İnsan, anlaşılmak ister. Belki de en temel ihtiyacıdır bu. Konuşmak değil, duyulmak; anlatmak değil, hissedilmek ister. Ancak hayat, bize acı bir gerçeği zamanla öğretir: Herkes duymaya, hissetmeye ve anlamaya aynı ölçüde açık değildir. Bu yüzden bir insana, ancak onun empati seviyesi kadar duygularını aktarabilirsin.
Empati, yalnızca “seni anlıyorum” demek değildir. Gerçek empati, karşındakinin duygusuna yaklaşabilme becerisidir. Onun acısını yargılamadan, küçümsemeden, çözmeye çalışmadan yanında durabilmektir. Fakat herkes bu beceriye sahip değildir. Kimi insanlar başkasının duygusunu bir yük olarak görür, kimi kendi konfor alanı bozulmasın diye duygusal derinlikten uzak durur. Böyle durumlarda, anlatılan her duygu boşa harcanmış bir çaba gibi hissedilir.
İnsan bazen daha çok anlatarak anlaşılacağını zanneder. Oysa empati eksikse, kelimelerin sayısı arttıkça anlaşılmama hissi de büyür. Çünkü sorun anlatımda değil, algıdadır. Karşındaki insan seni dinliyor gibi görünse bile, duygunun içine girmeye gönüllü değilse söylediklerin yalnızca cümle olarak kalır; his olarak geçmez.
Bu noktada fark edilmesi gereken önemli bir gerçek vardır: Herkes senin kadar derin hissedemez ve bu her zaman kötü niyet değildir. Empati, kişisel bir kapasitedir; yaşam deneyimleri, yetiştirilme biçimi ve duygusal farkındalıkla şekillenir. Ancak bu gerçeği kabul etmediğimizde, beklentilerimiz kırgınlığa dönüşür. “Ben bu kadar hissediyorsam, o da hissetmeli” düşüncesi, insanı yoran bir yanılgıdır.
Empati seviyesi düşük birine derin duygularını açmak, hassas bir eşyayı taşıyamayacak birine emanet etmek gibidir. Eşya değerlidir ama yanlış elde zarar görür. Bu yüzden duygularını korumak, onları saklamak değil; doğru insanlarla paylaşmaktır. Herkesle her şey konuşulmaz. Bu bir bencillik değil, duygusal olgunluktur.
Duygularını paylaşırken karşındaki insanın tepkileri çok şey anlatır. Seni dinliyor mu, geçiştiriyor mu? Anlamaya mı çalışıyor, yoksa hemen kendi hikâyesine mi dönüyor? İşte empati seviyesi tam da bu küçük detaylarda kendini belli eder. Ve insan, zamanla kime ne kadar açılması gerektiğini öğrenir.
Sonuç olarak, duygularını kısmak zorunda değilsin; sadece onları emanet edeceğin insanları seçmelisin. Empati, ilişkilerin taşıyıcı kolonudur. O yoksa en güzel cümleler bile havada kalır. İnsan, en çok anlaşıldığı yerde kendini güvende hisseder. Ve ancak güvende hissettiği yerde, duygularını tüm gerçekliğiyle aktarabilir.