Görünürde bir yükseliş, bir ilerleme var. Ancak meseleye sadece bu açıdan bakmak, bizi yanıltabilir. Çünkü istatistiklerin gösterdiği kadar, göstermediği tarafları da vardır. Ve biz gazeteciler, o görünmeyenleri de gün yüzüne çıkarmakla mükellefiz.
Aynı Rakamların Diğer Yüzü
İlk bakışta 74 milyar dolarlık tarımsal hasıla elbette önemli görünüyor. Ancak şöyle bir geriye gidelim… 2010 yılında Türkiye’nin tarımsal hasılası zaten 70 milyar dolara ulaşmıştı. Üzerinden geçen 14 yıl boyunca sadece 4 milyar dolarlık bir artış yaşanmış. Yani yıllık ortalama %0,3 civarında bir büyüme demek bu. Oysa aynı dönemde dünya tarımı yaklaşık %77 büyümüş durumda. Başka bir deyişle dünya tarımı koşarken, biz yürümüşüz; hatta bazı dönemlerde yerimizde saymışız.
Dünya ile Aramızdaki Uçurum
Biraz daha detaya inelim. 2010’dan bu yana bazı ülkelerin tarımsal büyüme performansına bakalım:
• Çin: %124
• Hindistan: %124
• ABD: %70
• Endonezya: %67
• Pakistan: %97
• Meksika: %104
• İran: %79
• Türkiye: %6
Evet, yanlış okumadınız. Türkiye yalnızca %6 büyümüş. İlk 10’daki ülkeler arasında en düşük büyüme performansı bize ait. Tarımsal gücüyle övündüğümüz Türkiye, aslında dünya sıralamasında ciddi bir ivme kaybı yaşıyor.
2002’den Bu Yana Gerçekten Ne Değişti?
Bakanlığın verileri genellikle 2002 yılı baz alınarak sunuluyor. O dönemden bugüne Türkiye tarımsal hasılasını %202 artırmış. Ancak yine karşılaştırmalı bakarsak aynı süreçte:
• Çin %549 büyümüş,
• Hindistan %536,
• Endonezya %451,
• İran %464…
Yani sadece mutfağa değil, veriye de baktığımızda açıkça görülüyor: Tarımda rekabet gücümüz zayıflıyor.
Pasta Büyüyor, Bizim Dilim Küçülüyor
Belki de en can acıtıcı veri şu: Türkiye’nin dünya tarımsal hasılası içindeki payı 2002 yılında %2,2 iken, 2023’te %1,6’ya düşmüş. 2024’te ise %1,7’ye ancak çıkabilmişiz. Yani dünya büyürken, biz küçülmüşüz. Oysa “rekor” denilen şey, oransal büyümeyi ifade eder. Eğer dünya %77 büyürken siz %6 büyüyorsanız, aslında geriliyorsunuz demektir.
Rekor mu? Daha Önce de Oradaydık
Bugün “7’nci olduk” deniyor. Ancak bu da yeni bir başarı değil. Türkiye zaten 2000 yılında da dünya sıralamasında 7’nciydi. 2005’te 5’inci sıraya kadar yükselmişti. Yani bu, daha önce çıktığımız bir basamağa yeniden dönmekten ibaret. Yeni bir rekor değil; eski seviyeyi ancak yakalayabilmiş olmaktan söz ediyoruz.
Tarımsal Hasıla Artıyor da Kim Kazanıyor?
Bu verilerde eksik olan önemli bir şey var: Gıda enflasyonu. Tarımsal üretim değeri yükselmiş olabilir ama Türkiye, Avrupa’da gıda enflasyonunda birinci, dünyada ise dokuzuncu sırada. Yani sofraya gelen domatesin fiyatı düşmüyor, üretici tarlasından kazanç sağlayamıyor. Hasıla büyüyor ama kazanan kim? Üretici mi, tüketici mi, aracı mı?
Sorulması Gereken Asıl Soru
Sayın Bakan’ın “tarihi başarı” dediği bu tabloya bakınca, sormadan geçemiyoruz: Gerçekten başarıdan mı söz ediyoruz, yoksa geçmişte ulaştığımız seviyelere dönmeyi bir başarı gibi mi sunuyoruz?
Evet, 2023’e göre bir artış söz konusu olabilir. Ama 2010’a göre? 2005’e göre? Dünya ortalamasına göre? O zaman tablo çok farklı bir hikâye anlatıyor. Bu yüzden de sayılarla övünmeden önce, bu sayıların arkasındaki gerçekleri dürüstçe masaya yatırmak gerekiyor.
Sonuçta mesele sadece rakamların yüksekliği değil, bu rakamların kimin hayatını iyileştirdiğiyle ilgilidir. Çünkü hasıla kağıt üstünde artarken, üretici iflas ediyorsa, tüketici gıdaya erişemiyorsa, o büyümenin kimseye faydası yoktur.
İşte bu yüzden, başarıyı alkışlamadan önce gerçeğe biraz daha yakından bakmak gerek. Çünkü aynı yerde saymak da bazen “rekor” gibi sunulabilir. Ama hakikat, alkıştan değil, cesur sorulardan beslenir.