Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

SON HABERLER

Rusya'dan Domates Karşılığı 5 Bin Ton ET İthalatı

Rusya Federasyonu ile yapılan yeni anlaşma ile bu ülkeden sıfır gümrükle 5 bin ton kırmızı et ithal edilecek. Anlaşmaya göre Rusya Federasyonu ise Türkiye’den aldığı 50 bin ton domates kotasını 100 bin tona çıkardı.
Dünya Gazetesinden Ali Ekber Yıldırım’ın haberine göre Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında tarım ürünleri ticaretinde yeni bir anlaşma yapıldı. Türkiye Rusya Federasyonu’na 50 bin ton olan domates ihracat kotasını 100 bin tona çıkardı. Buna karşılık Rusya’dan 5 bin ton karkas et sıfır gümrükle ithal edilecek. Daha sonra bu miktarın artırılması öngörülüyor.
Anlaşmanın kazananı Rusya
Yapılan anlaşma iki tarafın üreticilerine yarar sağlıyor görünse de aslında kazanan taraf Rusya oldu. Çünkü, Rusya’nın domates ithalatına ihtiyacı var. Fakat, Türkiye’nin et ithalatına ihtiyacı yok. Depolarda 25 bin tonu aşan etin ihraç edilmesi için pazar aranırken 5 bin ton daha kırmızı et ithal edilecek.
300 bin ton ihraç ederken 50 bin tona sevinir olduk
Türkiye, Suriye sınırında Rusya’ya ait bir savaş uçağını 24 Kasım 2015’te düşürdü. Büyük bir krize neden olan bu uçak düşürülmeden önce Türkiye’nin Rusya Federasyonu’na domates ihracatı 300 bin ton civarındaydı. Uçak krizinden sonra Rusya’nın domates dahil 24 ürüne yasak getirmesi ile bu ülkeye domates ihracatı sıfırlandı. İki yıllık görüşmeler sonucunda 1 Aralık 2017’den itibaren Rusya, Türkiye’den 50 bin ton domates ithalatına izin verdi. Bunun karşılığında Türkiye’den bazı tavizler istendi. Onlardan birisi de canlı hayvan ve et ithalatıydı.
Berlin’de açıklandı
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Almanya’nın başkenti Berlin’de 11. Dünya Gıda ve Tarım Forumu’nda Rusya Tarım Bakanı Dmitriy Patruşev ile görüşmesinde anlaşmaya varıldı. Bu görüşme sonucunda Pakdemirli’nin yaptığı açıklamaya göre,Türkiye’nin Rusya’ya yapacağı domates ihracat kotası 50 bin tondan 100 bin tona çıkarıldı. Rusya Tarım Bakanı Dmitriy Patruşev domatesteki thalat kotasının 50 bin ton artırıldığını buna karşılık Türkiye’ye 5 bin ton kırmızı eti sıfır gümrükle ihraç edeceklerini duyurdu.
Domatese karşı et ithal edilecek
Türkiye, 2015’teki uçak krizinden önce 300 bin ton domates ihraç ettiği Rusya’ya 50 bin ton kota aldı diye sevinirken, ihtiyacı olmadığı halde bu ülkeden 5 bin ton kırmızı et alacak.
Depolarda biriken 25 bin ton kırmızı eti ihraç etmek için pazar arayan Türkiye, Rusya’dan gümrüksüz 5 bin ton karkas et ithal ederek stoklarını artıracak.
Buğday ithalatı yüzde 40 arttı
Rusya Tarım Bakanı Dmitriy Patruşev’in yaptığı açıklamalara göre iki ülke arasında tarım ürünleri ticareti 2018’de yüzde 7 büyüyerek 3 milyar dolara ulaştı. Rus Haber Ajansı Sputnik’in haberine göre, Rusya’dan Türkiye’ye tarım ürünleri ihracatı 2018’de 1.9 milyar dolar oldu.Rusya Tarım Bakanı Dmitriy Patruşev, 2018’de Türkiye’ye buğday ihracatının yüzde 40 artışla 930 milyon dolar olarak gerçekleştiğini söyledi. Türkiye’nin Rus buğdayının en büyük tüketicilerinden biri olduğunu kaydeden Patruşev:”2018’de Türkiye’ye buğday sevkiyatı yüzde 40 oranında artarak 930 milyon dolara ulaştı. Rus buğday üreticilerinin Türkiye’ye sevkiyatı gelecekte artırmaya ve çeşit listesini de genişletmeye ilgi duyuyor” dedi.
 
 
22.1.2019
Devamı

BU YIL TARIMDA MEMNUNİYET SAĞLANACAK MI?

   Geçtiğimiz yıl hemen her sektörde inişli çıkışlı bir sezon geçirdik. Bulunduğumuz coğrafya itibariyle pek çok olaya şahit olduk. Etrafımızdaki savaş çemberi ve onun getirdiği nice sıkıntılar bizleri, hem ekonomik hem de sosyal açıdan zor durumda bıraktı ve hala bırakmaya devam ediyor. Aslında sayamadığımız sorunlarımız ve daha bilemediğimiz bir sürü dert var. Bunlar, Osmanlı'dan beri yaşanan şeyler. Aslında yerimizde başka bir devlet ya da ülke olsaydı, şimdiye çoktan dağılıp gitmişti. Tozla dumana karışmıştı. Ama çok şükür ki, bizler son derece dayanıklı, dirençli, bir o kadar da güçlü durumdayız ve ayaktayız. Böylesi zamanlarda birlik ve beraberlik içinde sıkıntılarımızı çözmeye çalışıyor ve onlardan kurtulmak için elimizden geleni yapıyoruz. Anlayacağınız, bu yıl da aynı şekilde olaylar olacak ve benzer sorunlarla karşılaşacağız. İnşallah tez zamanda bunları atlatır, bu  problemlerden kurtuluruz diye umut etmekten başka çaremiz de yok.

