Haberler | Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

Tarıma Yeni Vizyon

Domates, Patates ve soğan fiyatlarındaki artışlar derken tanzim satışlar kuruldu. Tanzim satışlarının ardından da sebze ve meyve fiyatları gerilemeye başladı. Seçimlere doğru giderken; tarım ve hayvancılık sektörü öyle yâda böyle çok gündeme geldi. Hatta diyebilirim ki hiç gündemden düşmedi. Hem iktidar cephesi hem de muhalefet cephesi Tarım ve Hayvancılık sektörünü öyle ya da böyle dillendirdi.
Seçimler bitti. Tarımda Milli Tarım projesinden Milli Birlik Projesine doğru yöneldik. “Milli Birlik Projesi” içerisinde neler olacak sinyalleri hemen hemen her kesimden dillendiriliyor. Sektör ise ivedilikle sorunlara yönelik çözüm bekliyor. Çünkü Tarım ve Hayvancılık sektörü ayağa kalkmadan ne üretim ayağa kalkar. Ne de tüketim ile ilgili fiyatlar ’da bir istikrar yakalayabiliriz.
Hayvancılık sektörüne yönelik üreticinin gözü kulağı süt fiyatlarında idi. Ulusal Süt Konseyi ise geçtiğimiz günlerde Tarım ve Orman Bakanlığı binasında bir araya gelerek soğutulmuş sütün referans fiyatını belirledi. Buna göre soğutulmuş sütün referans fiyatı 2TL oldu.

Soğutulmuş sütün referans fiyatının 2TL olarak açıklanması süt üreticisi açısından güzel bir gelişme. Ancak öyle bir sorun var ki süt fiyatından ziyade Süte ve Et’e bağlı önemli olan yem fiyatları. Yem fiyatları üreticinin önünde büyük bir engel. Öncelikli olarak hükümetin ve bakanlık bürokratlarının yem fiyatlarına yönelik hızlı bir adım atması. Çünkü süt fiyatını artırıyoruz. Arkasından yem fiyatlarına ’da zam geliyor. Üreticin en büyük girdisi olan yem fiyatlarına bir çözüm üretilebilirse üretici ’de ürettiği üründen zarar etmeyecek. Bunun arkasından üretmeye devam edecek. Aynı zamanda her alanda üretim artacak. Böylelikle ne sütü ne eti ne de tarım ürünlerinde yükselen fiyatlar yerine gelişmeleri konuşacağız.

Tarım ve hayvancılık sektöründe bölgesel üretim ve bölgesel teşviklere geçmeliyiz. Ülke olarak tarımsal ürün alanında bütün planlamayı yaparak nerde ne ekilecek Ne kadar ekilecek ne kadarını ihraç ne kadarını iç piyasaya süreceğimizi ivedilikle gerçekleştirmek zorundayız.

Böylelikle Nohut, Mercimek, Domates, Biber Patlıcan, patates ve soğan gibi tüketicinin sürekli ihtiyaç duyduğu ürünleri hem yeterleri sayıda üretmiş olacağız. Hem de ihraç edeceğiz.
Bunları yaparsak hem üreticimizin yüzü, hem tüketicinin yüzü hem de Ülkemizin yüzü gülecek.
Gülen yüzler ve emeğini kazanalar bol olması dileği ile.

Muhammet OLUKLU
Anadolu İzlenimleri Genel Yayın Yönetmeni
muhammetoluklu@gmail.com

 

Tarım, Sanayi ve Ticaretin Lokomotifi Kocaeli

Dergimiz Genel Yayın Yönetmeni Muhammet OLUKLU; Kocaeli İl Tarım ve Orman Müdürü Nuri Al’ı ziyaret ederek Kocaeli tarımına yönelik yapılan çalışmalar hakkında bilgi alışverişinde bulundu. İl Müdürü AL Kocaeli tarımına yönelik şunları kaydetti. “Sanayi ve teknolojide ne kadar ileri gidersek gidelim, biz insanoğlu aş, ekmek yemek zorundayız. Aşın ekmeğin kaynağı topraktır, tarımdır, Çiftçidir. Her şeyden önce çiftçi kayıt sistemine kayıtlı 8.846 adet ve kayıtsız 14.825 adet toplamda 23.671 çiftçi ailemizin geçim kaynağıdır. Bunun yanı sıra 1.389 adet işleme, paketleme, pazarlama, yetiştirme yapan firmaların giderlerinin sağlayan önemli bir faaliyettir. Tarım, sanayi ve ticaretin lokomotifi konumundadır.” dedi.
 
KOCAELİ’NDEKİ TARIM POTANSİYELİ
Kocaeli yüzölçümü bakımından küçük, ancak katma değeri bakımından büyük bir ildir. Kocaeli’nin ekonomik faaliyetlerinde sanayinin payı yüzde 51’dir. Son 10 yıllık istatistikî verilere göre İlin Türkiye imalat sanayine sağladığı katkı yüzde 13’tür. Kocaeli’nin sektörlerine bakıldığında;
*Türkiye araç üretiminin yüzde 35,84’ü Kocaeli’nden karşılanmaktadır. (2017 yılı)
*Türkiye kimya sanayi içerisindeki payı yüzde 27’dir.
*Türkiye Metal Sanayinin yüzde 19’unu karşılamaktadır.
Bu bağlamda İlimiz sanayileşme bakımında ülkemizin en gelişmiş şehirlerinden biridir ve Kocaeli İstanbul’dan sonra toplanan vergilerin %12,95’ini karşılayan ikinci ildir. (2017 yılı)
İlde verimli ovaların büyük kısmı sanayi kuruluşlarına ve yerleşim sahalarına kayması sebebiyle tarım arazileri baskı altında kalmıştır. İlimizde önemli ölçekte tarım yapılmasına rağmen ekonomiye yöne veren sektör sanayi ve hizmet sektörüdür.
İlimizin nüfusu 1.906.391 kişidir. Bu nüfusun %93’ü şehir merkezlerinde %7’si ise kırsalda ikamet etmektedir.Nüfusun dağılımına bakıldığında tarım sektörünün toplam içinde mütevazi bir yeri kapsadığı görülmektedir.
 
