa olmazı meralarımıza, Antalya’da özel hassasiyet gösterdik ve 85 bin dekar alanda mera ıslah çalışmasını tamamladık” ifadelerini kullandı.
Konuşmasının devamında Antalya’ya yapılan destek ve yatırımlar hakkında ayrıntılı bilgi veren Bakan Pakdemirli” İnşallah bugünler gelip geçicidir. Antalya bu salgında bizim için çok önemli bir cephe, çok önemli bir cephanedir” diyerek sözlerini tamamladı.​
 
 
 
01.04.2020
Devamı

Hazineye Ait Tarım Arazileri Kiraları Ertelendi

Çevre ve Şehircilik Bakanı  Murat Kurum, tarımsal amaçlı kiralanan hazine arazilerinden alınacak kira bedellerinin 6 ay süreyle ertelendiğini açıkladı.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, dünya genelinde etkili olan yeni tip koronavirüs (COVID-19) salgınının tarım sektöründeki olumsuz etkilerinin azaltılmasına yönelik yeni tedbirler aldıklarını belirtti.

Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Ecrimisil Bedelinin Yarısı Üzerinde Kiralama Projesi kapsamındaki çiftçilerin ödemelerini kolaylaştırmak için kira ödemelerinin ertelenmesi kararı aldıklarını bildiren Kurum, şunları kaydetti:

"Koronavirüs salgını nedeniyle Hazineye ait tarım arazisini kiralayan çiftçilerin nisan, mayıs ve haziran ayı kira ödemelerinin 6 ay süreyle ertelenmesine karar verildi. Uygulama koyduğumuz erteleme kararından yaklaşık 600 milyon metrekare alan için kiralama sözleşmesi düzenlenen 51 bin çiftçi yararlanacak."
Bakan Kurum, Hazineye ait tarım arazilerine ilişkin ecrimisil işlemlerinin de hasat dönemi dikkate alınarak yürütüleceğini ifade etti.   
 
 
01.04.2020
Devamı

Deli Dana

Bu sayımızda AB’de görülen ama biz de kesinlikle olmadığı iddia edilen “Deli Dana” hastalığına değineceğim.
 Deli Dana hastalığı, insana hastalıklı hayvanın eti yenirse bulaşıyor. Hastanın kanını doğrudan alsanız bile bulaşma ihtimali düşük. Hasta hayvanın etini yiyen kişide hastalık pusuya yatıyor. Yaşlılık ya da aniden gelişen herhangi bir hastalık gibi durumlarda yani vücut direnci düştüğünde, ortaya çıkıyor. Hastanın beyni hızla süngerimsi bir yapıya dönüşüyor. Süngerleşme ilerledikçe, sırasıyla hastada yürüme, el kol hareketleri, konuşma ve en son yutkunma bitiyor. Bu arada hayaller görmeye başlıyor, kendini bile tanıyamaz hale geliyor ve derin bir uykuya dalıyor. Yani önce felç oluyor ve sonra komaya giriyor. Sonunda enfeksiyon, zatürre ya da çoklu organ yetmezliği gibi nedenlerden hasta kısa sürede ölüyor.

Deli Dana ile ilgili AB ülkelerine baktığınızda; hastalıklı hayvan sayısı, mücadelesine yönelik yapılan faaliyet sayısı, hastalanan insan sayısı, tedavi çalışmalar gibi çeşitli istatistik verilere ve bilgilere şeffaf bir şekilde ulaşabiliyorsunuz. AB mevzuatında, nasıl sürekli saha taraması yapılması ve müdahale edilmesi gerektiğini belirten özel hükümler bulunduğunu görüyorsunuz. Hastalık 2001 yılından bu yana yıllık resmi raporlarla yakından takip ediliyor ve yayınlanıyor. Yıllar içinde sayılar giderek azalsa da sonuç sıfır olmadıkça hastalık önemini korumaya devam ediyor. Çünkü hasta hayvan 1 tane bile olsa ondan elde edilecek eti yüzlerce kişinin tüketme riski var. Örneğin; sadece tek bir hastalıklı hayvandan elde edilen etin, ucuz kıyma satan bir reyondan yüzlerce kişiye bir defada bulaştırabilmesi mümkün. Bu nedenle AB konuyu sıkı takip ediyor.

Deli Danalı hayvanların ülkemize girmesi kanunen yasaklandığı için bu hastalığın ülkemizde hiç görülmediği iddia edilmektedir. Yani, ülkemize girmesi yasak hayvansal kaynaklı hastalıkların, ülkemizde görülmesi resmi olarak “imkansız” kabul edilmektedir. İstatistiklere göre ülkemizde hiç vaka bulunmamaktadır. Bu durumda Deli Dana hastalığından ölen hiç kimsenin olmaması gerekmektedir. Böyle biri varsa kesinlikle yurt dışına gidip, hastalıklı hayvan etini orada yediğine ya da yurt dışında hastalanmış birinin kanını aldığına inanılmaktadır.
Hâlbuki, babam kısa bir süre önce bu hastalıktan vefat etti. Hem de hiç yurt dışına çıkmadığı ve kan transfer yapmadığı halde bu hastalığa yakalandı. Demek ki; hastalığı resmen imkansız ilan etmek yeterli değilmiş. Bu durumda aklınıza, yukarıdaki belirtilerle kısa sürede ölen biri varsa, “acaba deli danadan mı öldü ya da bu hastalıktan ölen başkaları var mı” soruları gelebilir.

Bu durumda yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Çünkü tahlili bile ülkemizde yapılamayan bu hastalığın teşhisini koymak bile çok zaman alıyor. Hastalığı kısa sürede ilerleyen hastanızın, ilk anda hangi bölüme götürüleceği bile bilenemiyor. İlgili olabilecek bölümleri dolaşmak, tetkik yaptırmak hatta görüntülü tetkikler için randevu almak için geçen süre, hastalığın seyrinden fazla sürüyor. Diyelim ki; kısa sürede 15 bin dolar harcayabilecek kadar varlıklı bir kişisiniz. Özel bir sağlık kurumunda birçok bölümün doktoru sizi gördü ve verdikleri tetkikleri kısa sürede cebinizden yaptırdınız. Buna rağmen ilk anda, hızla ilerleyen bir kanser ile karşılaşıldığı sanılıyor. Normalde aylar sonrasına verilen kanser taramasını ancak özel bir yerde yaptırabilirseniz hızla kanser olmadığınız cevabını alıyorsunuz. İşte ancak bu durumda ileri derece uzman bir doktor, devletin yasakladığı bir hastalığa yakalanmış olabileceğinizi düşünüyor. Bir mühendis maaşından fazla para verip Fransa’ya numune göndermenizi istiyor. Cevap gelince “ülkemizde kesinlikle imkansız” olan hastalığa yakalandığınızı anlıyorsunuz. Bütün ümitleriniz bitiyor. Sonrasında hastayı huzur içinde acısız bir şekilde uğurlayabilmek için kalan kısa sürede elinizden geleni yapıyorsunuz.  

Tarım Bakanlığında çalışan bir mühendis olarak, Ankara’nın merkezinde oturan, devletin en yüksek makamlarının işaret ettiği yerlerden et alan, emekli devlet memuru babam, “nasıl Deli Dana oldu” sorusunun cevabını arıyorum. Muhtemelen “dış mihraklar tarafından havadan paraşütle atılmış” eti yoldan geçerken buldu. Bütün eti tek başına yedi. Başka hiç kimse yemedi. Üstelik bilmeden dahi olsa, devlet tarafından yasaklanmış bir hastalığın bulaşık olduğu eti yediği için bir de devlete karşı suç işledi.

İşin kinayesi bir tarafa, sağlık alanında lüks inşaat kalitesinde Dünyanın en büyük hastanelerine sahip ülkemizde, bu hastalığın hiç görülmediğinin sanılmasının ardındaki gerçekler araştırılmalıdır. Yeterli maddi varlığa sahip olmadığı için aylar sonrasına verilen tetkiklerin günü gelinceye kadar bu hastalığa yakalanan belki de binlerce kişiye teşhis koymak mümkün olmuyorsa ne yapacağız. Hastanın niçin öldüğü anlaşılamıyor ve bu nedenle kayıtlara da geçmiyorsa “Ülkemizde Deli Dana yoktur” demeye devam mı edeceğiz.

Bu arada kendimi “taammüden öldürülen ve katili serbestçe dolaşan birinin oğlu” olarak hissettiğimi söylediğimde, “Allah verdi, Allah aldı” sözüyle karşılaşıyorum. Beni derinden etkileyen bu söz, inançlı kişiler tarafından çok iyi irdelenmelidir. Çünkü bu sözün arkasına sığınıp cinayete kurban gideni de en nihayetinde Allah aldı diyerek tedbir almamak, katili aklayıp suçu Allah’a atmak olacaktır. Sanırım kimse böyle bir vebalin altında kalmak istemez. Umarım hiç birimiz buna izin vermeyiz.

DR. Erhan Ekmen
Ziraat Yüksek Mühendisi
 

 
 
 
31.03.2020
Devamı

Tarım ve Orman Bakanlığının Koronavirüs Bilim Kurulana Tepkiler Büyüyor

Tarım ve Orman Bakanlığınca oluşturulan Bilim Kurulu’nda Ziraat Mühendisi bulunmamasına tepki yağdı. CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, “Bilim Kurulu Ziraat Mühendisi olmadan neyi tartışacak?” derken, Adana Milletvekili Ayhan Barut da, “Bakanlık Ziraat Mühendislerini yok sayıyor” dedi. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı da, “Mesleğimiz dışlanarak ülkemizde tarım ve gıda sorunları çözülemez” açıklaması yaptı.

CHP Manisa Milletvekili ve Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Bekir Başevirgen, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın, koronavirüs salgınıyla ilgili olarak oluşturduğu 9 kişilik COVID-19 Komisyonunda bir tane bile ziraat mühendisinin bulunmaması ile ilgili bir açıklama yaptı.

Oluşturulan bilim kurulunda bürokrat olarak Gıda ve Kontrol Genel Müdür Vekili ve Genel Müdür Yardımcısı ile 3 adet Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi, 3 adet Gıda Mühendisliği Öğretim Üyesi, 1 adet Tıp Fakültesi Öğretim Üyesinin bulunduğunu belirten Başevirgen, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bilim kuruluna bir tane bile ziraat mühendisi almayan Bakan, “Ziraat Mühendisi” diye bir meslek dalı olduğunu unuttu mu? Kurula ziraat mühendisi alınmaması, bu işe ne kadar ciddiyetsiz baktıklarının göstergesidir. Aralarında ziraat mühendisi olmayan kurul bir araya gelerek tarımsal ürün, tarımsal üretim ve sağlıklı gıda konusunda neyi tartışacak?
Tarım Bakanlığı uyguladığı yanlış tarım politikalarına bir yenisini daha ekledi, Sayın Bakan bizi yine şaşırtmadı. Bilim Kurulu niteliğinde oluşturulan komisyonda, Ziraat Mühendisi ve/veya Ziraat Mühendisi Öğretim Üyesinin olmaması, sorunların çözümü için ziraat mühendislerinin görüşlerine önem verilmemesi, en basit ifade ile tarım sektörüne ve anılan meslek dalına ihanettir. Tarım açısından alınması gereken tedbirlerin görüşüleceği Bilim Kurulunda ziraat mühendisinin bulunmaması, tarıma verdikleri önemin net bir göstergesi olmuştur.”

“Tüm bileşenleri sürece dahil edin!”
CHP’li Başevirgen, içinden geçilen sürecin ayrıştırarak değil, birleştirici ve kapsayıcı bir iş birliği ile sürdürülmesi gerektiğini belirterek, “Tarımsal üretimin ve gıdanın stratejik önem arz ettiği bir süreçte oluşturulan kurula üretimle ilgili genel müdürlerin ve ziraat mühendislerinin dahil edilmemiş olması, COVID-19 ile mücadelede ziraat mühendislerinin devre dışı bırakılması büyük bir hatadır. Özellikle bu kritik süreçte Bakanlığın, tarım ve gıda sektörünün tüm bileşenlerini sürece dahil ederek bilimsel önlemlerle krizi yönetmeleri gerekmektedir.”
 
“Bakanlık Ziraat Mühendislerini yok sayıyor”
Koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı’nca 9 kişiden oluşturulan komisyonda bir tane ziraat mühendisinin yer almadığına dikkat çeken CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut da, “Salgın nedeniyle tarım, hayvancılık ve gıda alanında kararlar alması beklenen komisyon üyeleri arasında gıda mühendisi, veteriner, tıp doktoru var ama tek bir ziraat mühendisi bile yok. Elbette bu meslek grupları komisyonlarda olmalı. Ancak aralarında ziraat mühendislerinin de yer alması gerekmez mi? Ziraat mühendisi olmadan tarımla ilgili nasıl karar alıp, tavsiyeler verilecek? Bakanlıktan açıklama bekliyor, ziraat mühendislerini yok sayan anlayışı kınıyoruz” diye konuştu.

“Uyduruk değil, bilimsel olsun!”
Küresel ve ulusal çapta Koronavirüs salgınının sağlık ve ekonomiyi tehdit ettiğini ifade eden Barut, şunları vurguladı:
“Bu tehdidi ortadan kaldırmanın yolu; etkin önlem almak, tarım ve hayvancılığın ilgili ve yetkin tüm paydaşlarını bir araya getirip çareler bulmaktır. ‘Uyduruk’, ‘Dostlar alışverişte görsün’, ‘Yaptık, olduk’ veya ‘İşte kurduk’ diye değil, gerçek anlamda tarımın ve hayvancılığın tüm bileşenlerini, uzmanları, akademisyenleri ve konunun tüm muhataplarını barındıran ‘Tarımda Bilim Kurulu’ oluşturulmalı.
Tarım ve hayvancılık olmadan güvenli bir gelecekten, daha da doğrusu yarınlara ulaşmaktan söz bile edilemez. Gelin aklı başında herkesin dile getirdiği bu çağrımıza kulak verin. Yarın çok geç olmadan tarım ve hayvancılığımız için yani çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği için kararlı bir adım atalım, sorunları kökünden çözecek politikalar geliştirelim.”
 
Ziraat Mühendisleri Odası: “Mesleğimiz dışlanarak tarım ve gıda sorunları çözülemez”
Yazılı bir açıklama yapan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez de, Tarım ve Orman Bakanlığı COVID-19 Komisyonu içerinde Ziraat Mühendisliği mesleği ve meslektaşlarının dışlanması şiddetle kınadı, “Ziraat Mühendisliği Mesleği dışlanarak ülkemizde tarım ve gıda sorunları çözülemez” dedi.
Koronavirüs salgınının sektöre yıkıcı etkilerini en aza indirmek amacıyla “Tarımsal Üretim Seferberliği” ilan edilmesini talep ettiklerini hatırlatan Suiçmez, seferberliğin sağlıklı işletilebilmesi, çözüm önerilerinin geliştirilmesi ve uygulanabilmesi için Tarım ve Orman Bakanlığı’nın öncülüğünde Kamu, Üniversite, Meslek Odaları, Meslek Kuruluşları, ilgili Özel Sektör ve STK’ların temsil edildiği “Koronavirüs Tarım Bilim Kurulu” kurulmasını önerdiklerini vurguladı. Medyada, Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde “COVID-19 Komisyonu” kurulduğu haberlerinin yer aldığına dikkat çeken ZMO Başkanı Suiçmez, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Salgın nedeniyle tarım sektörü açısından alınması gereken önlemlerin görüşüleceği ve bir çeşit Bilim Kurulu niteliğinde kurulan Komisyonda, 1 adet bile Ziraat Mühendisi, Ziraat Mühendisi Öğretim Üyesinin olmaması, sorunların çözümü için görüşlerimize önem verilmemesi, mesleğimizin ve meslektaşlarımızın dışlanması, en basit ifade ile vahimdir.

“Ziraat Mühendisliği mesleğinin dışlanmasını şiddetle kınıyoruz”
Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki “meslek şovenizmi”ne dayalı, dar meslekçi eğilimleri güçlendiren bu anlayışı, mesleğimiz, meslektaşlarımız ve tarım sektörümüz adına kabul edilemez buluyoruz. Ülkeyi yönetenlerin tarım sektörüne yaklaşımlarını açıkça gösteren bu tercihten, bu yanlıştan bir an önce geri dönülmesini talep ediyoruz.
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası olarak; “Tarım ve Orman Bakanlığı COVID-19 Komisyonu” içerinde Ziraat Mühendisliği mesleğimizin ve meslektaşlarımızın dışlanmasını şiddetle kınıyoruz.”
 
 
31.03.2020
Devamı

500 Milyon Fidan Üretimi ile 97 Milyon Dolarlık Döviz Geliri Elde Edildi

Tarım ve Orman Bakanlığı 2019 yılında özel sektörle birlikte 854 farklı türde, 500 milyon adet orman ağacı, dış mekan süs bitkisi ve meyve fidanı üreterek, 50 milyon adedini yurtdışına ihraç etti.
Türkiye’nin bir çok bitki ve meyve türünün anavatanı olduğunun altını çizen Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli “Ülkemiz meyvecilik ve fidan yetiştiriciliği konusunda iklim ve ekolojik koşullar bakımından önemli avantajlara sahip bulunuyor. Bu kapsamda 2019 yılında ülkemizde ceviz, badem başta olmak üzere 100 milyon adet meyve fidanı üretimi yapıldı” diye konuştu.
 
97 MİLYON DOLARLIK DÖVİZ GELİRİ
Üretilen meyve ve orman ağacı fidanlarından ülkemiz vatandaşlarınca bahçe tesisi ve çevre düzenlemesinde kullanılmak üzere 11 milyon adedi bedelsiz verilerek 31 Milyon TL’lik katkı sağlandığını vurgulayan Bakan Pakdemirli “Üretimi yapılan fidanların 50 milyonunu yurtdışına ihraç ettik. Yapılan ihracattan 97 milyon dolar döviz geliri elde edildi”  açıklamasını yaptı.
 2002 yılına göre yaklaşık 5 kat artırılan ihracatın 2019 yılında  ağırlıklı olarak Türki Cumhuriyetleri olmakla üzere 55 ülkeye yapıldığını belirten Bakan Pakdemirli “İhracata en fazla konu olan türler ise; servi türleri, ıhlamur, ardıç, süs eriği, süs elması, ceviz, elma, zeytin, badem ve kirazdır” dedi.
 
TÜRKİYE FİDANCILIK SEKTÖRÜNDE NET İHRACATÇI
 Ülkemiz fidancılık sektöründe net ihracatçı konumunda olduğunu, gelinen bu noktada kazanılan ihracat ivmesinin artarak sürdürülmesi için gerekli çalışmaları yaptıklarını söyleyen Bakan Pakdemirli “Gerek AB normları gerekse ihracat yaptığımız ülkelerin talepleri doğrultusunda ismine doğru, güvenilir, hastalık ve zararlılardan ari fidan üretimi ile ilgili mevzuat çalışmalarımız devam etmektedir. Bu kapsamda ihraç edilen fidanların 2019 yılından itibaren,  ülkemizde hastalık ve zararlılar yönünden kontrolleri yapılıp sertifikalandırılmış olma zorunluluğu getirilmiştir. Böylelikle kalitesiz fidanların yurtdışına satışı yasaklanarak mevcut pazar payının kaybedilme riski önlenmiştir” diyerek sözlerini tamamladı.​
 
 
31.03.2020
Devamı

Tarım Kredi Kredi Ödemeleri Faizsiz Erteleniyor

Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri, çiftçilerin vadesi Nisan ve Mayıs aylarında dolacak olan kredilerin anapara ve faiz tutarlarının 2 ay süreyle faizsiz olarak erteleneceğini açıkladı.
Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri, corona virüsü salgınıyla mücadele kapsamında tarımsal üretimin kesintiye uğramaması amacıyla, çiftçilerin vadesi Nisan ve Mayıs aylarında dolacak olan kredilerin anapara ve faiz tutarlarının 2 ay süreyle faizsiz olarak erteleneceğini açıkladı.

30 Nisan tarihine kadar yurt genelinde yürütülmekte olan tüm icra ve iflas takiplerinin durdurulduğunu, bu çerçevede yeni takip işlemlerinin yapılmayacağını, ihtiyati haciz kararlarının icra edilmeyeceğini belirten Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Fahrettin Poyraz, şu bilgileri paylaştı:

“Kredi ödemelerindeki gecikmelere esneklik tanınarak, gecikmeye giren krediler, takip hesaplarına aktarılmadan önce 90 gün yerine 180 gün beklenecek. Çiftçilerimizin kredi borçları sebebiyle Risk Merkezi’ndeki siciline mücbir sebep notu düşülmesi sağlanacak.”

“Kredi faaliyetleri çerçevesinde ortaklarımıza tarımsal girdi ihtiyaçları için ayni kredi, nakdi kredi ve yatırım kredisi veriyor; uygun koşullarda finansmana erişimlerini sağlamak amacıyla piyasadaki değişimler de yakından takip ediyoruz” diyen Poyraz, “Çiftçilerimiz üretmeye mutlaka devam etmeli. Bu zor dönemi üreterek, birlikte aşacağız” ifadelerini kullandı.
 
 
 
30.03.2020
Devamı

Biz Senin İçin Tarladayız Sen Evde Kal Türkiye

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, vatandaşları evde kalmaya davet ederken, çiftçilerin ise gıda ihtiyacını karşılamak için büyük bir özveriyle üretmeye devam ettiğini bildirdi.
Tüm kesimlere “evde kal” çağrısı yapılırken çiftçilerin çalışmak zorunda olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Salgınla mücadele ettiğimiz bu süreçte gıdaya erişimde sıkıntı yaşamıyorsak, çiftçilerimizin gösterdiği fedakârlık sayesindedir. Biz senin için tarladayız sen evde kal Türkiye’m” diye konuştu.
 
