Bakara Suresinin 267. Ayetinde; “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın iyilerinden verin. Kendinizin ancak içiniz çekmeye çekmeye alabileceğiniz âdi şeyleri hayır diye vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah zengindir, bütün iyilik ve güzellikler O'na mahsustur.” Buyurulmuş, Ayrıca Enam Suresinin 141. Ayetinde de; “Çardaklı ve çardaksız bağları, değişik ürünleriyle hurmaları, ekinleri, birbirine benzeyen ve benzemeyen biçimlerde zeytin ve narları meydana getiren O’dur. Her biri ürün verdiğinde ürününden yiyin; hasat günü de hakkını verin; fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” buyurmaktadır.
Bu ürünlerin zekâtlarının oranı bizzat Hz. Peygamber (S.A.V.) tarafından belirlenmiştir. Bir hadis-i şerifte, “Yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde onda bir; kova ile sulananlarda ise yirmide bir öşür gerekir.” (Buhari) buyrulmuştur.
Öşür ve aşar vergileri, Osmanlı devletinde tarımla uğraşan köylülerden alınan vergilerdir. Öşür vergisi, sadece Müslüman olan kimselerden alınırken, aşar vergisi hem Müslüman, hem Müslüman olmayanlardan alınan vergi türüdür.
Öşür vergisinde alınan vergi payı ürünün kendisinden alınırdı. Örneğin buğday üreten bir çiftçi, ürünün bir kısmını devlete vergi olarak öderdi. Ancak aşar vergisinde vergi para olarak alınırdı. Köylü ürettiği buğdayı sattığında bunun bir kısmını para olarak devlete vergi şeklinde öderdi.
Ticaret erbabı zekâta nasıl mükellef ise tarım ürünü yetiştiren de o şekilde zekât vermeye tabi olup, öşür isteğe bağlı bir husus değildir.
Ekinlerin zekâtı Ebu Hanife’ye göre taneler ortaya çıktığı, Şafiilere göre sertleşmeye başladığı, Ebu Yusuf’a göre hasada müsait olduğu, Ebu Muhammed’e göre hasattan sonra deste yapıldığı zaman; meyvelerin zekâtı ise Ebû Hanife ve Şafiilere göre olgunlaşmaya başladığında, Ebu Yusuf ve Muhammed’e göre; bir yıl çürümeden saklanabilen meyvelerden olmak kaydıyla devşirme zamanı geldiğinde vacip olur. Bunun tahsilinin ekinlerde harman, meyvelerde toplama ve üzümlerde kesme sonrası yapılacağı hususunda görüş birliği vardır. Hanefî mezhebi müçtehitlerine göre toprak ürünlerinin zekâta tâbi olması için üzerinden bir yıl geçmesi şart değildir. Bir sene içinde kaç defa mahsul alınırsa her defasında hasat zamanı öşrü alınır.
Bir ton üretilen herhangi bir mahsulün zekâtı şu şekilde hesaplanır. Üretimde sulama, gübreleme gibi ek masraflar yapılıyorsa %5, (yani yirmide bir) hiçbir harcama yapılmıyor sadece hasat zamanı toplanıyorsa %10 (yani onda bir) oranında zekâtı verilir. Bu zekât, o ürünün cinsinden de verilebileceği gibi toptan pazarlanan fiyatından hesaplanarak para şeklinde de verilebilir.
Osmanlıda tarımsal vergiler tahıl ve bakliyatta ayni (ürün) olarak, sebze, meyve, bal gibi ürünlerde ise ayni veya nakdi (para) olarak alınabilirdi. Kayıt defterlerinde hububat dahil bütün ürünlerin vergilerinin akçe olarak değeri yazılır, hububat vergilerinde hacim ve ağırlık olarak da miktarları belirtilirdi.
Patates tarımı gibi bazı tarımsal ürünlerin üretiminin teşvik edilmesinde de öşür kullanılmıştır. Ülkemizde patates ilk defa 1876 yılında Adapazarı ovasında yetiştirilmiştir. Patatesin, Adapazarı bölgesinde yetiştirilmesinde Hüdavendigar Valisi Ahmet Vefik Paşa'nın büyük rolü olmuştur. Patates, toprak kokan bir ürün olduğu için köylüler tarafından fazla ilgi görmemiş, ancak daha sonra 15 yıl süreyle öşürden muaf tutulmak suretiyle bölgeye yayılmasına çalışılmış ve 15 yıl sonra ancak, tarla ziraatı halinde yetiştirilmeye başlanmıştır. 1908 -1910 yıllarında Marsilya' dan sağlam ve hastalıksız patates tohumlarının getirilmesiyle verimde önemli artışlar elde edilmiş, kazançlı ve faydalı bir bitki olduğu anlaşılmıştır. Bunun üzerine, patates üretimi ülkemizde hızla gelişmiş ve bugünkü seviyelere ulaşmıştır.
Osmanlı döneminde aşar vergisi 1875 yılı mali bütçesinde %35, 1924 de ise %24 paya sahipti. Ancak İzmir İktisat Kongresinden sonra 1925 yılında çıkarılan 552 sayılı kanunla kaldırılarak vergi kapsamına alınmıştır.
Üreticilerimize hayırlı ve bereketli mahsul temennisiyle saygılar sunuyorum.