Maneviyat ve duygunun yerini menfaat ve maddenin aldığı çağımızda, yeni nesil için çok bir şey ifade etmese de, gerçekten de eski bayramların tadı çok farklıydı. İletişim imkânlarının olmadığı, teknolojinin bu kadar gelişmediği, hayat şartlarının zor olduğu, alım gücünün az olduğu o eski günlerdeki bayramlar, günümüzdeki gibi turistik tatil fırsatı olarak değil, çok daha coşkulu bayramlar olarak kutlanıyordu.
Bayram yaklaşırken bütün evlerde tatlı bir heyecan başlardı. Bugünkü gibi büyük alışveriş merkezleri yoktu. Aile reisi baba veya dede özellikle çocukları yanına alarak çarşıya bayram alış verişine götürür, maddi imkânlar ölçüsünde bayramlık ayakkabı, elbise alırdı. Ayrıca çocuklara bayramda kullanmak üzere mantar tabancası alınırdı. Hazır elbise pek olmadığından mahalle terzisine önceden kumaş alınarak elbise dikilmesi için ölçü verilir, bilhassa ceket için iki veya üç defa provaya gidilirdi. Terziler bayrama yakın günlerde adeta gece mesaisi yapar, sabaha kadar elbise dikerlerdi. Alınan elbise ve ayakkabılar bayram sabahına kadar giyilmezdi. Ben çocukluğumda yeni alınan bayramlık elbise ve ayakkabıyı bayrama kadar her gece yatağımın başına koyarak uyuduğumu hatırlıyorum.
Bayram öncesi çoğunlukla hamama giderek yıkanılır ve mutlaka bayram tıraşı olunurdu. Berberler de arefe günlerinde çok yoğun mesai yaparlardı.
Bayramda ziyarete gelen misafirlere ikram edilmek üzere şeker, lokum, leblebi ve kolonya alınırdı. Bayramdan bir gün önce evde bulunan boş kolonya şişelerini rahmetli babam İlçeye götürerek değişik kokularda onları doldurturdu. Evde genel bir bayram temizliği yapılırdı. Arefe günü ikindi namazından çıkınca topluca tekbir getirilerek mezarlığa gidilir, kabirler ziyaret edilir ve Kur’an okunurdu.
Bayram namazından çıkınca köy meydanında toplu bayramlaşma yapıldığı halde, özellikle bayramın birinci günü küçükler ve gençler hemen hemen köyün tamamını gezerek ev ziyareti yapar ve herkesle bayramlaşırdı. Durumu iyi olanlar komşularını bayram (sabah) yemeğine davet eder, bayram için hazırlanan özel yemekler hep beraber yenirdi. Biz çocukken bayrama doğru, bayramda kimlerle bayram gezmesi yapacağımıza karar verirdik. Bizim oralarda köylerde evlerin girişindeki dışarıya kapısı olan odalardan birisi misafir odası olarak belirlenir, o odalarda oturan büyüklerin elleri öpülerek ikram edilen şekerlerden alınır, önceden hazırladığımız bez torbalara aldığımız şekerleri koyardık. Bayramda topladığımız şekerler bize birkaç ay yeterdi. İlçedeki akrabalarımızı ziyarete gittiğimizde de mendilin içinde harçlığımızı alırdık.
Osmanlı Dönemi’nde yapılan Bayram Panayırı geleneği günümüzde neredeyse unutuldu. Bayram panayırları içini bayram coşkusu kaplamış olan halkın sevincini doyasıya yaşadığı ve eğlenebildiği yerlerdi. Özellikle çocukların çok sevdiği bu panayırlarda çocuklar için lunapark oyunları bulunurdu. Baloncular, simitçiler, çerezciler gibi seyyar satıcıların da olduğu panayırlarda eğlence geç saatlere kadar sürerdi.
Peyami Safa’nın şu sözüyle bitirelim: "Bir millet, kendisine uygun müesseseleri ancak şuuraltı hayatının asırlarca süren devamında, gelenek ve görenekleriyle bulur."
Hayırlı Bayramlar…