Anadolu İzlenimleri

Türk Tarımının

Dergisi Sesi Habercisi

SON HABERLER

Türkiye Çin Halk Cumhuriyetine Süt Ürünleri İhracatı Yapabilecek

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip Çin Halk Cumhuriyeti’ne süt ihracatının kapılarının açıldığını belirterek, “Ramazan Bayramı öncesinde açıkladığımız 54 tesisimiz, Çin Halk Cumhuriyeti’ne süt ürünleri ihracatı yapabilecek”

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 1 Haziran Dünya Süt Günü’nde video konferansla süt sektörü temsilcileriyle bir araya geldi. Acil Durum Yönetim Merkezi’nde gerçekleşen programa Bakan Pakdemirli’nin yanı sıra, Ulusal Süt Konseyi Başkanı Muhittin Özder, ASÜD Başkanı Harun Çallı, Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği Genel Başkanı Tevfik Keskin ile çok sayıda sektör temsilcisi katıldı.

Dünya Süt Günü’nü kutlayarak, sektöre verdikleri destekler hakkında bilgi veren Pakdemirli, son 18 yılda, hayvancılık desteklemelerini, 4 kalemden 10 kaleme çıkarttıklarını, 38,4 milyar lira hayvancılık hibe desteği ödemesi yaptıklarını hatırlattı. Pakdemirli, “IPARD ve kırsal kalkınma yatırımları kapsamında, bugüne kadar süt sektörüne yönelik toplam 2 bin 217 projeye 2,1 milyar lira hibe desteği vererek, 4,5 milyar liralık yatırımın hayata geçirilmesini sağladık” dedi.
 
 
02.06.2020
Devamı

Deniz Patlıcanı Avcılığı Sona Erdi

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Türkiye'nin önemli ihraç kalemlerinden biri olan deniz patlıcanında av sezonunun sona erdiğini söyledi.

Bakan Pakdemirli,  deniz tabanındaki kum ve çamuru süzerek beslenen ve deniz ekosistemi için önem taşıyan deniz patlıcanında 1 Ocak'ta başlayan av sezonunun 1 Haziran'da sona erdiğini bildirdi.

Türkiye'nin temiz deniz sularında sağlıklı ve kaliteli olarak doğal yollarla yetişen deniz patlıcanın özellikle Çin mutfağında önemli bir tuttuğunu ve iç tüketimde kullanılmadığını ifade eden Pakdemirli, deniz patlıcanı avcılığının İzmir Dikili, Çeşme ve Balıkesir Ayvalık ilçeleri arasında yapıldığını belirtti.

Dış talepten dolayı kaçak avcılığın artığını dile getiren Bakan Pakdemirli, bu nedenle kota sistemi getirdiklerini ve Sahil Güvenlik Komutanlığı ve deniz polisiyle yürüttükleri etkin denetim sayesinde geçmiş yıllarda yaşanan kaçak avcılığı bitirdiklerini söyledi.

Bakan Pakdemirli, kota kapsamında 230 balıkçı gemisine toplam 2500 ton deniz patlıcanı avcılığı yapılması için izin verdiklerini ifade etti.

Av sezonun 1 Haziran'da sona erdiğini belirten Pakdemirli, avlanılan 2084 ton deniz patlıcanının fabrikalarda işlendiğini ve Çin ve Güney Kore başta üzere Uzak Doğu ülkelerine ihraç edildiğini söyledi.

Bakan Pakdemirli, Türkiye'nin yılda 30 milyon dolar değerinde deniz patlıcanı ihraç ettiğini de sözlerine ekledi.

02.06.2020
Devamı

COVID-19 ile Göz Sağlığınızı İhmal Etmeyin

Covid19 ile hem dünya hem ülkemiz mücadele etmeye devam ediyor. İnsan sağlığı için çok önemli olan aynı zamanda görme duyu organımız olan gözlerimiz, COVID-19 yani Korona ile daha da hassaslaştı. Dolayısı ile Pandemi süreci kapsamında göz sağlığına dikkat edilmesi gerektiğini bir kez de biz vurgulayalım.
 Bu kapsamda göz sağlığına yönelik Dünyagöz Keçiören Hastanesi Müdürü Nermin Toktay COVID-19 önlemleri kapsamında göz sağlığının önemine değindi.

Hastane Müdürü NerminToktay “Ülkemiz sahip olduğu güçlü sağlık sistemini ve acil durumlarda ortaya koyduğu profesyonel örgütlenme kabiliyetini Corona ile mücadelede de göstermiştir. 25 yıldır sağlık sektöründe görev almış bir profesyonel olarak; böyle güvenli bir ortamda sağlık ihtiyaçlarımızı ihmal etmemeliyiz. Göz hastaneleri Pandemi (salgın) hastanesi değildir.” dedi.

Keçiören Dünyagöz Hastanesi Müdürü Nermin Toktay korona sonrası göz ve göz sağlığının önemine değindi. Toktay şunları kaydetti.
 
"ÜLKEMİZİN SAĞLIK SİSTEMİ ÇOK GÜÇLÜ"

“Covit-19 nedeniyle tüm dünya zor bir dönemden geçiyor.  Sağlık turizminde gösterdiği başarılarla dünya gündeminde olan Türkiye’nin şimdi de Corona ile nasıl bir mücadele sergilediğini hepimiz yakından biliyoruz. Bildiğiniz üzere tüm dünya beraberinde biz de Covid-19’ dan dolayı rutinimizin dışında önlemler alarak hizmet veriyoruz. Hekimlerimiz bu dönemde daha önce tanısı konulmuş ve tedavisi düzenlenmiş bir göz hastalığınız varsa tedavinize ihmal etmeden devam etmenizi, doktorunuz ve hastanenizle irtibat içinde olmanızı öneriyorlar. Acil tedavi gerektiren rahatsızlıkların tedavisinin geciktirilmemesi tedavinin başarısı için oldukça önemlidir. Ülkemiz sahip olduğu güçlü sağlık sistemini ve acil durumlarda ortaya koyduğu profesyonel örgütlenme kabiliyetini Corona ile mücadelede de göstermiştir. 25 yıldır sağlık sektöründe görev almış bir profesyonel olarak; böyle güvenli bir ortamda sağlık ihtiyaçlarımızı ihmal etmemeliyiz. Göz hastaneleri Pandemi (salgın) hastanesi değildir. Öte yandan, Corona Virüs salgını için aldığımız üst düzey önlemler sayesinde hastalarımız güvende ve bizler de sağlıklarını korumak için her gün görevimizin başındayız...” dedi.



Keçiören Dünya göz Hastanesi Müdürü Nermin Toktay göz ve göz hastalıkları ile ilgili şunları kaydetti.

"GÖZ SAĞLIĞINIZI İHMAL ETMEYİN"

“Çarpma, batma gibi dıştan gelen etkilerle gelişen travmaya bağlı veya kimyasal göz yaralanmaları, hastalığa bağlı gelişen ani kalıcı-kısmi görme kayıpları, bekletilmeyecek tedavi ve ameliyat süreçleri gibi göz sağlığı ihtiyaçlarında hiç vakit kaybetmeden hastaneye, göz hekimine gidilmesi gerekiyor. Tedavi ihtiyacınızda ilk olarak maske ve eldivenlerinizi takıp sosyal mesafe kurallarına dikkat ederek acil durumlarda randevu almadan doğrudan hastaneye başvurabilirsiniz. Hastane olarak misafirlerimizi, enfeksiyon Komitemizin, T.C. Sağlık Bakanlığımızın ve Dünya Sağlık örgütünün COVID-19 düzenlemeleri çerçevesinde karşılamaktayız. Hastanemizin kapısından girildiği andan itibaren tüm misafirlerimizin ateşini ölçülmekte,  yeni maske ve eldiven verilmektedir.


 
"İŞİMİZ SAĞLIĞI KORUMAK VE GERİ KAZANDIRMAK"

“Bizim işimiz sağlığı korumak ve geri kazandırmak, bu uğurda gereken tüm tıbbi süreçleri tavizsiz şekilde yerine getiriyoruz. Hastanelerimizde “Foglama” adı verilen uygulama ile bütün hastanelerimizi dezenfekte ediyoruz. Ameliyathanelerimizin sterilizasyonu için uyguladığımız bu işlem ilaçlı bir solüsyonla yüksek ısıda buhar uygulaması prensibine dayanıyor. Bu sterilizasyon işlemini Covid-19 süreciyle beraber hastanemizin her köşesine gün içinde düzenli aralıklarla uygulamaya başladık.
COVID-19 dan korunmanın en önemli yolu bireysel önlemlerden başlıyor. Gelen misafirlerimizi, hastane çalışanlarımızı, doktorlarımızı virüsten korunmak için maksimum önlemlerle hijyen uygulamaları yapıyoruz. Hastanelerimizde her şey kontrol altında. Bunu sağlamak için çok çalışıyor hiçbir noktada taviz vermiyoruz ancak unutulmamalıdır ki COVID-19 dan korunmanın en etkili yolu; maske – eldiven kullanımı yaparak ve sosyal mesafeye dikkat ederek aldığımız bireysel tedbirlerimizden vaz geçmeden hem kendimize ve çevremize duyarlı hareket etmemizdir” dedi.
 
 
 
 
02.06.2020
Devamı

TVHB Başkanı Eroğlu :Süt Verimi AB Ortalamasının Yarısı Kadar

 1 Haziran Dünya Süt günü nedeni ile Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali EROĞLU süt verimine ilişkin açıklama yaptı.
Başkan Eroğlu “süt verimi AB ortalamasının yarısı kadardır.” dedi. Eroğlu yerli hayvan ırklarına da değinerek “Son yıllarda, işletmelerde yerli ırk hayvan sayısı azalırken melez ve kültür ırkı hayvan sayılarının ve işletme büyüklüklerinin artması son derece olumlu olmakla birlikte halen 1-20 baş hayvan bulunan süt işletmeleri, toplam süt işletmelerinin %90’ını oluşturmaktadır. Bu durum verimliliği önemli ölçüde azaltmaktadır.”dedi.

Başkan Eroğlu dünya süt gününde süt ve hayvan ırkları ile ilgili şunları kaydetti.
 