-“Üreticilerimize daha fazla destek vermek, tarımsal üretimimizi artırmak zorundayız”
 
Beslenmenin hayati bir gereklilik olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Çiftçilerimiz de herkes gibi endişeli ancak ülkemizin gıda ihtiyacını karşılamak için evlerinden çıkmak, tarlaya gitmek durumundalar. Üretimin aksamaması için, çiftçilerimizin sağlığı güvence altına alınmalı, acil çözüm bekleyen sorunları çözüme kavuşturulmalıdır” dedi.
COVİD-19 salgını ile mücadele edilen süreçte yeterli ve kaliteli gıdaya ulaşmanın öneminin bir kez daha ortaya çıktığını belirten Bayraktar şunları söyledi:

“İklim değişikliğiyle, doğal afetlerle mücadele eden dünyamız bugün ise uluslararası ölçekte etkili olan koronavirüs salgını ile savaş veriyor. Yaşanan bu gelişmeler tarımsal üretimi doğrudan etkiliyor. Diğer ülkelerden gelen, marketlerin yağmalandığı, insanların gıda stoğu yapmak için yarıştığı görüntüler tarımsal üretimin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Henüz kontrol altına alınamayan bu salgının etkisini devam ettirmesi durumunda küresel çapta bir gıda kıtlığı ile karşı karşıya kalabiliriz. Gıda güvencemizi korumak istiyorsak, üreticilerimize daha fazla destek vermek, tarımsal üretimimizi artırmak zorundayız.”


 
“Risk alarak evinden çıkan ve üretmeye devam eden çiftçilerimize borçluyuz”
Koronavirüsle mücadele edebilmek için güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak gerektiğini vurgulayan Bayraktar, “Bağışıklığımızın güçlü olması için yeterli ve dengeli beslenmemiz gerekiyor. Çiftçilerimiz üretemezse gıdaya erişemeyiz, bedenimizi virüslere karşı savaşta güçsüz bırakırız” diye konuştu.
Bayraktar, evlerimizden çıkmamamız gereken şu günlerde market, pazar ve manavlarda her türlü gıdanın bulunduğuna işaret ederek, “Hepimiz risk alarak evinden çıkan ve üretmeye devam eden çiftçilerimize borçluyuz” dedi.


 
 
30.03.2020
Devamı

Van'da Hayvanları Telef Olan Depremzedelere 2 Milyon 150 Bin lira Ödendi

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, merkez üssü İran'ın Hoy kenti olan 5,9 büyüklüğündeki depremden etkilenen Van’da, hayvanları telef olan vatandaşlara 2 milyon 150 bin lira ödendiğini söyledi.

23 Şubat'taki depremde ahırların yıkılması sonucu hayvanları telef olan 103 çiftçiye 2 milyon 150 bin lira destek ödemesi yapıldığını vurgulayan Bakan Pakdemirli “Depremin ilk anından itibaren çiftçilerimizin yanında yer aldık. Depremden zarar gören yetiştiricilerimize, koyun başına 1.500, kuzu başına 450, keçi başına 750, oğlak başına 300, inek başına 9 bin, tosun başına 7 bin 500, buzağı başına 4 bin 500 lira ödendi” dedi.

YEM YARDIMI YAPILDI
Devletin imkanlarının Van'daki depremzedeler için seferber edildiğinin altını çizen Bakan Pakdemirli, telef olan hayvanlar için belirlenen bedelin dışında küçükbaş hayvan için 75, büyükbaş hayvan için de 500 lira yem yardımının yapıldığını da söyledi.

ÜCRETLERİ ZİRAAT BANKASI HESAPLARINA AKTARILDI
Hasar tespit komisyonun yem ve hayvan başına belirlediği ücretlerin, Ziraat Bankası aracılığıyla hesaplara aktarıldığını belirten Bakan Pakdemirli, deprem olur olmaz tüm ekiplerin sahaya çıktığını ve depremde hasar gören ağıl ve ahırların tespit edildiğini ifade ederek “Yıkılan ağıl ve ahırlarda telef olan hayvanların sayısını belirledik ve enkazdan çıkardık. Bu hayvanların hastalıklara neden olmasını engellemek amacıyla çalışma başlattık. Depremin etkilediği mahallelerde yıkılan 605 ahırda telef olan 1.858 küçükbaş, 36 büyükbaş, 4 tek tırnaklı ve 21 kanatlı hayvanı, belirlenen alanlarda kireçleyerek gömdük. Ardından hayvanı olan vatandaşlara çadırlar dağıttık. Deprem bölgesinde yaklaşık bin 76 hayvan çadırı kurarak, özellikle yavrulama dönemindeki hayvanların soğuktan etkilenmelerini engelledik” açıklamasında bulundu.​
 
 
30.03.2020
Devamı

  Corona Fırsatçıları Karaborsa ve Stokçulara Şeker Kalkanı

                                             
Şeker İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök COVİD19 ile mücadele kapsamında Türk’ün gizli silahı benzetmesi ile öne çıkan kolonya ve dezenfektanların ana bileşeni  etil alkol üretimime yönelik şeker pancarının bir kez daha önemine değindi. Genel Başkan Gök yazılı yaptığı açıklamada şunları kaydetti.
“Ülkece yaşadığımız bu zorlu günlerde, yeni tip koronovirüs (Kovid-19) ile mücadele kapsamında yabancı basında “Türkün gizli silahı”  benzetmesiyle öne çıkan kolonya ve dezenfektanların ana bileşeni olan etanol (etil alkol) üretimi gereksinimine talebin son derece artması, benzin türlerine etanol harmanlanması zorunluluğunun askıya alınmasına neden olmuş, bu zorlu süreçte ülkemiz şeker fabrikalarından milli çözüm reçetesi çok geçmeden devreye girmiştir.

Ülkemiz kamu şeker fabrikaları TÜRKŞEKER ve kooperatif fabrikalarından Konya Şeker ile Amasya Şeker üretim kapasitelerini harekete geçirerek derinden hissedilen arz açığına milli bir girişimle müdahil olmuş, şeker pancarından şeker üretiminin önemi ve şeker sanayinin stratejik bir üretim alanı olduğu bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Geçtiğimiz günlerde Sanayi Bakanlığı’mızın da deklare ettiği gibi, etil alkol üreticisi TEZKİM ve TARKİMle birlikle  TÜRKŞEKER ve  KONYAŞEKER, piyasada oluşan yüksek fiyatlardan indirime gitmiş, milli bir irade göstermiş, karaborsanın panzehiri vazifesi görmüşlerdir. Bu konjonktürde karaborsaya ve stokçuların piyasa fiyatlarını artırarak halkımıza fahiş fiyatlarla sundukları ürünlere geçit vermemişler, sahte üreticilerin zehirli maddelerinin halkımızla buluşmasının önüne geçmişlerdir. Nitekim uluslar arası pazardan etanolün temin edilmesinin mümkün olmadığı bu günlerde etanol üretiminin ham maddesi olan melas açığının yaşanmaması, ülkemizin milli bir pancar şekeri sanayine sahip olması avantajından ileri gelmiştir.

Ülkemizin sahip olduğu büyük bir fırsat olarak nitelendirilebilecek şeker pancarından, yakıt etanolü için yeterli hammadde potansiyeli ve kurulu kapasitesi mevcuttur. Nitekim ülkemiz bu alanda ürün, yan ürün ve atıkların değerlendirilmesi suretiyle rekabet gücü yüksek entegre (küme) tesislere dönüşebilir bir altyapıya sahiptir. Şeker fabrikalarının salt şeker üretimi yapan tesisler olmadığı, aynı zamanda sosyal işlevleriyle kırsal kalkınmadan, hayvancılıkta kaba yem ihtiyacının giderilmesine, et, süt, kozmetik, maya, taşımacılık ve diğer istihdam olanaklarına kadar geniş bir yelpazede hareket kabiliyeti olan kuruluşlar olduğu tüm dünyanın kabulü olarak stratejik sektörler içerisinde yerini almasına sebep olmuştur.  Dahası pancar şekeri sanayinin, endüstriyel ihtiyaçlara uygun ve katma değeri yüksek şeker çeşitleri olan küp şeker, sıvı şeker, invert şeker, ilaç sanayi tarafından ithal edilen şekerlerden,  her türlü şekerli mamul üretimine, kojen ve trijen sistemleri ile elektrik üretiminden yakıt etanolü üretimi atığı CO2’in sıvılaştırılarak gıda sanayi ihtiyaçlarına uygun olarak üretilmesine değin ülkemize birçok alanda hizmet etme olanağıyla büyük bir üretim sistemine ev sahipliği yapması, sanayimizin bilinmeyen katma değer sahalarını ortaya koymak bakımından son derece önemli görülmelidir.


 
Bu bakış açısıyla Türkiye’de pancar şekeri sanayi güçlendirilmeli, hammaddeyi garanti altına alan “çalışan-üretici ve kamunun da içinde bulunduğu bir yeniden yapılanma modeli” ile birbirini denetleyen bir organizasyon yapısı zaman kaybedilmeden hayata geçirilmeli, imalatçı ve ihracatçılarımızın yerli C şekeri (ihraç şekeri) talepleri karşılanmalı, endüstrimiz dünya ülkeleriyle rekabet edebilmeli, milli menfaatlerimize hizmet etme imkan ve kabiliyetinden mahrum bırakılmamalı, sanayinin çözüm bekleyen sorunları milli önceliklerimiz dahilinde nihayete erdirilmelidir.
 
Nitekim bu zorlu süreçte oldukça önemli bir tespit daha vardır ki, o da son süreçte özelleşen şeker fabrikalarının pancar üretim kültürlerinin bulunmayışı ve birincil amaçlarının kar elde edimi olması nedeniyle takriben 100 bin ton kota altı gerçekleştirdikleri üretim ile şeker açığına meydan veriyor olmalarıdır. Bu durum, hammaddeyi garanti altına almayan bir modelin hayata geçirilmesinin sonuçlarını görmemiz bakımından oldukça önemli olup, gereken kota aktarımının TÜRKŞEKER’e yapılması ve üretimin garanti altına alınmasının sağlanması noktasına işaret etmektedir.
 
Bizler hep birlikte nice sorunların ve felaketlerin üstesinden gelmiş bir millet olarak, üretimden halk sağlığına ve gıda erişimine değin yeter ve gerek her türlü alan ve sektörde milli menfaatlerimizi muhafaza edebilmeyi başarabilecek güçteyiz. Bu vesileyle Kovid-19 salgın riskine karşı başta sağlık emekçilerimiz olmak üzere tüm kurumlarımızın olağanüstü çabaları ve milletimizin katkılarıyla ulusal bir mücadele yürüttüğümüz bu dönemde tüm yetkililerimize minnetlerimizi sunar, Şeker-İş olarak bu zorlu sürece verebileceğimiz tüm katkıları sunmaya devam edeceğimizi bildiririz.” Dedi.
                                                                                                     
 
 
28.03.2020
Devamı

Pendik Veteriner Kontrol Enstitüsü Covid 19 Virüsüne Karşı Aşı Üretimine Dahil edildi

Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışmalarını yürüten Pendik Veteriner Kontrol Enstitüsü, TÜBİTAK tarafından organize edilen, COVİD19 virüsüne karşı yapılan aşı üretim çalışmasına dâhil edildi.

Çin de çıkarak dünyaya yayılan ve Dünya sağlık örgütünce “pandemi “olarak ilan edilen Covit19 virüsüne karşı çalışmalar sürüyor.  Hastalık yapan etkenlerin izolasyonu ve aşı üretimi alt yapısı güçlendirilen Pendik Veteriner Kontrol Enstitüsü de bu çalışmalara dâhil edildi.

Bu bağlamda daha önce aşı üretimleri konusunda sıklıkla çalışılan Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Erganiş ile irtibata geçildi. Ayrıca, iki veteriner fakültesi ile iki tıp fakültesi ve bir özel sektör firmasının dahil edilmesiyle hazırlanan proje önerisi TÜBİTAK’a sunuldu ve 1.650.000 TL bütçe ile yürütülmesi kabul edildi.

Yerli aşı üretim konusunda Pendik Veteriner Kontrol Enstitüsü’nün de çalışmalara dâhil edilmesinin, daha önce yürütülen başarılı çalışmaların neticesi olduğunu belirten Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, “Korona Virüsü için çok ciddi tedbirler aldık, almaya da devam ediyoruz. Öyle ki; pek çok ülke virüsle mücadele konusunda bizden işbirliği talebinde bulundu. Sağlık çalışanlarımız büyük bir özveriyle virüse karşı gayret gösteriyorlar. Bilim insanlarımız, uzmanlarımız da bu virüsü yenmek üzere bilgilerini, yeteneklerini kullanıyor. Bu kapsamda, Pendik Veteriner Kontrol Enstitümüzün de bu çalışmalar içerisinde olması Bakanlığımız adına bizleri gururlandırıyor. Sağlık Bakanlığına destek olmak amacıyla alt yapısı müsait olan tüm enstitülerimiz milletimizin hizmetindedir. Biz de Bakanlık olarak araştırmacılarımızın sonuna kadar yanındayız” dedi.
 
 
28.03.2020
Devamı

HAYVANLARDAKİ KORONAVİRUS ENFEKSİYONLARI BİZE GEÇER Mİ ?

 Son zamanlarda hepimizin tek konuştuğu meşhur COVID-19, yani Korona Virüs Enfeksiyonu. Öyle ki Çin'de başlayan bu alev neredeyse bütün dünyayı sardı durdu. Yüz binlerce insanı enfekte eden bu salgın, 3600'ü aşan ölümle herkesi üzdü ve üzmeye devam ediyor.  Maalesef ölenlerin sayısı da giderek artıyor (7).  İşin kötüsü ülkemiz açısından tehdit sınıra geldi dayandı. Problem hem doğu (İran) hem de batı (Bulgaristan) eksenli görülmeye başladığından beri bir gerginlik başladı hepimizde.  Ne yapalım, bu saatten sonra yapabilecek başka bir şey yok. Tedbirleri artırıp, enfeksiyonu memleketten uzak tutmaya el birliğiyle çalışacağız, gayret edeceğiz. Onun için COVID-19 ile ilgili doğru bilgiye, bilgilendirmeye ihtiyacımız var diye düşünüyorum.  Bu noktada yüreğimize su serpen ve takdirle karşıladığımız Sağlık Bakanlığımızın son derece özenli, dikkatli çalışmaları ve aynı zamanda  dünyaya örnek olan gayretleridir. Ayrıca sınırlarda görev yapan gümrük personelimiz, askerimiz, polisimiz, hülasa bütün görevliler teyakkuz halinde çalışmaya devam ediyor. Ülkemize bu derdi sokmamak için herkes ellerinden geleni fazlasıyla yapıyor. Huzurlarınızda hepsini kutluyor, hepsine tebriklerimi sunuyorum.

         En son Güney Çin Sabah Postası'nda "insandan hayvana bulaşma vakası" şeklinde haber yazıldı. Buna göre; 28 Şubat tarihinde Hong Kong Tarım, Balıkçılık ve Koruma Bölümü tarafından yapılan açıklamada, COVID-19 enfeksiyonuna yakalanmış 61 yaşındaki bir kadının kendi Pomeranian ırkı köpeğinde "Düşük Seviye Enfeksiyon" görüldüğü belirtildi. Köpekte saptanan virüs için "Zayıf Pozitiflik" bulgusu dünyada ilk kez bildirilmiş oluyordu. Fakat bilim insanları, hayvanın gerçekte enfekte olup olmadığını belirleyemediler. Hemen karantinaya alınan köpek, Hong Kong Şehir Üniversitesi ve Dünya Hayvan Sağlık Örgütü yetkililerince incelendi sonuçta oybirliğiyle "Düşük bir enfeksiyon seviyesine sahip olduğu" kabul edildi (1). 
Şimdi soru şu;

- " Acaba! bu yeni korona virüs (COVID-19) hayvanları da hasta ediyor mu?"
- "Ya da hayvanlarda seyreden korona virüsler, insanlara geçip, bizleri etkileyebiliyor mu?"

         Değerli okuyucular, öncelikle hemen tüm hayvanlarda rastlanan Korona viral enfeksiyonların insanlara geçmediği uzun zamandır bilinen bir gerçek. Fakat yukarıda bahsettiğim haberdeki köpeğin hikayesi çok net değil ve zayıf enfeksiyon olarak tanımlanması da çok korkutucu bir durum olmadığının işareti (2).

         Şimdi bir daha vurgulayalım, Köpek Korona virüsü insan COVID-19 adlı virüsle ilgisi olmayan, sadece köpeklerde bulaşıcı bağırsak enfeksiyonuna yol açan bir etkendir.  Yani köpeklerde meydana gelen ishal salgınlarının bir kısmından sorumludur. Bugüne kadar birkaç köpek korona virüs suşu (türü) elde edilmiştir. Evcil köpeklerin aşılanmasında kullanılan bu tür virüsler zayıflatılarak aşı yapılmaktadır. Halbuki COVID-19'a ait bir aşı henüz mevcut değildir (3).

         Köpeklerde İlk aşı uygulaması hayvan 6 haftalıkken deri altı veya kas içi yapılmaktadır. İlk doz üzerinden 2-4 hafta geçtikten sonra ikinci bir doz aşı yapılarak hastalığa karşı bir yıllık tam koruma sağlanmış oluyor. Bundan sonra aşılama yılda bir kez yapılarak tekrarlanması öneriliyor.   Burada köpekler arasındaki korona virüsle ilgili risk faktörlerini sıralamak istersek; Bir yaşın altındaki genç köpekler, kalabalık barınaklarda yaşayanlar, evcil hayvan satış mağazalarından gelen köpekler ve birden çok evcil hayvanla aynı alanda yaşayan köpekler sayılabilir (3).

         Kedilerde de korona virüs (FCoV) enfeksiyonları da yaygın enfeksiyoz hastalıklar arasında yer alır. FCoV ile enfekte olan kedilerin çoğu hastalığı takiben virüsten kurtulabilirken, bazıları kalıcı bir enfeksiyona yakalanabilir. Genellikle ilk zamanlarda hafif ishale yol açan bu problem, bazı durumlarda mekanizması henüz tam anlaşılamayan viral değişiklikler nedeniyle kedilerde iç organlara ait zar iltihabına (Peritonitis-FIP) yol açarak ölümcül hale dönüşebilir. Genellikle bu kediler çevreye dışkıyla büyük miktarda virüs bulaştırırlar ve ortamdaki diğer kediler için de sürekli bir enfeksiyon kaynağı olarak hizmet edebilirler. Bir kedi popülasyonunda FCoV'nin sürekli dolaşması, öldürücü bir FIP suşunun ortaya çıkma şansını artırır. İnsanlar için bir tehlike oluşturmazlar. Kedi enfeksiyöz peritonite (FIP) karşı uygun bir aşı vardır, ancak etkinliği tartışmalıdır (4).

         Sığırlarda da korona virüs (BCoV)  enfeksiyonlarına  rastlanmaktadır. Genellikle doğumdan sonraki ilk bir aylık (neonatal) dönemde meydana gelen ishaller içinde yer alır. Tek başına ortaya çıkabildiği gibi, başka virüs ya da bakterilerle  işbirliği yaparak da ishallere sebep olabilir. Aynı suşlar bazen 2-16 haftalık buzağılarda solunum hastalıklarına da sebep olmaktadır (4). Uygun bir aşısı vardır ve doğuma yakın  anneye yapılır (5). Doğduktan hemen sonra buzağı anneden ağız sütü denen kolostrum sütünü emerek kendi bağışıklığını sağlar. Fakat bir daha belirtelim ki BCoV da diğer saydığımız korona virüsler gibi insana geçerek bir hastalık yapamaz. Etkinliğini sadece sığırlar içinde sürdürür.

         Sonuç olarak; dünyada şu gün itibariyle COVID-19'dan 3,648 kişi ölmüşse de,  60.637 kişinin  iyileştiği de bir gerçektir. Hastalık bulaşan insanlarda meydana gelen ölüm oranı gençlerde %1'in altında iken, 70 yaşı geçenlerde bu oran yaklaşık %10 ve üzerindedir. Elbette ölümleri küçümsemiyorum. Ancak 1918'de Avrupa'da görülmüş olan İspanyol influenza pandemisi'ndeki (grip salgını) gibi milyonlarca insan ölmemiştir (6). Hatırlayalım! Kuş Gribinde de dünyada benzer yaygaralar koparılmıştı. Ama ne oldu? Bir süre sonra işler yoluna girdi ve her şey unutuldu. Ben, bu enfeksiyonun da inşallah kısa zamanda zayıflayıp, ardından yok olacağına inanıyorum. Küresel anlamda bir sorun olan bu rahatsızlığın insanlarda hijyen bilincinin artırılması ve yakın temasın engellenmesiyle çözüleceğini umuyor, bizlere bulaşmadan çabucak hastalığın ortadan kalkmasını canı gönülden diliyorum.

Dr. Hakan KEÇECİ
Bingöl Üniversitesi Veteriner Fak. 
Ana Bilim Dalı Başk.


Kaynaklar
1-https://www.livescience.com/coronavirus-first-case-human-to-dog-transmission.html
2- https://www.livescience.com/coronavirus-updates.html
3- https://www.merck-animal-health-usa.com/dp/4
4-https://www.sciencedirect.com/topics/veterinary-science-and-veterinary-medicine/ bovine-coronavirus
5-https://www.bioveta.cz/tr/urunlerimiz/hayvan-sagligi/kolibin-rc-neo-sgrlar-icin-enjeksiyon-suspansiyonu.html

6- J S OxfordS Bossuyt, and R Lambkin . A new infectious disease challenge: Urbani severe acute respiratory syndrome (SARS) associated coronavirus. Immunology. 2003 Jul; 109(3): 326–328.

7- World Health Organization 2020. Laboratory testing for coronavirus disease 2019 (COVID-19) in suspected human cases: interim guidance, 2 March 2020

 
 
27.03.2020
Devamı

Mazot, Gübre,Anaç Koyun ve Keçi Destekleri 18:00 dan Sonra Hesaplar'da Olacak

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, “Toplam 1 milyar 881 milyon 426 bin TL’lik destek ödemelerinin yapılacağını dün duyurmuştu.
 Bugün saat 18.00’den sonra üreticilerin hesaplarına TCKN son hanelerine göre ödenmiş olacak.

Bugün mesai bitiminden sonra ödenecek destek kalemlerinde mazot-gübre, anaç koyun ve keçi, hububat-baklagil, dane mısır, hayvan hastalık tazminatı tiftik keçileri ilave desteği ödenecek.

Üreticilerin TCKN son hanelerine göre yatırılacak destek miktarları mazot-gübre desteği için 20 ilde 553 bin 326 üreticiye 1,145 milyar TL, anaç koyun-keçi üretimi için 80 ilde 196 bin 116 yetiştiriciye 580 milyon TL,  hububat-baklagil desteği kapsamında 14 ilde 35 bin 34 üreticiye  120 milyon TL, dane mısır desteği kapsamında 6 ilde 9 bin 485 üreticiye  20 milyon TL, hayvan hastalık tazminatı kapsamında 68 ilde 686 yetiştiriciye  16,2 milyon TL, tiftik keçilerine ilave destek için 3 ilde 131 yetiştiriciye 226 bin TL  ödenerek toplamda 1 Milyar 881 milyon 426 bin TL destek ödemesi üretici hesaplarında olmuş olacak.
 
 
27.03.2020
Devamı

YENİ BİR PANDEMİ; SARS-CoV-2 VİRÜSÜNÜN NEDEN OLDUĞU COVID-19 HASTALIĞI

Koronavirüsler, insanlarda ve hayvanlarda çok sayıda enfeksiyona neden olmaktadır. 2019 yılında Çin’de tanımlanan yeni bir koronavirüsde bu virüslerin arasında eklendi. Bu yeni virüs “severe acute respiratory syndrome coronavirus 2" (SARS-CoV-2) olarak, virüsün yapmış olduğu hastalık ise “coronavirus disease 2019” (COVID-19) olarak adlandırıldı. Çin’de 2002 yılında ortaya çıkan SARS koronavirüsünün misk kedileri veya yarasalardan, Orta Doğu’da 2012 yılında ortaya çıkan MERS koronavirüsünün develerden köken aldığı ortaya konulmuştur. Yeni koronavirüsün ise yarasalardan veya pangolinlerden insanlara bulaştığına dair veriler bulunmakla birlikte sağlık otoritelerince henüz kesin bir bilgi paylaşılmamıştır. Koronavirüsler kedi, köpek, domuz ve sığır gibi evcil hayvanlarda da farklı enfeksiyonlara yol açmaktadır. Fakat bu koronavirüslerin insanlara bulaşma özelliği bulunmamaktadır.

COVID-19 enfeksiyonu, ateş, öksürük, nefes almada güçlük ile seyretmekle birlikte, ileriki safhalarda hastalarda zatürre, şiddetli akut solunum yolu sendromu, böbrek yetmezliği ve ölüme neden olmaktadır. COVID-19 enfeksiyonu olan kişilerde görülen diğer bulgular arasında; bilinç bulanıklığı, göğüs ağrısı, kas ağrısı, baş ağrısı, boğaz ağrısı, halsizlik, bulantı, kusma, ishal de bulunmaktadır. COVID-19 hastalığına yakalananlarda eozinopeni, lenfopeni, serum C reaktif protein, serum amiloid A, prokalsitonin, D-dimer ve kreatinkinaz seviyelerinde artış bildirilmiştir. Özellikle 70 yaş ve üzeri kişilerde ve kronik hastalığı olanlar (hipertansiyon, şeker hastalığı, karaciğer hastalığı ve kalp-damar hastalığı) COVID-19 hastalığına karşı oldukça duyarlı olup ana risk grubunu oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından pandemi (kıtalar arası yayılım gösteren salgın hastalık) olarak kabul edilen COVID-19 hastalığı, dünya genelinde ülkemiz de dahil toplam 152 ülkede görülmüştür.
Hastalıktan korunmada; kişisel koruyucu ekipman kullanımı, hastalık bulgusu gösteren kişilerle yakın temastan kaçınılması ve en az 1 metre mesafede durulması, insanlarla selamlaşma sırasında tokalaşma ve öpüşmeden kaçınılması, ellerin sık sık sabun ile en az 20 saniye boyunca yıkanması, alkol bazlı antiseptiklerin kullanılması, sık kullanılan yüzeylerin ve eşyaların temizliğinin ve dezenfeksiyonunun yapılması, öksürme ve hapşırma esnasında kağıt peçete kullanılması gibi temel kurallara uyulması ve kalabalık yerlerden zaruri ihtiyaç olmadıkça kaçınılması önemlidir.
 
 
 

 
ETİYOLOJİ
 
Koronavirüsler, 26-32 kilobaz arasında değişen pozitif anlamlı tek sarmallı viral RNA genomuna sahip, yaklaşık 100 nm çapında zarflı virüslerdir. Koronavirüsler (CoV'ler) insan ve omurgalılar için önemli bir patojendir. Coronaviridae ailesinin Orthocoronavirinae alt ailesinde, alfakoronavirüsler, deltakoronavirüsler, gamakoronavirüsler ve betakoronovirüsler olmak üzere 4 ayrı genus (cins) bulunmaktadır. 

Alfakoronavirüsler; insan, yarasa, domuz, kedi ve köpekleri enfekte eden 17 ayrı virüs türünü içermektedir. Bu virüslerden insan koronavirüs 229E ve NL63 bu genusda yer alır. Kedi popülasyonlarında kedi koronavirüsü antikorunun pozitif olduğu kedi oranı %90'ın üzerindedir. Kedilerin koronavirüs enfeksiyonları (Feline infectious peritonitis- FIP) iki farklı serotip (FCoV serotip I ve II) tarafından oluşturulmaktadır. Kedilerin infeksiyöz peritonitisi, bağırsak epitel hücreleri üzerinde bulunan feline aminopeptidaz N fapn ve makrofajlar üzerinde bulunan feline DC-SIGN reseptörüne bağlanarak enfeksiyon oluşturmaktadır. Kedilerde yaş forma neden olan koronavirüsler, çok yüksek oranda ölüme neden olmaktadır. Hasta kediler 1 ile 8 hafta içerisinde hayatlarını kaybederler. Köpeklerin koronavirüsleri (CCoV) de iki farklı serotip ve IIa, IIb ve IIc olmak üzere üç ayrı alt tip altında sınıflandırılmaktadır. Köpek koronavirüsleri, başlıca ishale neden olan bir hastalık tablosuna yol açar. Kedi ve köpek koronavirüslerinin insanlarda enfeksiyon yaptığına dair bir delil bulunamamıştır.

Deltakoronavirüsler; yaban ördeği, bülbül, gece balıkçılı, saz tavuğu ve ispinoz gibi kuş türlerini enfekte eden toplam 7 virüs türünü içerir. Gamakoronavirüsler ise; kanatlılar ve balinayı enfekte eden 2 ayrı virüs türünü içerir. Tavuklarda infeksiyöz bronşitise neden olan gamakoronavirüsler, tavukçuluk sektöründe çalışanların oldukça fazla bilgi birikimine sahip olduğu bir enfeksiyondur. Tüm dünyada yaygındır, virüs nazal akıntı ve dışkı ile yayılmaktadır. Hasta tavuklarda solunum semptomlarına (öksürük, tıksırık, nazal akıntı, sinüzitis), nefritis tablosuna, yumurta veriminde azalmaya, yumurta iç ve dış karakterinde bozulmaya ve yumurta kabuğunda depigmentasyona neden olmaktadır.

Betakoronavirüsler; insan, yarasa, fare, sıçan, kirpi gibi canlıları enfekte eden 12 ayrı virüs türünü barındırmaktadır. Orta Doğu Solunum Sendromu (Middle East respiratory syndrome-related coronavirus-MERS-CoV) ve  Şiddetli Akut Solunum Yolu Sendromuna (Severe acute respiratory syndrome-related coronavirus- SARS-CoV) neden olan insan koronavirüsü HKU1, bu genus altında sınıflandırılmaktadır.İnsan korona virüsü HKU1, Ortadoğu solunum sendromu (Middle East respiratory syndrome-related coronavirus-MERS-CoV), şiddetli akut solunum yolu sendromu (Severe acute respiratory syndrome-related coronavirus- SARS-CoV) bu genus altında sınıflandırılmaktadır. SARS-CoV'un misk kedilerinden veya yarasadan, MERS-CoV'un ise tek hörgüçlü develerden insanlara bulaştığı ortaya konmuştur. Sığır koronavirüsü (BCV veya BCoV), Betacoronavirus 1 türünün üyesi olan bir koronavirüstür. Hastalık yenidoğan buzağılarda ölümcül enfeksiyonlara neden olmaktadır. Bu enfeksiyon yetişkin sığırların önemli ishal etkenleri arasında yer almaktadır.  Virüs, N-asetil-9-O-asetil nöraminik asit reseptörüne bağlanarak konakçı hücreye girmektedir. Ülkemizde ve dünyada başarılı bir şekilde kullanılan aşıları mevcuttur.

Betakoronavirüsler genusu altında yeni bir virüs tanımlanmıştır. Son yirmi yılda 2002’de SARS-CoV, 2012'de MERS-CoV ve 2019’da SARS-CoV-2 salgınları ortaya çıktı ve DSÖ tarafından pandemi olarak kabul edildi. SARS-CoV ve yeni virüs SARS-CoV-2, hücre içerisine girişte anjiyotensin dönüştürücü enzim 2 (angiotensin-converting enzyme 2; ACE-2) reseptörünü kullanmaktadır. Bu üç virüsün birbirinden farklı bulaşma oranına ve klinik tablolara sebep olmaları halen cevaplanamayan bir soru olarak kalmaktadır.
 
KLİNİK-EPİDEMİYOLOJİ
 
Kliniği ağır seyreden COVID-19 hastalarının çoğunda kronik hastalıkların olduğu bilinmektedir. Hastalığın klinik bulguları arasında; ateş, öksürük, bitkinlik, nefes darlığı, kas ve eklem ağrıları, bilinç bulanıklığı, baş ağrısı, boğaz ağrısı, burun akıntısı, göğüs ağrısı, ishal, bulantı ve kusma görülmektedir. COVID-19’un yol açtığı komplikasyonlar arasında zatürre (pnömoni), akut solunum sıkıntısı sendromu, akut böbrek hasarı, septik şok bildirilmiştir. Vuhan’da SARS-CoV-2 ile enfekte 99 olan hastada oluşan klinik bulgular; ateş (%83), öksürük (%82), nefes darlığı (%31), kas ağrısı (%11), bilinç bulanıklığı (%9), baş ağrısı (%8), boğaz ağrısı (%5), burun akıntısı (%4), göğüs ağrısı (%2), ishal (%2), bulantı ve kusma (%1) olarak rapor edilmiştir. SARS-CoV-2 ile enfekte hastaların %51’inde ise kronik hastalık olduğu bildirilmiştir.

Yaşlılar ve altta yatan bir hastalığı olanlar (hipertansiyon, şeker hastalığı, karaciğer hastalığı ve kalp-damar hastalığı) COVID-19 hastalığına karşı oldukça duyarlı olup ana risk grubunu oluşturmaktadır. Özellikle 70 yaş ve üzeri kişilerde COVID-19 şiddetli klinik bulgular ile seyretmektedir. Sigara içen veya daha önce sigara içmiş kişiler de COVID-19 risk grubuna girmektedir. Alerjik hastalık, astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olan kişilerin COVID-19 için risk grubunda olmadıkları belirlenmiştir. Yapılan bazı çalışmalarda hastalığın erkeklerde daha yüksek oranda, bazı çalışmalarda ise kadınlarda daha yüksek oranda bulgu verdiği bildirilmiştir. Bir çalışmada, 4880 şüpheli hasta real-time PZR ile incelenmiş ve COVID-19 pozitif (ORF1ab ve NP çift pozitif) 1875 hastanın %48,5’inin (n=910) erkek ,  %51,5’inin ise (n=965) kadın olduğu bulunmuştur. Bir çalışmada, 4880 şüpheli hasta real-time polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile incelenmiş ve COVID-19 pozitif (ORF1ab ve NP çift pozitif) 1875 hastanın %48,5’inin (n=910) erkek,  %51,5’inin ise (n=965) kadın olduğu bulunmuştur. Bir başka çalışmada SARS-CoV-2 pozitifliği erkeklerde %68 kadınlarda  %32 oranında saptanmıştır. Vuhan’da SARS-CoV-2 pozitif 1875 hastanın yaşlara göre dağılımı 18–29 yaş arasında %6,40; 30–39 yaş arasında %14,45; 40–49 yaş arasında %14,83; 50–59 yaş arasında %23,15; 60–69 yaş arasında %22,61; 70 yaş ve üzerinde ise %18,56 olarak bulunmuştur. Vuhan’da bir hastanede SARS-CoV-2 pozitif olan hastaların yaş aralıklarına göre dağılımı 39 yaş ve altında %10; 40–49 yaş arasında %22; 50–59 yaş arasında %30; 60–69 yaş arasında %22 ve 70 yaş ve üzerinde %15 olarak belirlenmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti’nde yapılan başka bir çalışmada şüpheli 72314 vakanın %62’sinin COVID-19 pozitif (n=44672) olarak teyit edildiği gösterilmiştir. Bunlardan sadece 889 vakanın asemptomatik vaka olduğu görülmüştür. Vaka ölüm oranı %2,3 olarak bildirilmiştir. Bu denli büyük bir çalışmaya ait yaş, hastalığının durumu, vaka ölüm oranı gibi veriler Tablo 1’de verilmiştir.
 
 
Tablo 1. COVID-19 vakalarının analizi (DOI: 10.1001/jama.2020.2648)
Yaş (Yıl) 80 yaş üzeri 30-79 yaş 20-29 yaş 10-19 yaş 10 yaş altı
  %3
(1408 vaka)
%87
(38680 vaka)
%8
(3619 vaka)
1%
(549 vaka)
1%
(416 vaka)
Hastalığın Durumu Ilımlı Şiddetli Kritik    
  %81
(36 160 vaka)
%14
(6168 vaka)
%5
(2087 vaka)
   
 
Çin’in Vuhan şehrinde solunum rahatsızlığı ile hastaneye gelen 16 yaşından küçük 336 çocuk üzerinde yapılan çalışmada, çocukların 23’ünde (%6,3) influenza A, 20’sinde (%5,5) influenza B, 6’sında (%1,6) ise SARS-CoV-2 belirlenmiştir. COVID-19 tanısı alan çocukların yaşları 1 ile 7 yıl arasında değişmektedir. Genel olarak bu çocuklarda 39°C’nin üzerinde ateş, öksürük görülmekle birlikte 6 hastanın 4’ünde ise kusma gelişmiştir. Hastaların özellikleri Tablo 2’de verilmiştir.
 
Tablo 2. COVID-19 ile enfekte altı çocuğun klinik özellikleri (DOI: 10.1056/NEJMc2003717)
ÖZELLİK Hasta 1 Hasta 2 Hasta 3 Hasta 4 Hasta 5 Hasta 6
Yaş (yıl) 3 7 3 1 3 4
Cinsiyet Kız Kız Kız Erkek Kız Erkek
Akciğer tomografisi Her iki akciğerde yama şeklinde tutulum ve buzlu cam opasitesi görünümü Mevcut değil Yama şeklinde akciğer tutulumu Yama şeklinde akciğer tutulumu Yama şeklinde akciğer tutulumu Normal
TEDAVİLER
Ribavirin Evet Hayır Hayır Hayır Hayır Evet
Oseltamivir Evet Evet Evet Evet Evet Evet
Glukokortikoid Evet Hayır Evet Evet Evet Hayır
Oksijen desteği Evet Hayır Hayır Hayır Hayır Hayır
Damar içi immunglobulin Evet Hayır Hayır Hayır Hayır Hayır
KLİNİK SEYİR
Yoğun Bakım İzlemi Evet Hayır Hayır Hayır Hayır Hayır
Ateş süresi 11 gün 3 gün 7 gün 6 gün 4 gün 6 gün
Hastanede kalma süresi 13 gün 7 gün 7 gün 5 gün 10 gün 8 gün
Şehir Vuhan Vuhan Huangshi Vuhan Vuhan Vuhan
 
COVID-19 hastalığı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından pandemi (kıtalar arası yayılım gösteren salgın hastalık) olarak sınıflandırılmıştır. DSÖ’nün 16 Mart 2020 tarihli COVID-19 raporuna göre dünya genelinde toplam 167 511 kişide SARS-CoV-2 enfeksiyonu teyit edilmiş ve toplam 6606 kişi hastalıktan dolayı ölmüştür. COVID-19 hastalığı, Avrupa, Asya, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avustralya, Afrika kıtalarındaki toplam 152 ülkede görülmüştür. Ülkemizde de SARS-CoV-2 varlığı teyit edilmiş ve DSÖ raporlarında yerini almıştır.
Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE) tarafından paylaşılan bilgilerde, evcil hayvanlardaki durum şu şekilde anlatılmaktadır. Hong Kong’ta, 26 Şubat tarihinde COVID-19 pozitif bir insanın evinde bulunan 17 yaşındaki bir köpekte çok düşük miktarda SARS-CoV-2 tespit edilmiştir. Elde edilen veriler ışığında, uzmanlar tarafından bulaşmanın hayvan sahibinden köpeğe doğru olduğu yorumlanmıştır. Köpek ise hiçbir klinik belirti göstermemiştir. Hastalığın yayılmasında köpeklerin bir rol oynadığına veya köpeklerin bu hastalığa yakalandıklarına dair hiç bir kanıt yoktur. Farklı hayvanların COVID-19 virüsü ile hastalanıp hastalanmayacağı ve mekanizmasının anlaşılabilmesi için daha fazla çalışmanın yapılmasına ihtiyaç vardır.
COVID-19’un kaynağının hayvanlar olduğu düşünülse de hastalığın nereden ortaya çıktığı kesin olarak tespit edilebilmiş değildir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ve diğer uluslararası kuruluşlara göre henüz COVID-19 salgınının gıdalarla bulaştığına dair herhangi bir bilimsel delil yoktur. Ayrıca COVID-19 ile benzer hastalıklar olan SARS ve MERS’te de gıda kaynaklı bildirilmiş bir vakaya rastlanmamıştır. Ancak virüsün yüzeylerde ve cisimlerde uzun bir süre canlı kalabildiği ve bu cisimlere temas eden kişilere bulaşabildiği bilinmektedir. Genel olarak, koronavirüsler -20°C'de donmuş ortamlarda iki yıla kadar enfeksiyöz karakterlerini koruyabilmektedir. SARS-CoV ve MERS-CoV üzerinde yapılan çalışmalar, bu virüslerin sıcaklık, nem gibi parametrelerin kombinasyonuna bağlı olarak günlerce farklı yüzeylerde kalabileceğini göstermiştir. Bu noktada gıdaları da bir cisim gibi düşünmek mümkündür. Bu nedenle COVID-19’un bulaşmasının önlenmesi için genel gıda hijyeni tedbirlerine uyulması tavsiye edilmektedir. Bu noktada açıkta satılan gıdaların toz-toprak, kirli yüzeyler veya kişilerce teması engellenmelidir. Öncelikle hastalık belirtisi gösteren personelin gıda işletmelerine girişi sınırlandırılmalıdır. Başta hayvansal gıdalar olmak üzere gıda işletmelerinde çalışanların el temizliği ve hijyenine dikkat etmeleri gerekmektedir. Koronavirüsler pişirme sıcaklıklarına (70°C) duyarlıdır. Dolayısıyla hayvansal gıdaların iyice pişirildikten sonra tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca çiğ tüketilecek gıdalar ile pişirildikten sonra tüketilecek gıdaların birbirine temas ettirilmemesi çapraz bulaşmaların önlenmesi açısından önem taşımaktadır. Gıda işletmelerinin özellikle sıklıkla temas edilen yüzeylerinin düzenli olarak temizlenmesi COVID-19’udan korunma tedbirleri arasında yer almaktadır.
 
 
TANI
COVID-19 hastalarından alından kan, balgam, idrar, dışkı, burun sürüntüsü (svab), orofaringeal sürüntü, bronkoalveolar lavaj sıvısı, bronkoskopi biyopsi örneği viral RNA yönünden test edildiğinde; virüsün en yüksek oranda tespit edildiği örnek bronkoalveolar lavaj sıvısı olarak belirlenmiştir. Bunu sırasıyla; balgam, burun sürüntüsü, bronkoskopi biyopsi örneği, faringeal sürüntü, dışkı ve kan örnekleri takip ederken; idrar örneklerinde ise virüse hiç rastlanılmamıştır. Yapılan çalışmalara göre bronkoalveolar lavaj sıvısı, SARS-CoV-2 teşhisinde kullanılacak en uygun materyal olarak gözükmektedir.
SARS-CoV-2 varlığının solunum örneklerinde belirlenmesinde real-time PZR kullanılmıştır. Burada virüsün açık okuma bölgesi (ORF1ab) ve nükleokapsid proteini (NP) hedef alınmıştır. Her iki gen bölgesi pozitif olan örnekler pozitif olarak kabul edilmiştir.
COVID-19 hastalarının tam kan analizlerinde eozinopeni (eozinofil hücrelerinin azalması) ve lenfopeni (lenfosit hücrelerinin azalması) bulgularının bir arada olduğu ve bunun klinik tanıya yardımcı olabileceği bildirilmiştir. SARS-CoV-2 ile enfekte kişilerde serum C reaktif protein (CRP), serum amiloid A (SAA), prokalsitonin, D-dimer ve kreatin kinaz seviyelerinde artış gözlenmektedir. Bu parametrelerdeki artış yangısal reaksiyon ve koagülasyon (pıhtılaşma) mekanizmasında bozulmaya işaret etmektedir. Şiddetli hastalarda CRP, prokalsitonin, D-dimer seviyesinin artması ve lökosit (beyaz kan hücreleri) sayısında artış önemli bulgular arasındadır.
 
