MEDYANIN EĞİTİM ALGISI VE OKULLARDAKİ SALDIRILAR

Nisan ayında iki büyük felaket yaşadık. Önce Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde, bir gün sonra ise Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde iki ayrı okula dehşetengiz iki saldırı gerçekleşti. İlk saldırıda 16 kişi yaralanırken, ikinci saldırıda biri öğretmen olmak üzere 10 kişi öldürdü ve 13 kişi yaraladı.

Abone Ol

Bu iki olay almanaklara Türkiye tarihindeki en ölümcül okul saldırıları olarak yazılacak.

Mesele pek çok yönden konuşuldu, değerlendirildi ancak medyanın bu olayla ilintisine nedense hiç değinilmedi.

Yılların biriken ihmali, devletin eğitim ve sosyal politika alanlarındaki çöküşü ve eğitim sisteminin iflası gibi ifadeler kullandı ancak izleyicileri “haberdar” etme misyonunun ötesine geçip olayı süsleyerek sunan medya için kimse bir çift söz etmedi nedense.

Eskilerde yasama, yürütme ve yargının yanında medya dördüncü güç olarak telakki edilirdi. Çünkü medya hükümet ve toplum üzerinden denetim görevi icra ederdi. Gazetelerde eğitim ve sağlık sayfaları, televizyonlarda reklam amaçsız programlar olurdu.

Oysa günümüzde maalesef öyle bir noktaya geldik ki medya, büyüklere müstehcen görseler eşliğinde rakı edebiyatı sunarken; küçüklere oyunlar, diziler ve filmler üzerinden “öldürme” talimatı veren zararlı birinci güç konumuna geldi.

Neredeyse tüm dizilerde aldatan çiftler, sevgilisinden hamile kalan genç kızlar, ne iş yaptığı belli olmayan ama lüks arabalarla gezen zibidi kılıklı patron gençler.

Tekil sorunları küpürterek toplumun tamamında varmış gibi sunan ve aileyi sorunların merkezi gibi gösteren gündüz kuşağı programları.

Televizyon kanalları adeta nefsin emellerine hizmet araçlarına dönüşmüş durumda.

Gökyüzüne yüzümüzü ağırtacak uydular fırlatılıyor ancak o uydular üzerinden yüzümüzü kızartan yayınlar yapılıyor.

Bazı ülkelerde, insanlar birbirlerini “Anneni Türk dizilerinde görmüşler” diyerek tahkir ediyorlarmış.

Rusya’da topluma zarar verdiği gereçesiyle Türk dizilerinin yasaklanması tartışması varmış.

Yıllardır düşük ahlaklı çete lideri ve üyelerini övücü bir üslupla mafya dizileri üzerinden gençlerin önüne rol model olarak sunan bu ekranlardır.

Çocuklar için tasarlanmış oyunların neredeyse tamamı “öldür” komutu üzerinden kurgulanmış durumda. Öyleki öldürdükçe bonus kazanıyor, puan topluyorsunuz. Özellikle küçükler için tasarlarmış yapımların tamamı tahrip ve ifsat edici talimatlar içeriyor.

Bu komutlar o denli yumuşatılıyor ki 3-5 yaşlarından itibaren bu mesajlara maruz kalan çocuklar ergenlik çağlarına geldiklerinde öldürmenin ne denli kötü bir şey olduğunu düşünemiyorlar bile.

Olgun insanı hedefleyen “Kamil İnsan” modeli uzun süre önce dışlandı ve devreden çıkarıldı. Kültürümüzün bir mottosu olarak kabul ettiğimiz “Seni öldürmeye gelen sende dirilsin” ifadeleri Sezai Karakoç’un şiirlerinde kaldı sadece.

Diriltmek, yaşatmak, sevmek ve yardım etmek gibi mesajları medyadan duymaz olduk artık.

Halbuki, dijital mecralara ve televziyon ekranlarına doğrudan karşı değiliz. Sadece doğru amaçlar, doğru işler için kullanılsın bu alanlar.

Yapımlarda toplumsal etki analizi yapılsın. Alan uzmanları çalışsın; sosyologlar, psikologlar, pedagoglar hasar oluşmadan önlem alınmasını sağlayacak çalışmalar koysun ortaya. Ve içerik üretenler, sosyo kültürel riskleri ve aileye yönelen tehditleri göz önünde bulundurarak hareket etsin.

Medyanın ve dijital alanların hakka ve ruha hizmet eden bir mecra olması dileğiyle.

{ "vars": { "account": "G-E7JE8FH3KL" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }