Türkiye Susuzluğa Ne Kadar Dayanabilir?

Kasım ayının sonlarına geldik. Takvime göre bu ay yağmur mevsimiydi. Ama Türkiye’nin dört bir yanından yükselen haberler, bu mevsimin artık yalnızca kâğıt üzerinde kaldığını gösteriyor. Belevi Gölü’nden Nilüfer Barajı’na, İstanbul’un su kaynaklarından Konya Ovası’na kadar uzanan geniş bir coğrafyada “susuzluk” artık bir kelime değil, bir gerçekliğe dönüşmüş durumda.

Abone Ol

İzmir’in Selçuk ilçesindeki Belevi Gölü, Küçük Menderes Deltası’nın en büyük tatlı su gölüydü. “Göldü” diyorum, çünkü bugün artık bir göl değil, çamur tabakalarının içinde can çekişen bir ekosistem. Su seviyesi dramatik biçimde düştü. Göl, sadece suyunu değil, nefesini de kaybetti.

Benzer bir tablo Bursa’da karşımızda. Nilüfer Barajı tamamen kurudu, Doğancı Barajı’nda su seviyesi kritik eşiğin altına indi. İstanbul’da barajların doluluk oranı yüzde 20’ye kadar geriledi. Bir zamanlar “mega kent”in güvenli su rezervleri olarak övülen bu barajlar, şimdi kendi gölgelerini seyrediyor.

Kuraklık artık yerel bir problem değil. Meteorolojik kuraklık ikinci evresine geçti; yani tablo artık hidrolojik kuraklık boyutunda. Bu da demek oluyor ki, sadece yağmurlar azalmadı, yer altı su kaynakları da çekiliyor. Uzmanlar, “Bu kadar su azalması yaz aylarında olsa anlaşılırdı ama kasım başında bu tablo ciddi bir alarmdır” diyor. Ve uyarıyorlar: “Önümüzdeki yazdan itibaren bu durum afet boyutuna ulaşabilir.”

Susuzluk Haritası: 40 Yılın En Düşük Yağışı

Rakamlar acımasız.

Bilecik’ten Gaziantep’e, Hatay’dan Van’a kadar 20’den fazla şehirde son 40 yılın en düşük yağış seviyeleri ölçüldü. Kırıkkale’de yüzde 64, Adana, Kahramanmaraş, Osmaniye’de yüzde 52, Konya ve Niğde’de yüzde 51 oranında azalma var. Bu rakamlar artık “iklim değişikliği” değil, “iklim çöküşü”nün habercisi.

Sorun Göklerde Değil, Zeminde

Yağmurun azlığı elbette bir faktör. Ama bu krizi sadece gökyüzüne bakarak açıklayamayız. Plansız tarımsal sulama, betonlaşmış şehirler, kurutulmuş dere yatakları, bilinçsiz su tüketimi… Her biri, bu kuraklığın görünmeyen ortakları. Su yönetimini hâlâ “bolluk varsayımıyla” sürdüren bir anlayış, bu ülkenin geleceğini kurutuyor.

Kuraklık Değil, İhmal

Bu tablo artık sadece doğanın değil, yönetimin de aynası. Çünkü kuraklık, kader değil; ihmalin doğal sonucudur. Bugün göllerin kuruması, yarın şehirlerin susuz kalması anlamına geliyor. Su sadece içme meselesi değil, gıda üretiminin, ekonominin, hatta ulusal güvenliğin de merkezinde yer alıyor.

Eğer önlem alınmazsa, Türkiye çok yakında “su savaşları” kavramını ders kitaplarında değil, haber bültenlerinde duymaya başlayacak.

Kuraklık, artık geleceğin değil, bugünün felaketi.

Barajlar boşalıyor, göller çekiliyor, nehirler yavaşlıyor.

Ama asıl tehlike, bu tabloya alışmamız.

Susuzluk, eğer kanıksanırsa, o zaman gerçekten bitmişiz demektir.

{ "vars": { "account": "G-E7JE8FH3KL" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }