HAYVANCILIĞA ATILAN YUMRUKLAR

Çözüm odaklı gibi sunulan ancak, sonuçları öyle olmayan söylemler ve uygulamalar aslında hayvancılığa yumruk mu atıyor?

Abone Ol

Her rauntta dayak yiyen boksör, “çok iyisin, rakibi perişan ediyorsun” diye gaz veren antrenörüne “öyleyse yumruk atıp beni dövenler kim” diye sorar. Tarımda da “bu yumrukları kim atıyor” denilebilecek bazı söylem ve uygulamaları hayvancılık özelinde biraz konuşalım.

Destek ödüyoruz daha ne olsun söylemi; Üreticinin para kazanamadığı, tüketicinin ise fiyatlara yetişmediği feryatları gösteriyor ki; planlaması, miktarı ve ödeme zamanları itibariyle desteklerin bu boşluğu doldurma kapasitesi ve düzeltici etkisi yok denecek kadar azdır. Girdi temini/maliyeti, ürün işleme, pazarlama, piyasa düzeni zincirinde büyük bir kopukluk ve başıboşluk bulunduğu sektörün tüm kesimlerince kabul edilen bir durumdur. Bu konudaki detay https://www.anadoluizlenimleri.com/mumkun-mu linkinde anlatıldığı için tekrar etmeyelim.

Ne bulursak ithal edelim lobisi; “Yakında ithal edecek hayvan ve et bulamayacağız, bu nedenle nerede ne bulursak ithal edelim” söylemi yaygınlaşmaya başladı. Bunlar, ithalatın tatlı getirisinden faydalananların gündemde tuttuğu ve hayvancılığın geleceğini, hayvansal gıda arzı, temini risklerini umursamayan yaklaşımlardır. Bu durum, hayvancılığı yok etme noktasına doğru bir ivme oluşturmaktadır. Kendi içinde de tutarsız bir söylem olup; “bulamadığımız zaman” geldiğinde, ne olacak sorusunun cevabı yok. Üreticiyi korumayan ithalat uygulamaları üretimi baltalar. Bırakan bir insanın tekrar hayvancılığa başlaması zordur. Özellikle küçükbaşta imkansızdır diyebiliriz. Hiçbir ülke kendi üretim potansiyelini sonuna kadar doğru bir şekilde kullanmadan ve üreticilerini sürdürülebilir kılmadan ithalat politikası uygulamaz. Aksi durum o ülkenin bindiği dalı kesmesi anlamına gelir. Ülkeler, potansiyellerini değerlendirme, sistemi düzelterek mümkün olduğunca kendilerince üretilmesi, ihtiyaç olursa da süreklilik arz etmeyecek ve üreticisini koruyacak tarzda kontrollü ithalat yapılması konusunda büyük bir duyarlılıkla politikalar uygular. Bunu gözetmeyen ithalat uygulaması, fiyatlarının düşmesi yerine daha hızlı artması sonucunu doğurmaktadır.

Ülkemiz büyükbaş hayvancılığa uygun değil, uğraşmayalım diyenler; Büyükbaştan vazgeçmek büyük yanlışlıktır. Büyükbaşta mevcut potansiyeli doğru kullanamama gibi büyük bir eksikliğimiz var. Üretimi potansiyele göre maksimize etmeden başka alternatifler aramak özellikle ithalatı çözüm görmek doğru olamaz. Hayvancılıktaki sistemsizlik döngüsünü kısaca tekrar şöyle özetlersek; Damızlık anaların işletmede kalma, üretimde kullanma süresi kısadır. İnsanlardaki nüfusu yenileme oranı gibi düşünürsek çoğu damızlık ana kendi yerine damızlık olarak kalacak bir yavru bile veremeden üretimden çekiliyor. Süt piyasasında sıklıkla tekrarlayan krizler damızlıkların elden çıkmasını hızlandırmaktadır. Erkek buzağıların sayısı da yeterli olmadığından et açığını körüklüyor. Bunu takiben damızlık hayvan ihtiyacı ortaya çıkıyor. Sonuçta maalesef damızlık, besilik hayvan ve et ithalatı çözüm olarak karar vericilere dayatılıyor. İthal damızlıkların da büyük kısmı yukarda belirtildiği gibi işletmede kısa süre kaldığı için çözüm olamıyor. Bu kısır döngü hayvancılığımızı sürekli hırpalıyor.

