Hayat, insanın kendini olduğu gibi kabul ettirmeye çalıştığı bir sınavdır aslında. Ama ne gariptir ki, samimiyetin değerini bilen azdır. Doğal olanı yadırgayan, içten olanı “fazla” bulan bir çağdayız. Çünkü birçok gönül henüz olgunlaşmamış, kalpler kendini bulmamışken başkasını anlamaya çalışıyor.

Olduğun gibi olmak cesaret ister. Maskesiz yürümek, süslemeye kalkmadan kalbini ortaya koymak yürek ister. Ve bunu yapan birinin en çok karşılaştığı şey; anlaşılmamak, dışlanmak ya da "fazla gelmek"tir.

Bazı gönüller, hâlâ hesap yapmanın, menfaat kovalamanın peşindedir. Orada samimiyet barınamaz. Bazı dostluklar, sadece benzer çıkarların çatısında barınır. Gerçeklik oraya sığmaz.

O yüzden diyoruz ki: Olduğun gibiysėn, olmamışların gönlünde barınamazsın. Çünkü senin niyetin nettir, ama onların kalbi pusludur. Sen seversin, onlar sorgular. Sen beklentisiz verirsin, onlar nedenini arar. Ve sonunda yorulan, yine içten olan olur…

Ama sakın değişme. Yara alsan da, daralsan da, “keşke rol yapsaydım” desen de… Olduğun gibi kal. Çünkü zamanla göreceksin ki; yüzeysel gönüller çekilir gider, derin olanlar seni bulur.

Bir gün gelir, senin içtenliğinle ısınıp “keşke herkes senin gibi olsa” diyen bir çift göz çıkar karşına. İşte o zaman anlarsın ki, olmamışların gönlünde değil; olgun yüreklerde yer edinmek her şeye değer.