Haberler | Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

Türkiye Dünya'yı Doyuran Ülke Olacak

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, “Önümüzdeki 20 sene içerisinde Türkiye dünyayı doyuran ülke olacak” dedi. 
Karabük’te Tarım ve Orman Sektörü değerlendirme toplantısına katılan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, zor bir ev ödevlerinin olduğunun altını çizerek, “ 20 25 yıl içerisinde üretimimizi yüzde 50 arttıracağız. Türkiye’de yeterince yiyecek ekmek buzdolabı dolu olacak. Bunun başka çaresi yok. Bunu mutlaka yapmamız lazım. Bu savunma sanayisi kadar çok önemli” diye konuştu.
İşçi lokalinde düzenlenen toplantıda konuşan Pakdemirli, Türkiye’nin 1990’lı yıllarda koalisyon prangasının eline düştüğünü belirterek, “ 2000’li yıllarla beraber istikrarlı bir büyüme ve istikrar sayesinde bu iktidar da ciddi hizmetlerde bulundu. Türkiye’nin koalisyon üretmeyen bir sisteme ihtiyacı var. Bundan sonra da buna kavuşmuş olduk. Bununla beraber yeni dönemde millete hizmet etmemiz gerekiyor. Millete hizmet ancak bürokrasiyi azaltmakla olur. Bürokrasiyi azaltmak için bakanlıklarımızın sayısı azaldı. Her bakanlığımız ayrı bir tarafa bir yerlere çekiyordu. Tarım ve orman bakanlığı ayrı idi. Suyu ve toprağı ayrı yönetiyorduk. Suyu ve toprağı ayrı yönettiğimiz zaman bir yere baraj yapıyorduk ama sulaması yoktu. Şimdi toprağı ve suyu birlikte yöneteceğiz. Tarımı ve ormanı birlikte yöneteceğiz. Karabük için orman önemli. Orman alanlarının da tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerde kullanıyor olmamız lazım” dedi.

“Türkiye dünyayı doyuran ülke olacak”

20 yıl içerisinde Türkiye’nin dünyayı doyuran ülke olacağını da kaydeden Pakdemirli, “ Yüzde 50 daha fazla gıdaya ihtiyacımız var. Bugün ne üretiyorsak daha fazlasını üretmemiz lazım. O yüzden bu bilinçle mutlaka daha fazla gıda üretecek şekilde programlamamız lazım. Ormanlık alanlarımızı daha düzgün kullanmamız lazım. Toprağın ve tarımın siyasetinin olmaması lazım ama Türkiye’de bugün toprak ve tarım siyasete en kolay alet edilen konudur. Muhalif kanallarında çoğunda her gün tarımı yerin dibine vuruyorlar. Aslında Türkiye’nin durumu böyle değil. Çok entelektüel dediğimiz eski bakanlık yapmış insanlar bile bana telefon edip sen kafana takma, ‘Türkiye saman ithal etmiş’ diyorlar. Yani bize diyorlar ki, Türkiye’yi samana muhtaç ediyorsunuz. Rakamlara bakıyorum, Türkiye’nin saman ithalatı 150 bin dolar veya 9 bin ton. Türkiye’nin kaba yem ihtiyacı 66 milyon ton. Bu kadar ucuz siyaset ile üstümüze geliyorlar. Tabi ki bulunduğumuz yeri beğenmeyeceğiz. Daha iyiye doğru gitmemiz lazım. Daha iyiye gitmeden önce de bulunduğumuz yerle ilgili fotoğrafını da çekmek lazım. Türkiye tarımsal hasıla da birinci sırada dünyada 7. sıradayız. Toprak kaynağı olarak 17 sırada olmamıza rağmen dünyada biz 7. sırayı yakalamışız. Türkiye kendine şöyle bir hedef koydu, her alanda ilk 10’a girmek. Biz Tarım alanında ilk 10’a hatta ilk 7’ye girmişiz. Küçük baş hayvan varlığında Türkiye Avrupa’da birinci sırada. Süt sığırcılığında Avrupa’da birinci, büyükbaş hayvan varlığında Fransa’dan sonra ikinci sıradayız. Bütün bu rakamlar baktığımızda fevkalade iyi. Tavuk ihracatında 400 milyon dolar, balık ihracatında 1 milyon dolar civarında ihracatımız var. Et noktasında henüz ihracatımız yok. İnşallah 2022 yılı itibari ile et ihracatı yapan ülke haline mutlaka geleceğiz. Su ürünleri üreticiliği noktasında ülkemiz dünyada en hızla büyüyen ilk üç ülke haline gelirken, Avrupa’da yedinci sıradan ikinci sıraya yükseldik. 2017 yılında 276 bin ton, 2018’de 315 bin ton su ürünleri üretimimiz var” diye konuştu.

