Kimi insanlar dünyaya iz bırakmak için gelir, kimi ise sadece bir yüreğe dokunabilmek için. Benim hikâyem de tam burada başlıyor. Uzun yollar, büyük başarılar ya da gösterişli hayatlar değil benim peşinden gittiğim. Sadece bir huzur, bir tebessüm ve içimde yankılanan duygular.
Hepimiz hayatın anlamını arıyoruz. Ama belki de en anlamlı hayat, bir kelebek gibi yaşamaktır. Kısa ama öz… Derin ama sade… Geçici ama unutulmaz…
Benim kelebek kadar hayatımda büyük yıkımlar da oldu, küçük mucizeler de. İnsanların görmediği ama benim yüreğimde büyüyen nice sancılar… Ve belki kimsenin duymadığı sessiz dualar… Her bir adımda daha çok öğrendim susmayı, daha çok benimsedim içime konuşmayı.
Zamanla fark ettim ki; uzun yaşamak değil, derin yaşamak kıymetli. Anı yaşamak değil, anı anlamak değerli. Kelebekler ömürlerine günler sığdırır, bizse yıllara hiçlik… Bu yüzden ben kısa ama dolu bir ömrü, uzun ama boş bir hayata tercih ettim hep.
Bugün belki birileri için sadece geçip giden bir isim, bir yüzüm. Ama bir başka kalpte iz bıraktıysam, işte o zaman gerçekten yaşamışım demektir.
Kelebek gibi yaşamayı öğrendim…
Narince, kırmadan, incitmeden…
Ve zamanı geldiğinde de ardımda bir güzellik bırakmayı umut ederek.