Devlet kurma gayret ve becerimizi, sürdürme konusunda aynı ölçüde kullanabiliyor muyuz?
Türk Tarihi Dünya Tarihi Demektir; Alman İktisatçı Fritz Neumark’ın ‘Türkler pek farkında değil ama Avrupalılar şu gerçeğin farkındadır; Tarihten Türkler çıkarılırsa ortada tarih diye bir şey kalmaz’ ifadesiyle belirttiği üzere, Türk Milletinin tarihi, bir anlamda dünya tarihi demektir.
Dünyanın büyük devletlerini dikkate alarak 16 büyük Türk devleti sayılır. Kaynaklara bakınca, tarihi süreçte kurulan 50 civarında devlete ilaveten, yüzlerce Türk beyliği ve hanedanlığının da kurulduğu görülür. Tarihimizin anlatımının, ‘kurduk/yıkıldı’ olarak değil de, diğer devletlerin tarihlerine bakış açısı gibi; Orta Asya Türk Devleti, Doğu Türk Devleti ve Batı Türk Devleti gibi sınıflayıp, her sınıftaki devletlerin ise Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet dönemi gibi öncekinin devamı formatında yapılması daha uygun olabilir.
Başarı ve hezimetin nedenlerine bakıyor muyuz; Özgürlük aşkı, devlet kavramına saygı, bu uğurda can vermekten çekinmeyen yapısı sayesinde Milletimiz tarihin hiçbir döneminde devletsiz kalmamıştır. Zaferler konusunu haklı olarak öğünürüz, yıldönümlerinde coşkuyla anarız. Ancak, başarıların altında yatan fedakârlığı, hazırlığı, emeği, mücadele azmini, candan vazgeçişin detaylarını ve bu başarının alt yapısını inceleyip ders almak için pek vakit ayırmıyoruz. Devletin içten içe çürütülme sürecine girmesi, gerileme, mağlubiyetler, yıkılma konuları, söylem olarak bile bizi rahatsız eder. Bunun altında yatan, hazırlayan sebeplerin, yanlışların, ihmallerin, ihanetlerin üstünde durmak pek hoşumuza gitmez ve ders almayız. Her yönüyle tarihimizden ders almak gerekir. Bu, yazımızda ‘sıkıntılı’ taraflara değineceğimiz için, kişi ve kurumlara bir düşmanlık gibi garip sonuçlar çıkartanlar olmaz umarım.
Kuruluştaki Coşku; İbn-i Haldun’un detayını linkten okuyabileceğiniz devlet teorisindeki
(https://www.anadoluizlenimleri.com/konfor-mu-zorluk-mu) gibi Türk devletlerinin kuruluş dönemlerinde de ‘malla, canla yapılan çok büyük mücadelenin, gayretin ve fedakârlığın sonucu elde edilen başarı ile devlet kurulmuştur. Bu aşamada lider, hükümdardan çok mücadele eden halkın bir ferdi, şefi konumunda olup, halkı ile bağının çok güçlü olduğu dönem olmuştur.’
Dönüşme ihtiyacı neden; Tarihi kayıtlara ve anlatımlara bakıldığında; Kurulan, güçlenen devletlerin yöneticilerinin zamanla devlet teorisindeki anlatıma benzer şekilde başka ‘endişelerin’ etkisinde kaldığı, başlangıçtaki kurucu millet olan Türklerin yavaş yavaş dışlanıp, yönetim kademelerinden uzaklaştırıldığı, ifadeleri bulunuyor. Tarihi kaynaklara göre bunun sebepleri arasında iktidarda olan boyun, ailenin iktidarına risk teşkil edecek, alternatif olabilecek tüm seçeneklerin bertaraf edilmesi yaklaşımı bulunduğu öne çıkmaktadır. ‘Aile içi kavga’ sayılabilecek birbirini katleden kardeşler, babalar/oğullar kısmına girmiyorum. Bu amaçla Türk boyları iktidar civarından uzak tutulmuş hatta sürülmüştür. Yine aynı nedenle iktidar hanedanının Türk boylarından evliliklerinin çok kısıtlı tutulması, Türk boylarından kişilere bürokraside çok az yer verilmesi, kendilerine kayıtsız şartsız tabi olacağını ve risk oluşturmayacağını düşündükleri diğer etnik gruplara yol açılmasıyla devletin fiilen bunlarla yönetilir hale getirildiği anlatılmaktadır. Bu durumun devletin tebaasına eşit davranma, fırsat verme yaklaşımını aştığı ve Türk kimliğini aşağılama, inkâr ve baskılama düzeyine kadar ulaştığına dair uygulama örnekleri dile getirilir. Taşlıcalı Yahya, Nef’i gibi birçok “şair” in Türkler hakkındaki şiirlerinde bu yaklaşımın sanatsal (!) örneklerini görebilirsiniz.
