Çiftçi 2025’i geride bırakırken arkasına dönüp baktığında, “zor bir yıl” demekten bile imtina ediyor. Çünkü bu yıl sadece zor değildi; yıpratıcıydı, tüketiciydi, umudu törpüleyendi. Zirai don felaketleriyle başlayan süreç, artan maliyetler, baskılanan ürün fiyatları ve karşılığını bulmayan emekle devam etti. Ne tarlada alın terinin, ne ahırda sabahın köründe sağılan sütün hakkı verilebildi.

Bugün Anadolu’nun dört bir yanında üretici aynı cümleyi kuruyor:

“Ürettim ama kazanamadım.”

Çiftçinin en temel serzenişi, üretici ile market fiyatları arasındaki makasın artık kabul edilemez bir noktaya ulaşmış olmasıdır. Tarladan çıkan ürünle raftaki etiket arasındaki fark, yalnızca aracıları zenginleştirirken üreticiyi borç batağına sürüklüyor. Çiftçi, emeğinin buharlaşmasını değil; adil bir paylaşımı talep ediyor.

2026’dan beklenti işte tam da bu noktada başlıyor.

En büyük gider kalemlerinden biri olan yem fiyatları, her geçen gün artarken verilen desteklerin bu artışı dengelemediği açıkça ortada. Süt üreticisi, yem fiyatları karşısında eziliyor. Ulusal Süt Konseyi’nin belirlediği çiğ süt fiyatı kağıt üzerinde var ama sahada yok. Üretici, “Masada belirlenen fiyatı sahada da görmek istiyorum” diyor. Bu bir lütuf değil, emeğin karşılığıdır.

Çiftçi artık şunu çok net söylüyor:

İthalatla günü kurtarmak değil, yerli üretimle geleceği inşa etmek istiyoruz. Yıllardır ithalata aktarılan kaynakların, yerli üretimi ayağa kaldıracak şekilde planlanmasını talep ediyor. Çünkü ithalat geçici bir çözümdür; yerli üretim ise kalıcı bir güvencedir. Üretici biliyor ki, tarımda bağımsızlık, ancak kendi çiftçisini ayakta tutabilen ülkelerin harcıdır.

Anadolu’da sessiz sedasız mücadele veren küçük aile işletmeleri bu tablonun en kırılgan halkasıdır. Birer birer üretimden çekilen bu işletmeler, aslında tarımın bel kemiğidir. Çiftçi, bu aile işletmelerinin desteklenmesini, yeniden sektöre kazandırılmasını istiyor. Büyük işletmeler kadar, hatta onlardan daha fazla korunmayı hak ettiklerini söylüyor.

Sübvansiyonlu kredilerin ve IPARD projelerinin gerçek anlamda aile işletmelerine açılmasını talep ediyor. Bugün birçok destek, kağıt üzerinde herkese açık görünse de fiiliyatta küçük üreticinin erişemeyeceği koşullar içeriyor. Çiftçi borçlanmak istemiyor; üretmek istiyor. Ama üretmek için önce nefes almaya ihtiyacı var.

2026’dan beklenen mucizeler değil.

Net, uygulanabilir ve sahaya yansıyan politikalar.

Çiftçi, kendisine rağmen değil, kendisiyle birlikte planlanan bir tarım politikası istiyor. Masa başında değil, tarlada yazılan kararlar bekliyor. Çünkü tarım, istatistiklerden ibaret değildir; tarım, sabahın ayazında tarlaya çıkan, ahıra giren insanların hikâyesidir.

Bugün üretici ayakta kalamazsa, yarın bu ülke gıdada daha pahalıya, daha bağımlı hale gelir. Çiftçinin talebi aslında toplumun tamamının talebidir: sürdürülebilir, adil ve yerli bir tarım sistemi.

2026, ya tarımda yeniden toparlanmanın yılı olacak ya da daha fazla üreticinin sessizce üretimden çekildiği bir dönüm noktası olarak hatırlanacak. Seçim, hâlâ elimizde.