            Şimdi, geçen yılı tarım ve hayvancılık sektörü açısından bir gözden geçirirsek;  ülkemiz, 2018 yılı Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre, 1 milyon 160 bin ton et, 21 milyon ton süt, 2.3 milyon ton kanatlı eti, 20.4 milyar adet yumurta üretimi gerçekleştirmiştir. Ayrıca, verilen destekler yönüyle 2018 yılında; 14.5 milyar TL tarımsal destek verilmiş, 16 bin 733 genç çiftçiye 530 milyon TL hibe uygulanmış, 29 ilde 2060 kadın çiftçiye iş imkanı sunulmuş ve yerel yatırımlar yönünden IPARD-II'de 3. çağrıda 2.316 kırsal kalkınma projesi için 1.5 milyar TL yatırıma, 781 milyon lira destek sağlandığı bildirilmiştir. 117 milyon ton bitkisel üretim gerçekleştirilmiş, fındık, kiraz, incir ve kayısı üretiminde dünya birincisi olmuşuz. Ülkemizin sulanabilir arazi varlığı 65.3 milyon dekara ulaşmış, sertifikalı tohum üretiminde firma sayımız 863’e yükselmiş, 1225 ton sertifikalı yem bitkisi tohumu ile145 bin ton sertifikalı hububat tohumu satışı yapılmıştır. Toprak Mahsulleri Ofisi de üreticilerimizden 2.8 milyon ton ürün alıp, 3.2 milyar TL ödeme yapmıştır. Özellikle, balıkçılıkta 2023 hedefleri yakalanarak 1 milyar TL balık ihracatı gerçekleşmiştir. Bu arada sokak hayvanları da unutulmamış, onların korunması adına 61 adet yerel idareye 32 milyon TL destek sağlanmıştır. Tüm bunlar gerçekten hoş ve gerçekten güzel uygulamalar. Bakanlıkça her geçen yıl verilen desteklemeler imkanlar ölçüsünde artırılmaya çalışılıyor. Hem çiftçi, hem yatırımcı, hem de diğer paydaşların takdirini almak için büyük çabalar sarf ediliyor. Ama çıtayı yukarı taşıdıkça, hedefleri büyüttükçe, insanların beklentileri de bir o kadar artıyor. Aslında istediğiniz kadar ve istediğiniz ölçüde hedefinizi yükseltebilirsiniz bu sorun değil. Önemli olan hedefleri tutturabilmek ve insanları da memnun edebilmektir.
 
            İşte, buradan hareketle 2019 yılında da bir çok kişinin aklındaki en önemli sorulardan biri Maliyetler, diğeri de Memnuniyet nasıl sağlanacak? Bu hususta hükümet çok ciddi çabalar sarf edecek ve etmeli de. Maliyetleri sabit tutmak adına hamle üstüne hamleler yapılıyor, bunu biliyoruz. Özellikle, ham madde girişi dövize bağlı olduğu için, bu alanda dövizi belli bir düzeyde tutmak gerekiyor. Bunda da kısmen başarılı oluyor diyebiliriz. Herkesin malumu, dünya ticaretinde kullanılan para birimi Amerikan Doları ve Dolar/TL kuru belli aralıklar içinde sabitlenmeli ki;  mısır, soya fasulyesi, buğday, arpa vs. bağlı olarak hayvanların yem fiyatları coşmasın. Ya da çiftçinin olmazsa olmazlarından ilaç, gübre ve akaryakıt fiyatları makul seviyelerde kalsın. Bazıları "Tarım Bakanlığı mazot-gübre desteği zaten veriyor, bu yetmiyor mu?" diyebilir. Buna verilecek cevap; "Yetmiyor !". Neden? Çünkü, devletin verdiği küçük bir yardım, küçük bir destek. Doyumluk değil, tadımlık yani. Ama öyle de olsa yukarıdaki verilere bakıldığında, hazine adına büyük bir bütçe ve büyük bir yük getiriyor. Amaç, sadece teşvik. Köylü ve çiftçiye sorarsanız yetmediğinden bahsediyor, zaten. Ama ne yaparsın? Gerek devletin gücü, gerekse dünya ticaret kuralları gereği daha fazla vermek de mümkün olmuyor. Burada yeri gelmişken belirteyim. Bakanlık bir ürünü desteklemek için rastgele fiyat belirleyemiyor. O ürünün gerçek maliyeti önce hesaplanıyor. Daha sonra da bunun en fazla yüzde 10'u kadar destek verilebiliyor. Örneğin; buğdayın bir kilogramının üretim maliyeti 800 kuruş olsun. Size maksimum ödenebilecek devlet teşviki 80 kuruşu geçemez. Bunun üstüne çıkılması durumunda, buğday veya buğday mamulleri (un vs) gibi ihraç ürünlerine Dünya Ticaret Örgütü veya ilgili kuruluşlar tarafından "haksız rekabet oluşturacağı" gerekçesiyle engeller veya kısıtlamalar getirilebiliyor. Bu nokta gerçekten çok hassas, gerçekten çok önemli. O yüzden daha fazlasını isterken, birilerini suçlamak yerine, mevcudu iyi bir şekilde bilmeli ve ona göre istekte bulunmalıyız. Evet, çiftçimiz, hayvancımız, üreticimiz zor zamanlardan geçiriyor. Dengeleri sağlamak, onca verilen paraya ve desteğe rağmen ayakta durabilmek oldukça zor. Bunlara bir de afetler (fırtına, kar, yağmur, dolu, don vs) eklenince, yapabilecekleri fazla bir şey de kalmıyor. Dolayısıyla her şeyi devletten beklemeye başlıyor insanlar. Çünkü kendi güçleriyle, kendi emekleri ve sermayeleriyle ayakta durmayı başaramıyorlar bu kardeşlerimiz. Onlara ve devlet yetkililerine bu noktada bir takım önerilerden başka bir şey diyemeyeceğim. O da kendi güç ve sermayelerine göre hareket etmeleri ve ürettiklerini aracısız satabilmelerinin yollarını bulmalıdır, diyorum. Artık hedeflerini büyüterek sadece yurtiçi değil, yurt dışına da kendi ürettiklerini ister bitkisel olsun, ister hayvansal olsun pazarlama kanallarını bulmaları gerekiyor. Hatta canlı hayvan ihraç etmeli. Kendi ürettikleri bal, et, süt, yumurtayı kooperatifler, dernekler, vakıflar her ne var ise bir araya gelerek satmayı sağlamalıdır. Artık kimse tek başına bir şey yapabilecek durumda değil. Devir birlik ve beraberlik devri. Bir kaç kişi bir araya gelerek küçük sermayeli şirketler oluşturmalı, ne yapıp edip ihracat yollarını bulmalıdır. Bu gibi şirket veya KOBİ'lere de verilen devlet destekleri çoğaltılarak teşvik edilmelidir. Yoksa Memnuniyet hayal olacaktır. Hem devlet, hem de halk adına memnuniyet olmalı ki, ülkede sükunet olsun, huzur olsun. Devlet adil olsun, güçlü olsun ki bizler de rahatlık içinde yaşayalım. Bütün çiftçimize ve üreticilerimize 2019 yılının hayırlar ve bol kazançlar getirmesini diliyorum…
 
Dr. Öğr. Üyesi Hakan KEÇECİ
       Bingöl Üniversitesi
 Veteriner İç Hastalıkları ABD   

 
 