Türk Milleti kavramını, millet kavramı kapsayıcılığı dışında ırkçılık ve adeta suç olarak tanımlayan tavır ve söylemler, açık düşmanların yanı sıra, dost ya da bizden görünen gizli düşmanlarca hala gündemde tutulan, aynı sürece hizmet eden izlerdir. Milletimiz, her şeye rağmen devlet, vatan, millet sevgisi ve bağlılığı nedeniyle kurdukları devletlerini yıkmaya yönelmemiştir. Her savaşta çocuklarını devleti için feda etmekten de imtina etmemiştir.
Kuruluştaki Tabandan Kopuş; Kurucu Türk milleti tabanı kimliği ile bağların zayıflaması, gizli ya da açıktan başka aidiyet duyanlar tarafından ele geçirilmesine kayıtsızlık ya da bu yolun açılması, devlet yapısını ve dinamizmini zayıflatmıştır. Hunlar ve Göktürkler Çinlileşme, Karahanlılar ve Selçuklular ise, Farslılara dönüşme sürecine girmesi sonunda bozulan devlet yapısının düşmanların son darbesine hazır hale getirilmesi ile yıkılmıştır. Orhun kitabelerinde Çin’in bölme, devleti yıkma hileleri konusunda detaylı anlatımlar ve öğütler bulunmaktadır. Osmanlı’da tarikatlar ile medreselerde Arap, Fars etkisi ağırlıklı olurken, padişahtan aşağıdaki bürokrasi ve devlet yönetiminde devşirme etnik gruplar ağırlıklı olmuştur.
Bu unsurlardan az bir kısmı stratejik durumlarda devleti sırtlamış olmakla birlikte, yönetimi dâhil her nimetlerinden sınırsızca yararlandıkları halde çoğunluğunun devletin devamlılığı konusunda niyetleri ve gayretleri zayıf olmuştur. Aidiyet, Türk Milleti yerine Karahanlı, Selçuklu, Osmanlı gibi boy aidiyetleri olarak tezahür etmiştir. Her durumda da devlette Türk Milleti kimliği vurgusu zayıflamıştır. Devlet yapısı ve bürokrasinin, içine aldıkları bu etnik unsurlara doğru dönüşmeye başlayarak kökünden uzaklaştığı, devlet yönetiminde yanlış kararların ve suiistimallerin arttığı ve bu durumun devletin çöküşünün başlangıç işaretleri olduğu görüşü yaygındır. Tarihten küçük bir örnek; Osmanlı Devleti’nde bürokrat ve bakan olarak görev verilen Gabriyel Noradunkyan, Devletin parçalanmasını öngören Paris Barış Konferansında ve yeni Türk devletinin bağımsızlığının kabul edildiği Lozan Antlaşması’nda Ermeni heyetinde yer almıştır.