“Zor bir ev ödevimiz var”

Yerli tohum konusunun Türkiye’de çok konuşulan ve eleştirilen bir konu olduğunu da dile getiren Bakan Pakdemirli, “2002’de 150 bin yerli tohumumuz varken, bugün üretimimiz 1 milyon 50 bine gelmiş. 150 tane üretici varken 850 üreticiye ulaşmışız. Zor bir ev ödevimiz var. 20 25 yıl içerisinde üretimimizi yüzde 50 arttıracağız. Türkiye’de yeterince yiyecek ekmek buzdolabı dolu olacak. Bunun başka çaresi yok. Bunu mutlaka yapmamız lazım. Bu savunma sanayisi kadar çok önemli” ifadesinde bulundu.

Pakdemirli, ayrıca tanzim satış noktalarının ihtiyaç olmadığı takdirde kaldıracaklarını, eğer ihtiyaç süreklilik gerektirirse sürekli hale getirmenin yollarını arayacaklarını belirtti.
Darbe dönemlerini de anımsatan Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, “Millet olarak her şeyi çabuk unutuyoruz. Bizde darbe oluyor ertesi gün hayat normale dönüyor. Başka bir ülkede veya batılı ülkede böyle bir şey olmaz. Bunun iyi tarafları var hayat akıyor, kötü tarafları da var çabuk unutuyoruz. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu istikrarsızlıkla ilgili tehditleri hep birlikte düşünsek AK Parti’nin oy oranı 100’de yüze çıkar. Herkesin gönlünde bir parti olabilir. Bugün itibari ile Türkiye’nin sistematik olarak istikrarsızlaştırıldığı ile ilgili tespiti var. Bu tespitte hem fikiriz. Koalisyonlarda Türkiye paramparça, ülkeye hizmet gitmemiş. Türkiye’de hakikaten zamanla bir yarışımız var. Türkiye olarak biz Osmanlı döneminde endüstri devrimini kaçırmışız. Bizim Avrupa’yı muasır medeniyetleri yakalamamız lazım. Bunu yakalamak için başkaları bir çalışırken bizim iki çalışmamız lazım. Bizim ayağımızın taşa asla takılmaması lazım ve bunun içinde siyasi istikrar lazım. Allah’a şükür koalisyon çıkarmayan bir sistem geldi. 2023’e kadar AK Parti’nin devam etmesi lazım. Ondan sonra kimi beğeniyorsanız verin. Hangi parti gelip size benim projem var, ben daha iyiyim diyorsa oyunuzu ona verin. Bu demokrasi. Ama AK Parti’nin 2023’e kadar devam etmesi lazım. Bu seçimde AK Parti’nin oylarında olacak düşüş, muhalefet şöyle yapacak, ‘Başımızda boza pişirecek.’ Diyecekler ki, 2023’e kadar sen gitme seçime gidelim. Türkiye’nin seçime ihtiyacı yok. 16 yılda iktidarda olduğu halde 13 kez seçime gitmiş. Onun için bu seçimi çok önemsiyoruz. Bu aynı zamanda yerelde AK Parti’yi seçmeniz, aynı zamanda AK Parti’nin tasdiki ve devamı için vatandaşın desteğinin bir göstergesi olacak” diye konuştu. 
 