22.1.2019
Devamı

Pamuk Tarla'da Kaldı

Güneydoğu Anadolu Projesi'yle (GAP) sulu tarımın yaygınlaşmasının ardından ekim alanı her yıl genişleyen ve bölgede ‘Beyaz altın’ olarak nitelendirilen pamuk, erken gelen ve ara ara devam eden yağışlar nedeniyle bu yıl üreticisini memnun edemedi. Çiftçi, kredi ile aldığı tohum, gübre ve mazot parasını ödeyemediğini belirterek, devletten destek beklediklerini söyledi. 
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ilk sırada, Harran Ovası olmak üzere ekim ayından itibaren başlayan yağışlar nedeniyle çok sayıda çiftçi, hala ürününü toplayamadı. Hasat için güneşli günleri bekleyen üreticiler, fiyatı düşen ürünün toplanması halinde işçilik parasının ancak çıkarıldığını ifade ediyor.
Türkiye'de üretilen pamuğun yaklaşık yüzde 50’sinin üretildiği Şanlıurfa’da tarlada kalan pamuk ile ülke ekonomisinin de ciddi anlamda zarara uğradığı belirtildi. Bölgede üretilen pamuğun yüzde 40’nın Harran Ovası’nda halen toplanmadığı bildirildi.

“Pamuk tarlada Kaldı”

Şanlıurfalı çiftçi Eyüp Demir, üreticiler olarak bir çıkmazda olduklarını aktararak, “Biz çiftçi olarak bu sene mağdur olduğumuz kadar hiçbir zaman mağdur olmadık. Pamuğumuz tarlada, yoğun yağışlardan dolayı aralıksız yağışlardan dolayı toplayamadık. Şimdi tohum parası duruyor, mazot parası duruyor, gübre ve ilaç gibi borçlar bizden isteniyor. Borçlarımızı şu an ödeyemiyoruz. Burada Akçakale'de Harran olarak her bir aile 1015 kişiliktir. Tek geçim kaynağı ise pamuktur. Pamuğun da hasadında çok geç kalındı. Göründüğü gibi pamuklar halen yerde duruyor. Zaten bu saatten sonra toplanacak pamuk para etmiyor. Normal şartlarda bu pamuğu toplasak dahi masrafını kurtarmıyor. Şu anda bitmiş, tükenmiş durumdayız. Üstelik yerdeki pamuğu fabrika sahipleri de almıyor. Bu pamuk tarlada öldü. Gerçekten ne yapacağımızı bilemiyoruz. Çiftçiler olarak çıkmazdayız. Yetkililerden istirhamımız bir an önce çiftçilere bir destek çıkmalarını istiyoruz” diye konuştu. 
 
22.1.2019
Devamı

Hal Yasası, “Tarladan sofraya” projesini gerçekleştirebilecek mi?

Hal Yasası, “Tarladan sofraya” projesini gerçekleştirebilecek mi?

Soğanın kilosu tarlada 50-60 kuruş, Ankara İstanbul’da 4-6 lira. Limon, portakalın kilosu tarlada 50 kuruş, Ankara, İstanbul’da 5-6 lira.
Domatesin kilosu Antalya halinden 3-4 liradan kamyona yükleniyor, Ankara İstanbul’da 8-9 liradan satılıyor. Fındık Karadeniz’de 12 lira, Ankara, İstanbul’da 50-60 lira. Hatta 80 liradan satan var.
Çiftçi üretmek için 1 yıl uğraşıyor kilo başı 10 kuruş zor kazanıyor. Her gün tonlarcasını alıp satan aracılar, çiftçinin 1 yıllık kazancından fazlasını 1 günde kazanıyor. 
Kuzey Avrupa’da ve gelişmiş ülkelerde, üreticilerin tüketici hallerindeki ve pazarlardaki doğrudan satış oranları yüzde 90 . Türkiye'de ise, sadece binde 6
İşte bu çarpık düzeni değiştirmek, tarım ürünlerini tarladan sofraya tek elden ulaştırıp, hem çiftçinin alın terinin karşılığını vermek, hem de mutfağın ucuzlatılması amacıyla, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla Hal Yasası yenileniyor.
Dileriz bu, Sporda Şiddetin Önlenmesi Yasası’na benzemez. Yıllardır sporda şiddetin önlenmesi için yasa çıkar durur ama bir türlü şiddet önlenemez. İnşallah bu kez, tarladan-sofraya köprüsü kurulur. 
 
TÜRKİYE soğan deposu baskınları ve soğan ithalatını konuşuyor. Tarlada kilosu 50-60 kuruş olan soğan, Ankara, İstanbul’a geldiğinde nasıl oluyor da 5-6 kat zamlı fiyattan satılıyor? Bin bir emekle, tohum, mazot, gübre, sulama, tarımsal ilaç, iş gücü harcayıp, güç bela tarlasından senede yalnızca 1 kere hasat yapabilen çiftçiye kilo başına sadece 5-10 kuruş bırakılırken, aracı, stokçu, komisyoncu, halci, pazarcı, market zincirleri, üreticinin 3-5 katı günlük kazanç elde ediyor. 
AYDIN’DAN 60 KURUŞA YÜKLENİYOR. ANKARA’DA 3 LİRADAN SATILIYOR
Limon, portakal mandalinanın kilosu, Aydın’da, Antalya’da, Adana’da, Köyceğiz’deki üretici hallerinden 50-80 kuruş aralığında kamyona yükleniyor. Peki Ankara, İstanbul’da, niçin 3-5 liradan satılıyor?
HALCİ YÜZDE 8, BELEDİYE YÜZDE 3 KOMİSYON ALIYOR
Antalya üretici halinden kilosu 3 liradan 20-25 ton domates kamyona sarılıyor. Halci yüzde 8 komisyon, belediye ise yüzde 3 rüsum vergisi alıyor. KDV ve tüm kesintiler yüzde 13’ü buluyor. Domatesin Antalya üretici halinden çıkış maliyeti yüzde 13 Komisyonla birlikte 3 lira 39 kuruş.
KAMYONCU ANTALYA’DAN ANKARA’YA 20 TON MALI 600 LİRAYA TAŞIYOR
Kamyoncu 20-25 ton domatesi 600 liraya Ankara’ya taşıyor. Nakliye maliyeti kilo başı 40 kuruş olduğunu varsayarsak, domatesin Ankara tüketici haline inişi 3,39 liraya 0,40 kuruş eklenince 3 Lira 89 Kuruşa Ankara haline iniyor. 
FİYATLAR ANTALYA’DA DEĞİL, ANKARA, İSTANBUL’DA ŞİŞİRİLİYOR 
İşte ne oluyorsa, Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlerde oluyor. Üretici halinde faturalandırılıp vergisi ödenen tarım ürünleri, Ankara, İstanbul’da tekrar hale sokulup, tekrar indir bindir yapılıp, yüzde 13 komisyon, rüsum, hamaliye, vergiler tekrar alınıyor.
Tarım ürünleri ticaretinde, hem Antalya halinde %13, hem Ankara’da %13 olmak üzere toplam %26 kesinti yapılıyor. Bu durumda, üretici hali olan Antalya’dan 3 liradan kamyona yüklenen domatesin  kilosu yüzde 26 kesinti ve nakliyeyle birlikte Ankara halinde 4 lira 40 kuruşa satılması gerekiyor. Ama öyle olmuyor.  
Ankara ve İstanbul’daki kabzımal, bu fiyatların üzerine yaklaşık 1 lira hava parası ekleyebiliyor. Yani domates, İstanbul ve Ankara halinden manava 4,40 liradan çıkması gerekirken, 5,40 liradan çıkıyor.
Ankara’daki bir komisyoncu, “domatesin konulduğu plastik kasanın tanesi 20 lira. Bunları bir kısmı geri gelmiyor. Hamal çalıştırıyoruz. İndir bindir sırasında, sebze meyveler telef oluyor. Dükkanın hava parası en az 900 bin lira, ekmek yemeyelim mi? “ dedi.
Manav, tüketici halinden 5,5 liraya aldığı domatesi, tezgahta 7-9 liradan satıyor. Bir manav, “Malı, satıp bitirene kadar çürük, çarık, ezilme gibi kayıplarımız oluyor. Kira, elektrik, su vergi ödüyoruz. Yanımızda sigortalı eleman çalıştırıyoruz. Masraflar ağır” dedi. 

 

ÇİFTÇİYE 5 KURUŞ, HALCİYE 1 LİRA 25 KURUŞ!
Çilekeş çiftçi, soğan yetiştirmek için 1 yıl boyunca tarlasını eşeleyip, traktör, ekipman, tohum, mazot, gübre, sulama, ilaç, ot yoldurmak, amele, hasat masraflarını yaptığı için kilosunu 60-75 kuruşa sattığı soğandan ancak 10-15 kuruşu kendisine kar olarak kalıyor. Çiftçi senede ancak yarım kamyon veya en fazla 1 kamyon soğan üretebiliyor.
Ama aynı soğanı her gün 1 kamyon satan  Ankara, İstanbul’daki toptancı halci veya aracılar, kilo başı 1 lira 25 kuruş kazanabiliyor.   İşte sistemdeki çarpıklıklardan biri bu. Ankara, İstanbul’daki halcinin hava parası en az 900 bin lira olurken, gariban çiftçi kredilerini ödeyemez durumda.

ÇİFTE VERGİLENDİRME KALDIRILMALI

Market zincirleri, tarım ürünlerini direk tarladan alsa bile, mevcut hal yasasına göre, toptancı hallerinde dükkan açıp, faturayı, yine halden geçmiş gibi, belediye rüsumu gibi vergileri ödüyor.  Oysa, marketler, domatesi, portakalı, limonu, direk tarladan alıp satabilirse, maliyetleri yüzde 26 ucuzlayabilir.

TÜRKİYE KURU SOĞANA MUHTAÇ HALE GELDİ 


Tarım ürünlerinin fiyatlarının önceden açıklanması, soğan fiyatındaki fahiş artış ve depo baskınlarını da ortadan kaldırabilir. Soğanı tarladan 0.60 kuruşa alıp 3-4 liraya satan tüccarın deposunu basmak yerine, tıpkı ekmek fiyatındaki gibi, tarla maliyeti, çiftçi karı, depolama, nakliye, hamaliye ve çürüyüp telef olma maliyetleri düzgün hesaplanıp, markete, “Sen bu soğanı en fazla 2 lira 60 kuruştan satabilirsin, yoksa ceza uygularım” denebilir.
Kaldı ki üretim planlaması yapılmadığından, 2 yıl önce soğan, patates üretimi fazla oldu. Alan satan olmadığından tarlada çürüdü. Çiftçi zarar etti, soğan, patatesi yollara döküp, ertesi yıl yetiştirmedi.
Bu yıl, soğan ithalatı gümrük vergisini sıfırlayıp, tarım ülkesine soğan ithal eder olduk! Oysa dolar kıtlığında, soğanı bile dolarla alıp, yabancı ülke çiftçisini fonlayacağımıza, kendi çiftçimizi destek primi verip teşvik etmek daha iyi olmaz mı?

ÜRETİCİ PAZARLARI, AVRUPA’DA YÜZDE 90, TÜRKİYE’DE BİNDE 6 !

Kuzey Avrupa ülkelerinde ve gelişmiş ülkelerde, üreticilerin tüketici hallerindeki ve pazarlardaki doğrudan satış oranları yüzde 90'lar seviyesinde. Avrupa Birliği ülkelerinin ortalaması yüzde 50'yi buluyor. Türkiye'de ise, üreticilerin ve üretici birliklerinin hallerdeki ve tüketici pazarlarındaki payı sadece binde 6'da kaldı.
Üretici pazarlarını çoğaltmadan, tarladan sofraya projesi gerçekleşmiyor. Tıpkı Avrupa ülkelerindeki gibi, büyük şehirlerde sadece üreticiler ve üretici birliklerinden oluşan Pazar yerleri açılabilmeli. Mevcut pazar yerlerinde ve yeni kurulacak hallerde, üreticilere ve üretici birliklerine daha fazla yer verilmeli. Üreticiler, ürünü ucuza satıp piyasayı dengeleyecek, fiyat istikrarı sağlanmalı. Hallerde, açık ve kapalı pazar yerlerinde üreticilere ayrılacak bölüm oranı arttırılmalı.
Halci, komisyoncu, pazarcı baskısıyla, “üreticiler, kendi ürettiklerinden başka ürün satamaz” deniyor. Niye satamasın? Köylü, komşusunun yetiştirdiği diğer tarım ürünlerini de eskiden beri satmıyor muydu? Avrupa’da satıyor da biz de niye satamasın?  Pazarcı, halci tek ürün mü satıyor? 

Mevcut hal yasasında, üreticilere hallerde az da olsa yer verilmesine rağmen, büyük şehirlerdeki, bazı pazarcı, halci esnafının, “Bu pazarda yer kalmadı. Sen daha ucuza satıp, bizi batıracak mısın?” gibi tepkileri nedeniyle, üreticiler bazı pazarlara girememiş, girenler da çıkmak durumunda kalmıştı. Dileriz yeni yasayla bu fiilen gerçekleşebilsin.
Bu konuda bir havuç üreticisi, “Konyalılar olarak, tarlada ürettiğimiz havuçları, ilk elden İzmir halinde ucuza satmaya başladık. Bazı halciler, bizi iflas ettirmek mi istiyorsunuz diye tepki gösterdi. Ya çekip gidecektik, yada fiyatları eşitleyecektik. Dövüş kavga olmasın diye fiyatları eşitlemek durumunda kaldık” dedi.

