Bir öğretmen düşünün… Her sabah zil çalmadan sınıfa giren, yoklama alırken sadece isimleri değil hayalleri de sayan bir insan. Ve bir gün, o sınıfta hayatını kaybediyor.

İbrahim Oktugan’ın bir öğrencisi tarafından öldürülmesi, sıradan bir adli vaka değil. Bu olay, toplum olarak uzun süredir görmezden geldiğimiz bir gerçeği yüzümüze çarptı: Okullarımızda bir şeyler yolunda gitmiyor.

Bu, bir öfke patlamasının ötesinde; bir sistem alarmıdır.

Saygının Sessiz Erozyonu

Son yıllarda öğretmenlere yönelik sözlü ve fiziksel şiddetin arttığına dair haberler artık şaşırtmıyor. Oysa şaşırmamız gerekiyordu. Bir toplumda öğretmenin itibarı zedeleniyorsa, aslında geleceğin temelleri çatırdıyor demektir.

Çocuklar evde ne görüyorsa okula onu taşır. Sokakta hangi dil hâkimse sınıfta da o konuşulur. Televizyonda, sosyal medyada şiddet normalleşiyorsa; genç zihinler bunu bir ifade biçimi olarak öğrenir.

Ve biz çoğu zaman yalnızca sonucu konuşuruz.

Yalnızlaşan Gençlik

Bugünün gençleri daha öfkeli, daha sabırsız ve daha kırılgan. Ekonomik baskılar, gelecek kaygısı, aile içi iletişim sorunları, dijital dünyanın sınırsız ama denetimsiz etkisi… Tüm bunlar bir araya geldiğinde ortaya kontrolsüz bir duygu yükü çıkıyor.

Peki bu yükü kim hafifletiyor?

Birçok okulda rehberlik servisleri yetersiz. Öğretmenler akademik yükün altında ezilirken aynı zamanda psikolog, arabulucu ve kriz yöneticisi rolünü üstlenmek zorunda kalıyor. Ancak hiçbir eğitimci, can güvenliği tehdidi altında görev yapmak zorunda bırakılmamalı.

Güvenlik mi, İletişim mi?

Elbette güvenlik önlemleri artırılmalı. Ancak mesele sadece kapıya konulacak bir güvenlik görevlisi değil. Asıl mesele; öğrencinin kendini duyulmuş, anlaşılmış ve değerli hissetmesi.

Disiplin korkuyla değil, adaletle sağlanır.

Saygı baskıyla değil, örnekle öğretilir.

Öğretmenini tehdit olarak gören bir öğrenci profili, yalnızca bireysel bir sorun değildir; bu, toplumsal bir kopuştur.

Unutursak Kaybederiz

Bu tür olaylar birkaç gün gündemde kalır, ardından başka bir başlıkla yer değiştirir. Ancak unutursak kaybederiz. Çünkü sınıfta kaybedilen sadece bir can değildir; güven duygusudur, eğitim idealidir, yarına dair inançtır.

Bugün sormamız gereken soru şu:

Çocuklarımızı sadece sınavlara mı hazırlıyoruz, yoksa hayata mı?

Eğer okullar yeniden güvenli limanlar olacaksa; aileler, eğitim politikaları, medya dili ve toplumsal değerler birlikte gözden geçirilmelidir. Öğretmenini koruyamayan bir sistem, öğrencisini de koruyamaz.

Bir sınıfta yarım kalan dersin yankısı uzun sürer.

Önemli olan, o sesi duyup duymadığımızdır.