Hilafetin Tanınması İçin Taviz Verildi İddiaları; Osmanlı’da, bazı tarihçilere göre yukardaki süreçlere ilave olarak hilafetin devralınmasındaki “taviz” lerin de devlet yapısını başka bir alana dönüştürdüğü söylenir. Osmanlı hilafetinin Araplarca kabulü için, çoğunluğu Emevi, Abbasi döneminden gelen Arap milliyetçiliğini önceleyen ekolün temsilcileri olan çok sayıda tarikat ve meşreplere yol açıldığı, İstanbul başta olmak üzere ülke düzeyinde yaygınlaştırıldığı anlatılır. Zamanla tarikatlar, medreseler, saray ve bürokraside Yesevi’nin, Bektaş’ı Veli’nin, Yunus’un arı duru Türkçesi yerine Arapça, Farsça ağırlık kazanmıştır. (Burada yabancı dil öğrenmenin sakıncasından değil, toplumsal hayatta ve dini anlatmada Türkçe’nin adeta tasfiye edilmesi yaklaşımından söz edilmektedir) Dönemin siyasi, olayları da bahane edilerek Yesevi ve Bektaşi gibi Türk tarikat ve meşrepler ile mensuplarına yapılan baskılar artması sonucu Anadolu’da etkilerinin azalmasıyla, faaliyetlerini balkanlara doğru kaydırmak durumunda kalmışlardır. Buralarda Türk olmak ve Müslüman olmak kavramlarının eşdeğer algılanması Yesevi ve Bektaşi etkisi sonucudur. Devlete sürekli güç aktarma demek olan Türk boylarının Anadolu’ya göç akışı da kesilmiştir. Hatta İran, Irak coğrafyasına tersine yoğun göç olmuştur.
Bilim ve teknolojide öncü olan devletin, zamanla sadece dini bilimlere yoğunlaşarak, pozitif bilim alanında öne çıkan âlimlerin sayısının bir elin parmağını geçmemesi ve gittikçe azalması, dönemin bilim alanındaki gelişmelerinden kopuş, ticari alanda verilen tavizlerin aleyhimize dönmesi gibi sebeplerin getirdiği çözülmelerde eklenip hepsi bir arada çöküş yolunu açmıştır.
Devlete Sıkılan Kurşunlara Gövdesini Siper Edenler; Devlet güçlü iken her nimetinden, makamından yararlananların, zayıflayınca özgürlük savaşı adı altında isyan edip devlete sıktıkları kurşunlara karşı gövdesini siper edenler, yine devletin kuruluşunda kanını dökmüş, canlarını feda etmiş, sonradan da dışlanmış Türk Milletinin evlatları olmuştur. Her defasında yıkıntı altında ezilen, cefa çeken ve yıkıntılardan tekrar bir devlet kurma çabası/mücadelesi, verme işi yine onlara kalmıştır. Sürecin hep bu şekilde oluşu, kuruluş aşamasında gücümüzken, bizden görünen düşmanlara güvenme saflığımız sonucu devletin yıkılışa gitmesi ise büyük zaafımız galiba. Düşmanlara aşırı sabırlı davranışımız konusunda yazar Pierre Loti’nin görüşü şöyle; ’Türk'ü anlamamak için tarihe göz yummak gerekir. Haksız saldırılar ve adi iftiralara karşısı vakur kalışları kuşku yok ki körlerin gerçeği, eşyayı anlamadıklarını düşündüklerinden ve körlere acıdıklarındandır.’
Günümüzdeki Tehdit; Aynı ırktan millet kavramı, hiç bir ülkede, hiçbir bilimsel yayında ve hiçbir tarihteki süreçte yoktur. https://www.anadoluizlenimleri.com/devlet-ebed-muddet
Günümüzde, ırk üzerinden millet tanımı zorlaması ile Türk Milleti içinde yer almakta olan insanlarımızı başka millet oldukları kışkırtmasıyla bölme çalışmaları, zorlamaları yoğunlaşmış durumdadır. Türk devletlerini, devlet adamlarını, âlimlerini kısaca hemen her şeyi Türk Milleti aidiyeti dışında göstererek, hedefledikleri gruba tarihi dayanak ve geçmiş uydurma zorlamaları, ‘parçala, yok et’ sisteminin güncel halidir. Dışardaki düşmanlarla işbirliği yapan içimizdeki hainlerin süslü laflarına kanıp bölünürsek hep beraber yok oluruz. Geçmişten ders alıp, bir olursak hep beraber var oluruz.
Allah, bu saldırılar karşında doğru yerde durma konusunda yöneticilerimizin ve Milletimizin yardımcısı olsun.