İnsan bazen içinde kimsenin görmediği bir yangın taşır. Sessizdir o yangın; bağırmaz, şikâyet etmez, çoğu zaman dumanı bile görünmez. Fakat yine de yakar. Kalbin en derin yerinde, hatıraların arasında, kırılmış umutların üzerinde yanar durur. Buna rağmen bazı insanlar vardır ki o ateşi başkalarına hissettirmemeyi başarır. Hatta daha ileri giderler: İçlerinde kor ateşi taşırken bile çevrelerine serinlik, huzur ve umut dağıtırlar.

İşte o insanlara selam olsun.

Çünkü herkes acı çekebilir ama herkes acısını iyiliğe dönüştüremez. Herkes kırılabilir ama herkes kırıldığı yerden başkalarına merhamet sunamaz. Bazıları yaşadıkları zorlukları sertliğe, öfkeye ve kırgınlığa dönüştürür. Fakat bazıları vardır ki tam tersini yapar. İçlerinde yanan ateş onları yakmak yerine insan olmanın derinliğini öğretir.

Onlar, susuz kalmış bir kalbe bir damla umut olanlardır. Yorgun bir ruha bir tebessüm sunanlardır. Kendi karanlıklarıyla mücadele ederken başkalarının yoluna ışık tutanlardır.

Tıpkı Zemzem suyu gibi…

Zemzem, sadece susuzluğu gideren bir su değildir; aynı zamanda bir semboldür. Sabırla beklemenin, umutsuzluğun ortasında gelen rahmetin ve ilahi lütfun sembolüdür. İşte bazı insanlar da böyledir. Hayatın çölünde yürürken bile başkalarına serinlik veren bir kaynak olurlar.

Onların içindeki kor ateşini çoğu kimse bilmez. Belki bir kaybın acısıdır, belki yarım kalmış bir hikâyenin hüznü, belki de yıllarca taşınan bir yalnızlık… Ama yine de gülümserler. Çünkü bilirler ki dünyayı güzelleştiren şey, insanların birbirine verdiği merhamettir.

Bu yüzden böyle insanları gördüğümüzde onları sıradan sanmayalım. Çünkü bazen en sessiz kalpler, en büyük mücadeleleri verir.

Ve bazen en çok yanan kalpler, başkalarına en çok serinliği sunar.

Görsünler…

İçinde dev bir kor ateşi taşıdığı halde çevresine Zemzem olabilen insanlara selam olsun.