Gıda

Süt Üreticisinde "Belirsizlik" Alarmı: Sektör Et ve Süt Krizi Kapısında!

"Ne kazanacağımızı bilmeden nasıl üreteceğiz?" diyen süt üreticileri, Ulusal Süt Konseyi ve bakanlıktan acil adım bekliyor. Finansman çıkmazı ve maliyet baskısı üretimi durma noktasına getirdi.

Abone Ol

Türkiye’de süt üretimi, artan maliyetler, geciken desteklemeler ve finansman yetersizliği kıskacında tarihinin en zorlu dönemlerinden birini geçiyor. Tarımsal Bilgi Platformu ve Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) tarafından yapılan peş peşe açıklamalar, çiğ süt fiyatlandırma politikasındaki hataların ve bürokratik gecikmelerin Türkiye’nin gıda arz güvenliğini tehdit ettiğini ortaya koydu.

Fiyatlama Modeli Üreticiyi Değil, Aracıyı Koruyor

Tarımsal Bilgi Platformu’nun değerlendirmesine göre, Ulusal Süt Konseyi (USK) tarafından uygulanan "maliyet odaklı" fiyatlandırma modeli işlevini yitirmiş durumda. Akademisyenler, Türkiye’de çiğ süt fiyatlarının belirlenmesinde en büyük payın dışa bağımlı yem fiyatları olduğunu, ancak referans fiyat güncellemelerinin piyasanın çok gerisinde kaldığını vurguluyor.

Açıklamada, gelişmiş ülkelerde uygulanan "Gelir Tabanlı Fiyatlama Modeli" yerine girdi odaklı modelde ısrar edilmesinin, üreticinin eline geçen paranın doğrudan yeme gitmesine neden olduğu ve reel bir kazanç sağlamadığı belirtildi. Ayrıca, kooperatiflerin zayıflığı nedeniyle aracı firmaların ve sanayicilerin fiyatı baskıladığı, bunun da özellikle küçük aile işletmelerini üretimden kopardığı ifade edildi.

2026 Belirsizliği ve "Kesim" Riski

TÜSEDAD tarafından yayımlanan basın duyurusunda ise durumun vahameti rakamlarla gözler önüne serildi. 2026 yılına ilişkin çiğ süt ve buzağı desteklerinin halen açıklanmamış olması, üreticinin önünü görmesini engelliyor. Navlun fiyatlarındaki %40–60’lık artış, enerji ve lojistik maliyetlerindeki yükselişle birleşince, süt hayvanlarının kesime gitme riski her geçen gün artıyor.

TÜSEDAD yetkilileri, "1 Nisan 2026 itibarıyla geçerli olması gereken yeni tavsiye fiyatın halen açıklanmamış olması sektördeki belirsizliği derinleştirmiştir. Üretici ne kazanacağını bilmeden nasıl üretim yapacak?" sorusunu sorarak, gecikmenin bedelinin gelecekte bir "et ve süt krizi" olarak tüketiciye döneceği uyarısında bulundu.

Finansman Muslukları Kısıldı, Borç Yükü Arttı

Sektörün bir diğer büyük yarası ise finansmana erişim. 2024 yılından bu yana Ziraat Bankası’nın hayvansal üretim kredilerindeki üst limitlerinin sabit tutulması, enflasyonist ortamda çiftçinin işletme sermayesini eritti. Tarımsal girdi fiyatları hızla yükselirken kredi limitlerinin aynı kalması, üreticiyi borç sarmalına itiyor.

Çözüm İçin Acil Çağrı

Her iki kurum da çözüm için şu noktalarda birleşiyor:

Destekleme Ödemeleri: 2026 destekleri derhal açıklanmalı ve ödemeler bir takvime bağlanarak hızlandırılmalıdır.

Model Değişikliği: Girdi odaklı fiyatlandırmadan, üreticinin refahını koruyan gelir odaklı modele geçilmelidir.

Yerli Yem Seferberliği: Dışa bağımlılığı azaltmak için yem hammaddesinde yerli üretim teşvik edilmelidir.

Finansal Güncelleme: Kredi üst limitleri, güncel maliyetler dikkate alınarak acilen yükseltilmelidir.

Eğer bu adımlar atılmazsa, üretim azalacak, gıda enflasyonu tırmanacak ve Türkiye temel protein kaynaklarına erişimde ciddi bir arz kriziyle karşı karşıya kalacaktır.

{ "vars": { "account": "G-E7JE8FH3KL" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }