Haberler | Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

Domates İhracatçısına Rusya’dan Güzel Haber

Rusya Federal Veteriner ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor) tarafından yapılan açıklamada, “Rosselhoznadzor, Türkiye Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın garantisi altında 1 Mayıs 2018’den itibaren Türkiye’de üretilen domateslere işletme kısıtlaması olmadan Rusya’ya sevkiyat yapmalarına izin verileceğini açıklıyor” denildi.
Rusya’ya yıllık 50 bin tonluk kotanın kaldırılıp kaldırılmayacağı ise kesinleştirilmedi.

Rosselhoznadzor’dan bir heyetin 16-20 Nisan 2018 tarihleri arasında Türkiye’de yaptığı ziyaretin ardından, yine Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın garantisi altında, 4Ü Antalya’da biri ise Aydın da olmak üzere 5Türk şirketine daha Rusya’ya domates ithalatı için izin verilmişti.
Domates ihracatında öne çıkan illerden Antalya’daki ihracatçılar ise ithalatta şirket sınırlamasına karşı çıkmışlar ve bütün şirketlere ihracat yolunun açılması gerektiğini dile getirmişlerdi.
 

Tarım Ürünleri İhracatına Üç Engel

AB, ABD ve Sudan'ın aldığı kararlar tarım ve gıda ürünleri ihracatını olumsuz etkileyecek. Ekonomi Bakanlığı konuyla ilgili ihracatçı birliklerine uyarıda bulunarak gerekli önlemlerin alınmasını istedi.
Dünya Gazetesi tarım yazarı Ali Ekber Yıldırımın haberine göre Tarım ve gıda ürünleri ihracatı her geçen gün zorlaşıyor. Yaşanan yoğun rekabet, ülkelerin kendi üreticisini korumaya yönelik önlemleri tarım ve gıda ürünleri ihraç edenleri her gün yeni uygulamalarla karşı karşıya bırakıyor. Son olarak AB, ABD ve Sudan'ın aldığı kararlar tarım ve gıda ürünleri ihracatını olumsuz etkileyecek nitelikte.
Ekonomi Bakanlığı İhracat Genel Müdürlüğü'nden ilgili ihracatçı birliklerine gönderilen yazıda, 540 / 2011 sayılı AB Yönetmeliği uyarınca başta üzüm olmak üzere kayısı, limon, kiraz, çilek, domates, biber, patlıcan ve hıyar gibi çok sayıda üründe ruhsatlı "Iprodione” aktif maddesinin 2018 yılında dolan izin süresinin uzatılmaması kararının alındığı; bu kapsamda söz konusu mevzuat çerçevesinde tüm meyve ve sebzelerde bahse konu aktif maddede azami kalıntı limiti (MRL)'nin tespit seviyesi olan 0,01 ppm'e indirilmesinin beklendiği ifade edildi. Söz konusu yönetmeliğin incelenmesinden, üye ülkelerce geçiş süreci bitiminin, 5 Haziran 2018 tarihini geçmemek şartıyla mümkün olan en erken tarih olacak şekilde belirlenmesinin gerektiği belirtiliyor. Uygulama değişikliğinin kısa vadede AB'ye ihracatı olumsuz yönde etkilememesi için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile koordineli bir şekilde gerekli girişimlerde bulunulduğu ifade edildi.
 
 

Tarımda İhracat Yüzde 4 Arttı

Ege’den yapılan tarım ürünleri ihracatı 2017 yılında bir önceki yıla göre yüzde 4 artarak milyar doları aştı. Ege’den tarım ürünleri en çok ABD ye ihraç edildi.
170 ÜLKEYE İHRACAT
Ege bölgesin den yapılan tarım  ürünlerinin ihracat hacmi büyüdü. 2017 yılına göre yüzde 4 artış sağlanan tarım ürünleri ihracatı, 4 milyar doları aştı. Ege İhracatçıBirlikleri'nden (EİB) yapılan açıklamaya göre, EİB, 2017 yılında 170 ülkeye 4 milyar 24 milyon dolar değerinde gıda ve tarım ürünü gönderdi.
EN ÇOK ABD'YE GİTTİ
Ege Bölgesi'nden tarım ürünleri en çok ABD'ye gönderildi. ABD'ye 419 milyon dolarlık gıda ihracatı yapıldığını kaydeden EİB, Almanya 'ya 374 milyon dolar, Irak'a ise 286 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Rıza Seyyar, "Turkish Cargo ile indirim anlaşması yaptık. 1 milyar dolar ihracata ulaşmayı hedefliyoruz" dedi.
 
 

Lahana İhracatında Yüzde 42 Artış

Türkiye’nin Rusya’ya lahana ihracatı yılın ilk 5 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 42 artış gösterdi.

Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği (DKİB) verilerine göre, Türkiye’nin Rusya’ya ihraç ettiği lahana miktarı, yılın ilk 5 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 42 artarak 2 bin 76 tona yükseldi.

Miktardaki artışa rağmen, gelirde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9 gerileme oldu. Bu yılın 5 aylık dönemde Rusya’ya lahana ihracatından 681 bin 277 dolar gelir sağlandı.

Öte yandan Türkiye, bu dönemde Rusya’ya 215 bin 379 ton meyve ve sebze ihracatı karşılığında 123 milyon 738 bin 321 dolar gelir elde etti.

KAYNAK: www.dunya.com

Egeli Çiftçi Pamuğa Yöneliyor

Bir dönem pamuk ihraç eden bir ülkeyken, rekabetçi üretim koşullarını kaybettiği için üretimi 935 bin tonlardan 380 bin tonlara gerileyen ve net ithalatçı konuma düşen Türkiye’de, son yıllarda çiftçiler hızla yeniden pamuk yetiştiriciliğine yöneldi.

Ülke genelinde pamuk ekimine ayrılan tarım alanları 2015 yılında yüzde 9, 2016’da yüzde 15 iken, oran bu yıl yüzde 20 gibi ciddi seviyeye ulaştı. Bir dönemin beyaz altını olarak görülen pamuk ekimini uzun yıllardır bırakmış olan Bergama, Nazilli, Köşk, Denizli ve Torbalı’da üreticinin yeniden ürüne dönmüş olması ise geleceğe dair umutları güçlendiriyor.

Türkiye’nin toplam pamuk ekim alanının 425 bin hektardan bu yıl 500 bin hektara ulaştığı tahmin ediliyor. Pamuğun en çok üretildiği 2001’de 710 bin hektar alanda yapılan üretimle 935 bin ton ürün elde edilmişti. Bugünkü verimle aynı alanda 1 milyon 400 bin ton ürün elde etmek mümkün.

Uluslararası Pamuk İstişare Komitesi’nin (ICAC) verilerine göre, 2015-2016 sezonunda Türkiye, pamuk ekim alanı yönünden dünyada dokuzuncu, birim alandan elde edilen lif pamuk verimi yönünden ikinci, pamuk üretim miktarı yönünden yedinci; pamuk tüketimi yönünden dördüncü, pamuk ithalatı yönünden beşinci ülke oldu.

Türkiye yeniden güçlü üretici oluyor

Türkiye’nin pamuk üretiminde eski güçlü konumuna doğru hızla gelmeye başladığını söyleyen Ulusal Pamuk Konseyi Başkanı Barış Kocagöz, bu yıl ekim alanlarında yüzde 20 artış olduğunun gözlemlendiğini söyledi.

Geçen yıl kar eden üreticinin bu yıl pamuğa ayırdığı alanları arttırdığına işaret eden Kocagöz, “Tespitimize göre Türkiye’de pamuk ekim alanlarında yüzde 20’lik bir artış var. Bu alan olarak da 700-800 bin dönüm artışa tekabül ediyor. Rekoltenin ise 850 bin- 900 bin tonlara ulaşacağı bir sezon bekliyoruz.

