Haberler | Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

Haberler

TÜRKİYEDE TARIMSAL ÖRGÜTLENME VE KOOPERATİFÇİLİK

Tarımsal faaliyetlerde teknoloji kullanımının artması, teknik bilginin büyük işletmelerde uygulama imkânı bulması, tarımsal nüfusun önemli bir çoğunluğunu oluşturan küçük tarım işletmelerinin/küçük üreticilerin giderek üretimde kalmasını zorlaştırmaktadır. Büyük işletmeler, daha ziyade gelişmiş ülkelerdeki teknik tarımla ve büyük üretim gücüne sahip üreticilerle rekabet etmekte zora girerken, küçük üreticiler veya işletmeler ise hem iç piyasada var olabilme, hem de büyük işletmelerle rekabet etme gibi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu durumda üretici açısından ortaya çıkan en önemli ihtiyaç örgütlenme ihtiyacı olmaktadır.
            Kırsal kesimde yaşayan üreticilerimizin ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çeşitli yasaları dayanak almak suretiyle, değişik çiftçi organizasyonları oluşturarak örgütlendikleri bilinmektedir. Tarımsal Kalkınma kooperatifleri, Pancar Ekicileri Kooperatifleri, Tarımsal Üretici Birlikleri, Damızlık Birlikleri, Tohum Birlikleri, Tarım Kredi Kooperatifleri, Sulama Birlikleri, Tarım Satış Kooperatifleri, Ziraat Odaları vb. Örgütlenme yapısını incelediğimizde faaliyet konularında ve etki alanlarında çakışmalar görülmektedir. Bu yapılanma şekliyle belki bir zenginlik gibi düşünülse de çoğu zaman aynı faaliyette bulunan örgütler arasında ciddi sürtüşmelere neden olmaktadır. Türkiye’deki tarımsal örgütlenme yapısının yeniden masaya yatırılarak yetki ve sorumlulukların yeniden belirlenmesi ve bunun devamında da güçlü bir yapılaşma ile daha fonksiyonel bir hale getirilmesi gerekmektedir.
 
            Amaç:
 