KORUMA KONTROL
 
SARS-CoV-2, enfekte insanların öksürmesi veya nefesi ile havaya yayılan küçük damlacıklar ile yayılmaktadır. Virüsü içeren bu damlacıklar nesnelere ve yüzeylere düşmektedir. Diğer insanlar, virüs ile kontamine bu nesnelere veya yüzeylere dokunup ardından gözlerine, burunlarına veya ağızlarına dokunarak COVID-19'a yakalanmaktadır. Bu nedenle kişisel hijyen ve özellikle ellerin etkili bir şekilde yıkanması hastalığa yakalanmamak için oldukça önemlidir. Enfeksiyonun oluşması için bir diğer yol da, SARS-CoV-2 ile enfekte kişilerden saçılan damlacıkların bir başka kişi tarafından solunmasıdır. Bu yolla bulaşmanın önüne geçmek için insanlarla yakın temastan kaçınmak ve diğer insanlara en az 1 metre uzak durmak önemlidir.
SARS-CoV-2’nin koruma ve kontrolünde ülkelerin göstermiş olduğu tepki hızı, hastalığın yayılmasını ve subklinik, şiddetli ve ölüm ile seyreden vakaların sayısını direkt olarak etkilemiştir. Hastalık, salgının ilk zamanlarında Singapur ve Hong Kong’da, ilerleyen zamanlarda Almanya, Fransa, İspanya’da bildirilmesine rağmen, tüm bu ülkelerde görülen vaka sayılarında oldukça değişkenlik göstermiştir. Ülkelerin COVID-19 salgına tepki verme şeklinin, hastalığın yayılma hızı ve derecesi üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu Şekil 1’de görülmektedir. Bu mücadelede en başarılı model olarak Singapur modeli gösterilmiştir. Singapur modelinde bilimsel ve katı önlemlerin alınması ve hemen uygulamaya konulması olumlu etkisini göstermiştir (Şekil 1).
 
Şekil 1. İlk vakanın görülmesinde sonra vaka sayılarındaki artış hızı (https://www.npr.org/sections/goatsandsoda/2020/03/12/814522489/singapore-wins-praise-for-its-covid-19-strategy-the-u-s-does-not



Korunmada, vakaların hızlı tespiti ve izolasyonu, temas takibi, karantina ve basit korunma önlemleri gibi temel halk sağlığı önlemleri önemlidir. Belirli bir antiviral tedavisi olmadığı için, hastalıktan korunmada yüksek konsantrasyonda antiseptik-dezenfektanların kullanımı çok önemlidir. Bu dezenfektanlar arasında; %0,1 oranında sulandırılmış sodyum hipoklorit (çamaşır suyu), %70’lik 2-propanol, %70-80’lik etanol (etil alkol), %0,5’lik hidrojen peroksit, kloramin T, sodyum hipoklorit+potasyum bromit, %26 glukoprotamin yer almaktadır. İnsan hekimliğinde yaygın olarak kullanılan klorheksidin ve setrimid gibi dezenfektanlara etanol ilave edilmez ise HCoV 229E üzerinde etkisinin olmadığı bildirilmiştir. COVID-19 virüsünün çevresel kontaminasyonu ve yayılmasında cansız malzemelerin rolü, antiseptik-dezenfektan formülasyonlarına karşı duyarlılıkları ve/veya dirençleri, yeni, etkili ve toksik olmayan dezenfektanların geliştirilmesi koruma kontrolde önemlidir. SARS-CoV, MERS-CoV ve insan koronavirüsü (HCoV) farklı suşlarının çeşitli cansız yüzeylerde aktif olarak kaldığı süreler Tablo 3’de verilmiştir.
 
Tablo 3. İnsanlarda enfeksiyon yapan farklı koronavirüslerin çeşitli cansız yüzeylerde ve farklı sıcaklıklarda aktif olarak kaldığı süreler.(DOI: 10.1016/j.jhin.2020.01.022)
Yüzey tipi Virüs Suş/izolat Test edilen viral titre/DKID 50 Sıcaklık Virüsün aktif kaldığı süre
Çelik MERS-CoV HCoV-EMC/2012 izolatı 105 20°C
30°C
48 saat
8–24 saat
HCoV 229E suşu 103 21°C 5 gün
Alüminyum HCoV 229E ve OC43 suşları 5 x 103 21°C 2–8 saat
Metal SARS-CoV P9 suşu 105 Oda sıcaklığı 5 gün
Ahşap SARS-CoV P9 suşu 105 Oda sıcaklığı 4 gün
Kağıt SARS-CoV P9 suşu 105 Oda sıcaklığı 4–5 gün
SARS-CoV GVU6109 suşu 106
105
104
Oda sıcaklığı 24 saat
3 saat
< 5 dakika
Cam SARS-CoV P9 suşu 105 Oda sıcaklığı 4 gün
HCoV 229E suşu 103 21°C 5 gün
Plastik SARS-CoV HKU39849 suşu 105 22°-25°C ≤ 5 gün
MERS-CoV HCoV-EMC/2012 izolatı 105 20°C
30°C
48 saat
8–24 saat
SARS-CoV P9 suşu 105 Oda sıcaklığı 4 gün
SARS-CoV FFM1 suşu  107 Oda sıcaklığı 6–9 gün
HCoV 229E suşu 107 Oda sıcaklığı 2–6 gün
PVC HCoV 229E suşu 103 21°C 5 gün
Silikon kauçuk HCoV 229E suşu 103 21°C 5 gün
Lateks ameliyat eldiveni HCoV 229E ve OC43 suşları 5 x 103 21°C ≤ 8 saat
Tek kullanımlık önlük SARS-CoV GVU6109 suşu 106
105
104
Oda sıcaklığı 2 gün
24 saat
1 saat
Seramik HCoV 229E suşu 103 21°C 5 gün
Teflon HCoV 229E suşu 103 21°C 5 gün
 
 
DSÖ, SARS-CoV-2 enfeksiyonundan korunmak için bazı temel önlemlerin altını önemle çizmektedir:
- Ellerinizi sıkça sabun ve su ile yıkayın veya alkol temelli el antiseptikleri kullanın.
- Hapşıran ve öksüren insanlarla aranızda en az 1 metre mesafe olmasına dikkat edin.
- Ellerinizle gözünüze, burnunuza ve ağzınıza ellemeyin.
- Öksürürken ve hapşırırken ağzınızı tek kullanımlık peçete ile kapatın ve kullandıktan sonra peçeteyi çöp kutusuna atın. Eğer yanınızda peçete yoksa kolunuzu dirseğinizden bükerek ağzınızı kapatın.
- Ateş, öksürük, nefes darlığı gibi bulgularınız varsa hemen hastaneye başvurun.
- İnsanlarla selamlaşırken öpüşmeyin ve tokalaşmayın.
- 60 yaşın üzerindeyseniz ve kalp hastalığı, hipertansiyon, şeker hastalığı, solunum hastalığı gibi kronik rahatsızlığınız varsa kalabalık yerlere gitmeyin.
- Öksürdükten ve hapşırdıktan sonra, canlı veya ölü hayvanlarla temas sonrasında, tuvalete girişte ve tuvaletten çıkışta, yemek yemeden önce, yemek hazırlamadan önce ve hazırladıktan sonra ellerinizi yıkayın.
            DSÖ, COVID-19 ile kişisel mücadelede tuzlu su ile burun yıkamanın kanıtlanmış herhangi bir faydası olmadığını belirtmiş ve kişisel koruyucu maske kullanımını yalnızca hasta kişiler için önermiştir. Ayrıca kişisel koruyucu maskenin kullanımında bazı temel kurallara uyulmaz ise maskelerin enfeksiyon kaynağı olabileceğini duyurmuştur. DSÖ, maske takılırken dikkat edilmesi gereken kuralları şu şekilde sıralamaktadır:
- Maske takmadan önce ellerinizi sabun ve suyla yıkayın veya alkollü el antiseptiği kullanın.
- Maskenin ağzınızı ve burnunuzu kapattığından ve maskeyle yüzünüz arasında boşluk olmadığından emin olun.
- Maskeyi kullanırken maskeyi ellemeyin. Eğer maskeyi ellerseniz ellerinizi sabun ve suyla yıkayın veya alkollü el antiseptiği kullanın.
- Maske nemlendiğinde yenisini takın ve bir defa kullandığınız maskeyi kesinlikle tekrar kullanmayın.
- Maskeyi yüzünüzden çıkarırken iplikli/lastikli kulak arkası kısmından tutarak ve kesinlikle ön kısmına dokunmadan çıkarın.
- Çıkardığınız maskeleri derhal çöp kutusuna atın ve ellerinizi sabun ve suyla yıkayın veya alkollü el antiseptiği kullanın.
 
 Prof. Dr. Ahmet Kürşat AZKUR1
Doç. Dr. Dilek AZKUR2
           Dr. Emel AKSOY1             
 
1- Kırıkkale Üniversitesi Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Yahşihan/Kırıkkale
2- Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Alerji İmmünoloji Kliniği Yahşihan/Kırıkkale



 
26.03.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli'den Tarımsal Destek Ödemeleri Müjdesi

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli NTV de Ahmet Ergenin sorularını yanıtladı. Bakan Pakdemirli 27 Mart Cuma günü desteklerin ödeneceğinin müjdesini verdi.

Bakan Pakdemirli  “Çiftçimizin, üreticimizin merakla beklediği toplam 1 milyar 881 milyon 426 bin TL’lik tarımsal desteği yarın ödemeye başlıyoruz. Ödemeler, TCKN son hanesine göre 27 Mart Cuma 18.00’den itibaren başlayacaktır. Hayırlı ve bereketli olsun.”


1,145 milyar TL Mazot Gübre Desteği
 
580 milyon TL Anaç Koyun-Keçi Desteği

120 milyon TL Hububat-Baklagil Desteği

20 milyon TL Dane Mısır Desteği

16,2 milyon TL Hayvan Hastalık Tazminatı

226 bin TL Tiftik Keçilerine ilave destek ödüyoruz.
 
26.03.2020
Devamı

TMO'dan Pirinç ve Çeltik Açıklaması

Toprak Mahsulleri Ofisi  (TMO)  pirinç arzına yönelik çıkan spekülasyonlara yönelik yazılı bir açıklama yaptı.

TMO dan yapılan açıklama ’da yeterli derecede çeltik ve pirinç olduğuna vurgu yapıldı. TMO pirinç ve çeltikle ilgili şunları kaydetti.

“TMO, piyasa düzenleme görevi gereği piyasalara zamanında müdahale ederek istikrarı sağlamak üzere stoklarında yeterli miktarda çeltik ve pirinç bulundurmaktadır.
TMO, 2019/20 döneminde yurtiçinden gerçekleştirdiği çeltik alımlarına ilave olarak stoklarını takviye etmek amacıyla çeltik ve pirinç ithalat bağlantıları da gerçekleştirmiştir.

Piyasalarda sektörün hammadde tedarikinde sürekliliği sağlamak, arz sıkıntısına ve fiyat artışlarına meydan vermeden piyasa istikrarını korumak amacıyla gıda perakendecilerine yönelik 2020 Ocak ayında başlanılan pirinç satışlarına önümüzdeki aylarda da devam edilecek, ayrıca Nisan ayından itibaren çeltik satışına da başlanacaktır.

Ayrıca TMO stoklarında yer alan pirinçler toptan satışların yanı sıra halkımızın uygun fiyatla pirinç tüketebilmesini teminen ülke genelinde yayılmış yaklaşık 150 TMO satış noktasında perakende olarak da satılmaktadır. TMO işyerlerine ulaşım imkanı olmayan tüketicilerimiz ise https://www.epttavm.com online satış sistemi üzerinden ürünlerimizi temin edebilmektedir.

Piyasa gelişmeleri yakından takip edilmekte ve politikalar geliştirmekte olup gerektiğinde piyasa istikrarının sağlanması ve yurtiçi arzın artırılmasına yönelik ilave tedbirler alınabilecektir. ”denildi.
 
 
26.03.2020
Devamı

KIRSALDA KADIN OLMAK

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Gönen’de anlamlı ve çok farklı bir etkinlikle kutlandı. Küratör Rahmi TEMURCAN önderliğinde, Gönen Fotoğraf Topluluğu (GÖNENFOT)  ev hanımı, öğretmen, kırsal çalışanı, emekli, esnaf olan sanatçılar Merve BAŞOĞLU, Alpaslan YALÇINKAYA, Ercan FIRAT, Erkan ARSLAN, Erol KUŞ,  Rahmi TEMURCAN ve Taner EVYAPAN’a ait  21 eserden oluşan “Gönen Kırsalında Kadın Olmak” temalı fotoğraf sergisinin açılışı Gaybular Mahallesinde bu yıl ilki düzenlenen “ Yörük Yaren Günü” etkinlikleri kapsamında, çok sayıda davetli ve fotoğraf severlerin katılımı ile gerçekleşti.


 
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Gönen’de anlamlı ve çok farklı bir etkinlikle kutlandı. Küratör Rahmi TEMURCAN önderliğinde, Gönen Fotoğraf Topluluğu (GÖNENFOT)  ev hanımı, öğretmen, kırsal çalışanı, emekli, esnaf olan sanatçılar Merve BAŞOĞLU, Alpaslan YALÇINKAYA, Ercan FIRAT, Erkan ARSLAN, Erol KUŞ,  Rahmi TEMURCAN ve Taner EVYAPAN’a ait  21 eserden oluşan “Gönen Kırsalında Kadın Olmak” temalı fotoğraf sergisinin açılışı Gaybular Mahallesinde bu yıl ilki düzenlenen “ Yörük Yaren Günü” etkinlikleri kapsamında, çok sayıda davetli ve fotoğraf severlerin katılımı ile gerçekleşti.



Gönen’in Gaybular, Karasukabaklar, Geyikli, Hodul, Tahtalı, Ilıcaoba, Kumköy, Adayatak Mahallelerin de yapılan çekimler, yaklaşık üç aya yakın bir süre sürdü. Serginin açılışına Gönen Kaymakamı Arslan YURT, Gönen Belediye Başkanı İbrahim PALAZ, Balıkesir Milletvekili Ahmet AKIN, Gönen Ziraat Odası Başkanı Necati ÖZKURT ve çok sayıda vatandaş katıldı. Gaybular Mahallesi Muhtarı Tuğrul GÖK’ün eşlik ettiği protokol ve misafirler serginin açılmasından sonra köy içinde açılan köy pazarını gezdiler.  Gönen Yörükler Derneği’nin sponsor olduğu, ücretsiz gözleme ve pilav ikramı yapıldı. Mahalleye gelen ziyaretçiler Gönen Belediyesi tarafından ücretsiz taşındı.   

 

Gönen Fotoğraf Topluluğu sanatçıları, Gönen kırsalındaki kadınlarımızın zor koşullardaki çalışmalarını konu alan çok sayıdaki fotoğraf arasından seçim yaparak, özverili bir çalışma sonunda Gönen’de bir ilk olan Fotoğraf sergisini kırsal bir yerleşim yeri olan Gaybular Mahallesinde gerçekleştirdiler. Yoğun bir katılımın olduğu serginin açılışına Gönen dışından İstanbul, Bursa, Balıkesir, Bandırma, Biga, Eskişehir dahil olmak üzere 300’den fazla fotoğraf sanatçısı katıldı. Fotoğraf sanatçıları özellikle köyün simgesi haline gelen Suriye teyze ve yöresel kıyafetleri içinde ki kadınları fotoğraflamaya çabaladılar.


Sergilenen fotoğraflar aynı gün öğleden sonra Gaybular Mahallesinden Gönen Ömer Seyfettin Kültür Merkezi’ne taşındı. Gönen’de ki sergi kadınlar günü için ilçe de bulunan gazeteci yazar Banu AVAR tarafından açıldı. Sergiyi kalabalık bir vatandaş topluluğu izleme fırsatı buldu. Vatandaşlar fotoğraflar önünde hatıra fotoğrafı çektirdiler.   
Kırsal kesimde doğrudan üretici olan ve  ülke ekonomisine  büyük katkıda bulunan kadınlarımız, büyük oranda evinde, tarlasında ve akrabalarının işlerinde, maddi ve manevi hiçbir ücret beklemeden çalışmaktadırlar. Yüreğindeki sınırsız sevgi ve sabır için çok teşekkürler kadınlarımıza..


 
Haber: Cengiz DOĞAN/BALIKESİR
Fotoğraflar Cengiz DOĞAN, Sergi Fotoğrafçıları
 
 
 
 
 
25.03.2020
Devamı

TARIMSAL ÜRETİM İÇİN FAİZSİZ VE DÜŞÜK FAİZLİ KREDİ KULLANIM ESASLARI AÇIKLANDI

Geleneksel bitkisel üretim yapan işletmelere, 50 bin TL’ye kadar faizsiz kredi kullanabilecekler.

50 bin üzeri krediler ise en az yüzde 50 oranında sübvanse edilecek.
Düşük faizli kredi kullanım üst limiti ise 2,5 milyon TL olarak belirlendi.
Geleneksel hayvansal üretim yapan işletmelerimiz, 100 bin TL’ye kadar faizsiz kredi kullanabilecekler.
100 bin üzeri krediler ise en az yüzde 50 oranında sübvanse edilecek.
Düşük faizli kredi kullanım üst limiti ise 1,5 milyon TL olarak belirlendi.
 
Çiftçilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden kullanacakları düşük faizli tarımsal yatırım ve işletme kredilerinde şartlar belli oldu.
“T.C. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerince Tarımsal Üretime Dair Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılmasına İlişkin Uygulama Esasları Tebliği” Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Tebliğ, 2/1/2020 tarihli ve 2015 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerince Tarımsal Üretime Dair Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılmasına İlişkin Karar kapsamında, 1/1/2020-31/12/2022 yılları arasında (bu tarihler dahil) T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerince kullandırılacak yatırım ve işletme kredileri ile ilgili teknik esasları kapsıyor.

Bu kapsamda üreticiler;
Sütçü ve kombine sığır yetiştiriciliği,
Damızlık düve yetiştiriciliği,
Büyükbaş hayvan besiciliği,
Küçükbaş hayvancılık,
Arıcılık,
Kanatlı sektörü,
Kanatlı sektörü damızlık yetiştiriciliği,
Su ürünleri sektörü,
Geleneksel (yaygın) hayvansal üretim,
Kontrollü örtüaltı tarımı,
Yem bitkisi üretimi,
Yurt içi sertifikalı tohum,
Fide,
Fidan üretimi,
Süs bitkisi üretimi,
Stratejik bitkisel üretim,
Meyve yetiştiriciliği ve bağcılık,
Geleneksel (yaygın) bitkisel üretim,
Tarım makineleri (traktör ayrık),
Traktör,
Modern basınçlı sulama sistemi yatırımı,
Tarım makineleri parkı,
Arazi alımı (birleştirme),
Lisanslı depoculuk yatırımları,
Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) karşılığı kredi kullanımı,
Soğuk hava deposu yatırımları,
Tarımsal ürünlerin işlenmesi,
Sözleşmeli üretim(üretim yaptıran gerçek/tüzel kişi),
Özel ormancılık,
 
Başlıklarında yüzde 25 ile yüzde 100 oranlarında sübvanse edilerek, düşük faizli yatırım ve işletme kredisi kullanabilecekler.
Tebliğle ayrıca 2020 yılından itibaren başlamak üzere öncelikli indirimli kriterler de getirildi.
Buna göre;

Sütçü ve kombine sığır yetiştiriciliğinde, Adana, Afyonkarahisar, Aksaray, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Burdur, Bursa, Çanakkale, Denizli, Edirne, Eskişehir, Isparta, İstanbul, İzmir, Karaman, Kayseri, Kırklareli, Konya, Kütahya, Manisa, Mersin, Muğla, Nevşehir, Niğde, Sakarya, Tekirdağ, Uşak,

Damızlık düve yetiştiriciliğinde, Adana, Afyonkarahisar, Aksaray, Amasya, Ankara, Aydın, Balıkesir, Bingöl, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Isparta, İzmir, Kahramanmaraş, Karaman, Kars, Kastamonu, Kayseri, Kırklareli, Konya, Malatya, Muş, Osmaniye, Samsun, Sivas, Tunceli, Trabzon, Van, Yozgat,
Büyükbaş hayvan besiciliğinde, Adana, Afyonkarahisar, Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Burdur, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Gaziantep, Isparta, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kırklareli, Kırşehir, Konya, Malatya, Manisa, Muğla, Niğde, Tekirdağ, Uşak, Şanlıurfa,

Küçükbaş hayvancılıkta, Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Ağrı, Aksaray, Ankara, Antalya, Balıkesir, Batman, Bingöl, Bitlis, Burdur, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hakkari, Iğdır, Isparta, İzmir, Kahramanmaraş, Karaman, Kars, Kayseri, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mardin, Mersin, Muş, Niğde, Siirt, Sivas, Şanlıurfa, Şırnak, Tokat, Tunceli, Uşak, Van, Yozgat illerinde;

öncelikli bölge yatırımı kriterinden, atıl işletme alımı ve yurt içinde doğmuş olma şartı ile hayvan alımında, kendi yemini üreten/mera kullanan, organik/iyi tarım uygulamalarıyla uğraşan çiftçiler ile genç çiftçi ve kadın çiftçilerde üretim konuları için belirlenen taban indirim oranlarına ilave olarak, değişik oranlarda indirim uygulanacak.
Tebliğ 1/1/2020-31/12/2022 yılları arasında (bu tarihler dahil) 3 yıl geçerli olacak.
 
 
25.03.2020
Devamı

BAKAN PAKDEMİR’LİNİN İKİNCİ KİTABI YAYIMLANDI

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin de editörleri arasında olduğu  “Küresel Ekonomiye Yön Veren Yeni Teknolojiler” adlı kitap yayımlandı. Bu kitap Pakdemirli’nin editörlüğünü yaptığı ikinci kitap.

İlk kitap olan “Türkiye’de Geçmişten Günümüze Tarım Politikaları ve Ekonomisi” başlıklı kitabı 2019 yılında yayımlanmıştı. İlk kitapta olduğu gibi ikinci kitabın editörleri arasın da Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Ömer Seyfettin Uygulamalı Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi  Doç. Dr. Zülfikar Bayraktar’ın olduğu görülmekte. Zülfikar Bayraktar aynı zamanda Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir  Pakdemirli’nin Danışmanlığını yapmakta. Necmi Gürsakal ve Sefa Takmaz da editör olarak katkıda bulunanlardan.

Kitap, teknoloji ve küresel ekonomi arasındaki ilişkiyi ele alıyor. Küreselleşme ve teknoloji içinde yaşadığımız dünyayı olumlu ve olumsuz anlamda sürekli biçimlendiren iki faktör. Teknoloji küreselleşmeyi küreselleşme de teknolojiyi tetikliyor. Tasarım ABD’de üretim Çin’de yapılabiliyor. Bir otomobil, parçaları çeşitli ülkelerde üretilip, başka ülkelerde bir araya getirilerek üretilebiliyor. Her gün farkına bile varmadan yeni ağların parçası olunuyor. İşte bu çerçevede, küreselleşen dünyada yeni teknolojiler konusunu ele almış olan eserin hem akademik çalışmalara, hem de bilişim sektörü başta olmak üzere, gelişmiş teknoloji sektörüne katkıda bulunacağı, yol göstereceği beklenmekte.
 
Kitap Sağlık 4.00’dan, Bitcoin, Akıllı Tarım ve Ekonomik Etkileri gibi 14 farklı konu başlığını içermekte. Bakan Pakdemirli’nin yazdığı  “Akıllı Tarım ve Ekonomik Etkileri” bölümü dışında ki yazarları ise Necmiye Cömertler, Necmi Gürsakal, Sadullah Çelik, Burcu Yılmaz, Sedat Alataş, İsmet Ateş, Orhan Şanlı, Y.Murat Kızılkaya, M.Taylan Yavuzer, Osman Peker,  Emrah Akdamar, Funda Çondur, Gülşah Sezen Akar, Cansu Yıldıkım, N.Gülfem Gidener, Gökçe Sinem Erbuğa, Mehmet Metin Dam, Aslı Yenipazarlı’dan oluşmakta.
Kitap Ankara merkezli Akçağ Yayınlarından ve diğer internet kanallarından temin edilebilir.
 
Haber : Cengiz DOĞAN
 
25.03.2020
Devamı

Tarım ve Orman Bakanlığı Telekonferans Sistemine Geçti

Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınına karşı Türkiye de teyakkuzda. Bu bağlamda koronavirüs salgınına karşı Tarım ve Orman Bakanlığı hizmetlerinin aksamaması ve koordinasyonun sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için telekonferans yöntemini kullanmaya başladı.

Bu çerçevede koronavirüs tedbirleri nedeniyle, riski en aza indirmek, aynı zamanda faaliyetlere ara vermeden sağlıklı bir şekilde devam edebilme adına Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Bakanlığının koordinasyon toplantısını telekonferans ile gerçekleştirdi.



Bakan Pakdemirli’nin başkanlığında yapılan toplantıya Bakanlığın 33 genel müdürü telekonferans yönetimiyle katılım sağladı.

Yapılan toplantıda çiftçi ve üreticilerin süreçten etkilenmemesi adına alınabilecek tedbirler, vatandaşların gıdaya ulaşması noktasında alınacak önlemler, gıda arzı ve güvenliği, fiyat hareketlenmelerinin takibi ve tarımsal faaliyetlerinin süreçten etkilenmeden sürdürülebilmesi için izlenmesi gereken yol ve alınacak tedbirler ele alındı.


 
 
24.03.2020
Devamı

Korana Virüsle Gıda’nın Önemi Bir kez Daha Anlaşılmış Oldu

Çinin Wuhan kentinde başlayan Covid 19 yani halk arasında Korona virüs dünyayı adeta esir almışken, bir yandan virüse ve ölümlere çare aranırken bir yandan da insanların yaşamını sürdürmesi için gerekli gıdaların temini için çalışmalar yapılıyor. Birçok ülke tarım ve gıda üretiminin devamı için önlemler açıkladı.

Konunun iki boyutu var. Birincisi, koronavirüsün tarım ve gıda ürünleri ile bulaşıp bulaşmadığı. Diğer boyutu ise ülkelerin aldıkları önlemler çerçevesinde sınırların kapatılması, ulaşımın engellenmesi, bazı ülkelerde sokağa çıkma yasağına kadar varan önlemlerin tarım ve gıda üretimini, tüketimini nasıl etkileyeceğidir.

Salgının en etkili olduğu Avrupa Birliği ve Çin başta olmak üzere, Amerika Birleşik Devletleri ile Dünya Sağlık Örgütü kaynaklarının tamamı, gıda tüketimi ile korona virüsünün bulaştığına dair bir kanıt olmadığı konusunda hemfikir.

Amerika Tarım Bakanlığı (USDA) internet sitesinde korona virüs ve gıda ile ilgili bilgilendirmeler yapıyor. Korona virüs ile ilgili en çok merak edilen sorulara yanıt verilirken besin güvenliği ile ilgili sorular için özetle şu değerlendirme yapılıyor: “COVID-19’un gıda veya gıda ambalajı ile bulaşabileceğini gösteren herhangi bir rapor, bir kanıt yok. Bununla birlikte, yiyecekleri tutarken veya hazırlarken hijyen kurallarına dikkat etmek gerekir. Ellerinizi ve yüzeyleri sık sık yıkamak, çiğ etleri diğer gıdalardan ayırmak, doğru sıcaklıkta pişirmek ve gıdaları hemen soğutmak her zaman önemlidir.

Çin’den ve diğer ülkelerden Amerika Birleşik Devletleri’ne ithal edilen gıdalar COVID-19’un yayılma riski altında. COVID-19’dan etkileniyor mu?” sorusuna ise; “Şu anda, ithal edilen mallarla ilişkili COVID-19 iletimini destekleyen hiçbir kanıt yoktur ve ABD’de ithal edilen mallarla ilişkili bildirilmiş COVID-19 vakası yoktur.” yanıtı veriliyor. Ayrıca ülkede üretilen gıdaların virüs bulaştırdığına dair kanıt olmadığı da vurgulanıyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü(FAO) korona virüsün gıda kaynaklı olmadığını, gıdalardan bulaştığına dair bir kanıt olmamasına rağmen gıda hijyenine dikkat edilmesi gerektiği konusunda uyarılar yapıyor. FAO, hayvanların taşınması ve gıda zincirinde hijyene dikkat edilmesinin halk sağlığı için gerekli olduğunu ve bulaşıcı hastalıkların önlenmesine ve kontrolüne yardımcı olacağını duyurdu.

Avrupa Gıda Güvenliği Ajansı (EFSA) yaptığı açıklamada yeni korona virüsün (COVID-19) şu anda “gıdaların muhtemel bir kaynak veya bulaşma yolu olduğuna dair bir kanıt” olmadığını duyurdu.
Ülkemiz  genel olarak bugüne kadar süreci iyi yönetti. Bilim Kurulu rehberliğinde alınan önlemler yerinde. Tarım ve gıda konusunda ise, Türkiye’nin virüsün başladığı Çin’den tarım ve gıda ürünü ithalatı çok sınırlı. Bu nedenle Çin kaynaklı bir sorun yaşanması beklenmiyor. Avrupa Birliği ise, Türkiye’nin dış ticaretinde çok önemli bir pazar. Hem ithalat hem de ihracat açısından. Korona virüsün şu anda en etkili olduğu İtalya ve İspanya bir çok üründe Türkiye’nin en ciddi rakipleri. İtalya ve İspanya’dan ürün tedariki yapamayan ülkeler Türkiye’ye yöneliyor. Fakat Türkiye’nin buna hazırlıklı olup olmadığını tam anlamı ile söyleyemeye biliriz.

Türkiye, korona virüs nedeniyle iş yapma bakımından şu anda bir çok Avrupa ülkesine göre daha güvenilir ve temiz. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa’dan Amerika’ya seyahat yasağı uygularken Türkiye’yi bu kapsamın dışında tutması bile bunun önemli göstergelerinden birisi.

Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada da ifade edildiği gibi Türkiye’nin yeterli gıda stoğu var. Fakat, birilerinin korona virüs endişesini fırsat bilerek ürünleri fahiş fiyatla satmasına kesinlikle izin verilmemeli.

 Koranavirüs salgını ile gıdanın bir kez daha çok önemli olduğu anlaşılmış oldu. Türkiye;  korana virüs den ders çıkartarak dünya pazarında hatırı sayılır gıda ihracatçısı olabilir. Dileğimiz bir an önce başta ülkemiz ve dünya bu virüsten biran önce kurtulur.
 
 
 
 
24.03.2020
Devamı

“SAĞLIKLI GÜNLER PEŞİMİZİ BIRAKMASIN”

Tüm dünyada Korona Virüsü (COVID-19) salgını nedeniyle hayat durdu.
Okullar tatil oldu, marketlerde kolonya, kağıt peçete, un, yağ, salça ve makarna rafları boşaldı.
Online eğitime geçiş yapıldı. Pek çok kurum ve kuruluşta, Ülkemizde pek de yaygın olmayan evden çalışma (Home Office) sistemine geçildi.

Sosyal mecralarda eller nasıl yıkanır, koronadan nasıl korunurum gibi içerikler oldukça popüler oldu.
Bitki karışımları ve tamamlayıcı ürünler ise herkesin gündemine oturmuş durumda.

Korona salgını nedeniyle herkes bağışıklık sistemini güçlendirmek için çabalıyor. Sosyal izolasyon ile el ve vücut hijyeni en önemli tedbir.
Peki bitkilerin birbirleri ile bilinçsiz bir şekilde karıştırılması nasıl sorunlara yol açar bu panik ortamında bunu hiç düşündünüz mü?
Her şeyden önce gebelik durumunuz veya şeker, kalp, tansiyon vb. rahatsızlıklarınız var ise mutlaka hekiminize danışarak, izin verdiği bitki çaylarını yine belirttiği ölçüde ve uygun demleme tekniklerini kullanarak tüketmelisiniz.

Papatya ve yasemin çayını fazla kaçırıp uyuklamak, biberiye ve kekik çaylarını bilinçsiz tüketip tansiyonunuzu oynatmak, sinameki kullanımını abartıp bağırsaklarınızı tembelleştirmek istemiyorsanız tabi.

“Uygun olmayan şekilde hazırlanan bitkiler faydadan çok zarar verir”
Demleyeceğiniz bitkilerin seçimine ve kullanımına oldukça dikkat etmemiz gerekiyor. Özellikle karışım olarak sunulan hazır bitki çaylarının etiketini mutlaka okumalı, içeriği hakkında bilgi sahibi olmalısınız. Nereden toplandığı belli olmayan bitkileri ise kullanmamanızı tavsiye ederim. Hele ki şu günlerde el ile temas edilebilen, ambalajsız ürünlerden uzak durmakta fayda var.
Ihlamur, ekinezya, zencefil, adaçayı, kuşburnu gibi bitki çaylarının bağışıklık sistemini güçlendirdiğini bilmeyen kalmamıştır. Fakat, bu bitkilerin beklediğiniz yararı sağlayabilmesi için bilinçli hazırlanması gerekiyor.

Adaçayını sıcak su ile demleyerek kullanabilirsiniz. Aynı zamanda boğaz rahatsızlıklarına da iyi geldiği için gargara da yapabilirsiniz.
Soğuk algınlığına iyi gelen ve özellikle boğazı ve göğsü rahatlattığı için kullandığımız ıhlamur çiçeklerini, bilinenin aksine kaynatmayıp yine demleyerek kullanmalıyız.

Ekinezya yine pek çoğumuzun kış aylarında sıklıkla tükettiği bir bitkidir. Onu da kaynamış suda demleyerek tüketebilirsiniz. Yine fazla tüketiminde mide bulantısı ve baş ağrısına yol açar.
Ortalama demleme süresi 10-15 dakika aralığında, ağzı kapalı olarak yapılmalıdır.

Bitki çaylarını şekersiz içemiyorum derseniz şeker yerine bir kaşık bal kullanmanızı öneririz. Balın sıcak suda etkisinin sadece tatlandırıcı mahiyetinde olacağını ise unutmayın.
Şifa kaynağı arı ürünlerini bu süreçte önemseyelim. Balı, toz zencefil, toz zerdeçal ve toz tarçın karışımı ile oldukça lezzetli bir şekilde tüketebileceğinizi söylemeden geçmeyelim.
Bu süreçte bol su içmeye ve portakal, mandalina, yeşil biber, bol bol yeşil yapraklı sebze ve kök sebzeleri tüketmeye özen gösterelim. Meyveleri ve sebzeleri iyice yıkadıktan ve soyduktan sonra bıçaklarımızı tekrar sudan geçirerek dilimleyelim.

Yazının içerisinde de belirttiğim gibi doktorunuza sormadan bilinçsizce bitki tüketiminden uzak duralım. Hiçbir ürün tek başına mucizeler yaratmaz. Sağlıklı beslenmeli, bol su tüketmeli, evimizi ve çalışma ortamımızı sıklıkla havalandırmalı, vücut hijyenimize oldukça özen göstermeliyiz.
Lütfen, imkânınız varsa evde kalın. Bana bir şey olmaz dediğiniz anda risk grubunda olan yakınlarınızı hatırlayın.
Sağlıklı günlerde görüşmek üzere.

Buket SAKMANLI APAYDIN
Ziraat Mühendisi
TAGYAD Yön. Kur. Üyesi
 
24.03.2020
Devamı

Eskiyörük :Çiftçi Üretemez İse Aç Kalırız

Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük, "Soframıza baktığımızda her şeyi üreten çiftçi. Evinde virüs salgınının geçmesini beklemeden riske girerek tarlasında gıdamızı üretip karnımızı doyuruyorsa çiftçimize sahip çıkmaya mecburuz" dedi.

 Başkan Eskiyörük şunları kaydetti.
Halkımız virüs salgını nedeniyle eve kapanmak zorunda kaldı. Yaşamak istiyor. Maalesef çiftçilerimizin böyle bir şansı yok, çünkü çiftçiler de evine kapanır, üretemezse bu defa insanlar aç kalır. Tarımın önemi göz ardı edilemez. 

Soframıza baktığımızda her şeyi üreten çiftçi. Evinde virüs salgınının geçmesini beklemeden riske girerek tarlasında gıdamızı üretip karnımızı doyuruyorsa çiftçimize sahip çıkmaya mecburuz. 
Corona virüsü salgını tehditi devam ederken, bir de açlık tehlikesi ile karşılaşmamamız için temel gıda üretimini güvence altına almalıyız. Bu nedenle Devlet; et, süt, bakliyat gibi temel gıda maddelerinin ürün desteğini artırmalıdır. 

Gıda üretiminin teminatı üretici, üreticinin teminatı Kooperatiflerdir. 
Gıda üretiminin devamlılığını sağlamak için üreticilerimizin desteğini artırmalıyız. Üretici para kazanmalı ki, bu olumsuz şartlara rağmen üretimi sürdürebilsin.
Örneğin temel gıda olan et ve süt için, yemin kilosuna 10 kuruş, sıcak süte 5 kuruş, soğuk süte 10 kuruş, kontrollü toplanan ve örgütüyle pazarlanan soğuk süt primini de 20 kuruşa çıkararak, bu bedeli hak eden üreticinin yüzünü güldürmeliyiz. 

Gıda güvenliğimizin teminatı yerli üreticimiz ve yerli ürünlerimizdir. İthalat ile kendimizi güvence altına alamayız. 
Bugün, tarımın ve kooperatifleşmenin önemi ile ithalat politikasının yanlışlığı ve riski daha da iyi anlaşılmıştır. Doğru politikalar ile kendi değerlerimize ve zenginliklerimize sahip çıkarak

YERLİ ÜRETELİM, YERLİ TÜKETELİM."     
 
 
24.03.2020
Devamı

Konya'da Yeraltı Suyu Yakın Takibe Alındı

Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü, Türkiye’nin tahıl ambarı olarak bilinen ve ülkemiz sulanabilir arazilerinin yüzde 13’üne sahip olan Konya Kapalı Havzası’nda yeraltı suyunu yakın takibe aldı. Havzada 122 adet kuyuya yerleştirilen sensörler vasıtasıyla yeraltı su seviyesi anlık olarak Ankara’da DSİ Genel Müdürlüğüne iletiliyor.
Konya Kapalı Havzası yıllık ortalama yağış miktarı bakımından Türkiye ortalamasının altında olmasına rağmen, kullanılan yeraltı suyu bakımından Türkiye ortalamasının üstünde tüketimin yapıldığı bir havza konumunda bulunuyor.

Ülkemiz tarımı açısından önemli bir yere sahip olan Konya Ovası’nda yapılan tarımın sürdürülebilirliğinin sağlanması ve mevcut yeraltı sularının korunması büyük önem arz ediyor.

122 KUYU SENSÖRLERLE TAKİP EDİLİYOR
Bu bağlamda DSİ Genel Müdürlüğü ile KOP Bölge Kalkınma İdaresi (KOPBKİ) arasında 2016 yılında imzalanan protokol ile “Konya Kapalı Havzası Yeraltı Suyu Potansiyeli ve Geleceğinin Araştırılması Projesi” hayata geçirilmişti.
Proje kapsamında Konya Kapalı Havzasındaki DSİ’ye ait 122 adet yeraltı suyu gözlem kuyusuna, su seviyesini, sıcaklığını ve elektriksel iletkenliğini otomatik olarak ölçebilen ve ölçtüğü verileri GSM hattı üzerinden anlık olarak DSİ Genel Müdürlüğüne yollayabilen sensörler takıldı.



SİSTEM GEREKİRSE BAŞKA KUYULARA TAŞINABİLİYOR
Kuyuların üzerindeki betonarme kabinler içerisine yerleştirilen sistemlere dışarıdan müdahale önlendiği gibi gerekli olan enerji ise kabinler üzerine yerleştirilen güneş enerjisi sistemi sayesinde sağlanıyor. Portatif olarak geliştirilen bu sistem gerek görüldüğü takdirde tüm ekipmanları ile birlikte benzer nitelikteki başka bir kuyuya da taşınabiliyor.



HEDEF, YERALTI SUYU KULLANIMINDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
2019 yılı sonu itibarıyla 122 adet kuyudan yeraltı suyu seviyelerinin anlık olarak takip edildiğini ifade eden Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli ise “Bu sistem sayesinde Konya Kapalı Havzasında yeraltı suyu seviye değişimleri ile su çekimleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı hedefliyoruz. Ayrıca, Konya Kapalı Havzasında yer alan alt havzaların birbirleri ile olan su ilişkilerinin araştırılması ve miktarlarının belirlenmesi, elde edilen veriler ışığında yeraltı suyunun kullanımının sürdürülebilirliğinin belirlenmesini de amaçlıyoruz” diye konuştu.

“HER DAMLANIN KIYMETİNİ BİLİYORUZ”
Yaptıkları çalışmalarla dış havzalardan Konya Kapalı Havzasına su getirdiklerinin de altını çizen Bakan Pakdemirli “Böylece Konya tarımı için büyük öneme sahip olan yeraltı suyunu da desteklemeye başladık. Yeraltı sularının anlık takip altına alınmasıyla yeraltı su haritamızı güncel olarak önümüzde tutuyoruz. Elde edilen veriler ışığında geleceğe dönük yol haritamızı oluşturuyor, suyun her damlasının kıymetini bilerek çalışmaya devam ediyoruz” değerlendirmesinde bulundu.​
 
 
23.03.2020
Devamı

Bayraktar :Ekonomik İstikrar Paketinde Tarım Göz Ardı Edilmemeli

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “Ekonomik İstikrar Kalkanı” paketinde diğer sektörlerin ihtiyaçlarının acil görüldüğü ancak ülkemizin gıda güvencesini sağlayan tarım sektörünün göz ardı edildiğini belirtti.

Tarım sektörünün öncelikli olacağı, üretici ve tüketicilerin korunacağı yeni bir pakete ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Bayraktar, “İnsanlarda aç kalma korkusu ve yeterli beslenme endişesinin ağır bastığı şu günlerde tarım birinci önceliğimiz olmalıdır” diye konuştu.

Bayraktar, Çin’den başlayarak dünya geneline yayılan COVİD-19 salgını ile mücadele edilen süreçte gıda güvencesinin sağlanmasının, yeterli ve kaliteli gıdaya ulaşmanın öneminin bir kez daha ortaya çıktığını bildirdi.

Fedakar Türk çiftçisinin en zor dönemde bile canla başla üretmeye, bu süreçte de sofralarımızı donatmaya devam edeceğini belirten Bayraktar, “Bu süreçte en stratejik sektörlerden biri olan tarıma daha fazla önem verilmeli ve çiftçilerin üretimde kalması, arzın aksamaması için acil önlemler alınmalıdır. Tarımsal üretime giden yoldaki tüm engelleri kaldırmalıyız” diye konuştu.
 