Egeli üretici terk ettiği pamuğa yeniden dönüyor Bir dönem pamuk ihraç eden bir ülkeyken, rekabetçi üretim koşullarını kaybettiği için üretimi 935 bin tonlardan 380 bin tonlara gerileyen ve net ithalatçı konuma düşen Türkiye’de, son yıllarda çiftçiler hızla yeniden pamuk yetiştiriciliğine yöneldi. Üretici geçtiğimiz yıl kar da edince bu yıl ürüne eğilim daha fazla oldu. Bergama, Manisa, Koçarlı, Nazilli, Torbalı, Köşk, Denizli…

Bu bölgeler Ege’nin önemli pamuk üretim alanlarına sahipken, üreticisi uzun yıllardır bu ürünün yetiştiriciliğini terk eden yerler. Bu yıl ise bu bölgelerde pamuk yetiştiriciliğinde çok ciddi artışlar var. Buralarda pamuk ekiminde en az 3 yıl kalıcılığı sağlarsak, biz 1 milyon ton eşik hedefine çok rahat ulaşacağız” diye konuştu.

Türkiye 2001 yılında ürettiği miktara bu yıl yaklaşıyor

Türkiye’nin pamuk üretiminde rekabetçi olduğu 2001 yılında 935 bin ton üretim miktarına ulaştığını, sonraki yıllarda ise rekabetçiliğini kaybederek pamuk yetiştiricisini ve üretim alanlarını hızla kaybederek, rekoltenin 2008’de 383 bin tona gerilediğine dikkat çeken Kocagöz, şu değerlendirmeyi yaptı: “Pamuk yetiştiriciliğine ilginin artmasında kurun önemli etkisi var ama Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın, 3-4 yıldır pamuk üretiminin arttırılması için kararlılıkla uyguladığı destekleyici programların etkisi daha büyük. Bu yapılırken dünya fiyatlarının da desteklemesi ile üretici geçtiğimiz yıl para kazandı. Konsey olarak pamuk desteklerinin 5 yıllık planlar dahilinde yapılması önerisi götürmüştük, ancak bakanlık planlarını 3 yıllık yaptı. Yine mazot desteklerinin arttırılmış olması, sertifikalı tohuma verilen destekte gelinen nokta, pamuk prim destek fiyatının son yıllarda arttılması pamuk ekiminin artmasındaki önemli etkenler oldu.”

1 milyon ton eşik hedefe yaklaşılıyor

Barış Kocagöz, Ulusal Pamuk Konseyi olarak Türkiye’nin pamuk üretiminde yıllık 1 milyon tona ulaşması gerektiğini söylediklerini, şimdi kararlılıkla bu eşik hedefin yakalanmasına doğru gidildiğini belirterek, “En önemlisi Ege Bölgesi’nde pamuğu uzun yıllardır bırakan bölgelerin bu sene ilk defa pamuğa dönmüş olması. Bu bölgelerde üreticiyi 3 yıl boyunca pamuk yetiştiriciliğinde tutabilirsek çok kısa sürelerde 1 milyon ton seviyesini aşabiliriz. Aslında lisanslı depocuğulun önü açıldı. Ciddi destekler geliyor. Onlar yavaş yavaş hayata geçecek. Türkiye artık çağdaş pazarlamayı önemsiyor. Lisanslı depoculukta mevcut kapasiteler yetmeyecek. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın ciddi çalışmaları var. Ürün İhtisas Borsası’nın işlevselliği de sağlanabilirse pamuk üretiminin artmasına çok büyük katkı sağlayacağı kesin” dedi.

Hava şartları olumsuz etkiledi

Barış Kocagöz, her şey yolunda giderken, haziran ayında serin ve yağışlı geçen hava şartlarının ise pamuktaki tek olumsuzluk olduğuna vurgu yaparak, “ Pamuğun henüz filizlendiği bu dönemde haziran ayında görülmemiş derecede serin ve yağışlı seyreden hava şartları üründe kuruma ve erime yapıyor. Şu aşamada üründe büyük zararlar söz konusu. Ürünü yeniden eken üreticiler var” dedi.