 
KOCAELİ’NİN TARIMLA İLGİLİ İSTATİSTİKLERİNE DAİR KISACA BİLGİ VERİR MİSİNİZ?
Kocaeli, 342.001 hektar yüz ölçümünün %43,76’sı 149.687,4 hektarı toplam tarım arazisi,  1.795,78 hektar mera alanıyla, 10.297 adet hayvancılık işletmesinde, 124.716 adet büyükbaş, 125.020 adet küçükbaş, 8.071.500 adet tavuk sayısı, 459 arıcılık işletmesiyle 51.672 adet kovan sayısıyla, 424 adet ruhsatlı balıkçı gemisiyle, 91 adet tarımla ilgili birlik ve kooperatifin 40.022 üyesinin bulunduğu, 15.384 adet gıda üretim ve satış yerinin olduğu bir ildir.


 
KOCAELİ'DE TARIM NEYİ İFADE EDİYOR?
Sanayi ve teknolojide ne kadar ileri gidersek gidelim, biz insanoğlu aş, ekmek yemek zorundayız. Aşın ekmeğin kaynağı topraktır, tarımdır, Çiftçidir. Her şeyden önce çiftçi kayıt sistemine kayıtlı 8.846 adet ve kayıtsız 14.825 adet toplamda 23.671 çiftçi ailemizin geçim kaynağıdır. Bunun yanı sıra 1.389 adet işleme, paketleme, pazarlama, yetiştirme yapan firmaların giderlerinin sağlayan önemli bir faaliyettir. Tarım, sanayi ve ticaretin lokomotifi konumundadır.
 
İlimizin fuana ve florası her türlü bitkisel ve hayvansal üretime elverişlidir. Tarımsal ürünlerin depolanması, paketlenmesi, işlenmesi, nakliyesi ve dolayısıyla pazarlanmasıyla ilgili herhangi bir sorun yoktur. Bu sorunlardan hareketle başlatılmış olan toplulaştırma çalışmaları yaygınlaştırılarak, parçalanmış ve ekonomik değerini yitirmiş arazileri birleştirerek sürdürülebilir ekonomik ölçekte tarım havzaları oluşturulacaktır. Bu bağlamda özel sektöründe tarımsal üretimin avantajlarına dikkat çekilerek tarımsal gelişme sağlanacaktır.
 
İlimizin şartlarına en uygun yapılabilen ve birim alandan en fazla ürün alınan örtü altı sebzecilik ve bodur, yarı bodur meyveciliktir (kiraz, ceviz, elma, erik ). ayrıca İlimizde yem bitkileri, silaj üretimi her geçen gün artmaktadır. İlimiz çiftçisi tarla ziraatını artık hayvancılığa yem tedariki için yapmaktadır. Buna bağlı olarak da büyükbaş hayvancılıkta ölçek giderek artmaktadır. Su ürünleri işletmeleri, tavukçuluk ve arıcılık da her geçen gün kalite ve kapasitesi artmaktadır.
 
 
KOCAELİ'NDE NELERİ GERÇEKLEŞTİRDİNİZ?
Kocaeli’de tarımla ilgili çok önemli gelişmeler sağladık. Halkımızın sağlığını direkt etkileyen ve güvenilir gıdaya ulaşması için 145 gıda denetçisiyle 21.817 adet gıda denetimi gerçekleştirildi. Bakanlığımızın ALO174 gıda hattı 7gün/24saat esasına göre çalışan, ihbar ve şikayetler için hizmetine devam etmektedir.
 
 
Tarımın makineleşmesine katkıda bulunmak için bakanlığımızın %50 hibe desteğiyle tarıma dayalı sanayi için bugüne kadar 53 adet ekonomik yatırıma 19.763.885,35 TL hibe desteği sağlamıştır.
 
Bakanlığımızın genel bütçesinde yer alan tarımsal desteklemelerin bitkisel üretimde üreticimize 17.460.465,65 TL, hayvancılıkta ise 16.227.565,23 TL destekleme ödemesi yapılmıştır.
 
Kocaeli hem ithalatın hem de ihracatın gerçekleştirildiği önemli noktalardandır. İlimizde, müdürlüğümüzü ilgilendiren tarımsal ihracat miktarı 10.468 adet, ithalat ise 21.455 adettir.
 
KOCAELİNDE ÖNE ÇIKAN KONULAR NELERDİR?
Kocaeli’nin sanayi şehri olması hava, deniz, karayolu ağlarının kesiştiği nokta olması ve büyük şehirlere yakınlığı artılarıdır. Bunun tarıma bağlı sanayinin gelişmesine önemli yansımaları olmaktadır. Gerek ithalat yoluyla hammaddenin Türkiye'ye giriş noktası olmakla birlikte ihracatında yapıldığı noktaların başında gelmektedir.
 
Müdürlüğümüzü ilgilendiren konularla ilgili olarak örnekler verirsek; Türkiye'nin 126.629 adet gıda ithalat işleminin 11.654 adet işlemi, yani %9,2'si ilimizde yapılmaktadır. bu Türkiye’de 4.'lük anlamına gelmektedir. Orman ürünlerinde 1.309.109 ton, 20.441 adet ve 260.112 m3 Türkiye ithalatının %75'ini kapsıyor. Sadece ithalat mı, ihracatta da Türkiye 7.siyiz. İhracatta detaya girersek 13.181.828 kg ekmek mayasıyla Türkiye üretiminin %65'ini yapmakta olup bu konuda Türkiye birincisiyiz.
1.553.808 kg işlenmiş fındıkla Türkiye 2.'si, 31.745.235 kg ham fındıkla Türkiye 4.'süyüz. Bu arada tarımda kullanılan gübreden de bahsetmek istiyorum, üretimde Türkiye 3.'süyüz.
Kocaeli, sanayi şehri olmasının yanında, tarıma dayalı sanayide gelişmiş olmakla birlikte lojistik sektöründe de Türkiye'nin önde gelen illerindendir.
 