HAL SAYISINI 175’DEN 30’A İNDİRMEK SAKINCALI

Yeni hal yasasıyla, Türkiye’deki hal sayısının 175 den 30’a indirilecek olması sakıncalı. Ege ve Akdeniz’deki ilçelerden toptancı hallerini kapatmanın ne yararı olacak? Çiftçi, traktörüne yüklediği portakalı, lahanayı, domatesi, 10-20 Km ötedeki üretici haline götürebiliyorken, bu kez 60 Km öteye taşınan hale varana kadar, daha fazla mazot yakacak. Hem fazla zaman kaybedecek, hem de olgunlaşmış domatesin, çileğin, şeftalinin, kayısının, daha fazla ezilip telef olmasına sebep olacak.

FINDIĞI KOMİSYONCU MU ALIP SATIYOR?

Yeni yasayla, komisyonculuğun tüccara dönüştürülmek istenmesine eleştiren bir üretici, “Fındığın kilosu Karadeniz’de, 12 liradan alınıyor da komisyoncu mu var arada? Tüccar alıp satıyor fındığı. Eee Ankara, İstanbul’da, 60 lira 1 kg fındık. Kuruyemişçide 80 lira. Ha komisyoncu, ha tüccar, ne farkediyor ki? Aracıya kar marjı konmalı, denetlenmeli. En önemlisi üretici pazarları çoğaltılmalı” dedi.
 
 
HALLERDE ÜRETİCİ BİRLİKLERİ İÇİN KİRALAR DAHA DÜŞÜK OLACAK
Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Türkiye'de yıllık üretilen 50 milyon ton yaş sebze ve meyvenin yaklaşık yüzde 30'unun zayi olduğuna dikkati çekti.
Pekcan, çıkarılacak yeni hal yasası ile üreticiyi ve tüketiciyi korumaya, sistemi kayıt altına almaya ve zayiatı azaltmaya çalıştıklarını vurgulayarak, şöyle dedi:
"Bu, hem sağlıklı ürün hem gıda güvenliği hem de enflasyonla mücadele yolunda hizmet veren bir paket. Bunun üretici bölgesi hal tarafı, tüketici bölgesi toptan hal tarafı var. İki tarafta da soğuk hava depoları, soğuk zincir, ambalaj standardı konusunda çalışmalarımızı tamamladık. Buralarda sadece sebze meyve değil, et ve süt ürünleri, kanatlı hayvan, çiçek ve gerektiğinde diğer gıda ürünleri de yer alacak."
Pekcan, üretici birliklerinin kooperatifleşmesi için destek vereceklerini de belirterek, "Tüketici toptancı halinde üretici birlikleri için kiralar çok daha düşük olacak. Onlara yüzde 75 indirim sağlayacağız. Hal rüsumunu kaldıracağız. Vergi oranı herkese yüzde 4 ise üretici birliklerine yüzde 2 olarak uygulayacağız. Herhangi bir ticaret erbabının, esnafın zarar görmesini kesinlikle istemeyiz. Şu anki durumda her şey üreticinin sırtında. Mevcut sistemin ne üreticiye faydası var ne tüketiciye. Biz bunu düzgün kurguladığımız zaman herkesin memnun olacağı bir sistem olacak." dedi.
Bu açıklamadan sonra, toptancı hal komisyoncuları, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’la, görüşüp kaygılarını ilettiler. Halci, komisyoncu, kabzımalların talebi doğrultusunda, yasa yeniden değiştirilip, son şekli verilmeye çalışılıyor.
 
KABZIMALLAR TÜCCAR OLACAK MI?
Yeni hal yasası taslağında öne çıkan düzenlemelerden bazıları şöyle:
1- Türkiye genelindeki 175 sebze ve meyve hal sayısı 30'a indirilecek
2- Sebze ve meyve hallerinin kurulması, yönetimi, işletilmesi yetkisi belediyelerden alınıp Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği koordinasyonunda, yerel kurumlara verilecek
3-Hal komisyonculuğu kaldırılacak. Komisyoncular tüccar olarak faaliyetlerine devam edebilecek
4- Ürün tasnifi, standartlaşma ve bölgesel ürünlerin markalaşmasını sağlayacak altyapı kurulacak,
5-Üretim bölgelerinde ihtiyaca uygun olarak ürün toplama merkezleri kurulacak.
6- Ürün fiyatını üreticiler ve üretici birlikleri belirleyecek.

İMKB GİBİ, SEBZE FİYATLARI İNTERNETTEN GÖRÜLEBİLMELİ
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’ndaki hisse fiyatlarını, internetten takip edebildiğimiz gibi, tarım ürünlerinin üretici hallerindeki fiyatlarıyla, tüketici hallerindeki fiyatlarını internetten takip edebileceğimiz bir sistem oluşturulmalı. Pazar yerlerinde de bu fiyatları gösteren ekranlar kurulmalı.
 
ÜRETİCİLER MARKETLERE DOĞRUDAN TEDARİKÇİ OLABİLMELİ
Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği Başkanı Fehmi Kiraz, tarım ürünlerin tarladan son tüketiciye ulaşana kadar 3 ila 7 kat arasında fiyat artışına uğradığını belirterek, “Üretici birlikleri, marketlere doğrudan tedarikçi olabilmeleri durumunda, hem üreticiler emeğinin karşılığını alabilecek, hem de tüketici daha ucuza sebze meyve yiyebilecek.  Gıdada enflasyon düşecek” dedi.

Kadir Ercan 
Sürekli Basın Karti Sahibi/ Gazeteci
 

 
21.1.2019
Devamı

Prof.Dr. Oyan : Çiftçi Zamların Sorumlusu Değil, Mağduru!

Eski Tariş Genel Müdürü Prof. Dr. Oğuz Oyan, gıda ürünlerinde sebze ve meyvede yaşanan fiyat artışlarının dışa bağımlılıktan kaynaklandığını bildirdi. Oyan çiftçilerin zamların sorumlusu değil mağduru olduğunu söyledi.
Son dönemde temel gıda ürünleri ile sebze ve meyvede fiyatlar önemli ölçüde yükseldi. Hükümet temel gıda maddeleri ile sebze ve meyve fiyatlarındaki artışlardan toptancıları ve aracıları sorumlu tutarken, üreticiler ise tarım üretiminde dışa bağımlılığı öne çıkarıyorlar. Eski TARİŞ Genel Müdürü Prof. Dr. Oğuz Oyan Aydınlık’a yaptığı açıklamada, geçmişte IMF ve Dünya Bankası’yla yapılan anlaşmalara dikkat çekti.
Dünya Bankası ve IMF’nin tarıma desteği engelleyerek Türk tarımının çökertilmesi ve dışa bağımlı olmasının yolunu açtıklarını kaydeden Oyan şunları söyledi:
“Geçmişte Dünya Bankası ve IMF’nin dayattığı politikalar AKP tarafından sadık bir şekilde uygulanarak tarımda destekler azaltıldı. Tarım kanununun öngördüğü milli gelirin yüzde biri destek bile verilmiyor. Önümüzdeki yılın bütçesine bakarsak bu oran yüzde 38’lerde. Yasal zorunluluk olan miktarın yarısı bile değil. Buna bir de ithal girdilerin zamları eklenirse çiftçinin yapacak bir şeyi kalmıyor. İktidar kendi hatalarını çiftçinin, toptancının üzerine atarak sıyrılmaya çalışıyor. Çiftçiler zamların sorumlusu değil, mağdurudur.
Hükümet’in 2019 bütçesinden 16 milyar lira ayırdığını anımsatan Prof. Dr. Oyan, “Hükümet yerel seçimleri nedeniyle bu paranın 10 milyar lirasını 31 Mart seçimlerine kadar dağıtmayı planlıyor. Sonrası ise düşünülmüyor. 31 Mart seçimleri sonrasında çiftçiyi daha zor günler bekliyor” ifadesini kullandı.
Antalyalı turfanda sebze üreticileri Ramazan Topal ve Rüstem Dündar komisyoncu ve aracı sorununun yeni bir durum olmadığını, yılların sorunu olduğunu vurgularken, girdi maliyetlerindeki artışlara dikkat çektiler. Çiftçinin temel girdilerinden tohum, ilaç, gübre, fiyatlarında TÜİK’in açıkladığı enflasyonun çok çok üstünde zam olduğunu kaydeden Topal ve Dündar, “Tamamı ithal olan bu ürünlerin fiyatları döviz kurlarındaki patlama ile paralel olarak yükseldi. Çiftçinin kullandığı mazot da aynı. Ülke tarımı bu kadar dışa bağımlı olursa tapacak bir şey yok. ya fiyatlar yükselecek, ya da ekim yapmayacağız” dedi.
MALİYETLER KATLANDI
Konya Karapınar İlçesi’nden buğday çiftçileri Yakup Karapınarlı, Mustafa Özek, Muhammet Yağız da ithal girdilerde yaşanan zamlar nedeniyle bu yılki ekimlerde taban gübresi atamadıklarını ifade ederek, “Sade bizim bölge değil, birçok çiftçi aynı durumda. Ayrıca iyi tohum da ekemedik. Onlar ithal ve pahalı. Dolayısıyla gelecek sene üretim düşecek. Üretim düşünce de fiyatlar artacak. Devletin gübre fabrikaları satıldı, kapandı. Dışa bağımlılık hem bizi, hem ülkeyi batırıyor” diye konuştular.
Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Özden Güngör de yaptığı değerlendirmede tarımda dışa bağımlılığın maliyetleri sürekli artırdığını, çiftçinin ekim yapmakta zorlanır hale geldiğini bildirdi. Güngör tarım sorunlarına çare bulamayan hükümetin çıkışı ithalatta bulduğunu bunun da çiftçiye öldürücü darbe anlamına geldiğini söyledi.
POLİTİKALAR YANLIŞ
Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Kurucu Genel Başkanı Abdullah Aysu da DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, girdi fiyatlarındaki artış ve dövizdeki yükselişin tarım ürünlerine gelen zamlarda etkili olduğunu belirtti. Aysu, “Buğday, arpa, pirinç, domateste sıfır gümrüklü ithalat yerine yerli üretici desteklenmeli. Hayvan ithalatı, et ithalatı, buğday ithalatı, çeltik ithalatı içerde fiyatları bugüne dek düşürmedi. Fiyat artışları sürdü. Gümrük sıfırlamalarıyla çiftçi üretimden caydırıldı. Şu an Türkiye’de 3 milyon 200 bin hektar araziyi çiftçiler bu yanlış politikalar nedeniyle ekmiyor. İthalat politikası fiyat artışlarının önüne geçmenin aksine fiyatları daha da artıracak. Yaşananlar ilk yanlış değil. En büyük yanlış çiftçilere girdi sağlayan KİT’lerin, tarım satış kooperatiflerinin ve çiftçiye kredi sağlayan TARİŞBANK’ın özelleştirilmesi” ifadelerini kullandı.
 
 
21.1.2019
Devamı

Tarımsal Ticaret Zaptı İmzalandı

Türkiye ile Almanya arasında tarım alanında iş birliğine ilişkin mutabakat zaptı imzalandı. Mutabakat zaptına göre, iki ülke arasında tarımsal ticaretin önündeki teknik engellerin kısa sürede aşılması için “Tarım Çalışma Grubu” oluşturulacak. Tarımsal teknoloji ve kooperatifçilik alanlarında teknik iş birliği ve bilgi değişimi hedefleniyor.
Türkiye ile Almanya arasında tarımda iş birliği anlaşması imzalandı. Bu yıl 11'inci kez düzenlenen "Dünya Gıda ve Tarım Forumu"nun, Almanya’nın başkenti Berlin’de başlaması dolayısıyla Messe Berlin’de resepsiyon verildi.
Forumda Türkiye’yi temsil eden Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli de resepsiyona katılarak, diğer ülkelerden gelen mevkidaşları ile sohbet etti.  Resepsiyondan sonra, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Almanya Federal Cumhuriyeti Gıda ve Tarım Federal Bakanlığı arasında tarımda iş birliğini öngören mutabakat zaptı imzalandı. Anlaşmaya, Türkiye adına Pakdemirli, Almanya adına Gıda ve Tarım Bakanı Julia Klöckner imza attı.
Mutabakat zaptı kapsamında, iki ülke arasında tarımsal ticaretinin önündeki teknik engellerin kısa sürede aşılması için “Tarım Çalışma Grubu” oluşturulacak. Aynı zamanda, tarımsal teknoloji ve kooperatifçilik alanlarında teknik iş birliği ve bilgi değişimi hedefleniyor.  İmzalar atıldıktan sonra Pakdemirli, Alman bakan ile bir süre görüştü. Görüşmede iki bakan birbirlerine hediye takdim etti.
 
