“Zor işler, zamanında yapmadığımız kolay işlerdir.”
İklim çeşitliliği ve tarım arazileri bakımında teorik olarak büyük ölçüde "kendi yetebilen" ülkeler kategorisindeyiz denilse de tarım politikaları, üretim maliyetlerindeki aşırı artış, üretim planlamasının olmaması, yerli üretimi korumayan ithalat hamleleri sektörü sıkıntılı bir döngüye sokmuştur. Ülkenin büyük potansiyeline rağmen, tarımsal girdilerde dışa bağımlılığın artırması, çiftçinin üretimden kopuşu, ithalat sarmalının genişlemesi ve gıda fiyatlarında önüne geçilemeyen enflasyon karşısında bir şeyleri yanlış yapıyoruz galiba konusuna dikkat çekelim.
Girdi Maliyetleri ve Dışa Bağımlılık Kıskacı; En temel sorun, "yerli üretim" başlığı altında yürütülen faaliyetlerin dahi ithalata dayalı hale dönüşüyor olmasıdır. Mazot, gübre, ilaç, tohum, yem hammaddeleri gibi temel tarımsal girdiler doğrudan döviz kuruna endekslidir. Türk lirasındaki değer kaybı, çiftçinin üretim maliyetini katlarken; devlet desteklerinin bu artış hızının çok gerisinde kalması, üreticinin borç sarmalına girmesine neden olmaktadır. Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kayıtlı çiftçi sayısındaki dramatik düşüş, tarımın bir geçim kaynağı olarak görülmekten çıkmakta olduğu sektörün bildiği konulardır.
Yerli Üretimin Baltalayan İthalat Uygulaması Tercihi; Gıda enflasyonunu düşürmek için başvurulan en yaygın yöntem, yerli üretimin pazara gireceği sezonunda veya hemen öncesinde gümrük vergilerini sıfırlayarak ithalatın önünü açmak oluyor. İthalat zamanlaması, birçok üründe taban fiyatların baskılanmasına ve çiftçinin bir sonraki yıl üretimden vazgeçmesine yol açmaktadır. Bu politika, kısa vadede tüketici fiyatlarını baskılıyor görünse de uzun vadede yerli üreticiyi cezalandırmaktadır. Üretici için ithalatta uygulanan vergi indirimi, istisnası gibi mekanizmalar olmadığı gibi, girdi ve ürün fiyatlarını regüle edecek bir pazar payı gücüne de sahip değildir. Bu durum, üreticiyi haksız ve yıkıcı bir “rekabet” ile baş başa bırakmakta ve Türkiye’yi başka ülkelerin üretimine mahkûm eden "yapısal bir bağımlılığa" dönüştürmektedir.
Hayvancılıkta “Montaj Sanayii” Modeli; Avrupa’nın en büyük canlı hayvan varlığına sahip ülkelerinden biri olmamıza rağmen, üretici para kazanamamaktan tüketici ise, kırmızı et fiyatlarına yetişmesinin her geçen gün zorlaşmasından şikayetçi. Yabancı araçların parçalarının getirilerek ülkede montajının yapılmasının yerli üretim sayılması gibi, hayvancılıkta da böyle bir sürece girilmiştir. Ülkede üretilen ve besilik olarak ithal edilen hayvanlar, hammaddesinin büyük bir kısmı ithal edilen yemle beslenmektedir. Yani sürecin gidişatı hem hayvan ithal hem yem hammaddesi ithal, ama buradan üretilen et “yerli” görüntüsüne dönüşmektedir. Diğer yandan hem ülkedeki hayvan sayısı hem de ithal edilen hayvan sayısının arttığı açıklanırken, aynı zamanda üretilen et miktarının azaldığı, ithal edilen et miktarının arttığını gösteren verilerin açıklanmış olması matematiği ve mantığı zorluyor.
Bu yol tüketici fiyatlarındaki artışı frenleyemediği gibi, yerli üretimi de baltalamakta ve süreç içinde üreticinin girdi fiyatları, tüketicinin ise gıda fiyatları ile arası iyice açılmaktadır. Son 15 yılda canlı hayvan ve et ithalatına ödenen 13 milyar doların üzerindeki kaynağı, hayvancılıkta doğru bir sistem için kullanabilmiş olsaydık, dünyanın önemli et tedarik merkezlerinden biri olabilirdik. Mevcut sistemde para yabancı çiftçilere giderken, yerli çiftçiye de dayanabildiği kadar sıkıntılara sabır tavsiyesi kalmaktadır.
Tarım Arazilerinin Gaspı ve Köyden Kente Göç; Yasalarla korunuyor gibi görünse de tarım arazileri ve meraların, "kamu yararı" adı altında imara açılması, tarımsal üretim kapasitesini kalıcı olarak yok etmektedir. Betonlaşma ve plansız sanayileşmenin, en verimli ovalarımıza olan tehdidi artarak devam etmektedir. Genç nüfus, tarımı bir gelecek ve geçim kaynağı olarak görmemekte, köyler boşalmakta, çiftçi yaş ortalaması 60’a doğru bir adım kalmaktadır. Bu durum önümüzdeki yıllarda tarımı yapacak bir neslin kalmayacağı anlamına gelmektedir.
Planlama Eksikliği ve Veri Kirliliği; Türkiye’de hangi bölgede ne kadar ekim yapılacağı, hangi ürünün arz fazlası vereceği hala öngörülememektedir. Soğan ve patateste simge haline gelen; bir yıl para eden ürünün ertesi yıl pek çok çiftçi tarafından ekilmesi sonucu fiyatların çökmesi veya para etmedi diye üretimden vaz geçilmesiyle fiyatın bir sonraki dönemde uçması üretim planlamasının olmadığının göstergesidir. Bakanlığın veri setleri ile sahadaki gerçeklik arasındaki kopukluk, doğru politikaların üretilmesini engellemektedir. Kâğıt üzerinde başarılı gösterilen havza bazlı destekleme uygulamasının çiftçiye ulaşması sıkıntılıdır.