Bayraktar tarım sektörü için acil olarak çözüme kavuşturulması gereken beklentileri şöyle sıraladı:

“Ziraat Bankası, Tarım Kredi Kooperatifleri ve özel bankalara olan kredi borçları faizsiz ertelenmeli veya yapılandırılmalıdır.

Üretimin sürdürülebilirliği için bir defaya mahsus faizsiz kredi verilmelidir.

Tarım ve hayvancılıkta kullanılan elektrik borçları ile tarımsal sulama borçları faizsiz olarak ertelenmelidir.

Ödenmesi gereken destekler biran evvel ödenmelidir.

Maliyetlerin düşürülmesi için elektrik fiyatları başta olmak üzere girdi fiyatları indirilmelidir.

Bağ-Kur prim borçları başta olmak üzere çiftçilerimizin vadesi gelen tüm ödemeleri ertelenmelidir.

Yem fiyatları iyileştirilmeli, hayvancılık yapan üreticilerimize yem kredisi verilmelidir.

Son zamanlardaki üreticide hayvan fiyatlarındaki düşüşün önlenmesine dair gerekli tedbirler alınmalıdır.”
 
 
 
19.03.2020
Devamı

Başkan Akçan : Corana'da Tarıma, Çiftçiye Destek Yok

 TÜRKOB Başkanı Savaş Akcan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın corana krizinin ekonomik zararlarına azaltmak için verilecek destekleri açıkladı. Ancak açıklanan desteklerde tarıma, çiftçiye destek yok  diyerek Twitter hesabından  açıklamada bulundu. Akcan twitter hesabından şunları kaydetti.

Sayın Cumhurbaşkanı Corona krizinin ekonomik zararlarını azaltmak için verilecek destekleri açıkladı. Tarıma, çiftçiye destek yok. Çiftçinin kredi borçlarına temas yok, gübre, mazot, elektrik, zirai ilaç ve işçilik maliyetleri ile ilgili özendirici ve üretim artırıcı tedbir yok.

Muhtemelen bu konu hakkında Sn Başkan gerektiği kadar bilginledirilmedi. 5 milyon üyesi olan ve 18 yıldır aynı koltukta oturan Ziraat Odaları Başkanı Şemsi Paşa dan ses yok. Bu şartlar altında üretim yapan çiftçi dostlarımız, yılmadan, tükenmeden üretime devam etmek zorundayız.

Unutmadan da söyleyelim, önümüzdeki günlerde bu maliyetler altında piyasaya çıkacak ürünlerin fiyatlarının yüksek olmasından dolayı kimse çiftçiye sarmasın. “Tarlada izi olmayanın, harmanda
yüzü olmaz”




 
19.03.2020
Devamı

Bitkisel Üretim Desteklerinin Başvuru Tarihleri Uzatıldı

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, bitkisel üretim desteklemeleri kapsamında yer alan fark ödemeleri, iyi tarım uygulamaları ve organik tarım desteklemelerinin son başvuru tarihlerinin uzatılmasına ilişkin açıklamalarda bulunmuştur.

Bakan Pakdemirli bitkisel üretim desteklemelerine ilişkin şunları kaydetti.

“Dünya’da pandemi olan ve ülkemizde de etkisini gösteren COVİD-19 salgını, günlük yaşamı etkileyecek konuma gelmiştir. Bu doğrultuda hükümetimiz tarafından kamu sağlığını gözeten tedbirler ivedi olarak alınmakta ve uygulanmaktadır.
Bu çerçevede; kamu sağlığının korunması için alınan tedbirler nedeniyle, üreticilerimizin fark ödemesi desteğine başvuramaması ve neticesinde mağdur olmamaları amacıyla 2019 yılı ürünü olan;

“Yağlı Tohumlu Bitkiler ile Dane Zeytine yönelik fark ödemesi destekleri son başvuru tarihi 30 Nisan 2020’ye,
Hububat, Baklagil ve Dane Mısır fark ödemesi destekleri son başvuru tarihi 29 Mayıs 2020’ye,
İyi Tarım Uygulamaları ve Organik Tarım desteklemeleri son başvuru tarihi 30 Nisan 2020’ye uzatılmıştır.

Ayrıca Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) yapılan başvurular, 30 Haziran 2020’ye kadar devam etmekle birlikte, çiftçilerimiz il/ilçe müdürlüklerimize gelmeden ÇKS başvurularını (Çiftçi Kayıt Sistemi) e-devlet üzerinden de yapabileceklerdir.”​
 
 
19.03.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli : TMO Stoklarında Yeteri Miktarda Ürün Bulunmaktadır

Tarım ve Orman Bakanı  Dr. Bekir Pakdemirli, “Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) stoklarında besici, yetiştirici, sanayici ve tüketicinin ihtiyacını karşılayacak yeterli miktarda ürün bulunduğuna dair açıklamalarda bulundu.

Bakan Pakdemirli açıklamada şunları kaydetti.
“Yeni Koronavirüs (COVID-19) salgınının ülkemizde görülmesi ile ülke genelinde alınan tedbirler bir ileri aşamaya taşınmıştır. Bakanlığımız, Ticaret ve Sağlık Bakanlıkları ile koordineli bir şekilde gerekli tüm önlemleri almaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığı olarak Dünyada Koronavirüs vakalarının görülmeye başlandığı tarihten itibaren olası senaryolar üzerinde çalışarak gerekli tedbirleri haftalar öncesinden almaya başladık. Temel gıda ürünlerinin üretim, stok ve tedarik zincirinde şuan için bir sıkıntı bulunmamaktadır. Önümüzdeki dönemde de herhangi bir olumsuz durum beklenmemektedir.



Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) stoklarında besici, yetiştirici, sanayici ve tüketicinin ihtiyacını karşılayacak yeterli miktarda ürün bulunmaktadır.

TMO, hububat ve bakliyat satışlarına sezon sonuna kadar devam edecek.
Ayrıca TMO stoklarında yer alan pirinç, nohut ve mercimekler toptan satışların yanı sıra halkımızın uygun fiyatla tüketebilmesini teminen ülke genelinde yayılmış yaklaşık 150 TMO satış noktasında perakende olarak da satılmaktadır.

TMO işyerlerine erişim imkanı olmayan tüketicilerimiz ise https://www.epttavm.com online satış sistemi üzerinden ürünleri temin edebilmektedir. Bunun yanında kısa bir süre sonra hasat sezonu başlayacak olup mevsim koşulları dikkate alındığına üretim yönüyle bir sıkıntı görülmemektedir.
İç ve dış piyasalar yakından izlenmekte olup piyasaların sağlıklı işleyişi ve ihtiyaçlarına yönelik alınan her türlü tedbir halkımızla paylaşılacaktır”
 
 
18.03.2020
Devamı

TMO'nun KABUKLU FINDIK SATIŞINA YOĞUN TALEP

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)’nun 2 Mart 2020’de satışa açtığı 20 bin ton kabuklu fındığa 80 bin ton talep geldi.
TMO stoklarında bulunan ve 02 Mart 2020 tarihinde satışa açılan kabuklu fındığa 50’nin üzerinde firmadan yaklaşık 80 bin ton talep geldi. TMO, gelen talepler doğrultusunda daha fazla firmaya ürün verebilmek için satışa sunulan depoların tasfiye durumunu da değerlendirilerek satışa açılan ürün miktarını 22 bin tona çıkardı.
 
300 MİLYON USD FAZLADAN İHRACAT GELİRİ SAĞLANDI
TMO’dan yapılan yazılı açıklamada, Kurumun 2019 Ağustos ayında üreticilerden kabuklu fındık alımına başladığı belirtilerek, “Piyasa fiyatları 14 – 14,5 TL/kg civarında oluşmuşken TMO, 16,5 – 17 TL/kg fiyat açıklayarak piyasa fiyatlarının üreticiler lehine yükselmesini sağlamıştır. TMO’nun yaptığı başarılı regülasyonla fındık fiyatları Şubat Ayı’na gelindiğinde 20 TL/kg üzerine çıkmıştır. Sezon ortalaması düşünüldüğünde Kurumumuz uyguladığı politikalar sayesinde üreticimizin 1,5 Milyar TL ilave gelir kazanmasını, dış ticarette de ülkemizin 300 Milyon USD fazladan ihracat geliri kazanmasını sağlamıştır.” denildi.
 
TMO’nun, faaliyet alanında olan ürünlerin piyasalarını yakından izlemekte olduğu belirtilen açıklamada, “Gelinen noktada üreticimizin elinde fındık stokunun kalmadığı, piyasalara arzın yavaşladığı gözlenmiş, fındık ihracatımızın kesintiye uğramaması ve stoklarımızda bulunan kabuklu fındıkların değerlendirilmesi amacıyla Mart ayı için 20 bin ton kabuklu fındığın satışa” çıkarıldığı aktırıldı.
 
20 BİN TON FINDIĞA 80 BİN TON TALEP GELDİ
TMO yazılı açıklamasında satışa açılan stoklara 50’nin üzerinde firmadan yaklaşık 80 bin ton talep geldiği belirtilerek, “Gelen talepler neticesinde daha fazla firmaya ürün verebilmek için satışa sunulan depolarımızın tasfiye durumu da değerlendirilerek satışa açılan ürün miktarı 22 bin tona çıkarılmıştır.  Başvuru yapan tüm firmalara satış yapılacak miktar; talep ettikleri miktarın, o depoya yapılan toplam başvuru miktarına oranlanması ile belirlenmiştir. Parasını yatıran firmalara 04 Mart itibarıyla teslimatlar başlamış olup devam etmektedir.” vurgusu yapıldı.  
 
SATIŞLARI 6 KİŞİLİK KOMİSYON YÜRÜTÜYOR
Ofis, satış işlemlerinin 6 Kişilik komisyon tarafından yürütülmekte olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti: “4 personel tarafından imza altına alınmaktadır (Ekip Şefi, Eksper, Depo Memuru, Tartım Memuru). Satış ve analiz süreçlerinin tümü şeffaf ve izlenebilir şekilde yapılmakta olup takip etmek isteyen herkese açıktır. Bunun dışında analiz aşamasında alıcının da şahsen müşahede etmesi sağlanmakta, sonuç evrakları da yine alıcı tarafından imzalanmaktadır. Depolarımızın iç - dış mekânı ve randıman analiz odaları sürekli olarak kamera ile izlenmekte ve bu görüntüler kayıt altına alınmaktadır.”
TMO açıklamasında, satışların %50 sağlam iç üzerinden yapılmakta olduğunu, satışlarda her çuvaldan numune alınarak randıman tayini yapıldığına vurgu yaparak, “Alınan numunelerden üç ayrı analiz yapılarak, bu analizlerin ortalaması esas alınıp fındık satış fiyatı”nın belirlendiği aktarıldı.
 
Toprak Mahsulleri Ofisi, satışa açılan miktar ve satış fiyatlarının 31 Mart 2020 tarihine kadar geçerli olacağını Nisan ayı için ise tekrar talep toplanarak firmalara satışa açılacak miktar kadar tahsis yapılacağını da aktardı.
 
 
16.03.2020
Devamı

Gürer'in Soru Önergesi "Tarım Kredi'de Kaç Çiftçi İcralık" Açıklanmadı

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Tarım ve Orman Bakanlığı’na yönelttiği soru önergesinde tarım kredi kooperatiflerince proje karşılığı çiftçilere verilen destek miktarı ile kredi borçlarını ödeyemediği için takibe düşen çiftçi sayısını sordu.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Gürer’in önergesine verdiği yanıtta, Tarım Kredi Kooperatifleri olarak “250.000 Düve Projesi” ve “Genç Çiftçi Projesi”ne destek verilmekte olduğunu belirtti ancak kredi borcunu ödeyemediği için takibe düşen çiftçi sayısı hakkında bilgi vermedi. Bakan Pakdemirli’nin yanıtını değerlendiren önerge sahibi Gürer ise “Soru önergemizde çiftçilerimizin durumunun belirlenip varsa çözüm önerilerinin ortaya konulması için borcunu ödeyemeyen ve bu nedenle takipte olan çiftçi sayılarının açıklanmasını istedik. Ancak Bakanlıktan gelen yanıtta, desteklemelerle ilgili bilgiler verilirken ne yazık ki, takipte olan, icralık durumda bulunan çiftçilerin sayısı açıklanmamış. Bakanlık, var olan sorunları saklayarak bu sorunların çözülmesine katkı sağlayamaz” dedi. 
 
 
16.03.2020
Devamı

Yeni Koronavirus ile ilgili açıklama TVHB Başkanı Eroğlu’dan geldi

TVHB Merkez Konseyi Başkanı  Ali Eroğlu, Dünya’nın ve Türkiye’nin gündemi olan Yeni Koronavirus Hastalığı  ile ilgili basın açıklaması yaptı.
 
Başka Eroğlu; “Virüslerin hepsinin de kendine özgü bir bulaşma döngüsü ve konakçı spektrumu bulunmaktadır. Bu nedenle de bir bilgi kirliliği oluşmaktadır. Evcil hayvanlarda çok uzun yıllardır görülen bu koronavirüslerin insanlarda neden olduğu bir salgın bulunmaktadır.” Dedi
 
Coronaviridae ailesinin Orthocoronavirinae alt ailesinde, alfakoronavirüsler, deltakoronovirüsler, gamakoronovirüsler ve betakoronovirisler olmak üzere 4 ayrı genusu (cins) bulunmaktadır.
 
Bunlardan Alfakoronavirüsler; insan, yarasa, domuz, kedi ve köpekleri enfekte eden 17 ayrı virüs türünü içermektedir. Deltakoronavirüsler; yaban ördeği, bülbül, gece balıkçılı, saz tavuğu ve ispinoz gibi kuş türlerini enfekte eden toplam 7 virüs türünü içerir. Gamakoronavirüsler; kanatlılar ve balinayı enfekte eden 2 ayrı virüs türünü içerir. Tavuklarda infeksiyöz bronşitise neden olan bir enfeksiyondur.
 
Betakoronavirüsler cinsi altında yeni bir virüs tanımlanmıştır. Son yirmi yılda 2002’de SARS-CoV, 2012'de MERS-CoV ve 2019’da SARS-CoV-2 salgını ortaya çıktı. MERS’in tek hörgüçlü develerden insanlara, SARS’ın ise misk kedileri veya yarasadan insanlara geçtiği bildirilmiştir.
 
Son paylaşılan bilimsel yayınlar incelendiğinde bir yarasa koronavirüsü ile SARS COV-2’nin %96 oranında benzerlik gösterse de COVID-19 yayılımında veya kökeninde hangi hayvanların rolü olduğu netlik kazanmamıştır. Bu nedenle diğer hayvanlarda tespit edilen koronavirüslerle genetik analizler yapıldıkça tahmini köken belirlenebilir.



 
COVID-19 salgını konusunda bilgi kirliliğini önlemek amacıyla bazı konuların belirtilmesinde fayda bulunmaktadır. Koronavirüsler birçok canlı türünü enfekte edebilmektedir. Koronavirüslerin sadece bazı türleri hem insanlarda hem de hayvanlarda hastalık yapar iken, birçok türü sadece hayvanlarda hastalığa neden olmaktadır. Örneğin sığır koronavirüsleri (Bovine coronavirus) sadece sığırlarda, kedi koronavirüsler (Feline Coronavirus-FIP),  köpek koronavirüsleri (Canine coronavirus) tavuklarda infeksiyöz bronşitise neden olan diğer bir korovirüstür ve sadece belirtilen bu canlılarda hastalık yapmaktadır.
 
Bu virüslerin hepsinin de kendine özgü bir bulaşma döngüsü ve konakçı spektrumu bulunmaktadır. Bu nedenle de bir bilgi kirliliği oluşmaktadır. Evcil hayvanlarda çok uzun yıllardır görülen bu koronavirüslerin insanlarda neden olduğu bir salgın bulunmaktadır.
 
Dünya Hayvan Sağlık Örgütü (OIE) tarafından paylaşılan bilgilerde, evcil hayvanlardaki durum şu şekilde anlatılmaktadır. Hong Kong’ta, 26 Şubat tarihinde COVID-19 pozitif bir insanın evinde bulunan 17 yaşındaki bir köpekte SARS-COV-2 tespit edilmiştir. Elde edilen veriler ışığında, uzmanlar tarafından bulaşmanın hayvan sahibinden köpeğe doğru olduğu yorumlanmıştır. Köpek ise hiçbir klinik belirti göstermemiştir. Hastalığın yayılmasında köpeklerin bir rol oynadığına veya köpeklerin bu hastalığa yakalandıklarına dair hiç bir kanıt yoktur. Farklı hayvanların COVID-19 virüsü ile hastalanıp hastalanmayacağı ve mekanizmasının anlaşılabilmesi için daha fazla çalışmanın yapılmasına ihtiyaç vardır.
 
COVID-19 yayılmasının sebebi insandan insana bulaşmadır. Şimdiye kadar, evcil hayvanların hastalığı yayabileceğine dair bir kanıt bulunmamıştır.
 
Hayvanlara dokunurken, bakımları yapılırken temel hijyen ve biyogüvenlik kurallarına her zaman uyulmalıdır. Bu kurallar; hayvanlara yaklaşmadan önce veya sonra ve hayvanların yemlerine, eşyalarına dokunmadan önce ve sonra ellerin yıkanmasını ve çok yakın temastan kaçınmayı içerir. Bu kurallar sadece bu salgına özel olmayıp hayvanların ve insanların sağlığının korunması için her zaman uygulanması önemlidir.
 
COVID-19 hastası olan ya da tıbbi gözetim altında bulunan kişiler, evcil hayvanlarıyla yakın temastan mümkün olduğunca kaçınmalı ve başka biri hayvanlarla ilgilenmelidir. Eğer hasta kişiler kendi hayvanlarıyla ilgilenmek zorundaysa belirtilen biyogüvenlik ve hijyen kurallarına uymalı ve mümkünse maske takmalıdır.
 
COVID-19’un hayvandan hayvana bulaşması ile ilgili bir kanıt olmamasına rağmen COVID-19 yönünden pozitif bulunan hayvanların diğer hayvanlardan uzak tutulması yapılabilecek en iyi uygulamadır. Belirtilen bu paylaşımlar Dünya Hayvan Sağlık Örgütü tarafından yapılmıştır.
 
Yeni ve yeniden ortaya çıkan hastalıkların daha çok hayvan kaynaklı olduğu görülmektedir. Yaban hayatında yapılan araştırmalar arttıkça elde edilecek veriler ile ileride olası insan ve hayvan salgınlarına neden olabilecek virüslerin erken tespiti sağlanabilecektir. Örnek vermek gerekirse SARS, MERS gibi koronavirüs enfeksiyonları, Ebola, Marburg, Lassa Fever, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, Kuduz, Zika virüsü ve Batı Nil virüsü gibi dünyada insan sağlığını çok ciddi şekilde etkileyen viral hastalıkların yaban hayatı ve/veya hayvan ile ilişkili olduğu görülmektedir. Bunun dışında Şarbon, Tüberküloz gibi birçok bakteriyel ve birçok paraziter zoonotik hastalıklar insanları etkileyerek toplumda korku ve paniğe neden olmaktadır.
 
COVID-19’un kaynağının hayvanlar olduğu düşünülse de hastalığın nereden ortaya çıktığı kesin olarak tespit edilebilmiş değildir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ve diğer uluslararası kuruluşlara göre henüz COVID-19 salgınının gıdalarla bulaştığına dair herhangi bir bilimsel delil yoktur. Ayrıca COVID-19 ile benzer hastalıklar olan SARS ve MERS’te de gıda kaynaklı bildirilmiş bir vakaya rastlanmamıştır. Ancak virüsün yüzeylerde ve cisimlerde uzun bir süre canlı kalabildiği ve bu cisimlere temas eden kişilere bulaşabildiği bilinmektedir. Genel olarak, koronavirüsler -20°C'de donmuş ortamlarda iki yıla kadar enfeksiyöz karakterlerini koruyabilmektedir. SARS-CoV ve MERS-CoV üzerinde yapılan çalışmalar, bu virüslerin sıcaklık, nem gibi parametrelerin kombinasyonuna bağlı olarak günlerce farklı yüzeylerde kalabileceğini göstermiştir. Bu noktada gıdaları da bir cisim gibi düşünmek mümkündür. Bu nedenle COVID-19’un bulaşmasının önlenmesi için genel gıda hijyeni tedbirlerine uyulması tavsiye edilmektedir. Bu noktada açıkta satılan gıdaların toz-toprak, kirli yüzeyler veya kişilerce teması engellenmelidir. Öncelikle hastalık belirtisi gösteren personelin gıda işletmelerine girişi sınırlandırılmalıdır. Başta hayvansal gıdalar olmak üzere gıda işletmelerinde çalışanların el temizliği ve hijyenine dikkat etmeleri gerekmektedir. Koronavirüsler pişirme sıcaklıklarına (70°C) duyarlıdır. Dolayısıyla hayvansal gıdaların iyice pişirildikten sonra tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca çiğ tüketilecek gıdalar ile pişirildikten sonra tüketilecek gıdaların birbirine temas ettirilmemesi çapraz bulaşmaların önlenmesi açısından önem taşımaktadır. Gıda işletmelerinin özellikle sıklıkla temas edilen yüzeylerinin düzenli olarak temizlenmesi COVID-19’udan korunma tedbirleri arasında yer almaktadır.
 