 
19.1.2019
Devamı

Genç Çiftçi Projesinde 17 Tutuklama

Tarım ve Orman Bakanlığı'nın ülke genelinde uyguladığı 'Genç Çiftçi Hibe Desteği' projesi kapsamında, işi ihalesiz alan yüklenici şirketlerin; teknik şartnamede belirtilen özelliklere uymayan hayvanlardan temin ettiği, kulak küpeleri ve pasaportları rüşvet karşılığında bazı veterinerlere ürettirerek talep sahiplerine, 'küpe kayıtlarında şartnameye uyan ancak fiziken uymayan' hayvanları vermeye çalıştıkları, böylelikle devleti ve projeden faydalanmak isteyen vatandaşları dolandırmaya çalıştıkları yönündeki iddialar üzerine Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmıştı. Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatlarıyla Ardahan İl Jandarma Komutanlığı ile Jandarma Genel komutanlığı KOM Daire Başkanlığı ekipleri harekete geçmişti.
Projeyi suistimal ederek suç işlemek amacı ile örgüt kurmak, örgüt faaliyeti kapsamında rüşvet almak- vermek, resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçları kapsamında Ardahan'da başlatılan soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı.

17 TUTUKLAMA

Operasyon kapsamında geçtiğimiz günlerde gözaltına alınan 30 şüpheliden aralarında şirket sahipleri, çalışanları ve kamu görevlisi veteriner hekimlerin bulunduğu 17'si işlemleri ardından tutuklu yargılanmak üzere Ardahan cezaevine gönderildi.
11'i ise tutuksuz yargılanmak üzere mahkeme tarafından adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.
Bilindiği gibi Tarım Bakanlığı Kırsal Kalkınma Destekleri kapsamında 2018 yılında tamamlanmak üzere 'Genç Çiftçi Projesini' uygulamaya soktu. Proje kapsamında 44 bin 50 büyükbaş ve 132 bin 431 küçükbaş hayvanın hibe yoluyla ihtiyaç sahibi çiftçilere dağıtımı planlandı.
Tarım Bakanlığı projenin yürütülmesi için Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) ile Tarım Reformu Genel Müdürlüğünü görevlendirmiş ve proje amacı doğrultusunda iki kurum arasında projenin yürütülmesine ait detayları içeren protokol hayata geçirildi.
Fiziki takibi yapılan suç örgütünce Ardahan, Erzurum, Kars ve Yozgat illerinde yapılan operasyonlarda 2bin 940 adet hayvan kulak küpesi, 350 adet hayvan pasaportu ve 11 adet hayvan kulak küpesi pensesi ele geçirildi.
Projenin vatandaş gözünde yanlış algılanmasını sağlayan, projeyi suiistimal ederek haksız kazanç sağlayan ve devleti zarara uğratan suç örgütüne yönelik Jandarma Genel Komutanlığı KOM Daire Başkanlığı ve Ardahan İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince 15 Ocak 2019 tarihinde Ankara, Erzurum, Kars, Van, Aydın ve Ardahan illerinde eş zamanlı operasyon icra edilmiş, 9 şirket çalışanı, 7 hayvan toplayıcısı, 12 veteriner hekim ve 2 veteriner teknikeri olmak üzere toplam 30 şahıs gözaltına alınmıştı.
Konuyla ilgili Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve örgüt faaliyeti kapsamında rüşvet almak/vermek, resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık şüphesiyle soruşturma yürütülmekte…
 
 
19.1.2019
Devamı

Edebiyat Öğretmeni Ama Geçimini Hayvancılıkla Sağlıyor

Sivas'ta yaşayan, KPSS'den 83 puan almasına rağmen atanamayan edebiyat öğretmeni 34 yaşındaki İbrahim Çamcı, hayvancılık yaparak geçimini sağlıyor.
2008 yılında Cumhuriyet Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanan İbrahim Çamcı, 4 yıl sonra başarıyla buradan mezun oldu. Daha sonra Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi'nden formasyon eğitimini tamamlayıp belgesini ala Çamcı öğretmenlik yapmaya hak kazandı. Yıllardır KPSS sınavlarına giren genç öğretmen adayı, atanamayınca Sivas'ın Yıldızeli ilçesi Mumcuçiftliği köyüne yerleşti. Babasından kalma 4 inek ile burada çobanlık yaparak hayatını idame ettiriyor.

ATANAMAYINCA KÖYÜNE DÖNDÜ 

İbrahim Çamcı, yıllardır atanamadığı ve köyüne döndüğünü belirterek, “2008 yılında Cumhuriyet Üniversitesine giriş yaptığım Türk Dili ve edebiyatı bölümünden 2012 yılında mezun oldum. 2013 yılında Tokat’ta formasyon belgemi aldım. 2013 yılından bu yıla kadar atanamadım. Bu yılda KPSS’den 83,5 puan almama rağmen atanamıyorum. Ben de baktım olacak gibi değil köy kültürlü olduğum için köye dönüş yaptım. Köyümde ise babadan kalma 3 ineğim ve 1 buzağımla geçimimi sağlıyorum” ifadelerini kullandı.

5 YIL ÜNİVERSİTE OKUDU

Çamcı, beş yıl üniversite okuduğunu ve yapacak bir şeyin olmadığını ifade ederek, “Köydeki evimde tek başıma kalıyorum annem ve babam İstanbul’da yaşıyor. Bende burada köyde ineklerim, tavuklarım ve hayvanlarım ile vakit geçiriyorum. Yapacak bir şey yok 5 yıl üniversite okumuşum. Geriye dönüp de sil baştan da yapamıyorsun. Yapacağım tek çare burada hayvanları beslemek. Yine de Rabbime şükürler olsun ama atanmayınca da olmuyor. Yıllarca emek vermişsin, çalışmışsın, didinmişsin ve benim gibi milyonlarca genç var. En azından benim geriye döndüğümde yapacağım bir iş var” ifadelerini kullandı.

ÖĞRETMEN OLMAK HAYALİYDİ

Çamcı, öğretmen olmanın hayalı olduğunu söyleyerek, “Devletten, Cumhurbaşkanımız ve bakanımızdan eğer sesimi duyarlarsa isteğim temennim 3 ineğim var, eğer uygun koşullarda imkan sağlarlarsa ben hayvanlarımı çoğaltmak istiyorum. Gönül ister ki atanayım ama olmuyor. Eğer imkan sağlarlarsa işletmemi büyütüp vatana, millete hayırlı bir genç olmaya çalışacağım. Öğretmen olmak açıkçası hayalimdi. Annem ve babam bize çok emek verdi. Diğer 3 ağabeyim öğretmen, gönül isterdi ki bende öğretmen olayım. Okuduk öğretmenliği ama olmadı. Geçmişte verdiğimiz emeklerin karşılığını alamamak insanın zoruna gidiyor. İnsanlar diyorlar ki; ‘Sen 4 yıl üniversite okudun, buraya tekrar niye geldin' anlam veremiyorlar. Benimle beraber okuyan arkadaşların sosyal medyada paylaşımlarını gördükçe zoruma gidiyor. İnsan 'Keşke benim de öğrencilerim olsaydı' diyor. Ama bu halime de şükürler olsun mutluyum” şeklinde konuştu.
 
