İnsan, garip bir varlık. Elindekine alışıyor, alıştığını sıradanlaştırıyor, sıradanlaştırdığını ise çoğu zaman ancak kaybettiğinde değerli buluyor. Oysa hayatın en büyük sınavlarından biri, kaybedilecek şeylerin kıymetini kaybetmeden anlayabilmektir.
Bir günün kıymetini düşünelim. Sabah açılan gözler, içilen bir fincan çay, dosttan gelen bir mesaj, pencereden süzülen güneş... Bunların hiçbiri bize garanti edilmiş değil. Yine de çoğumuz bugünü, sanki yarın mutlaka gelecekmiş gibi tüketiyoruz. Oysa takvim yaprakları koparken aslında ömrümüzden eksilen yalnızca bir tarih değil, geri gelmeyecek bir zaman parçasıdır.
Bir gönlün kıymeti ise daha da hassastır. İnsan kalbi cam gibidir; kırıldığında onarılabilir belki ama eski berraklığını her zaman koruyamaz. Kırgınlıkların, ihmallerin, ertelenen özürlerin ve söylenmeyen güzel sözlerin bedelini çoğu zaman yıllar sonra anlarız. Bir gönlü kazanmak emek ister; kaybetmek ise bazen tek bir cümleye bakar.
Ve bir ömür... Belki de en büyük emanetimiz. Çocukluğun hızla geçtiğini anne babalar, anne babanın yaşlandığını çocuklar, gençliğin geçiciliğini ise çoğu insan aynaya baktığında fark ediyor. Zaman sessizce çalışıyor ne duruyor ne de geri dönüyor. Bu yüzden ömrü sadece yaşamak değil, hakkını vererek yaşamak gerekiyor.
Bugün tüketim çağında her şeyin yenisi varmış gibi davranıyoruz. Telefonun yenisi çıkıyor, eşyanın yenisi alınıyor, şehirler değişiyor. Ama geçen günün yenisi gelmiyor. Kırılan güvenin, kaybolan dostluğun, yitirilen anne-baba sıcaklığının, kaçırılan çocukluk yıllarının ve boşa harcanan ömrün yenisi de olmuyor.
Belki de asıl zenginlik; sahip olduklarımızın sayısında değil, onların değerini fark edebilme becerisindedir. Bir günü anlamlı kılan onu bilinçle yaşamaktır. Bir gönlü değerli kılan sevgiyle korumaktır. Bir ömrü anlamlı kılan ise geriye dönüp bakıldığında "iyi ki" diyebilmektir.
Hayat bize her sabah yeni bir gün verir; ama aynı günü ikinci kez vermez. Her karşılaşma bir gönle dokunma fırsatıdır; ama her kırılan gönül yeniden açılmaz. Ve her insana bir ömür emanet edilir; ama ikinci bir ömür verilmez.
Kaybettiğimiz şeylerin ardından üzülmek yerine, elimizdekilerin kıymetini bugünden başlayarak anlayabiliyor muyuz?
Çünkü hayatın gerçek bilgeliği, kaybettikten sonra pişman olmakta değil; kaybetmeden önce şükredebilmekte gizlidir.