Avrupa Birliği’nde (AB) tarım sektörü son yıllarda önemli bir yapısal dönüşüm geçiriyor. Çiftlik sayıları hızla azalırken, kullanılan tarım alanlarının büyük ölçüde korunması nedeniyle işletme başına düşen arazi büyüklüğü artıyor. Prof. Dr. Fikret Akınerdem’in yazısına göre, bu süreç küçük işletmelerin zamanla daha büyük ölçekli işletmeler altında birleştiğini ve tarımsal üretimde ölçek ekonomisinin öne çıktığını gösteriyor.
AB verilerine göre 2005-2023 döneminde yaklaşık 5,6 milyon çiftlik faaliyetini sonlandırdı. Bu, toplam çiftlik sayısında yaklaşık yüzde 39’luk bir azalmaya karşılık geliyor. Aynı dönemde en yüksek oransal kayıp yüzde 79,9 ile Bulgaristan’da yaşanırken, Slovakya ve Macaristan da çiftlik sayısındaki büyük düşüşlerle dikkat çekti.
Mutlak sayı bakımından ise en fazla çiftlik kaybı yaklaşık 1 milyon 397 bin ile Romanya’da gerçekleşti. Romanya’yı 1 milyon 249 bin çiftlik kaybıyla Polonya izledi.
Tarım alanları büyük ölçüde korundu
Çiftlik sayısındaki sert düşüşe rağmen, 2005-2023 yılları arasında AB’de kullanılan tarım alanı yalnızca yüzde 0,51 azaldı. Bu durum, kapanan çiftliklerin arazilerinin üretimden çıkmak yerine daha büyük işletmeler bünyesinde toplandığını ortaya koyuyor.
Verilere göre, 2005 yılında çiftlik başına ortalama 10,9 hektar olan tarım alanı, 2023 yılında 17,8 hektara yükseldi. Böylece işletmeler büyürken, ekonomik ölçek ve uzmanlaşma da arttı.
Gençler tarımdan uzaklaşıyor
AB tarımında yaşanan dönüşümün temel nedenleri arasında artan üretim maliyetleri, tarımsal desteklere bağımlılık ve sektörün yaşlanması yer alıyor. Birlik genelinde çiftlik işletmecilerinin yalnızca yüzde 11-12’sini 40 yaş altındaki üreticiler oluşturuyor. Düşük tarımsal gelirler ise genç nüfusun sektörden uzaklaşmasına neden oluyor.
Türkiye için de önemli mesajlar içeriyor
Prof. Dr. Fikret Akınerdem, Türkiye’de de üretim modelinin yeniden ele alınması gerektiğini belirterek, arazi ve üretimin toplulaştırılmasına yönelik yeni yaklaşımların değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Akınerdem, üreticilerin ekonomik, teknik ve verimlilik açısından yeni üretim modellerine hazırlanmasının önemine dikkat çekerken, özellikle sulama, enerji ve girdi maliyetlerinin azaltılmasına yönelik uygulamaların yaygınlaştırılmasının sektörün geleceği açısından kritik olduğunu vurguluyor.
Akınerdem’e göre, Avrupa Birliği’nde yaşanan bu yapısal dönüşümün benzeri Türkiye’de de zaman içerisinde görülebilecek olsa da, bu sürecin kendiliğinden gerçekleşmesi uzun yıllar alabilir. Bu nedenle planlı ve bilimsel politikalarla işletme ölçeklerinin güçlendirilmesi, üreticilerin sürdürülebilir tarımsal üretime hazırlanması büyük önem taşıyor.