OKUYUCULARIMIZA İLETMEK İSTEDİĞİMİZ MESAJINIZ NELERDİR?
Kocaeli’ndeki amacımız ilimizi geliştirmektir. Bu hedef doğrultusunda yukarıda saydığımız hizmetlerin yerine getirilmesinde bizle beraber hareket eden ziraat odalarımızla, birliklerimizle, kooperatiflerimizle tarımın bütün sektörleriyle, çiftçilerimizle ve  mesai arkadaşlarımızla çalışmalarımıza aynı şevk ve heyecanla devam edeceğiz. Kocaeli’nde tarıma yatırım yapan kazanacaktır.
 
 
 

Umutla Beklediğimiz 2019 İlk Ayı

2018 yılında Ülke olarak zor günler geçirdik. 2018 yılında 2019 yılından güzel dilek ve temennilerle beklentilerimiz, dualarımız da bu yönde oldu. Ülkemizin doğusunda tabiri caizse kar, kış, kıyamet derken batısında ise sağanak yağışlarla birlikte sel baskınları sonucunda ekili tarım arazileri seralar ve tarımdan elde ettiğimiz birçok ürünler sular altında kaldı.
Türkiye’nin örtü altı üretim üssü olan illerden Adana, Hatay ve Mersini sular seller basarak yetiştirilen tarımsal ürünler sularla birlikte yok oldu. Bir diğer taraftan örtü altı üretim üssü olan Antalya’da ise domates, patlıcan, kabak ve salatalık fiyatlarının yanında yeşillik olarak tabir edilen, roka, dereotu, maydanoz, yeşil soğanın fiyatları da ciddi şekilde yükseldi. Özellikle hale erken saatlerde, az miktarda gelen yeşil soğan yok satıyor. Kilosu 15 liraya kadar alıcı bulan yeşil soğanı üretici yetiştiremiyor. Örtü altı yetiştiriciler yeşil soğanın üretiminin zahmetli olması nedeniyle seraların sadece kenarlarına az ekildiğine dikkat çekiyorlar. Adana, Hatay, Tarsus ve Mersin’de bazı yeşillik ekili tarım alanlarının selden zarar görmesi nedeniyle Antalya’da az miktarda yetiştirilen yeşillikler ise değer kazandı.
Sonuç olarak hem üretici hem de tüketici 2019 yılına iyi başlamadı. Henüz 2019 yılının ilk ayındayız. Bizleri önümüzde bekleyen koskoca bir On Bir ay var. Hem üreticilerimiz hem de Tarım ve Hayvancılık sektörümüzün bütün paydaşları 2019 yılından umutla güzel şeyler bekliyor. Temennimiz şudur ki Tarım ve Hayvancılık sektörü bu sıkıntılı günleri atlatarak huzur ve refaha kavuşmasıdır.
 
 

Tarım ve Hayvancılık 2018'de Zor Günler Geçirdi

2018 yılının son ayını geride bırakıyoruz.  2018 yılında tarım sektörü zor günler geçirdi. Gündemden hiç düşmeyen et ve sütü hem konuştuk hem de yazdık. Üstüne birde patates, soğan ve üst üste zam şampiyonu olan domates ve salça ’da sektörün tuzu biberi oldu.
Tarım ve özellikle hayvancılık sektöründeki olumsuz gelişmeler hem tüketiciyi hem de üreteni derinden yaralarken sektörde ise ardı ardına gelen konkordatolar süt üreticisinin damızlık hayvanları kesmesine, bazılarının ise batmasına neden oldu. Hayvancılık sektörünün en büyük girdisi olan yem fiyatlarının döviz kuru baskısı altında kalarak %35 % 40 a çıkan zamlarla sektörü durdurma ve üretmeme noktasına getirdi.

 Tarım ve hayvancılık sektöründe herkesin memnuniyetsizliğinden yanı sıra ortada bir gerçek var ki uzun yıllardır üretmenin ve üretebilmenin mutluluğunu yaşayan eli nasırlı üretici bugün borç batağında.  Üretici kendisine uzanacak şefkatli ve merhametli devlet babasından el uzatmasını bekliyor. Et ve süt, bir toplumun olmazsa olmazıdır. Proteinsiz bir toplum geride kalmış bir toplum gibidir. Üretim yapamayıp sürekli ithalata dayalı bir politika yürütmemiz içerdeki yerli ve milli olan çiftçimizi kaderine bırakmanın ötesinde güzel Anadolu’muzu kaderine bırakmakla eş değerdir.
Anadolu insanı merhametlidir. Toprak kokar elleri, güller açar gözleri neden diye sorma ANADOLUDUR yüreği sözleri ise üretebilmenin derdi ile dertlenmiş üretici ve çiftçinin ta kendisidir.

Öyleyse eli nasırlı Anadolu insanına ve üretmenin derdi ile dertlenip her fırsatta devletinin ve milletinin yanında yer almış üretici ve çiftçimize sahip çıkalım. Destekleri artıralım. İthalattan vaz geçelim. Sütü makul bir fiyatta artıralım. Girdileri düşürelim. Et ve sütte yeni dönem için asgari üç yıllık planlama ve proje yapalım. Üretici ve tüketici için olmazsa olmazı Halk ekmek gibi et ve sütte de özelikle büyükşehir belediyeleri gerekli çalışmayı yaparak üreticiden tüketiciye buluşturulmasında büyük fayda vardır.   Kısacası biz üretelim biz kazanalım. Yerli ve milli sermayemizi dışardaki Hans’a, Tony’e değil; Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Köylü Milletin Efendisidir” sözünden yola çıkarak Mehmet Efendiye, Ahmet Bey’e ve Ayşe Annemize harcayalım. Yerli ve milli olmak ancak böyle olunur. 