 
18.1.2019
Devamı

Okul ve Çocuklar Sütsüz mü Kalıyor

Bundan yaklaşık 6-7 yıl önce okul sütü projesine merhaba demiştik. Hem geleceğimizin teminatı minik öğrenciler hem de veliler okul sütü projesini benimsemişti. Her yıl Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında Ekim Kasım ve Aralık aylarında okul sütü ihalesi gerçekleşir bizlerde okul sütü ihalesini kim? Nerde? Aldı diye merakla beklerdik. İhale sonuçlarını.
Okul zilleri bugün son kez çalıyor ve yaklaşık 5miyon öğrenci yarı yıl tatiline giriyor. Yarıyıl tatili hemen bitiminde Geleceğimizin teminatı çocuklar, 6-7 yıl önce başlamış olan Okul sütünden mahrum kalacak.
Okul Sütü ’ne Ne oldu İhale Neden Yapılmadı
 “Akıl Küpü Okul Sütü” üstündeki yazılarla da çocukların sevgisine mazhar olan okul sütünü hem öğrenciler hem de veliler bekliyor olacak.  Konuya ilişkin Tarım ve Orman Bakanlığın’ dan henüz bir açıklama gelmezken;  temennimiz geleceğimizin teminatı çocuklara daha sağlıklı daha güzel beslenmesi için bol proteinli okul sütünden yoksun bırakılmaması.
 
 
 
18.1.2019
Devamı

HİSARCIKLIOĞLU: Tarım Ülkemizde Döviz Kazandırıcı Sektördür

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, ‘Kelkit Havzası'nda Küçükbaş Hayvancılığı ve Kooperatifçiliği Geliştirme Çalıştayı'na katıldı. Hisarcıklıoğlu, çalıştayın tarım ve hayvancılığa bölgede ivme kazandıracak fevkalade önemli bir adım olduğunu belirterek, bölgenin kalkınması ve zenginleşmesinin yolunun tarım ve hayvancılıktan geçtiğine işaret etti.

Başkan Hisarcıklıoğlu Şunları kaydetti. "Bugün tedbir almazsak şimdi ucuz diye ithal etmeye kalkarsak boğazımızdan dışa bağlı hale geliriz.
Ülke olarak baktığımızda tarımsal milli gelirde geldiğimiz durum da Avrupa'da birinciyiz. Dünyada 8'inci sıradayız. Tarım ülkemizde net döviz kazandırıcı sektördür. Tarım ve hayvancılık sektörümüz aynen sanayi sektörü gibi küresel rekabete hazırlamalıyız. Sıkıntımız bu. Küresel rekabete tarım ve hayvancılığı hazırlamamız lazım. Bunun için yeni politikalara ihtiyaç var. Zira tarım ve hayvancılık başka sektörlere benzemez. Eğer bugün tedbir almazsak şimdi ucuz diye ithal etmeye kalkarsak boğazımızdan dışa bağlı hale geliriz. Gıda güvenliğimiz de baktığımız zaman tehlikeli hale gelir” dedi.

Birlikte rahmet ve bereket, ayrılıkta azap vardır

Tarım ve hayvancılığı geliştiren, üretimi artıran bir diğer alanın da kooperatifçilik olduğuna değinen Hisarcıklıoğlu, “Kooperatifçilik için bizim kültürümüzde çok güzel bir söz var. Birlikte rahmet ve bereket, ayrılıkta azap vardır. Kooperatifçilik bir araya gelmektir. Eğer çok üretemezsen, çok satamazsan söz sahibi olamazsın. Bireysel olarak hepimiz kırılganız ama kooperatif olarak bir araya geldiğimiz zaman dayanışma ile, ortaklık kültürü ile ileriye gidebilme şansımız var. Koperatfiçilik güçleri bir araya getirebilmektir. Ama küçük olsun benim olsun anlayışı bugün ki dünyada bitti. Ben paylaşmam dedin mi kaybediyorsun. Kooperatifçilik te aynı zamanda tarım ve hayvancılık sektörümüzü geleceği” ifadelerini kullandı.

Üretebilsek satabileceğimiz müthiş bir pazar var

Dünyanın önümüzdeki dönemde tarım ve hayvancılığı göz ardı edebilmesinin mümkün olmadığına vurgu yapan Hisarcıklıoğlu, “Dünyada hızla orta sınıf yükseliyor. Orta sınıf daha çok tüketiyor ve daha çok harcıyor. Her yıl 2 Türkiye büyüklüğündeki nüfus orta sınıfa ekleniyor. Yani her yıl 160 milyon kişi orta sınıfa ilave geliyor. Çevre coğrafyamızda, Türkiye'nin etrafında yaklaşık 2 milyarlık bir nüfus var. Bu 2 milyarlık nüfus yaklaşık 500 milyar dolarlık tarım, gıda ve hayvancılık ürünleri ithal ediyor. Yani çevremizde müthiş bir pazar var. Üretebilsek satabileceğimiz müthiş bir pazar var. Tarım ve hayvancılıkta bütün dünyadaki fiyat artışları diğer ürünlerin fiyat artışından hep üstte. Neden? Nüfus artıyor. Gelir artıyor ve tüketim artıyor. Önümüzdeki dönemde tarım ve hayvancılık yapanlar hep kazanacaklar. Önemini hiçbir zaman yitirmeyecek. Yaşadıkça hepimiz tüketmek zorundayız ve tüm dünyayı doyurmakta bizim elimizde” diye konuştu.


 
18.1.2019
Devamı

Dergimiz hakkında en güncel bilgilere sahip olmak için lütfen e-Bülten listemize kaydolun

KURUMSAL

10 yılı aşkın süredir Türk tarımının ve Türk çiftçisinin sesi olan dergimiz, yayın hayatına başladığı günden beri Türk Tarım sektörünün öncüsü olmuştur. 

“Türk Tarımının Sesi” sloganıyla yola çıkan Anadolu İzlenimleri, 81 ilden on binlerce okuyucusuna ulaşarak, çiftçinin sorunlarına eğilmiş ve gündemi belirleyen bir pozisyonda yer almıştır.
Dergimiz, Atatürk’ün “Kılıç ve saban, bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup olmuştur.” sözünü kendine