Ana akım medya kuruluşlarından birinin başında, ismi ve soy ismi milli bir şairimizle aynı olan bir zatın uyuşturucu, taciz ve ahlaki dejenarasyon suçlamasıyla göz altına alınması toplumda farklı tepkilere neden oldu.
Çoğunluk, söz konusu şahsa yönelik eleştirilerini dile getirirken, zaman geçtikçe onu savunanlar da seslerini yükseltmeye başladılar.
Şahsın babası Filistin poşisini boynuna atkı yaparak onu savundu. Oğlunu Hz. Yusuf’a benzetti, Filistin ve Gazze davasına sahip çıktı. Müslüman dünyasının sinir uçlarına dokunarak taciz, şantaj, uyuşturucu ve tehdit gibi ağır ithamlar yöneltilen oğlunu aklayabileceğini hesaplamış olmalı.
“Kahraman babanın” kuyuya atılan Hz. Yusuf kadar temiz olduğunu iddia ettiği oğlunu savunduğu görüntüler dikkatimi dağıttı doğrusu.
Kutsal değerler ve haklı davalarla dikkat dağıtmayı mücadele yöntemi olarak seçen ilginç bir zihniyet.
Mücrime değil, onun pervasız avukatına ayar olduğumuz sahneler olur ya, öyle oldum doğrusu.
Neyse, konumuz avukat değil, zanlı.
Çoğu insanın zanlıyı eleştirdiğini ifade etmiştim.
Şahsen, çoğunluğun cephesinde olanlardanım.
Şahsın adını ve çalıştığı kurumunu vermedim. Zira sorun şahsın kendisi değil; bu şahsın kişiliğinde deşifre olan bir zihniyet, duruş ve yaşantı biçimi meselesidir.
Meslek hayatımın 31’inci senesindeyim. Bizim tayfada evrensel ahlak kurallarının bile ötesinde yaşayan o kadar çok insan var ki. Ancak kimsenin hayatıyla hiç ilgilenmedim bugüne kadar. Ne de olsa “tutarlı” bir hayat sürüyorlar ve inandıkları gibi yaşıyor, yaşadıkları gibi biliniyorlar dedim hep.
Ancak bu kez durum biraz farklı. Elde ettiği kurumsal gücü istismar ederek evrensel ahlak kurallarını, devlet yasalarını, yaradanın emir ve yasaklarını çiğnediği, dahası toplumu aldattığı ithamı var. Bunlar ciddi meseleler ve sadece beni değil; bütün bir toplumu ilgilendirir.
Doğru bilgi hayat kurtarır.
Sahih bilgiye ihtiyacımız var. Bu bilgi kimin nasıl yaşadığı, ne yediği, ne içtiği, kiminle ne yaşadığı ile ilgili değil; güç istismarı üzerinden yasa dışı bir faaliyet olup olmadığını ortaya çıkaracak bir bilgi olmalıdır.
Mesele burada düğümleniyor. Ortada bir güç istismarı ve yasa dışı bir durum var mı, yok mu?
Kişinin hiyerarşik yapıdaki yetki veya makamını; avantaj elde etmek, insanları kendi istediğini yapmaya zorlamak veya onlara zarar vermek için kullanmasının hem yasalarda hem de örf ve adette karşılığı var.
Burada bir çürümeden söz ediyoruz. Toplumsal bir çürüme. Bu toplumsal çürüme nereden başladı bilmiyoruz ama kokusu medyadan geliyor.
Güvenilir bilgiye olan ihtiyacı karşılayamayan bir medya dünyası ile karşı karşıyayız. Üstelik bazı yöneticilerin ruhunu şeytana sattığı iddiası.
Toplumun güven duygusunu erozyona uğratan meseleler.
Güven duygusu tek kullanımlıktır, daldaki kuşa benzer. O kuş, bir kez uçtu mu, aynı dala bir daha konup konmayacağını ancak Allah bilir.
Bu dejenerasyon devam ederse, ister özel sektörde olsun ister kamuda, hiçbir yöneticiye güven kalmayacak.
Yöneticilik önemli bir pozisyondur. Bu pozisyonunda bulunan şahısların misyonlarına leke sürecek tutum ve davranışlardan uzak durmaları gerekmez mi?
Gayri ahlaki yaşayanlar, sabırsızlık davrananlar, fevri tepkiler verenler, tutarsız kararlar alanlar ve güç istismarında bulunanlar…. Evet bunlar sadece kendilerini değil; çalıştıkları yapıyı, aile kurumunu, dahası bütün bir ülkeyi de kirletmiş olduklarını bilmezler mi?
Kendisini müstağni kabul eden, her şeyi yapmaya muktedir sanan, doyumsuz ve şımarık tiplere sahip çıkmanın toplumsal sonuçlarını düşünen var mı?
Toplumu ayakta tutan şey, yüksek ahlaki değerlerdir. İnsanlık, varlığını bu değerlere borçludur. Bu gerçekleri akılda tutmayanların durumu, gün gelir aslandan kaçan yaban eşeklerinin durumuna benzer.