Muhammet OLUKLU 
Anadolu İzlenimleri Genel Koordinatörü 

 

Tarım ve Hayvancılık'ta Sektöre Nasıl Sahip Çıkılmalı

Döviz kurunun artması ile birlikte tarım sektöründe büyük yaralar açılmaya devam ediyor. Üretici ve yetiştirici gözünden baktığımızda ise kimi hayvanına bakamıyor. Kimi ise işletmesine hayvan koyamıyor. Ülke olarak zor günlerden geçiyoruz. Döviz kuru birçok sektöre baskı yapmaya devam ediyor. Yem fiyatları aldı başını gitti. Daha öncede ifade etmiştim. Başka ülkemiz yok. Başka gidecek bir yerimiz yok diye.
Gel gelelim bugün yem fiyatlarını uçuranlar yarın bilmelidirler ki yem satacak ne üretici nede yetiştirici bulabilecekler. Anadolu’da hızlı bir şekilde damızlıklar kesilmeye başlandı. Bir anayı kesmek yerine 5 yıl koyamamak demek. Üretememek demek. Yetiştiricinin olmaması demek.
Daha başka şeylerde demek gerekirse ithalat demek. Ardı ardına bakmadan yerli sermayenin dışa aktarılması demek. Üretemeyen bir ülkenin gelişememesi demek. Peki, bunları neden görmezden geliyoruz.
Süt yemi fiyatlarının son 1,5 yılda yüzde 45, diğer girdilerin ortalama yüzde 30 arttığı bir ülkede alın teri ile evine ekmeğini götürebilmenin ötesinde üretebilmenin derdine düşmüş yerli ve milli üreticimiz nasıl üretecek? Çiğ süt fiyatının yüzde 9 arttığı bir ülkede üretici nasıl hayvanını besleyecek?
Süt/yem paritesinin yetiştiricilerin beklentilerini karşılamadığı bir ortamda nasıl yerli bir üretim olacak?  İşte tüm bu soruların cevabı yerli ve milli olan üreticiye sahip çıkmaktır.
 
Sektöre Nasıl Sahip Çıkılır?
 
Piyasada öncelikle bir denetleme kurumu oluşturulmalı.
Et ve Süt Kurumu yetiştiricinin sigortası olacak
Dişi kesimin önüne geçilmeli
Ekilmeyen bütün araziler ekilecek. Ekmeyenin elinden alıp ekene tahsis edecek.
Bölgelere göre planlama yapılacak
 Sektör uzun vadeli politikalarla yönetilmeli. Minimum 5 yıllık bir plan yapılmalı
Islah çalışmalarına yeniden başlanmalı etçi ve sütçü ırklara sahip çıkılmalı
Küçükbaş süt kuzu kesiminden vaz geçilmeli ve engellenmeli.
Genç Çiftçi projesinde minimum 20 baş hayvan verilmeli.
İthalat durdurulmalı yerli desteklenmeli
Enflasyon oranında süt fiyatı belirlenmeli
Mera hayvancılığı canlandırılmalı
Köye dönüş ile ilgili özendirici projeler yapılmalı
 
Bu bahsettiğimiz hususlar biran önce faaliyete geçerse yerli ve milli kavramlarına o zaman sahip çıkmış oluruz. Ülkemiz tarım ve hayvancılıkta kaliteli üretim yaparak katma değer sağlayacak. İthalatçı değil ihracatçı bir pozisyonda dünya ’da önemli bir sırada yerimizi almış olacağız.
Bugün üreticimiz girdilerin altında ezilmeye devam ediyor. Artık üretmenin değil yok olmanın kaygısını çekiyor. Elindekileri bir bir kaybediyor. Üretici birden de pes etmiyor çünkü ülkesini, milletini, bayrağını seviyor. Üreticimiz, yetiştiricimiz yok olmadan acilen önlemler alınmalı Çünkü bizim başka Türkiye’miz yok.
Muhammet OLUKLU
Anadolu İzlenimleri Genel Yayın Yönetmeni
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