Umutla Beklediğimiz 2019 İlk Ayı

2018 yılında Ülke olarak zor günler geçirdik. 2018 yılında 2019 yılından güzel dilek ve temennilerle beklentilerimiz, dualarımız da bu yönde oldu. Ülkemizin doğusunda tabiri caizse kar, kış, kıyamet derken batısında ise sağanak yağışlarla birlikte sel baskınları sonucunda ekili tarım arazileri seralar ve tarımdan elde ettiğimiz birçok ürünler sular altında kaldı.
Türkiye’nin örtü altı üretim üssü olan illerden Adana, Hatay ve Mersini sular seller basarak yetiştirilen tarımsal ürünler sularla birlikte yok oldu. Bir diğer taraftan örtü altı üretim üssü olan Antalya’da ise domates, patlıcan, kabak ve salatalık fiyatlarının yanında yeşillik olarak tabir edilen, roka, dereotu, maydanoz, yeşil soğanın fiyatları da ciddi şekilde yükseldi. Özellikle hale erken saatlerde, az miktarda gelen yeşil soğan yok satıyor. Kilosu 15 liraya kadar alıcı bulan yeşil soğanı üretici yetiştiremiyor. Örtü altı yetiştiriciler yeşil soğanın üretiminin zahmetli olması nedeniyle seraların sadece kenarlarına az ekildiğine dikkat çekiyorlar. Adana, Hatay, Tarsus ve Mersin’de bazı yeşillik ekili tarım alanlarının selden zarar görmesi nedeniyle Antalya’da az miktarda yetiştirilen yeşillikler ise değer kazandı.
Sonuç olarak hem üretici hem de tüketici 2019 yılına iyi başlamadı. Henüz 2019 yılının ilk ayındayız. Bizleri önümüzde bekleyen koskoca bir On Bir ay var. Hem üreticilerimiz hem de Tarım ve Hayvancılık sektörümüzün bütün paydaşları 2019 yılından umutla güzel şeyler bekliyor. Temennimiz şudur ki Tarım ve Hayvancılık sektörü bu sıkıntılı günleri atlatarak huzur ve refaha kavuşmasıdır.
 
 

HİSARCIKLIOĞLU: Tarım Ülkemizde Döviz Kazandırıcı Sektördür

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, ‘Kelkit Havzası'nda Küçükbaş Hayvancılığı ve Kooperatifçiliği Geliştirme Çalıştayı'na katıldı. Hisarcıklıoğlu, çalıştayın tarım ve hayvancılığa bölgede ivme kazandıracak fevkalade önemli bir adım olduğunu belirterek, bölgenin kalkınması ve zenginleşmesinin yolunun tarım ve hayvancılıktan geçtiğine işaret etti.

Başkan Hisarcıklıoğlu Şunları kaydetti. "Bugün tedbir almazsak şimdi ucuz diye ithal etmeye kalkarsak boğazımızdan dışa bağlı hale geliriz.
Ülke olarak baktığımızda tarımsal milli gelirde geldiğimiz durum da Avrupa'da birinciyiz. Dünyada 8'inci sıradayız. Tarım ülkemizde net döviz kazandırıcı sektördür. Tarım ve hayvancılık sektörümüz aynen sanayi sektörü gibi küresel rekabete hazırlamalıyız. Sıkıntımız bu. Küresel rekabete tarım ve hayvancılığı hazırlamamız lazım. Bunun için yeni politikalara ihtiyaç var. Zira tarım ve hayvancılık başka sektörlere benzemez. Eğer bugün tedbir almazsak şimdi ucuz diye ithal etmeye kalkarsak boğazımızdan dışa bağlı hale geliriz. Gıda güvenliğimiz de baktığımız zaman tehlikeli hale gelir” dedi.

Birlikte rahmet ve bereket, ayrılıkta azap vardır

Tarım ve hayvancılığı geliştiren, üretimi artıran bir diğer alanın da kooperatifçilik olduğuna değinen Hisarcıklıoğlu, “Kooperatifçilik için bizim kültürümüzde çok güzel bir söz var. Birlikte rahmet ve bereket, ayrılıkta azap vardır. Kooperatifçilik bir araya gelmektir. Eğer çok üretemezsen, çok satamazsan söz sahibi olamazsın. Bireysel olarak hepimiz kırılganız ama kooperatif olarak bir araya geldiğimiz zaman dayanışma ile, ortaklık kültürü ile ileriye gidebilme şansımız var. Koperatfiçilik güçleri bir araya getirebilmektir. Ama küçük olsun benim olsun anlayışı bugün ki dünyada bitti. Ben paylaşmam dedin mi kaybediyorsun. Kooperatifçilik te aynı zamanda tarım ve hayvancılık sektörümüzü geleceği” ifadelerini kullandı.

Üretebilsek satabileceğimiz müthiş bir pazar var

Dünyanın önümüzdeki dönemde tarım ve hayvancılığı göz ardı edebilmesinin mümkün olmadığına vurgu yapan Hisarcıklıoğlu, “Dünyada hızla orta sınıf yükseliyor. Orta sınıf daha çok tüketiyor ve daha çok harcıyor. Her yıl 2 Türkiye büyüklüğündeki nüfus orta sınıfa ekleniyor. Yani her yıl 160 milyon kişi orta sınıfa ilave geliyor. Çevre coğrafyamızda, Türkiye'nin etrafında yaklaşık 2 milyarlık bir nüfus var. Bu 2 milyarlık nüfus yaklaşık 500 milyar dolarlık tarım, gıda ve hayvancılık ürünleri ithal ediyor. Yani çevremizde müthiş bir pazar var. Üretebilsek satabileceğimiz müthiş bir pazar var. Tarım ve hayvancılıkta bütün dünyadaki fiyat artışları diğer ürünlerin fiyat artışından hep üstte. Neden? Nüfus artıyor. Gelir artıyor ve tüketim artıyor. Önümüzdeki dönemde tarım ve hayvancılık yapanlar hep kazanacaklar. Önemini hiçbir zaman yitirmeyecek. Yaşadıkça hepimiz tüketmek zorundayız ve tüm dünyayı doyurmakta bizim elimizde” diye konuştu.


 

Tarım ve Hayvancılık'ta Sektöre Nasıl Sahip Çıkılmalı

Döviz kurunun artması ile birlikte tarım sektöründe büyük yaralar açılmaya devam ediyor. Üretici ve yetiştirici gözünden baktığımızda ise kimi hayvanına bakamıyor. Kimi ise işletmesine hayvan koyamıyor. Ülke olarak zor günlerden geçiyoruz. Döviz kuru birçok sektöre baskı yapmaya devam ediyor. Yem fiyatları aldı başını gitti. Daha öncede ifade etmiştim. Başka ülkemiz yok. Başka gidecek bir yerimiz yok diye.
Gel gelelim bugün yem fiyatlarını uçuranlar yarın bilmelidirler ki yem satacak ne üretici nede yetiştirici bulabilecekler. Anadolu’da hızlı bir şekilde damızlıklar kesilmeye başlandı. Bir anayı kesmek yerine 5 yıl koyamamak demek. Üretememek demek. Yetiştiricinin olmaması demek.
Daha başka şeylerde demek gerekirse ithalat demek. Ardı ardına bakmadan yerli sermayenin dışa aktarılması demek. Üretemeyen bir ülkenin gelişememesi demek. Peki, bunları neden görmezden geliyoruz.
Süt yemi fiyatlarının son 1,5 yılda yüzde 45, diğer girdilerin ortalama yüzde 30 arttığı bir ülkede alın teri ile evine ekmeğini götürebilmenin ötesinde üretebilmenin derdine düşmüş yerli ve milli üreticimiz nasıl üretecek? Çiğ süt fiyatının yüzde 9 arttığı bir ülkede üretici nasıl hayvanını besleyecek?
Süt/yem paritesinin yetiştiricilerin beklentilerini karşılamadığı bir ortamda nasıl yerli bir üretim olacak?  İşte tüm bu soruların cevabı yerli ve milli olan üreticiye sahip çıkmaktır.
 
Sektöre Nasıl Sahip Çıkılır?
 
Piyasada öncelikle bir denetleme kurumu oluşturulmalı.
Et ve Süt Kurumu yetiştiricinin sigortası olacak
Dişi kesimin önüne geçilmeli
Ekilmeyen bütün araziler ekilecek. Ekmeyenin elinden alıp ekene tahsis edecek.
Bölgelere göre planlama yapılacak
 Sektör uzun vadeli politikalarla yönetilmeli. Minimum 5 yıllık bir plan yapılmalı
Islah çalışmalarına yeniden başlanmalı etçi ve sütçü ırklara sahip çıkılmalı
Küçükbaş süt kuzu kesiminden vaz geçilmeli ve engellenmeli.
Genç Çiftçi projesinde minimum 20 baş hayvan verilmeli.
İthalat durdurulmalı yerli desteklenmeli
Enflasyon oranında süt fiyatı belirlenmeli
Mera hayvancılığı canlandırılmalı
Köye dönüş ile ilgili özendirici projeler yapılmalı
 
Bu bahsettiğimiz hususlar biran önce faaliyete geçerse yerli ve milli kavramlarına o zaman sahip çıkmış oluruz. Ülkemiz tarım ve hayvancılıkta kaliteli üretim yaparak katma değer sağlayacak. İthalatçı değil ihracatçı bir pozisyonda dünya ’da önemli bir sırada yerimizi almış olacağız.
Bugün üreticimiz girdilerin altında ezilmeye devam ediyor. Artık üretmenin değil yok olmanın kaygısını çekiyor. Elindekileri bir bir kaybediyor. Üretici birden de pes etmiyor çünkü ülkesini, milletini, bayrağını seviyor. Üreticimiz, yetiştiricimiz yok olmadan acilen önlemler alınmalı Çünkü bizim başka Türkiye’miz yok.
Muhammet OLUKLU
Anadolu İzlenimleri Genel Yayın Yönetmeni