KAYNAK. dunya.com

Makarna İhracatında Yüzde 22 Artış

Dünyanın en büyük ikinci makarna ihracatçısı Türkiye, 2017’nin ilk 4 ayında 320 bin ton makarna ihraç ederek, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22’lik artış yakaladı. Yılın başında hedef pazar olarak belirlenen Çin ve Hindistan’da da kayda değer bir artış yaşandı.

Türkiye Makarna Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Külahçıoğlu, ilk 4 aylık makarna ihracatının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22 artış göstererek 320 bin tona ulaştığını, bunda hedef pazar Çin ve Hindistan’ta yakalanan başarının etkili olduğunu bildirdi.

Külahçıoğlu, sektörün geldiği son duruma ilişkin yaptığı değerlendirmede, İtalya’dan sonra dünyanın en büyük ikinci makarna ihracatçısı Türkiye’de ihracat artışında geçen yıl yakalanan ivmenin bu yıl da devam ettiğini kaydetti.

Artışın süreklilik gösterdiğini belirten Külahçıoğlu, “Türkiye İstatistik Kurumunun ilk 4 aya ilişkin verilerine göre, 320 bin ton makarna ihracatımız var. Bu da yaklaşık 170 milyon dolara karşılık geliyor. İhracat oranı, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 22 artış sağladı.” dedi.

Külahçıoğlu, hedef pazar olarak üzerinde durulan Çin ve Hindistan’dan olumlu yansımalar alındığını, bunun da ihracat artışında büyük rol oynadığını vurgulayarak, “Yılın başında hedef pazar Çin ve Hindistan’ı belirlemiştik, bu bölgelere yapılan ihracatta kayda değer bir artış var. Çin’e yapılan ihracat, geçen yılın ilk 4 ayına göre yüzde 43, Hindistan’a yapılan ihracat ise yüzde 59 arttı. Sektörümüz, hedeflediği pazarlarda yükselişini sürdürüyor.”

Avrupa’nın kotası daha çabuk doluyor

Amerika kıtasına yönelik ihracatta da anti-damping uygulamalarını geçen Türk sanayicileri sayesinde artış yakalandığını işaret eden Külahçıoğlu, pozitif gelişmelerin aynı şekilde Avrupa kıtasında da sürdürüldüğünü belirtti.

Külahçıoğlu, Avrupa’nın, ithalata koyduğu kotanın artık daha çabuk doldurulduğuna dikkati çekerek, “Avrupa ülkelerine ihracatta 20 bin tonluk bir kota uygulaması var. Buna rağmen her geçen dönem bu kotamızı daha erken dolduruyoruz. Bu kıtaya yönelik ihracatta geçen yıla oranla ilk 4 ayda yüzde 8 artış var. Bu da kotanın daha erken dolacağı anlamına geliyor.” ifadesini kullandı.

Hedef yıl sonuna kadar 1 milyon ton ihracat
Külahçıoğlu, sektörün 1 yıllık ihracat hedefinin 1 milyon ton olduğuna dikkati çekerek, ilk 4 aylık yükseliş trendinin hedefin gerçekleştirilebileceğinin en önemli göstergesi olduğunu söyledi.

Hindistan ve Çin hedef pazarlarındaki gelişmelerin yanı sıra, Türkiye’deki sanayicilerin atılımlarının da büyümede önemli rol oynadığının altını çizen Külahçıoğlu, şöyle devam etti:

“Makarna sanayisi, hem kalite, hem de fiyat olarak dünya ülkeleriyle rekabet edebilir hale geldi. Dernek bünyemizdeki tüm makarna üreticileri, teknolojilerini yenilediler, kapasitelerini arttırdılar. Bu da dünya pazarındaki rekabetimizi arttırdı. Son zamanlarda Toprak Mahsulleri Ofisinin alım politikaları da kalitede çok ciddi olumlu etkiler yaptı. Protein bazlı alım gerçekleştirildi. Daha kaliteli buğdaya, daha yüksek ödeme yaparak alım yapılıyor. Bu da Türkiye’nin durum buğdayı kalitesini çok iyi yönde etkiledi. Çiftçilerin daha bilinçli, kaliteli üretim yapmasını sağladı. Sektör olarak bu çalışmadan memnunuz.”

