Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

SON HABERLER

Prim Borcu Bulunan Bağkur'lu Çiftçiye Emeklilik Fırsatı

SGK ile Ziraat Bankası arasında, emeklilik hakkı doğmuş ama prim borcu bulunan Bağkurlu çiftçilere kredi sağlanmasını içeren iş birliği protokolü imzalandı.
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile Ziraat Bankası arasında, emeklilik hakkı doğmuş ama prim borcu bulunan Bağkur'lu çiftçilere aylık yüzde 1,28 faiz oranı ve 48 ay vade imkanıyla kredi sağlanmasını içeren iş birliği protokolü imzalandı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Reşat Moralı Salonu'ndaki "Prim Borçlarını Ödeyerek Emekli Olabilecek Tarım Bağkurlu Sigortalılara Kredi Sağlanması Protokolü" imza törenine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu, Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, SGK Başkanı Mehmet Selim Bağlı ve diğer yetkililer katıldı.
Törendeki konuşmasına Zeytin Dalı Harekatı'na katılanlara başarı dileyerek başlayan Sarıeroğlu, şehit olan Mehmetçiklere Allah'tan rahmet, yaralananlara ise acil şifa diledi.
Sarıeroğlu, Sosyal Güvenlik Kurumu olarak, şehit ailelerinin yanında olduklarını, onları emanet olarak gördüklerini ve her türlü işlemlerini kolaylaştırdıklarını söyledi.
Türkiye'nin bir yandan terörle mücadelesini sürdürürken diğer yandan yatırım ve reformlarına hız kesmeden devam ettiğini dile getiren Sarıeroğlu, ihtiyaçların karşılanması konusunda milletin yanında olmaya devam ettiklerini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu hafta çiftçiler için önemli düzenlemeleri içeren açıklamalar yaptığını hatırlatan Sarıeroğlu, bugün imzalanan protokolün ve düzenlemelerin çiftlere kolaylık sağlamasını diledi.
Göreve geldiği ilk andan itibaren hiçbir konuyu kenara itmediklerini anlatan Sarıeroğlu, şöyle devam etti:
"Her konuyla ilgili ortak akla inanarak, diyalogla istişareyle çözüm odaklı bir bakış açısıyla çalışmalarımızı sürdürdük. Ücretsiz aile işçiliği bizim için önemli. Bu bağlamda kadınlarla ilgili özellikle çiftçi kadınlarımızla ilgili Tarım Bakanlığımızla geçmişten beri yürüttüğümüz çalışmalarımız var. Bu dönemde de inşallah İŞKUR aracılığıyla kadın çiftçilerimize destek olmaya devam edeceğiz. Geçtiğimiz sene çok başarılı bir projeyi, kadın girişimciliğinin desteklenmesiyle ilgili bir projeyi hayata geçirmiştik. Diğer taraftan uygulamaya koyduğumuz hem geçmiş dönemdeki teşviklerimiz hem bu dönemdeki istihdam teşviklerimiz çiftçilerimizi de kapsıyor. Beş puanlık prim indirimlerimiz çiftçilerimizi kapsıyor."
Sosyal Güvenlik anlamında önemli atılımlar yaptıklarını aktaran Sarıeroğlu, "Şuan 708 bin tarım Bağkur'lu sigortalımız var. Tarım Bağkur'lu 682 bin de emeklimiz var. Biz, inşallah önümüzdeki dönemlerde de bu kesimlerin tamamına dokunacak çalışmalarımızı gerçekleştirmek için çabalarımızı ortaya koymaya devam edeceğiz." dedi.
Tüm kesimlerle ilgili çalışmalarını sürdüreceklerini bildiren Sarıeroğlu, tüm vatandaşların geçmişinin, bugününün, geleceğinin Sosyal Güvenlik şemsiyesinin teminatı altında olduğunu kaydetti.
İmzalanan protokolün içeriğine ilişkin bilgi veren Sarıeroğlu, şunları söyledi:
"Kapsama giren Tarım Bağkur'lularımız, yaşını doldurmuş, prim gün sayısını doldurmuş ancak prim borçlarını ödeyemediği için emekli olamamış kişileri kapsıyor. Bu borçları ödediği takdirde emekliliğe hak kazanma şartına sahip olması gerekiyor. Yine doğum ve askerlik borçlanması yaparak emekliliğe hak kazanma şartlarına sahip olması gerekiyor. Hizmetlerini dondurmuş olup, emekliliğe hak kazanma şartlarını sağlayan tarım Bağkur'lu sigortalılarımızı kapsama alıyoruz. Ziraat Bankasından alınacak krediler, burada önemli bir ayrıntı, emekli maaşlarından taksitleri ödenecek. Bunun da önemli bir kolaylık olacağını düşünüyoruz."
Protokol üç ay süreyle geçerli
TZOB Genel Başkanı Bayraktar ise imzalanacak iş birliği protokolünü çok önemsediklerine işaret ederek "Birçok çiftçimizin birikmiş sigorta prim borçlarını ödeyemedikleri için emekli aylığına hak kazanamadıklarını biliyoruz." dedi.
5510 sayılı Kanunun 4/B kapsamındaki yaşlılık aylığı bağlanacak Tarım Bağkur sigortalısı çiftçilerin birikmiş sigorta prim borçlarının tasfiye edilmesi için kredi kullandırılması ve böylelikle emeklilik hakkı kazanmalarının sağlanmasının büyük bir mağduriyeti gidereceğini bildiren Bayraktar, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Tasfiye edilecek borçların, sigorta primlerinin yanı sıra genel sağlık sigortası borcu, durdurulan sürelerin ihyası, doğum ve askerlik kapsamındaki hizmet borçlanmalarını da kapsaması son derece isabetli bir karar olmuştur.
Bu durumdaki çiftçilerimiz, imzalanan bu protokol hükümleri çerçevesinde, aylık yüzde 1,28 faiz oranıyla 48 ay vade imkanıyla Ziraat Bankası'ndan kredi çekip, birikmiş prim borcunu ödeyip emekli olabilecektir.
Üç ay süreyle geçerli olacak protokol, iki kez daha uzatılabilecek. Takdir edersiniz ki bizim için süre önemlidir. Protokolden, kapsamdaki tüm çiftçilerimizin yararlanması için yeterince bir süre olmalıdır.
4/A sigortalı olarak tarımda çalışan ve kendi primini ödeyen mevsimlik işçilerimiz ile Tarım Bağkur'lu olup da daha sonra 4/A sigortalı olarak bir işe girip çalışan çiftçilerimiz de bu protokolden yararlandırılmalıdır. Bu protokol kapsamına, bu durumdaki çiftçilerimiz de alınırsa çok sayıda çiftçimizin mağduriyeti giderilmiş olur."
Tarımdaki sigortalı nüfusunun hızla artırılması gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, tarımda kayıt dışı çalışmanın azaltması, sigortalı nüfusun artırılması için tarımda sigorta prim yükünün hafifletilmesi gerektiğini vurguladı. Bayraktar, şöyle konuştu:
"2018'de 25 olan prim ödeme gün sayısı yeniden 2008'deki rakama, 15 güne indirilmelidir.
Tarım sektöründe çalışan kadınlara da pozitif ayrımcılık istiyoruz. Bu kapsamda çalışan kadınların sosyal güvenlik primlerinin yüzde 50'si devlet tarafından karşılanmalıdır. Çalışma şartlarının zorluğu dikkate alınarak çiftçilerimize çalıştıkları her yıl için 90 gün (4 yıla 1 yıl hesabıyla) yıpranma payı ilave edilmelidir."
SGK Başkanı Bağlı da bugün imzalanan protokolün daha önce imzaladıkları "Emeklilik Hakkı Doğmuş Bağkur'lu Esnafa Kredi Sağlanması Protokolü" ile aynı şartlara sahip olduğunu belirtti.
Bağlı, protokolün 1,28 faiz oranı, 48 ay vade ve 3'er ay süre uzatma imkanı verdiğini kaydederek "Talimatımız doğrultusunda, herhangi bir kredi, sicil sorgulanması yapılmayacak ve komisyon söz konusu olmayacak." dedi.
Ziraat Bankası Genel Müdürü Aydın ise protokolün hayırlı olmasını diledi.
Konuşmaların ardından, Bağlı ve Aydın tarafından emeklilik hakkı doğmuş Bağkur'lu çiftçiye kredi sağlanmasını içeren iş birliği protokolü imzalandı.
24.2.2018
Devamı

Tarım İçin Gümrük Birliği Uyarısı!