İnsan Sağlığı için Hayvan Sağlığı

Hayvan sağlığı meselesi onlarca yıldır ülkemizi meşgul etmektedir. Bugün içinde bulunduğumuz hastalıklarla karşı karşıya kalıyorsak hayvan sağlığına verdiğimiz değerle orantılıdır.
 Aynı insan sağlığında olduğu gibi ülkemiz hayvan sağlığında asgari beş yıllık bir program ve vizyon ortaya koyup takip edilmelidir. Nasıl kuş gribindeki ve domuz gribindeki uygulama dünyaca takdirle karşılanan uygulama olmuşsa aynı şekilde büyükbaş ve küçükbaş ( sığırcılık ve koyunculuk)ta da bir seferberlik başlatılarak özellikle hayvandan insana geçen zoonoz hastalıklarla (şap brucella tüberküloz şarbon vb ) etkin bir mücadele programı yürütülmelidir.
Bilindiği üzere bakanlığımızın verimli ve etkili çalışması ile Trakya bölgemiz sığırcılıkta aşılı ari statüsüne ulaşmıştır. (OIE) standartlarına göre şimdi hedef aşısız arilik olmalıdır.
Trakya bölgemizden sonra hızlı bir şekilde Marmara ve ege bölgelerimizi de aşısız ari statüye ulaştırmak zorundayız.
Başka çaremiz yok
Siyasetçiler ve bakanlığımız ikna edilerek hayvan hareketleri sığır ve koyun keçide kontrol altına alınmalı. Trakya ege Marmara bölgelerine canlı hayvan girişi sıkı bir kontrol altına alınmalıdır.
Yapılacak 5 yıllık proje ile bu bölgeler taranacak veteriner hekimler ise sürekli işletmeleri ziyaret etmelidir.
Hekimleri masa başı idari ve teknik işlerle fazla uğraştırmadan eğiterek sürekli sahada işletmelerde tutmak zorundayız.
Bu proje ile hayvan sağlığı seferberliği başlatılmalı sadece kamu değil borsalar ticaret odaları tarımsal sivil toplum örgütleri kooperatif ve birliklerde işin içinde olmalıdır.
Yeter ’ki hayvan hareketleri kontrol edilsin
1-2 yıl içinde proje uygulanan bölgelerde farkı göreceğiz daha sağlıklı ve kaliteli sığır ve koyunlarımız olacak ve güvenle et yiyeceğiz.
Aksi halde koruyucu hekimlik hijyen ve aşı uygulamalarını yapmazsak daha onlarca yıl bu konuları tartışacağız ve ülke ve çiftçi olarak kaybetmeye devam edeceğiz.
Unutulmamalıdır ki hayvan sağlığı konusu insan sağlığı konusudur.
Tüketicimizi sağlıklı et ve sütle buluşturmak hepimizin görevidir.
Proteinle beslenmeyen toplumların gelecekleri çok parlak olmayacağı bir gerçektir.
Ülkemizin tamamını hayvan hastalıklarından ari yapmak jeopolitik konumu gereği zordur. Zira doğu ve güney komşularımızda bu konuda yeterli çalışma yoktur.
Mecburen bölgesel çalışmak zorundayız. Batı bölgelerimizde daha kontrollü proje uygulayabiliriz.
Bilahare orta ve doğu bölgelerimize projeyi yaygınlaştırabiliriz. Eğer bunları gerçekleştirirsek hayvandan insana geçen zoonoz hastalıklarla (şap brucella tüberküloz şarbon vb ) hastalıkları konuşmamış olacağız. Ülke hayvancılığı ise daha sağlam ve emin adımlarla gelişerek yerli ve milli bir duruşla gelişerek büyüyecektir. Bunlar yapılırsa ithalatçı değil ihracatçı bir ülke durumuna geliriz.
Muhammet OLUKLU
Anadolu İzlenimleri Genel Yayın Yönetmeni
 
 

Hayvancılığın Sahibi Kim?

Hayvancılık sektörü can çekişmeye devam ediyor.
 Sektöre bir dokunsan bin ah işitiyoruz. Her geçen gün tarım sektörün ’de gün günü aratmaya devam ederken; geçtiğimiz günlerde çiğ sütün referans fiyatı için bakanlık binasında toplanan (USK) Ulusal Süt Konseyinde soğutulmuş çiğ süt için ortak bir karar alınarak sütün litre fiyatı 1 lira 70 kuruşa çıkarıldı. Karar doğrultusunda bakanlık çiğ süte 12 kuruluşluk destek vermeye devam edecek. Aynı zamanda soğutma ve diğer giderler hariç üreticinin eline net 1,70 kuruş geçecekti. Bu süt fiyatı 1 Ağustos 2018 tarihinden itibaren geçerli sayılmıştı. Gel gelelim toplantı yapıldı. Karara tam bağlandı. Derken USK’nın web sitesi üzerinden yapılan bir açıklamada “15.08.2018 – 31.12.2018 dönemine ait %3.6 yağ ve %3.2 proteinli soğutulmuş çiğ sütün bir önceki dönemde 1.53 TL/Litre olan tavsiye fiyatı, Merkez Bankası’nın uyarısıyla 15 Ağustos 2018’den geçerli olacak şekilde 1.70 TL/Litreye yükseltilmiştir.” Denildi. Bu açıklamaya baktığımızda Merkez bankası uyarısından bahsedilmiş, Merkez Bankası süt fiyatına müdahale etmiş gibi görünüyor. Ancak görünmeyen bir şey var ki bir ülkenin olmazsa olmazı hayvancılık sektöründen bahsediyoruz.  Damızlık kesimine ülke genelinde bir başlandığında anaları tekrar yetiştiririm yerine koyayım demek ülke hayvancığının 5 yıl kaybetmesi en az 10 yılda geriye gitmesi demektir. Hayvancılık sektöründeki kötü bir bilanço arkasından et, süt, tereyağı, peynir gibi önemli ve her gün ihtiyaç duyduğumuz birçok şeyi etkilemiş olacak. Hayvancılık sektörü sadece biz tüketicileri değil dolaylı yoldan birçok kesimi etkileyecektir.  Bu yüzden üreticinin, yetiştiricinin eti ve sütü ile oynamayalım. Aksine yerli ve milli üreticiyi içerde destekleyim. Biz Kazanalım. Ülkemiz kazansın. Geleceğimize umutla bakalım.
Türkiye artık ithalatların değil ihracat üstü bir ülke olsun. Bizlerde yazılarımızda haberlerimizde şu ithalat bu ithalat yapıldı. Demeyelim. Aksine şu ihracat yapıldı. Bu ihracat yapıldı. Diyelim. Her dönem aynı senaryolar yazılıyor çiziliyor. Et düşüyor Süt çıkıyor. Süt çıkıyor Et düşüyor. Peki bunu kim ya da kimler yapıyor. Kim ya da kimlerin ekmeğine yağ sürüyoruz. Bırakın başkalarının ekmeğine yağ sürmeyi. Yağı illa sürmek istiyorsak milli ve yerli üretenimize sürelim. Çünkü onlar alın teri ile kazanandır. Az kazandığında şükredendir. Çok kazandığında paylaşandır. Emek verip çok çalışandır.  Bu yazıyı yazarken bile yine bir şeyler değişti. Artık o kadar değişken fiyat çıkıyor ki yazboz tahtasına döndük.  Görünün o’ki önümüzdeki günlerde sütü çok konuşup çok yazacağız.
(Muhammet oluklu'nun kaleminden)
 
 

Süt ve Besi Üreticisinin Gözü Bakan Pakdemirli'de

Girdi fiyatları artarken özellikle yem fiyatları da son 6 ayda yüzde 30 artış yapmış buna bağlı olarak karkas et fiyatları ise 28 ile 29 TL bandında ilerlerken besicinin umudu olan yaklaşan kurban bayramı öncesi karkas et fiyatları Türkiye ortalaması 26 ile 27 civarında seyrediyor. Üreticinin 1kg karkas maliyeti ise 26 TL civarındadır.