Dünya Süt Günü, sütün insan sağlığı ve beslenmesi açısından önemini vurgulamak ve toplumsal yaşama katkılarını hatırlatmak amacıyla, 2001 yılında BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından belirlenmiş olup 20 yıldan beri her yıl 1 Haziran’da dünya genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.
Süt; yüksek kalitede protein, yağ, kalsiyum, magnezyum, selenyum, riboflavin, B5 ve B 12 vitamini gibi maddeleri içeren sağlıklı beslenme bakımından çok değerli bir üründür.
Kaliteli, sağlıklı ve yeterli süt elde edebilmek için öncelikle sütün kaynağı olan hayvanların başta brusellozis ve tüberkülozis gibi insan sağlığını da tehdit eden hastalıklardan korunmaları, sağlıklı ve genetik açıdan verimi yüksek hayvanlar olmaları ve uygun koşullarda refah içinde bakılmaları gerekmektedir.
Bu çok değerli besin ögesini ulaşılabilir kılmak için; süt işletmelerinin küçük, orta ya da büyük fark etmeksizin desteklenmesi, süt verimi yüksek ancak ülkemiz iklimine ve bakım şartlarına da uygun ırkların ve hayvan türlerinin teşvik edilmesi, sütün toplama ve nakliyesindeki giderlerin azaltılması, süt ürünlerinin de çeşitlendirilerek coğrafi işaretlemelere ilişkin faaliyetlerin artırılması ve teşvik edilmesi gibi düzenlemelerle sektörün desteklenmesi gerekmektedir

Son yıllarda, işletmelerde yerli ırk hayvan sayısı azalırken melez ve kültür ırkı hayvan sayılarının ve işletme büyüklüklerinin artması son derece olumlu olmakla birlikte halen 1-20 baş hayvan bulunan süt işletmeleri, toplam süt işletmelerinin %90’ını oluşturmaktadır. Bu durum verimliliği önemli ölçüde azaltmaktadır.
Yine doksanlı yıllarda ülkemizde 1.351 kg olan ortalama süt verimi günümüzde yıllık yaklaşık 3.200 kg’a kadar yükselmiştir. Ancak bu değer halen AB ortalamasının neredeyse yarısı düzeyinde olup arttırılmasına yönelik çalışmalara hız verilmelidir. Zira bu konu sadece gıda arzı açısından değil çevre kirliliği ve küresel ısınma açısından da önem taşımaktadır.

Dünya genelinde süt hayvanları yılda yaklaşık 3 gigaton (1 milyar ton) karbondioksit eşdeğeri emisyon üretmektedir. Bu miktar toplam hayvancılıktan kaynaklanan emisyonun %40'ını oluşturmaktadır. Süt hayvanlarının oluşturduğu emisyonun %51 ila %67’si enterik metandır. Atmosferde 200 yıla kadar kalarak küresel ısınmaya neden olan karbondioksit ile karşılaştırıldığında metan, kısa ömürlü̈ olmasına karşın havaya salındıktan sonra karbondioksitten 84 kat daha fazla ısı tutabilmektedir.
Bu nedenle, süt hayvanlarının verimliliğini artırarak üretilmesi hedeflenen süt miktarının daha az süt hayvanı besleyerek üretilmesi iklim üzerindeki olumsuz etkilerin azaltılması açısından çok önemlidir. Bu noktada kg süt başına oluşan emisyonun azaltılması için yem kullanım verimliliği, gübre yönetimi ve sürü performansını arttırmaya yönelik çalışmalar yapılmalıdır.

Süt maliyeti üzerine en etkili faktörlerden birisi yem giderleridir. COVID-19 salgını sırasında döviz kurlarındaki kontrolsüz artış hayvancılık işletmelerinde dışa bağımlı olan yem giderlerini arttırmıştır. Hayvancılık işletmelerinin artan yem fiyatlarından korunmasına yönelik önlemler alınması gerekmektedir.
Ülkemizde mera alanlarının yetersiz olması, meraların verimlilik ve ot kalitesi özelliğini yitirmesi ve etkin kullanılamamaları süt üretiminde yem giderlerinin süt maliyeti üzerine etkisinin yüksek olmasının başlıca nedenlerindendir.

Ayrıca yıl boyunca üretimde meydana gelen artış ve azalışa bağlı olarak süt fiyatlarında yaşanan fiyat dalgalanmaları üreticilerimizi ve sektörü olumsuz etkileyebilmektedir.
Çiğ süt alımında fiyat istikrarının ve gerekli rekabetin sağlanması açısından Et ve Süt Kurumu, AOÇ vb. kamu kurum ve kuruluşların daha fazla süt piyasasının içerisinde olması ve özellikle arz talep dengesinin bozulduğu dönemde süt tozu, tereyağı vb. müdahale alımlarının devreye girmesi gerekmektedir.

Süt endüstrisi ve süt üreticileri, son yıllarda basın ve yayın organlarında süt ve süt ürünlerinde taklit ve tağşiş gibi hususların sık sık gündeme gelmesi, yazılı ve görsel basında konu uzmanları dışındaki kişilerin yanlış bilgi ve beyanları dolayısıyla kamuoyunda zaman zaman tekrar eden bilgi kirliliğinden ciddi zarar görmektedir.
Süt ve süt ürünlerinin kalitesini belirleyen; hayvan sağlığı, hayvan refahı ve halk sağlığı hizmetleri, işletme şartları, sağım hijyeni, üretim, işleme, depolama ve pazarlama aşamaları dikkatle takip edilmeli ve göz ardı edilmemelidir. Bu kapsamda süt ve süt ürünlerinin Çiftlikten Sofraya geliş sürecine kadarki tüm aşamalarında veteriner hekimler aktif olarak yer almaktadır ve almalıdır.

Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, süt ile toplum ve çevre arasında sıkı bir bağ bulunduğundan dolayı süt hayvancılığı ve süt sektörünün kalkınmasının teşvik edilmesi ile toplum sağlığının korunması, dengeli beslenme, toplumsal refah ve çevre sağlığı gibi konulara da katkı sağlanmış olacağına inanıyor, bu vesileyle Dünya Süt Gününü kutluyoruz.”dedi.
 
 
01.06.2020
Devamı

Ankara Halk Ekmek Dünya Süt Gününde 4 Bin Adet Ücretsiz Süt Dağıttı

 Dünya süt günü nedeni ile Ankara Halk Ekmek Genel Müdürlüğü ve Ankara Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliğinin ortaklaşa düzenlemiş olduğu Dünya süt gününde sosyal mesafe kurallarına dikkat edilerek dünya süt günü kutlandı. Ankara Halk Ekmek Genel Müdürlüğünün organizasyonunda düzenlenen programda sütün önemine değinilerek çocukların beyin ve kemik gelişimine, büyüklerin ise kemik erimelerine karşı önemli bir kalsiyum kaynağı olduğuna vurgu yapıldı.

Dünya Süt günü programında Ankara Halk Ekmek Genel Müdürü Dr. Hüseyin Velioğlu bir konuşma yaparak şunları kaydetti.



“Dünya Süt Günü, Birleşmiş milletler Gıda ve Tarım Örgütü tarafından sütün küresel bir gıda olarak önemini kabul etmek için kutlanılan uluslararası bir gündür. Süt hakkında toplumu bilinçlendirmek ve tüketimin artmasını teşvik etmek amacıyla Birleşmiş Milletler Gıda ve tarım Örgütleri (FAO) 2001 yılından beri her yıl 1 Haziran’da kutlanmaktadır. Gün, Süt sektörü ile bağlantılı faaliyetlere dikkat çekme fırsatı sunmayı amaçlamaktadır.


Süt son derece değerli bir besin kaynağıdır. Bu yüzden çocukların beyin ve kemik gelişimi ile büyüme hormonları açısından son derece değerli bir besin maddesidir. Ayrıca yaşlılık da kemik erimelerine karşı önemli bir kalsiyum kaynağıdır. Süt ürünleri proteinleri aynı zamanda yağsız vücut kitlesini arttırma ve obeziteyi azaltma aracılığı ile dolaylı yoldan  metobalik sağlığı iyileştirmektedir. Önemli bir protein kaynağı olması, bağışıklık sistemini güçlendirmesi, kemik gelişimini sağlaması ve, kemik erimesini engellemesi, kalp hastalıklarından koruması, gebelikte mineral kaybını önlemesin, dişleri koruması, cildi güzelleştirmesi, kilo alımını engellemesi, enerji vermesi ve çocukların okul başarısını arttırması gibi özellikleri ile süt, günlük beslenmenin vazgeçilmez bir parçası olması gerekiyor.



Süt üretiminde ülkemiz dünya genelinde ( 850 Milyon ton) 9’uncu sırada( 23 Milyon Ton) olmasına rağmen süt tüketiminde Avrupa’da sonlarda yer almaktadır. Üretilen sütün yaklaşık yarısı sanayiye aktarılmakta olup diğer yarısı ev tüketimi ve sokak sütü ve diğer şekilde ürünlere dönüştürerek satışa sunulmaktadır.
Kişi bası Süt tüketimi Avusturalya, Norveç, İsveç, Fransa, Almanya gibi ülkelerde süt eşdeğeri olarak 300 kg üzerinde iken bu oran ülkemizde 270 kg civarındadır. Sadece içme sütü olarak kıyaslandığında, Belarus, Ukrayna gibi ülkelerde 110 kg civarında iken ülkemizde bu oran 42 kg civarındadır. Ülkemizde de süt tüketimini arttırıcı çalışmaların, desteklemelerin yapılması gerekmektedir. 

Yeni dönemde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş’ın önderliğinde kırsal kakınmaya ciddi manada destekler verilerek başkent marketler ile birlikte Ankara üreticisinden tüketicisine aracısız kaliteli, sağlıklı, hijyenik ve ekonomik gıda, ve özellikle süt ve süt ürünlerini teminine yönelik çalışmalarımız yoğun bir şeklide devam etmektedir.


Ankara Büyükşehir belediyesi olarak tüm çocukların, gençlerin, annelerin ve değerli büyüklerimizin yeterli miktarda sağlıklı ve güvenli süte ulaşabildiği doya doya süt içebildiği güzel bir gelecek dileği ile dünya süt günü kutlu olsun”.dedi.


Konuşmanın ardından Ankara Halk Ekmek Genel Müdürlüğünün fabrika satış mağazası içinde alış veriş yapan bütün vatandaşlara ücretsiz olarak pastörize 500ml süt dağıtımı gerçekleştirildi.
 
 
01.06.2020
Devamı

Eskişehir'de Gölete 3 Bin Yavru Sazan Bırakıldı

nden yapılan açıklamaya göre, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Balıklandırma Programı kapsamında Akdeniz Su Ürünleri Araştırma, Üretme ve Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü'nden temin edilen sazan yavruları Beyyayla göletine salındı.

Ortalama ağırlıkları 2 gram civarında olan sazan yavrularının, yaklaşık 4 yıl sonra avlanabilir asgari boy limiti olan 40 santimetreye ulaşabilecekleri belirtildi.

Balıklandırma çalışmalarında yetiştiriciliğe açılmamış olan ve amatör balıkçıların avcılıkta yararlanabileceği su kaynaklarının tercih edildiği ifade edildi.

Ayrıca gerek su kaynaklarına yeni bırakılan ya da suda mevcut diğer yavru balıkların gelişimlerini tamamlamaları ve en az bir kez üreyebilmeleri için avcılık sırasında yakalanan küçük balıklara herhangi bir zarar verilmeden suya geri salınmaları konusunda avcılar uyarıldı.
 