Süt maliyeti hesabı ve buzağının kar olduğu iddiası; Süt maliyeti hesabının düşük tutulduğu itirazlarına, “üretici sütten kar etmese de yavrusu kar kalıyor” iddiası da doğru değildir. Dünyada hiçbir sütçü işletmenin karlılığında böyle bir hesaplama yoktur. Bir önceki maddedeki açıklamalar ilaveten şunlar da hatırlanmalıdır; ülkemiz şartlarında her anadan, her yıl yavru alınamamaktadır. Hastalıklar ve/veya yetersiz bakım besleme, fertilite problemleri dediğimiz gebelik oranını ve yavru verimini düşürür. Ülkemiz şartlarında en başarılı denilecek işletmede bile gebelik oranı %75-80 arasındadır. Yavru ölümleri ise ülke genelinde en iyimser rakamlarla %25-30 civarındadır. Çoğu işletmede damızlık yenilemede, çıkartılan hayvanların yerine konulabilecek vasıfta ve sayıda yavru elde edilememektedir. Süt tavsiye fiyatının piyasada uygulama pratiği ise düşüktür. Üreticinin, daha düşük fiyat teklifleri karşısında tavsiye fiyatına satabilme garantisi sağlayan bir alternatifi de yoktur. Sütten para kazanamayan işletmede ne ana kalır ne de dana da kalır.

Süt üretim miktarı ne kadar doğru; Süt üretim rakamlarına bakarsak, en fazla yarısı kayda girerken, diğer yarısının ne olduğu konusunda bilgi yoktur. AB’de buzağı beslenmesi, yakın çevreye satış ve çiftçinin hane halkı tüketimi amaçlı olarak kullanım oranı toplam süt üretiminin %10 undan azdır. Ülkemizde ise, yarısından fazlasının bu gerekçelerle kullanıldığı şeklinde açıklama ise afaki olur. Desteklere rağmen sütün büyük kısmının kayıt dışında kalıyor olması, üretim rakamının doğruluğunu ve destek sisteminin sorgulanmasını gerektirir. Bu sütlerin ve süt ürünlerinin hangi koşullarda tüketiciye sunulduğu konusu da düşünülmesi gereken bir konudur. Şu kadar inek olsa, her biri şu kadar süt verse; toplam şu kadar üretim olur mantığına dayandığı görülüyor.

Hayvancılığın lokomotifi olan süt piyasası düzene girmeden hayvancılık rayına oturmaz.

Aşırı abartılı ve tribüne yönelik yaklaşımlar; Karar vericilere birçok “parlak ambalajlı” konu, bunlar için gereken alt yapı, altında yatan büyük emek, çalışma, veri seti bir kenara koyarak anlatılmaktadır. Bu durum, özellikle göreve yeni atanmış olan bazı karar vericilerde, yetkililerde, daha önce kimsenin bilmediği, kendi dönemlerinde büyük sükse sağlayacak, çok kısa sürede tarımı “kurtaracak”, adeta Alâeddin’in lambasından cin çıkarma kolaylığında işler olduğu hissine ve hayaline kapılmalarına yol açabilmektedir. Bu işlerin makul ölçülerini, doğru sürecini anlatanlar, işi engelleyenler olarak görülür. Büyük bir şamata, çok abartılı başarı beklentileri ile başlanmakta ve maalesef çoğu zaman sonuç hüsran olmaktadır. Yıllarca sürecek eleştirilere de malzeme teşkil etmektedir. Sektörün de şevkini kırmaktadır. Mevcut işletmelerin sürdürebilirlik sorununu çözmeden yani, çarkın doğru işletip makul bir kazanç sağlar hale getirmeden sektöre yeni girişleri teşvik için çeşitli yöntemlerle hayvan verilmesinin de beklenen düzeyde sonuçları olamamaktadır. Bunlar, o kişiler için geçici bir süre ilave gelir anlamında bir sosyal yardım görünümünde kalmakta ve hayvanların çoğu kısa sürede elden çıkarılmaktadır.

