Sonra insanın yüreğine ince bir sızı düşüyor:
Kör bahçıvanın bahçesinde açan çiçeklere yazık değil mi?
Belki de bu soru çiçekleri değil, bizi anlatıyor.
Hayat boyunca ne çok insan sessizce güzellikler büyütüyor. Bir anne, ömrünü evlatlarına adıyor; bir öğretmen, yüzlerce çocuğun geleceğine ışık oluyor; bir işçi, alın teriyle hayatı ayakta tutuyor; bir sanatçı, yüreğini eserlerine işliyor. Ama bazen bütün bu emekler görülmeden geçip gidiyor.
İnsan, fark edilmediğinde solmuyor belki ama biraz eksiliyor.
Çünkü görülmek, övülmekten farklıdır. Görülmek; "Seni fark ettim." demektir. "Emeğini biliyorum." demektir. "İyi ki varsın." diyebilmektir. Bir insanın yüreğini çoğu zaman büyük ödüller değil, içten söylenmiş birkaç kelime onarır.
Ne acıdır ki bugün, en çok bağıranların sesi duyuluyor. Sessizce çalışanlar, kimseyi rahatsız etmeden iyilik yapanlar, gösterişten uzak yaşayanlar çoğu zaman hayatın kalabalığında kayboluyor. Oysa en güzel çiçekler, gürültüyle değil, sessizlikle açar.
Belki de hepimiz biraz kör bahçıvanız.
Yanımızdaki insanların yorgunluğunu göremiyoruz. Bir tebessümün ardındaki kırgınlığı, güçlü görünen bir omzun taşıdığı yükü fark edemiyoruz. Sevdiklerimizin açan çiçeklerini göremeden mevsimleri tüketiyoruz.
Sonra bir gün geriye dönüp bakıyoruz. Artık kokusunu duyamadığımız çiçekler, sesini işitemediğimiz insanlar ve söyleyemediğimiz teşekkürler kalıyor geride.
Oysa hayat, fark etmek için çok kısa.
Bugün bir insanın emeğini görün. Bir annenin ellerine, bir babanın sessiz mücadelesine, bir dostun vefasına, bir çocuğun umut dolu gözlerine dikkatle bakın. Belki de onların en çok ihtiyaç duyduğu şey, görülmektir.
Çünkü görülmeyen emek, sessizce yorulur.
Sevilmeyen değil; fark edilmeyen kalp üşür.
Ve en çok da...
Kör bahçıvanın bahçesinde açan çiçeklere yazık olur.