Hayvandan insana geçen zoonotik hastalıklarla mücadele amacıyla dünyada “Tek Sağlık” konsepti ortaya çıkmıştır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE), Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından “Tek Sağlık” konsepti adı altında insanlar, hayvanlar ve çevre için sağlık hizmetlerinin her alanında disiplinlerarası işbirliklerini ve iletişimi genişletmek için dünya çapında bir strateji oluşturulmuştur. Ayrıca, ortak ve hızlı hareket edilmesi, etkin kararların verilmesi için çalışma komiteleri de kurulmuştur. Son olarak bu üçlü yapı tarafından “Üçlü Zoonoz Kılavuzu” (TZG) oluşturulmuştur. Bu kılavuzda sunulan Tek Sağlık yaklaşımının kullanılması, ülkelerin sınırlı kaynaklardan en iyi şekilde yararlanmasına yardımcı olmakta ve küçük üreticilerin geçim kaynakları, zayıf beslenme, ticaret ve turizmin kısıtlanması gibi dolaylı toplumsal kayıpları azaltabilmektedir. Ülkelerin bu kılavuzu kullanarak; çok sektörlü, Tek Sağlık koordinasyon mekanizmaları, stratejik planlama ve acil durum hazırlığı, gözetim ve bilgi paylaşımı, eşgüdümlü soruşturma ve yanıt, zoonotik hastalık tehditleri için ortak risk değerlendirmesi, risk azaltma, risk iletişimi ve topluluk katılımı, işgücü geliştirme konularında ulusal kapasitelerini arttırabilecekleri kılavuzda belirtilmiştir. Tek Sağlık yaklaşımları ile sektörler ve disiplinler arasında birlikte çalışarak insan ve hayvan hayatları kurtarılır, geçim kaynakları sağlanır ve küresel sağlık sistemlerimiz sürdürülebilir bir şekilde iyileştirilebilir.
 
Koruyucu hekimlik, veteriner hekimlerin en önemli hizmetlerinden biri olup, hastalıkların hayvanlara ve insanlara gelmeden önce gerekli önlemlerin alınmasını sağlamaktadır.
 
Yine yaban hayvanı ticaretinin yasaklanması hem yaban hayatının korunmasında hem de hastalıkların yayılımının önlenmesinde etkili olacaktır.
 
Ülkemizin, COVID-19 salgınında verdiği kararlar bu işi ne kadar ciddiye alınması gerektiğini göstermektedir. Salgının, ülkemizde yayılmadan gerekli önlemlerin aktif hale getirilmesi olası bulaşma riskini düşürmüştür. Veteriner Hekimlerin viral hastalıkların teşhisi, epidemiyolojisi ve karantina önlemleri konusunda çok büyük tecrübeleri bulunmaktadır. Veteriner Hekimler, Zoonotik hastalıklar konusunda hayvanlarda yaptıkları çalışmalar ile sağlık camiasına ışık tutup erken uyarı yaparak önlemlerin alınmasını sağlamaktadır. Buna geçmişte viral bir pandemi olan sığır vebası örnek gösterilebilir. Bu hastalıkla, daha dünyada yok iken yerli aşısı üretilerek mücadelesinde başarılı olunmuş ve hastalık, ülkemizde ve tüm dünyada eradike edilmiştir.
Ülkemizde veteriner hekimler tarafından Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüleri’nde hayvanlar için viral ve bakteriyel aşılar üretilmekte, yapılan çalışmalar uluslararası standartlara uygun olarak gerçekleştirilmektedir. Hayvanlarda tespit edilen bu yeni virüsün bulunmasında veteriner hekimlerin çok büyük katkıları bulunduğundan tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tecrübelerine ihtiyaç bulunmaktadır. İleride ülkemizde ve dünyada ortaya çıkacak zoonotik hastalıkların yayılımının erken safhada önlenmesi, gerekli hazırlıkların önceden ve hızlı bir şekilde yapılması için beşeri tıp hekimleri ve veteriner hekimlerin içinde olduğu bir yapının oluşturulmasına ihtiyaç olduğu  bir kez daha ortaya çıkmıştır. Başarılı ve hedeflenen “Tek Sağlık” uygulamaları için, gerek Sağlık Bakanlığı, gerekse Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde yeni bir yapılanma zorunlu hale gelmiştir. Bunun için Sağlık Bakanlığında acilen Veteriner Halk Sağlığı Başkanlığı kurulmalıdır. Sağlık bilimleri alanında yüksek lisans diploması ile mezun olan veteriner hekimler’in modern dünyada olduğu gibi istihdam edilmeleri zoonoz karakterli salgınların takibi, kontrol ve önlenmesinde oldukça önemlidir. 
Hayvan sağlığı, Hayvan Refahı, Veteriner Halk Sağlığı, Çevre Sağlığı, Gıda Güvenliği, Sınır Aşan Hastalıklar ve Biyogüvenlik gibi konularda etkin, yetki ve sorumluluk kargaşası yaşanmayan, bütüncül, motivasyonu yüksek gelişmiş ülkelerde olduğu gibi uluslararası sözleşmelere, kurallara ve kabullere uygun Veteriner Hekimlik Otoritesinin yani Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü’nün Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde oluşturulması kaçınılmaz hale gelmiştir.
Ayrıca Büyükşehir belediyelerinde Veteriner işleri Daire Başkanlıkları, diğer İllerde Veteriner İşleri Müdürlüklerinin ihdas edilmesi gerekmektedir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
 
16.03.2020
Devamı

Bakanlık COVİD 19 Korana Virüs ile ilgili Tedbirlerini Açıkladı

Tarım ve Orman Bakanlığı  Covid19-Korona Virüs hastalığına karşı tedbirlerini artırmaya devam ediyor. Bu kapsamda alınan tedbirler ilgili bir yazılı açıklama yapıldı.
Tarım ve Orman Bakanlığının covid 19 virüs ile ilgili tedbirlerle ilgili şunlar kaydedildi.

Covid19-Korona Virüs Tedbirleri
        Tarım ve Orman Bakanlığımız, Sağlık Bakanlığı ve diğer ilgili bakanlıklarla ilk andan itibaren koordineli olarak çalışmalarını yürütüyor.

         Bakanlığımız bünyesinde Covid19-Korona Virüs değerlendirme ve takip çalışmalarını yürütmek üzere bir Çalışma Grubu oluşturulmuştur. 7/24 teyakkuz halinde çalışmalarını sürdürmektedir.

         Öncelikle belirtmek gerekir ki, ihtiyaç duyulan her türlü gıdaya ait stoklarımız yeterli düzeydedir.

          81 ilde il ve ilçe müdürlüklerimizce gıda işyerlerinde Gıda Hijyen Yönetmeliği ve Hayvansal Gıdalar İçin Özel Hijyen Kuralları Yönetmeliği hükümlerinin sağlandığına yönelik denetimler üst düzeye çıkartılmıştır.

         Gıda işletmelerinde hammadde tedariklerinde ve ürün teslimatlarında gerekli hijyen kurallarının en üst seviyede sağlanmaya başlanılmıştır.

         Gıda denetim ekiplerimiz, açıkta satılan gıda maddelerinin arzında hijyen kurallarına azami özen gösterilmesini sağlayacak, gerekli özen göstermeyenlerin ürün arzına izin verilmeyecektir.
 
        Durumun hassasiyeti nedeniyle gerekirse kolluk güçlerinden destek istenecek, il ve ilçe mülki amirlerle irtibat kurulacaktır.

          Öncelikle toplu tüketim yerleri olmak üzere tüm gıda işletmelerindeki gıda çalışanlarının genel şartlar, el hijyeni, işyeri davranış kuralları ve personel hijyen eğitimi gibi personel hijyen kurallarına sıkı sıkıya uymaları, virüsün yayılmasını önlemede büyük önem arz etmektedir. Bu konuda tüm il/ilçe tarım ve orman müdürlüklerinde görevli kontrol görevlilerimiz gereken hassasiyeti göstermekte ve yapılan resmi kontrollerde bu hususlara çok daha fazla dikkat edilmesi sağlanmaya başlanmıştır.
 
         Çin’den ithal edilen su ürünleri ve hayvansal ürün girişi Ocak ayında alınan karar doğrultusunda durdurulmuş olup, mevcut uygulamamız devam etmektedir.

        Tarım ve Orman Bakanlığı’mızın Alo174 Gıda Hattı ile WhatsApp İhbar Hattı (0 501 174 0 174) vatandaşlarımızın ihbar, şikayet, soru ve sorunlarına ilişkin 7/24 hizmet vermektedir.
 
        Covid19 Virüsün hayvanlarda teşhisine yönelik gerekli altyapı mevcut olup süreç titizlikle takip edilmektedir.

         Egzotik ve Pet Hayvanların ülkeye girişi durdurulmuştur. ​
 
 
13.03.2020
Devamı

Eski Genel Müdür Taşan ZMO'ya Neden Aday Olduğunu Açıkladı

TİGEM’in eski Genel Müdürü ve TAKVA Vakfı’nın Başkanı Mehmet Taşan Ziraat Mühendisleri odasına neden aday olduğunu Anadolu İzlenimleri ’ne açıkladı. Taşan; bütün içten ve samimi duygularını dile getirerek amaçlarını değerlendirdi.
Taşan; “Tarımsal üretimin paydaşları olan üretici, meslek mensubu, akademi, özel sektör ve kamu idaresi ile diğer meslek mensupları ve sivil toplum örgütleriyle pozitif iletişime ve işbirliğine dayalı çözümcü bir yaklaşım sergilemektir.
Meslek mensuplarımızın haklarını her platformda korumayı, kazanımlarını arttırmayı ilke edinen ve bu yolda mücadeleyi hedeflemektir.” Dedi.


TAKVA Başkanı Taşan  Anadolu İzlenimleri ‘ne şunları kaydetti.

“Bir grup üye ve delege meslektaşlarımızla bir araya gelerek, Yeni bir ivme kazandırmak, Birikim ve tecrübelerimizi Mesleğimizin daha da gelişerek hak ettiği seviyeye getirilmesi amacıyla, Herkesin kucaklayan, her kesimden ve her bölgeden katılımla oluşan Birliğe Çağrı Grubu adı altında Genel kurul Seçimlerine katılmaya karar verdik.

10.000 Meslektaşıma istihdam sağlayan TARGEL Projesi, Tarımsal Yayımın özelleşmesi ve meslekte istihdamın artırılması amacıyla Sertifikalı Tarım Danışmanlığı Projesi; Basınçlı Sulama Yatırımları ve Tarımsal Yatırımların Desteklenmesi Pr., Makine Ekipman Desteklemeleri Pr., Kooperatif Yatırımlarına destek sağlayan Kırsal Alanda Sosyal Destek Projesi, “Embriyo transferiyle Damızlık Yetiştiriciliği Projesi”, “Yerli çeşitlerden sebze tohumu ıslah ve üretim Projesi” gibi pojeleri hayata geçirme imkanını bulduk.    
Amacımız; Tarımsal üretimin paydaşları olan üretici, meslek mensubu, akademi, özel sektör ve kamu idaresi ile diğer meslek mensupları ve sivil toplum örgütleriyle pozitif iletişime ve işbirliğine dayalı çözümcü bir yaklaşım sergilemektir.

Meslek mensuplarımızın haklarını her platformda korumayı, kazanımlarını arttırmayı ilke edinen ve bu yolda mücadeleyi hedeflemektir.
Meslektaşlarımızın haklarını korurken, ülkemizin birliği ve geleceğini tehdit eden her türlü oluşumun karşısında durmayı ilke edinmiştir.
Siyasi ve ideolojik önyargılara sahip olmayan, uzlaştırıcı, işbirliğine açık anlayıştaki meslektaşlarımızın bir araya geldiği bir dayanışma grubudur.
Meslektaşlarımızın Kamu ve özel sektörde istihdamını arttırmak için her türlü çabayı göstermektir.
Bu duygu ve düşüncelerle meslek mensuplarımızın desteklerini bekliyoruz. Dedi.
 
 
13.03.2020
Devamı

İran'dan Karpuz Gelmesin

Dünya geneline yayılan koronavirüs salgını gıda güvenliğini yeniden gündeme getirdi. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör, şu dönemde özellikle gıdada ithalat yapılmamasını istedi.
Virüsün görüldüğü İran’dan kavun-karpuz getirildiğine işaret eden Güngör, “Bu tür ithalatlara izin vermememiz lazım” dedi. Güngör, Türkiye’nin buğdayda Rusya’ya bağımlı olduğunu söyledi. 16-17 yılda 60 milyon ton buğday ithal edildiğini anlatan Güngör, 17 milyar dolara yakın para ödendiğini bildirdi. Daha yeni 2.7 milyon ton buğday ithal edildiğini kaydeden Güngör, “Bizim 19 milyon ton buğday üretimimiz var. İhtiyacımız olan ise 21 milyon ton. 2 milyon ton eksiğimiz var. Özellikle bu tür durumlara karşı yerli üretimi artırmamız gerekiyor. Çiftçimizi desteklememiz lazım” diye konuştu. Güngör, bunların dışında özellikle Çin’den naylon oyuncaklar getirildiğini de belirterek bu konularda da önlem alınmasını talep etti. 

CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun da bir salgın anında karantina durumunda stokların önem kazandığına dikkat çekti. Özellikle salgın ve kıtlık durumunda buğdayın anahtar yiyecek olduğuna işaret eden Aygun, “2018 yılında 5.8 milyon ton, 2019 yılında 9.8 milyon ton buğday ithal etmişiz. İthalat giderek artıyor. Diyelim ki sınırlar kapandı, ticaret olmadı, o zaman ‘paramız var ki ithalat yapıyoruz’ söylemi hiçbir şey ifade etmez. Ya da ithalat yaptığımız ülkede salgın oldu, o zaman ne olacak? Dünyadaki bu salgın bize gıda güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu göstermesi açısından ders olmalıdır” dedi.
 
13.03.2020
Devamı

Tarımsal Nüfus Gençleşiyor Projesi Sakarya'da Başlıyor

Sakarya’da “Tarımsal Nüfus Gençleşiyor” projesi kapsamında, gençlere modern tarım yöntemlerini öğretmeyi, hayvancılık ve bitki yetiştiriciliğinde verim düzeyini artırmayı amaçlayan tarım kursları başlıyor. 
İmza programına Kurum İl Müdürleri ile birlikte Karasu İlçe Tarım Müdürü Yutkun Cabak, Akyazı İlçe Milli Eğitim Müdürü Recep Özdemir, Akyazı İlçe Tarım Müdürü Veysel Meydan, Kocaali İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Çuhadar, Kocaali İlçe Tarım Müdürü Volkan Yalım katılım sağladı.
Söz konusu kurs programlarına katılmak isteyen çiftçilerin İŞKUR’ a müracaat etmeleri gerekmekte.Ayrıca, kurs programlarını başarı ile bitiren kursiyerlere Milli Eğitim Bakanlığının modüler eğitim programları çerçevesinde sertifika da verileceği belirtildi.

 Tarım ve Orman Bakanlığı’nın projesi kapsamında, genç çiftçilerin eğitilmelerini sağlamak amacıyla Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Türkiye İş Kurumunun işbirliği ile düzenlenecek olan kurslar, çiftçilerin mesleki niteliklerinin geliştirilmesini amaçlamakta.

Kurs programları Sakarya İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün alanında uzman ziraat mühendisleri, veteriner hekimleri ve teknikerleri tarafından teorik ve uygulamalı olarak verilmek suretiyle güncel ve bilimsel üretim yöntemlerini öğretmeyi hedeflemekte.

Amacımız Genç Nüfusun Tarıma Kazandırılması İl Tarım ve Orman Müdürü Nuri Al, tarımda eğitimin önemini vurgulayarak ve tarım sektörünün her geçen gün kendini yenilediğini ifade ederek, düzenlenecek olan kurslarda çiftçilere teknik bilgilerin yanı sıra tarımda yaşanan yeni gelişmelerin de aktarılacağını belirtti.
Protokol imza töreninde projenin uygulanışı hakkında da bilgilendirmede bulunan İl Müdürü Nuri Al, hızla yaşlanmakta olan tarım nüfusunun gençleştirilmesinin sağlanması, teknolojiyi kullanan tarımsal yenilik ve gelişmeleri takip eden ve uygulayan genç çiftçilerin tarım sektörünün içerisinde yer almasını amaçladıklarını belirtti. Amacımız Tarımda İstihdamın Desteklenerek Artırılması

Düzenlenecek kurslarla ilgili açıklamalarda bulunan Sakarya Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Tekin Kaya, tarımsal istihdamın geliştirilmesinde, bilinçli üretim, modern üretim teknikleri ve profesyonelleşmenin yanı sıra uygulamada oluşabilecek hataların eğitimlerle önüne geçilebilmesinin önemine vurgu yaptı. İl Müdürü Kaya, uzman teknik personellerce verilen bu eğitimler hem teoride hem de pratikte fayda sağlayacağını ve gelişen tarım sektöründe geleceğimiz olan genç nüfusun daha etkin bir şekilde tarımsal faaliyetlerle ilimizin tarımına katkı sağlayacağını belirtti. Ayrıca İŞKUR İl Müdürü Kaya, kurs programlarına katılımı arttırmak amacıyla kursiyerlere cep harçlığı da verileceğini ifade etti. Programda yapılan açıklamada Karasu, Kocaali ve Akyazı ilçelerinde 450 çiftçinin yararlanması sağlanacağı belirtildi. Aynı zamanda, çiftçilerden gelen talep ve ihtiyaçlar dikkate alınarak, kurs programlarının fındık yetiştiriciliği, süt sığırı yetiştiriciliği, arı yetiştiriciliği, çilek yetiştiriciliği, ceviz yetiştiriciliği, baklagil yem bitkisi yetiştiriciliği, meyve ağaçlarında budama, mantar yetiştiriciliği ve seracılık alanlarında uygulanacağı ifade edildi.



 
13.03.2020
Devamı

Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımda Teknoloji Geliştirme Projelerine Destek Verecek

Tarım ve Orman Bakanlığı, tarım sektörünün ihtiyaç duyduğu konularda, bilgi ve teknolojilerin geliştirilmesi, bu bilgi ve teknolojilerin çiftçilerle tarımsal sanayicilere aktarılması amacıyla uygun görülen araştırma geliştirme projelerini destekleyecek.
Bakanlığın, Araştırma ve Geliştirme Destek Programına İlişkin Tebliğ Resmi Gazete'de yayımlandı.

Buna göre, üniversiteler, sivil toplum ve meslek kuruluşları, TÜBİTAK Ar-Ge birimleri ve özel sektörce hazırlanan projelerin başvuru ve değerlendirme süreçleriyle değerlendirme süreci sonunda desteklenmesine karar verilen projeler Bakanlık Ar-Ge Destek Programı'ndan yararlanacak.

Projeler yeni kurulan bir kurul tarafından belirlenecek. Kurul, bakan yardımcısı başkanlığında, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar, Gıda ve Kontrol, Hayvancılık, Balıkçılık ve Su Ürünleri, Bitkisel Üretim ve Tarım Reformu genel müdürlüklerinden birer temsilci, üniversitelerin bahçe bitkileri, bitki koruma, tarla bitkileri, tarım makineleri, tarım ekonomisi, toprak bilimi ve bitki besleme, tarımsal yapılar ve sulama, zootekni, su ürünleri, gıda ve veteriner hekimliği bilim dallarından birer öğretim üyesi ve TÜBİTAK'tan bir temsilci olmak üzere 19 üyeden oluşacak.

Kurul, projelere verilen desteğin durdurulması, iptali, proje yürütücüsü veya üniversiteler için yürütücü kurum değişikliği, proje ortağı kurum değişikliği, bütçe artışı, süre uzatımı ve benzeri konularda karar verecek, ödemeleri karara bağlayacak.

TAGEM'E İLETİLECEK
Kurul, her yıl belirlediği öncelikli konulara ilişkin proje başvurularının Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğüne (TAGEM) sunulması için, her takvim yılında bir kez çağrıya çıkılacak
Proje formatına uygun şekilde hazırlanan projeler, çağrıda belirtilen süre içerisinde TAGEM'e iletilecek.
Desteklenmesine karar verilen projeler, TAGEM'in internet sayfasından ilan edilecek.
Destek ödemesi tarımsal destekleme bütçesinden, Ziraat Bankasında açılan proje hesabına yapılacak.
 
 
 
13.03.2020
Devamı

TARSİM'den Tavuk Üreticisine 150 Bin liralık Ödeme

Sakarya’da faaliyet gösteren sigortalı tavukçuluk işletmesi sahibi İrfan Demiray işletmesini Devlet Destekli Kümes Hayvanları Hayat Sigortası yaptırdı.

Sakarya Kanatlı Hayvan Üreticileri Birliği Başkanı ve aynı zamanda işletmenin sahibi olan Demiray’ın işletmesinde ölümler meydana geldi. Geçtiğimiz gün TARSİM Yönetim Kurulu Üyesi ve Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi Genel Müdürü Serpil Günal; Hayvan Hayat Sigortaları Grup Müdürü Orhan Sarıtepe ve Teknik Danışman Tufan Özel; işletmeye geçmiş olsun ziyaretinde bulundu.

Sakarya Kanatlı Hayvan Üreticileri Birliği Başkanı ve aynı zamanda işletmenin sahibi olan İrfan Demiray’a; işletmede meydana gelen ölümler nedeniyle geçmiş olsun dileklerini ileten Günal, Sarıtepe ve Özel; 150 bin TL’lik hasar ödemesini sembolik çek ile sundu ve yetiştiricilerin tarım sigortasını ihmal etmemesi gerektiğine dikkat çekti. Devlet Destekli Kümes Hayvanları Hayat Sigortası poliçesine sahip olan tavukçuluk işletmesinde; 26 Ocak tarihinde, 23 bin adet broiler tavuk telef olmuştu.
 
