Bir ülkenin süt üretimi yalnızca bir tarımsal faaliyet değildir. O ülkenin kırsal hafızasıdır, gıda güvenliğidir, çocuklarının beslenmesidir. Ama bugün süt sektörü, kendi içinde derin bir çelişkinin ortasında savruluyor.

Çiftçi yem almakta zorlanıyor. “Zorlanıyor” kelimesi belki de artık hafif kalıyor. Çünkü yem fiyatları önüne geçilemez bir hızla artıyor. Bir ay içinde dört, hatta beş kez zam gelen yem fiyatlarına karşılık, çiğ süt tavsiye fiyatı 22,22 TL’de sabit kalıyor. Aylar sonra gelen güncelleme ise sahada çoğu zaman karşılık bulmuyor. Aracı, tavsiye fiyatın altında alım yapmaya çalışıyor. Yani kağıt üzerinde açıklanan fiyat ile üreticinin eline geçen fiyat aynı olmuyor.

Bu tabloyu anlamak için akademik bir rapora gerek yok. Basit bir denge hesabı yeterli: Girdi maliyeti sürekli artıyor, satış fiyatı yerinde sayıyor. Böyle bir denklemde üretici ne kadar dayanabilir?

Süt üreticisi hayvanını gece gündüz besliyor, bakımını yapıyor, veteriner giderini karşılıyor, elektriğini ödüyor. Ama kazanç hanesi her geçen gün eriyor. Sonuç? Üretici hayvancılığı bırakıyor. Köyünü terk ediyor. Ahırlar boşalıyor.

İşin en ironik tarafı ise şu: Üretici kazanamazken, market raflarında süt ve süt ürünleri tüketicinin cebini yakıyor. Raf fiyatları yüksek. Peki, aradaki fark kime yarıyor? Üreticiye değil, tüketiciye değil. Bu zincirin ortasında bir yerde ciddi bir kopukluk var ve bu kopukluk artık sürdürülebilir değil.

Süt sektörü bir sarmalın içinde. Süt fiyatı düşük olduğu için üretici üretimden çekiliyor. Üretim azaldıkça piyasada daralma yaşanıyor. Daralma fiyatlara yansıyor. Tüketici pahalıya alıyor. Ama üretici yine kazanmıyor. Bu nasıl bir denklem?

Asıl sorulması gereken soru şu:

Yem fiyatlarına bir ayda 4-5 kez zam gelirken süt fiyatı sabit kalırsa üretici ne yapmalı? Zararına üretmeye devam mı etmeli? Başka bir çıkış yolu bırakılıyor mu?

Süt fiyatı ile yem fiyatı arasındaki makas acilen dengelenmek zorunda. Bu yalnızca üreticinin meselesi değil; bu ülkenin gıda arz güvenliğinin meselesi. Üretici ayakta kalamazsa raflarda gördüğümüz ürünler de bir süre sonra sürdürülebilir olmayacak. O zaman mesele yalnızca pahalı süt değil, bulunamayan süt olacak.

Tarım politikalarında en tehlikeli şey gecikmedir. Süt sektörü için artık zaman lüks değil. Her geçen ay, her gelen zam, her kapanan işletme bu sarmalı biraz daha derinleştiriyor.

Sonra dönüp “Üretici neden üretmeyi bırakıyor?” diye soruyoruz.

Gerçekten soruyor muyuz, yoksa cevabı bildiğimiz halde duymak istemiyor muyuz?

Süt raflarda var gibi görünüyor.

Ama üretici ne kadar daha orada olacak?