İnsan yalnızca kötülüğün mağduru olduğunda incinmez. Kendisine uzatılabilecek bir el uzatılmadığında, verilebilecek bir fırsat verilmediğinde, hak ettiği bir destek esirgendiğinde de derinden yaralanır. Çünkü insanın ruhunu besleyen yalnızca ekmek, su ya da başarı değildir. İnsan, değer gördüğünü hissettiği ölçüde güçlenir; önemsendiğini anladığı ölçüde ayakta kalır.
Ne yazık ki günümüz dünyasında iyilik çoğu zaman zorunlu olmayan bir davranış gibi görülüyor. "Ben kimseye kötülük yapmadım." cümlesi, vicdanı rahatlatmaya yetiyor. Oysa bazen mesele kötülük yapmak değildir; iyilik yapabilecek durumda olduğu hâlde hiçbir şey yapmamaktır. İşte tam da burada vicdanın sessiz muhasebesi başlar.
Bir öğretmeni düşünün... Sınıfındaki başarılı ama maddi imkânsızlık yaşayan bir öğrenciyi fark ediyor. Onun burs almasına yardımcı olabilecek, yeteneklerini geliştirebilecek kişilere ulaştırabilecek imkâna sahip. Ama "Beni ilgilendirmez." diyerek sessiz kalıyor. O öğrenci belki yıllar sonra hayallerinden vazgeçiyor. Kimse ona kötülük yapmadı belki; ama yapılabilecek iyilik yapılmadı.
Bir iş yerinde yıllarca emek veren bir çalışanı düşünün. Başarısı görülüyor, çalışkanlığı biliniyor. Ancak hak ettiği terfi, yalnızca birilerinin kayırılması yüzünden ona verilmiyor. Ona hakaret edilmiyor, maaşı kesilmiyor, doğrudan zarar da verilmiyor. Ama hak ettiği fırsat elinden alınıyor. İşte bu da görünmeyen bir haksızlıktır. Çünkü insan bazen kaybettikleri yüzünden değil, hiç sahip olmasına izin verilmeyen hakları yüzünden kırılır.
Bir aileyi düşünelim... Çocuklarından biri sürekli takdir edilirken diğeri hep görmezden geliniyor. Kimse ona kötü söz söylemiyor belki. Fakat bir "Aferin.", bir sarılma, bir teşekkür bile çok görülüyor. Yıllar sonra o çocuk büyüdüğünde içinde taşıdığı eksiklik duygusunun kaynağını hatırlamasa bile kendisini sürekli yetersiz hissediyor. Çünkü sevginin eksikliği de en az sevgisizlik kadar derin iz bırakır.
Toplumların gelişmişliği yalnızca ekonomik göstergelerle ölçülmez. Asıl ölçü, güçlü olanın güçsüze nasıl davrandığıdır. Bilgi sahibi olan bilgisini paylaşıyor mu? Makam sahibi olan adaletli davranıyor mu? Varlıklı olan imkânlarını paylaşabiliyor mu? Tecrübeli olan gençlere yol gösterebiliyor mu? Eğer bunlar yapılmıyorsa, toplum sessiz bir vicdan yoksulluğuna sürükleniyor demektir.
Bazen insanlar en çok, kendilerine inanan birini bulamadıkları için kaybederler. Oysa bir cümle, bir tavsiye, küçük bir destek, belki de bir insanın bütün hayatını değiştirebilir. Tarihte başarı hikâyelerine baktığımızda çoğu zaman arka planda bir öğretmen, bir anne, bir baba, bir dost ya da bir yabancının zamanında uzattığı yardım elini görürüz. Aynı şekilde, gerçekleşmeyen nice hayalin ardında da uzatılmayan eller vardır.
İyilik yalnızca maddi yardım değildir. Bazen bir insanı dikkatle dinlemektir. Bazen onun hakkını savunmaktır. Bazen "Bunu sen başarabilirsin." diyebilmektir. Bazen de hak edene hakkını teslim etmektir. Çünkü insanlar çoğu zaman büyük fedakârlıklardan önce küçük duyarlılıklara ihtiyaç duyarlar.
Bugün dünyada yalnızlık, umutsuzluk ve değersizlik hissinin bu kadar yaygın olmasının sebeplerinden biri de budur. İnsanlar yalnızca kötü muamele gördükleri için değil; görülmedikleri, duyulmadıkları ve önemsenmedikleri için de yıpranıyorlar. Kalabalıkların içinde bile kendilerini görünmez hissediyorlar. Oysa insanın en temel ihtiyaçlarından biri, varlığının bir başkası için anlam taşıdığını hissedebilmektir.
Belki de hayatın en ağır cümlesi şudur: "Beni fark etmediler." Çünkü fark edilmemek, zamanla değer görmemek anlamına gelir. Değer görmeyen insan ise önce hayallerinden, sonra cesaretinden, en sonunda da kendinden vazgeçmeye başlar.
Elbette hiçbirimiz bütün dünyanın yükünü omuzlayamayız. Herkesin her derde çare olması da mümkün değildir. Ancak hepimizin yapabileceği küçük iyilikler vardır. Bir gencin eğitimine destek olmak, bir yaşlının hâlini sormak, iş arayan birine referans olmak, bir öğrenciyi cesaretlendirmek, emeği takdir etmek, adaletli davranmak... Bunlar belki küçük görünür ama bir insanın hayatında büyük dönüm noktalarına dönüşebilir.
Vicdan, yalnızca yaptığımız yanlışları değil, yapmadığımız doğruları da kaydeder. Bazen bir ömür boyunca bizi rahatsız eden şey, söylediğimiz kırıcı sözler değil; söylemediğimiz güzel sözlerdir. Vermediğimiz desteklerdir. Açmadığımız kapılardır. Tutmadığımız ellerdir.
Unutmayalım ki kötülük sadece zarar vermek değildir. İyilik yapabilecek güce sahipken kayıtsız kalmak da bazen başka bir kötülüğün sessiz biçimidir. Çünkü imkânın paylaşılmadığı, adaletin uygulanmadığı, merhametin gösterilmediği bir yerde insanlar yalnızca yoksullaşmaz; umutlarını da kaybederler.
Belki de insanlığa en çok ihtiyaç duyduğu şeyi yeniden hatırlatmanın zamanı gelmiştir: Paylaşılan imkân azalmaz, paylaşılan bilgi eksilmez, paylaşılan sevgi tükenmez. Ama esirgenen her iyilik, bir insanın yüreğinde derin bir boşluk bırakır.
Ve bazen o boşluk, yapılan en büyük kötülüklerden bile daha uzun yıllar boyunca acı vermeye devam eder.