İnsan, beğenilmek ister. Bu istek bazen masum bir tebessüm arzusudur, bazen de nefsin en gizli hilesi. Alkış duyduğunda kabaran, eleştiri duyduğunda daralan bir kalp… Oysa tasavvuf ehli bilir ki, kalbin genişliği insanların sözleriyle değil, Hakk’a olan yakınlığıyla ölçülür.
“Millet seni beğense ne olacak, beğenmese ne olacak?”
Bu söz, nefsin omzuna konmuş bir el gibidir. Sarsar, uyandırır. Çünkü nefs, sürekli başkalarının aynasında kendini seyretmek ister. O aynada güzel görünürse sevinir, çirkin görünürse öfkelenir. Hâlbuki o aynalar buğuludur; her biri kendi kusuruyla gösterir seni.
Tasavvuf der ki: Halkın nazarıyla büyüyen, halkın nazarıyla küçülür.
Hakk’ın nazarıyla dirilen ise eksilmez.
Kimsenin cenneti yok ki seni cennetine koysun.
Bu cümle, insanı kula kulluktan kurtaran bir hakikattir. Çünkü insan, fark etmeden insanların rızasını ilahlaştırabilir. Onların beğenisini ödül, beğenmemesini ceza sayabilir. Oysa ne onların elinde cennet vardır ne de cehennem. Onlar da senin gibi yolcudur; fani bir gölgede, kısa bir misafirlikte.
Tasavvuf yolunda en büyük put, bazen insanın kendi nefsidir. Nefs ise en çok “beğenilme” ile beslenir. Alkış onun gıdasıdır. Fakat hakikat yolcusu bilir ki, nefs doydukça ruh zayıflar; nefs sustukça ruh konuşur.
Büyükler der ki: “Halk içinde Hak ile ol.”
Yani insanların arasında yaşa ama kalbini onların hükmüne teslim etme. Övgü gelirse şükürle geç, yergi gelirse sabırla geç. İkisi de imtihandır. Çünkü methiye de zem de kalbi bağlayabilir.
Gerçek cennet, kalbin Hakk’a yöneldiği andır. O anda insan ne alkış arar ne de savunma ihtiyacı hisseder. İçinde bir sükûn doğar. İşte o sükûn, insanın kendi iç cennetidir.
Millet seni beğense ne olacak?
Beğeni, rüzgâr gibidir; eser ve geçer.
Hakikat ise dağ gibidir; sessizdir ama yerinden oynamaz.
Mesele insanların gönlünde taht kurmak değil, gönlü taht olmaktan kurtarmaktır. Çünkü gönül taht olursa, her gelen oturur; her söz iz bırakır. Oysa gönül dergâh olursa, oraya yalnız Hak misafir olur.
Sonunda insan şunu anlar:
Beğenilmek için yaşamak, kalbi kalabalığa kiralamaktır.
Hakk’ı bulmak için yaşamak ise kalbi sahibine iade etmektir.
Ve kalp sahibini bulduğunda, artık kimsenin cennetine ihtiyaç kalmaz.