CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, TBMM KİT Komisyonunda Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğüne ilişkin görüşmelerde et ve süt sektöründe yaşanan sorunları gündeme getirdi. Hayvan ithalatı, çiğ süt fiyatları, kapanan ahırlar ve yerli hayvan ırklarının geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gürer, Et ve Süt Kurumunun temel görevinin kâr etmek değil, piyasayı dengelemek ve dar gelirli vatandaşların et ve süt ürünlerine erişimini sağlamak olduğunu söyledi.

Emekli ve asgari ücretlilerin et ve süt ürünlerine ulaşmakta zorlandığını belirten Gürer, düşük gelirli ailelerin çocuklarının protein ihtiyacına dikkat çekti. Kurumun kâr odaklı değil, toplumun ihtiyaçlarını gözeten bir anlayışla yönetilmesi gerektiğini savunan Gürer, “Burası zarar etmesin, kendisinin kapısına gelip yarım kilo, 1 kilo et ve kıyma alma peşinde olanlara, süt ve süt ürünü almak isteyenlere fiyatı daha uygun kılsın diyorum.” ifadelerini kullandı.

EMEKLİ ET VE SÜT KURUMU KAPISINDA KUYRUK BEKLİYOR

Et ve Süt Kurumunun son iki yıldır hayvan ithalatında devreye alınmasını olumlu değerlendiren Gürer, kurumun satış mağazalarında yaşananları anlattı. Emeklilerin sabah saatlerinde mağazalara gelerek sıra beklediğini, kendilerine verilen kâğıt fişlerle satış saatini beklediklerini belirten Gürer, vatandaşların ancak bir kilogram kıyma veya et alabilmek için bu süreci yaşadığını ifade etti.

Kurumun kâr açıklamasını değerlendiren Gürer, kamu iktisadi teşebbüslerinin kâr etmesinin tek başına olumsuz olmadığını ancak Et ve Süt Kurumunun işlevi bakımından konunun sorgulanması gerektiğini söyledi.

Gürer, “Şimdi baktık, Et ve Süt Kurumu kâra geçmiş. Kamu iktisadi teşekkülünün kâra geçmesi güzel bir iş ama sorunlu bir işte. Çünkü amacı piyasayı dengelemek, erişemeyen kesimlere de bu eti ulaştırmayı sağlamak.” dedi.

Hayvancılıkta Yeni Tablo Ortaya Çıktı: Büyükbaş ve Küçükbaş Sayısı Belli Oldu
Hayvancılıkta Yeni Tablo Ortaya Çıktı: Büyükbaş ve Küçükbaş Sayısı Belli Oldu
İçeriği Görüntüle

Kurumun elde ettiği kazancın dar gelirli vatandaşların alım gücünü destekleyecek biçimde değerlendirilmesi gerektiğini savunan Gürer, “Başa baş noktasında kalsın, kâr edip de Kurumun tüccar gibi davranması yerine; bu ete erişemeyen, bu süte erişemeyen, et ve sütten mamul ürünlerden uzak kalan kesimlere daha uygun fiyatla ürün verilsin.” ifadelerini kullandı.

“EMEKLİ, ASGARİ ÜCRETLİ ETE HASRET”

Et ve süt ürünlerine erişimde özellikle emeklilerin ve asgari ücretlilerin ciddi sıkıntı yaşadığını belirten Gürer, gelir düzeyindeki düşüşün beslenme üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

Gürer, “Et ve süt ülkemiz için önemli. Son süreçte özellikle emekli maaşı ve asgari ücretlilerin ete ve süte erişiminde ve et ve süt mamulü ürünlere erişiminde büyük sıkıntı yaşanıyor. Yeni kuşak, gelir düzeyi düşük kesimlerin çocukları proteine muhtaç bir yaşam sürdürüyorlar.” diye konuştu.

HAYVAN İTHALATI POLİTİKASI SÜRÜYOR

Türkiye’nin hayvancılık politikalarını da eleştiren Gürer, 2010 yılında başlayan hayvan ve et ithalatı uygulamalarının aradan geçen yıllara rağmen sona ermediğini söyledi.

İthalat sürecinde 11 milyonun üzerinde hayvan getirildiğini belirten Gürer, her yeni bakanın üç yıl içinde ithalatın bitirileceğini ve yerli üretime dönüleceğini söylediğini ancak bu hedefin gerçekleşmediğini ifade etti.

Gürer, “Geçen yıl 739 bin baş hayvan ithal edildi, bu yıl ‘500 bin hayvan ithal edeceğiz.’ denirken, şu ayda 500 bin rakamı aşıldı. Son rakam 579 bin civarında bir hayvan ithalatı var, gelecek yıl da 480 bin hayvan ithalatı yapılacağı söyleniyor.” dedi.

“SÜT SUDAN UCUZ”

Çiğ süt üreticilerinin karşı karşıya olduğu maliyet sorunlarına değinen Gürer, Türkiye’de süt üretiminin gerilediğini belirtti. 2020 yılında 23 milyon 500 bin ton olan süt üretiminin 2025 yılında 21 milyon 379 bin tona düştüğünü ifade eden Gürer, üretimdeki gerilemenin sektördeki sorunları ortaya koyduğunu söyledi.

Ulusal Süt Konseyinin belirlediği fiyatın üreticinin beklentilerini karşılamadığını savunan Gürer, çiğ sütün litre fiyatının 24 lira 30 kuruş olduğunu, üretim maliyetinin ise 30 liraya ulaştığını kaydetti.

Özellikle küçük aile işletmelerinin sütü soğutma tanklarına alamadan aracılara satmak zorunda kaldığını belirten Gürer, bu işletmelerin fiyat pazarlığında da yeterince söz sahibi olamadığını ifade etti.

Süt fiyatlarının enflasyon gerekçesiyle baskılanmasını eleştiren Gürer, “Şu anda sütün maliyeti 30 lirayı bulmuş durumda, litre olarak 30 lira. 30 lira olan sütün fiyatı baskılanıyor. Ne deniyor? Enflasyon bu süt yüzünden artıyormuş. Ya mazota her gün gelen zamla bu enflasyon oynamıyor da su fiyatına satılan sütle mi enflasyon oynuyor?” diye konuştu.

Gürer, Ulusal Süt Konseyinin bir an önce toplanarak çiğ süt fiyatlarını yeniden ele alması gerektiğini belirtti. Üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi için maliyeti karşılayan ve makul kâr sağlayan bir fiyat uygulanması gerektiğini vurguladı.

112 BİN 161 AHIRIN KAPISINA KİLİT VURULDU

Hayvancılık işletmelerinin kapanmasına da dikkat çeken Gürer, Damızlık Birliğinin Türkiye’de 1 milyon 37 bin ahır bulunduğunu açıkladığını, Bakanlığın ise bir soru önergesine verdiği yanıtta bu sayıyı 1 milyon 400 bin olarak bildirdiğini söyledi.

İki kurumun açıkladığı rakamlar arasındaki farkı sorgulayan Gürer, “400 bin ahır nereye kayboluyor? Ahır dediğiniz cebe girecek bir şey değil ama ortada bir gerçek de var, 112.161 ahırın kapısına kilit vurulmuş.” ifadelerini kullandı.

Anadolu’da yaptığı ziyaretlerde küçük ölçekli hayvancılık işletmelerinin ciddi sorunlarla karşılaştığını gördüğünü belirten Gürer, İç Anadolu’da 1 ila 10 ya da 20 hayvanı bulunan işletmelerin önemli bir bölümünün hayvanlarını sattığını ve ahırların kapandığını söyledi.

Yem fiyatlarındaki artışın üreticiyi zorladığını ifade eden Gürer, bazı yetiştiricilerin hayvanlarını satıp elde ettikleri parayı bankaya yatırmanın daha kazançlı olduğunu düşündüklerini aktardı. Bu durumun süt hayvancılığında ciddi sıkıntılara yol açtığını belirtti.

“FRANSA NEDEN BİZDEN AZ İNEKLE BİZDEN ÇOK SÜT ALIYOR?”

Türkiye’de süt verimliliğinin artırılması gerektiğini savunan Gürer, Fransa’daki süt üretimiyle Türkiye’deki üretimin karşılaştırılmasını istedi.

Fransa’da 3,5 milyon, Türkiye’de ise 6,5 milyon süt ineği bulunduğunu belirten Gürer, hayvan sayısına rağmen üretim kapasitesinin neden yeterince değerlendirilemediğinin araştırılması gerektiğini söyledi.

Gürer, “Et ve Süt Kurumu bir araştırsın, kurumsal olarak şu çalışma yapıldı mı? Türkiye’de 20 ila 30 kilogram arasında süt alınıyor ama Fransa’da 3,5 milyon süt ineği var, Türkiye’de 6,5 milyon süt ineği var. Fransa bizden niye çok süt elde ediyor? Bunu bir araştırın.” dedi.

Hayvan refahının ve verimliliğin artırılması gerektiğini vurgulayan Gürer, Türkiye’nin süt ürünlerinde uluslararası ölçekte tanınan markalar oluşturamamasını da eleştirdi.

“Niye Hollanda’nın peyniri biliniyor, Fransa’nın peyniri biliniyor da Türkiye’nin dünyada bilinen bir marka ürünü yok?” diye soran Gürer, hayvancılık altyapısının ve üretim politikalarının bu hedef doğrultusunda geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.

“SARIKIZ NEREDE, BOZ İNEK NEREDE, YERLİ IRK NEREDE?”

Türkiye’nin hayvan varlığına ilişkin açıklanan rakamlar arasındaki farklılıklara da değinen Gürer, büyükbaş hayvan sayısına ilişkin Cumhurbaşkanlığı kitapçığında 16 milyon 900 bin, Bakanlık açıklamasında 17 milyon 400 bin, ABD Tarım Bakanlığının verilerinde 14 milyon, Damızlık Birliğinin açıklamasında ise 13 milyon rakamlarının yer aldığını söyledi.

2001 yılından bu yana tarım sayımı yapılmadığını belirten Gürer, Türkiye’nin hayvan varlığının net biçimde ortaya konulması gerektiğini savundu.

İthal hayvan ırklarının yaygınlaşmasına karşılık yerli ırkların durumunu gündeme getiren Gürer, “Hayvanımızın adı holstein, simental, jersey, montofon, angus. Sarıkız nerede, boz inek nerede, yerli ırk nerede?” ifadelerini kullandı.

Anadolu’nun coğrafi koşullarına ve mera yapısına uygun yerli ırkların geliştirilmesi gerektiğini belirten Gürer, yerli hayvanların mera otlarından yararlanma özelliklerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi. İthal edilen bazı hayvanların ise Türkiye’deki mera koşullarına uygun biçimde beslenemediğini ifade etti.

Gürer, veterinerlik ve ziraat fakülteleri ile üniversitelerin bilimsel birikiminden yararlanılarak yerli ırkların geliştirilmesi, verimliliğin artırılması ve hayvan refahının sağlanması gerektiğini vurguladı.

“MERA HAYVANCILIĞINA DÖNÜLSÜN”

Hayvancılıkta yem maliyetlerinin üreticinin en önemli sorunlarından biri olduğunu belirten Gürer, mera hayvancılığının yeniden güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da meraların kapalı olduğu dönemlere değinen Gürer, hayvanların yıl boyunca kapalı alanlarda yemle beslenmesinin maliyetleri artırdığını ifade etti. Hayvancılıkta giderlerin yüzde 69’unu yemin oluşturduğunu belirten Gürer, yem desteğinin artırılmasını istedi.

Gürer, “Yemi yüzde 50’i sübvanse edin, yemi sübvanse ederek bu yolla destek verin ve yem konusunda besicinin önünü açın. Türkiye’de mazot ve yemle ilgili sorunu aşarsak et ve süt sorununu aşarız.” dedi.

Koyun ve keçi yetiştiriciliğinin de desteklenmesi gerektiğini belirten Gürer, küçükbaş hayvan etinin daha uygun fiyatlı olacağı yönündeki değerlendirmelerin ardından koyun etinin dana etinden daha pahalı hale geldiğini ifade etti.

Türkiye’nin yemden gübreye kadar birçok girdiyi ithal ettiğine dikkat çeken Gürer, hayvancılıkta sürdürülebilir üretim için maliyetleri azaltacak politikaların uygulanması gerektiğini söyledi.

“ET VE SÜT KURUMU TÜCCAR MANTIĞIYLA YÖNETİLMEMELİ”

Et ve Süt Kurumunun kamu açısından önemli bir kuruluş olduğunu belirten Gürer, kurumun özelleştirme kapsamından çıkarılarak yeniden kamu hizmeti anlayışıyla çalışmasını değerli bulduğunu ifade etti.

Buna karşın kurumun kâr odaklı bir anlayışla yönetilmesini doğru bulmadığını söyleyen Gürer, Et ve Süt Kurumunun piyasayı dengeleme ve dar gelirli vatandaşların temel gıda ürünlerine erişimini kolaylaştırma görevini önceliklendirmesi gerektiğini vurguladı.

Gürer, “Et ve Süt Kurumunu önemsiyorum, özelleştirmeden tekrar dönmesini değerli buluyorum ama tüccar mantığıyla yönetilmesini, kâr anlayışıyla buranın işlem görmesini kabul etmiyorum. Burası zarar etmesin, kendisinin kapısına gelip yarım kilo, 1 kilo et ve kıyma alma peşinde olanlara, süt ve süt ürünü almak isteyenlere fiyatı daha uygun kılsın diyorum.” ifadelerini kullandı.