Tarihi süreçte sığır yetiştiriciliği de küçükbaş hayvancılıkta olduğu gibi, Türk Milletinin sosyal ve ekonomik yapısı ile askeri lojistiğini tamamlayan hayati bir unsur olmuştur. Uygurlar, 744 yılında kurdukları devletle birlikte Türk tarihinde konargöçer yaşamdan yerleşik hayata kitlesel olarak geçen ilk Türk topluluğudur. Önemli kültürel, siyasal ve ekonomik etkileri ile sığırcılık, bozkır hayatında ve yarı yerleşik/yerleşik dönemde gücün, yerleşik hayata geçişin ve büyük çaplı tarımsal üretimin temel dayanağı olmuştur.
1. Kültürel Etkiler
Türk kültüründe büyükbaş hayvanlar, güçleri ve sabırları nedeniyle derin bir saygı görmüş, mitolojiden günlük dile kadar geniş bir yer edinmiştir.
Mitolojik Simge: Türk mitolojisinde sığır/öküz, gücün ve kararlılığın sembolüdür. Mitolojik anlatıda dünya, gök kubbe veya yeryüzünün devasa bir mavi öküzün boynuzları üzerinde durduğu, bu öküzün kafasını sallamasıyla depremlerin meydana geldiğinden bahsedilir. 12 hayvanlı Türk Takvimi'nde de bir yıla "Sığır Yılı" (Ud Yılı) adı verilmiştir.
Dil ve Edebiyat: Türklerde boğa, erkekliğin ve savaşçı gücün sembolüdür (Buka/Buğa Kültü). Dede Korkut Hikayelerindeki ünlü karakterlerden olan Boğaç Han, adını vahşi bir boğayı bilek gücüyle devirdiği için almıştır. Ayrıca Türk tarihinde "Buğa" (Boğa) kelimesi, Ögeday Buğa, Ketbuğa, Kutlu Buğa örneklerinde olduğu gibi hükümdar ve alp isimlerinde, sıkça unvan olarak kullanılmıştır. Ankara’daki Esenboğa, İsen Buga (Esen Buğa)’nın günümüz diline dönüşmüş halidir. İsen Buga, Timur’un komutanlarından birinin adı olmakla birlikte aynı zamanda Altınordu ve Çağatay Hanlığı hükümdarı olarak bilinen tarihi kişiliklerin de adıdır.
Türk dillerinde sığırların yaşlarına ve cinsiyetlerine göre Divan-ü Lugâti't-Türk'te de geniş yer tutan zengin bir terminoloji vardır. Uygur döneminden gelen, bazıları hala kullanılan kavramlar; Ud/Ut: Sığır, Öküz: Tarla sürmede yararlanmak için enenmiş erkek sığır. Buka/Buğa: Damızlık boğa, Torug Ud: Doru (kahverengi) sığır, İş Öküzü/Küç Öküzü: Taşıma gibi genel işlerde kullanılan öküz, Kezig (Sıra/nöbet); Öküzlerin tarla sürmek için ortaklaşa/sırayla kiralanması sistemi, Yançu: Öküzlere takılan boyunduruk ve saban takımı.
Mandalar için malak, godek/boduk (6 ay-1 yaş yavru), hevenk (1-2 yaş arası), manda düvesi, çoruh/göveç (damızlık ya da yük taşımada kullanmak üzere ayrılan genç erkek), yetişkin erkek ve dişilere ise yörelere göre; camız/camış/kömüş/dombay isimleri kullanılagelmiştir.
2. Askeri, Sosyal ve Ekonomik Etkiler
Askeri Lojistik: Küçükbaş hayvanlar yürüyen "canlı erzak" iken, sığırlar ve özellikle öküzler Türk ordularının ağır lojistik yükünü sırtlamıştır. Türkler tarafından geliştirilen ve "Kağnı" (Kanga) adı verilen iki tekerlekli devasa arabaları öküzler çekmiştir. Savaşlarda çadırların, hakan otağının, ağır silahların, ok ve yay stoklarının cepheye taşınması tamamen öküzlerin gücüne dayanıyordu. Çok sayıda öküzün yan yana koşularak hakan otağının taşınması, siyasi ihtişamının ve lojistik gücün bir göstergesiydi. Hatta Çin kaynaklarında, bazı Türk boylarının (Kanglılar/Kağnılılar) adlarının bu arabalarından aldıkları belirtilir. Bilindiği gibi, İstanbul’un fethinde gemilerin, çok sayıda öküz ve manda kullanılarak karadan çekilerek Haliç’e indirilmesi, fethin simge tablolarındandır.