Türkiye-AB Gümrük Birliği Anlaşması’nın tarım da dahil edilerek genişletilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Tam üye olmadan tarımda gümrük birliğine girilirse, hem ortak tarım politikası belirlenirken masada olmayacak, müzakere edemeyecek hem AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarına (STA) uymak zorunda kalacak. Türkiye, AB üyelerinin yanı sıra üçüncü ülkelere karşı da tarımını koruyamayacaktır” dedi.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı ve Türkiye-AB KİK Üyesi Şemsi Bayraktar, Adana’da AB Bakanı ve Baş müzakereci Ömer Çelik’in katılımıyla yapılan Türkiye- Avrupa Birliği Karma İstişare Komitesi (AB KİK) 37. Toplantısı’nda, “Genişletilecek Gümrük Birliğinde Tarımda İzlenmesi Gereken Politikalar” konulu bir konuşma yaptı.
Gümrük Birliği’nin Genişletilmesi
Tarım ve hizmetler sektörünü kapsayacak şekilde gümrük birliğinin genişletilmesi konusunun, müzakerelerde en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri olduğuna dikkati çeken Şemsi Bayraktar, şöyle konuştu:
“Gümrük birliğinin tarım ürünlerini içine alacak biçimde genişletilmesi; işlenmemiş tarım ürünleri ve işlenmiş tarım ürünlerinde AB ve Türkiye’nin birbirine karşı gümrük vergilerini kaldırması, üçüncü ülkelere karşı ise Türkiye’nin, AB Ortak Gümrük Tarifesini kabul etmesi demektir.
Ancak, tam üyelikten farklı olarak Türkiye, gümrük birliğine girerek Ortak Tarım Politikasına uyum sağlasa dahi tarımsal fonlardan yararlanamayacak ve AB’nin tarıma ilişkin karar alma süreçlerine de katılamayacaktır.
Bilindiği gibi AB’nin bütçesinden en büyük payı, Ortak Tarım Politikası nedeniyle tarım almaktadır. AB, 2017 yılında 142,9 milyar avroluk toplam bütçesinin 57,7 milyar avrosunu tarıma ayırmıştır. Türkiye, tarımda, tam üye olmadan gümrük birliğine girerse, Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı’nın (IPA) bileşeni Kırsal Kalkınma Programı (IPARD) hariç bu bütçeden yararlanamayacak, tarım sektörünü kendi bütçesiyle finanse edilecektir.
“Türkiye Tarımını Koruyamayacak”
Tam üye olmadan tarımda gümrük birliğine girilirse, hem ortak tarım politikası belirlenirken masada olmayacak, müzakere edemeyecek hem AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarına (STA) uymak zorunda kalacak, AB üyelerinin yanı sıra üçüncü ülkelere karşı da tarımını koruyamayacaktır.
Bugün AB, kendi üretiminin yetersiz olduğu çoğu üründe STA’larla gümrük vergilerini düşük tutmaktadır. Bu ürünlerden cevizde, yeterli üretimi olmayan AB; ABD, Meksika, Şili gibi ülkelere yüzde 4 gümrük vergisi uygulamaktadır. Ülkemiz ise cevizden yüzde 43,2 gümrük vergisi almaktadır. Türkiye, buna göre, ABD, Meksika, Şili gibi ülkelere yüzde 4 gümrük vergisi uygulamak zorunda kalacağı için ceviz üretimini sürdürmesi imkansız hale gelecektir. Benzer şekilde muzda AB yüzde 16, Türkiye yüzde 145,8, çayda AB yüzde 0, Türkiye yüzde 145, Antep fıstığında AB yüzde 1,6, Türkiye yüzde 43,2 gümrük uygulamaktadır. Diğer bazı ürünlerde de aynı durum söz konusudur. Bu sorunun çözülmesi için, AB’nin STA imzaladığı ülkeleri Türkiye ile de anlaşma yapmaya zorlaması, ortak tarım politikasını belirlerken Türkiye’yi de göz önünde tutması gerekir.”
Türkiye ile AB Tarımındaki Yapısal Farklılıklar 
Türkiye’nin ile AB’nin tarımsal yapısında; kırsal nüfus ve tarımsal işletme yapısı, örgütlenme, destekleme politikası, teknoloji kullanımı, verimlilik, kalite ve standartlar açısından farklılıklar bulunduğunu vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:
“Ülkemizde mevcut tarım işletmelerinin büyük çoğunluğu ekonomik ölçeklere göre küçük ve çok parçalı araziye sahip, verimli üretim koşulları olmayan işletmelerdir. İşletmelerde görülen küçük ve çok parçalı arazi yapısını düzeltmek için 2014 yılında Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu çıkarılmış, uygulama başlamıştır. Arazi toplulaştırma çalışmaları devam etmektedir.
Bunun yanı sıra, sulama yatırımları tamamlanmaya çalışırken, sulama altyapısı yenilemekte, basınçlı sulama sistemleri yaygınlaştırılmaktadır.
Tarımda tekniğine uygun girdi ve yeni üretim teknolojilerinin kullanımının yaygınlaştırılması, modern bilgi ve teknoloji kullanımıyla birlikte verimlilik rakamları artmaktadır.
Telafisi mümkün olmayan sorunlar çıkmaması için, üretim maliyetleri düşürüldükten, yapısal sorunlar çözüldükten, verimlilik düzeyi AB ortalamasına yaklaştırıldıktan, temel gıda maddeleri ve bazı stratejik ürünlerde kendine yeterlilik sağlandıktan, AB standartlarında üretime ulaşıldıktan sonra tarım sektörü gümrük birliğine girebilir. Bu sorunların çözümü için, hem zamana hem de büyük miktarlarda mali kaynağa ihtiyaç bulunmaktadır.
