Manevi aşamalarını, "Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluş" olarak tanımladığımız bir ramazan ayını daha geride bıraktık.

İnananların ibadete yöneldiği, kişisel muhasebelerini yaptıkları ve geleceğe yönelik perspektif oluşturmaya çalıştıkları bu mübarek ay, ne yazık ki kötülüğün her seviyede adeta pik yaptığı, dahası her gün ivme kazanarak yükseldiği bir atmosferde geçti.

Gerek dünyanın genel durumuna, gerekse tek tek insanlara baktığımızda kötülüğün neredeyse her yerde olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Sanki bilgiye erişim kolaylaştıkça ahlaki çöküntü daha da derinleşiyor. Fenalık, bulaşıcı bir virüs gibi “kötü” etmiş çoğu insanı.

Çirkinliğin sadece insanları değil, kimi devletleri de rehin aldığını anlamak için sadece 10 dakika televizyon izlemek yeterli. Uluslararası hukuk sadece kitaplarda bir ifade olarak kaldı. Gücü eline geçiren haydut devletler, hiçbir kural tanımadan saldırmayı doğal bir hak kabul ediyor. Kuralsızlık, tutarsızlık ve haksızlık uluslararası norm olarak kabul görüyor.

İnsanlar da bir tuhaf. Sosyal çürüme aileleri tehdit ediyor. Sosyal medya hasta ediyor. İçerik üretme aşkına en mahrem anlarını sanal medya üzerinden elalemin beğenisine sunan kişi sayısı giderek artıyor. Fenalık, neredeyse pandemi haline geldi.

Peki ne yapmalıyız?

Galiba bu kötülüğe dur demenin yolu tarihi, özellikle siyeri (peygamber tarihi) yakından incelemekten geçiyor. Tekerrür ettiği için çözümü tarih sayfalarında aramak iyi bir yöntem.

Bugün yaşamakta olduğumuz sorunlar daha önce de yaşanmış. Her defasında filozoflar durumu incelemiş ve tanımlamış, krallar tahakküm kurmaya çalışmış ama peygamberler hem durum analizi yapmış hem de hem de kötü gidişatı değiştirmek için ana ilkeleri ortaya koymuşlar. İslam peygamberi Hz. Muhammed de, tıpkı önceki peygamberler gibi yapmış.

Onun duyurduğu ana ilkelere kulak verilmesi, yani ramazan ayı boyunca yakalamaya çalıştığımız ahlaki değerlerin yaşamsal bir omurga haline getirimesi iyiliğin tesis edilmesinin anahtarı olabilir.

Hızla yayılan ve kurumsallaşma yolunda ilerleyen kötülükle mücadele etmek için iyiliklerin sayısını arttırmak gerektiğini söylüyor teorisyenler.

İyiliğin sayısını nasıl arttıracağız? İyiliğin duyurusunu hangi kanallarla yapacağız? Ayıp, günah, haram ve yasak listesi oluşturmak fayda sağlar mı?

Erdem, meşruiyet, hesap verebilirlik, iyilik, liykat, vicdan, infak, estetik, samimiyet, adalet ve istişare gibi olumlu değerlere referans veren bir yol haritası daha pozitif bir yaklaşım olur gibi geliyor.

Kur’an ayının üzerimizde hep devam etmesini istediğimiz ruhunu yılın geri kalanında da yaşamak, ramazan ayının ritmini yaşam şekli haline getirmek her müslümanın soylu özlemi olmalıdır.

Doğru ve ahlaki olana sarılmak için ciddi bir karar almak ve alınmış karara sadakat göstermek inançlı insanın kendisine vereceği en önemli söz olmalıdır.

Mümkünken kendine sınır koyabilmek, öfkenin üstesinden gelebilmek, empati yapmak, başkasının ihtiyacını hesaba katabilmek gibi tutumlar, duyarsızlaşan topluma belki bir ses olur. Ünlü Rus Edebiyatçı Lev Tolstoy’un ifade ettiği gibi, “acı duyabiliyorsan canlısın; başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın”.

Başkasının acısını hissedebilmek bir eğitim işidir aynı zamanda. Onun için “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi”, sadece orta öğretim müfredatında okutulan bir ders değil, herkesin yaşamına sirayet etmesi gereken bir yaşam biçimi olmalıdır.