          Örgütlenmenin amacı; Tarımda verimliliği yükseltmek ve üretimden tüketim aşamasına kadar tarımsal ürünlerin değerlendirilmesi suretiyle üreticinin gelirini ve pazardaki konumunu yükseltmektir.
Bu nedenle, tarımda üretici örgütlerinin; Üreticilerin çıkarlarını koruma, Yenilik ve gelişmeleri izleme ve yaymada her türlü bilgi alışverişini sağlama, Politik baskı grubu oluşturma, Demokratik karar alma sürecini hızlandırma, Verimlilik ve kalitenin arttırılması için gereken girdileri ve teknolojileri sağlama, Kırsal alanın ekonomi içindeki etkinliğini arttırma, Tarım üreticisinin gelir ve yaşam düzeyini yükseltmek gibi amaçları vardır.
Tarımsal üretimi arttırmanın, kaliteli ürün elde etmenin ve tarım ile             uğraşanların yaşam düzeylerini yükseltmenin en önemli yollarından biri, üreticilerin etkili bir biçimde örgütlenmesidir. Gelişmiş ülkeler incelendiğinde, tarımın gelişip sanayileştiği ve üreticilerin de örgütlendiği görülür. Çünkü tarım politikalarını oluşturmak, uygulama koşullarını belirlemek ve böylece politik mekanizmaları etkileyebilmek, pazarda etkin olabilmek, çağdaş üretim yöntemlerini kullanıp verimliliği arttırarak kırsal alan kalkınmasını gerçekleştirmek, ancak örgütsel güçle yani örgütlü üreticilerle olmaktadır.
Üreticinin örgütlenmesi ve pazarda etkin bir konuma gelebilmesinde en önemli araç tüm gelişmiş ekonomilerde olduğu gibi kooperatiflerdir. Türkiye gibi, işletmeleri küçük olan ülkelerde üreticiler ancak, kooperatifler aracılığıyla modern ve ekonomik ölçekli tarım yapabilirler. Türkiye'de sayısal olarak 4-5 milyon ortağı bulunan tarımsal kooperatifler çeşitli alanlarda faaliyet göstermesine rağmen, batı ülkelerinde olduğu gibi etkili değildirler. Çünkü; Almanya, Danimarka, İsveç, Hollanda, Finlandiya gibi ülkelerde tarımsal kooperatiflerin pazarlamadaki payı %50 ila %100 arasındadır. Bizde ise %1 ila %10 arasındadır.
Kooperatif Projelerinin Desteklenmesi:
Günümüzde tüm dünyayı etkileyen finansal kriz ve gıda krizi koşulları kooperatifçiliği daha önemli ve öncelikli hale getirmiştir. Ekonomik durgunluğun devam etmesi nedeniyle işsizlik oranları gelişmiş ülkelerde dahi ciddi oranlara tırmanmaktadır. Günümüzde Türkiye’de en önemli sorun olan işsizliğin azaltılması köyden kente olan göçün önlenmesi ile yakından ilişkilidir. Bu göçün engellenmesinde kırsal kesimin kalkınmasını sağlayacak tarımsal kooperatiflerin varlığı ve gelişimi belirleyicidir.
            Bu kapsamda; başta ülkemizde kırsal refahın sağlanmasında örgütlü yapılanmanın temelini oluşturan tarımsal amaçlı kooperatiflerin idari, teknik ve mali kapasitelerinin geliştirilmesi desteklenmelidir.
             AB ülkelerinde özellikle tarımda kooperatifçilik çok büyük bir ağırlığa sahiptir. Kooperatiflerin payı tarımsal girdi sağlamada % 50, tarımsal ürünlerin alımı, işlenmesi ve pazarlanmasında % 60 ve dış satımda ise % 50’den fazladır. AB ülkelerinde 32 bin tarımsal kooperatif var olup, bunların ortak sayısı 12 milyondur. Tarım kooperatiflerinin AB ülkelerinde yıllık iş hacmi yaklaşık 200 milyar Euro’ya ulaşmıştır. Toplulukta tarım kooperatiflerinin cirosunun tarımsal üretime oranı günümüzde %90’a ulaşmıştır .(İnan,2008)
Üretici örgütlerinin fonksiyonel olması, idari ve mali yönden güçlendirilmesi ve profesyonelce yönetilebilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
          Tarımsal kalkınma kooperatifleri, çok amaçlı kooperatifler olmaları ve bünyelerinde hayvancılık, seracılık, depolama, nakliye gibi önemli tarımsal faaliyetleri bulundurmaları nedeniyle çiftçi gelirini doğrudan etkileyecek olan kooperatiflerdir.     Ülkemiz süt sektöründe özellikle ihale yapılan bölgelerde üreticiler çoğunlukla ihalelerde tarımsal kalkınma kooperatifleri aracılığıyla temsil edilmektedir. Ülkemizde tarımsal kalkınma kooperatiflerinin pazar etkinlikleri son derece düşük düzeydedir. Ancak, hayvancılık, seracılık ya da yaş meyve, sebze üretimi, depolanması, ambalajlanması ve nakliyesi konusunda faaliyet gösteren ve çoğu küçük ölçekli de olsa kendi tesislerini kuran başarılı tarımsal kalkınma kooperatifleri mevcuttur. Bakanlığımız faaliyet alanında yer alan tarımsal kalkınma kooperatifleri; kırsal alanda mahalle, köy, belde ve ilçe düzeyinde kurulmakta olup, küçük ölçekli, az ortaklı ve düşük sermayeli faaliyet göstermelerinden dolayı, amaçlarına ulaşmada beklenilen düzeyde başarılı olamamaktadırlar.
1163 Sayılı Kooperatifler Kanununda 1988 yılında 3476 sayılı Kanunla önemli değişiklikler yapılmıştır. O zamanki adıyla Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca, 3476 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerin mevcut kooperatiflere yansıtılabilmesi için çalışma konuları aynı veya benzer nitelikte olan kooperatiflerin ana sözleşmelerinde birleştirme çalışmaları yapılmıştır.