Tarımsal Devrim ve Saban (Kotan): Sığır yetiştiriciliği, Türklerin tarım ekonomisine ve yerleşik medeniyete geçişinin en büyük taşıyıcısıdır. Türklerin yarı göçebe hayattan yerleşik hayata geçişinde ve nehir kenarlarında, ovalarda tarım yapmasında öküz en kritik üretim aracı olmuştur. Toprakları sürmekte kullanılan büyük sabanları (kotan) ancak öküzler çekebiliyordu.
Sulama Kanalları ve Sığır Gücü: Uygurlar, kurak vahalara su taşımak için gelişmiş sulama kanalları (Karez) inşa etmişlerdir. Kanalların kazılmasında, ağır balçıkların taşınmasında, su dolaplarının/çıkrıkların döndürülmesinde sığır ve mandalar en önemli iş gücü olmuştur.
Sosyal Sınıflar ve Hukuk: Sığır yetiştiriciliği, Türk devletlerinin lojistik yeteneklerini artırmış ve toplumsal hiyerarşiyi şekillendirmiştir. Uygur dönemi belgelerinde sığır, tamamen bireysel ticaret hukuku, kiralama, tazminat ve mülkiyet koruması (borca karşılık rehin) ekseninde ele alınmıştır. Belgelerde öküzlerin kiralanması, tarla karşılığında sığır takas edilmesi ve sığır hırsızlığına verilen ağır hukuki cezalar yer alır. Sığır sahibi olmak, yerleşik aristokrasinin ve zengin çiftçi sınıfının göstergesi haline gelmiştir.
Osmanlı dönemi belgelerinde, devletin kamu maliyesini, toprak düzenini (tımar sistemini) ve vergi hiyerarşisini ayakta tutan temel bir makro-ekonomik ölçü birimi olarak karşımıza çıkar.
Çiftlik ve Çiftçi Tanımı; Osmanlı devleti döneminde insanların bir çift öküz ile işleyebileceği araziye "bir çiftlik" denirdi. İki öküzü olanlardan çiftlik vergisi, tek öküzü olanlardan yarım çift veya bennak vergisi, mandalardan “Resm-i Camus" vergisi alınırdı. Zamanla her türlü tarımsal faaliyet yapılan arazinin tamamına “çiftlik”, bu işle uğraşanlara da “çiftçi” denilmiştir.
Mal Varlığı Kavramı; Sığırlara “mal” denilmesi nedeniyle “mal varlığı” tabiri geçmişte, sahip olunan hayvan sayısını ifade ederken, günümüzde sahip olunan tüm taşınır ve taşınmaz varlıkları ifade eden bir kavrama dönüşmüştür.
Sanayi Hammaddesi: Sığır derisi, koyun derisine göre çok daha kalın, dayanıklı ve sert olduğu için askeri teknolojisinde savaşçıların zırhları, kalkanları, ok kılıfları (sadak), at eyerleri ve askeri çizmelerin yapımında ana hammadde olmuştur. Sığırların kemikleri ve boynuzları ise Türk yayları yapımında esneklik ve güç sağlamak için iskelet malzemesi olarak kullanılmıştır.
Et ve Süt Ekonomisi: Yerleşik hayata geçişle birlikte sığır, sütü ve eti kullanımı da artmıştır. Özellikle suyun bol olduğu nehir yataklarında ve meralarda sığır ve manda (camış) yetiştiriciliği yapılmıştır. Türk mutfağının vazgeçilmezi olan pastırma, sucuk, kavurma (sızgıt) gibi uzun ömürlü et ürünlerinin üretiminde sığır eti kullanılmaya başlanmıştır.
3. Önemi Artarak Devam Ediyor
Türk devlet ve boylarında koyun ve keçi hareketliliğin, tekstilin ve hürriyetin sembolüyken; sığırcılık kapsamında öküz ve manda emeğin, lojistik gücün, tarımsal üretimin ve yerleşik hayata geçişin sembolü olmuştur. Milletimiz bozkırın zorlu şartlarında atın hızını, koyunun bereketini, sığırların gıda çeşitliliğini, zirai üretimi arttırma etkisini ve ağır iş gücünü birleştirerek dengeli ve sürdürülebilir bir medeniyet inşa etmişlerdir.
Spekülasyonlara rağmen hayvancılık, önemini en az geçmişte olduğu kadar koruyacak hatta daha da artıracaktır. Hayvancılığımız henüz “bitti yok oldu” noktasında olmasa da gittikçe artan ve derinleşen yapısal bozukluklar, sektörü tamamen rayından çıkarmak için her geçen gün biraz daha fazla zorluyor. Hayvancılık, tarım sektöründe en fazla katma değer oluşturabilen üretim alanıdır. Ülkemiz imkanları ile çözülmesi mümkün olan bu sorunları ciddiyetle ve istikrarlı bir planlama ile ele alabilirsek; üretimi arttırarak hem halkımızın daha iyi beslenmesini sağlayacak, hem de tarımsal ekonomiyi katlayacak önemli bir potansiyele sahibiz. Çözüm mümkün...