İnsan, arzularıyla yaşar. Hayaller kurar, planlar yapar, ihtimalleri zorlar. Fakat hayat her zaman hesapla ilerlemez. Bazen ne kadar çabalarsak çabalayalım, bazı kapılar açılmaz. İşte tam o noktada şu cümle yankılanır: “Nasiple savaşılmaz.”

Nedir Nasip?

Nasip, çoğu zaman kaderle karıştırılır. Oysa nasip; insanın çabasının, zamanın ve ilahi takdirin kesiştiği noktadır. İnsan çalışır, ister, dener. Ama sonuç her zaman onun kontrolünde değildir. Bu yüzden nasip, teslimiyetle sabrın arasında duran bir hakikattir.

İmkânsızla Mücadele Etmek

İnsan doğası gereği imkânsızı sever. Zor olan caziptir. Ulaşılmaz olan daha kıymetlidir. Fakat her imkânsızın peşinden koşmak, bazen insanı yorar. Ruh tükenir, umut incelir, beklenti ağırlaşır. Oysa bazı şeylerin olmaması da bir korunmadır.

Belki o iş, o şehir, o insan, o hayal… Israrla istediğimiz ama bir türlü gerçekleşmeyen her şey; bize ait olmadığı için olmuyordur.

Bırakmak Bir Zayıflık Değildir

Toplum, mücadeleyi yüceltir. “Vazgeçme” der. “Savaş” der. Ama kimse şunu öğretmez: Bazen bırakmak da cesarettir.

Bırakmak; yenilmek değil, kabullenmektir.

Kabullenmek; pes etmek değil, huzuru seçmektir.

İmkânsız kalsın demek; kalbin zorlanmadığı yere yönelmektir.

Çaba mı, Teslimiyet mi?

Elbette insan çabalamalıdır. Ekmek için tohum toprağa atılmadan hasat beklenmez. Fakat tohum atıldıktan sonra toprağı zorlayamazsınız. Yağmurun zamanını siz belirleyemezsiniz. İşte nasip burada devreye girer.

İnsanın görevi gayret, sonucun sahibi ise hayattır.

Sonuç: Huzur Nerede?

Huzur, her istediğini elde etmekte değil; olmayanla kavga etmemektedir.

Belki de en büyük özgürlük, “olmuyorsa olmuyordur” diyebilmektir.

Nasiple savaşılmaz.

Bırak imkânsız kalsın.

Çünkü sana ait olan, zaten seni bulacaktır.