           Tarımsal kalkınma kooperatifleri; tarım işletmelerini verimli hale getirmek, pazarlamayı düzenlemek, girdi, kredi vb ihtiyaçları karşılamak, kırsal sanayinin kurulmasını sağlamak gibi birden fazla amacı gerçekleştirmek için kurulmuşlardır. Ülkemizde halen faaliyet gösteren Tarımsal Kalkınma kooperatiflerinin sayıları bugün itibariyle 9.942 olup, ortak sayıları ise 2.500.000 civarındadır.
           Türkiye tarımsal kalkınma kooperatiflerini desteklemeye 1990 yılında başlamış olup, 2002’ye kadar desteklediği toplam 287 kooperatife 87 Milyon TL destek verilmiştir. Türkiye’nin tarımsal kalkınma kooperatiflerinin desteklenmesi 2003 yılından 2011 yılına kadar çok büyük oranda artmış olup, yaklaşık 2 milyar TL’yi  bulmuş, 1932 tarımsal kalkınma kooperatifi yatırım programına alınarak desteklenmiştir. 180 bin aile bu kooperatiflerde üye olmak suretiyle üretim sürecine dahil oldu. Bu projelerdeki temel amaç;  köylerde, kırsal alanda yaşayan, gerek yoksul, ama çiftçilikten ve hayvancılıktan başka yapacak işi olmayan kişilerin bir araya gelmek suretiyle bir ekonomik güce dönüştürülmesi ve bunun üzerinden hem istihdam yaratılması hem de milli ekonomiye katkı sağlanması olmuştur.
            Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerinin desteklendiği ilk yıllarda “Kooperatif Mülkiyetindeki Projeler”e destek verilmiş, ancak bu modelde üyelerin üretime iştiraki sağlanamadığından Zeytinyağı işleme, konserve, salça, süt işleme, yem fabrikası, ürün paketleme, soğuk hava deposu, gibi projelerin dışında özellikle üretim projelerinde “Ortaklar Mülkiyetindeki Projeler”in desteklenmesine geçilmiştir. Bir köy bir proje olarak değerlendirilmiş, değişik kapasitelerde hayvancılık ve bitkisel üretim projeleri geliştirilerek desteklenmiştir. Büyükbaş hayvancılıkta 100 aileye 2 baş damızlık projesi 2003 yılından sonra ihtiyaca göre 50 aileye 4 veya 6 baş damızlığa, daha sonra da 30 aileye 10 baş damızlığa çıkarılarak desteklenmiş, işletme kapasiteleri artırılmıştır. Proje uygulamasında ipotek veya teminat alınmadan tamamen güven esasıyla üyeler üçer kişilik gruplar halinde müteselsil kefaletle, Ziraat Bankasının uyguladığı zirai kredi faiz oranının dörtte biri oranında ilk yıl ödemesiz, ikinci yıl sadece faiz ödemesi toplam beş yıl vadeli borçlandırılıyordu. 2003 yılında uygulamaya konulan “Kırsal Alanda Sosyal Destek Projesi”nde ise iki yıl ödemesiz beş yıl vadeli ve faizsiz borçlandırılıyordu.
            Yatırım proğramına alınan kooperatifler önce Genel Müdürlükte görevli Kontrolörler tarafından idari, mali ve hukuki yönden denetleniyor, uygun olmayanlar uygun hale getiriliyordu. Projeye dahil olan üyeler Tarım İl Müdürlüğü elamanlarınca eğitime tabi tutuluyordu. Hayvancılık projelerinde proje kapsamında olan üyelerin mevcut ahır veya ağılları ihtiyaç varsa onarılıyor veya yenisi yapılıyor, isteyen üyeler bitişik veya toplu ahır yapabiliyor, Süt ve damızlık üretim projelerinde süt toplama ve sağım sistemi kuruluyor, Kooperatif işletme binası yapılıyor, şartnameye uygun damızlık hayvanlar temin edilerek teslim ediliyor, ayrıca projenin devamında 3 veya 4 yıl süreyle işletme sermayesi ile destekleniyordu. Genel Müdürlükçe oluşturulan veri tabanı ile her türlü takip yapılıyordu. Verilen kredilerin % 80-90 oranında geri dönüşü sağlanıyordu. Değişik nedenlerle ödeme güçlüğü çeken kooperatiflerin borçları erteleniyor veya yapılandırılıyordu. Tökezleyen düşmeden tutuluyordu.
            Bugün hayvancılıkta yaşanan damızlık sıkıntısı da bu projeler uygulanırken yaşanmıyordu. Özellikle büyükbaş hayvancılık projeleri ile 2003 yılı öncesi ülke genelinde yılda 4 bin civarında damızlık sığır dağıtılırken, 2003-2011 yıllarında yurtiçinden yıllık ortalama 28 bin baş damızlık sığır temin edilerek dağıtılmıştır. Damızlık sığır verilen kooperatifler iki yıl sonra damızlık satmaya başlıyordu.
            Sera projelerinde de bitişik veya toplu projeler teşvik edildi. Örneğin bugün muzun serada üretilmesinin temelinde kooperatif projeleri yatmaktadır. Ortaklar Mülkiyetindeki Projelerde her çiftçi kendi adına çalışır, kooperatif yönetimi uygun girdi temin eder, üretilen ürünleri uygun şartlarda toplu pazarlardı.
            2011 Yılında Tarım ve Köyişleri Bakanlığının yeniden yapılanması ile çiftçi örgütlenmesi, desteklenmesi ve eğitim-yayım hizmetlerinden sorumlu olan TEDGEM (Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü) kaldırılmış, Örgütlenme kısmı Tarım Reformu bünyesinde bir daire başkanlığına, Eğitim-yayım kısmı da Eğitim, Yayım ve Yayınlar Dairesi Başkanlığına aktarılmıştır. Bununla birlikte eskiden Kooperatifler Genel Müdürlüğünden beri devam eden kooperatif projelerinin desteklenmesi hizmetleri de iptal edilmiştir. Kooperatiflerin kredi ihtiyaçlarının Ziraat Bankasından sübvansiyonlu kredi kullanarak karşılanması öngörülmüş ancak, teminat ve ipotekteki ağır şartlar yüzünden hemen hemen hiçbir kooperatif bu kredilerden yararlanamamıştır. Bütçede “Borç verme” faslında olan ödeneğin de iptaliyle bazı projeler yarım kalmış, işletme sermayesi alamayan kooperatifler de ödeme güçlüğüne düşmüştür. Uygulanan projelere satmak için yetiştirilen damızlıkların da çoğu kesime gitmiştir.
 