 
12.03.2020
Devamı

İnek Sütü Miktarı Yüzde 8,9 Arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2020 Ocak dönemi süt ve süt ürünleri üretimini açıkladı. Buna göre; ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre toplanan inek sütü miktarı yüzde 8,9 arttı. Ocak ayında ticari süt işletmeleri tarafından toplanan inek sütü yağ oranı ortalama yüzde 3,5, protein oranı ise ortalama yüzde 3,2 olarak tespit edildi.
Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ticari süt işletmeleri tarafından yapılan içme sütü üretimi yüzde 8,7 artarak 146 bin 247 ton olarak gerçekleşti. Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ticari süt işletmeleri tarafından yapılan yoğurt üretimi yüzde 8,1 artarak 91 bin 983 ton olarak gerçekleşti.

Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ayran üretimi yüzde 14, tereyağı üretimi yüzde 5,7, inek peyniri üretimi yüzde 0,4 artarken, tam yağlı süt tozu üretimi yüzde 2,5, kaymak üretimi yüzde 5,3, diğer peynirler (koyun, keçi, manda ve karışık sütlerden elde edilen peynir çeşitleri) yüzde 10,8 ve yağsız süt tozu üretimi yüzde 12,3 azaldı.

KÜMES HAYVANCILIĞINDA ARTIŞ
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2020 Ocak dönemi kümes hayvancılığı üretimi verilerini de açıkladı.
Buna göre; Tavuk eti üretimi 2020 Ocak döneminde yüzde 8,8 artarak 183 bin 713 ton, kesilen tavuk sayısı yüzde 6 artarak 103 milyon adet, tavuk yumurtası üretimi de yüzde 1,6 artarak 1,8 milyar adet olarak gerçekleşti.
 
 
12.03.2020
Devamı

Fındık'ta Tarım Sigortası Başvurusu Uzatıldı

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, fındıkta tarım sigortası başvurusu tarihinin 13 Mart'a kadar uzatıldığını bildirdi.
Soydan, yaptığı açıklamada, dün itibarıyla TARSİM'e olan başvuru süresinin dolduğunu söyledi. 

Üreticilerden gelen talep doğrultusunda TARSİM yetkililerince bu sürenin 13 Mart'a kadar uzatıldığı bilgisini veren Soydan, henüz bahçelerini sigorta yapmayanlar için bu sürenin fırsat olduğunu kaydetti.
Soydan, üreticilerin tarım sigortasından kaçınmaması uyarısında da bulunarak, şunları kaydetti:

"Üreticilerimize, doğal afetlerle oluşabilecek zararların en azından bir kısmını telafi edebilmeleri için tarım sigortası yaptırmalarını öneriyoruz. Bölgemizde özellikle mart ve nisan aylarında ciddi zirai don ve heyelanlar yaşanıyor. Üreticilerimizin geçmiş tecrübelere bakarak tarım sigortası yaptırmayı ihmal etmemeleri gerekiyor."
Arslan Soydan, bahçelerini sigortalatan üreticilerin, kullandıkları tarımsal kredilerde erteleme yapma imkanları bulunduğunu da sözlerine ekledi. 
 
 
12.03.2020
Devamı

Meteoroloji'den Süt Üretimine Destek

Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Türkiye Tarımsal Süt Üreticileri Merkez Birliği Arasında İşbirliği Protokolü imza töreninde konuşan Bakan Pakdemirli, süt üretiminde meteoroloji verilerinin kullanımıyla verimlilik artışı hedeflendiğini belirterek, bir bölgede verim alınacak bitki ve hayvan cinsinin belirlenmesinde en önemli faktörlerden birinin meteoroloji olduğunu söyledi.

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Türkiye Tarımsal Süt Üreticileri Merkez Birliği Arasında İşbirliği Protokolü imza törenine katıldı. Protokol, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli'nin himayesinde Meteoroloji Genel Müdürü Volkan Mutlu Coşkun ve Süt Üreticileri Merkez Birliği Başkanı Tevfik Keskin arasında imzalandı.

Türkiye Don Takvimi, Bitki Sıcağa ve Soğuğa Dayanıklılık Haritaları, Bitki Soğuklama İsteği Hesaplama Programı gibi çalışmalarla üreticilere planlama aşamasında bir yerde ilk defa yetiştirilmesi düşünülen bitkilerin o yöreye uygun olup olmadığı konusunda ciddi destek sağlandığını kaydeden Pakdemirli, "Zirai don risk haritalarımız var. 5 günlük zirai don beklentisine dair. Zirai don takvimimiz, bitkilerin sıcak ve soğuğa dayanıklılık programı yeni dönemde devreye girdi. İklim değişikliği son derece önemli, buda meteorolojinin önemini artırıyor. Bana göre her kişi evden çıkarken meteorolojik bilgi alırsa ayağı kaymaz. Yapmış olduğunuz işlerle ilgili riskleri kontrol etmek mümkün olur" diye konuştu.

İklim değişikliğinin etkisiyle meteorolojik bilginin üretimin her aşamasında kullanılmasının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Pakdemirli, bu amaçla, geliştirilen zirai meteorolojik uygulama ve ürünlerin daha çok sayıda üreticiye ulaştırılması, üreticilerin de planlamalarını bu bilgiler doğrultusunda yapmaları için Meteoroloji Genel Müdürlüğünün birçok kurum ve kuruluş ile protokol imzaladığını ifade etti.

Protokolün amacına ilişkin konuşan Pakdemirli, "Maksadımız hayvancılık, tarım ve süt üretiminde verimliliğini artırmak. Bilgiye, bilginin yorumlanmasına verdiğimiz önem önümüzdeki birkaç yılın bilgi çağı olacağını kabul edersek her alandaki bilginin önemli olduğunu gösteriyor. Süt üretimindeki verimi meteoroloji sayesinde ve üreticilerin verdiği hizmet sayesinde artırıyor olacağız. Üreticilerimiz ihtiyaç duyduğu tarımsal meteorolojik bilgilere, tahmin ve uyarılara anında erişim sağlayabilecektir. Bu protokol ile ülkemiz tarım ve hayvancılığına büyük katkılar sağlanacaktır" dedi.
Protokol ile 307 alt birlik ile 740 ilçede 250 bini aşkın üreticiye hizmet veren Merkez Birliği tarafından meteorolojik verilerin daha etkin kullanımının sağlanarak, meteorolojik uyarıların süt üreticilerine etkin şekilde ulaştırılması, böylelikle muhtemel zararların en aza indirilmesi ve ayrıca akıllı tarım uygulamalarına geçişte işbirliği yapılması hedefleniyor.
 
 
11.03.2020
Devamı

Balıkesir Tarım Fuarı Yarın Açılıyor

Balıkesir'in Kepsut ilçesinde her yıl düzenlenen "Balıkesir Tarım ve Hayvancılık Fuarı" 12 Mart'ta kapılarını açacak.
Balıkesir'in Kepsut ilçesinde her yıl düzenlenen "Balıkesir Tarım ve Hayvancılık Fuarı" 12 Mart'ta kapılarını açacak.

Kepsut Belediye Başkanı İsmail Cankul ve fuarın organizatörü Atlas Uluslararası Fuarcılık firmasının sahibi Fevzi Atasagun, bu yıl 11'incisi gerçekleştirilecek fuar öncesi basın toplantısı düzenledi.
Cankul, kentteki bir restoranda yapılan toplantıda, daha önce sadece tarım üzerine yapılan fuarda artık canlı hayvanların da yer alacağını söyledi.
 
 
 
11.03.2020
Devamı

Tarım Fuarına Koranavirüs Önlemi

Konya Tarım Fuarı, koronavirüs önlemleri kapsamında 2-6 Haziran tarihlerine ertelendi.
Zafer Samancı'nın haberine göre her yıl onlarca ülkeden yüzlerce firmanın katıldığı ve açık ve kapalı alandan oluşan 96 bin metrekarelik alanda ürünlerini sergilediği Konya Tarım Fuarı, koronavirüs nedeniyle ertelendi.

17-21 Mart tarihleri arasında düzenlenmesi planlanan fuarın 2-6 Haziran tarihleri arasında yapılacağı belirtildi.
 
11.03.2020
Devamı

KADIN GİRİŞİMCİLERDEN KIRSALA 1,5 MİLYAR LİRALIK YATIRIM

Türkiye’nin çeşitli kırsal alanlarında yaşayan 1988 kadın girişimci, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) destekleriyle 1,5 milyar liralık yatırım yaptı.
Avrupa Birliği’nin (AB) aday ve potansiyel aday ülkelere destek olmak amacıyla hazırladığı Katılım Öncesi Kırsal Kalkınma Aracı (IPARD) Programı kapsamındaki 42 ilde yaşayan kadınlar, TKDK’ya çeşitli sektörlerde proje başvurusu yaptı. Uygun bulunan projelerin başvuru sahipleri yatırımlarını tamamlayarak ülke ekonomisine kazandırdı. TKDK, kadın yatırımcılara bugüne kadar toplam 764 milyon lira hibe ödedi. Projesi onaylanan ve sözleşme imzalanan 438 kadın girişimci ise yatırımlarını tamamlamasının ardından hibelerini alacak.   

En fazla yatırım tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliğine    

Kadın girişimciler sektörel bazda en çok 918 proje sayısıyla tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği için başvuru yaptı. Tıbbi aromatik bitkileri izleyen arıcılık, süt hayvancılığı, besi tavukçuluğu ve kırsal turizm en çok yatırım yapılan ilk 5 sektör içerisinde yer alıyor. TKDK’nın desteklemeleri kapsamında 73 tıbbi aromatik bitki türü bulunuyor. Bu bitkilerin listesine TKDK resmi web sitesi www.tkdk.gov.tr'den erişilebiliyor.

En fazla yatırım Konya’da

İller bazında incelendiğinde en fazla yatırım 63,4 milyon lirayla Konya’daki kadın yatırımcılar tarafından yapıldı. Konya’yı 61,4 milyon lirayla Uşak, 57, 7 milyon TL ile Samsun, 50,1 milyon  TL ile Denizli ve 32,5 milyon TL ile Çorum takip ederek ilk 5 sırayı paylaşıyor.
10 projeden 1’i kadın yatırımcılara ait
TKDK’nın kuruluşundan bugüne kadar desteklediği her 10 projeden 1’ini kadınlar tarafından yapılan yatırımlar oluşturuyor.
IPARD Programı’yla, kadınların mesleki kapasitelerinin yükseltilerek kadın istihdamının arttırılması amaçlanıyor. Proje başvurularının incelenme sürecinde kadın girişimcilere ilave puan verilip projenin onaylanmasında pozitif ayrımcılık uygulanarak, sıralama listesinde öne çıkması sağlanıyor.

42 il destekleme kapsamında

TKDK’nın desteklemeleri kapsamında Afyonkarahisar, Ağrı, Aksaray, Amasya, Ankara, Ardahan, Aydın, Balıkesir, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Giresun, Hatay, Isparta, Kahramanmaraş, Karaman, Kars, Kastamonu, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mardin, Mersin, Muş, Nevşehir, Ordu, Samsun, Sivas, Şanlıurfa, Tokat, Trabzon, Uşak, Van ve Yozgat olmak üzere toplam 42 şehir bulunuyor.
 
 
10.03.2020
Devamı

Bakan Pakdemirli Isparta'da Sektör Temsilcileri İle Buluştu

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Isparta Ticaret Odası'nda sektör temsilcileriyle bir araya gelerek istek ve sorunlarını dinledi, fikir alışverişinde bulundu.
Gıda taklidi ve tağşişi yapanların alacağı cezalara yönelik bir çalışma yaptıklarını, bu çalışmayı da meclise sunduklarını belirten Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, "Önümüzdeki hafta da yine tağşişle ilgili bir listeyi açıklıyor olacağız. Gıda tağşişi yapanların, topluma sağlığa aykırı ürünleri sunanları cezalandıracak bir yasa tasarısı üzerinde çalıştık. Biz bu talebimizi meclisimize ilettik. Şu anda meclis komisyonunda. En yakın zamanda bu cezaların daha da artacağı bir döneme giriyoruz" dedi.

Bakanlık olarak yaptıkları çalışmaları değerlendiren Pakdemirli, "Gıda kontrolleri son günlerde çok daha fazla gündemimizde. Önümüzdeki haftada yine tağşişle ilgili bir listeyi açıklayacağız. Bu konuda hiçbir geri adım atmayacağız." diye konuştu.

Pakdemirli, gıda tağşişi yapanları veya topluma sağlığa aykırı ürünleri sunanları cezalandıracak, mevcut cezaları arttıracak yeni bir yasa teklifi üzerinde çalıştıklarını belirtti.

"DENETİMLER 30 KAT ARTTI"

Teklifin şu anda meclis komisyonunda olduğunun bilgisini veren Pakdemirli, şunları söyledi:
"İnşallah yakın zamanda bu cezaların daha da artacağı bir döneme giriyor olacağız. Bu cezalar artana kadar hiç ara vermeden kimseye de nefes aldırmadan denetimlere devam edeceğiz. Elbette işini doğru düzgün yapanlara diyeceğimiz bir şey yok ama işini yanlış yapanlara da aman vermeden konunun takibini yapmaya devam ediyoruz. Geçen yıl 1,2 milyon denetim yaptık. Her yıl bu denetimlerimizi artırıyoruz. Toplam da 30 kat artan denetimimiz var." 
"Alo 174" hattının önemine değinen Pakdemirli, markete veya restorana giden bir kişinin aldığı ürünü beğenmediğinde ya da içerisinde katkı maddesi olduğunu düşündüğünde hattı arayıp ihbar edebildiğini, ihbarı yapan kişiye ise iki gün içinde dönüş yapıldığını dile getirdi.

Toplumun bir dinamizm içinde olduğuna ve sürekli değiştiğine dikkati çeken Bekir Pakdemirli, "Her zaman çağrı merkezlerini aramak mümkün olmayabiliyor. Bununla ilgili yeni WhatsApp hattı kurduk. '05011740174' üzerinden herhangi bir gıdayla ilgi şikayeti buradan mesaj atabilirsiniz. En kısa zamanda geri dönüş sağlayacağız. Bunu dün ilk kez İzmir'den açıkladım. Açıklar açıklamaz kafalar öne düştü. Herkes WhatsApp'tan mesaj göndermeye başladı ama mutlaka bir şey almış olmanız lazım mesaj atmanız için." ifadelerini kullandı.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, buğday ithalatıyla ilgili spekülasyon yapıldığını belirterek, "Türkiye 20 milyon ton buğday üretir, 19 milyonunu tüketir. Kendi kendine yeten bir ülke ama bunun dışında un ve makarna fabrikalarının boş kalmaması için zaman zaman ihtiyaç varsa ithalat yapılabilir. Bu fabrikalar boş mu kalsın?" dedi. 
Türkiye'nin 2002'den beri tarımsal gayri safi yurtiçi hasılasının 37 milyar liradan 275 milyar liraya çıktığına işaret eden Pakdemirli, şöyle konuştu:
"Geçen yıl 216 milyar lira olan tarımsal hasılamız bu yıl 275 milyar lira. Hükümetlerimiz döneminde tarımsal desteklerimiz 12 misli arttı. 2020 bütçemizin de yarısından fazlasını tarımsal desteklere ayırdık. Toplamda 45 kat hayvancılık desteklerimiz arttı. Bugüne kadar 33 milyar lira hayvancılık desteği verdik. Büyükbaş hayvan sayımız yüzde 80, küçükbaş hayvan sayımız ise yüzde 53 arttı. Bugün Türkiye, Avrupa'da 66,6 milyon ile küçükbaş hayvan varlığında birinci, büyükbaş hayvan sayısında ise ikinci sırada." 

"TÜRKİYE BUĞDAY UNU İHRACATINDA BİRİNCİ" 
Pakdemirli, makarna ihraç eden Türkiye'nin buğday unu ihracatında ise dünya ülkeleri arasında birinci sırada yer aldığını kaydetti.   
Buna rağmen buğday ithalatıyla ilgili spekülasyonlar yapıldığına dikkati çeken Pakdemirli, şunları kaydetti:
"Herkesin diline pelesenk olan o; 'Hollanda'nın 17 milyar dolar tarımsal gayri safi milli hasılası var. Bizim üçte birimiz ama 5-6 misli ticaretini, ihracatını, ithalatını yapar.' Türkiye 20 milyon ton buğday üretir, 19 milyonunu tüketir. Kendi kendine yeten bir ülke ama bunun dışında un ve makarna fabrikalarının boş kalmaması için zaman zaman ihtiyaç varsa ithalat yapılabilir. Bu fabrikalar boş mu kalsın?" 
"ORMAN YANGININA 12 DAKİKADA MÜDAHALE"
Bakan Pakdemirli, Türkiye'nin orman varlığını artıran nadir ülkelerden biri olduğunu belirterek, orman yangınlarına müdahale süresini 40 dakikalardan 12 dakikaya indirdiklerini söyledi. Pakdemirli, bu süreyi 2023'ten önce 10 dakikanın altına çekmeyi hedeflediklerini de bildirdi.
Hükümetleri döneminde barajların, hidroelektrik santrallerinin, göletlerin ve içme suyu tesislerinin kat be kat arttığına işaret eden Pakdemirli, "2 milyon hektarı daha sulamaya açmamız gerekiyor. Bunu ne yapıp edip bitirmeliyiz. Çünkü bu gıdamızın ve tarımımızın olmazsa olmazı." diye konuştu. 

"TOHUMUN YÜZDE 96'SI YERLİ"
Tohumun da yine spekülasyon yapılan konulardan bir başkası olduğunu hatırlatan Pakdemirli, şu bilgileri verdi:
"Tarladaki tohum yerlilik oranımız yüzde 96. AK Parti döneminde tohum üretimimiz 8 misli artmış durumda. 900 tohum firmasının 860'ı yüzde 100 yerli, aşağı yukarı kalan 40'ının da yarısı yerli-yabancı diğer yarısı da yabancıdır. Yerli tohum anlamında Türkiye çok büyük merhale kat etti. Milli savunma sanayisi kadar bu işi önemsiyorum. Yerli sebze ile ilgili eksikliklerimiz vardı, sebze tohumlarımızla ilgili de TUBİTAK'la bir projemiz var. Elektrikli traktör prototipi de geliştirdik. 45 dakikalık şarjla 7 saatten fazla çalışabiliyor. Performansı normal motorlu traktörlerin çok daha üzerinde. Orta boy traktörlerle kabaca aynı fiyat veya yüzde 10-20 daha pahalı olacak. Ancak 250 liralık mazot harcayan 20 liralık şarjla işini halledecek. Bunun Türkiye'deki üretime çok büyük katkısı olacağına inanıyorum." 
 
 
 
10.03.2020
Devamı

Merkez Bankası : Enflasyondaki Artış Gıda Fiyatlarından Kaynaklandı

Merkez Bankası yıllık enflasyonun şubatta yüzde 12.37’ye yükselmesinin gıda fiyatlarından kaynaklandığını söyledi.
Tüketici fiyatlarının şubatta yüzde 0.35 ile beklentilerin altında artması, yıllık enflasyonun ise yüzde 12.37’ye yükseldiğinin dün açıklanmasının ardından Merkez Bankası bugün aylık fiyat gelişmeleri raporunu yayınladı.

Tüketici fiyatlarının şubatta gıda öncülüğünde aylık yüzde 0.65 artması, yıllık enflasyonun ise ocak ayındaki yüzde 12.15’ten şubatta yüzde 12.7’ye yükselmesi bekleniyordu.
Raporda, hem işlenmemiş hem de işlenmiş gıda gruplarında yıllık enflasyonun yukarı yönlü seyir izlediği vurgulandı.
Enerji fiyatlarının, petrol fiyatlarındaki düşüşle birlikte akaryakıt öncülüğünde gerilediği belirtilen raporda, enerji grubunda yıllık enflasyonun düşüş kaydettiği ifade edildi.
Rapora göre, hizmet enflasyonu bir miktar yükselirken, temel mal grubunda genele yayılan fiyat düşüşleri neticesinde ılımlı bir seyir kaydedildi.

Raporda, “Bu görünüm altında, B ve C göstergelerinin yıllık enflasyonu sınırlı ölçüde artarken, eğilimleri görece yatay seyretmiştir” dendi.
‘Merkez’: Önce yatay seyredecek sonra düşecek

Son olarak, Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal, enflasyondaki mevcut seyrin yüzde 8.2 seviyesindeki yıl sonu tahminiyle büyük ölçüde uyumlu olduğunu, enflasyonun bir süre mevcut yüzde 12 seviyelerinde yatay seyrettikten sonra yüzde 8.2’ye doğru kademeli gerileyeceğini söylemişti.
Ekonomistlerin beklentileri de ekonomi yönetimine kısmen paralel. İlk çeyrek ardından enflasyonda kademeli düşüş bekleyen ekonomistlerin ekonomi yönetiminden ayrıştığı nokta ise yıl sonunda gelinecek enflasyon seviyeleri. Tahminleri yüzde 10 seviyesinde şekilleniyor.
 
 
06.03.2020
Devamı

Aksaray'da Mera Islah Çalışmaları Hız Kazandı

Nüfusunun yüzde 80'inin tarım ve hayvancılıkla geçimini sağladığı Aksaray'da Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından yapılan mera çalışmaları devam ediyor.

İl genelinde mera çalışmaları kapsamında Aksaray'ın merkeze bağlı Yenikent Beldesinde KOP kapsamında yapılan Yenikent Beldesi Mera Sahası Rüzgar Erozyonu Önleme Projesi için rüzgar perdelerinin dikimi yapıldı. Atriplex ve Bozkır Otu dikimi öncesi toprak hazırlığı işlemleri devam ederken Tarım ve Orman Müdürü Bülent Saklav ve proje Koordinatörleri tarafından proje sahasında incelemeler yapıldı. Proje bitiminde ıslahı yapılan meralar tekrar Yenikent Beldesinin hayvancılığına sunulacak.
 
 
06.03.2020
Devamı