Tarımsal Desteklemelerin Yetersizliği; Yasal mevzuatın uygulanmaması yanında enflasyonun destek miktarının alım gücünü eritmesiyle, kronikleşen sorunun sebep ve sonuçlarına bakalım.
*Yasal Zorunluluğa Uyulmaması; Türkiye tarımındaki en büyük çelişki, yasa ile uygulamanın uyumlu olmamasıdır. Tarım Kanununu, bütçeden ayrılacak tarımsal desteklerin gayrisafi millî hasılanın %1'inden az olamayacağını hükme bağlasa da buna hiçbir zaman uyulmamıştır. 2022-2024 döneminde tarımsal desteklerin GSYH içindeki payı, kanunun öngördüğü tutarın ancak yarısı olan %0,5 seviyelerinde kalmıştır.
*Enflasyon Karşısında Eriyen Destekleme Miktarları; Destekleme bütçesi rakamları her yıl oransal artış gösterse de bu artışlar tarımsal girdi enflasyonunun (Tarım-GFE) çok gerisinde kalmaktadır. Yüksek enflasyon ortamında bu oran, desteğin reel olarak azaldığı anlamına gelmektedir. Gübre, mazot ve yem fiyatlarındaki %50-100’lük artışlara karşın desteklerin %20 bandında artırılması, çiftçiyi baş edilemeyen kredi borçlarına mahkûm etmektedir.
*Yeni Destekleme Modeli ve Katsayı Sorunu; 2025-2027 dönemini kapsayan yeni destekleme modelinde destekler "katsayı" sistemine bağlanmıştır. Bakanlık bu katsayı ile mazot maliyetinin %50'sini, gübre maliyetinin ise %25'ini karşılamayı hedeflemektedir. Ancak mazot ve gübredeki hızlı artış bu destek miktarını sembolik bir rakama indirmekte, yüksek girdi maliyetleri altında kalan çiftçinin üretim motivasyonunu korumaya yetmemektedir.
Yapısal ve Operasyonel Eksiklikler; Desteklemelerin birçoğunun hasat döneminden aylar sonra, bazen bir yıl gecikmeli ödenmesi, paranın enflasyon karşısında değerini yitirmesine yol açmaktadır. Türkiye’deki işletmelerin küçük ve parçalı olması, desteğin birim alan başına etkisini zayıflatmakta ve ölçek ekonomisine geçişi zorlaştırmaktadır.
Süt Endüstrisi Kurumu, Yem Sanayi, Et-Balık Kurumu gibi kurumların özelleştirilmesi, devletin müdahale gücünü azaltmış ve üreticiyi girdi temininde ve ürün pazarlamada spekülatif piyasa fiyatları karşısında savunmasız bırakmıştır. Doğru bir sistem içerisinde ele alınarak, görev tanımları, yapısal sorunları çözülerek bu boşluğun birlik ve kooperatiflerce doldurulması (girdi ve ürün pazarlamada en az, %20-30 piyasa payına sahip olmaları) sağlanmalıdır. Desteklerin ise öncelikle bütçe payı kanuni sınır olan %1'e çekilerek bu yeni sistem içinde entegrasyonu sağlanmalıdır. Aksi halde planlı üretim sadece söylemde kalır.
Sorunlar çözülemez noktada mı? Ülke potansiyeli tüm sorunları aşılabilecek ölçüde çok yüksek olmasına rağmen, uygulamadaki birimlerin sektördeki yanlışları ve eksiklikleri doğru çözüm önerileri ile birlikte karar verici makama iletme mekanizması işlemediği için, zamanında çözülmeyen “kolay işler” daha sonra sorunların biriktiği, kronikleştiği “zor işler” haline gelmektedir. Bu da belli bir zaman gereken köklü çözümler yerine, günü birlik uygulamalarla vitrinlik işler yapma kolaylığına kaçılmasına yol açmaktadır.
Tarım sadece bir ekonomik sektör değil, en önemli milli güvenlik meselesidir. Pandemi ve savaşlar göstermiştir ki; tarımsal üretim yoksa para karın doyurmuyor. Göstermelik çalıştay, şuraların ötesinde üretimi sürekli kılacak, istikrarla uygulanacak ve ülke potansiyelini ayağa kaldıracak radikal bir yapısal reform zorunlu görünüyor. Aksi takdirde, birçok tarımsal ürünün gen kaynağı olan ve dünyada tarımın başladığı yerlerden biri olan bu verimli topraklar üzerinde, gıda stresi gittikçe büyüyen, ithalat bağımlılığı hızla artan bir ülke durumundan kurtulamayız.
Sonraki yazılarda farklı konuları dikkatinize sunmak üzere, tüm üreticilerimize sağlıklı, huzurlu bir hayat ve yeni sezonda bol ürünler, bereketli kazançlar dileriz.
Kaynaklar
1.TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu): Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) ve Dış Ticaret İstatistikleri (2014-2024). tuik.gov.tr
2.TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO): Türkiye Tarım Raporları ve Tarım Alanlarındaki Kayıplar Analizi. zmo.org.tr
3.TEPGE (Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü): Ürün Raporları ve Arz-Talep Dengesi Verileri. tarimorman.gov.tr
4.Dünya Bankası (World Bank): Agriculture and Rural Development Reports. worldbank.org
5.T.C. Sayıştay Başkanlığı: Tarım ve Orman Bakanlığı Denetim Raporları (Desteklemelerin Etkinliği Analizi). sayistay.gov.tr