Orhan Sarıbal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çiftçilerle iftar programında açıkladığı projelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sarıbal, açıklanan projelerin tarımın yapısal sorunlarını çözmekten uzak olduğunu belirterek, “İthalata dayalı, bilinçli olarak sürdürülen tarım politikaları üreticiyi, halkı yoksullaştırdı. Derinleşen krizin üzeri ‘müjde’ başlıklarıyla örtülmek isteniyor” dedi.

Tarımın günü kurtaran açıklamalarla yönetilemeyeceğini vurgulayan Sarıbal, mevcut yaklaşımın sürdürülebilir olmadığını ifade etti. “Tarım istikrar ister, planlama ister, akıl ister. En önemlisi de kamucu bir anlayış ister. Ne yazık ki Türkiye’de uzun yıllardır bunların hiçbiri yok. Bugün geçim derdiyle boğuşan, ev kirasını ödeyemeyen, mutfağında tencere kaynatmakta zorlanan milyonlarca yurttaşa gerçek çözümler sunmak yerine, sadece yeni isimler verilmiş projelerle oyalanıyoruz. ‘Kırsalda bereket, küçükbaşa destek’ başlığıyla sunulan bu yaklaşım, tarımın yapısal sorunlarını çözmekten uzak, günü kurtarmaya dönük bir anlayışın ürünüdür” ifadelerini kullandı.

13,5 Milyar Dolar İthalata Gitti

Et fiyatlarındaki artışa dikkat çeken Sarıbal, yıllardır açıklanan strateji belgelerine ve projelere rağmen somut bir sonuç alınamadığını belirtti. Buna rağmen 13,5 milyar doların canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına harcandığını söyleyen Sarıbal, “Sonuç değişmedi. Et fiyatları düşmedi, dar gelirli yurttaş sofraya et koyamaz hale geldi. Türkiye’de 1 kg dana eti 21,5 dolar. Komşu ülkelerde 9–15 dolar bandında. Bu tablo, hayvancılık politikalarının iflasıdır. TÜİK’in Ekonomik Faaliyetlere (ISIC, Rev. 4) tarım dış ticareti verilerine göre 2003-2025 yılları arasında toplam ihracat 127 milyar TL, ithalat ise 185 milyar TL, dış ticaret açığı ise 58 milyar TL’dir. Tarıma dair bunun dışındaki sınıflandırmaların uluslararası geçerliliği yoktur” dedi.

“Anadolu’ya Yeniden Yerleşmeliyiz”
“Anadolu’ya Yeniden Yerleşmeliyiz”
İçeriği Görüntüle

“Önce Tarım Kanunu’nu Uygulayın”

Tarım Kanunu’na göre tarımsal desteklerin milli gelirin yüzde 1’i oranında olması gerektiğini hatırlatan Sarıbal, mevcut destek oranının yüzde 0,22 seviyesinde kaldığını ifade etti. Bu nedenle çiftçilerin 2007–2026 döneminde biriken alacağının 1 trilyon 977 milyar TL’ye ulaştığını söyledi.

Yem maliyetlerindeki artışın üreticiyi zorladığını belirten Sarıbal, “Üreticinin belini büken en büyük yük yem maliyetleri. 2020’de tonu 1.500 TL olan yem, 2025’te 6.500 TL’ye dayandı. Üstelik yem hammaddelerinde soya ve mısırda dışa bağımlıyız. Kur arttıkça maliyet artıyor, üretici eziliyor. Üstüne bir de Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğle yem üretiminde kullanılan premiks ve flake ürünlerindeki KDV istisnası kaldırıldı. Yüzde 20 KDV, yem fiyatlarına en az yüzde 3 ek yük demek. Çiftçi borç içinde, ayakta kalma mücadelesi veriyor. Bugün itibariyle çiftçinin bankalara olan toplam borcu 1 trilyon 239 milyar TL’ye ulaştı. Takibe alınan tarım kredileri ise bir yılda 3,6 milyar TL’den 14,8 milyar TL’ye çıktı. Üreticiler Ziraat Bankası’ndan faizsiz kredi kullanabilecek, bu krediler 2 yıla kadar geri ödemesiz olacakmış. Ziraat Bankası’nın Demirören Holding’e kullandırdığı 800 milyon dolarlık kredinin gündeme gelmesinden sonra bu açıklamanın samimi olduğuna kim inanır?” ifadelerini kullandı.

“Kurtuluş Kamucu Tarım Politikasında”

Hayvancılık sektörünün şap hastalığı nedeniyle ağır kayıplar yaşadığını ve yıllık ekonomik zararın 162 milyar TL olarak öngörüldüğünü belirten Sarıbal, üretim yerine ithalatı önceleyen politikaların sürdürülemez olduğunu söyledi.

Sektörde maliyetlerin yaklaşık yüzde 70’inin yemden oluştuğunu, süt/yem paritesinin 1,5’in altına düştüğünü kaydeden Sarıbal, hayvancılık desteklerinin toplam tarımsal destekler içindeki payının yüzde 17,7’ye gerilediğini ifade etti. 2020 yılına göre sığır, manda ve keçi varlığında düşüş yaşandığını belirten Sarıbal, işletmelerin kapandığını ve üreticinin sektörden çekildiğini söyledi.

Sarıbal, çözümün yerli üretimi güçlendirmekten geçtiğini vurgulayarak, “Üretimi korumak yerine üreticiyi tasfiye eden, hayvancılığı sürdürülemez kılan, ithalatı ve borçlanmayı esas alan bir siyasal tercih var. Oysa yapılması gereken bellidir. Yerli yem hammaddesi üretimini artırmak, meraları ıslah etmek, destekleri zamanında ve gerçekçi düzeyde ödemek; Et ve Süt Kurumu’nu piyasada gerçekten dengeleyici bir araç olarak kullanmak. Tarım planla, üretimle ve kamucu politikalarla ayağa kalkar. Türkiye’nin ihtiyacı gösteri projeleri değil, çiftçiyi yaşatan gerçek bir tarım politikasıdır” dedi.