            Sonuç:
Genel bazda incelediğimizde tarımsal kalkınma kooperatiflerinin sermaye, karlılık oranı açısından yetersiz olduğu görülmektedir. Kooperatiflerin çalışmalarında daha etkin ve verimli olabilmeleri için şunlar yapılmalıdır;
- Kooperatif ortak ve yöneticileri kooperatifçilik konusunda daha çok bilinçlendirilmeli ve bilgilendirilmeli, Kooperatif yöneticileri ve ortakların aralarındaki iletişimi daha etkin kılacak bir yapının kooperatifte etkin kılınması,
- Devletin kooperatifçiliği destekleyecek politikalar uygulayarak, kooperatifleşmeyi daha çekici bir hale getirmesi,
 - Kooperatiflerde çalışan personel kooperatifçilik alanı ile ilgili okullardan tercih edilmeli ve çalışan personel hizmet içi eğitime tabi tutulmalıdır,
- Kooperatifçilik Bankasının biran önce finansman sağlanabilmesi için kurulmasına ihtiyaç bulunmaktır.
Ekonomik örgütlenmenin yetersizliği, Tarımda üretim planlaması yapılamamasına, Pazarlamada sorunlara, Tüketicide fiyat ve üreticide gelir istikrarsızlığının oluşmasına neden olmaktadır. Üretim planlaması yapılmadığından üretici kendi bildiği şekilde üretim yapmakta, pazar sıkıntısı yaşamaktadır. Bu durum üreticiyi de olumsuz etkilemektedir.
Üretici birlikleri, ekonomik kuruluşlar olarak piyasaya girmeli, ürün alıp satarak piyasayı düzenlemeli, üreticiye ucuz girdi temin etmeli, soğuk hava depoları, ürün işleme ve paketleme tesisleri kurmalı, ürüne katma değer kazandırmalıdır. Kısacası üretimin yapıldığı yerlere entegre tesisler kurarak paketli ve ambalajlı, fiyatları yerinde tespit edilen ürünleri Avrupa’da olduğu gibi, fiyatları değiştirmeyecek şekilde piyasaya arz etmeleri gerekir.
Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde eskiden olduğu gibi Çiftçi Örgütlenmesinden sorumlu bir Genel Müdürlüğün kurularak, geçmişte uygulanan ve olumsuzlar olmakla birlikte çoğu başarılı örnekleri olan Ortaklar Mülkiyetinde Kooperatif Projelerine benzer projeler geliştirilerek Kooperatif ve Üretici Birlikleri Projeleri cazip şartlarda desteklenmelidir. Proje ve uygulamalarda gerekli revizyonlar yapılarak hataların asgari düzeye inmesi sağlanmalıdır.
Devlet kural koyucu, yönlendirici, destekleyici ve denetleyici olmalıdır. 