Bilimsel gelişmeler, yeni uygulamalar tabi ki önemlidir. Ancak tabiri caizse, paldır küldür kararlara ve keyfi kişisel inisiyatiflere bağlı yapılarak fiyaskoyla sonuçlanmaması için konuyu iyi bilen, kişisel propaganda vitrini yapmayacak kişilerin seçilmesi, daha önemlisi öncelikle sağlam bir sistem kurup dünyada yapıldığı şekliyle planlı, ölçülü, uygun şekilde ve her gelenin keyfine göre değiştirilmeden ya da sil baştan yaklaşımı ile kaldırılmadan istikrarlı yapılması sağlanmalıdır. Siyaset ve ona yaranma amacındaki yüksek bürokrasi kısa sürede vitrinlik, parlak görünen işler ister. Ancak, tarımda özellikle hayvancılıkta, sektör paydaşlarının da işin içine çekilmesi ve sürecin önündeki engelleri kaldırılarak uzun süreli, doğru yöntem, istikrarlı yönetim ve çalışma ile başarı sağlanır. Bir de her söylenen “parlak” işle ilgili “ülke hayvancılığını kurtaracak” şeklinde aşırı abartılı, afaki hedefler ve tribüne yönelik söylemler yerine, sektöre vereceği katkıları ve beklentileri makul ölçüde belirtmek, anlatmak doğrusudur.

Meraları yok ederken küçükbaşa yönelmek lazım söylemi; Meraların vasfını değiştirip potansiyelini de gittikçe azaltıyorken küçükbaşa önem veriyoruz ya da vereceğiz denilemez. Bunu diyen aynı kişiler, meraların bozularak zirai üretime açılmasını da öneriyor. Gerekçe olarak ta bu alanlarda yem bitkisi üretelim denilmekte. Maliyeti düşük meraları ıslah etmek korumak yerine, zirai üretimin diğer kalemlerindeki tüm girdi maliyetine katlanarak ucuza yem bitkisi üretileceğini düşünüyor olmalılar. Konuya uzak ya da amaçları farklı olanların, karar verme mekanizmalarını etkileyecek konumda veya yakınlıkta olmaları, söylemin yayılma hızını arttırıyor. Karar vericilerin, koyun-keçi yetiştiricileri ile iki dakika sohbet etmeye vakit ayırıp meranın önemini bir dinleseler iyi olacak. Merasız küçükbaş yetiştirmek, her şey dahil tatilde otelin yemek salonuna gidip karnını ilave ücret ödemeden doyurmak yerine her öğün odaya servis siparişi verip sonra da fatura, maliyet niye bu kadar fazla diye yakınmaya benzer.

Hedeflerde netlik olmaması; Planlamalarda, “falanca üretimi arttıracağız” şeklinde bir hedefin olmadığı söylem yerine, kişi başı üretimimiz ya da tüketimimiz şu rakamdan şu rakama, şu kadar süre içerisinde çıkarılacaktır şeklinde net olmalıdır. Destekler, hibeler, yatırımlar ise, hedefi gerçekleştirmeye odaklı girdi temini, üretim süreçleri yönetimi, hasat, depolama, işleme, pazarlama zincirindeki kopuklukları tamamlayacak şekilde olmalıdır.

Çözüm var mı? Değinemediğimiz bunlar gibi pek çok konunun daha olduğu malumunuzdur. Tümü için ülkemizin büyük bir potansiyeli ve herkesin bildiği bir çözüm yolu var;

Çözüm iradesi/isteği, doğru sistem, işi bilen ekip ve uygulamada istikrar.

{ "vars": { "account": "G-E7JE8FH3KL" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }