Bazı değerler vardır ki anlatılmaz, yaşanır. Bazı kelimeler vardır ki sadece telaffuz edilmez, hissedilir. Bizim mukaddesatımız işte böyledir. O; Dalgalanan Bayrakta, bir mabedin taşında, bir annenin duasında, bir babanın titreyen sesinde, bir çocuğun “amin” deyişinde saklıdır. O, geçmişimizle kurduğumuz köprüdür. O, bizi biz yapan ruhtur.
Mukaddesatımıza uzanan hoyrat sözler, sadece bir fikre yönelmiş eleştiri değildir; kalbimize değen bir yaradır. Çünkü kutsal dediğimiz şey, soyut bir kavramdan ibaret değildir. O, hatıralarımızdır. O, mezar taşlarına kazınmış dualardır. O, sevinçte ve kederde sığındığımız limandır.
Birileri bunu anlamak istemeyebilir. İnancımızı küçümseyebilir, değerlerimizi alaya alabilir. Fakat bilinsin ki biz savunduğumuzda bağnazlıktan değil, aidiyetten konuşuruz. Bizim itirazımız öfkeye değil, saygısızlığa yöneliktir. Çünkü insanın kutsalına dokunmak, insanın kalbine dokunmaktır.
Özgürlük elbette kıymetlidir. Ama özgürlük, başkasının kutsalını incitme serbestliği değildir. Medeniyet, farklılıklarla bir arada yaşama olgunluğudur. Başkasının inancına saygı göstermek, kendi fikrinden vazgeçmek değil; insanlığını büyütmektir.
Biz mukaddesatımızı savunurken kimseye düşmanlık etmiyoruz. Sadece diyoruz ki: Bizi var eden değerlere hakaret etmeyin. Çünkü o değerler, bizim şahsiyetimizdir. O değerlere yönelen her küçümseme, bizi eksiltir.
Belki aynı inancı paylaşmayabiliriz. Belki aynı duayı etmeyebiliriz. Ama birbirimizin kutsalına hürmet gösterebiliriz. İşte asıl büyüklük buradadır.
Mukaddesatımıza saygı istemek bir dayatma değil, bir insanlık çağrısıdır. Çünkü kalbi olan herkes bilir: Kutsala uzanan dil ve el, önce vicdana çarpar.