Mehmet TAŞAN
Ziraat Yüksek Mühendisi
Tarımsal Kalkınma Vakfı (TAK-VA) Genel Başkanı
TEDGEM ve TİGEM E. Genel Müdürü

 
 
 
            
                
 
           
 
 

GÜÇ BİRLİĞİ KOOPERATİFLERİ

Değerli okurlar, Bundan sonra AB Panorama başlığı altında her sayıda, sizlerle ülkemizdeki üretici örgütlenmesi ve kooperatifler ile ilgili mevcut durumu, AB’den karşılaştırmalar yaparak anlatmaya çalışacağım. Amacım kısa bilgilerle ilginizi kooperatiflere çekebilmek. Bu sayıdaki ilk yazımızda son günlerde çok tartışılan milli birlik kooperatifleri ile ilgili ortaya atılan durumu daha iyi tartışabilmeniz için sizlere AB’deki ve ülkemizdeki üretici örgütlenmesi ve kooperatifler ile ilgili genel durumu anlatacağım.

AB’de tarım alanında örgütlerin yapılanmasına baktığımızda, genellikle ürün ya da ürün grupları temelinde kurulduklarını görürüz. Bunun yanı sıra örgütlenme şekilleri ülkelerin ekonomik ve sosyal şartlarına göre ülkeden ülkeye hatta bazen aynı ülkede eyaletler arasında bile değişebilmektedir. Bu durum bazı ülkelerde ırk ve din gibi ülkeye özgü sosyolojik, kültürel ihtiyaçlara göre daha da özelleşebilmektedir. Örneğin Katolik-Protestan olmak üzere dini ya da Fransız, Alman, Felemenk, Katalan veya İskoç gibi etnik temelli oluşumlara da sıklıkla rastlanabilmektedir. Örneğin sendikalar, federasyonlar ve konfederasyonların da bulunduğu kalabalık bir yapılanmaya sahip Fransa’da tarım alanında faaliyet gösteren farklı yapılarda çok sayıda ve tipte örgüt bulunmaktadır. Bu durumun diğer Akdeniz bölgesi ülkelerinde de görüldüğü, Kuzey ülkelerinde özelikle Almanya’da ise disipline edildiği şeklinde bir genellemede bulunulabilir.

Sanırım burada hepimizin aklına gelen ilk soru, bu kadar çok örgütün bizdeki gibi bir “örgüt kirliliği”ne sebep olup olmadığıdır. Bu sorunun cevabı duruma göre değişecektir. Bir bölgede aynı alanda birden fazla örgütün üreticiye hizmet yarışında olması kötü bir şey değildir. Fakat bu örgütler birbirlerine zarar veren bir rekabete girişirlerse durum değişecektir.
AB’de sektörde birbirinin rakibi olarak görülen örgütler piyasada ortaklarının menfaati sözkonusu olduğu zaman bir araya gelmesini bilmektedir. Özellikle AB kanunları bu konuda yol göstericidir. Ama kesinlikle zorlayıcı değildir. Bir örgütün piyasada etkin olmak amacıyla üye ülke hükümetlerinden yetki devri (tanınma) hakkını alabilmesi gereklidir. Bunun için bulundukları bölgeyi temsil edebilecek büyüklüğe ve güce sahip olma şartı bulunmaktadır. Bu şart, onları AB Tanınma Hakkı Almış Üretici Örgütü (Producer Organisation-PO) olarak birleşmeye itmektedir. Örneğin İspanya’da yüzyıllık balıkçı kooperatif örgütleri olan Kofraderia’lar, Üretici Örgütü (PO) olarak birleşmiş ve piyasada güçlü hale gelmişlerdir. AB’de buna benzer bir diğer durum ise; özellikle Ortak Piyasa Düzenleri kapsamında son zamanlarda yaşanan düzenlemelerden kaynaklanmaktadır. Bu düzenler üretici örgütlerini piyasa şartlarında daha aktif rol almaya yöneltmekte dolayısıyla onları kooperatifler ile ortak olmaya ya da kooperatifleşmeye sevk etmektedir. Örneğin süt kotalarının serbest bırakılması, ürünün pazarlanabilmesinde özellikle kooperatifleri ön plana çıkartmış ve üretici örgütlerinin bu alanda yeni birliktelikler kurmasına neden olmuştur. Bir başka örnek ise; Hollanda’da balıkçılık alanındaki üretici örgütlerinden (PO) verilebilir. Bu ülkede bulunan mevcut 10 adet Balıkçılık Üretici Örgütünün (PO) 9 tanesinin adı kooperatif ile başlamaktadır. Özellikle mezat işlerinde bir müdahale gerektiğinde karşılıklı etkileşime girmekte ve ortaklarının menfaatlerini korumaktadırlar.
AB tarımında üretici örgütlerine verilen önemin giderek arttığını biliyoruz. En son yapılan büyük reform çalışmaları sonucunda 2013 yılında çıkartılan mevzuatta bu durum iyice belirgin hale gelmiştir. Artan bu önem kooperatiflere olan ilginin de artmasına neden olmuştur. Yani artık AB’de örgütleri, diğer örgütler ile birleşmeye teşvik eden ekonomik bir ortam oluşmaktadır. Burada özellikle bir kere daha belirtmek gerekirse, ekonomik şartlar karşısında güç birliği oluşturmak için yapılan bu birleşmelerde hiçbir şekilde devletlerin üretici örgütüne zorla el koyması, baskı yapması ya da çiftçiye ortaklık konusunda bir zorlaması olmamaktadır.

Peki, ülkemizde durum ne?
Ülkemizde halen 4 Bakanlığın sorumluluğunda, 13 kanuni dayanağı olan, 18 farklı türde tarımsal amaçlı örgüt bulunmaktadır. Toplam sayısı 16.000’e ulaşan bu örgütler, 10 milyondan fazla ortak/üyeye sahiptirler. Bu örgütleri ekonomik ve mesleki olarak iki grup halinde ele alabiliriz.

Çiftçinin üye olduğu, ekonomik amaçlı olmayan mesleki amaçlı üretici örgütleri içinde ülke çapında ürün bazında ilçelerde kurulan 600 bine yakın çiftçinin üye olduğu 900 üretici birliği ve yine 750’den fazla ilçede yapılanmış 5 milyon üyesi olan ziraat odaları öne çıkmaktadır. Ayrıca 500’den fazla dernek, 400’e yakın sulama birliği, 15 vakıf, tohumculuk alt birlikleri ve ürün konseyleri bu grupta yer almaktadır. AB’de devletin muhatap aldığı ekonomik amaçlı üretici örgütlerine emsal olmaları amacıyla oluşturulan üretici birliklerinin ülkemizdeki yapısının, ne AB’de, ne de Dünya’da bir benzeri yoktur ve ne yazık ki ticari faaliyet gösterememektedirler.

Tarımsal örgütler içinde ekonomik amaçlı örgütler olan kooperatiflerin elbette farklı bir yeri vardır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu kapsamında tarımsal kooperatif olarak Tarım ve Ormancılık Bakanlığı sorumluğunda 10 bine yakın, Ticaret Bakanlığı sorumluluğunda ise 500’e yakın kooperatif bulunmaktadır. Bunlara ilaveten Tarım ve Orman Bakanlığı altında 1581 sayılı kanun ile kurulan 1600’den biraz fazla Tarım Kredi Kooperatifi ve yine Ticaret Bakanlığı altında bu sefer 4572 sayılı kanun ile kurulan 300 kadar Tarım Satış Kooperatifi bulunmaktadır.
 

 
Sonuç olarak, ülkemizde; 2 ayrı Bakanlık bünyesinde, 3 farklı Kanuna göre, 8 ayrı alanda faaliyet gösteren yaklaşık 3,8 milyon çiftçinin ortağı olduğu 13 bine yakın Tarımsal Amaçlı Kooperatif bulunmaktadır.
Bu kooperatifler arasında 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu ile Tarım ve Orman Bakanlığı altında kurulan kooperatifler ele alındığında dikey yapılanmaları açısından karmaşık bir durum ortaya çıkmaktadır. Bakanlığın 1988’li yıllarda çıkardığı mevzuata göre; faaliyet konularına göre en altta Tarımsal kalkınma, Sulama, Su ürünleri ve Pancar ekicileri olmak üzere 4 grupta kurulmaya başlayan kooperatifler, kendi bölge birlikleri ve merkez birlikleri altında dikey yapılanmalarını oluşturmuşlardır. Bu kapsamda Tarım, Ormancılık, Hayvancılık, Su Ürünleri, Sulama, Pancar Ekicileri, Çay ve El Sanatları Kooperatifleri Birlikleri ile ilgili anasözleşmeleri hazırlanmış ve geçen 31 yıl içerisinde bunların ilk altısının kuruluşları yapılmıştır. Ayrıca kooperatif benzeri yapıda 81 ilde kurulan ıslah amaçlı yetiştirici birlikleri bulunmaktadır. Ekonomik amaçlı bütün bu örgütler aslında çiftçinin özel mülkleridir ve Türk Ticaret Kanuna göre birer Anonim Şirket olarak kabul edilmektedirler. Yani bunlar üzerinde genel denetim haricinde devletin hiçbir konuda müdahale hakkı bulunmamaktadır.

Çerçevesi devlet tarafından çizilmiş bu durumun bir kirlilik mi, yoksa Fransa’da olduğu gibi bir zenginlik mi olduğunu iyi irdelemek gereklidir. Devletin görevi örgütlenmenin önünü açmaktadır. Demokratik bir ülkede kanunlar ile örgütlenmeye bir sınırlama getirilmesi düşünülemez. Bu nedenle, örgüt sayısının çok olduğu bir ülkede bu fazlalığın bir zenginliğe mi, yoksa bir kirliliğe yol açtığı birbirleri ile uyumlarına ve piyasada mensuplarının menfaatlerini koruyacak tedbirler alabilmelerine yani kooperatiflerin kendilerine bağlıdır. Sonuç olarak, kooperatiflerin gerektiğinde bir araya gelebilme ya da birleşebilme bilinçleri, bunu başarabilme kabiliyetleri hem bu sorunun cevabı olacaktır, hem de ülke tarımının sorunlarının çözümü için büyük bir fırsat oluşturacaktır.
Örgütlenmede her alanda, her zaman önder olan kooperatifler bu sorunun çözümünde de yine önder olmalıdır. Çünkü kooperatiflerin birleşme alanında gösterecekleri başarı diğer örgütlere de örnek olacak hatta onları da bu güçlü yapının altına çekecektir.

Daha önceki yıllarda da gündeme gelen ve kanuni bir engeli bulunmayan birleşme konusunda kooperatiflerimiz üstlerine düşen sorumluluğu yerine getirebileceklerine inanıyorum. Almanya’da son yıllarda sıkça görülen kooperatif sayısı azalırken ortak sayısının artması durumu, ülkemizde Tarım Kredi Kooperatiflerinde de görülmektedir. Bu durumun diğer kooperatiflerde ve üst yapılanmada da zamanla kendini göstermesi gerekmektedir.

150 yıllık bir örgütlenme geçmişine sahip ülkemizde; marifet bir kooperatif kurmakta değil, gerektiğinde daha büyük birliktelikleri başarabilmektedir. Ramazanınızı kutluyor, Ülkemize ve ailenize huzur ve bereket getirmesini diliyorum.