Abdülkadir Külahçıoğlu, iç tüketimde de önemli gelişmeler kaydedildiğini belirterek, kişi başına makarna tüketiminin 7,4 kilodan 8,5 kiloya çıktığını bildirdi.

Kaynak:dunya.com
 
 

Kırmızı Biber Kimleri Yakacak?

Kırmızı biberde gümrük vergisi Bosna Hersek için yüzde sıfır, diğer ülkeler için yüzde 56,2 ve yüzde 75 arasında olacak.

Kırmızı biberin gümrük vergileri yeniden belirlendi. Bosna Hersek için sıfır olarak uygulanacak gümrük vergisi diğer ülkeler için çeşitli oranlarda değiştirildi. 

Resmi Gazetede yayımlanan kararda, ithalat rejimi kararına ek karara eklenen dip notlara göre, halen AB, EFTA ülkeleri, Gürcistan, Güney Kore, Malezya, D-8 ülkeleri ve diğer ülkeler için yüzde 15 olarak uygulanan kırmızı biberin gümrük vergisi, 1 Temmuz'dan itibaren AB ve EFTA ülkeleri, Gürcistan, Güney Kore, D-8 ülkeleri ve diğer ülkeler için yüzde 75'e Malezya için yüzde 56.2'ye çıkarılacak.
 

Balda ‘Kimlik’ Projesi İhracatı Arttıracak

Bal üretiminde Çin’den sonra ikinci sırada yer alan Türkiye, kaliteli ballarına kimlik alarak ihracatını ikiye katlamayı hedefliyor. Çam balı olmak üzere ayçiçeği, pamuk, narenciye, kestane ve geven balları için başlattığı "kimlik" çalışması ile Türkiye'deki arıcılık sektörü hem üretimde hem de ihracatta büyük ivme kazanacak.

Çam balı üretiminin yüzde 92’sini Türkiye karşılıyor

Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Ziya Şahin yaptığı açıklamada, arı varlığı ve bal üretiminde Türkiye'nin dünya ülkeleri arasında önemli konuma sahip olduğunu söyledi. Türkiye genelinde 7 milyon arıyla yıllık 103 bin ton bal üretimi yapıldığını vurguladı. Çam balı üretiminin yüzde 92’sini Türkiye’nin karşıladığını söyleyen Şahin şöyle devam etti:

"Endemik bitki bakımından dünyada en fazla bitkisi olan biziz. Hele hele çam balı üretimi gibi dünyaya nam almış bir ülkeyiz. Dünyanın çam balı üretiminin yüzde 92'sini biz karşılıyoruz ancak Türkiye'de çam balı üretiminin bir kriteri belirlenmiş mi, belirlenmemiş, Avrupa Birliğinin kriteriyle biz çam balı satmaya çalışıyoruz. Burada bir sıkıntı var, bunu ne yapmak lazım? Ürettiğimiz çam balının kimliğini çıkarmak gerekli. 2014 yılında yapılan proje yürürlüğe girdi, Allah nasip ederse bu yıl bitecek ve biz kendi kriterlerimizi oluşturacağız. Türk balına uluslararası bir tescil almış olacağız. Türk çam balı kodekste yer alacak. Bizim ihraç kalemimiz çam balıdır, Avrupa'da çam balı üretilmiyor, Avrupa'ya biz satıyoruz ama Avrupalı 'kendi kriterlerime göre alacağım' diyor. Halbuki bu çam balının üretim yeri Türkiye'dir, Türkiye'nin kendi coğrafi şartlarında kriterleri olması lazımdır. Yıllarca Avrupalı bu nedenle kandırmıştır. Biz artık kendi kriterlerimizi kendimiz koyacağız."

Türk çam balının 2018 yılında kimliğine kavuşacağını belirten Şahin, bunun yanı sıra, ayçiçeği, pamuk, narenciye, kestane ve geven balları için de kimlik çalışması yürüttüklerini aktardı.

Ülkemizin ihtiyacını karşılıyoruz, fazlasını ihraç edeceğiz

Türk ballarının kimlik sayesinde üretim alanlarının da artırılmasıyla ihracatın ve üretimin artacağını da işaret eden Şahin, şunları söyledi:

"Türkiye'deki 60 bin ailemizin uğraştığı arıcılık sektörüyle ülkemizin ihtiyacını karşılıyoruz. Yıllık ortalama 5 bin tondan 15 bin tona kadar olan balımızı ihraç ediyoruz. Bunun daha fazlasını ihraç etme potansiyelimiz var. Bunun için ballarımızın kimlikleri çok önemli, bu kimliklerimizi bir an önce çıkartıp dünya piyasasında var olma gayreti içerisinde olmamız lazım. Kimliklerimizle beraber üretim alanlarımız da artacak. Türk balı kimliğine kavuşunca ihracatını ikiye katlayacak. Sektörün daha iyi olması için eğitim çalışmalarını sürdürüyoruz. Çeşitli üniversitelerle de iş birliği içindeyiz. Hocalarımızla arı sağlığı konusunda 'sağlıklı arılarla sağlıklı bal elde edilir' sloganıyla hareket ediyoruz, her yıl bütün illerde arı sağlığı konusunda bilimsel birtakım çalışmalar yapıyoruz. Dolayısıyla eğitim alanında elimizden geleni yapıyoruz. Asıl amacımız ise bu yıl salon eğitimlerini bırakıp, arıcıların sahada eğitimini sağlamak. Bunun için bir proje daha hazırladık. 7 bölgemizde 3'er ilde arılıklar kurarak eğitim vermeyi hedefliyoruz. Projeyi Bakanlığımıza ilettik, dönüş bekliyoruz."

KAYNAK: AA
 

Asıl Neden Politik-Ekonomik Sorunlar!

Rusya’nın önemli ekonomi uzmanlarından Prof. Dr. Nikita Kriçevski, Türkiye ile Rusya arasında devam eden tarım ürünleri ihracatı problemine ilişkin olumlu değerlendirmelerde bulundu.

Rusya ile Türkiye'nin tarım köy ürünleriyle ilgili sorunları çözeceğine inandığını söyleyen Kriçevski: “Bence Rusya ve Türkiye arasındaki tarım köy ürünleri sorunları büyük siyasi ekonomi anlaşmazlığın bir parçası olmakta. Şuanda domates savaşı bir bahane gibi. İki ülke arasındaki büyük anlaşmazlıklar çözülür çözülmez biz Türk domates ve diğer tarım ürünlerini tüketmeye devam edeceğiz. Dolayısıyla benim bu konudaki fikrim kesinlikle olumlu” dedi.

İşin perde arkasında politik sorunların bulunduğunu ifade eden Kriçevski sözlerini şöyle sürdürdü:

“Burada politik ekonomik sorunlar var. Öncelikle doğalgaz, ikincisi de nükleer santral inşaatı ile konular. Evet, Türkiye bu projelere yeşil ışık yaktı, ama sanki bir yerlerde takıldı kaldı gibi. Ama sorunların çözüleceğine inanıyorum.”
 

Ülkemizde Tüketilmiyor, Avrupa’ya İhraç Ediliyor

Karadeniz'den çıkarılan, beyaz kum midyesi “cik cik”, ülkemizde tüketilmediği için Avrupa’ya ihraç ediliyor.

Kastamonu Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bilen "Türkiye'de hiçbir şekilde 'cik cik' tüketimi yok, yani bizim damak zevkimize hitap eden bir ürün değil. Ancak buradan çıkan ürünler Avrupa'nın vazgeçilmezi" dedi.