YERLİ BESİCİ KORKUYOR
Yerli besici işletmelerin sürdürülebilirliği açısından korkuyorlar. Döviz kurundaki sürekli artış besicinin kesilen hayvanların yerine işletmelere hayvan koyamayacak olması. Bu da sürdürülebilir besicilik yapılamaz hale getirecek.
SÜT FİYATLARI ÇAKILDI GİRDİ ARTTI
Besicinin yanı sıra son 6 ayda yem fiyatlarına gelen zamlardan en büyük nasibi süt üreticisi de aldı.
6 ay önce soğutulmuş süte yapılan zam, artan yem fiyatları ile birlikte eriyip giderken; diğer bir taraftan hem besiciyi hem de et ve süt yönünden herkesi yakından ilgilendiren hayvancılığın olmazsa olmazı damızlıklarında artan yem fiyatları yüzünden kesime gitmesi üreticiyi derinden yaralıyor.
ÜRETİCİNİN VE BESİCİNİN GÖZÜ BAKAN PAKDEMİRLİ’DE
Üretici ve besici ise sorunun çözülmesi açısından Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’den girişim bekliyor.  Şöyle ki besici kasaplık hayvan ithalatının azaltılmasını beklerken; süt üreticisi ise Gıda komitesi ve USK’dan (Ulusal Süt Konseyi) süt fiyatlarının artırılmasını bekliyor. Diğer bir sorun daha var ki acilen yem fiyatlarına müdahale olunması bekleniyor.
Muhammet Oluklu’nun kaleminden
 

Süt Fiyatı İçin Ne Bekleniyor?

Yetiştirici Süt’e Zam Bekliyor
Türkiye’de seçimler bitti. Millet iktidara devam dedi. Herkesin bekleyişi ise devam ediyor. Zaman ise hiç durmadan akıp gidiyor. Su da akıp yolunu buluyor. Kimisi görev bekliyor, kimisi yükselmeyi, kimileri de yeni bakanların kimlerin olacağı konusunda tahminlerde bulunmaya çalışıyor.
Çiftçi, üretici ve yetiştirici ise üretebilmenin ötesinde birde zararlarından nasıl kurtulabilirim?  muhasebesi yapıyor.
Bildiğiniz gibi Ulusal Süt Konseyi 6 ay önce toplandı. Tarihinde ilk defa soğutulmuş süte 1,53 kuruş fiyat verildi. Bu fiyat yetiştiricinin yüzünü güldürdü. Gel gelelim 6 ay ne çok uzun nede çok kısa. 6 aylık bu zaman diliminde bir çok şeye de zam geldi. Yetiştiricinin en büyük girdisi olan yemin çuvalı 70TL oldu. Zaman akıp gitti. USK nın süt fiyatını belirleme vakti geldi. Geldi gelmesine ’de Ne komisyon üyelerinden nede yetiştirici temsilcilerinden ne ses var nede seda. Belliki herkes kendi sorunları ile meşgul. Ama üretici süte zam bekliyor. Girdilerin iki kat arttığı bu günlerde eli nasırlı üretici, yetiştiriciler çiğ süte zam bekliyor. Toplum olarak rehaveti bir kenarı bırakıp sorunlarımıza eğilmemiz gerek.  
Son yapılan değişikliğe göre Ulusal Süt Konseyi sütte fiyat artımı yapabilmesi için Gıda Komitesinden uygun görüş almak zorunda. Eğer bu uygun görüşü alamaması durumunda soğutulmuş süte zam yok demek. Bu durumda hızlı bir şekilde vakit kaybetmeden süte zam konusunu Üretici Birliklerinin temsilcileri gündeme getirmeli. Aynı zamanda süt ile ilgili yürütülen kampanyaları hızlandırmalıdırlar. 
Aksi durumda kapanmayan yaralar tarımda, hayvancılıkta büyüyerek devam edecektir.
Muhammet OLUKLU
 
 
 
 

Bakanlık ve Birliklerde İstihdam edilen İşci'ye Merkezi Bütçe Elverirse Kadro

Çalışma Bakanı Jülide Sarıeroğlu, taşeron düzenlemesi ile ilgili TBMM’de Genel Yayın Koordinatörümüz Muhammet Oluklu’nun sorusunu yanıtladı. Bakan SARIEROĞLU
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ilgili kuruluşları ve birliklerde çalışıp küpeleme faaliyetleri yapan personele yönelik sorusu üzerine ise" Merkezi yönetim kapsamındaki genel bütçe ile düzenlenen tüm taşerondaki işçi kardeşlerimizi, hiçbir şart olmadan 657 sayılı devlet memurları kanunumuzun 4D şeklindeki kadrolu işçi statüsüne geçişlerini en kısa sürede gerçekleştireceğiz." diye cevap verdi. ve ekledi Tabi "Merkezi bütçe elverdiği çerçevede gerçekleştireceğiz."dedi.
Diğer taraftan belediye ve il özel idarelerimizde çalışan kardeşlerimiz var. Onların da istihdamlarını sağlayacağız.

Geçici mevsimlik işçilerimiz de üçüncü aşamada.

Onlar için büyük bir müjde şeklindeydi. 5 ay 29 gün çalışıyor bu işçilerimiz. 
Şeker fabrikalarında, ÇAYKUR'da, ormanlarda, yangın ile ilgili faaliyetlerle çalışanlar vardı. 4 ay daha çalışma sürelerini getirdik.
En son aşamamızda da kamu görevlileri toplu sözleşme sürelerinde çok gündem maddemizdi. Kasım ayının son haftasında kurul yaptık. İstişare etmiştik. 4C'de çalışanlar toplam 24 bin kişilik grubumuzun talepleri 4B'ye geçmekti. İstihdamları sağlanacak.
Özel statülü mü olacaklar? Ayrı bir kanunla mı düzenlenecek? Belli bir yaş kriteri olacak mı? Bunların hiçbirini koymadık.
Mevcutta çalışan herkes gerekli şartlarda istihdamları sağlanacak. Yaş, eğitim kriteri yok. Emekli maaşı alanların kadroya geçme şansı yok. Emekli maaşı alıp taşeronda çalışanlar sadece alınamıyor. Emekliliklerine 1 yıl dahi kalsa kadroya geçişleri sağlanacak.
Askerde ve doğum izninde olan, değişiklik öncesi sözleşmesi feshedilenler için hassasiyet gösterdim.
Düzenlememizi yaparken bunu vurgulayan bir düzenleme gerçekleştirdik. Doğum iznine ayrılmıştır, raporlu, askerde olanlar ile ilgili de kapsamımız içindeler. Dönüş sonrası kadrolu çalışmalarını sürdürecekler.
Kamuya bağlı kurulan taşeron çalışanların özlük ve çalışma hakları da tam kadrolu işçi olan bu grubumuz kamuda 450 bin kişiyi kadroya geçiriyoruz. Önemli bir iş yapıyoruz. Bu anlamda devri yapılacağı zaman çalışma barışı için bir sıkıntı yaşamak istemiyoruz. Her alanda çalışıyorlar. Vatandaşa sunulan hizmette herhangi bir aksama yaşanmasın arzumuz oldu. Herkesin mevcut şartları ile geçiriyoruz. Aynı maaş ile geçiriyoruz ama 52 günlük bir tediyemiz olacak. 52 günlük ek bir gelir seviyesi olacak.
En son çalıştıkları kıdemleri esas alarak geçişleri sağlayacağız ve tüm haklar korunacak.dedi.
 
 
 
 

2018 Yılı Büyümelerin Tabana Yansıması Olsun

 2017 yılına acısı ve  tatlısıyla veda ediyoruz. Veda ediyoruz etmesinede 2017 yılı üretici ve yetiştirici noktasında zor bir yıl olarak geçti. Aynı geminin içerisinde olduğumuz için bu zor günleri hep birlikte içimizde hissettik. Bir yılı daha geride bırakırken geçmişten ders alıp geleceğe sağlam adımlarla birlikte yürümeleyiz. 
Muhammet Oluklu'nun Kaleminden
Geçtiğimiz günlerde sizlerinde bildiği gibi TUİK büyüme rakamlarını açıklamıştı.Buna göre Tarım sektörü ise yüzde 3.3 büyüme göstermişti. Bu büyüme umuyoruzki 2018 yılında tabana yansıması olur. Geriye dönüp baktığımızda 2017 yılının kurak geçmesi bir çok üreticimizi ve yetiştiricimizi zarar etmesine hatta ithalatların önünü bir çok ürün alanında  açmasına neden oldu. Kuru fasulye, Mercimek, Nohut gibi önemli baklagillerin ithalatların önünü açarak üretimi ve üreticiyi zor durumda bıraktık.
Yetiştirci kısmına baktığımızda ise mevsimin kurak geçmesi ile birlikte bulgaristan’dan saman ithalatı gerçekleştirdik. Bugün 2017 yılında bunların hepsini geride bırakarak ömür var ise 2018 yılına hep birlikte  adım atıcağız. 2018 yılında Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı  bu sorunları bilerek yeni projeler geliştirmeye ve kendisini yenilemeye devam ediyor. Bu projelerden bir taneside yetiştirici açısından çok önem arz eden 2018 yılının buzağı yılı olmasıdır. Buzağılar çocuklarımız gibi bizim hayvancılık sektöründeki geleceğimizdir. Geleceği iyi analiz etmeden, geleceğimize sahip çıkmadan bugünlerimizi iyi öngöremeyiz. Bakanlıkta sanıyorumki  bu konuyu iyi analiz etmiş ve 2018 yılını buzağı yılı ilan etmiştir. Geçtiğimiz günlerde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı  Ahmet Eşref Fakıbaba, 2018 yılının, buzağı ölümlerinin düştüğü, hastalıkların azaldığı, yeni projelerin ortaya çıktığı, TİGEM'in çok daha faal hale geldiği bir yıl olacağını söylemişti. Çiftçi için de güzel bir yıl olmasını temenni ederek amaçlarının da bu olduğunu vurgulamıştı.
Bizlerde umuyoruz ki bu büyüme rakamları ve söylemler biran önce hayata geçerde taban yansıması sounucunda hem yetiştiricinin hemde üreticilerimizin  yüzünün gülmesini  umut ediyoruz.
 
 

Yetiştirici Zor Durumda


Hergün güzel şeyler olması için hem devlet hem millet uğraş vermeye devam ediyor. muhammet oluklu'nun kaleminden

Uğraş vermesine veriyoruzda bir tarafı düzeltirken bir diğer tarafıda geri bozuyoruz.
Gelelim yaptığımız şeylere; Ne mi yaptık? vatandaşa ucuz et yedirmek için  lop et getirdik; getirmeye de devam ediyoruz. Peki ithal et kimlere yaradı? Kimlere yaramadı?  sorularının cevaplarını gelin birlikte arıyalım. İthal et kimlere yaradı önce bu sorunun cevabını verelim.
İthal et fakir fukaranın garip gurabanın evinde bazen ayda bazen yılda bir alabildiği bazende hiç alamayanların işine yaradı. Ne dedi Bakan Fakıbaba Plan bütçe komisyonunda işte şu sözlere yer verdi. “Biz o etleri dar gelirli insanları korumak adına oraya koyuyoruz. Esasında benim hakkım yok onu tüketmeye, sizin de hakkınız yok. Esasında sizin bize teşekkür etmeniz lazım, fakir insanları etle buluşturuyoruz." diye konuşmuştu. Sanırım ilk sorunun cevabını vermiş olduk.
Gelelim ikinci sorunun cevabına; işte bu sorunun cevabı hem zordur hemde kolay. Biz de en  zor olandan başlayalım. Zor durumda kalan ilk besicilerimizdir. Besicilerimizin yani üreticilerimizin yazı olmaz, kışı olmaz, bayramı olmaz, seyranı olmaz kısacası 7/24 hayvanlarının yanındadır.Tam bir emekçidir alın terini dökmeden sofraya oturmayandır. Peki bu kadar emek veren bu üretici bir buzağıyı  tıpkı bir çocuk gibi büyütür, yetiştirir ve besi durumuna geldiğinde ise 2 yıl aradan sonra hayvanını satar. Siz 2 yıl emek verip çocuğunuz gibi baktığınız hayvanları yada besilerinizi kaça satmak isterseniz?  Devlet bizim devletimiz çok parada gözümüz yok zarar etmeyelim yeter diyor eli nasırlı üretici.
Bugün gelinen noktada yerli üretici zor durumdadır. Hayvan satışları durdu. Hayvancılık sektörü zor günlerden geçiyor. Buna bağlı olarak kasaplar ve serbes piyasada dolaylı iş yapanların hepsi zor durumda ve biran önce çözüm bekleniyor. Biz de umut ediyoruz ki mevcut üreticimize devletimizin ilgili kuruluşları el atar da bu sıkıntılardan feraha kavuşurlar.  
 

Bakan Fakıbaba; 1milyon yerli besi Hayvanına destek vereceğiz


Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba Anadolu İzlenimleri Dergisi Genel Yayın Koordinatörümüz Muhammet Oluklu’nun sorularını TBMM yanıtladı. Bakan Fakıbaba;   Yem fiyatları ve süt konusunu değerlendirirken yetiştiriciyede müjdeler verdi. Bakan Fakıbaba “Ne kadar ot o kadar et ve süt tarım böyle birşey bazen çok zarar ediyorsunuz bazen kar ediyorsunuz ama necitede biz piyasayı regüle ediyoruz.”dedi. Bakan  Fakıbaba,  küçük aile işletmelerine destek vereceklerine değinirken; aile işletmelerine yönelik desteklerin en geç 1 ocak 2018 e kadar tamamlanmış olacağını söyledi.

Sayın Bakanım yem fiyatlarına son bir kaç ayda yüzde yüz zam söz konusu bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Biz zatan dışardan yapmış olduğumuz ithalatla arpaları 770 kuruştan kapıya kadar getiriyoruz. Şuanda arpa fiyatları 930-940 kuruşa satılıyor ama bizim arpayı getirmediğimizi düşündükleri  anda bir bakıyorsunuz 1,10 kuruşa çıkmış. Biz ihtiyaç olan yerlere TMO aracılığı ile 770 kuruştan kapılarına arpa teslim ediyoruz. Bu nedir piyasayı regüle etme olayıdır. Biz bu regülasyona devam edeceğiz. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olarak ette yaptığımız regülasyonun aynısını yem bitkilerinede ihtiyaç duyuldukça  fiyatlar normale binene kadar yapmaya devam edecektir. Hiç bir kimse stokçuluğa fırsatçılığa kalkışmasın.  Bu fiyatları artıran fırsatçılardır. Hiç bir zaman stokçulara fırsatçılara meydan vermeyeceğiz.
Sayın Bakanım Kasaplar federasyonun  kasaplara yönelik Kırmızı et çağrısını nasıl değerlendirirsiniz?
Önemli olan insanların bütçelerine yönelik uygun neyi almak istiyorlarsa onu almalarıdır. Bu onların takdiridir.  Ben kasap kardeşlerimi de seviyorum. Olabilir ama biz yerliyi korumak adına kısa zamanda özelikle küçük aile işletmelerine  yönelik destek vereceğiz.
Sayın Bakanım küçük aile işletmelerine yönelik nasıl bir destek vereceksiniz?
Küçük aile işletmelerine yönelik özelikle 50 başa kadar aile işletmelerine destek vereceğiz. Bu destek en geç 1 ocak 2018 e kadar hayata geçmiş olacak. Yaklaşık olarak 1 milyon besi hayvanına destek verileceğini tahmin ediyoruz. 50 başın altındaki yetiştirici yüzde 80 oranında bu önemli bir rakam  demek ki küçük hayvan işletmelerinin hayvancılıkla  iştigal edenlerinin  yüzde 80 ini desteklemiş olacağız. Bildiğiniz gibi TBMM plan ve Bütçe komisyonunda 2018 yılına yönelik bütçemiz geçti ancak bütçede bir artışa gitmedik buna rağmen fedekarlık böyle bir şey bir yerlerden  kesip öbür yerleri yamamak.
Sayın Bakanım Organize hayvancılık ve süt ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Organize hayvancılıkla ilgili çalışmalar devam ediyor.  Ne kadar ot o kadar et ve süt. Tarım öyle bir şey bazen zarar ediyorsunuz bazen kar ediyorsunuz  ama neticede biz piyasayı regüle edecek çözümler  bulmak zorundayız. Dedi.