Merhaba sevgili okurlar; 11 ayın sultanı Ramazan ayının başında, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da teşrifleriyle İstanbul’da “Çiftçi Buluşması” gerçekleştirildi. İftar sonrası çiftçiye müjde verildi. Gerçekten müjde niteliğindeydi. Çünkü çiftçimizin bugünlerde o kadar çok müjdeye ihtiyacı var ki… Artık anlatılmasın, yaşansın derim.

Üreten ve alın teriyle çalışan çiftçinin kazanmaya ihtiyacı var! Uzun süredir kaybeden, eriyen çiftçi; bu yangın yeri olan Orta Doğu coğrafyasında önce millet olarak bizim, sonra da devletimizin varlığı ve güçlü olabilmesi için hayati öneme sahiptir. Geleceğe sağlam adımlarla yürümek istiyorsak üretime, toprağa, hayvancılığa sahip çıkmak zorundayız.

Yani güçlü olmak için gıdaya, gıda için de üreticiye ihtiyacımız var.

Bu yüzden milletçe “proteinli beyinlere” ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde açıklanan 150 bin koyun projesi önemlidir. Projenin içeriğine baktığımızda, ilk etapta 100 koyun dağıtılması planlanıyor. Bu da ülke genelinde yaklaşık 1.500 kişinin projeden yararlanabileceğini gösteriyor.

Genç çiftçiyi teşvik etmeye yönelik bu proje, niyet olarak kıymetlidir. Ancak herkesin atladığı ya da projeyi hazırlayanların gözünden kaçan önemli bir dipnot var ki, uygulamada ciddi bir sorun oluşturabilir. Projeden yararlanacak yaş aralığının 18 ile 35 yaş olarak açıklanması, genç ya da yeni üretime katılacak çiftçiler için ipotek şartı açısından büyük bir soru işareti doğuruyor.

Hayata yeni atılan bir genç üretici nasıl bir ipotek gösterebilir? Üretime yeni başlayacak bir gencin elinde hangi teminat olacak? Eğer bu proje mevcut üretimi destekleyen, hâlihazırda üretim yapan yetiştiricilere yönelik olarak da kurgulansaydı; hem üretim ivme kazanır hem de mevcut üretici bir nebze olsun nefes alırdı. Dahası, bu üreticilerin yanına bir genç çiftçi istihdam edilseydi; hem gençler sahada pişer, işi yerinde öğrenir hem de sürdürülebilir bir model ortaya çıkardı.

Tarım ve hayvancılık masa başında değil, ahırda ve tarlada öğrenilir. Tecrübe ile gençliğin enerjisi bir araya getirilmeden kalıcı başarı sağlanamaz. Eğitimli bir genç çiftçi yetiştirmenin yolu, onu doğrudan borçlandırmak değil; üretimin içine güvenli bir şekilde entegre etmektir.

Bugün mesele yalnızca 150 bin koyun meselesi değildir. Mesele, üretimin devamlılığıdır. Mesele, gıda güvenliğidir. Mesele, yarın çocuklarımızın sofrasındaki ekmektir.

Çiftçi kazanmazsa şehir de kazanamaz. Bu nedenle projeler hazırlanırken sahadaki gerçekler göz ardı edilmemelidir. Gençler desteklenmeli; ama gerçekçi, uygulanabilir ve sürdürülebilir modellerle… Aksi hâlde iyi niyetli projeler, kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm olur.

Unutmayalım; güçlü Türkiye’nin yolu güçlü üreticiden geçer.