Kastamonu Üniversitesi (KÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Soner Bilen, her yıl Karadeniz’den çıkarılan 30 bin tona yakın beyaz kum midyesinin Avrupa’ya ihraç edildiğini söyledi.

Bilen, özellikle İtalya ve İspanya'da yiyecek soslarının hazırlanmasında kullanılan kum midyesinin dip avcılığı yöntemiyle toplandığını ifade etti.

Karadeniz yöresinde "cik cik" olarak bilinen türün, bazı i fabrikalarda işlendiğini anlatan Bilen, iç piyasada tüketimi olmayan türün Avrupa'ya ihraç edilerek ülkeye döviz girdisi sağladığını belirtti.

Bilen, ihraç edilen ürünlerin büyük kısmının Kastamonu sahilinden çıkarıldığına dikkat çekerek şunları söyledi:

 "Çift kabuklu yumuşakçalar sınıfında yer alan bir canlı olan bu türün varlığı, Akçakoca'dan Sinop'a kadar uzanıyor. Özellikle Doğanyurt ve Cide ilçelerinde yoğun bir popülasyon var. Zemin yapısının uygunluğu, besin dinamiklerinin yüksek olması bunda büyük etken. Bu sezon, İtalya üzerinden Avrupa pazarına yayılacak olan beyaz kum midyelerini buradan çıkarılan ürünler oluşturacak."

Avrupa'nın kalite ve lezzet bakımından istediği ürünü Türkiye'den temin ettiğini aktaran Bilen, "Türkiye'de hiçbir şekilde 'cik cik' tüketimi yok, yani bizim damak zevkimize hitap eden bir ürün değil. Ancak, buradan çıkan ürünler Avrupa'nın vazgeçilmezi. Beyaz kum midyesini ciddi anlamda tüketen ülkeler, kalite ve lezzet açısından iddialı ürünün Karadeniz'den çıktığını söylüyor. Ürünü en çok tüketen İtalyanlar da bunu kabul ediyor. İtalya'nın yanı sıra İspanya ve Yunanistan'ın mutfaklarını da Karadeniz'den çıkarılan 'cik cik'ler süslüyor. Çiğ tüketimi olmayan ürün, genellikle makarna ve salata sosu olarak kullanılıyor" dedi.

Ürünün dip avcılığıyla çıkarılmasının dezavantajları olduğuna işaret eden Bilen, sürdürülebilir avcılık için kotaların iyi planlanması gerektiğini vurguladı.

Bu sayede doğaya ve ekonomiye daha fazla katkı sağlanacağını belirten Bilen, "Kum midyesini çıkartmanın tek bir yöntemi var. Ya hava yardımıyla dibi tarayıp, süpürge gibi kumu çekeceksiniz ya da ağlı kepçe ve tarama ağı ile ürünü dipten toplayacaksınız. Bu süreçte ürün kayıpları yaşanıyor, büyük ve sağlıklı olanlar ayrıştırılıp çuvallanıyor. Bu yöntemlerle yapılan avcılık elbette doğayı tahrip ediyor ancak ürünün ciddi anlamda ekonomik getirisi oluyor. Dolayısıyla doğayı koruyup, ürünü en zararsız biçimde çıkartalım ki ekonomik getirisini sağlayalım. Sürdürebilir bir yetiştiricilik için bu iki unsurun çok iyi bir şekilde yönetilmesi gerekiyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile üniversitelerin ilgili birimleri birlikte çalışıp, bilimsel verilerle kotaları oluşturması lazım. Örneğin, sezonun başındasınız ve devlet size 40 bin ton kota verdi. İlk birinci ayda bu miktara ulaşırsanız, bu işe 'dur' demek lazım. Sezon devam etse bile o bölge 3 yıllığına avcılığa kapatılmalı. Şu an Türkiye'de yıllık ortalama 30 bin ton civarında bir üretim söz konusu. Eğer sürdürülebilir avcılık etkili planlanırsa çok iyi bir şey bu" İfadelerine yer verdi.