Rekabet Üstünlüğü Olan Ürünler
Mevcut durumda, yaş meyve ve sebze, tütün, pamuk, fındık, incir, kayısı, çekirdeksiz kuru üzüm, koyun ve keçi eti gibi bir kısmı AB tarımını tamamlayıcı durumda olan ürünlerde, AB ülkeleri karşısında rekabet üstünlüğümüz vardır.
Etki analizi çalışmalarına göre, tarımın gümrük birliğine dahil edilmesiyle, buğday, mısır, arpa, pirinç, süt ve tereyağı, sığır eti, ceviz, ayçiçeği ve palm yağı, karma yem, tamamen/kısmen sapları koparılmış, damarı çıkarılmış tütün, mercimek ve nohut ithalatımızda artış olacağı öngörülmektedir.
Ülkemizin ekili alanlarının yüzde 70’ini oluşturan buğday, arpa ve mısırda üretici maliyetleri, dolayısıyla fiyatları Avrupa Birliği’nin üzerindedir. Trakya, Çukurova gibi bazı bölgelerimiz hariç, bu ürünlerde ortalama verim de Avrupa Birliği ortalamalarının altındadır. Buğday, arpa ve mısırda dünyanın önemli üretici ve ihracatçı bölgesi olan Avrupa Birliği ile bu alanda rekabet, tarımımızın aleyhinde olacaktır. Bu ürünleri üreten çok sayıda çiftçimizin üretim dışına çıkmasının ekonomik ve sosyal yükü önemli boyutlara ulaşacaktır.”
“Tarım Sektörü Üçüncü Ülkelerin Rekabetiyle Karşı Karşıya Kalacak”
Diğer yandan Ortak Tarım Politikası’na geçileceği için tarım sektörünün sadece Avrupa Birliği’nin değil, üçüncü ülkelerin sıkı rekabetiyle de karşı karşıya kalacağına dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:
“Bu duruma en iyi örnekler, ithalat da yaptığımız, pirinç, nohut, mercimek, tütün, muz, ceviz, sığır eti ve süttür. Bu ürünlerde başlıca üretici ve ihracatçı ülkeler, şu anda uygulanan gümrüklerin çok altında gümrük vergileriyle ülkemize ihracat yapacaklardır.
Ayçiçeği tohumu, şark tipi tütün, kuru kayısı, üzüm, tavuk eti, incir, portakal, zeytin, patates, kuru soğan, domates, hıyar ve kornişon ticaretinde ise önemli bir değişiklik beklenmemekte, buna karşın, fındık, kiraz, limon, yumurta ve elmada AB’ye ihracatımızın artacağı tahmin edilmektedir.
Dünya Bankası’nın 2014 raporuna göre, tarımın gümrük birliğine dahil edilmesiyle, buğdayda yüzde 97,4, tahıllarda yüzde 61,2, bitkisel yağlarda yüzde 49,5, kırmızı ette yüzde 27,1, süt ürünlerinde ise yüzde 1169,9 ithalat artışı olacaktır. Görüldüğü gibi çoğu üründe ithalatımız artacaktır. Ticarete konu olan bütün tarım ürünlerinde etki analizleri bundan sonra da düzenli olarak yapılmalıdır.
AB’nin gıdada dışa bağımlı olduğu çok sayıda ürün vardır. Sebze, meyvede önemli miktarda ithalat yapılmaktadır. Sorunlarımızı çözmüş bir şekilde tarımda gümrük birliğine girersek, AB’nin ithalatçı olduğu ürünlerde açığı kapatabilir, AB ihtiyacını karşılayabiliriz. Bu durum, AB’nin de menfaatine olacaktır. Türkiye, sebze meyve cenneti olan bir ülkedir. Tek başına AB’nin sebze üretiminin yüzde 40’ı kadar sebze üretmektedir. Türkiye, tarımda önemli bir ülkedir, tarımsal hasılada da Avrupa birincisidir.
Sorunlarını çözmeden, hazırlıklarını bitirmeden AB’ye üye olan, gümrük birliğine giren ülkelerin gördükleri zarar ve yıkımı biliyoruz. Özellikle Doğu Avrupa’daki kimi ülkelerin aradan geçen bu kadar zamana rağmen, ekonomilerini bir türlü Avrupa Birliği ortalamalarına yaklaştırmadığı görüldü. Bu ülkelerde sorunlu sektörler olağanüstü yardımlara rağmen ayakta kalamadı, üretimini sürdüremedi, yüz binlerce kişi de işinden oldu.
Nitekim Dünya Bankası’nın 2014 raporunda, tarımın gümrük birliğine dahil edilmesinin Türkiye’de tarımsal nüfusta yüzde 3,25 ile yüzde 5 arasında istihdam kaybına neden olacağı vurgulanmıştır.”
“AB’nin Gıda Güvencesine Katkı Sağlarız”
Bu durumun yaşanmaması, yüz binlerce kişinin işsiz kalmaması için her türlü önlemin alınması gerektiğine değinen Bayraktar, “Günümüzde 1 milyara yakın insan yetersiz besleniyor. Önümüzdeki yıllarda daha zor ve pahalı hale gelecek. Dünya nüfusunun 2050 yılına kadar 2 milyar artarak 9,6 milyara ulaşması beklenmektedir. BM Gıda ve Tarım Örgütü, 2050 yılına kadar mevcut gıda tüketiminin yüzde 60 oranında artacağını tahmin ediyor. Tarımı hızlı bir şekilde geliştirirsek, meyve ve sebze başta olmak üzere Avrupa’nın gıda güvencesine büyük katkı sağlarız. Daha fazla ve daha kaliteli üretmek zorundayız. Unutmayalım ki bilgi toplumu olsak da insanlar acıkacak ve torunlarımızın iştahı, bizden daha az olmayacaktır” dedi.
 
 
 
23.2.2018
Devamı

13. Mersin Tarım, Gıda Ve Hayvancılık Fuarı Açıldı

13. Mersin Tarım, Gıda ve Hayvancılık Fuarı düzenlenen törenle açıldı. 22-25 Şubat tarihleri arasında ziyaret edilebilecek fuarda tarım ürünleri, tarım makineleri, ambalajlama ve paketleme malzemeleri sergileniyor.
CNR Holding’e bağlı Pozitif Fuarcılık ile Türkiye Ziraat Odaları Birliği, Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası, Tarım İl Müdürlüğü işbirliğinde CNR EXPO Yenişehir Fuar Merkezi’nde düzenlenen 13. Tarım, Gıda ve Hayvancılık Fuarı’nın açılışına Mersin Valisi Ali İhsan Su, Akdeniz Bölge  ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Önder Gürbüz, Büyükşehir Belediye Başkanı Vekili Kerim Tufan, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Eğitim Yayım ve Yayınlar Daire Başkanı Osman Güzelgöz, Kalkınma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Fatih Hasdemir, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Başkanı Şerafettin Aşut ve sektör temsilcileri katıldı. Fuarın açılışında konuşan Vali Su, Mersin’in bugün önemli bir organizasyona ev sahipliği yaptığını söyledi. Dünyada insanlık için her zaman gerekli olan şeyin “gıda” olduğunu vurgulayan Su, “Herşeyi öteleyebilirsin, almayabilirsin ama bir ihtiyaç vardır ki ötelenmesi, ihtiyaç duyulmaması mümkün değildir. Bu da insanın beslenmesi, gıdadır. O yüzden bu fuar çok önemli. Günümüzde tarım sektörü gittikçe önemini artırıyor. Artık gelişen teknolojiyle beraber bazı sorunlar da ortaya çıkıyor. Bu anlamda kullanılabilir sular, kullanılabilir tarım arazileri, iklim değişimleri hesap edildiği zaman tarım sektöründe çok ciddi araştırmalara gerek olduğu ortaya çıkmıştır. Bugün dünyada, aynı doğrultuda ülkemizde de tarım, gıda ve hayvancılık sektöründe çok ciddi çalışmalar, araştırmalar yapılmaktadır. Dünyada tarım deyince gittikçe kavramlar değişiyor. Eko tarım, organik tarım, şimdi ise dijital tarımdan bahsediyoruz. Her geçen gün tarımda yeni gelişmeler meydana geliyor. Tüm bu gelişmeleri de takip etmek zorundayız” dedi.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Eğitim Yayım ve Yayınlar Daire Başkanı Osman Güzelgöz ise fuarların üreticinin tüketiciyle, sanayicinin katılımcılarla buluştuğu, tanıştığı, üretimini değerlendirdiği alanlar olduğunu söyledi. Tarım anlamında Mersin’i çok önemsediklerini kaydeden Güzelgöz, “Mersin tarım fuarları konusunda önemli çalışmalar yapıyor. Bizde elimizden geldiği kadar destek veriyoruz. Mersin bizim için önemli çünkü hem bir ova şehri, hem bir hayvancılık şehri hem bir gıda şehri. Tamamıyla bakarsanız önemsenmesi gereken ciddi bir tarım şehri. Onun için fuarların da önemsenmesi gerekiyor. Gelecek sene bu fuarın uluslararası bir boyut kazanması için şimdiden çalışmaya başlayacağız. Gelecek sene inşallah burada uluslararası bir fuar yapmak istiyoruz. Biz bu fuara Türkiye’de birinci kategoride bakarak katılıyoruz. Bu çapta Türkiye’de üç ilde fuara katılıyoruz. Mersin onlardan birisidir” diye konuştu.
Kalkınma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Fatih Hasdemir de katma değeri yüksek ürünler üretilmezse dünya rekabet liginde hak ettiğimiz yeri alamayacağımızı belirterek, “Daha sürdürülebilir, daha rekabetçi, daha doğa dostu ürünlere, teknolojilere ve sanayiye yönelmemiz lazım. İnsanoğlunun vazgeçemeyeceği en temel unsurlardan bir tanesi gıdadır. Bu her geçen gün önemini daha da artırarak devam edecektir. Mersin ilimiz ve özellikle Çukurova bölgemiz bu konuda Türkiye’ye en fazla katkı sağlayacak bölgelerden birisidir. Dolayısıyla sektörlerde değişim ve dönüşüm sağlarken gıda, tarım ve hayvancılık sektörünü de bu değişimin merkezine koymamız lazım. Bizde bakanlık olarak hazırlayacağız kalkınma planlarında ve bizlere bağlı kalkınma ajansları vasıtasıyla bu değişim ve dönüşüme katkı sağlamak için elimizden geleni yapıyoruz. Özellikle topraklarının yüzde 25’i tarımsal arazi olan Mersinimize de katkı sağlamak için var gücümüzle çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
MTSO Başkanı Şerafettin Aşut ise dünya ekonomisinin ciddi anlamda değişim yaşadığının altını çizerek, "Dünyanın hızla değişen demografik yapısı, artan nüfus ve daha önemlisi kentleşen dünya nüfusu, tarım, gıda ve hayvancılık sektörlerini ulusal güvenlik meselesi haline getirmektedir. Bu işin tüm gelişmiş dünyada üç payandası vardır. Devlet yani işin kamu ayağı, özel sektör, yani üreticiler ve yerel yönetimlerdir. Bu üç payandadan biri olmazsa o sektörde gerçek bir gelişme bekleyemeyiz. Bu üç temel payandanın ulusal anlamda oluşturmak istediğimiz yüksek teknolojili üretim vizyonunu daha çok sahiplenmesi gerekiyor. İşte bu vizyonla ve iş birliğiyle düzenlenen bu fuar, Mersin Valiliğimizin vermiş olduğu büyük desteklerle, uluslararası ve ulusal çapta sektörlerinde lider 100 yerli ve 10 yabancı firma ile Mersin’in önemli sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla gerçekleştirilmektedir. Mersin tarımına önemli faydalar sağlayacağına inandığımız fuarı yaklaşık 30 bin çiftçimizin ziyaret etmesini beklemekteyiz. Fuar süresince düzenlenecek konferans ve etkinlikler çerçevesinde çiftçilerimizi bilinçli tarım uygulamalarındaki en son teknoloji ve uygulamalarla buluşturmayı hedefliyoruz. Ülkemin üreticisine olan güvenimle, büyüyen Türkiye’nin ve büyüyen Mersin’in potansiyeline olan inancımla, Mersin’in Türkiye’nin tarım, gıda ve hayvancılık alanlarında daha iddialı bir merkez olacağına inanıyorum" dedi.
Konuşmaların ardından protokol üyeleri tarafından kurdele kesilerek fuarın açılışı gerçekleştirildi. Protokol üyeleri daha sonra fuardaki stantları tek tek gezerek, üreticilere ve firma temsilcilerine başarılar diledi.
 
23.2.2018
Devamı

Çiftçilere 2,5 Milyar Liralık Mazot-Gübre Destek Ödemesi Başladı

2,5 Milyar Liralık Mazot-Gübre Destek Ödemesi Başladı
Üreticilerimizin kullandığı mazotun yarısı artık devletten. 2,5 milyar liralık mazot-gübre destek ödemesine bugün başlanıyor.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Dr. Ahmet Eşref Fakıbaba, mazot-gübre destekleme ödemelerine ilişkin açıklamayı yaptı: "Bilindiği üzere çiftçilerimizin üretim maliyetini azaltmak için mazot desteğini ilk kez 2003 yılında AK Parti olarak biz başlatmıştık. Gübre desteğini de 2005 yılında ilk kez doğrudan çiftçilerimize vermiştik. Şimdi de, yeni bir ilke daha imza atarak çiftçilerimizin kullandığı mazotun yarısını ödemeye başlıyoruz.
Mazot ve gübre desteklerini bugünden itibaren üreticilerimize ödemeye başlıyoruz. Bu kapsamda yaklaşık 2,5 milyar TL’lik ödeme gerçekleştireceğiz.
Bugün saat 18.00’den sonra başlayacak ödemeler, gelen icmaller ve TC kimlik numaralarına göre gerçekleştirilecek.
Bu 2,5 milyar liralık destekle birlikte, 1 Ocak 2018 tarihinden bu yana çiftçilerimize toplam 4 milyar liralık destek ödemesi yapmış olacağız. Böylelikle 2018 yılı destekleme bütçesi olan 14,5 milyar liranın yüzde 28’ini ödemiş olacağız.
Söz konusu destek ödemelerinin üreticilerimize hayırlı olmasını diliyorum.”
 
 
23.2.2018
Devamı

Çiftçinin Beklediği Mazot Desteği Başladı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çiftçiye mazot müjdesini Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi'nde "Çiftçilerimiz Milletin Evinde Cumhurbaşkanımız ile Buluşuyor" programında vermişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "mazotun yarısı devletten" müjdesi bugün uygulamaya geçiriliyor.
Tarım sektöründe canlanmaya neden olan mazot desteği uygulaması bugün itibariyle başlıyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Çiftçi Kayıt Sistemi'ne (ÇKS) kayıtlı olan ve dosyalarını teslim eden üreticiler, 23 Şubat (bugün) tarihinden itibaren tarım arazilerinde kullandıkları ve kullanacakları mazot bedenin yarısını geri alabilecek. Çiftçiye mazot iadesi, kullanılan yakıt miktarı ve ürün desenine göre değişecek.

SİSTEME KAYITLI OLANLAR
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Külliye'de buluştuğu çiftçilere verdiği mazot müjdesi bugünden itibaren uygulamaya konuluyor. Her yıl nisan ve ekim aylarında yapılan ödemeler, bu yıla özel olarak dosyaların Gıda, Tarım ve Hayvancılık müdürlüklerine tesliminden itibaren başlayacak. Halihazırda devletten mazot, gübre gibi destekler alan üreticiler, ÇKS'de kayıtlı olan üretim bilgileri esas alınarak akaryakıt iadesi alacak.

DOSYALAR VERİLİYOR
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilileri, ÇKS'ye kayıtlı çiftçilerin bul yıl yapacakları üretim bilgisini sisteme girmiş olduğunu belirterek şu bilgileri verdi: Üreticinin ne kadar araziye hangi ürünü ekeceği sistemimizde mevcut. Bu bilgiler esas alınarak işlem yapılacak. Dosyalarını henüz vermemiş olanlar da bugünden itibaren uygulamadan yararlanabilecek. Örneğin bin dekar alanda pamuk eken/ekecek olan üreticinin ne kadar akaryakıt harcayacağı biliniyor. Gerekli hesaplamalar yapıldıktan sonra mazot tutarının yarısı banka hesabına yatırılacak.

SEKTÖR CANLANACAK
Yüreğir Ziraat Odası Başkanı ve aynı zamanda üretici olan Mehmet Akın Doğan, 2 yıldır bekledikleri müjdeyi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın verdiğini belirterek, "En büyük girdi kalemimiz mazot. Tarlada, bahçede her şey mazotla çalışıyor. 400 dönüm narenciye bahçemde ilaçlamadan arazi kontrolüne kadar her yerde mazot kullanıyoruz. Yarısını devlet karşılayınca çiftçimiz rahata kavuşacak. Hükümetimiz sağ olsun elimizi rahatlattı. Çiftçinin cebine biraz daha fazla para girince sektör canlanacaktır" dedi.

MORALİMİZ YÜKSELDİ
Yaklaşık 2 bin dönüm alanda narenciye, pamuk, soğan, buğday ve soya üreten Şevket Uludağ da "Geçen yıl 150 bin lira civarında mazot parası ödedim. Bu yıl da benzer bir rakam söz konusu. Devletimizin desteği çiftçi için bir hediyedir. Harcadığım akaryakıtın yarısını iade edecek. Üreticiler olarak hepimiz çok mutlu olduk. Biz her şart altında üretmeye devam ederiz ama böyle destekler moralimizi yükseltiyor" diye konuştu.
 
23.2.2018
Devamı

Tarım ve Hayvancılık Girişimcisine Devletten 1.5 Milyar Lira Hibe

Kendi işinin patronu olmak isteyenler için kaçırılmayacak fırsat. Tarım ve hayvancılık girişimlerine işin niteliğine göre devlet hibe desteği sağlıyor. İşte detayları.
Türkiye’de nüfusun yüzde 28’i kırsal alanda yaşıyor. Köyden kente göçü önlemek, hatta kentten yeniden köylere dönüşü sağlayabilmek için devlet, Avrupa Birliği (AB) ile kırsal kalkınmayı destekleyen programlar yürütüyor. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’nun (TKDK) takip ettiği Türkiye’nin eş finansmanı ile oluşturulan AB Kırsal Kalkınma Aracı (IPARD) fonundan çiftçiye hibe veriliyor.
Yeni iş kurmak isteyen, işini büyütmek isteyen tarım girişimcileri, karşılıksız desteği alabilmek için elini çabuk tutsun.
5 Nisan Son Gün
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK), ‘Kırsal Kalkınma Programı’ kapsamında, 2011’den bu yana kırsal alanlardaki yatırımlara hibe yoluyla destek veriyor. Bu yıl 252 milyon euro hibe (karşılıksız para) dağıtılacak. Başvuru 12 Şubat’ta başladı. Tarım ve hayvancılıkta iş yapmak isteyen girişimciler, 5 Nisan’a kadar başvuru yapabilecek.
252 Milyon Euro
2018’de süt, kırmızı et, kanatlı eti ve yumurta üretimine yönelik projelerin yatırımına 164 milyon 706 bin euro destek bütçesi ayrıldı. Bitkisel üretim, arıcılık, zanaatkarlık ve katma değerli ürün işletmeleri, kırsal turizm, su ürünleri yetiştiriciliği, makine parkı ile yenilenebilir enerji yatırımı projelerine ise 87 milyon 239 bin euro hibe sağlanacak.
Nelere Hibe Var?
Bu yıl arıcılık, tıbbi ve aromatik bitkiler, mantar yetiştiriciliği, yumurta üretimi, seracılık gibi düşük maliyetli küçük projelerin ön plana çıkarılması için çalışmalar artırıldı.
Fide-fidan, manda sütü, manda eti ve kaz yetiştiriciliği de desteklenecek. Ayrıca zanaatkarlık ve yerel ürünlerin üretimine yönelik projeler, kırsal turizm ve su ürünleri yetiştiriciliğinin (kültür balıkçılığı) hibelerden daha fazla yararlanması sağlanacak.
Başvuru Yapılırken Nelere Dikkat Edilmeli
Proje başvurularının, yatırım yapılacak illerdeki TKDK il koordinatörlüğüne yapılması gerekiyor. Yatırımın uygulanacağı il dışında başka bir ile yapılan başvurular geçersiz sayılacak. Ayrıca TKDK merkezine yapılacak başvurular kabul edilmeyecek.
Evrakları neler?
Başvuru paketini hazırlamak için ihtiyaç duyulacak bilgilendirme dokümanları, TKDK il koordinatörlüklerinden ya da elektronik ortamda tkdk.gov.tr internet adresinden temin edilebilir.
Herkese var mı?
Ulusal Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) veya Ulusal Hayvan Kayıt Sistemi’ne kayıtlı olan özel veya tüzel kişi, dileyen herkes projesini hazırlayıp başvuruda bulunabilir. Ayrıca proje sahibinin başvurusunu teslim ettiğinde, devlete herhangi bir vergi ve sosyal güvenlik prim borcu olmaması gerekiyor.
Kaç kez hak var?
Bir çağrı döneminde aynı kişi veya şirket adına birden fazla proje başvurusu yapılamıyor. Ancak program kapsamında en fazla 4 kez destekten yararlanma şansı var. 4 desteğin hepsi de aynı konuda olabilir.
Ne kadar bütçe ayrıldı?
Projenizin bütçesi en az 20 bin euro, en fazla ise 5 milyon euro olacak.
Kapsamda 42 İl Var.
252  milyon euro ile ilgili destek kapsamındaki iller; Afyonkarahisar, Ağrı, Aksaray, Amasya, Ankara, Ardahan, Aydın, Balıkesir, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Giresun, Hatay, Isparta, Kahramanmaraş, Karaman, Kars, Kastamonu, Konya, Kütahya, Malatya, Manisa, Mardin, Mersin, Muş, Nevşehir, Ordu, Samsun, Sivas, Şanlıurfa, Tokat, Trabzon, Uşak, Van ve Yozgat.
Projeyi Nasıl Hazırlarsınız
TKDK’nın istediği formatta bir iş planı hazırlayarak başvurmak gerekiyor? Bunun için de Tarım Bakanlığı’nın 81 ilde bulunan 2120 kişilik tarım danışmanından, ücretsiz hizmet alınabilir. Danışmanlar, çiftçilere yardımcı olarak gerekli dökümanları hazırlıyor. Ayrıca Tarım Kooperatifleri ve Ziraat Odaları da danışmanlık hizmeti veriyor.
Projenin sonunda, işletmenin ekonomik olarak sürdürülebilir olduğu, iş planında gösterilmek zorunda. Yeni işletme kurulmasına, sadece ilde kapasite fazlası olmaması durumunda destek veriliyor. Faydalanıcı, ödemenin yapılmasından sonraki 5 yıl boyunca yatırımı koruyacağını ve çok önemli değişiklikler yapmayacağını taahhüt etmek zorunda.
Teşvik Oranı
Bir proje için yapacağınız harcama tutarının yüzde 40-70’i arasında değişen oranlarda destek verilecek. Örneğin 100 bin liralık bir proje için en az 40 bin lira, en fazla ise 70 bin lira hibe alabilirsiniz.
Ödemeler
Ödemeler, projedeki uygun harcama tutarına göre bir, iki veya üç taksit halinde yapılıyor.






 
 
 
 
 
 
22.2.2018
Devamı

TMO Satın Aldığı 138 Bin Ton Kabuklu Fındığı Satışa Çıkardı

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) sezon başından itibaren satın aldığı 138 bin ton kabuklu fındığın satışı için işlemlere başladı.
Giresun  kalite kabuklu fındığın kilosunu 12 lira 50 kuruş, Levant kalite kabuklu fındığın kilosunu 11 lira 50 kuruş ve Sivri kalite kabuklu fındığın kilosunu ise 10 lira 50 kuruştan, 2016 ürünü fındıklar ise bu fiyatların 50 kuruş altında satılacağını ilan eden Toprak Mahsulleri Ofisi, bu fiyatların 31 Mart 2018’e kadar geçerli olacağını bildirdi. Üreticiye 1.3 milyar lira ödendi.
Ağustos ayında kabuklu fındığın kilosunun 8 liraya kadar düşmesi üzerine fındık üreticilerinin ürünlerini makul fiyatla satması ve piyasalardaki istikrarın sağlanması amacıyla 138 bin ton kabuklu fındık alan Toprak Mahsulleri Ofisi bu fındığı satacağını duyurdu.
Ağustos 2017’den bu yana Giresun Kalite fındığın kilosunu 10 lira 50 kuruştan, Levant kalite fındığın kilosunu 10 liradan alan Toprak Mahsulleri Ofisi 138 bin ton kabuklu fındık karşılığında üreticiye 1.3 milyar lira ödeme yaptı.

Stoktaki fındığa ihtiyaç var
Toprak Mahsulleri Ofisi’nden yapılan açıklamada fındık satışına neden gerek duyulduğu şöyle ifade edildi:” Bugüne kadar piyasalar yakından takip edilmiş olup stoklarımız talep oluncaya kadar satışa açılmamıştır. Gelinen noktada ise; fındık ihracatının geçen yıla göre yaklaşık yüzde 35 fazla olması, iç piyasa tüketimindeki artış ve stok göz önüne alındığında stoklarımızdaki fındığa ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Bu doğrultuda, stoklarımızda bulunan kabuklu fındıklar (Giresun Şube stoklarındaki Giresun Kalite ELÜS ve Derince Şube stoklarındaki Levant Kalite hariç) yüzde 50 sağlam iç fındık esasına göre peşin bedel mukabilinde KDV hariç olmak üzere satışa açılmıştır.

Satış fiyatı aylık belirlenecek
Satış fiyatının aylık olarak belirleneceğini ve açıklanan kabuklu fındık satış fiyatlarının 31 Mart 2018 tarihine kadar geçerli olduğu belirtilen duyuruda:” Satışa açılan Giresun ve Sivri Kalite fındıklar için talebin yoğun olacağı öngörüldüğünden dağıtım tutar/miktar üzerinden yapılacaktır. Giresun ve Sivri Kalite fındık talep edenlerin 26 Şubat 2018’e kadar bedelini yatırmaları gerekmektedir.” denildi.
Fındık satışı Toprak Mahsulleri Ofisi’nin, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon ve Derince Şube Müdürlüklerince gerçekleştirilecek.

Fiyat piyasanın üstünde
Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıkladığı kabuklu fındık fiyatı serbest piyasanın üzerinde.Serbest piyasada kabuklu fındık fiyatı halen 8 lira ile 10 lira arasında değişirken Ofis’in piyasanın üzerinde bir fiyatla fındık satacağını ilan etmesi dikkat çekti.
 
22.2.2018
Devamı

Tarım ve Sulamada Köklü Değişiklikler

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı, çiftçileri doğrudan ilgilendiren ve radikal kararları içeren yasal düzenleme hazırlıyor.
‘Arazi toplulaştırması’ yeni kurulacak Tarım ve Su Reformu Genel Müdürlüğü çatısı altından tek elden yürütülecek. Tarla içi sulamada, “yağmurlama ve damlama” sistemleri zorunlu hale getirilecek...
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, çiftçileri rahatlatacak ve merakla beklenen köklü düzenlemeler konusunda hazırlanan yasa düzenlemesini TBMM Tarım Komisyonu’na anlattı. Eroğlu’nun komisyonun verdiği bilgiye göre, sayısı 2 bin 500’ü geçen sulama birlikleri kapatılmayacak ancak Gıda ve Tarım Bakanlığı’ndan alınarak DSİ’ye devredilecek. Komisyonda Eroğlu, “Sulama birlikleri bazı yerlerde çok iyi çalışıyor ama vatandaşlardan çok şikâyet var. Yani denetim eksikliği vardı, biz denetlemeye başladık. En azından DSİ el atsın, ciddiyet gelsin. Bazı yerlerde, bazı kanalların bakımı yapılamıyor. Dolayısıyla, para yeteri kadar toplanamıyor, borçları var. Burada esas DSİ tarafından sıkı şekilde denetlensin, işletme bakımı yapılsın, paralar adil şekilde toplansın, borçlar da belli bir süre içinde tasfiye edilsin şeklinde bir düşüncemiz var” diye konuştu.
Arazi toplulaştırılması
Gıda ve Tarım Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın yürüttüğü, “arazi toplulaştırması” da yeni kurulacak Toprak ve Su Genel Müdürlüğü çatısı altından tek elden yürütülecek. Böylece toplulaştırma yapılan yerlerde su olmaması sorunu çözülecek. Su ile arazi toplulaştırmasının çakışması sağlanacak, toprak ve su verimli kullanılacak.Eroğlu’nun anlattığı yasa düzenlemesindeki bir başka değişiklik ise orman alanlarındaki yatırıma ilişkin. Özel orman kuran şirketlerin bu yerlerde yatırım yapamamalarının önü açılacak.
Yağmurlama ve damlama
Hükümet, büyük su kaybına yol açan tarla sulamasında radikal değişikliğe gidiyor. Yeni düzenlemeye göre tarımsal sulamada israfı önlemek için tarla sulamasında kullanılan, “yağmurlama ve damlama” sistemleri zorunlu hale getirilecek. Eroğlu, TBMM’deki sohbetinde ise konuya ilişkin olarak, kuraklık yaşanan bugünlerde tarımsal sulama konusunda radikal adımlar atılacağını, tarla içi sulamada daha tasarruflu olduğu için, “yağmurlama ve damlama” sistemlerinin zorunla hale getirileceğini kaydetti. Şanlıurfa'da çiftçilerle buluşmasında yeni düzenlemeyi açıklayacağını belirten Eroğlu, şunları söyledi: “Çiftçilerimizin suyu iyi kullanması lazım. Çok su tarlayı çoraklandırır, tuzlanma yapıyor, çoraklanma olur. Biz düzenlemede damlama ve yağmurlama yapılmasını şart koşuyoruz. Çiftçilerle birlikte muhtar ve çiftçilerle toplantı yapacağım, su yönetimi ile ilgili. Tarla içi sulamayı çiftçilerle beraber biz yöneteceğiz. Projesini biz hazırlayacağız gerekirse yüzde 50’sini destekleyeceğiz gerisini de Ziraat Bankasından faizsiz kredi ile tarla içinde boruların çekilmesi yağmurlama ve damlama yapılmasını sağlayacağız. Böylece hem tuzlanma önlenecek hem çoraklaşma olmayacak, hem az su ile daha çok alanı sulayacak. Sudan tasarruf olacak. Maliyet gerektirir ama 3-4 yılda amorti ediyor. Suyu enerji ile götürüyorsun yani. Bu bakımdan önemli maliyeti ne olursa olsun suyumuz sınırsız değil. Suyumuz ancak 8.5 milyon hektarı sulayacak kadar yetiyor. Devlet teşviğini vereceğiz. Projesini biz yapacağız vanasına kadar biz getireceğiz borusunu kendisi çekecek. Birinci önceliğimiz GAP. Orada arazi çok su az.”
‘Şehirler de israf etmesin’
Kuraklık ve yağış azlığı nedeniyle su tüketimine dikkat edilmesi uyarısında da bulunan Eroğlu şöyle devam etti:“Şehirlerimizi 2018’de de kuraklığa rağmen susuz bırakmayacağız. Şehirlerde su kullanımıyla ilgili problem yok, istediği gibi kullansınlar ama israf etmesinler. Bizim her şey için planımız var. Ankara’da muazzam büyük bir tünel geliyor. Bu yıl içinde bitecek tünel, Gerede’nin suyunu buna aktaracağız.” 
 
22.2.2018
Devamı

TİGEM 300 Koyun Başvurusu İçin Süreç Başladı

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın geçtiğimiz günlerde gündeme getirdiği ve büyük bir ilgi gören 'Köyüne geri dönenlere 300 koyun ve maaş' projesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarından sonra ilk adım atıldı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın bünyesinde yer alan TİGEM tarafından yönetilecek olan süreçte maddi desteğin, Ziraat Bankası tarafından sağlanacağı açıklanırken, 300 başa kadar küçükbaş hayvan için başvurular başladı. İşte, TİGEM üzerinden yapılan '300 koyun' projesi başvuru şartları ve detaylı bilgileri...
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba tarafından ''Köyden şehire gitme. Hem maaşını al hem kendi işinin patronu ol'' projesi kapsamında yapılan köyüne geri dönene 300 koyun artı maaş verileceğine yönelik açıklama ülke genelinde büyük heyecana yol açtı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın detaylarını açıkladığı projede detaylar belli oldu. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın bünyesinde yer alan TİGEM tarafından yönetilecek olan süreçte maddi desteğin, Ziraat Bankası tarafından sağlanacağı açıklanırken, Üretici Şartlarında Sözleşmeli Küçükbaş Hayvancılık Projesi kapsamında doğacak kuzuların alımı garanti edilecek ve taban alım fiyatı önceden belirlenecek. Üretilecek tüy ve süt yetiştiricinin olacak.
8 yıl sonunda 5 milyon dişi hedefleniyor
Projeye katılımın yeterli düzeyde olması halinde 8.yılın sonunda toplam 5 milyon dişi hedefleniyor. Bu süreçte 3 milyon 250 bin baş erkek hayvanın kesimiyle 52.300 ton et üretimi ise projenin diğer hedefleri arasında yer alıyor.

Başvuru nasıl yapılacak?

Oluşturulacak web sitesinde müracaat şartları ve başvuru kriterlerinin yayınlanması,
Elektronik ortamda yetiştiricilerin ön başvurularının alınması,
Başvuruların TİGEM tarafından değerlendirilmesi,
TİGEM tarafından başvuruları kabul edilen yetiştiricilerin Ziraat Bankası tarafından değerlendirilmesi,
Kazananların duyurulması,
Kredisi onaylanan yetiştiriciler ile Ziraat Bankası ve TİGEM arasında sözleşmelerin imzalanması.
Hayvanların temini ve teslim edilmesi,
Teslim edilen hayvanların İl/İlçe Müdürlükleri tarafından aşılama ve küpelenmesinin ücretsiz olarak yapılması,
Yetiştiriciye bakım giderleri ve sigorta bedeli için avans verilmesi,
Doğacak dişi kuzular için TİGEM tarafından yetiştiriciye alım garantisi verilmesi,
Alınacak dişi kuzuların Bakanlığın diğer projelerinde değerlendirilmesi.
22.2.2018
Devamı

14 Şeker Fabrikasının Özelleştirmesine Tepkiler Çığ Gibi Büyüyor

Özelleştirme İdaresi Başkanlığından yapılan açıklamaya göre "Türkşeker'in 14 fabrikasının özelleştirilmesi için ihale süreci başlatılmıştır”dedi. Aynı zamanda  Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, şeker fabrikalarının  özelleştirilmesinde ihale süreçlerinin şeffaf şekilde yürütüleceği ve kamuoyuna  açık sonuçlandırılacağını da duyurdu. Özelleştirme idaresi Başkanlığının bu duyuruya hem siyasisilerden hemde üreticilerden tepkiler yağıyor.
 
Başkanlık, Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ'ye (Türkşeker) ait bazı  fabrikaların özelleştirilmesine yönelik yazılı açıklamada bulundu. Açıklamada, Türkşeker'in, özelleştirmeye hazırlanmak amacıyla  2000  yılında özelleştirme kapsamına, 2008'de ise özelleştirme programına alındığı  anımsatıldı.
Özelleştirme Yüksek Kurulunun belirlediği strateji çerçevesinde  özelleştirme hazırlık çalışmalarının tamamlandığı ve bazı fabrikalar için ihale  ilanı aşamasına gelindiği ifade edilen açıklamada, bu kapsamda Afyonkarahisar,  Alpullu, Bor, Burdur, Çorum, Elbistan, Erzincan, Erzurum, Ilgın, Kastamonu, Kırşehir, Muş, Turhal ve Yozgat olmak üzere 14 fabrikanın özelleştirilmesi için  ihale sürecinin başlatıldığına yer verildi.
Açıklamada, bu süreçte özelleştirme yapılırken söz konusu fabrikalarda  çalışanların ve pancar ekimi yapan çiftçilerin korunması, fabrikalarda üretimin  devamlılığının temel ilke olarak ele alındığı ve bu konularda ihale belgelerinde  önemli düzenlemeler yapıldığı vurgulandı.
Özelleşecek Fabrikalarda Çalışanlara tanınan imkanlar ise şöyle
Edinilen bilgiye göre çalışanların haklarının korunmasına yönelik olarak, özelleşecek fabrikalarda çalışan memurlara diledikleri takdirde Türkşeker’e ait diğer  fabrikalarda çalışma, tüm özlük hakları korunarak diğer kamu kurum ve  kuruluşlarına nakil olma, özelleştirilen fabrikalarda yeni yatırımcılar ile  çalışabilme gibi imkanlar sunulduğu belirtildi. Ayrıca daimi ve  geçici işçilere ise emeklilik hakkını henüz elde etmeyenler açısından Türkşeker'in diğer  fabrikalarında çalışma, ilgili mevzuat çerçevesinde diğer kamu kurum ve  kuruluşlarında yılda 12 ay çalışma, özelleştirilen fabrikalarda çalışmaya devam  etmek isteyenlere Türkşeker tarafından tüm yasal hakları ödendikten sonra alıcı  ile çalışmaya devam edebilme daha sonraki dönemde emeklilik hakkını kazanmadan  önce kamuya geçmek istemeleri halinde diğer kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam  edilme gibi olanaklar tanındığı ifade edildi.
Mevcut durumda Türkşeker’e pancar temin eden çiftçilerin mevcut  kotaları kapsamında pancar üretmeye devam edeceğine değinilen açıklamada,  alıcılara mevcut çiftçilerle asgari beş kampanya dönemi boyunca pancar üretim  sözleşmelerini devam ettirme zorunluluğu getirildiğine dikkati çekildi.  Açıklamada, bu düzenlemeyle mevcut tüm çiftçilere pancar üretim sözleşmelerini  devam ettirme imkanı sağlanacağı vurgulandı.
 Fabrikalarda üretim devamlılığı ve zorunluluğu getirildiği belirtilen  açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Özelleştirme modeli çerçevesinde temel hedeflerden birisi de  fabrikaların pancardan şeker üretimi faaliyete devam etmelerinin sağlanmasıdır.  Bu amacı gerçekleştirmek üzere yatırımcıların üretim faaliyetlerini devam  ettirmeleri yönünde şartlar öngörülmüştür.
Şeker üretimi ile doğrudan ilişkisi bulunmayan arsa ve araziler ihale  dışında tutulmuştur. Şeker fabrikalarının üretim faaliyetleri için gerekli  olmayan taşınmazları ihale kapsamı dışında tutulmaktadır.
İhale süreçleri tamamen her aşamasında kamuoyunu bilgilendirilerek  şeffaf bir şekilde yürütülecek ve nihai aşamada özelleştirme ihaleleri tüm teklif  verenlerin katılımı ile kamuoyuna açık bir şekilde sonuçlandırılacaktır.
Şeker fabrikalarının özelleştirme ihalelerine katılımın arttırılması  ve rekabetin tesis edilebilmesi amacıyla yerel yatırımcılar, kooperatifler ve  diğer paydaşların tek tek veya bir araya gelerek teklif verebilmelerini teminen  ihaleye katılım için geçici teminatların düşük seviyede tutulması da dahil olmak  üzere ihale belgelerinde bu çerçevede kolaylaştırıcı düzenlemeler yapılmıştır."
Cumhuriyet tarihinin ilk fabrikalarını bünyesinde barındıran Türkiye Şeker Fabrikalarına ait 14 fabrikanın özelleştirmesi hem siyasilerden hem üreticilerden tepkileri üstüne çekti. TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi ve Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer şeker fabrikalarının özelleştirilmesi için ihale sürecinin başlatılmasını sert bir üslupla eleştirdi. Özelleştirmedeki amacın, şekerpancarı üretimini sonlandırarak, sağlığa zararlı olan nişasta bazlı şeker ithalatının önünü açmak olduğunu söyleyen Ömer Fethi Gürer, “Türkiye’ye geçmiş olsun. 2008 yılından beri özelleştirme kapsamında olan fabrikalara düzenli bakım yapılmadı, modernize edilmedi, çoğu fabrika satılsa da sözde çalıştırılacak. 2019 seçim süreci dikkate alınıp 5 yıl durum idare edilecek, sonrası bu fabrikalar kapanacak, pazar nişasta bazlı şekere teslim edilecek, gidiş bu yönde” dedi.
Türkiye Şeker Kurumu’nun kapatılmasıyla birlikte, sürecin bu noktaya geleceğinin önceden görüldüğünü belirten CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türk Şeker Fabrikaları A.Ş’ye (Türkşeker) ait, aralarında Bor Şeker Fabrikası’nın da bulunduğu 14 şeker fabrikasının özelleştirilerek satılması için ihale sürecinin başlatılmasına tepki gösterdi. 
Hükümetin, Afyonkarahisar, Alpullu, Bor, Burdur, Çorum, Elbistan, Erzincan, Erzurum, Ilgın, Kastamonu, Kırşehir, Muş, Turhal ve Yozgat olmak üzere 14 fabrikanın satışı için resmen düğmene bastığını belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, bu fabrikaların özelleştirilmesinin ardından yaşanabilecek olumsuzlukları değerlendirdi. Ömer Fethi Gürer, şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle birlikte, şekerpancarı üreticilerinin, fabrika çalışanlarının ve hatta bir bütün olarak tüm vatandaşların, bu durumdan olumsuz etkileneceğini söyledi. Çiftçi, işçi, esnaf, şoför yaygın bir kesim bu süreçte mağdur olacak diyen Gürer, “Tütünden sonra pancar da sona doğru götürülüyor” diye konuştu.
Fabrikaların özelleştirilmesiyle birlikte, şekerpancarı üretiminin durma noktasına geleceğini belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Bugün on binlerce şekerpancarı üreticisi, fabrikaların özelleştirilerek satışının ardından büyük sorunlar yaşayacak. Kota sorunu nedeniyle zaten sıkıntılı bir sürecin içinde olan şekerpancarı üreticileri, fabrikaların özelleştirilmesiyle birlikte belki de üretimi durdurmak zorunda kalacak” şeklinde konuştu.
Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun belirlediği strateji çerçevesinde özelleştirme hazırlık çalışmaları tamamlanan 14 şeker fabrikasının satışının gerçekleşmesinin ardından, bu fabrikalarda memur, işçi, geçici işçi, taşeron işçi olarak çalışanların durumunun da netlik kazanmadığını belirten Ömer Fethi Gürer, “Çalışanlara yeni yatırımcılarla çalışma imkânı verileceği belirtiliyor. Ya da özelleştirme kapsamında olmayan şeker fabrikalarında çalışabilecekleri ifade ediliyor. Görünen o ki, şeker fabrikası çalışanlarını da sıkıntılı bir süreç bekliyor” açıklamasını yaptı.
Şekerpancarının stratejik bir ürün olduğuna değinen Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, fabrikaların özelleştirilmesiyle oluşacak en önemli sorunlardan birinin ise şekerpancarı üretiminin sonlandırılması ve nişasta bazlı şeker ithalatının önünün açılması olacağını vurguladı. Ömer Fethi Gürer, “Bilindiği gibi nişasta bazlı şeker ve bu tür şeker takviyesiyle üretilen ürünler, sağlık açısından ciddi tehdit oluşturmaktadır. Türkiye’ye şimdiden geçmiş olsun” dedi. TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi Niğde Millet Vekili Ömer Fethi Gürer, şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin, şekerpancarı üreticileri, çiftçiler ve tüm vatandaşları olumsuz etkileyeceğini ifade ederek, “Ülkemizin değerleri, özelleştirme kapsamında bir bir satılıyor ve yok oluyor. Üretim açısından onbinlerce çiftçinin, emek açısından binlerce çalışanın ve sağlık açısından tüm vatandaşların olumsuz etkileneceği biline biline, hangi amaç uğruna bu satış gerçekleştiriliyor? AKP hükümeti 15 yıldır uyguladığı yanlış politikalarla, tarım ve hayvancılığı bitirme noktasına getirdi. İşsizlik hat safhaya ulaştı. Özelleştirme adı altında, ülkemizin tüm değerleri bir bir yok oldu” şeklinde konuştu.
 
 
 
 
 
 
 
21.2.2018
Devamı

Dergimiz hakkında en güncel bilgilere sahip olmak için lütfen e-Bülten listemize kaydolun

KURUMSAL

10 yılı aşkın süredir Türk tarımının ve Türk çiftçisinin sesi olan dergimiz, yayın hayatına başladığı günden beri Türk Tarım sektörünün öncüsü olmuştur. 

“Türk Tarımının Sesi” sloganıyla yola çıkan Anadolu İzlenimleri, 81 ilden on binlerce okuyucusuna ulaşarak, çiftçinin sorunlarına eğilmiş ve gündemi belirleyen bir pozisyonda yer almıştır.
Dergimiz, Atatürk’ün “Kılıç ve saban, bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup olmuştur.” sözünü kendine