28.05.2020
Devamı

Tarım Ve Orman Bakanlığı 2019'da 32 Bin 600 Ton Defne Üretimi Gerçekleştirdi

Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü (OGM) 2019 yılında yaptığı çalışmalarla odun dışı orman ürünlerinden olan defneden 32 bin 600 ton üretim gerçekleştirdi. Bu defne üretimi sürecinde çalışan orman köylülerine ise 115 milyon lira ekonomik katkı sağlandı.

Anavatanı Anadolu ve Balkanlar olan defne Akdeniz bitki örtüsünün karakteristik bitkilerinden biri konumunda bulunuyor. Ülkemizde defne, Ege, Akdeniz ve Karadeniz Bölgesi’nin bütün kıyı şeridi boyunca yayılış gösteriyor ve bu bitkiye, yaklaşık 600-800 metre yüksekliklerde rastlanıyor. Dünyada ise Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü bütün Akdeniz ülkelerinde ve Rusya’nın Karadeniz kıyılarında yetiştirilebiliyor.

Dünya nüfusunun sürekli artması, insan ihtiyaçlarının da artmasına ve çeşitlenmesine yol açıyor. İnsanların besin temini konusunda bilinçlenmeleri, sentetik maddelerden mümkün olduğunca korunma istekleri, ekolojik veya tabiattan toplanan ürünlere olan talebi artırıyor, bu ise odun dışı orman ürünlerine yansıyor. Ülkemizin odun dışı orman ürünlerinden ve önemli tıbbi aromatik bitkilerinden birisi olan, ayrıca dış ticaretimizde de önemli yer tutan Akdeniz Defnesi de bu talepten nasibini alıyor.
Bu çerçevede defnenin tabii yayılış alanlarından yapılan yaprak ve tohum faydalanmalarının sürdürülebilir nitelikte olmasını, üretim maliyetlerinin düşürülmesini, üretimde yaşanan değer kayıplarının azaltılmasını ve orman köylüsünün gelirlerinin artırılmasını sağlamak maksadıyla Tarım ve Orman Bakanlığı 2016 yılında “Defne Eylem Planı”nı hayata geçirmişti.

12.500 Dekar Alanda Rehabilitasyon ve 160 Km Yol Yapılacak
2016 ve 2020 yılları arasında uygulanacak bu eylem planı çerçevesinde hedefleri belirleyen Bakanlık, bu süre zarfında 12.500 dekarlık alanda defne rehabilitasyonu çalışmaları yapacak. Ayrıca bu alanlarda toplanan defnelerin taşınabilmesi için 160 kilometrelik bir yol şebekesi inşa edecek.
Diğer yandan eylem planı ile 1.000 dekarlık defne alanı, tohumundan faydalanmak üzere koruma altına alınacak ve 5.000 kişiye eğitim verilerek iç tüketimin arttırılmasına yönelik 13 adet tanıtım faaliyeti gerçekleştirilecek.

9.610 Dekar Alanda Rehabilitasyon Çalışması Tamamlandı
Eylem planı kapsamında yürütülen çalışmalar ile bugün itibarıyla 9.610 dekar alanda rehabilitasyon çalışması tamamlanarak 122 km’lik yol yapıldı. Ayrıca 810 dekar alan defne tohumundan faydalanılmak üzere koruma altına alındı ve 4.000 kişiye eğitim verildi.

Türkiye 2019’da 40 Milyon Dolar Defne İhracatı Yaptı
Dünyada önemli bir üretici konumunda bulunan Türkiye yıllar itibarıyla sürekli ihracat gelirlerini artırıyor. 2005 yılı defne ihracat geliri yaklaşık 12 milyon dolar olan Türkiye’nin 2019 yılı ihracat geliri 40 milyon dolar oldu. OGM de defne üretimi ve defnenin korunması için çalışmalarını sürdürüyor. 2005 yılında OGM’nin 6 bin 436 ton olan defne üretimi 2019 yılında 32 bin 600 tona yükseldi. Bu üretimden ise 4,2 milyon lira tarife bedeli tahsil edildi.

Defne Alanlarından Aşırı ve Bilinçsiz Faydalanılıyordu
Toplayıcıların defne alanlarından aşırı ve bilinçsiz faydalanmaları sebebiyle verimli defne alanlarının tahrip olduğu ve yaprak veriminin düştüğünü ifade eden Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli ise “Faydalanılan alanlarda makinalı çalışma imkanlarının olmaması, defne alanlarından iç kısımlara ulaşımını sağlayacak yol şebekesinin de yetersizliği bu eylem planının hazırlanmasını zorunlu hale getirdi” değerlendirmesinde bulundu.

Orman Köylüsüne Ek Gelir Kapısı Açılıyor
Dünya’da ve ülkemizde, orman kaynaklarının gelecek nesillere aktarılabilmesinin önemli şartlarından birisinin de, o civarda yaşayan halka alternatif gelir kaynakları sunma olduğunu ifade eden Dr. Pakdemirli “Bu eylem planı ile orman köylümüze ek gelir kapıları açıyoruz. Bu çerçevede 2019 yılında üretimi gerçekleştirilen defnenin üretim aşamalarında yer alan orman köylülerine 115 milyon lira ekonomik katkı sağladık. Bugüne kadar birçok eylem planı hazırladık ve uyguluyoruz. Bu eylem planının da başarıyla hedefine ulaşacağından hiç şüphem yok. Bu tip uygulamalar kırsal kalkınmanın lokomotifi olacak” diyerek sözlerini tamamladı.​
 
28.05.2020
Devamı

Avrupa’nın En Büyüğünde Enerji Üretimi Başladı

Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli, Dicle Nehri üzerinde yapılan ve silindirle sıkıştırılmış beton tipine göre Türkiye ve Avrupa'nın en büyük barajı olan Çetin Barajı'nın enerji üretimine başladığını ifade ederek, barajın milli ekonomiye yıllık 500 milyon lira katkı sağlanacağını söyledi.
Siirt'in Şirvan ve Pervari ilçeleri sınırları içerisinde bulunan Çetin Barajı ve Hidroelektrik Santralinin temelden 165 metre gövde yükseklikte inşa edildiğini belirten Bakan Pakdemirli "Kendi kategorisinde Türkiye ve Avrupa'nın en büyük barajı olan Çetin Barajı'nın maksimum işletme kotunda, 615 milyon metreküp su depolanacak, 37 kilometre uzunluğunda ve 12 kilometre alanında bir gölalanı oluşacak" dedi.

Yılda 1 Milyar 175 Milyon Kwh Enerji Üretilecek
Barajın üç büyük ve bir küçük olmak üzere 4 türbin ile toplamda 420 MW kurulu güce sahip olduğunu vurgulayan Bakan Pakdemirli "Baraj ile yılda 1 milyar 175 milyon kWh enerji üretilecek ve milli ekonomiye yılda yaklaşık 500 milyon TL katkı sağlanacak" değerlendirmesinde bulundu.

Enerji Kaynaklı Dış Ticaret Açığına Olumlu Yönde Etki
Projede bir küçük ünite ve bir büyük ünitenin devreye girdiğini ve elektrik üretimine başladığını açıklayan Pakdemirli "Yerli ve yenilenebilir enerjinin payının artırılması bakımından son derece önemli olan bu barajın tamamlanarak milli ekonomiye katkı verir duruma gelmesi, ülkemizdeki enerji kaynaklı dış ticaret açığına olumlu yönde etki yapacak" açıklamasında bulundu.
 
28.05.2020
Devamı

KORONA PANDEMİSİ SONRASI NELER YAPILMALI

  Ocak ayından beri devam eden Korona enfeksiyonu, belki biraz bulaşma hızını azaltsa da maalesef devam ediyor. Evlerimizde bekleyiş sürüyor. Ama genel manada sorunlar da büyüyor. En başta dünya ekonomisinde küçülme, işsizlik oranlarında artış, daha kötüsü de açlığı iyice körüklemiş durumda. Dünya Sağlık Örgütüne göre 217 ülke pandemiden etkilenmiş ve 100’den fazla ülke de iflas ettiğini açıklayarak, yazık ki IMF'den yardım talep eder olmuştur.

            Tüm bu olan biten içinde bizler de “ne zaman normal hayata döneceğiz ?” diyoruz. İnanın kimse de net olarak bilmiyor. Ama bir gerçek var, o da en erken Haziran sonu gibi biraz normalleşeceğiz. Tahmin ediyorum Kurban Bayramına kadar itidalli tutumumuz sürecek. Fakat istesek de istemesek de bu dar ve meşakkatli yoldan geçmek zorundayız. Ancak bizi bekleyen esas gerçekler, Korona sonrasında daha net ortaya çıkacak. Bu sebeple her tür tedbiri şimdiden düşünüp, almalıyız. Gerek sağlık, gerek tarım, gerekse sanayi alanında yenilikçi ve ileriyi gören bir takım senaryolar üretmeli ve hızla hayata geçirmeliyiz. 

Şunu da söylemek gerekiyor ki sadece sağlık alanında yapılacak iyileştirmelerle tek bir yol haritası  çizmemeliyiz.

            Bakın söylüyorum, şu an dünyada meydana gelen salgın ilerde benzer başka hastalıklar, başka şekillerde dünya çapında gündem olacak gibi.  Nereden söylüyorum, çünkü birilerinin dediği gibi eğer salgın planlı bir eylem olarak tasarlandı ise  benzer teşebbüsler de tekrar tekrar  karşımıza çıkacaktır.  Yok sadece bir hata sonucu, yanlışlıkla meydana geldiyse o zaman da başka hatalar dünyanın başını ağrıtacaktır. Öyleyse biz ülkemiz açısından şimdiden bir takım tedbirler almalıyız, almak zorundayız.  Birçok insan, özellikle de devlet yetkilileri aynı benim gibi düşündüğünü biliyorum. Bu nedenle salgın sonrası mutlaka birçok yeni uygulama devreye girecektir.
         
   İşte yapılanma esnasında özellikle tarımsal alanlarda çok güçlü adımlar  atmamız gerekiyor. Köylüyü çiftçiyi bu hususta eğiterek, aynı deprem tatbikatı yapar gibi bu tür biyolojik saldırılara karşı bilgilendirip donatmalıyız. Yine şehirde yaşayanları da işin içine katarak daha akılcı üretim ve tüketim modellerini oluşturmalıyız. Yani ne demek  istiyorum ki, tam manasıyla her yönden kendine yeter, kendi ayakları üzerinde durabilecek bir ülke olmak zorundayız.  Sağlıklı toplum ve sağlıklı bireyler olmanın bir ayağı sağlıklı beslenmeden geçiyor. Böyle olması nedeniyle tarım ve hayvancılık hususunda da şimdiki konumumuzdan çok daha iyi duruma gelmemiz şart oldu. O yüzden Tarım ve orman Bakanlığımızın böylesi pandemilerde gücünü artırmak, özellikle zoonotik (hayvanlardan insana bulaşan) hastalıklar başta olmak üzere, memlekette büyük ekonomik kayıplara yol açan hayvansal kaynaklı salgınları çok daha etkili ve kısa zamanda durdurup yok edecek bir alan açması mecburi olmuştur.

            Bunun için yeni bir birim kurması zamanı geldi de geçiyor bile. O nedenle kendi  bünyesinde tamamı uzmanlardan oluşan yeni bir  Genel Müdürlük oluşturmalıdır. Bu bahsettiğim genel müdürlüğün içinde tamamen profesyonel klinisyen tabipler, veteriner hekimler, eczacılar, ziraat, gıda, su ürünleri, genetik mühendisleri, biyologlar, bilişimciler ve ilgili alan uzmanlarından müteşekkil olmalıdır. Zaten dünyada bunun tanımı TEK SAĞLIK ‘tır. Şu pandemi yaşadığımız günlerde birçok  ülkede de bu ve benzeri oluşumlardan bahseden çok fazla tartışma ve bilimsel makale mevcuttur.  Tarım, hayvancılık  ve halk sağlığı ayrılması mümkün olmayan üçlüdür. Her birini ayrı ayrı idare edelim derken bazı hususlar atlanıyor, hız ve zaman  kaybına uğruyor, radikal kararlar almada zorlanıyoruz. Bakın Korona pandemisinde bunu hepimiz gördük. İlk Başta Sağlık Bakanlığınca doğal olarak tabiplerden meydana gelen bir Bilim Kurulu oluşturuldu. Daha sonra, zaman ilerledikçe kurulun daha geniş perspektiften bakması gerektiği, başka mesleklerden de yardım alınması gerektiği görüldü. Ardından salgın hastalıkları ve onunla mücadeleyi bilen tabipler dışındaki meslek dallarından bilim insanları yavaş yavaş kurula eklendi. Çok daha etkili ve güzel çalışmalar oldu. Keşke ta işin en başında ve zaman geçmeden bu şekliyle şekillenmiş olsaydı. Ama pandemi pek çok şeyi etkilediği için bize bunu zorla öğretti.

            Bakın hastalığın Çin’de çıkması ve dünyaya yayılması ne kadar çabuk oldu, değil mi? Gelişmiş, zengin,sağlık alanında çok iyi bildiğimiz ülkeler düşünmeye, tedbirler almaya fırsat bulamadan bir bir çöktüler. Bizim hastalığa yakalanmamız Mart ayına kadar geciktiği, hastanelerle sağlık çalışanlarımızı çok daha iyi organize ettiğimiz için bu salgında başarılı olduk. Yöneticilerimiz ve sağlık çalışanlarımızla gurur duyduk ve duyuyoruz. Hastanelerde canla başla çalışan tabip, hemşire, hastabakıcı, güvenlikçi, memur vs. hepsine müteşekkiriz. Ama bu yetmez. Onları rahatlatacak, hastanelere hastaların yığılmasını önleyecek başkaca tedbirler gerekiyor. Bu kaçınılmaz bir gereksinim. 

            Şimdi olaya başka bir açıdan bakalım isterseniz. Şöyle bir senaryo düşünün, “bu defa meydana gelen hastalık yine dünya çapında  hem hayvanda, hem de insanlarda yayılsa ve öldürme oranı da yüksek olsaydı” ne yapardık? İnsanlara müdahale edecek hastane sayısı yeterli iken, hayvanlara müdahalae edecek yeterli donanıma sahip klinik veya hastane yeterli mi? Ayrıca oluşan kaosu çözmek, iş takibi yapıp yönetmek hangi bakanlık koordinesinde olacak?  Soruyorum. Böylesi acil durumlarda kamu kurum ve kuruluşlarının Acil Eylem Planları oluşturduğunu biliyorum. Ama hangi sıra dahilinde ve öncelik ne olacaktır? 

Dolayısıyla çok daha hızlı, çok daha güçlü kararlar alıp, bürokratik engellere takılmadan uygulayacak yeni birim ya da birimlere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. İşte, benim vurgulamak istediğim budur. Şu an yukardaki senaryoyu uygulayacak hayvansal salgınların kontrolünü sağlayacak yetkili Tarım ve Orman Bakanlığı’dır. Bütün il ve ilçelerde örgütlenmiş, her türlü hayvansal hastalıkla mücadele eden deneyimli personeli mevcuttur. Ayrıca içinde yüksek lisans ve doktora yapmış uzmanları  bulunan, çok çeşitli aşı- serum ve biyolojik madde üretebilen enstitüleri ve en önemlisi halkla olan yakın ilişkili altyapısı vardır. Sağlık Bakanlığı da benzerdir. Onlar da güçlü bir altyapıya sahip, her tür iş yapma yeteneği vardır. Ancak sadece insan ve insan sağlığıyla uğraşmaktadır. Tarım ve hayvancılık kısmı eksiktir. Bakın önceki yıllarda Gıda Denetim işi büyük ölçüde Sağlık Bakanlığı yetkisindeydi ve çevre sağlık teknisyenleriyle yürütülüyordu. Maalesef istenen başarıyı sağlayamadılar.  Tarım Bakanlığı kadar başarılı  olamadılar.  Tarım Bakanlığı Gıda Denetim işlerinde gerçekten  iyi ve etkin  bir rol oynuyor.  O halde söylemiş olduğum yeni oluşum ancak Tarım Bakanlığı bünyesinde diğer bakanlıklarla koordineli çalışarak başarılı olabilir.  

            Yani;  ülkemizde  savaş şartlarında veya ani gelişen salgın durumlarında meydana gelebilecek her türlü halk ve hayvan hastalığını koruyup müdahale edebilecek özgün bir sağlık çalışma ekibi oluşturulmalıdır. İnsan ve hayvan sağlığı tek çatı altında oldukça etkili korunabilir. Belki bu fikir birçok yetkili için gereksiz veya cazip gelmeyebilir. Ama artık bir bölgede hayvanlarda hastalık çıktığında, ölen hayvanını çoban Ali efendi basit bir torbaya koyup, kendine ve çevreye bulaşıp bulaşmadığını düşünmeden minibüse atıp ilçeye veya ile gelmesin. Sokaklarda koşturan kurbanlık boğaları zabıtalar veya polis memurları kovalamasın. Kolu kanadı kırık kuş veya yabanıl hayvanları hiç işten anlamayan görevliler müdahale etmesin. Bahçesinde yılan, akrep gibi zehirli hayvanlarla kuduz dahil pek çok hastalığı bulaştırabilen çakal, tilki, porsuk vs yabani hayvanları görenlerin aradıklarında konu sorumlusu acil müdahale edebilecek bir birim olsun. O zavallı hayvanları bir belediyeye, bir kliniğe, bir veteriner fakültesi hastanesine veya bir yaban hayatını koruma kurumuna top gibi atarak  ordan oraya dolaştırıp durulmasın. Yoksa hiç bir salgınla veya hastalıkla istenildiği gibi başarı sağlamak mümkün olmaz. Mesleki taassup veya bağnazlığa mahal verilmeden eldeki güçler bir an evvel birleştirilerek, TEK SAĞLIK uygulaması tez zamanda başlatılmalı ve geç kalmadan dünyaya bu alanda da örnek olmalıdır. Böylece devletimizi, milletimizi yüceltip, halkımızın sağlıklı gıda ve sağlıklı yaşam olanaklarını hızla artırmalıyız.
 
 
Dr Öğretim Üyesi Hakan KEÇECİ
            Bingöl Üniversitesi
Veteriner İç Hastalıkları Anabilim Dalı Bşk.

 
 
22.05.2020
Devamı

Bakanlık Gıda İsrafını Önlemek İçin Düğmeye Bastı

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) iş birliğiyle yürütülecek Gıdanı Koru Kampanyası kapsamında, strateji belgesi ve eylem planı hazırlandı.

Türkiye'nin gıda kayıpları ve israfının önlenmesi, azaltılması ve yönetimine ilişkin hazırlanan planla, ilgili bakanlıklar, kamu kurumları ve sivil toplum örgütlerinin katkısıyla gıda israf ve kayıplarının önlenmesi için 100 eylem hayata geçirilecek.

Bu kapsamda, özellikle tüketiciler için farkındalık oluşturulması amaçlanıyor. Uygun gıda muhafaza koşulları, kalan yemeklerin muhafazası ve tekrar kullanılması, planlı alışverişin önemi konusunda eğitimler ve atölye çalışmaları yapılacak.
 

Ürün etiketi üzerindeki son tüketim tarihi ve tavsiye edilen tüketim tarihi arasındaki fark anlatılacak ve güvenilir tüketim konusunda farkındalık artırılacak. Evlerde gıda israfını azaltmaya yönelik tarifler ve çözümler yaygınlaştırılacak.

Kusurlu, şekil bozukluğu olan ancak güvenilir ve besleyici meyve ve sebzelerin israfının önüne geçilmesi mesajı verilecek.

Şekli bozuk ürünlerin süpermarketlerde satışa sunulması sağlanacak, bu kapsamda gıdanın şeklinden öte kalitesinin önemli olduğuna ilişkin bilgi posterleri kullanılacak. Şekli bozuk ürünler restoran ve hazır yemek şirketlerinin satışlarına da entegre edilecek.

Gıda israfıyla mücadele için mesaj verilecek

Okullarda, temel askeri eğitim müfredatında, Gençlik ve Spor Bakanlığı yurtlarında, gençlik merkezlerinde, gençlik kamplarında, cezaevlerinde ve hastanelerde, posterler, seminerler, videolarla gıda israfı konusunda bilgi, bilinç ve farkındalık düzeyi artırılacak.

Ramazan da dahil, kültürel ve sanatsal faaliyetler yoluyla porsiyon ayarlama ve pişirme kalan yemekleri muhafaza etme ve raf ömrünü uzatma, yeterli miktarda meyve ve sebze satın alma yöntemleri konusunda tüketicilerin farkındalığı sağlanacak.

Televizyon programlarında, filmlerde veya TV dizisi senaryolarında gıda kaybı ve israfıyla mücadele konusunda gizli veya açık mesajlar verilecek.


 
 
22.05.2020
Devamı

Dergimiz hakkında en güncel bilgilere sahip olmak için lütfen e-Bülten listemize kaydolun

KURUMSAL

10 yılı aşkın süredir Türk tarımının ve Türk çiftçisinin sesi olan dergimiz, yayın hayatına başladığı günden beri Türk Tarım sektörünün öncüsü olmuştur. 

“Türk Tarımının Sesi” sloganıyla yola çıkan Anadolu İzlenimleri, 81 ilden on binlerce okuyucusuna ulaşarak, çiftçinin sorunlarına eğilmiş ve gündemi belirleyen bir pozisyonda yer almıştır.
Dergimiz, Atatürk’ün “Kılıç ve saban, bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup olmuştur.” sözünü kendine